ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

bakara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2014 Cumartesi

Hayatımızın hangi ayetindeyiz?

Hıçkırıklı gözyaşlarımı hatırlıyorum o büyük mescidin yaz sonu son tefsir dersinde, eylule kadar bir fasila bahsinde. Ayetlerin fasilasi var mıydı? Kurana ara veriyor muydu hayat? Nasıl ihtiyacım var benim diyordu içim bedenimle de bu havayı solumaya, ilk anda gerçeği otelemeye meyyal bir mekanizma var içimde artık biliyorum. Kuran fasilasiz devam ediyordu ayetler tatilsiz iniyor hayatımıza , zamanın neligi felsefesine dalmaya gerek yok. Dehr..dem..vakit nakdi hayatın ,akıyordu. Ne ki hazmı lazımdı ayetlerin yasanmadan geçilmesi, kayanin üzerine yağan yağmur gibi..hissiz, üzerinden akıp giden değmeyen..Halbuki biz o büyük mescidde cennet bahcelerinin kokusunu aldık tadını hissettik görünmeyen güzelliğini duyulmayan sesini munbit bir toprağı olmak istedik o bahçenin..ağlamak elzemdi. Ağlamadan yumusamadi toprağı kalbimizin..
Tefsir dersi fasıla verdi tefsir olaylarla devam etti. Isa as havariler mucize sofralar canlandı geldi. Ağladık sıkıştık daraldık kah bu sırrı içimizde sakladik kah söylemeyi denedik.Agladik.Ayrilik vakti geldi.Bu sefer Mekke ye bambaşka bir hal içre geldik. Ozleyerek , gözümüz arkamızda kalmadan. Sırrı bu yaşayan tefsirin aciz akıl unutuyor belki baglamayi ama kalp yaşıyor ancak üzerine düşünmekle bulunuyor sonra bağlantısı benim gibi hayat acemilerinde olaylarla ayetlerin.
Birr diye bir kavram vardı kocaman..Bizim hayatımızda türkçe karşılığı olmayan onun için zorlamak zorunda olduğumuz sinirlarimizi.Her tavafin sonunda istediğimiz ebrardan olma fikri bunun yanında.
Bakara ve Ali İmran öyle iç içe ki..o iki çiçeğin kokusu birbirine öyle karışıyor ki..
Birre iyiliğe ermek dersek,

Şu halde yalnız iman, tam, kâmil hayra, iyiliğe ermek için yeterli sebep değildir. İman ve ilimden sonra amel ve özellikle (Allah yolunda) sarfetmek ve harcamak da gerektir. Hem de bu harcamak ne kadar sevgili şeylerden olursa, o kadar kıymetli olur. Allah, harcanılan hoş veya nâhoş (güzel olmayan) herhangi bir şeyi bilir ve ona göre sevabını verir. Fakat asıl iyiliğe, yüksek hayra ulaşmak, sevilen şeylerden harcamaya bağlıdır. Bundan dolayı Bakara Sûresi'nde geçen "birr" ve "infak" âyetlerini (Bkz: el-Bakara, 2/3, 44, 177, 189, 215, 219, 261, 264, 265, 267, 270, 272, 273, 274.) hatırlamalı ve ona göre İslâm'ın hükümlerini yerine getirmeye hazırlanmalıdır.

Birr: Bakara Sûresi'nde (Bakara, 2/177) âyetinde de açıklandığı üzere ihsan (iyilik etmek), geniş hayır, tam hayır demektir. "Birr" ile "hayır" arasında şöyle bir fark da göstermişlerdir: "Birr", hayra ulaşan ve kastedilmiş fayda; "hayır" ise -kasıtsız bile olmuş olsa muhakkak faydadır. Birrin zıddı ukuk (isyan etmek), hayrın zıddı şerdir. Bununla beraber "birr", hıns (günah) karşılığı da kullanılır. Burada birr'e erişmek, hayır ve iyilik etme sıfatıyla sıfatlanmış olmak veya "İyiler mutlaka nimet içindedirler." (İnfitar, 82/13) âyetinin delaleti üzere iyiliğe ve ilâhî sevaba ermek mânâlarından her biriyle tefsir edilmiştir ki, ikisi birbirinden ayrılmazlar. "Allah asla sözünden dönmez." (Âl-i İmran, 3/9) âyeti gereğince Allah'a söz vermek ve anlaşmada tamamıyla ayak direyerek ilâhî vaade tamamen kavuşmak, ermek mânâsı, her ikisini de içine alır. Buna göre iman, dinin temeli; birr, dinin gayesi demektir. Hak tevhid, hayra erişmek: İşte din, bu iki esasın mahsulüdür. Ve bu şekilde bu âyet, kendisinden önceki iman konularının bir sonucu, kendisinden sonraki hükümlere dair konuların da mukaddimesi (başlangıcı) yerindedir.
Elmalılı h.y.tefsiri

