ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

Mektup

Istanbul dan mektup var.
İşte,yarı suda yarı gökte,
Ayaklarında bağlı martilarin..
Islak hatıralar..
Gözyaşı mı deniz mi bilinmez..
Tuzu var içinde kelimelerin,
Hayatın tadı var..
Kanatlarinda umut
Seslerinde feryat var
Istanbul dan mektup var..
2012

16 Eylül 2013 Pazartesi

Yoldan yolculuktan kelimeler

Bu da yol hatirasi kalbimin...istihare yazilir ya hemen ,unutulmasin diye..onun gibi 12 eylul 2013 /7 zilkade 1434 gitmeden hemen once gelmeden...

Önce/

Uçakla
metroyla gelmek _size
Para, akbil ,jetonla çalışan
Zaman makinesine ilismek..
Modern zamanda tutunmak_ipinize
insanların
taşıtların
bakışların
' ahir zaman'in
ve Kalp atışlarımın
hızına rağmen
yavaşlamak..
binlerce yüzün
üzerine Okumak ..
Duayı ummete Muhammed
Sizdeki şefkat merhamet
gözlerini kapamak...
eski istanbul hatirasi
Yokuş çıkmak
Çamlıcanın yanıbaşında
Ağaçların
fikirlerin
duyguların
Ve insanların
kalabalığına rağmen
Kalabaligima rağmen
Yalınlaşmak
Mesela
Hayal kurmak..
Kahve kaynatmak
mesela
yüreğimin közünde
Film sahnesi iste..
Rengi efekti
Görüneni gorunmeyeniyle
Bakır kulplu fincanla
sunmak yangınımı...
Yasadigim yerin sıcağını ..
yollara nasil baktığımı..
Başucumdaki Mesnevi yi
Liyakatsizliğimi...
Şu oyuncak dünyanın
ulaşım araçlarınIn
hepsinin
Butun hizina ragmen
bana derin vadiliğini ..
Hac yoluna
düşmüş birinin
Zafiyetini
acziyetini
ümidini

Sonra /

Kapıdan girerken
Belkıs gibi
Eteklerimi mi toplasam
Takva bu değil mi
Şu dikenli çalılık kalbim
/e Gül Efendim...
Artık kelimelerim
Kül efendim...
Lal dilim...

Daha sonra/
Ay
Aydın
Aydınlık
...

