9.9.17
Içimdeki ferahtan sana sığınırım Rabbim..
Içimdeki ferahın, sevincin gaflete dönen yüzünden sığınırım, senden sana sığınırım , sana sığınmamı engelleyen meşguliyetten, kalbimi ve kalbimi çevreleyen kalpleri gözetememekten sana sığınırım.. Sana sığınamamaktan , ve dahası senden baska sığınaklar aramaktan sana sığınırım. Seni gazaplandiracak her hal ve işten rızana, yapıp ettiklerimin sonucundan senin affına sığınırım..
Içimdeki sevinç ve mutluluktan sana sığınırım ki bu da geçer, sevincimin elinden sen tutmazsan, bu hal de her konup göçen gibi geçip gittiğinde sensiz kalmaktan, denizde yakarırken karada nankör ve şımarık olmaktan, darda zararda gece gündüz yalvarıp, serrada geniş ve bollukta unutmaktan ve unutulmaktan, çekemeyeceğim yükten sana sığınırım..
Anladım işim bitmez sana yalvarmaktan gayrı...
17 Eylül 2017 Pazar
Bu da geçer ya hû
1 Aralık 2014 Pazartesi
Gözünü kapa...
Çek perdelerini
beden penceresinin.
Gözünü kapa
Yürü içinin içindeki
En derin
En karanlık odaya
Noktayı suveydaya
Safere sefere sifirlanmaya
Ölümün sarılığına
Yolun sarp dağ kaya
Yılma, gözünü kapa
Bir mektup yazdırır belki Ahrar
En kapanmaz yarana
Belki bir küçük not Mevlâna
"Incı kadar yaran vardı yavrum
Göl ettin göl ettin göl ettin. "
Belki bir şehre varır Şeyh in önüne oturursun
Perde nin ardında O sen olur
Gide gide sen O olursun
Gözünü kapa evladım
Gözünü yum...
Bir an önce kendinden kurtul...
Hoca ya hürmet özlem..Akşam sohbetlerine, guvercinli odaya, güvercin kanatlarina..odada kaynayan çaya, Konya gevregine, odadaki küçük çerçeveli çerçevesiz resimlere, kitaplara. ...
19 Kasım 2014 Çarşamba
Mektuplasma❤
Bana bir mektup yazsaniz demek istedim
Arada bir iki kelam, haber hava olayı bile olur..
Günlük tutar gibi olmasa da
Bugün pencereyi iki kez açtım gibi bile,
Diyemedim.
Ayağına mektup bağlı guvercinimi
Bıraktım pencereden dışarı
Önceki gece uyumadim
Bir ağır baş ağrısı
Sonrası
Güvercin kanatlarindan ses almış
Bir rüya ferahligi..
Bıraktım kendimi ,sizi...
Sonra mektubat geçti elime
Imam i Rabbani
Mektuplarima cevap verdi
Verdiniz ...
Verdirildiniz...
sonrasi
Hamd...
8 Kasım 2014 Cumartesi
Peki...
Ey tatlı canım
bildin ki kanadin
kırılması hayrin
Ister misin
kanayan yerinden
yeninin, yeniden
kanatların çıksın
görünmez bilinmez
belki isnan
selase ve rubağ...
o zaman tekrarla ki
sihirli kelimen
peki, peki, peki..
haremde gorevlilere yaptığın gibi..
bil ki birer görevli herkes etrafındaki...
ve harem kalbin, lübbünün tam merkezindeki...
17 Ekim 2014 Cuma
Cuma
Haftada bir manevi bir alışverişi olmalı insanın. Belli bir süre bir manevi atmosfere maruz kalmalı. Ekmeksiz yaşar da sohbetsiz yaşayamaz kalbi olan. Bu öyle üst bir durum değil asgari ihtiyaç. Vallahi!
Delilim de var, Cuma hutbesi...ayetle hadisle sabit...Nefes almakta zorlanan kalbimize iki kür halinde belli bir vakitte, hele burda Mekke de , dünyanın her yerinden gelmiş müslüman kardesinle yanyana yürek yüreğe omuz omuza aynı duayla...Dil kuranin rasulun dili dua kuranin ayetlerinin...aminler her milletin temsilcilerinin..
