ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2015 Perşembe

Hekim

Bir hekime görünsen diyen sesler..
Beni hekim gördü..
Sarıldım ağladım...
Uyandım
Ahir Zaman..
Doktor da gördü.

9 Ekim 2014 Perşembe

Perde

Perdelerle dolu bir yolda yürümeye çalışmak yaşamak, ışığa hasret..Işığın orda olduğunu hissederek. Zuhurunun şiddetinden gaib olana Nur gerisine zulumat derken kastetmiyor muyuz perdeleri...Nurun tam hissedilecegi yerde öyle çok perde var ki..Hayatın her anında. Her sabah güneşi görmek için perdeyi açmak gibi her olayda geceden çıkmış ,yeni doğmuş olayın üzerindeki perdeyi aralamak belki hayat enerjisi..Hayatta olma belirtisi..

Arafat meydanindasiniz. O mübarek an.Dualarin kabul olundu mu diye düşünmenin hata olduğu tek yer..perdesi yol yorgunluğu perdesi çadır açlık uykusuzluk taş toprak tuvalet sırası..

Gecenin ortasi seher..yok mu affedilmek isteyen sevilmek sevmek isteyen diye seslendigi Rabbin..Perdesi katıksız uyku..

Içinizde bir canlı yaratılıyor.Bir canlı büyüyor bir mucize olarak her an. Perdesi bulantı halsizlik hastalık hali.

Bir bebeğiniz oluyor. Kucağınızda , sizin kokunuzu tanıyor , içinizden sadece o zaman kaynayan sütü emiyor. Gözlerinize bakıyor. Perdesi bakım zorluğu, beslemek uyutmak fazla kilolar donulemeyen eski alışkanlıklar..

Aşık oldugunuz kişiyle evleniyorsunuz ya da hep istediğiniz o mesleğe kavuşuyor ya da en gitmek istediğiniz o şehre yerlesiyorsunuz. Perdesi sıradanlasma , günlük hayat, güzelliği kolay tüketmek...

Kabe'de tavaf ediyorsunuz. O en muhteşem zamanı bütün ibadetlerin. Etrafında dönüyorsun kalbinin ve bu beytin sahibinin. Perde mi? Yandakinin sana degen terligi, arkadakinin senin omzuna vuran eli, önündekinin namaza duruşu, otekinin konuşması berikinin cep telefonu, sunun fotoğraf pozu bunun kıyafeti kültürü kokusu vs...

Ravza dasiniz.Efendimizin cennet bahçesi dediği yerin hemen önünde , önünuzdeki bentin açılmasını bekliyorsunuz. Vefatimdan sonra ziyaret eden hayatımda ziyaret etmiş gibidir dediği yer kainatın rahmetinin. Perde mi? Acele, ben geçeyim cennet bahçesine önce, aman Afrikalılar geliyor:) sen beni tut ben seni ...

Dünyanın kuralı bu nimet+zahmet, zahmetsiz nimet cennette..cennet bile cenne ortulmus olan , sarılmış etrafi nefsin istemedikleriyle. En sevdiğimiz yemeğin bile öyle çok perdesi var ki.. O en sevgilinin perdesine hayal güç yetmiyor , tek perde açma gücü var O nda..La havle ve la kuvvete illa billah ta..
Parola:
Ya hayyu ya kayyum da...seçen hayat veren ayakta tutanda.
Ilim bile perde artırırken nefs basamaklarinda. Tek care aşk dilenmekte, aşka tutunmakta....
Neyin perde yirtan namelerini kainatta duymakta..
Kolay mı? Zor..zor mu? O na zor yok...

not:bu güzel pencere fotoğrafının perdesi de onu kirpamayan olduğu gibi koyan zât:ben:)