Bekke ayeti ve istataa, Mekke ,un ufak olmak ve kudret, üzerimizde Allah ın hakkı. Birr, infakin en sevdiğinden, canın rahatin , hijyenin ,malın, bedenin ve haccın. Kurbanın..Bu kelime obekleriyle anlatmaktan aciz olduğum bir sürü bağlantı.Ali imran ayetleri kelime taramasi ve temmuz-ekim gundemiyle beraber okunmasi gereken.Ibrahim as..ve haccın menasikleri. Kudüs ve Mekke..Filistin ve Türkiye..yevmi buas..kardeşlik ve fitne..Yahudiler ve biz..Allah ın ipi...
(bknz Elmalılı tefsiri Ali İmran 92-103)
Sarılmak
Sımsıkı sarılmak
Sarılmak sımsıkı
Allahın ipine.
Dağılan kalplerimize
Taşlaşan yerlerimize
Ayetlerin surelerin degmedigi yerlerimize
Şifa niyetine

Velhasıl tefsir değil tefsir dersi ara vermişti. Bir fırsat, ayetler hazmedilir mi acaba diye. Ben yutkunuyorum hâlâ..
Tek çaresi var kalbimin Ali İmran parolası Ya hayy ya kayyum...sen içimizde beğendiğin kökü canlandır Rabbimiz, sen tut ayakta mufid bitkileri, bagrimizdan güller yetissin hayalimiz, bir gül bahcivani öğretmenimiz ve elinde dikenler gülsüz..sen ayetlerinden muhkem kaleler yap içimize siginabilecegimiz, mütesabihler içerisinden senin sevdiğini seçmeyi öğret bize..Bizi yağmur gibi ayetlerinle yıka,besle, ipini tutmamizi nasip eyle..
Şu an tefsir dersi bitmek üzeredir belki de... Uzagi yakını hepimizi halkaya dahil eyle..

1 Temmuz 2014 Salı

Ramazan 3 Buharlaşma

Aşka aşık olmak nicedir
Nicedir terki dahi terk
Menzili olmayan durak
Sonu olmayan yol kul olmak
Anlamak ki O Samed dir
Sen topal karınca
Ateş olsan yakacagin
Curmun bile değildir
...
Her şey yok olduğunda
Kalacak tek vechin
Zamana mekana değen tek nisanesi
Sözüdür
Okunan
Tilavet olunan
Kuran Sesidir..
...
Belki biz kendisine alistirdigi kuslariz, dört dagbasina bırakılmış parcalarimiz, ölüyüz, cagirinca dirilecegiz..cagirinca uçup gideceğiz..Kuşlar gibi özgür olunca Kalbimiz...

30 Haziran 2014 Pazartesi

Ramazan 2 tesbih taneleri

İbadetin özü ölmektedir diyebilir miyiz?

Her ibadet bizde ölüme kapı aralamiyor mu? Herbiri farklı renk bir kapı..
Oruç açlık ve susuzlukla ölüme degdirmiyor elimizi..
Hac büsbütün kefen giydirip elimizi etegimizi çekmiyor mu hayattan,hatta güzel kokudan ..
Zekat yaşamak için toplayıp duran insanın hesaplayip taksimat yapması, disiyle tirnagiyla kazandığını vererek azalması benzemiyor mu hiç bir şey goturemedigimiz ölüme degmeye. .
Namaz huzura çıkmak, konuşmak arzu hal değil mi..Divanina gitmek ölüm değil mi..
Şehadet başlı başına perdelerin kalkması baş ve son , Şehitlik makamı değil mi...

Evet ibadet abdiyet kulluktur ve bizatihi yaşamaktadır ama ölüme guzellemedir. Sevdiğini sevildigini iddia edene acık davettir Bakara dan bir ayet "o zaman ölümü temenni edin"
Mutu kable en temutu...
Ölmeden önce ölünüz tam da buraya denk gelmektedir.
Ölmeden önce ölmek karalar bağlamak toprağın altında gibi gulmez soluk bir yüz ile yaşamak değil, bilakis tebessümle tevekkulle yolda yürüdüğünü bilmektir belki..

Aklımda teveffa, vefat etmek toplanıp gitmek anlamıyla..vefa ile baglantisiyla..

Tüm ibadetler kulun Rabbe vefasidir diyebilir miyiz?
Hepsi Rabbin elestu bi rabbikum , ben sizin Rabbiniz değil miyim sorusuna cevabı değil mi?
Bize verdigi nimetlerin cinsinden şükrü değil mi?

Her günü değil her ani ayrı bir deva canım Ramazanın ikinci günü parcalarimi hissettirdi. Paramparçalarimi..
Yavrular oruç tuttular. Yıllardır duymadigim sorular sordular. Gazetelerde her ramazan , ramazan sayfası adı altında yazılan mevzulardan, tırnak yiyince oruç bozulur mu , abdest alırken ağzımda kalan suyu yuttum bozuldu ,kaç saat kaldı, cok açım..çok açım. Kızım solmus bir çiçek gibiydi. Bir küçük termosa çorbalarını küçük kaplara
Çikolatalı ekmeklerini koyarak yola koyulmaya ikna ettik..
Yavrusunun karnını doyuramamak , oyalamak ne zor..Dünyadaki tüm anneler toplandı başıma, acikmasi mumkun degildi bir annenin çocuklarının yanında..
Biz sizi muhakkak açlık korku ve eksilmeyle deneriz ayeti yetişti teravihte sabredenlere mujdeyle...acziyet...