En azından haftada bir duymali insan inandığı doğruları , taze kan...
En azından haftada bir ağlamali sarsilarak...
Bugün hutbe güneş ay ve tabiata bakmakla tefekkurle başladı hatibin ses tonu ve ayetlerin ihtisamiyla yükseldi yükseldi bir yerinde hepimiz kendimizi kaybettik galiba, tefekkürü mevtti yapılan, imamın hickirikla sustugu yer cennet ayeti...ve o sessizlikte sadece gozyaslarinin sessiz sesi ve hickiriklar duyuldu uzunca...iki rekat cuma namazı.
.Tarifi imkansız bir temizlenme hissi...
Haftada bir en azindan bayram yapmalı kalpler, Cuma bayramimiz olmalı....
9 Haziran 2014 Pazartesi
Sofra
Doymadan kalkabilmek
Sofradan seni
Özlemini vuslatinla
Ölçememek
Mesafeleri
Denizlerle
Mevsimlerle
Islanmak
Senin yagmurunda
Sırılsıklam
Çayı ocaga koymak
Kendini ilistirmek
Pencerenin önüne
Masanın kenarına
Gülüşünü dudagima
Sen sen ve
Yalnız ağaç
Kitapların kokusu
Simitlerimiz ve peynir
Bu ev , eşyalar ve...
Şehadet
Parmagimla
Ekmek kirintilari
topluyorum
soframdan
Sofram Maide şimdi
Senin gönül tarlandan
Çay iciyoruz
Dünya ,diyoruz
Bir nefes huzur
Içimize çekiyoruz
Yiyoruz iciyoruz
Israf etmiyoruz
Bir lokma huzur
Bir yudum huzur
Zerresini saklamaya
Muhtaciz çünki
Islanmadan ıslanabilir
Yürümeden yürüyebilir
Yemeden yiyebilir
Uzaktan sevebilir
Insan
Olamaz mı
Olabilir...
Bu yazdıklarım
Kat a şiir değil
Azad oluşum
Uzun cümlelerden
Kabul edişim
Kendimi öylece
Görünmekten
Kaygisiz
Belki biri
Benim gibi
Seni
Bir gece yarısı
Aramaya kalkar
Saçma da olsa
-Google-da
Bi cümle
Dokunur
Kendininmis gibi
Alır kullanır ruhu
Bir rüzgar
Olamaz mı...
Dünya bir nefes
Cekebildigince
Şükrünü
Derine
O
Beni
Icine
Alamaz mı
alabilir. ..
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Okumak Dinlemek ve Ferah
Hz İbrahim yıldıza bakmış,aya bakmış ,güneşe bakmış hepsinden teker teker geçmiş benim Rabbim Allah demiş,ben hala yıldız sayıyorum,bu değilse bu diye....halbuki yıldızlar yön bulmak için,kendimi bulayım diye,kendini bulan O nu bulur ya...
Dün ise bir isim,en güzellerinden..Rahman...Öncelikli anlamı aşkmış,şefkatten merhametten öte,dilin tekamülünden önce..Rahman...Ardından huzur halinden uzaklaşmaya yön tutmuş,kalabalık ve çocuklu Hacı-bayram Camiinde ki ne olsa bir ışık almak için Ankara nın ışık merkezi,Hacı Bayram ı Veli,geceleri çok ağlarmış,bu ışık gözyaşlarından çıkan gökkuşağı..Ve orada sure i Rahman...Ne romantik,ne ayrıntılar detaylarla kurulmuş bir buluşma yeri,aşıklar bahçesi dense değil,aşık bahçesi,rengiyle kokusuyla,yakutuyla mercanıyla,deniziyle incisiyle,meyvesiyle,giysisiyle,ipeğiyle sesiyle..Allah bu aşka,bu gizli bahçeye layık etsin...
Her şeyden azade,sebepli sebepsiz içe umut düşüren Rabb'e hamdolsun...Rahman'a,Rahim'e...Erhamerrahimine...
19 Şubat 2011 Cumartesi
Diamond...