28 Kasım 2012 Çarşamba

Anneliğimiz

''Ben kimim?'' Sorusuna verdiğimiz cevabın çok önemli olduğunu söylemişti gelişim hocamız üniversitede..Bu soruyla yaptığı uygulamadan sonra,üç cevap istemişti.Bir arkadaş,müslümanım,türküm,bayanım demişti...Ve evet hoca bu cevabı çok beğenmiş,güzel bulunmuş bir kimlik demişti.. Ben kimim,deyince ilk ne geliyor aklımıza. Kulum,anneyim,öğretmenim,kadınım,eşim,gelinim,teyzeyim,ablayım komşuyum.. Bu bizim temel sorumuzdu.Ve cevabı Hz.Adem ve Havva kıssasında buluyorduk.Kainata gönderilecek bir halife olarak insan,kul,huzur veren bütünleyen olarak,zıtlıktaki denge,kainatın temel kuralını koyacak olan denge olarak,zıtlığın bir yanı olarak kadın..Celal ve Cemal..Zahir ve Batın..Enfüs ve Afak..Dağlar ve yollar,kavvamiyet ve itaat..Çöl ve deniz..Zıtların birliği,kainatın evliliği..Ve insan da dünyayla ukbanın evliliğinden bulacaktı çocuğunu,amelini...Dönüş azığını... Kadın kimliğimi taşıyabiliyor muyum,nedir kadın olmanın sırrı,Nur suresinde sırlanmıştı aynalarımız,Allah ın kendini en zahir ettiği en batıni ayet..Nur ayeti..Kat kat katman altında sırlanmak..Ev,evlilik,örtü,göz kapağı,kalp,sır,teslimiyet,itaat altında sırlanan bir kandil,kendilinden tutuşturulan bir ışık..cam gibi kırılgan,kristal gibi parlak..Nurlanacak.. Erkek kimliği,Nur suresindeki,onu taşıyan biri miydi,beni bütünlesin diye aradığım..Öyle erler vardır ki,onları alış veriş,alıkoymaz Allah ı zikretmekten..Dışarıda da kendini koruyabilen,içeride de Kavvam durabilen..Dağ gibi yaslanılabilen.. Kadın ve erkek,kainatın temel iki zıtlığı bir araya konuldu,kanun bu,bu zorluk aşılabilsin diye kalplerin arasına şefkat ve meveddet koyuldu.Ve adına ev denildi,Nur suresi yine,içinde Allah ın adının anılmasına izin verdiği evler dedi,o evlere..Yıldız gibi parlaması nurlanmasından iki kalbin evin içinde...Ve evin içinde kadına Rabbül beyt,denildi...Evin Rabbi,terbiyecisi... Sonra eğer dilemişse yaradan,eve bir insan daha,ne anne,ne baba,bambaşka ama onlardan..Şimdi,annelik..Bunlardan sonra...Geç mi kaldık,buralar olmadan mı oldu..Olsun tevbe..Yeniden olmaya.. Her seferinde kaçmışsak da kendimizden,şimdi yeniden yüzleşmek zamanı kendimizle,annemizle,babamızla,eşimizle,kendimizle,kendimizle... Benim hayatımın kırılma noktasıydı anneliğim..Güzel bir insan yetiştirmek istiyorum,ne varsa bende yanlış o yapmasın,ruhuna zehirli sarmaşıklar dolanmasın,ben yemek seçtim o seçmesin,televizyonun karşısında yemek yemesin,reklamla sömürülmesin,uyarıcıları gelişsin,benim gibi olmasın,en sağlıklısını yesin,sağlıkla huzurla büyüsün,evde kavga görmesin,namaz kılındığını görsün..Kitap okunduğunu görsün..Eee,biz nereye gidelim çocuk nerede yaşasın:)Evet çocuk öncesi içimde bir muhabbet vardı ve bu herşeyi hallederdi..Beni Allah,bu sevgimle ve sağlam beş kuralla hayırlı bir yere sevk ederdi..Hamileliğime hac nasip oldu,milyonların duasının bereketini unutamam..Anne olunca kurallar hayatıma girdi..Çocuğumu bırakıp işe gidemedim,okul zilinin ne kadar korkunç geldiğini anlatamam..Rabb,ikinci çocuklar evde kalış süremi uzattı,Sonrasına neler lutfetti... Önce kitaplar..''Çocuğumu ben yetiştiriyorum''ansiklopedi gibi..Sonrasında açevin anne çocuk eğitimi,montessori,Adem Güneş,anadolu pedogojisi..Sonra hayattan,Kurandan,sünnetten,evliyadan,canlı kanlı örnekler..Sonra yeniden yüzleşmek,herkesten uzaklaşarak,sen çocukların eşin..Arkamdan başlayan mesnevi dersleri,annelik dersleri.. Geç kalmış hissetme,yere çakılıp kalma,acele etme,yavaşla...Bil ki sen kulsun,acizsin,itirafını duanı bekleyen bir Rabbin var,ömür tamir demek,bak bugün de ölmedin...Daha ümidini kesmedi senden..Sen de ümidini kesme kendinden..Kalbinin,amelinin çocuğunun farkı yok toprağa tohumu atılmış bir çiçekten... Sana Rabbül beyt,denildiyse bir bahçivan gibi sabırlı olacaksın,eleştirdiğin eğitim sistemleri gibi elindeki çocuğu kalbi deney tahtasına çevirip bir gün şu bir gün bu ekolu denemeyeceksin..Tohumu her gün bir yerden bir yere çekiştirmeyeceksin,kararında sulayıp sevip dua edeceksin ve sen kulluğuna devam edeceksin..Bileceksin sen düzeldikçe düzelecek bir şeyler,güneşin doğuşu bile,ama sen olduğu gibi kabul edeceksin.Doğuyu ve batıyı,erkeği ve kadını..Küçüğü ve büyüğü.. Annesin,hem bahçivansın hem toprak belki..Kasas suresi,sayfa sayfa hz. Musanın hayatı,emzirilen bebeğin ki göbek bağından sonra ikinci önemli bağ,süt bağı,annesinden ayrılırken annenin boşalan kalbi,çaresizliği,kalbe inen vahiy türü,tevekkülle Allaha emanet etmek bebeği,ve hilelere rağmen buluşturmak anneyle bebeği..Temel güven diyorlar,ilk 4 yaş diyorlar evet,anne çocuğuyla beraber olmalı..Kadının hassasiyeti,annelik şefkati,dışarıda örselenmemeli.Uykusunun arasında kreşe bıralıkmamalı çocuklar,daha 'iyi' bir hayat için şimdiki hayatı feda edilmemeli..Annenin ve çocuğun..Anneler tuvalette süt sağmamalılar..Ağlamadan yazamıyorum,kandırıldık biz,bunun adı özgürlük değil,çocuk da yaparım kariyer de,cümlesi baştan bozuk..Çalışabiliriz,lise münazarama gidiyorum şimdi,nasıl hararetle savunmuştum,kadın çocukları ilkokula başlamadan çalışmamalı demiştim,3 ve 2 yaşına kadar yapabildim..Telafisi mümkün değil diye bir şey yok inşallah,tevbe kapısından bunu anlıyorum ben..Her şarta merhamet eder Allah yeter ki sığınalım,ben yardımına muhtacım istediğim bu,zor da olsa diyelim...Okula ilk başladığım dönem,müthiş bir psikolojik baskıyla karşılaşmıştım,duygusal anneyim diye..7 yaşına kadar çocuğunuzla oynayın,ondördüne (12 de olabilir)kadar arkadaş olun,sonra işlerinizde ona danışın diyor hz.ALİ..Kasas ikinci sayfa ergenlikten sonra genç olunca,yalnız artık hz. Musa,tüm heyecanı,delikanlılığı,hatasıyla,tek başına..Anne ergenliğe kadar mudahil terbiyeye,sonra kul olarak yeni başlıyor insan hayatına..Ergenliğin tüm isyanları,hayata karşı duruşunun hikmeti,Allahı tek başına bulma isteği belki..Putları kırmak gerek,yıldıza aya güneşe bakmak gerek İbrahimi bir tavırla,akılcı olmak gerek,büyük putun boynuna balta asacak kadar,hisli olmak gerek ateşte yanmayacak kadar,İbrahim diye bir genç varmış dedikleri,genç... *Şimdilik tüm anladığım,çocukla aramızın iyi olmasını istiyorsak,Allah la aramız iyi olacak.O an ne ilham ediyorsa Rab,yani asıl terbiye eden,onu yapabilecek kıvamda olacak anne,bu hal için dua....O zamandan sonra da,yakin gelene kadar,ölene kadar.. *Doğal akış diye bir şey var,suni isimlerle girmesin ilişkimiz hayatımıza,küçükken annem sulu köfte yaparken biz tepside yuvarlardık,pirinç ayıklardık,bunları montessori faaliyeti diye yapmazdık:) *Hayatımızdan eksilen bir kuşak var,kabul etmeliyiz,Ali Ulvi Kurucunun dedesi gibi bir dedem yoktu benim,abdesti bir buluttan süzülen yağmurla alıyormuş gibi alan..Ama Ahmet Muhtar Büyükçınar da var... *Çocuğumuzu olduğu gibi kabul etmenin yolu,eşimizi olduğu gibi kabul etmek,sonra onunla ilişkimizi gözden geçirerek iç dış ilişkilerde neyi nasıl yapalımı konuşabilmek..Bu bölüm hayatımın bu evresinde öyle iyi geldi ki...Çocuklar ne kadar anne ile beraber olurlarsa olsunlar dışarıda,sosyal ilişkide babayı örnekliyorlarmış.. *Terbiyede ödül,ceza,sınır mefhumunu ilk maddeye bağlamak uygun olur gibi..Ceza kelimesi arapçada karşılık demek,bizdeki ödülün de eş anlamlısı yani,bu anlamda yaptığının sonucuna katlanmak olabilir belki,tamamen yok ya da mutlaka var demek yanlış..Anne çocuk eğitiminde somut örnekler verilmişti,bize olumsuz davranışı ortadan kaldırmak,ya da olumlu davranış geliştirmek için..7-8 evreden oluşuyordu..alternatif üretmek,seçenek sunmak,üzerine konuşmak,sebebini öğrenmek,en son bir muddet alıkoymak gibi..cezada da merhamet şart:) *Pekiştirmek ya da söndürmek için yıldız boyamak,1. sınıfta okumaya geçenlerin elmasını kızartmak gibi bir şey,okullarda bu yasaklandı ama anasınıflarında hararetle yapılmasını anlayamıyorum,biz de camia olarak kendi değerlerimize yapıştırıveriyoruz,sunilik böyle oluşuyor,örnek olacağız,ortam oluşturacağız.. *Sabırlı ama gayretli olacağız,Hz. Hacerin çabasını kendimize örnek alacağız.Oturup ağlamayacağız,koşup ağlayacağız.7 kez,iki dağın arasında,iki kararın gitmenin ya da kalmanın,yanımızda eşimiz olmayacak belki,Rabbimiz bize yetecek ve çocuğumuza..günlük tüm zorlanmalarımızı say sayacagız... *Sen ..........yaptığın için ............oldu.cümlelerini olumsuz kurmaya alışmış olan bizler,bu cümleleri olumlu kuracağız,herkese:)Bu evi ve dahi kullanıldığı yeri dönüştürecek,gittikçe...Örnek: Sen bugün çocukların ödeviyle ilgilendiğin için,kitabımdan birkaç sayfa daha okuyabildim Allah razı olsun,ya da abartalım:sana en sevdiğin pastayı yaptım:))Babanın evin reisi olduğunu,otorite merkezi olduğunu önce biz kabul edelim,pratikte bunu gösterelim,'sen bilirsin' diyelim ki çocuğun ruhunda güvensizlik yer etmesin..Merhamet merkezi anne,otorite merkezi baba... *Çocuğumuzla büyüyeceğiz.Hayatı paylaşmak için fırsat kollayacağız:) *En zor zamanlarda çocuğumuzun gözünün içine bakacağız,sevgiyle susarak..Bu sihir gibi bir şey işte... galiba devam edecek,sonuna kadar:)

Bir çiçeğe bakar gibi...