Her an başka bir roldeyiz, koyduğu yerde, anne, çocuk, hanım, öğretmen, gelin, öğrenci, arkadaş, kardeş, abla... Her birinin gereği başka hepsi bir tesbihin tanesi gibi, imamesi kulluk olan, ipi O nu hatırlamak..içimizde başka tesbihler. Başka başka parcalarimiz. ..

Toplanıp gideceğiz , gidiyoruz..her bir parcamiz O nda birleşerek..imameden ayrılmasın, ipi kopmasin, kalp hizasinda vefaliyken yerde pul boncuk olmasın. .

Ömrümüz kul olmaya vefa etsin...vefat etsin canımız ancak Muslim olarak...

29 Haziran 2014 Pazar

Ramazan 1 ..zerre

Kendi içinde yolculuk..
Bu ramazan böyle..
Içindeki akıntıya bırakmış kendini, disardan bakinca biraz vazgeçmiş bile sanilabilecek bir kabullenme kucuklugunu, küllügünü..Belki calkalanan recebdir Şabandır yorgunluktur, belki m.ulusoydur, k.sayardir sebebi, belki bir ruyadir yikadikca badanasi dökülen duvarları evimin, eski, ama çokça Mevlana dir...Mevlana mdir...
"Mağlup ol" demiştir..
Rabbi inni maglubun fentesir..
Maglubiyet merhamete cagridir..merhametine siginmisimdir. Haremine girerken çıkarken dururken dün ilk rahatlama, ilk ruhunu yayisi özü rüzgarı-ilk teravih-bir zerre gibi kalakalmisimdir..
Kulu çok..
Azameti çok. .
Ihtiyaci yok..
Zerre ise muhtaç , zayıf, ne yapsa da tek geçerli akcesi "yok"...
İçimde iki kelime "istafa-teveffa" secilmek süzülmek ve vefat etmek toplanıp gitmek..
Ramazan Böyle bir mevsim..sonunda iyd el fitr ..fitrata erme bayramı, fıtrat üzere doğar, kaç mecraya akariz, cabamizla ve yonelisimizle ve merhametiyle ve ipiyle secile suzule bizi biz yapan şeylere ulaşırız. Ve tüm topladiklarimizi bir sekliyle vermekle vefamizi tamamlariz, her şeyin kemali ve zevali, aşkın başarının gücün yeteneğin hevesin, ve bitince süre , toplanıp herseyimizle Rabbe variriz. .ömür vefa ederse den kasıt bu galiba...
Ramazan süzülme ve Vefa ayı...
Gelişme ve ölme..
Ölme ve gelişme...
Ölme hayat bulma..
Hayat güzeldir evet muhakkak ölüm daha güzeldir.
Ya hayy ya kayyum....
Dünden  ayetler:
"Sakın ola başka türlü can vermeyin ancak müslümanlar olarak can verin"
"Rabbi ibrahim e teslim ol dedi.O da teslim oldum âlemlerin Rabbine dedi."
Eslemtu..

14 Mart 2013 Perşembe

Yara kanarken...

El cek tabip el çek
Yaram üstünden. .
Sen benim derdimi
Bilebilmezsen...

Nedir derdin dersen bir ah yukselir içinden. .kalbin serha serha ...bitmedi yarilma vakti yaralarinin..iyileşmedi hastalıkların. .gör diye cisimlesti de çıktı karşına sapmalarin...gorunme duyulma anilmalarin...simdi küçül küçül yok ol olabilirsen...firsat bu firsat..sen sev de gerisi boş de...vallahi alem bakmasa yüzüme aldırmam sen yüzünü cevirmezsen de, diyebilirsen...bir bedel bu belki de...sevilmenin cinsinden sevilmemen de..sonra ah de nur dağına dogru..ala şefa hufra...bir ucurum kenarindan at kendini..gör parçalanmışligini ve bil bakara bitmedi...amenerrasulu caresizligin caresi icine islemedi..bir avuç sana yetmedi..içinden gecenler ...ahh...bakara bitmez. ...bitmedi...
Ölemiyorsan bayil...bayilmadan ayilamazsin....:)

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yol biter mi?