25 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

          Gökyüzünün çörekotları demişti biri sığırcıklara..Gökyüzünün sedef taşlarıydı martılar İstanbul da...Göğün menevişi,yerin dalga dalga vurmasıydı kalbin kıyılarına..Yolda olmanın,yola koyulmanın huzurunu bir iç burkuntusu izledi,kelime havayı karartacak kadar etkili bir sihirdi,başımı kaldırıp göğe baktım,her yer sisti,sis kedere ne kadar benzerdi...Devam ettik,yola devam,güneş yükselene kadar,deve yavrularının ayaklarını kızdıracak kadar çöl kumları,kuşluk vaktine kadar,duha vaktine kadar...Aydınlatan aydınlatana,merhametlilerin merhametlisinin dargın olmadığına binlerce şükredene kadar..
    Elimde Beş Şehir'in İstanbul u,muhteşem tasvirlerle şehri İstanbul,mimarisi,musikisi ve kendisi,ille sahabeler,veliler,sultanlar barındıran kendisi,açtı kendini bambaşka bir bakışla yine...
    Menzile varmamız ise bambaşka bir hikaye,bu insanlar lütuftan,himmetten başka hangi sebepten hizmet eder bize..Nedir bir otobüs servisini en az yedi kişiye sorarak bir Kuran Kursunu aramaya iten,patronundan zar zor izin alarak..Bir dolmuş şoförü neden son durağı geçip ticari taksi gibi kapının önüne getirsin ki,ücret talebine dua edin yeter desin...Varınca kapıda Valide Sultan karşılasın,Baba evinde yüzlerce kişi ağırlansın,''Kızım'',''İslam Ordusu'' denilsin..İstanbul her seferinde bir başka ya,baba da her seferinde bir başka,bir kız her ziyaretinde başka bir kapısından giriyor baba evine demek ki...Babasının bambaşka bir hususiyetini görüyor,belki evden ayrıldıktan sonra tanıyor,belki çok özlüyor,belki senede bir gün yeniden gözgöze geliyor,ve tüm dertlerini okuyor da baba yüreği,kavuşma sevinciyle yükselen yüreğine sesleniyor:
-Efendimiz'e miracda soruldu,''Seni neyle mükafatlandırayım?''
-Efendimiz çok çilelerden geçtim,kullukla dedi...
Kulluk en büyük mükafat,kızım..Nasıl kul olursun...Menfaat için eğilme,ben deme ,kulsun...
Tüm azaların göz kulak kesildiği an,kaç zamandır müthiş bir iştiyakla,canın uyandırmasıyla düşünüp durduğum şehadet canlanıyor,
-En zor imtihan,Allah ın şahidi olabilmek...
Benim denizim,göğüm,martım,istanbulum...Ve içime ne zamandır düşürdüğünü tasdikliyor,imandan ihsana giden yolun vasıtası şehadet...Şahit olanın kendiyle işi ne,çıkıyor kendinden ve hizmet...
-Diğergam olmayan kalpte inkişaf başlamıyor...
-Herkes problemini Efendimizde çözer,fiili kıstas..ve onu tanımanın tek vasıtası takva. .Büyük netice isteyenler,gaye büyük vasıta küçükse ne ala...Ve dudaktan bal damlar,ahla eyvahla nedametle kalplere bazen kan damlar...
-Tazim bil emrillah,şefkat ala halkıllah..
-Hanım,iki sonsuz,-sonsuz,+sonsuz arası...Örnek alacaksak:Hatice...
-Benim sağlığımda vefatımda sizin için hayırdır,amelleriniz bana ulaştırılır diyor efendimiz,O nu amellerimizle ziyaret edelim...
-Sizden bir kişi yirmi kişiye bedeldir,ve hafifletme bir kişi iki kişiye bedeldir.Enfal...Bu ayet düşünme ödeviydi...
***
         Eyüp Sultan da sonbahar..Sabah da şahit Eyubun zikrine,duasına kuşlar bir olmuş imamlarla,çınarlar duaya durmuş,bir ağlamaktır almış herkesi pencere önlerinde...Yere düşen yapraklar,İstanbul da sonbahar...Simit ve çay..Bir sürü farklılığın rengiyle sevmek birbirini..Rabbin sevdiği birini ziyarete gitmek ve duymak Rabbini çok seven birini,bu kadar yakın hissetmek ilk kez gördüğü birini,koklamak artık o koku sümbül müdür yoksa reyhan mı,gül mü?Naz makamı nasıl bir yerdir,aşkla bedenden düşmek züleyhaların kaderi midir?Tek istediğim cemali,daha ne olsun diyen ve bu kadar da mutlu kalabilen başka kim bilir kaç veli vardır?Muhabbetin bedeli herkeste aynı mıdır?Dönemeçlerde bize düşen kararlar yolu uzatır mı,insanları idare etmek yol aldırır mı,ana baba kardeş neresinde gönlün,nereye koymalı?Bir kadının günü ayı yılı nasıl olmalı?Yatalak bir insan geceleri yorulur mu?Bu başka aleme bir geçit var mı?Kabe her zaman yerinde mi,yoksa ona varamayanlara o koşmakta mı?......
        Bir vapurda dalgalanan griye giydirmek hüznü,ve giyinmek İstanbulu,sübhanallah zikriyle,günde en az yüz kez hayran olmalı...Ve acıkmak..Ve ayrılmak,kapısından geçerken içinin kaldığı caminin şadırvanında bakışlarını yıkamak,ve saat...Yetişmeye çalışmak...Ve dönmek..İstanbula gitmekten memnun,Ankara ya dönmekten memnun,halinden memnun iki gün iki aya,iki yıla bedeldir...Dönünce haberini almak müthiş perşembenin,eh napalım biz demedik mi,
            Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir..
            Gözlerin,gözlerin,gözlerin hayat verir..