Cok uzun zaman baktığım buyuttugum bir çiçeğim olmadı benim..penceresinin onu çiçekli evlere hep imrendim.gidip çiçekleri yapraklarını örtenlerden aldım,hediye ettiler,soldu..bu sefer tomurcuklularini denedim,açtı,soldu..yapraklilarin bile dayanamadıgi oldu..üzüldüm vazgectim..ben,ancak kaktüsle olabilirim deyip onları sevdim,adı sabırmis meger kaktüsün,uzun yıllar sabrettiler bana kaktüslerim...sonra hayatıma güneş doğan karlı bir kistan sonraya denk gelir ki anne de olmuştum o kısın önündeki yazda,en guzel çiçeği seçmeye çalışır gibiydi anneliğim bir çicekciden,botanik kitabı okuyarak,solmasın diye çiçek ,bir endişe vitaminler ,kaynamış yumurta suları döker gibi saksının dibine,yoruluyordum..elimdeki bakım kitaplarını rafa dizmeye karar verdim..bunca kitabın üzerine bir insanı okumak müthişti..dizdim,elim,kalbim,zihnim rahatladı..çiçek diktim..yanına bir tane daha,menekşe bir iki yaprağından..pencerenin önüne,fincanların icine,imrendigim çiçeklere benzemiyorlardı,keltos keltos bakıyorlardı ama onları oyle sevmiştim..bir pencereden bakisima tomucuklarini uzattilar nice sonra,sonra ciceklerini,biri mor biri pembeydi.sonra bir gün markette çiçekli menekşeler 4 tl ciceksizler 1 tl idi.uzuldum birinin haline kendini iyi hissetsin diye aldım,seni seviyorum ben dedim,çiçek acmayacak bile olsan..komşunun cicekleriyle ya da yanındaki çiçeklerle kıyaslamam seni..ben onlarla konuşurken kaktüslerim boy attı,bir portakal ağacı bile çiçeğe durdu sıkıştığı küçük salonun köşesinde..Ama bunlar sanırım beş yıla yayıldı.. Tohumun topragın filizin yaprağın çiçeğin bir zamanı, kendine özgulugu vardı,sevgiye ve tevekküle ihtiyacı vardi..cocuklar gibi..ogrenciler gibi..ailemiz gibi,arkadaslar gibi.. Güneşi ışığı suyu toprağı aynı diye iki çiçekten aynı çiçeği aynı duruşu beklemek Yanlis...aynı egitimi veriyorum diye iki kardeşden aynı tepkiyi,yakın durduğundan yakın arkadaşlığı ,kaynak aynı diye aynı dostluğu,aynı sohbetten bile aynı şeyi anlamayız cogu kez,bir çiçeğe senin Sari açmanı bekliyorum demek..açmayınca küsmek komik değil mi... Çiçeklerim Türkiye'de kaldı,burada ise iki çiçeğimi kaybettim,simdi sürgün veren bir sarmasikla dostlarımı kalbime aldım,yapraklanan bambularimla rüyalarım birleşti..bir çiçeği bir saksıdan digerine aktarıyorum ,ama bakıyorum ki icinde cok az toprak var,toprak bulmaya calisiyorum..çiçeklerine yavrularıma ve dostlarıma,sizin yerinize kimseyi koymaya calismamaliyim diyorum..toprak nasıl çoğalır,kayalar nasıl ufalanır,humuslu bir toprak için kaç canlının ölmesi gerekir...Bunlarla uğraşmaya çalışmalıyım... Ha,burda marketlerde plastik çiçek satılıyor,üzülüyorum..halbuki trafiğin bile arasından cikiveren cigdemler güller de var.. Plastik çiçekler!.su ölümlü dünyada sizin tesellinizin bile yeri var... Hepinizi cok seviyorum..

22 Şubat 2012 Çarşamba

Gitme Vakti

Gitme vakti geldi...
Uçağımız istanbul-medine-mekke aktarmalı,bir silsile takip eder gibi....
Allah a emanet ettik,zaten sahibi olduklarını,içimiz acıdı,O ndan merhametliymişiz gibi...Öyle küçüğüz ki...
Çocuklarımı yıkadım,bunu yapana kadar huysuz bir çocuk kadar hırçındım,onları kokladım,çözüldüler,ağladılar,teskin ettim,musa nın annesi onu nasıl bir sepete koyup nile attı ki...
Yalnız gitmem gerekiyordu,hissediyordum,daha bir kaç gün önce bir kar tanesi olmayı ne kadar istedim...
Mesaj atmak çok pahalıymış,hem bana hem bana mesaj atana,gerekirse arayıp görüşecekmişim......yazdığım şeyleri nasıl söyleyebilirim,telefonda konuşmayı sevmiyorum diyelim..:)
Farkettim ki vedalaşamıyorum...gönül ayrılmıyor ondan diyelim...Çok sevdiğim insanlarla sarılamadım,konuşamadım bile...Bir şal var çantamda,içimde tarifsiz duygular...
Kızım bir şiir yazmış;
Annem yarın mekkeye gidiyor..
Komşularla konuşup ağlıyor
Telefonla konuşuyor,
Annem yarın mekkeye gidiyor...
İki tane zarf aldım bugün,biri beni dakikalarca ağlattı...Anlatsam anlatamam,Emine abla...gönlü güzel,gönlü geniş,mütevazi,anlamlı...niyetine binaen kocaman bir zarf...Diğerinin içinde sadaka,din değiştiren yeğenlerin müslüman olması için...acı...dua..
Hakkınızı helal edin,Allah a ısmarladık...
Canım arkadaşlarım,Yayladan Şükriye Hocaya hadis için, fakülteden neslihana yüksek lisans dersleri için baskı yapın:)göndermeleri için yardımcı olun,latifeye göndersinler,o bu konuda çok başarılı:))
hepinizi çok seviyorum....
içimizden iki kişiyi beraber kıldığı için ayrıca şükrediyorum...
Rabbim,hayatım boyunca lütfundan başka bi şey görmedim....

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kreş Eken Huzurevi Biçer

Çok dokunuyor böyle yazılar içime..Taa eskiden beri,bir münazara hatırlıyorum lise yıllarımdan,malum iki grup hararetli hararetli tartışıyoruz.Kadın hem çalışsın hem çocuğunu mu büyütsün,yoksa evinde çocuğunu mu büyütsün..Ben annenin çocuğun yanında olması gerektiğini savunuyorum,bin bir duygusal delille..Üstelik çalışan bir annenin çocuğu da değilim.Annem,komşu çocuklarına bile annelik yapmış anaç bir insandır:)Son geldiğim nokta şu,o yıllarda,çalışsa da bir anne,çocuğun ilk yıllarını, 0-6 yaşını çocuğunun yanında geçirmeli...Gitgide psikologların yardımıyla 0-3 e inse de bu yaş sınırı,daha aşağı inemedi...
Hal duası yerine mi geçti,Irmak la 3 yaşının sonuna kadar,Yiğit le 20 ay kadar beraber kalabildik çok şükür.Okulum yarım gün olmasına rağmen,bir yıl ağladım,sonraki yıl ağlamaklı gittim geldim.Bu yıl Irmak 6,Yiğit 4 buçuk ki yine ağlamaklıydık oğlumla,şimdi beni okula şefkatle gönderiyor:)Evde olmaktan mutlu mesut,gün geçiriyor.Demem o ki,0-6 yaş ideal, anneyle çocuğun bağlılığı,ayrılmaması için..Ama birinci sınıfta da evde olmak güzel olurdu:)Biraz karışık oldu...

17 Nisan 2011 Pazar

Annelik ve Canavarlık

Annelik kutsal,saf merhamet,canını canına katmak,onu kendine tercih etmek,Allah ile kul ilişkisine en benzeyen merhamet....Ama her şey gibi annelik de iki uçlu bıçak galiba...Allah ana babaya ihsanı emrederken her seferinde bir parantezle,benim emirlerime isyan dışında diye belirtiyor ya...İyi ucu ne kadar yüksekteyse anneliğin ,kötü ucu o kadar alçakta...Ne kadar ahseni takvimse yaratılışta,o kadarda tehlikede esfeli safiline yuvarlanmakta...