Ne varsa yol ve yolculuğa dair,hayata dahil..Yürümekse düşünmeye muadil..Daimi bir yolcu olduğumu farkettiğim andı bakaranın başı..Uzun bir yolculuğa çıkıyor gibi hissetmiştim,tamamlayabilir miyim demiştim de,kılavuzum herkes neredeyse orada tamamlar inşallah demişti... Galiba iki yılı geçti..Uzun bir yolculuk nasip oldu surenin içinde,her surenin başka bir alemi vardı aynı anlam içinde..Tevbenin getirdiği yer başkaydı,enbiyanın,nurun furkanın başka..şuara,neml kasas başka...Üçleme kitaplar çıkarıyorlar sevdiğim yazarlar,kitaplarla şehirlerle anlatabilirim bir nebze belki..Ama hiç birine benzemiyor surelerinki... Bakaraya başlarken,elif dedik lam ve mim...En derinden,göğsün en derininden dile dudağa..İçten dışa bir yapılanma demiştik.Sona doğru elif en gizlimizde olan,ALLAH ın olması gerektiği yer,belki noktayı süveydanın nurlanması,lamın çengeliyle çıkaracak ne varsa,la diye diye nehyede nehyede teke inecek en gizli en derin yer,mimle dudağa dökülecekmiş,inlemekle..efendimizin ismiyle...Bakara yarmak demekti zaten,başta bir hedef gösterildi,hani tezhiplerle fatihanın yanına yakıştırılan aşrı şerif,elif lam mimle..Ortasında ayetel kürsi,sonunda amenerrasulu ile,arada benim için kema erselna fikümle bir ramazan,ayetel kürsiyle bir,sıbgatallahla bir daralma,içinizden geçenlerden sorulacaksınızla bir..Fezkuruni ezkurkumla umit...ölüm..hayat..feinni karible aşk...çağrı,çağıran,çağrılan..çağıldayan aşk.. Kelimeler...kelimeler..şifreler..kalpler ve kalıplar..Ahkam ve his..surei bakara,iki çiçekten bir çiçek..Kim onu hıfzederse,başa geçiren..Bir çiçek nasıl hıfzedilir?Aklınıza küçük prens geldi mi...Ne kadar dolu dimağımız..Bir çiçeği hıfzetmek..Çok sevmek..Bir çiçeği ne korur, su toprak sevgi,madde mana..iç dış..Surei bakara hep bu ikilemle bütünledi bizi..Namaz dua ,bedenin sallanması,oruç yeme disipliniyle hayat tarzı,bedenin zayıflarken ruhun güçlenmesi,şehadet,dil ve göz kalp arası yakınlık,hac rukunları ise başlı başına maddeyle mananın birleşmesiydi.Adem ve Havva ile zıtların birliği,dünyaya inişle dünya ahiret evliliğinden beklenen ukbaya götürecek amel çocuğu..Ve ne formüller,ne çok birikmiş kavanoz kavanoz hisler..Elime son kez aldığımda bakarayı okumak için Taif yolundaydım,her satır,her sayfa bölüm,an an yaşatır mı geçmiş zamanı..Koku değil,tat değil,mekan değil,ses değil,ayet ayet his biriktiriyoruz içimizde ,müteşabih,cennet ayeti....İnsan bir dağa tırmanırken Ganime cebecinin yeşil halısına oturur,camı acar,tül havalanır mı... Benim içimde bakara,bir toprak fenomeni..Cennetten bu toprağa pişmanlıkla inilen yerde..Üzerine 99 yıl hüzün yağan,1 yıl surur yağan toprak.. En başlarda iş makineleriyle kasklarla çalışılan yıkık dökük,israiloğullarıyla,her enkazın altından bambaşka birşeyler çıkan,hep yan çizen,idare eden,böyle de olur deyip yapılmış,ama olmamış da yıkılmış binalar,bozuk mimariler,gecekondu ibadetler,estetiksiz ameller,süreksiz yollar,çıkmaz sokaklar..Başımda fenerli bir kaskla yürümeye çalıştım,maden ocaklarımda..Hani süt filminden bir sahne,yusuf maden ocaklarına bakarken..acı..Toprak altında çift taraflı yolun adı nifak..Derinlerden çıkan bir sey münafıklık..Hem öyle hem öylelerimiz,zaten böylelerimiz..Cumartesi yasaklarına cuma çözümlerimiz..Şimşekler çaktı,yağmur yağdı,gök gürledi,ruh sübhanallah dedi,nefis kulaklarını tıkadı,ne çok gidip geldik.. Hükümlerden önce aşk geldi,Rab kendini tanıttı kuluna,ağır ağır..Ben hükümleri soğuk sanırdım.Namaz,oruc,hac,umre,şehadet aşkın ilanlarıymış..Çağrı çağırma ve yakınlık oruçla gelirmiş.Gökyüzünün romantik yüzü ay hilaliyle hac için varmış.Zaman başka türlü akarmış.Say benim bıkıp usandığım koşturmalarımın oturup kalmalarımın,gayreti terketmelerimin karşısındaymış.Tavaf O nda olmak,kıble öper gibi muhabbetle dönüp durmakmış..Hidayet her an alınan ,dalalet satılanmış,ticaraten len tebur,zarar etmeyen ticaret buymuş..Faizi Allah tan bekleyecekmişiz....Hani semereden bahsetti sona doğru sure,bire yediyüz veren başak..Ve bu toprakta yetişen semereden infak,en sevdiğinden..Bir avuçla iktifa etmek önüne çıkan nehirlerden,yalnız kalmak,Allah demek,üzerime sabır yağdır demek... Toprağım harmanlandı sandım,artık sürüldü,belki tohum ekildi,ayetel kürsi tanımlanamayan Ramazan bilgisiydi...Hayy,Kayyum ellerindeyim,dizlerimin dermanı yok..Sen tut ayakta dedim,acizim acıkıyorum uykum geliyor yoruluyorum,ama göğe bakıyorum..sana bakıyorum..yağmur yağıyor cama koşuyorum..ben merhametine koşuyorum..Sen münezzehsin..Sen başkasın,bildiğim hiç bir şeye benzemiyor varlığın..Yer ve gök..Ayaklarım ve başım kadar anladığım,gözlerim, çakıl taşları ve yıldızlar kadar.Senin kürsün benim anlamadığım kadar,kalbimin genişleyebileceği kadar..Senin lütfun kadar..Senin iznin olmadan yardım edilemeyen yer,şefaat senin merhametin,uzattığın elin,benim bildiğim yer gök,kalbiminki ancak,dışarda gördüğüm kendimim...Ve sen..Önüm arkam,üstüm altım sağım solum,içimi dışımı kuşatan..Hıfzından başka zırh yok..Kendimce sığındım kalbimin köşesinde Rabbime..Gözlerim göğe takılı tavaf ederken,yürümüyor gibiydim..acı bile lokma lokma yutulur gibiydi.. Hilaller büyüyüp küçülürken Hac geldi,mücadele yani..Uzun uzun yürümek,ardına bakmadan şeytanı taşlayıp ilerlemek,bir dosta tutunmak,ellerini açmak bir akşam üstü,gün batmasın istemek..Yorulmak,bitmek,ama bitmemek..Yürüdükçe yürüdükçe içine içine,bunlar da nereden çıktı demek...Bir çiçek bir başak büyür mü derken,hayal ederken,hayallerin tevbesi..tevbelerin tevbesi..istemsiz hayaller,düşünceler tevbeler,düşünceler tevbeler,düşünce tevbeler..Ve ayet...İçinizden geçenlerden sorulacaksınız......Her yer tarumar..Ne toprak var,ne çiçek ne başak..Ancak bir avuç killi kum o kadar... Şimdi..amenna,ben buyum anladım.semiğna ve etağna demek zorundayım,üstünü örtmemeliyim..İtiraf etmeliyim,babam Adem gibi almalıyım şifa kelimelerini,mazeret üretmemeliyim,ben zulmettim..Edepsizlik ettim.Ben hayallerimin kabulunden sana,senin hayır planlarına sığınırım...Sen ört setret merhametinle,gufranınla..Çekemeyeceğimi yükleme...Ben unutanım,sen unutmayansın,benim vus um ne ki..Ve sonunda bakaranın,kabenin kapılarını açtılar,nefes aldı yüreğim..İçini zemzemle yıkamışlar,affedildiğimize işaret olsun deyip ümitlendim.Etrafında dönen yüzlerce insandan sadece izinli,davetli olanları aldılar,kalbimize izinsiz hiçbir düşünce giremesin artık diye dua ettim...Yoldaki işaretlere dikkat etmeli..Kuşlar ve kavimleri,tavafta hazır bulundular..Gök toprağını şenlendirenler onlar.. Ey merhamet,şimdi ben,ruyamdaki haliyle elimde bir bitki saksısını değiştiriyorum,bakıyorum ki içinde toprağı yokmuş,bir tabakla yükseltmişler,dışardan var zannediliyor,içerden yok...işte ey toprağı yaratan ve yaran,yağmur indiren ve merhamet eden,merhamet et mevlamızsın..ki bir bitki yetiştirebilelim ki infak edebilelim yüreğimizden... Kaç can karışacak bu toprağa daha ki humuslu olsun,kaç yağmur,kaç dua,kaç sabır,yol bitmez...Ve ben iste,nefis.. daha elindekine bakmadan gözünü öbür çiçeğe diker,onunla heyecanlanır yeniden,ali imran...zehraveyn... Yol bitmez,yakin gelene kadar, Vesselam...