19 Eylül 2011 Pazartesi

Yolculuk

        Ezelden yolcuyuz ya ebede..Yola dair hisli cümleler var derinlerimizde..Her yolculuk kendinde ve kendine dairse de çıkabilmek var kendinden belki bir kavisli yol dönemecinde..
        Şimdi gönül sükunetli bir yolculuğa çıkmak ister,yolların sahibine teslim olmak ister,zaman makinesini kurup ayarlayanın düzenine hayran, lütuflara boğulmak ister...Şehirleri müşahhaslaştıran gönül,İstanbul u bir dost gibi bağrına basmak ister..Aslında İstanbul un onu bağrına basmasını ister,gönül bu ister de ister...Mesela kulağı vardır gönlün,fikrimin ince gülü tınısıyla  varıp hikmetlerle dönmek ister..Gözü vardır ki bu yolculukta en çok onun payı vardır belki,bir insan güzeline bakmak,ve bir bakış almak ister,gözlerini kapattığında bir İstanbul akşamına,bir Ankara sonbaharına,belki bir okul çıkışına üçüncü gözde beliren bir rehber ister...
        Yolcu olmak,yola koyulmak,yol almak,yolda olmak diyorum...Özledim diyorum ebedi,başka türlüsünü yorgunum anlatmaya....

6 Haziran 2011 Pazartesi

Gönülle Hasbihal


-Nasılsın?
-Hamd duasında..
-Nasılsın?
-Ne asılsın,aslın ne halde,halin nasıl?Soruyorum,ağırlığına talip olarak halinin,bedelini ödemek üzere soruyorum nasılsın?Aslını bildiysem halinin,dermanını aramam gerek derdinin,soruyorum nasılsın?
-O zaman sorma,kaldıramazsın..Kim yüklenir gönlün yükünü,dağlardan kuvvetli misin,az mı emanetin?
-Sensin benim anlamım,anlat nasılsın?
-Bir Medine gülü kokusu isterim,ararım bulamam,içime çeksem koklayamam,bataklığa alışmış burun gül koklayınca bayılır kalırmış,korkarım..Hanımeli,iğde kokuları karşır şehrimin ısınan akşamlarına,sevsem de alışamam..Burnumu sızlatan o kokuyu hiç bir yerde bulamam..Avcuna düşen yağmur damlası değer taa içime,onun için mutlu olursun sen,bir haber alt üst eder toprağımı heyecanlanırsın,çatlarım da bazen kuruluğundan,daralır kalırsın.Nereleri çeker içim,hangi şehirlerde gezerim her dem,bilemezsin,kah bir İstanbul şiiri dökülür dilinden,kah bir Medine havası solursun,kah Mekke nin çekimine kapılırsın iki leylekle gökte dönen,kah nemli bir kızıldeniz hayali soluklanırsın,el Halil de dolanırsın da cesur bir ürkeklikle bazen,Kudüs le bayraklaşırsın,tümden dünya silinir bazen,bir avuç toprakla umutlanırsın...
 Renk olursun,yeşile meftun..Renksizliğe hayran..Kırmızıya giryan..Son mavidir yine de,umut ve ölüm,gök ve deniz..Söyle şimdi medinenin göğü başka bir mavi,kubbesi başka bir yeşil değil mi?Haydi çözebilirsen çöz derdimi...
-Allah ın verdiğini men edecek,men ettiğini verecek yoktur.Lekad mennallah..
-Hamden kesiran tayyiben mübareken fih...

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Özlemek..

Her şey bir özden bir kabuktan oluşmuş ya,insanlar birbirinin özünü severmiş ya aslında,özden özge tecelligah da yok esmayı hüsnaya...
Hayat bu ya,bir gün bedensiz bir güzel görürsünüz efendim,kabuksuz bir öz..Özümsersiniz,özünüz özüne karışsın istersiniz,özlersiniz,yanındayken bile...Yokluğunda özlemek,özün yanında kabuk gibi...
Özlemek,kelime olarak benziyor mu türevlerine?..İzlemek,iz sürmek demek,takip etmek..Özlemek,öz sürmek,takip etmek mi?Gözlemek,bakışını bir yere odaklamak demek.Özlemek,özünü odaklamak mı?Ellemek,dokunmak,özlemek hissetmek mi?Gizlemek,gizemli hale getirmek,saklamak demek,özlemek özlü hale getirmek mi?
Özlersiniz,ondan aldığınız en ufak haber,muhayyilede dev olur,aileniz onunkine benzesin istersiniz,eviniz evine,yüzünüz yüzüne,sesiniz sesine,tepkiniz tepkisine,imanınız imanına,ahlakınız ahlakına,özünüz özüne...
Aslında diyecektim ki,İstanbul a gidesim var..Bir deniz havası çekip,ruhaniyet soluyasım var.Hatta içime bir İstanbul depolayıp buraya dönesim,ne zamandır,noolur bişeyleri beraber izleyelim diyen yavrularla şu eski ve şirin diziyi izleyesim var..Gönül işte..Yağmurda yürüyesim var,leylak koklayasım var...
Hudutsuz şükürler hamdler,ne kadar nimetler içindeyim,son söz yerine,kalp iklimi olaylardan özgür,binlerce şükür,iyi ki sohbet var!!!