Gerçekleştirilememiş nefis hayallerinin deneme tahtası  bazen çocuk...İsteklerin uzantısı,kadın olmaktan mutsuzluğun hıncı bazen erkek çocuk,olamaz mı?Bunun için bunca istenişi,üstüne titrenişi,seninki kız bir kıymetliyse,benimki iki kıymetli dedirten..Bazen takmadıklarını takma,giyemediği mini eteği giyme,okuyamamanın hırsını yükleyip nasıl bu soruyu yapamazsın,bu rolü başkasına kaptırırsın diye hırpalama yeri bir kız çocuğu...

Ne acı,kabuğa baktırmak çocuğu,ne acı anneyle paylaşılan şeyin alışveriş zevki ya da dedikodu olması...Bir Peygamber şiirinin paylaşılamaması iki kızdan çok iki anne tarafından,güzel giyinen birinin dışlanması,bir annenin hayalinin kızını hostes yapmak olması,ne olduğunu bilmeden sırf 'güzel' olduğu için...

Evet,çok üzgünüm,gözümün önünde abartısız bir sürü anne,canavara dönüştü.Demek benim anneliğimde böyle bir potansiyel var..Kaç gündür bana ne oluyor ki,velilerim böyle yapıyor diyorum ve sığınıyorum....Nefis insana kötü şeyler fısıldar,ama anneyse bu, merhametliyse o fısıltıyı avazla çocuğuna söylemesin..Çocuğundan önce çocuğunun nefsini büyütmesin,büyütmeyelim...Abartmayalım Allah ım lütfen....

16 Aralık 2010 Perşembe

Çocuklar-Renkli Yünden Oyuncaklar........Aşure-Şükür 2

         
         Beden hapsinin dünyaya açılan pencereleri vardı,şükür ki..İnsan bu ten kafesine kanatsız hapsolmamıştı.Gözüyle,kulağıyla,teniyle,aldığı kokuyla,tatla,düşünce ve duygularıyla yedi yol açılmıştı kabuk içine sığdırılan koskoca ruha...Açılsın diye o görünmez kanatlar uçmağa,oruç bahşedildi bir de.Burası zıtlıklar dünyasıydı,bir tarafı tutanın diğer yanı kuvvetlenirdi,nasıl gözü görmeyenin hissi gelişirse,gözü göre göre bakmayanında ruh gözü açılırdı.Kendini yemekten alıkoyana başka tatlar verilirdi,şükür gibi,hamd gibi,paylaşmak gibi..Söz orucu bile  vardı.Zekeriyya dan,Meryem den yadigar..Hani insan susunca mucizeler konuşurdu.Oruç her gelip geçmiş toplumda vardı.Ve hepsinin ortak orucu aşure zamanıydı..
          Bir zaman,dünyaya gelen bedenlerin en güzelinin kalbine kelamın en güzeli nakşedildi.O en güzel sesten nice ayet dinlendi.Ramazan orucu gelince müminlere hediye,her eski yenisiyle değiştirildi..
          Bir sabah kalbi uyumayıp gözü uyuyan güzelin,güzel gözleri bir kez daha açıldı dünya manzarasına,ille ukbayı arayarak.Bir aşure sabahının aydınlığıyla,haber salındı her yana,oruca niyetlenenler oruçlarını tamamlasın,sabah imsak edenler akşama kadar iftar etmesin,herkes tuttu nefesini.Küçük yavrulara renkli yünlerden oyuncaklar yapıldı,acıkıp ağlayınca susturmak için,mescide koşuldu.Mescit rengarenk olmuştu oyuncaklarla,onları eylemeye çalışan anne gayreti,nasıl memnun ediyordu Rabbi kim bilir..Rivayet o ki,geyikler bile süt vermedi yavrularına bu görüntü ve avuntu sesine imrenerek..
          Bunları okudu anne,üzerinden asırlar geçmiş bir aşure sabahı.Çocuklarını giydirdi renkli yünlerden elbiselerle,oruç tutamayacaklardı çocuklar,okulda olacaklar,yanlarında onları eyleyecek bir anne bulamayacaklardı.Şükür ki aşureyi kutlayacaklardı.Bilmem kaç değişik tarif bilen anne bu akşam aşure yapacaktı,endişeliydi,şükretti..Şu hazır paketler de bu işin ruhuna gelmezdi.Olsun deneyecekti.Zaten aşure başlı başına şükrün tatlandırdığı yemekti,elde son kalandan yapılan,içine ne girse dışardan tahmin edilmeyecek derecede tatlanan,tufandan sonra sükuna daldıran,ayağı yere bastıran.Kaynasın aşure,kazan kazan...Dağıtılsın etrafa tanınan,tanınmayan..Komşular,hal hatır sorsun,bir çeşit bayram olsun..Bol çeşit alınsın bugün erzak ihtiyaçtan,bereketlensin diye,hediyeleşilsin,doğum günü yerine evlilik yıldönümü yerine...Olmaz mı ki?
          Bunları okudu bir öğretmen,çekiliş yaptı yeni yıl,aşure hepsi birleşti Tutum Yatırım ve Yerli Malı haftasıyla,paylaşılan mutlu günler konusuyla..Görsel sanatlar dersinde bir hediye yapsınlar,annelerine hediye etsinler,Yerli Malında aşure pişirsinler sınıfça yesinler..Görsel sanatlarda bir gemi yapsınlar mesela içine yırt yapıştırla hayvanlar birer çift,Nuh Nebinin gemisi olsun,masalı okunsun..Olmaz mı ya?
          Bunları okudu belki bir müdür,kara kaplı kitaptan,okuldaki müfettişlerin bugün yapacağı toplantıya aşure yaptırdı,bir de Mevlana yı anma haftası..Böylesine ruh doyurmak isterken zaman,aç kalınmasın ,neden olmasın?
          Tüm anlarımız bereketli olsun....
        
    

27 Kasım 2010 Cumartesi

Pişmanlığın Sağlaması..

    Babadan kalma bir duygudur belki bu sürgün hayatın yalnızlığı.Başka yerde sürgün vermeye neden olan hatanın pişmanlığı,kalpte yeşertilen kelimeler ve dudaktan yükselişi göğe,uçmağa,cennete,gelinen yere..Ta Adem babadan.Bir peygambere,ilk peygambere baba demek ne güzel hem,onunla bir kader birliği kurmak,sonra son peygamberin ben onları babaları gibi tanırım müjdesini duymak,evlat olmak,çocuk olmak kadar güzel böyle bakınca...
    Ama evet,bir pişmanlıkla indiğimiz bu yerden dönüş yolumuzun basamakları pişmanlıkla örülü ,amanla, özürle,hep bir hüzün ve özlem içimizde farkedemediğimizde bile..Ve Rab,Tevvab..Kabul eden bu dönüş isteğini,ilham eden hem kapı aralayan şifreyi,ta içimize,kelimelere kalbini açıp dilinden ve gözünden döküp yükseltene,zulmettiğini farkedene...Hüsrana düşmemek için eman dilenene..
    Ve affedilir kul,yaptığı zulümden dönünce,sarılır sarmalanır kalbi,sağalır yaraları,ama hiç bir şey eskisi gibi değildir artık,burası hayatın en kaygan zemini.. Adem ve Havva (as)ağladılar, aradılar ,yandılar buluştular ,affolundular ,ama karşılığında cennete geri dönmediler,en azından hemen..Dönüş yolu,kendi dikenlerimizle dolu,her basamakta zulmümden yaralanan kalbimin kabukları düşer düşmez,o zulmün ete kemiğe bürünmüş hali karşımdaymış meğer..Eş,çocuk,arkadaş,komşu,öğrenci ya da her kimse ,tam bir felaket kaçtığın kendinle yeniden karşılaşmak ve onunla uğraşmak...En çetrefilli problemi çözdünüz,artık alınmıyorsunuz mesela kırılmıyor seviyor,hüsnü zan ediyorsunuz,o da diyelim ki yani inşallah,sonra sağlaması bak bakalım nasılmışsın,ne yapmışsın,al sana alıngan bir çocuk,ya da bir arkadaş,ya da eş,içerden böyleydi anladın, dışardan nasıl duruyormuş yaptığın...
     Burası kaç haftadır,durup bakakaldığım,korkuyla zorluğun kolaylığına sarıldığım yerdir.Kızım hemen öncesinde anne ben güzel değilim dediğinde gözümün önüne dizilen yıllar,annemin çaresiz tesellilerinin içime oturduğu yerdir,kendi çocukluğunla 25 yıl sonra karşılaşmak,nasıl bir şeydir?
     Zor,tevbeler tevbesi...