4 Nisan 2012 Çarşamba

Yaş,taş..

Bakarada bir taş var,içime değiyor demiştim.Taş açılımı devam ediyor,sağol,dilsuhan...
I.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin

Anne seninle bağrın döğer gider mi acı
Hanidir Ferhaddan aldığın ders taş senin

Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili
İşitmez oldun beni kalbin taşdan taş senin

Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni
Bana güldür çiçektir attığın her taş senin

Gözünü dikme taşa işte parça parçadır
Şimşektir bir bakışın dayanır mı taş senin

Deprem değildir dağı ve beni sarsan
Bir bakışın komaz taş üstünde taş senin

Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla
Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş senin

II.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Ülkendir taş ve beton bu yanlışkent
Her gün bir yanın biraz daha taş senin

Taş alanlarıdır taş insanları taşır bir
Nereye gelsen ey aşk karşında bu taş senin

Uygarlık taşla taşımak çağlar üzre
Kolların bu denli güçlü müdür senin

Bir taş devridir ama bağışla beni
Niçin bunca geldim üstüne ey taş senin

Bir İbrahim bıçağı ikiye biçer taşı
Sevgili nasıl kırdı kutlu dişin taş senin

Ölüm bir kasırgadır çevirir seni beni
Nedir kucağında kocaman taş senin

III.
Bir bir yürürlükten kaldırılıp çürümüş devrimleri
En gürbüz bir devrimi dikmek yerine taş senin

Nereye koysam seni söyle ey yüreğim
Bir gün beni ele verir bu güçlü atış senin
Osman Sarı