19 Mayıs 2011 Perşembe

İstanbul da olmak...

İstanbul da bir taze nefes olsam...
Sen de beni içine alsan.
Orada kaybolsam.
İstanbul da bir taze nefes olsam...
Denizi yutsam
Havayı tutsam
Kaybolsam...
İstanbul da olsam...

29 Eylül 2010 Çarşamba

İstanbul dan Kalan Bir Uzun Bakış ve Bu Kadar da Olmaz ki...

     Aşk üzerine düşünürken ve İstanbul deyince gözlerime hücum eden mavi denizin yerine oturan bir çift kahverengi,düşününce siyah bakış ve beyaz fonu nasıl anlatacağım derken.Deniz kokusu yerine yerleşmiş bir misk kokusu titretirken duyularımı ve aslında önceden yazılarını okuyamadığım birinin yazıları nasıl gelip oturuyor içime..Bir de itiraf iyi mi!Bu kadar da olmaz diyorum içimden,olduğuna belki yüzbin kere şahitlik etmeme rağmen.Oluyor yazılar öyle sitelerden filan çıkmıyor karşıma,tavan arasından çıkan fotoğraflar tadında geliyorlar,bahçede,annemin evinde,olur olmaz yerlerde..
   
     Öyle karmakarışık ki duygular,safaya ermek zor görünüyor,sonra her şey flulaşıp bir O kalıyor oh ne güzel diyip derin derin nefes alıyorsun,Koku alıyorsun,alıcıların kalite ve ivme kazanıyor.Dokunuyor ve dokunduğunu hissediyorsun.Sıcağın soğuğun ve ılığın bir anlamı var,yeşilin kırmızının kahverenginin beyazın,gördüğün aydınlığın ve göremediğin karanlığın.Duyduğun seslerin,ağlama ve gülmelerin.Çoğalıyorsun,başını önüne eğiyorsun,yere baktıkça göğe bakmayı öğreniyorsun.

    Bakıyorsun,bekliyorsun,adam akıllı gözlüyorsun.Baktıkça açılıyor,gözlerinle konuşuyorsun.Ya bakış beklemek.Bana baksınla bakınca gözlerini kapamak arasında kalmak.Sonra açınca o bakışı kaybettiğine yanmak.Adı ne ola ki bu duygunun..Besbelli adı aşk.Herkesin aşkı kendince,küçüğüm küçücük aşkım,büyükler üçüncü gözle seyretmekten bahsediyorlar,iki göze seyran talimi yaptırıyorum, olsun...

   Olsun,gözlerime beyaz bir ışık dolsun,adı nur olsun,diğer görüntülerin renkleri solsun,olsun...Kapat gözlerini diyemesemde hem sesime hem kulağıma dolsun;

Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir
Gözlerin,gözlerin,gözlerin...
Hayat verir
Aşkın ise eceldir...

28 Eylül 2010 Salı

Aradığınız Kişiye Şu An Ulaşılamıyor

Ne çok hayat var,ne çok çokluk..Ne çok çocuk var,ne çok anne..Artık,sustum dinliyorum ben de..Sen de haklısın evet,ve ben yorgun..Neden olmuyor derken açtım kendimi sert eleştirilere,iyi oldu sakin kavgasız savunmasız dinlemek ,sakin olmak ne güzel.