9 Kasım 2010 Salı

Geçmişten Bugüne...

      Hilal ne güzel bir yazı yazmış.Yerinde,sahiden,hemde yaşarken,sonradan değil,güzellik görebilen olmak ne güzel,ben doğuyu eşimin memleketi olarak gördüm.En işlek caddede,madonun üstü,süslü evleri,elit ve okumuş camianın oturduğu yerde evleri.Zaten Malatya doğunun parisi!:)Doğuyu çok kötü dinledim arkadaşlardan,hiç gurbete gitmedim ben,gitsem ne yazardım bilemiyorum.Eskilerden birşeyler de siz yazın demiş Hilal.Korktum,biliyordum böyle olacağını.Herkesin gurbeti farklı ben hep içerlerde acı çekmekle uğraşmışım.Burnumu çeke çeke yazdığım defterlerin birini atmışım,biri kayıp..Yarım yamalak karalamalar buldum,kitap araları,defter sonlarında,değişik değişik yıllarda yazılmış..Ama ne iyi geldi gerçekten,keşke daha çok şey kalsaydı.Vazgeçtim böylesi hayırlısı...
      İşte biri,Mızraksız İlmihal içine yazılmış,zaten bu kitap resmen defter gibi kullanılmış.Üniversite 2ye rast geliyor...Hani derler ya,sene 2000...Yine aylardan kasım.Sanki sende kalmış bir yanım..Yine dağıldım:)

       ''Ok atamayan ürkek bir kirpi olmak ne kötü.Bir sürü bilgi ezberlemiş,Türkiye üzerinde oynanan oyunları bilmiş,ama ok atamayan.Aslan gibi cesur olmaktan bahsedeceksiniz bana.Aslan cesur mu gerçekten?Aslan gibi güçlü olmak mı,huma kuşu zararsız olmak mı?İstediğini elde etmek kahraman olmak mı?
       Cesur olmak,istemek,istediğini elde etmek ne kadar uzak bana.Oysa iyiyi istiyorsa cesur olmalı,bir şeyi istemek için herşeyi kaybetmeyi göze almak lazım bazen.Endülüs gemileri yakanlarındır.Bazen bir şeyi elde etmek yetmez.
        Çaba güç,kazanmak istek,elinde tutabilmek sorumluluk,yanında kalabilmek emek,sonsuza yürüyebilmek yürek ister!''
 
         09-10-2005,tarif defterlerinin arasından..İlk defa kızıma günlük tutmaya başlamışım,uzuuun bir girişat yazmışım.
        ''...............Sayende ben öyle yapmam dediğim ne varsa yapıyorum bebeğim.Sallamadan çok nadir uyuyorsun mesela şimdi durdum diye yine uyandın.
       Üç aylık olmana bir hafta var.(Gün saymaya bakar mısınız?)Bu ara hamdolsun iki saatte bir uyanıp geri uyuyorsun.Sabah 7de uyanıp bir daha uyumuyorsun:(Ama öyle tatlı gülüyorsun ki tüm uykum kaçıyor.Bugün yine öyle kalktık,biraz sokuldun koynuma,babanı uyandırdın sonra.Söylemesi ayıp her yeri ve her yerini batırdın,banyodada çok ağladın.Giyindin,ağlamaktan yorulmuşsun,uyudun.Hemen yatağa koştum,üstümü örttüm uyandın.Şimdi uyuyacaksın,ben gideceğim sen yine büyük ihtimalle uyanacaksın ama olsun,sen bütün uykulardan tatlısın,seni çok seviyorum...
        24-03-2006
        Yavrum benim,5 aydır defteri elime almadım.İlk yazıyı yazıp defteri kapattıktan sonra öyle ağlamaya başladın ki,ne yapacağımı şaşırdım.Hiç bir şekilde seni susturamadım.Anneanneni ve dedeni çağırdım.Üçümüzde susturamadık,battaniyenin arasında sızıp kaldın sonunda dualar arasında.Ve ben bir daha yazmamaya karar verdim.Bugün Bismillah dedim,yeniden..
       8 aylık oldun,tüm çekmeceleri boşaltıyorsun,birinci yürütecini parçaladın,baban ikincisini aldı dün.Seni biraz önce yatağına yatırdım,dönenceni çalıştırdım,çok yorulmuşsun ağlamaktan,elektirik süpürgesi en büyük korkun da,temizlik yapılınca çok yoruluyorsun o yüzden.Evin yarısını kucağımda ağlayan bir 'bobi'yle temizledim.Bu babanın sana verdiği özel isim,beğenmediysen önemseme,bana da böyle şeyler söylüyor,bence sevimli..
      A-da-da-da sesi kesildi yine ağlamaya başladın,umarım uyursun,daha yürüyüş yapıcam.Artık ayağımda uyumuyorsun.Zayıflayacağım diyorum ama sen sütsüz kalma diye gece kek bile yiyorum......kiloyum.Tombulum,ama seni seviyorum..
      23-06-2006
      Artık yürüdün.Bugün iki kez arkamdan banyoya kadar gelmişsin.Öyle tatlısın ki!Ham ham diyorsun ama yemiyorsun,hop hop deyip top oynuyorsun,hadi hadi diye dışarı çıkmak istiyorsun,temel dertlerini söylüyorsun yani.Yani benim güzel bebeğim,sen bana Rabbimin verdiği çok güzel bir nimetsin.Beni temel ihtiyaçlarımı karşılamaya,namaza bile bırakmak istemiyorsun,olsun..........Hamdolsun,şükrolsun.Sen Allah a güzel bir kul,hayılı sağlıklı bir evlat ol,bunlar sorun mu,Allah bize,hazım ve kuvvet versin...............Ama kendimi çok yorgun hissediyorum.Çok uykum geliyor,Allah ömür verirse yaklaşık 8 ay sonra  kardeşin geliyor.İnşallah çok iyi anlaşırsınız.Ben seni çok seviyorum.İnşallah Allah onu da sevdirir hepimize...''

       Bu kadar yeter değil mi,bana çok iyi geldi,unutmuşum nasılsa..Allah razı olsun Hilal,senin vesilenle bunlar atılıp kaybolmadan tekrar okundu,duygulanıldı,zamanın farkına varıldı,şükredildi.Elhamdülillahi ala külli hal..Oku kitabını deyince neler çıkacak acep hayat kitabımızdan,yine korktum şimdi....
   

10 Ekim 2010 Pazar

Kızım Büyüdü mü?

Dün kızımım arkadaşı Asude bizde kaldı.Asude aynı zamanda benim arkadaşımın kızı,kızımdan 6 ay küçük.Kızımın daha 6 yı bitirmesine 6 ay var.Küçükler yani,onu demeye çalışıyorum.Kızımın arkadaşının bizde kalması kızımın büyüdüğünü gösterir mi,evet,büyüyorlar,ama daha çok arkadaşının büyüdüğünü gösterdi bana.Benim arkadaşımsa nasıl da endişeliydi,bu kız evden kaçacak yer arıyor,niye böyle bu çocuk,derken.

Doyasıya oynadılar.Evcilik,doktorculuk,öğretmencilik,servisçilik,ne bileyim necilik...Gerçekten de gitmek bile istemedi kızcağız.Öyle rahat,o kadar net ne istediğini biliyor ve ifade ediyor ki Irmak bile şaşırdı.Kendim gibi yetiştiriyorum diye üzüldüm çocuklarımı,onun istemesinden bizimkiler utandı neredeyse.
-Sen de Asude lerde kalmak ister misin Irmak?
-I ı..
-Neden,bak ne kadar mutlusunuz?
-Evet ama çekinirim ben..
-Bak çekinecek ne var hiç bişey oluyor mu Asude ye?
-Oluyor bence..
-...
Kahvaltıda ne sevdiğini,akşam ne yemekten hoşlandığını söyledi.Büyüyünce kaymakam olacakmış,annesine otomatik vites araba alacakmış.Irmak tabiki öğretmen ve anne.Annesine de papatya alır benim duygusal kızım.Kaymakam olmaya nasıl karar verdin,dedim.Annemlerden duymuştum,dedi.Ne diyorlardı dedim.Irmak,ama aile içindeki konuşmaları anlatamaz dedi,peki dedim.