1 Nisan 2012 Pazar

Kendini Tanımak

     Şeytan adının uzak kalmışlıkla bir alakası vardı..Şeytanını taşlamak için galiba kendi yol kesenlerini bulmalı insan..Uzak bırakan yanlarını yoldan..İnat,cedel mi,gıcık olmak mı,tahammülsüzlük mü,insan yükü kaldıramamak mı,beraber iş yapamamak mı,kibir mi,en beteri ''ben'' cümleleri mi,bencillik mi...Taşla,taşlanarak ölmek keffaret ne de olsa..
     Euzubillahimineşşeytanirracim...Konum almak,saf tutmak,içinden bir sesle birleşmesini engellemek uzaklığın..Yakını uzak etmek ister şeytan,arka sokaklarda dolandırır durur..Şüphe sokaklarının sonu çıkmaz yokuşlardır genellikle...Kendinden Allah a kaç..Fefirru ilallah...Caddeye çıkmaya bak,yol öğren..Yola çıktıktan sonra,azığın niyetinin bedeli olacak...Allah a Allah la yürümekten başka çare yok...
     Düşmanlık ve inatçılıkta en şedid olan ve güzel güzel konuşan,Allah tan kork denilince bir yerine dokunup hemen savunmaya geçen insanın kendi iç sesi galiba,nefsi...Bu tanımlanan insanın tam zıddında aşık var...Malını canını Allah a satan...Rızayı satın alan...Haseneyi isteyen mümin kalbinin bir üst makamı aşığınki..Halk tavafı bile yapamamam bundan:)Haseneyi bilemem ben Allah ın yardımı olmadan,aşık olabilir mi insan kalbine Vedud olan dokunmadan..
   

      -İnsan nedir biliyor musun Olric?
      -Nedir efendimiz?
      -Ağaçları kesip,üzerine, ağaçları koruyun,yazandır...Tutunamayanlar...

       Hasene karşılıksız vermektir desek,bize karşılıksız verilsin isteriz,sevgi karşılıksız fedakarlıktır desek,biri benim için karşılıksız fedakarlık yapsın isteriz..Normal mi..Hepimiz ev kurmaya çalışırken burada bir arkadaş ,ben misafir kabul etmiyorum,dedi.Ama misafir olmayı kabul ediyorum,hadi ya,biz de seni kabul etmiyoruz dedim birden..Güldük..Ne bariz bencillik değil mi..Farkı var mı benim içsel beklentilerimden...Dıştan söylememek yok mu ediyor bencilliği..Ben içte konuşup duran bir canavar. Allahu ekber,en büyük taş taşlamak için,ne kadar büyütebildiysek içimizde Allah ı, o kadar büyük uzaklığı taşladığımız taşlarımız..Göz yaşı belki taşlarımız..Ebabil kuşlarının attığı taşlara benzeyen..Taşlayan ve hayat bağışlayan...Zıtlarla gelen denge..Hüzünle mutluluğun karışımı,insanın ganimeti,tebessüm...

       Kendinden bunalınca ne yapar insan?Ne yapmış efendimiz..Bilmiyorum..Sarılmak benim çıkış noktam..Bir duvara sarılmak,onarır mı insanı..Hem de nasıl..Efendimizin yaptığı gibi,kollarını dayayıp Beytullaha,yanağını dayamak,kendini şikayet etmek,kendinden çıkmak...Yandan gelen bir fısıltıyla tüm ruhu doymak..Kendinden çıkmak hiç olmazsa göz açıp kapayıncaya kadar...
 
                       ''Rabbi la tekilni ila nefsi,tarfetü ayn,birahmetike estegıys''

       İslama kaaaaffeten girmek bu herhalde...Ama ben zerreyi kurtarmakla meşgulum,anı...Şeytanın adımlarına uymamak,karanlık adreslerde kaybolmamak,ne kurtarabilirsek kar..düşmandan..Bu amansız kaybolma korkum bundan,zahir batına ayna ya,tek başına yol alamamam..Bu korkaklık düşman karşısında ne yapar bana..Hacdayız ya,harbdeyiz ya..Mucize bekleyerek savaş kazanılır mı,canını ortaya koymadan,meydana çıkmadan...Kendiyle savaşan birinin başkasıyla ne işi var...
Topluluk halinde yaşamak zorundayız,sevmek ve dua etmek,eleştirmek ve düzeltmek değil..
       Sakınmak için,uçurum kenarlarında gezmekten korunmak zorundayız,uçurum payını bol bırakmak,başkası için de bırakmak:) ,teğelliyiz birbirimize Rabbin birliğiyle,beninle onun Allah ını ayırmadan,ortak bir elbise oluşturup onunla yaşayacağı bilincini unutmamak.Rab kiminle bir araya getirdiyse..Ben yakayım,ben kolum,benim kumaşım farklı,benim desenim demeden,en önemli benim hissine kapılmadan bir elbise,bir mekan,şeytandan kurtarılmış bir nefisle huzurlu bir zaman yaşamak..
Tek bir ümmet olmak...İbrahim (as)ı anmak,salavatla sığınmak...