Bu sene kalp gündemime ilk kez düşen elmas,zümrüt ,pırlanta açılımı devam ediyor...Zümrüt içimde rengiyle,hala kelimelere bürünmek istemiyor,yanında yakıcı ve yanıcı bir gülle oynaşıyor kalbimin bir köşesinde...Pırlantaysa artık bugün zamanıdır dedi,ve döküldü sayfaların avuçlarına,Mahmud Sami Hz.inin ağlayışıyla pişti,Yaman Dede nin-diamond-eski adıyla Diyamandi Molla nın yanağında yer eden gözyaşlarıyla düştü...Mevlana deyince bir gencin içine kıvılcım nasıl düşer,ilme vakıf olup hizmet diye nasıl koşar,ağlaya ağlaya gözlerinden o aşk pırlantalarını nasıl saçar,öğrenci nasıl sevilir,evlat hasreti neyle örtülür,Diyamandi nasıl Yaman Dede olur,aşıklar kıblesi Konya nın adı geçince nasıl dünya görünmez olur,peygamber aşkı nasıl yakar kavurur,nasıl inler çeşme olmuş iki göz,ağlatma da yak beni diyen kavrulmuş gözyaşlarıyla...Nasıl dil ile muhabbet arasına ikramı bile sokmaz istenmez,mektuplarla yıllar sonra gönüller fethedilir,öğretmen olmak nasıl bir şeydir,aşık yaşayıp aşık ölünür,ve bu dökülen damlalar,pırlanta değil de nedir...Cevheri kalbimizin madenlerinde olan,döküldükçe çoğalan....
Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah(sav)
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)
^Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ...
Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^
12 Şubat 2011 Cumartesi
Kibar ı Evliya,İşte Bu!
10 Ocak 2011 Pazartesi
Adap
Neden haftada bir kez,bir saat hiç bilmediğimiz bir diyara,dilini dişini anlamadığımız bir topluluğun yanına gideceğiz?Giderken ve dönerken de kimseyle konuşmayacak içimize döneceğiz.Varlığın en büyük kanıtı ses çünkü,sonrası nefes..Sesi tutarak nefesi sırlamayı öğreneceğiz,dünyaya açılan en büyük kapımızı kilitleyeceğiz ki açılan başka kapıları görebilelim..Mümkünse dua edecek,kapıdan girmeden,tüm yüklerimizi boynumuzdan atıp,hıtta diyeceğiz.Ne yazacak ne çizecek ne göreceğiz.Tanımıyoruz farzettiğimiz,kendimizi garip bulduğumuz bu mekanda,gözlerimizle sevecek,gözlerimizle konuşacak,ağlayacak ve onu susturmasını,kapamasını bileceğiz. Gözlerimiz kapalı,gönlümüz açık,iki dizimizin kapladığı kadar geniş olacak yerimiz.Bir daireyi tamamlayacağız.Eğri büğrü yamuk yumuk,köşeli olmayacağız,dünya gibi,güneş sistemi gibi,tavaf gibi...Varlığımızın bir boşluğu doldurmak gibi bir anlamı olacak.Bir selam verecek gücü barındıracağız içimizde hem gelirken hem giderken,susma duvarına saklanmayacağız.Zamanı kaybedip,sesinin akışına kendimizi bıraktığımız zata emanet edeceğiz.Görünenden çok görünmeyenden himmet ummayı bileceğiz.Gizemli bir odaya girdiğimizin farkında,ona uygun bir ritüelle gelecek,kapıları kapatacağız,kapalı bir kapıyla karşılaşınca zorlamayacak,kapıda kalmanın hüznüyle ağlayacağız.Satır değil sadır ilmi denilen ırmak aktıkça gönlümüze ummana koşacağız hem de farketmeden,öğrendim demeden..Kap dolunca,vakit tamam olunca varsa bir bardak aşkla kaynayan çaydan nasibimiz,o ateşle yudumlayıp,içimizi dökmeden taşırmadan evimize,örtüler altına girmeye yola koyulacağız.
Çağrıldığımız yerde dirileceğiz...
Ne güzel ve özel bir yolculuk değil mi,dünyanın sıradan meşgalelerine inat...
2 Ocak 2011 Pazar
Yalnız Yürüsek..Biraz...