Kaçıncıydı bilmiyorum yanıma koşarak geldiler.Anneee,Nagihan teyzee..Irmak gözleri dolu,Asude ye dönüp,anneme anne diyebilirsin Asude,dedi.Asude,olur farketmez ve anne,bana bu çıkartmayı hediye eder misin?Tabiki kızım..

Bir tarafımız Malatya olunca,ve bu yıl bu kadar reklamı olunca Malatya günlerine gittik hep beraber,Malatyalı işverenlerin bulunduğu yere kadar oluşan panayır koridorunda Malatya hariç tüm şehirlerin,özellikle büyük şehirlerin o karmakarışık döner kavurma gözleme yemek kombinasyonları vardı,biz antakya kabağı aldık mesela bir de malatya pazarından kuru dut.İçerden Yiğit e bir köpekli kravat.Asude yle Irmak konuşmaktan yürüyemiyorlar ama,ikisi ikiz üç çocuklu olmak güzel ve kontrolü zor bişeymiş.Ne konuşuyorlar acaba..Asude,
- Bize de birşey almayacaklar mı?
-Uygun bişey bulurlarsa alırlar.
-Şu arabalar bize uygun değil mi?
-Değil Asude,öyle değil küçük bişey..
-Söyleyelim.
-Olmaz Asude ayıp olur.

Olur,inşallah Allah hayırlı ömür versin Asude kaymakam da olur.Gider uzaklar da okur,daha da özgür olur.İnşallah vatana millete hayırlı olur.Şimdi onun ailesine bakıyorum bir de bizimkine.Her hafta en az beş aileyi evlerine kabul ediyorlar ve güzel birşeyler yapmaya çalışıyorlar.Haliyle çocuklar bu sırada evden kopuyorlar ve anneye içlerinden kızıyorlar galiba.Bizimkiler yanımızdan ayrılmak istemiyorlar ama hangisinin sonu daha iyi olur bilemiyorum.İnşallah ikisi de....

8 Ekim 2010 Cuma

Annelik ve Aşk

Ne demiştik bir önceki yazıda.Aşık olmak hayattan beslendiğin kanalları teke indirmektir.Her ne yapıyorsan onunla olmaktır sonunda o olmaktır.Aşık tekleyen yani muvahhiddir,vesselam.Korktuğu ve sevdiği yer aynı olduğu için güven içindedir,ve zıtların birliği güç oluşturur terbiye eder..

Buradan bakınca,anneliği hayata bakışta bir milat kabul eden çoğu kadın düşünebilir ki evet,anneler aşık.Çocuğuna yedirmeden yiyemez,giydirmeden giyemez,o üzülürken rahatını düşünemez,ayrıyken huzursuzdur,yanındayken mutlu.Onun iyiliğidir önemli olan,sadece o daha iyi olsun daha az acı çeksin diyedir otorite,kurallar.Onun terbiyesidir oyunun bile merkezi,hep severek,kıyamayarak,kokusunu içine çekerek..Yani annemden gördüğüm bu benim.Şimdi her aşkın içi boşaldığı gibi annelikte boşalmış gibi gözükse de kavramı kurtaralım.Ve diyelim ki yeniden ,şefkat aşktan üst bir duygu olabilir şu yaşanılagelen hayatta,aşka ömür biçerlerde şefkate boyut eklerler ya..Böyle bakınca anneler aşık değil mi?

Ama benim bakmak istediğim yer yavrunun gözü..O her anlamda tek kanaldan beslenen,annesinin kalp hizasından,ihtiyaca binaen hazır bulunup içirilen,doyurulan.O,doğduğunda binlerce koku arasında bir annesini seçebilen.O,tüm yüzlerden yüz çevirip annesinin yüzünü dünyanın en güzeli gören.O minik parmaklarıyla kendi teninden önce anne tenini keşfeden.O,sevdiği ve korktuğu,sevgisini,bedenini gülüşünü kaybetmekten korktuğu bir tek annesi olan yavru...Ve 0-6 yaş dönemi hayattan beslenme kanalını bir tek annesi yapan yavru.Annesiz yemeyen,içmeyen,tat nedir bilmeyen,en süslü oyuncak dolu yuvalara gitmek istemeyen,dondurmayla çikolatayla kandırılamayan  yavru..Muhtaç,aciz ve masum.Dünyaya alışıncaya kadar o da aşık değil mi?

Rab ve kul..Terbiye eden ve eğitilen.Sahip ve köle.Aşık ve maşuk.Ne desem anlayamasam da,belki buradan dokunur içime,anne ve yavru...

30 Eylül 2010 Perşembe

İnsan Yalnız Her Zaman ,Yanında Bir İsim Kalan...

          İhtiyaca binaen ses işittirmeye devam etti terbiyeci.Yalnızdı eğitilen ve farkında bile değildi yalnızlığının.Hep kalabalıklar arasında dahası canından can kattıklarının yanındaydı.Nasıl yalnız olsundu ki ne lezzet tatsa aklı çocuklarındaydı.Belki anasında babasında belki kocasındaydı.O da tatsaydı,o da gelsin,hep beraber parolasıydı.Eğitici en gedikten bir gediğe dokundu,bir ek koy dedi her sevdiğine..Her korktuğuna,umduğuna başladığına,ile de..Ne ile..Bir isim ile..Bir isim ki gemiler onunla durur onunla yol alır(Hud),bir isim ki en güzel mektuplara onunla başlanır(Neml).Bir isim ki kainatta hükmü vardır,zaten her yanına varılan onunla ve onadır..Duymuştu eğitilen daha önceden,ama duymak bilmek değildi,bilmek uygulamak,ille cehd gerekti,ille sınanmak..

        Okudu,dinledi,not etti yeniden niyet etti.Yanına ismi alıp merhamete sığınmaya gayret etti.Merhameti yaratan, zavallıya merhamet etti.Tam çocuklarını alıp arabaya binerken,Bismillahi mecraha ve mürseha dedirtti,binince inne rabbi le gafurun rahim.Bismillahirrahmanirrahim.Yinede içinde bastıramadığı bir şımarıklık hissetti,kötüydü,çünkü kulluktan çok başka bir yerdi şımarıklık,neyse dedi.Hemen müdahale etti terbiyeci küçük masum şirin oğlan mağazanın birindeki güzel bayan resmini kendine anne olarak seçti, niye,güzelmiş,kalakaldı eğitilen biraz toparlandı,kız evlat öz evlat dedi.Kız gözleri dolu anne sen ona bakma zaten saçmalar dedi.Terbiyeci yalnız olduğunu ve kul olduğunu anlatacaktı,oğlan bahaneydi..

        Dönme vaktiydi.Yol güzeldi.Birden bire bir şey oldu.Arabanın önüne bir beyaz köpekçik fırladı.Bismillah yankılanırken,korkunç bir ses bu yankıya katıldı.Araba tam bir çember çizerken,eğitilen tamamen yalnızdı,üstelik yalnızlığının farkında bile değildi.Ölümle yaşamın arasındaydı.Aklında ne çocukları ne ana babası ne kocası vardı.Çocuklar bile anne demediler,sessizleştiler sadece.Öylece beklediler,anneleri yüzlerine bile bakamadı.Bir kaç saniye..Ama ne uzun geldi,ömür gibi.Araba döndü,feleğin çemberinden geçer gibi.Sebepleri ve sonuçları tertip eden terbiyeci,ziyansız kurtardı,zavallı kullarını..