Dinlemek su içmek gibi tutturduysan içinde bir kıvam.Yoksa içini cıvıtan bulandıran.Susmaksa bir oruç belli,Meryem den,Zekeriyya dan kalan,yadigar hem,hem müjdeli olan.Sustukça susuyor insan,su içmek için dinlemeyi öğreniyor belki.Sakin olmayı..

Hala içimde bir disiplin oturmamış ama,niye bu felsefe 'keep calm and carry on' cümlesiyle canlanırda teenni gelmez,bak kelimeden bile şüphe ettim,böyle miydi sahi,acelesiz sukunetle yaşamak..Yok mudur bunun hat levhası?

Sakin olmak..s-k-n..Düşünelim.Mesken tutmak,iskan almak,sukunet bulmak,durulmak.Bir yer edinmek ve orada kalmak,oradan oraya düşüp çıkmamak.Sabretmek belki,çıkıp bir dağın başına oturmak,ağzına kadar dolu bir şişeyi sıkı sıkı kapamak.Kaktüs olmak,içinde tuttuğu suyla mutlu,sıcak ayazları karşılamak..

Nasıl görünüyorum dedim bir dosta,iyi dedi oldukça iyi görünüyorsun.Sonra bir baksam,tık tık,kimse yok..Nereye gidiyorsun anlamadım..Aynen öyle,aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.O muhtemelen şimdi dünyayı sırtlanmaya, sesiyle sonucu etkilemeye ,herkesi bir standarda sokmaya,gücü yetermişçesine çocukları için en iyiyi yapmaya çalışıyor,ya da belki düpedüz uyuyor.Konuşuyor belki,belki sadece saçmalıyor.Sakinleştiği,ağlayıp yaklaştığı zaman yeniden deneyin,inşallah..

Halbuki birbirinden nice farklı ne çok hayat var.Ve hayatta ne çok çokluk,ne çok çocuk ve de anne,şimdi sustum dinliyorum ben de...

24 Eylül 2010 Cuma

İstanbul dan Kalanlar...2

Kaç filozof,kaç hoca,kaç alim iki saatte insanın hakikatini, nereden geldiğini ,hangi ihtiyaçlarla doğduğunu,nereye gideceğini,ve ideal insanı kalbi tatmin ederek anlatabilir?Ve dinleyen herkesin bakışlarını bile kelimelere kilitleyebilir?Kızım deyip ruhunu okşayabilir talebelerinin?İmrendim çok, ben o kızlara..

İdeal ,kamil insan olmanın temel ihtiyaçları gafletle karşılamamakla doğrudan ilgisi olduğunu daha iyi kavrıyoruz bu kez.Üç ihtiyaçla doğuyor insan.

1-Gıda
2-Öğrenme
3-Terbiye

1-Manen ilerlemek için yenilen lokmaya çok dikkat edilmesi gerekiyor.Maddi haram(Kuranda yasaklanmış gıdalar),manevi haram (faiz,haksız kazanç vs.) karışmayan gıda hiç bir aşamasında gafletle karşılaşmazsa,yine gafletsiz,besmele tefekkür ve teşekkürle yiyene şifa oluyor.Lokma öyle önemli ki üzerine bir başkasının gözü bile değmemesi gerekiyor.İnsanın canının isteyip yiyemediği şey diğer yiyene zarar veriyor,irkiliyorum..Kızgın veya muhabbetle yapılan yemek o ev halkının ya sıkıntısını ya huzurunu hazırlıyor,farkeden Allah dostları o yemeği yemiyor..Gıda psikolojisi bizi derinden düşündürüyor.

2-İnsanda öğrenme izleme ve takiple başlıyor,sorularla devam ediyor,tefekkürle yol alıyor.İdrak seviyesine göre hayrı ve şerri bol misalle telkin etmek gerekiyor.Çocuğu asla kendimizin bilmememiz,Allah ın bizi onun bu üç ihtiyacını karşılamak için memur ettiğini sürekli kendimize söylememiz gerekiyor.Sevgi yok mu ihtiyaçların içinde derken ben,bunların hepsi muhabbetle olacak deniyor.Muhabbet temel şiar...İlmin zemininde Allah korkusu ,sevgisi ve Kuran olacak..