Yapayalnız yürümek sahralar,çöller üstünde altın alev güneşin altında..Saatlerce yürümek,zamanı unutarak.Zaten umut bağlamadığın yaşlı yorgun bineği yarı yolda bırakarak,ki belki de bedenindir o binek,yürümek..
Size binek bulamıyorum diye hüzünlenen kalbi hatırlamak.Gözleri dolu yürümek.O kalpten kopamamak, arkasında kalamamak,ardı sıra yürümek.Yanına birini bile beklemeden,aramadan,konuşmadan,söylenmeden,sızlanmadan.Arkada kalanların kirleneceği Tebük seferinde,yapayalnız yürümek,oturup kalmamanın tek çaresi yürümek...Kafilenin arkasından yetişme ihtimalini düşleyerek yürümek..
İnsanın yürüyüşünden yaşamı anlaşılır ancak.Yaşam başlı başına bir yürüyüştür çünkü.Karaltı halinde görünürken bir insanın görünüşü uzaklardan bilen bilir,korkmayın,O Ebu Zer dir.Yalnız yürür,yalnız yaşar,yalnız ölür,yalnız dirilir.Yalnızlık onda başlı başına bir zenginliktir.Ne kadar fakr içinde olsa o zerrü simin kaynağıdır.Altının mücevherin biriktirilmesine kızışı içindeki maden yatağından belki.Kalabalığa dalıp gidemeyişi,tevhid pınarının sesini uzaklardan bile duyduğunda heyecanlanışı,şair kardeşini gönderip bilgi alışı,tatmin olmayıp,Mekke de Efendimizi,Esselamü Aleyke Ya Rasulallah diyerek selamlayışı,sakla denmesine rağmen,imanın içine sığamayışı,bir ömür hakkı hakikati taşırması gönül testisinden,bundan belki.
Efendimizden bahsederken dostum sevgilim bana şöyle demişti deyip anlatışını duyabilsek.Şehrin kalabalık şaşaalı hayatına itirazına dayanamayanlar onu yanlarından uzaklaştırdıklarında,hani Medine yakınlarında bir eve yerleşip hacılarla sohbet ettiği o eve yerleştiğinde ona misafir olup dinleyebilsek.Bize dostunu anlatsa,sevgilisini,bilemediğimiz tanıyamadığımız kimler varsa daha.Abdullah bin Mesudu..Eski günlerini,hani yol kesen kabilesini,nasıl dönüşebiliriz böyle bir soluğa ümitlensek..Bir kul hırsızlık yapsa,zina etse,yalan söylese de yine de affolur mu deyişini duysak,ve Rabbin merhametini...
Yalnız yürüsek..Sıcakta ya da şu soğukta,biraz yalnız yürüsek,ara sokaklardan, binaları yıkarak gözlerimizle,yerde un ufak olurken taşlar,ayağımız altında kaybolsalar.Uzaktan bir kafile görünse ilerde,içimizde bir acı bir ümit,karmakarışığız,içimize yürürken..Kafileye ulaşsak derin vadilerimizden geçip,bize en tanıdık beyte,beyti atike,kalbimize giderken,huzur çarşısına niyetlenirken...Ebu Zere uğramayı, uğrayıp altın bulmayı düşlesek.Önde Abdullah bin Mesud.Konuşmadan ilerlesek,birbirimize tanıdık.Bozamasa yalnızlığımızı bu tanıdıklık..Yaklaştıkça havanın ağırlaşışını hayra yorsak.Sonra bir evladın sesiyle irkilsek,bu Ebu Zer dir,onun defnine kim yardımcı olur dese..Yalnız yürümüş yalnız yaşamış yalnız ölmüş ve yalnız dirilecek,yalnızlığın onurunu efendimizin diliyle yüceltecek bir insanın arkasından,ağlasak,ağlasak,hiç ses çıkarmadan..Sevgilisinin onu bıraktığı gibi kalmaya ahdetmiş bir vefanın yasını tutsak.Amel, kalp değil ama yaşam standardı olarak bir günü diğerine eşit olmayan bizler..Gittikçe değişen,değiştikçe kalabalıklaştıkça başkalaşan bizler...