       İnsan ölürken  yalnızdı.Duymuştu eğitilen daha önceden,ama duymak bilmek değildi,bilmek uygulamak,ille cehd gerekti ille sınanmak...

16 Eylül 2010 Perşembe

Neyim Var?

Neyim var..Sırtımı koca gövdeli koyu gölgeli bir ağaca yaslayasım var.Sonra başımı uzatıp toprağa için için ağlayasım var.Boşalamayan kalbimi toprağa döküveresim var.Neyi bu kadar dert ediyorum,bir benim mi çocuğum var?

Nasıl koyulur bir sandığa bebek,bırakılır nehre..Nasıl gönderilir gülyüzlü gül kokulu bebek süt anneye..Eğitim ve ortam ve genel kabuldur sebep hem de..Anneden ayrılan bebek asıl gözün önünde üzerine bırakılan bir sevgiyle düşmanı elinden dost lokmasıyla büyür hüküm sahibi isteyince..Ya da bereket taşınmalıdır yaylalara kırlara,memesi cılız koyunlara,dağlara..

Neyim var..Parmakları tek tek boynumdan sökülerek servise binen oğlumu kucaklayıp öperek,sonbahar rengi vurmuş bir pencere önünde yağmuru izleyesim var.Kardeşine bakarak ondan farklı olması gerektiğini hisseden ve gerçek hislerini en azından bugün söyleyemeyen kızımla,anne kız bir sokak boyu yürüyesim var..Eve dönüp ikisiyle beraber,her yere hamur döksek de kurabiye yapasım var..

Bir kadın olarak,dört duvarın arasına,sonra örtülerin altına,sonra bedenimden içre,ta kalbime gizlenesim,orada bekleyesim var...

Neyim var?Sayamayacağım kadar çok faydalanmam için önüme sunulmuş nimet var..Her şeyin ötesi,çözümü,Rabbim var...Hamdler senalar övgüler itiraflar kendimden şikayetler ve tevbeler O na...

9 Eylül 2010 Perşembe

Hissetmeden Yaşamak

Anne olmak mı bu kadar hassaslaştırıyor insanı..Dünyanın tüm çocuklarını yavrusu gibi görmeyi hedefleyen öğretmen olmak mı..Ya da fazla duygusal olmak,yavaş yaşamak,mantıklı olamamak,kendini boşuna üzmek,hayat karşısında güçsüz ve aciz olmak mı tüm bu hissettiklerim..

Gerçekten beni seven arkadaşlarımdan bazıları özellikle çocuklarımla ilgili hassasiyetlerime kızıyorlar,üzülmeme anlam veremiyorlar,onları 'görünmeyen manevi kurallarım'la baskıladığımı düşünüyorlar.Okul öncesine onca para mı verilir,israf değil mi,bu kadar üstüne düşüyorsun ne bekleyeceksin diyorlar sonuç mu,her nasılsa ben acabaya gelip kendimi suçlayıp biraz boşvermiş olmaya çalışıyorum.Ama hiç gerçekçi değil,aslında ortaya dökünce tek istediğim dayatmalardan uzak sevgiyi hissadebilecekleri bir ortamda,kendilerini keşfedecek bir ortamda olmaları,hatta tercihim benim yanımda kalmaları yani benim onların yanında kalmam..Uğraştığım şeyler bunun üzerine,okul saatinin ve onların gideceği okulun paylaşım zaman ve kalitemizi azaltmaması,ayrıştırmaması,benimle öğretmenlerinin verdiğinin arasında uçurum oluşmaması..Çok mu yani:))

Ne kadar önemli bir şeyi hissetmek halbuki..Hissetmek için yavaşlamak,bir çocuğun endişesinin sebebini anlamak,ya da ağlayan bir annenin.Anneler birbirinin yavaşlamasına ve ağlamasına izin vermeli..Hakkı ve sabrı tavsiye etmeli.

Ne yaşıyorsa anneyle çocuk,samimice paylaşmalı,neden demeli çocuk,bundan diye anlatmalı anne kendi nedenlerine de tekrar çeki düzen vererek.Çok yaşlı akrabalarımızın evine gidiyorduk bir ara oldukça sık,hastaydı,Irmak,orası kokuyor gitmek istemiyorum dedi,anlattık yaşlı ve gencin farkını anlayabileceği şekilde,ziyaretin bize kazandıracağını,hayatın içinde yaşlının olmasının bir zenginlik olduğunu,onunda bir zamanlar minicik bir çocuk olduğunu,neşeli elbiselerinin olduğunu,şeker sevdiğini,o gün çocukluğunu anlattı o yaşlı çift,hala gitmek ister oraya...Evet fazla duygusal,çoğu zaman gözü dolu dolu kızımın,Yiğit bile ablasının açıklamalarıyla ikna oluyor çoğu zaman..
Bayramlar mesela,niye kutlandığını bilinmeden,ne boş görünür düşünen insana,niye herkes birbirine gider gelir adı şeker bayramı olan bir bayram temizliği,kıyafeti sarması baklavası,eee?Günleri sevmeyen insan bayramları da sevmez tabi,bize anlatılmalıydı neyi niye yaptığımız,sevmiyorum demiş ya resimli günlük,haklı..Bu ,namaz için, oruç için,hac için cami için,fedakarlık için sadaka için ,sevdiğinden vermek için de böyle .İçi dolu olsun istiyorum bir şeylerin,önce bende sonra çocuklarda,öğrencilerimde,ama nasip,ben ne kadar anlayabildiysem....
İlle zaman lazım,ille yavaşlamak,ille düşünmek ve görünürde kendinden vermek,ama kendini kazanmak,çünkü hissetmek en büyük zenginlik.Çok şükür pedagogumdan da destek geldi.Ama ille tevekkülle dua,yoksa tepeteklak mazallah..

2 Eylül 2010 Perşembe

Anne işte...


Kadın ve çocuk dünya üzerinde farklı bir yerde duruyorlar.Birbirine sıkı sıkı sarılmış.Dayatmalı hayatsa bu ikisinin arasında.Çocuğu olan kadın,yani anne işte,beyni çocuğuna göre yaşıyor,başkalarınınki başka başka şeylere..
Dün gece bütün çocuklar huzursuzdu,bugün ağlıyorlardı çünkü anne işte.İş başladı,çocukların koynundan söküldü anne kokusu,annenin koynundan yavrusu.Bu gün yalnızca bizim okuldan yükselen sesleri duymak,annenin sesini duymaktı.Gözler dolu,herkes bakıcı,kreş,anneanne,ateşlenen,sabah uyanan,kapıdan içeri kaçırılarak ağlayan,dün altı değişmediği için pişen,çişini başkasına söylememek için bekleyip çatlayacak duruma gelen çocuklarını anlatıyordu.Bunların içinde benim en çok üzüldüğüm kandırılan ya da ayrılacağını bilmeden kendini hiç tanımadığı bir bakıcının yanında bulanlar ve gezmeye gidiyoruz diyip kreşe götürülenler,yani yalan söylenilenler,annelerince masum da olsa...Bir de kızdığım bir grup var ki servise koyun kapıyı hızlı bir biçimde kapatın,göz göze gelmeyin ağlasın biz bir ay ağlayan çocuk biliyoruz alışıyor diyen yuva,kreş görevlileri...
Tüm gece huzursuzdu Yiğit,kolumda böcek var diye bağırdı,anneee süt içsem diye ağladı,en son sabah gözleri kapalı hep gidiyosun zateeeen,hep,hep hep diye bağırıyordu.Sarıldım yanıma yatırdım,burdayım dedim,bana masal anlat dedi,nasıl geldi o saatte,öyle bir masal dilime,uyduruverdim bir pamuk tavşan hikayesi,ablasının adını hamuk koydu benim oğlum,birde kardeşleri yumak,iki kardeş olunca bu biziz diye kızıyorlar:) Öylece uyuyakalmışız,okula geç kaldım..Babaları yanlarında olunca daha rahatlar,ve anneanneleri dedeleri de aynı apartmanda,kızımda kardeşe bakan büyük abla havasında,çok şükür ki..
Çocuklar tedirgin çünkü anneler işte,anneler tedirgin çünkü anneler işte...