Şimdi,yine yeniden,
euzubıllahimineşşeytanirracim...

31 Mart 2012 Cumartesi

Hac ve umre ayetleri...Allah ım,ameli felsefesi için göndersiysen bu mübarek ayetlerin bizi,temsilen,nolur yardım et...Bakaraya başlarken uzun bir yolculuğa çıkar gibi hissetmiştim,ya gidersem demiştim de ''herkes gittiği yerde tamamlar inşallah demişti''can...inşallah...

Hac..Mücadele..arafatta tanımak kendini..kendinle tanışık olma hali burası için yine yeniden..Hiç tanımadığın haliyle... Bir yabancıyla karşılaşmışım gibiyim ben burda kendimle..Sonra taşmak,dağlardan taşlara,vadilere müzdelifeye..Falikulhabbe venneva..Dolup taşmak gibi tohumların çatlaması,tanelerin tomurcuklanması,doğumu kainatın..Zor..ama elzem ve güzel..nasıl yedi şavt bir tavaf edince,yorgun bitap düşünce,en son içinden çıkan Rabbena seslenişinin arkasına sen neysen o gelecek ya,kimine dünya,kimine ahiret,kimine hasene düşer..Arafat vakfesinin arkasından da ,bunca sıcak,yorgunluk,çer çöp,takvalıyım taklidinin azıksızlığıyla katmanlar kazınınca yine duan kalacak ortada,ne istiyorsan osun sen...

Bildin mi şimdi kendini,eğil o zaman,taş topla..70 tane topla..İlle kendini taşla,insanların bazılarından olma,ki onlar güzel  söyler,söylediğine Allah ı şahit tutar..Ama düşmanın en kıyağıdır o...Cedel vardır içinde çünkü,inadı vardır...

Teşrik günleri..tanı kendini,insanın kendini görmesinden güzeli yok,kendini gören ben yaptım onlar yapmadı der mi,Allah u ekber der,taşını toplar,kendini taşlar,kurban diye kesilir,eti serilir kurutulur da o günler etlerin kurutulduğu günler olur...

Etlerini ser yere,kanların kurusun,öldüğün yerden dirileceksin..Ölmeden önce öleceksin,dirilmek için...Sat kendini ki,Rızası satın alsın seni..Ne kadar eder senin etin..eyvah ucuza gittim endişesi olmadan Rauf ve Rahim olana satılmak...Rabbena duasına hasene isteyenin üstü,rızasını istemek,Raufluğuna satılmak Rabbin...

İşte beklenen ayet,Udhulussilme Kaffeten...Et,kan,can,kalp,ruh,göz,kulak,ayak,el toptan selamete erin,daralmayla,sıkıntıyla sıkılarak..Allah sıkar kulunu,taneler tomurcuklansın diye,bir yer selamete ersin diye...Şeytanın adımlarına uymayın...Yine yemek meselesi,şeytanın adımları hep lokmadan sonra geliyordu bu ayetten başka..Bu ayet,toptan yediğimiz her gıda...etin ,ruhun,gözün gıdası her neyse,onun arkasından uymamak şeytanın adımlarına...

Şeytanı taşla,arkasından çıkan kocaman nefsi kurban et,edebilirsen...Kolay gelsin...Kolay gele...Her an hacdasın,hayatta....

21 Ocak 2012 Cumartesi

ÇAĞRI

bazen upuzun cümleleri boğazına dizen kudret,bazen sus konuşturuyor,dilin cesaret edemediğine kalem ediyordu ya bazen,o da susmak istiyor..
bu zamanlar,
ölmek desem hevesle,karamsarlıkla değil,mavimsilikle,umutla,ama hayayla,sus diyor gönlüm bu daha iyice...
ayetler,insanlar,gök,ay,kar taneleri,hilal,can,canan,kitap kokusu,sus...
telefon çalmasın,kimse bişey sormasın,bişey yokmuş gibi yapsın,ayrılmıyoruz ki..
konuşurken konuşmuyoruz ki..
yazarken yaşamıyoruz ki...
oruç..elzem,yiyeceğe,içeceğe,en çok söze....
oruç elzem kaleme bile,
kalemin de kitabın karşısında bir utancı var...
yaşamanın ağırlığı ölememekten..
öl,kurtul...buraya gönlü kuvvetli biri mevlanamdan üç balık hikayesini anlatsın...
bu zamanlar...
oruç lazım,bir çağıran,bir çağrı,bir de çağırdığı an...
ve en mühimi çağrılan...şah damarından da yakın olan...
O EN BÜYÜK ÇAĞRILAN, bir adıma on adımla koşan..
buluşmak lazım,çok geç olmadan...

sesimi duyan var mı,ne çaresiz bir feryat,
sessizliğimi duyan var,
elhamdülillah...

13 Ocak 2012 Cuma

Kısas..