3-Mürebbi önemli.Kökeni Rab çünki.Terbiye eden Rab olacak,onun terbiye ettiği resulu tanımak en büyük tahsil..Bunun içinde faniliğini bilmek,zikir ehli,sürekli hatırlayan olmak gerekiyor.Tamirci tamir ettiği eşyadan bilinir.İnsan şahsiyete hayrandır.Tüm davranışlar ekmel,en olgun,ecmel,ahsen,en güzel olana kadar terbiye olacağız,mürebbi olacağız,anne olacağız..İnsan olacağız,cenabı hak insandan kalbi selim istiyor,bu da ancak cömertlik ve insanlarla geçimle oluyor..

   Dil eğitimi çok önemli.Mürebbi kalbin inkişadı için Kuran lisanıyla konuşup Kuran lisanını öğretmeli,zira Kuran,
Kavlen kerima,cömert söz
Kavlen mensura,yardımcı söz
Kavlen mağrufa,affedici söz
Kavlen leyyina,kolaya gelen söz
Kavlen beliga,ikna eden kalbe işleyen sanatlı söz
diyor.Her birinin muhatabını ayırmak gerekiyor.Ana babaya kavlen kerima,muhtaca kavlen mensura,kusuru örtücü kavlen mağrufa,çaresiz durumlarda kavlen leyyina,ve silahı söz olana kavlen beliga söz söyleyin diyor.Kullarım aralarında en güzel sözü söylesinler diyor..Hikmete güzel sözle davet etsinler diyor.Çünkü hikmetli söz ruhu dinlendiriyor,dinleniyor ruhumuz burada olmaktan çok mutluyuz.Tüm bu sözlerin sonuna gevezelik yok diyor,utanıyoruz..

   Bir insanın bu üç ihtiyacının karşılanması hizmet oluyor,ve insan hizmeti ile değer buluyor.Hizmetiniz kadar değeriniz var diyor,Topluma hizmet derken,şeytan yalnızla beraberdir,takım ruhu oluşturacağız,mümin kardeşiyle çoktur deyip gerçek hizmet insanının dikkat edeceği  hususları açıklıyor.

1-Toplum içinde bulunmak,insanların ihtiyaçlarını tespit etmek.
2-Öğretmenliği sevmek.
3-İslami hassasiyet sahibi olmak.
4-Motivasyon,ruha hitap edecek bir damar mutlaka bulmak.Problemli öğrenciyle özel ilgilenilecek.
5-Sıklete katlanmak.Kalp dergah olacak.herkesi sevecek,sıkıntıyı da sevecek,Mevlana gibi, ümitsizlik yok,bin kere bozmuş da olsan tövbeni yenile gel diyeceğiz.Anne olarak da öğretmen olarak da böyle diyeceğiz,anne olan şükredecek,olmayan üzülmeyecek,Peygamberimizin yoğun muhabbetinin olduğu ama çocuğunun olmadığı Ayşe yi düşünecek,onun gibi hizmet edecek.Çocuğu olan önce güzel isim koyacak,efendimiz yük koyacağı devenin bile ismini sorup güzel olana koyuyor.Çocuğun ortamı güzel tutulacak.Kabahat görmezden gelinmeyecek,güzel davranış ödüllendirilecek,cezayla arsız edilmeyecek,elden geldiği kadar çok misalle öğretilecek,sonra yapar denilmeyecek...Enes nasıl terbiye olundu,iyi bilinecek.
6-Manevi yolun kıymetini bilmek.
Aklıma kazınan cümle bu seminerden LEKAD MENNALLAH..Ne çok söylendi,aşkla,şevkle..Şüphesiz ki Allah sana çok cömert davrandı çok bol verdi,çok ihsan etti,Mennanlığını sana öyle sergiledi ki sana,bana alemlerin efendisini peygamber etti.
Lekad mennallah,elhamdülillah..
Tasavvuf kalbin safaya ermesi inşallah..