12 Ağustos 2010 Perşembe

Çiçekler ve Çocuklar ,Ramazan 3






Ne kadar azım
Ya Rabbi..
Ne kadar uzağım
Ve sen ne kadar yakın..
Nimetlerin,affın
Tüm bildiklerimden aşkın
Ramazanda,aç,susuz ve kalbi taşkın
Rızkımız olsun aşkın...
Bakarken çiçeklerine ve çocuklarına
Hayran,dalgın..

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Çocuklu mu Sorunlu mu Normal mi

Uyarıyorum anne olmayana iğrenç ve zor gelecek bir yazı bu.Bugün çocuklarım,en olumsuz davranışlarının doruklarındaydılar.Ve ben velilerimin,öğrencilerimin,öğretmen arkadaşlarımın yanındaydım,elimden geldiğince sabırlı ve olumlu davranmaya çalıştım,en son olay ise sorunun bende olduğunu ele veriyordu,çocuktu,elinde değildi tutamadı.Yazmak iyidir.Belki uzaktan bakmamı sağlar,ve belki siz çocuklarım bu yazıyı okuyunca naapmışız ki diye düşünmezsiniz..

Önce ikinizde bana şiddetle sarılıp,üzerimi bile çıkarmama izin vermediniz.
Hoşgeldiniz diyenlere bağırdınız.
İlk 15 dakika insanlarla göz teması kurmama bile izin vermediniz.
Öğrencilerimi yanıma yaklaştırmadınız.
Biriniz tuvalete gitmek istedi,diğeri hem tuvalete gitmek istemedi,hem de bensiz kalmak istemedi.Yani beraber ağladınız.
Oyuncakla biraz oyalanınca aynı oyuncak için kavga ettiniz.
Çocuklar için hazırlanan masaya oturmadınız.
Ben namaz kılarken,evet oğlum sen kusura bakma söylemek zorundayım (ilk defa yaptın)iç çamaşırını indirmiş pipini tutuyordun,selam verdiğimde ne yapacağımı şaşırmıştım,velilerim gülüyordu:)
Birinizin ayakkabısını giydirmeme yardımcı olduğum için diğeri küsüp evin en ücra köşesine gitmiş gelip beni burdan alıcaksın..diye bağırdı.Kızım bu da sensin.
Bana bağırdınız.
Birbirinize vurdunuz.
Sizi sevmek isteyen herkesi garip bir ses çıkararak uzaklaştırdınız.
Sonra,normal,öğrencilerimi kıskanmış olabilirler,yorgun olabilirler,hasta olabilirler dedim sizi uyuttum,uyandırdım,güzelce konuştum.Neye,neden,ne hissettiğimi anlattım.Akşam yine çıkacaktık,arkadaşlarınızda vardı,mutlu olursunuz dedik,ve Şenay Teyzenize gittik.(O da zümrem)
Karnım ağrıyor diye ağladın oğlum.
Midem bulanıyor diye ağladın kızım.
Etrafa kötü kokular saçtın oğlum.
Veeee,misafir bulunduğumuz özenle dekore edilmiş,tertemiz evin halılarını paçandan akan kakalarla bezedin.(Bunu da ilk kez yaptın.)Anne özüy dileyim biyas altıma kaka kaçıydım.Bidiya yapmicam diye beni çağırdın.Genelde yapamadığın bir şeyin akması ilginç oldu herhalde.Herkes dondu.Sonra farkettik ki bir kaç kişinin ayağı batmıştı bile.Herkesi olduğu yere mıhladım.Seni yıkadım.Süslü kurdelalı bir kız şortu bulup giydirdim.Seni babanla eve yolladım,yani anneannene.Çıkarken elindeki kuzuyu gösterip,bak anne,bu kuzu da kaka yapmış ama bidiya yapmaz diyordun.Yine beni gülümsetiyordun.Bütün halıları ve yerleri sildim.Çocukların ayaklarını yıkadım.Artık o suçluluk psikolojisiyle bulaşıkları filan da hallettik.Yeni geldik.
Kızım ,kapıdan çıkınca su istiyorum geri dönelim diye ağladın,evimiz yakın diyince,aman ne de yakın diye bağırdın..
Oğlum uyumuş,ben annemi öpcem diye diye..:(
Şimdii,ben acaba bir annenin ya da çocuğun zamanın birinde beğenmediğim bir davranışını yaşıyor olabilir miyim?Yoksa sabırlı davranıyorum diye çocuklarda olumsuz davranışlar geliştirmiş olabilir miyim?Ya da aslında sabırlı davranmamış olabilir miyim?Ya da artık büyüttüm,rahatım moduna girmiş olabilir miyim?Acaba ben çocuklarım için son zamanlarda özel dua etmemiş olabilir miyim?vs.vs.vs.

6 Ağustos 2010 Cuma

Annelerin yanında anneliğim..

Anneanne ve babaanne,özellikle anneanneler annelik duygusunu torunla taçlandırıyorlar.Doruk anneliği torunla yaşıyorlar.O yüzden onların yanında annelik iptal,teneffüs!Aslında çok hoşuma gitmeyen bir durum bu benden çok anne olan birileri var,çocukların gözünde anne ve duble annelerin kıyası var..Koruma kollama,yedirme içirme,sevme öpme koklama,onore etme,iltifat etme..Hiç bir şey yok yapabileceğin..Ama ne güzel bir zenginlik çocuk için bu..Ne büyük bir nimet,anne için de,her şeye rağmen:))

Anneliğim..

Akçaydayım,incir ve zeytinle ilgili bir yazı yazmayı düşünmüştüm ama anne cafenin yazısını okuyunca anneliğim başlığı hoşuma gitti.Keşke bir de link verebilsem,:)
Ne olmak isterdimle neyimin cevabı çok farklı,ve evet tüm adımlar bir yolculuğu gösteriyor.Anneliğim de bir yolculuk,tıpkı evliliğim,gençliğim,çocukluğum,eğitimim gibi..
Ama dönüp bakınca,
Anneliğim kitap olsa,galiba üç kitap olurdu,birbirlerinden çok farklı.İlki en yeni ve doğru bilgiler,konsantre bir çocuk yetiştirme kitabı,ikincisi rahat ve huzurlu bir pencere kenarında yazılmış,denemeler..Üçüncüsü ise devamı sürekli gelen,öğrendim ki...kitabı..

Anneliğim bir şarkı olsa,müziği kemanla başlayıp neyle devam eden,sözleri bir içe bir dışa dönük,nakaratsız bir şarkı olurdu..

Anneliğim bir araba olsa arka koltuğu geniş,ev olsa odaları etkinliklere göre ayarlanmış ve bahçesi geniş,çanta olsa bölmeleri geniş olurdu..

Anneliğim bir baharat olsa tarçın,koku olsa ev yapımı kek ve pasta kokusu olurdu herhalde..
Anneliğim bir giysi olsa,araya taraya zorla alınmış,sonra tekrar tekrar tadilattan geçmiş,ama çok sevilmiş bir elbise olurdu.

Anneliğim bir yemek olsa,o gün içinde yenilenlerin otomatik olarak gözden geçirilip eksikleri tamamlamak için hazırlanan sağlıklı ama sevilen bir yemek olurdu.

Anneliğimde en sevdiğim şeyler beraber gelişmek,iki insanın yetişmesine tanıklık etmek,onlarla hayatı ve duayı paylaşabilmek ve en sevmediğim şeyler sabırsızlığım,endişem ve adaletsiz oluyor muyum korkusu..

En farkettiğim şeyse kendimde,yeter,anneliği tattım diyemiyorum.Her çocuk başka bir dünya ve zenginlik,ve kardeş de..Paylaştıkça kısıtlanan imkanların yanında,paylaştıkça artan nice imkanları var.Arabanın arkasındaki iki küçük insanın konuşmaları,paylaşımları birbirlerine yardımları ve ille tartışmalarını dinlemek müthiş bir şey..Üçüncü olsa ne olur diye merak ediyor,Rabbimden hayırlısını diliyorum:))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...