23 Eylül 2010 Perşembe

İstanbul dan Kalanlar...1


Sıcak dost sohbetinin ısıttığı telaşlı kalbimi ıslak ve soğuk  görünen bir genişlikle karşıladı İstanbul..Karanlık daha hüküm sürerken indik Aziz Mahmud Hüdai nin alt sokağına,yanımızda bir köpek,türbede kediler..Kapı açılınca hemen aşağı indik.Ne güzel hücreler..Işıklar sönük..Yerler soğuk..Bir pencereyle benim adamlar zannettiğim kabirlere açılıyoruz.Kapanmıyor pencereler..Kapanıyor gözler..Sağımıza dönüp uzandığımızda duyduğumuz kilit sesi,ama kapanıyor gözlerimizle beraber her alıcısı insanın,teslim oluyoruz uykunun güçlü kollarına,uyandığımızda saat sekiz buçuk,sübhanallah diyorum ben gülüyor arkadaşlar,kapı kilitli,biz içerdeyiz..Tüm ağrılarım geçmiş,bir yanım buz gibi ama üşümüyorum,dışarda buluşacağımız biri daha var,dokuz buçukta açılacakmış diyor,ben çareler arıyorum,arkadaş teslim,burası çok güzel yat Nagihan...Biraz daha,arzu bir hadis okuyor,sırf muhabbetle ziyarete giden kişi...Zaman ayarlanmış,tam vaktinde gidiyoruz gideceğimiz yere...Yolculuktan nasibim ezgi ve bu tatlı uyku,bir bardak suyun idraki oluyor..Renksiz,kokusuz,tatsız,saydam,akan sadece hissedilen bir şey su..İnsana en çok lazım olan,şaşırıyorum bu tefekküre..
Bir anne şefkati ve merhameti var,Süreyya annede,kızlarıma öğütler başlığında anlatıyor sanki umre hatıralarını.Eşine böylesi aşık bir anne,nelerle dolduruyor kızlarının çeyiz sandığını.Ravzaya sadece bir kez gittim diyor,efendi edeple giden ecirle çıkar,kalabalıkta girmeyin dedi,diyor..Söz dinleyen huzur bulur diyor..Efendinin bir gün kızdığını görmedim diyor,ve eşine beni ahirette unutmazsın değil mi diye soruyor,aşk bu diyorum..


Efendisini görüyoruz sonra,annenin hazırladığı ruhumuzla bir baba şefkati umuyoruz şimdi,heybetinden ürperip,üzerindeki beyazın ışığına gizlenerek.Şükür ve teşekkür halindeyim,diyor,şükrediyoruz..Bir hadis okuyor,sadece muhabbetle kardeşini ziyaret eden kişi..Sen kardeşini ne kadar seviyorsan Allah da seni öyle seviyor...Ömür bir bardak su gibi diyor sonra,irkiliyorum,tüm damlalar son damlaya hazırlıktır,su gibi bir ömür istiyoruz..Hayatın en çok içinde olanlar peygamberlerdir,her adımda ahireti hedeflediklerinden ömürleri sıkıntılı da olsa huzurludur diyor..Nereden geldik diyor ve anlatıyor,önce topraktık,su  ve aydınlıktı gıdamız,sonra ceddimizden beslendik,sonra anne karnında kan oldu gıdamız,dünyaya geldik ve çeşitlendi gıdalar,bitmeyecek kabir gıdamız da farklı olacak,ahiret gıdamızda..Yevmil hulud,son gün gıdası hazırlayacağız kendimize,yevmil huruc,çıkış gününe hazırlık,yolculuk alışverişi yapacağız.İbrahim as.canını ,malını,evladını gönlünden verebildi ve karşılığında Selam ı aldı..Yevmi yubasun,dirilme gününde mahzun olmamak kalbini özgür,selim yaptı.Zaten Allah zihinle tanınmazdı.Zihinle tanımaya çalışanlar,sırtlarında kitap yükü olan merkeplere benzerlerdi.(Cuma)Allah ı gerektiği gibi yalnız alimler bilir,ilimde gönül işidir,lezzettir..İlahi lezzet gelince fani lezzetin hükmü kalmaz,en büyük sanat eseri sahabedir,gerçek tahsil,efendimizi tanımak,onu yaşamaya çalışmaktır.En büyük lezzeti efendimiz tatmış,en girift sıkıntılar yumağını o lezzetle çözmüş demek ki,bu lezzete şahit olan sahabe,kimi muhacir,kimi ensar..Bizden beklenen insansa onların tattığı lezzete talip olan ihsan sahibi,vesselam..

20 Eylül 2010 Pazartesi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...