         Hayatımızın tefsirinde yeni bir döneme girdik,kainat,insan ve kitap üçgeninde her biri birbirinin sayfalarını aça aça,hiç tanımadığımız kendimizle karşılaşarak,zorlana zorlana,ağlaya sızlaya,derde deva bula bula yepyeni bir döneme geldik..İşlediğimiz ilk medeni surenin,artık iman etmiş,imanı içine sindirmiş,insan vasfından mümin vasfına geçmesi gereken bireyleri olarak üzerimize yazılmış hükümlerle karşı karşıyayız..
        Şimdi o göstermezse göremeyen gözlerle bakacağız üstümüze,ne yazılmış diye,ilk kısas çıkacak karşımıza ilginç,belki babamızın hikayesinde arayacağız ipuçlarını,hani tevbe etmişti Hz Adem yıllarca,tevbesi kabul edilince cennete dönmemişti de dünyada ispat düşmüştü payına,belirlenmiş bir süre...Dünyanın formülünü söylemişiz burada..Tevbe edip kurtulduğumuz kendimizle bir başkasında karşılaşıp pişmanlığın sağlamasının yapılacağından bahsetmişiz..
        Kısas ayetlerinin zahiri yönünün dışında böyle bir anlam var sanki...Yaptığının karşılığını ödemek...Hüre hür köleye köle,ödeyeceğin şey yaptığının cinsinden hemde..Ve bu bir ceza gibi değil,intikam değil,temizlenme...Kısasta bizim için hayat var..Hayatta kısas var,ve bolca merhamet...Kesinlikle merhamet..Tarif edilemez,büyük bir merhamet...

25 Aralık 2011 Pazar

Not tutmak lazım!

           Not tutmak lazım,zor da olsa..Yutkuna yutkuna,boğazına bir yumruk gibi düğümlenen,içine oturan 'realite'ye kağıdı kalemi hatta teknolojiyi şahit tutmak lazım..İnsan unutur çünkü,unutur çektiği acıyı da taşıdığı umudu da ne garip...Unutur sevdiğini bile..Seçilir onun için,unutmayanlar..Zaman zaman bir kalbur kurulur da kalır kalburun üstünde kalanlar..Onun için unutmamak lazım,en azından sık sık hatırlamak..Not tutmak..Yazarak tanımlayan ve detaylı düşünen insanlar için,not tutmak elzem,inşallah içerlerde bir yerde de...

           Şimdi,cumartesi hissedilen huzuru ne renk yazmalı,o koca binayı,çatısını,önündeki son kara kadar direnmiş kırmızı gülleri,içerdeki sımsıcak kokuyu,merdivenlerden koşarak çıkarken,odalardan taşan ezber seslerini,bab ı enis dost kapısını,mescidin halısını,cama vuran güneşi,içe dolan güveni,anlamlı,kararlı sessizliği,gözlerle kurulan cümleleri nasıl not düşmeli satırlara...Diz çöktüğün yer kadar dünya,işte bu,ve gönlünü açtığın kadar geniş sema...Bu da yazılsın ki notu tutulmuyor çoğu yaşananın...

           Sonra,eline mushafı alınca,insan kainat ve kitap...Madalyon tamamlanıp o sihirli atmosfer başlayıp,her hali pür melalimiz ortaya dökülünce,ayetle sabit bir hale bürününce farkedemeğimiz kendiliğimiz,perişan olacakken nasılsa o sihirle umut doluvermemiz de nota düşülmeli...Sonra her yere duyulan o ince,kibar ve sessiz ses...

        *  İnna lillah demek için birikmiş bunca insanın,birbirine söyleyecek başkaca bir sözü olmamasını da yazmalı,sabrın sözlük manasını,sabrın Allah için içinde bir şeyleri öldürmek olduğunu,umudun elmasa benzer rengi olduğunu,sonsuz, sonuçsuz ama gönüllü koşturmalarımızın/saylarımızın,tavafın yanına yakışabileceğini,gönlü ferah tutmayı da unutmamalı,hayatın bu gerçekliğine her seferinde şahit olunmalı,üstünü örtmeden,gizlemeden,şuur kapanmadan,farkındalıkla..Gizleyen lanetlenmiş gibi bir karanlıkta,sahtelikte çünkü...Ve tevbe,dönüş yolu en girift karanlıkların bile yanıbaşında,merhamet...Allah biricik,büyük,O tek,biz çok ve küçük...O zaman bakmalı,aramalı,keşfe çıkmalı,bir sanatkarı en iyisi eserlerinde aramalı,geceye gündüze,karaya denize,üstündeki gemiye,rüzgarda taşınan tohuma,yere ağan buluta,bakmalı ve bağlamalı,akletmek bağlamak demek,yani hayata bakıştan dantel gibi bir hayat çıkmalı,kördüğümler değil.Sonra baktıkça hayran,aşık olmalı..Akıl iki şeyi birbirine bağlar,Aşk her şeyi Allah a...Buraya bir yıldız koymalı.Önce aşk,sonra akıl sıralamasını hayatına koyup koyup allak bullak olan kula Allah ın ayet sıralaması şifa olmalı.Sevgi sıralamasını burada yapmak iyi olacak,böylece akıl seviyemiz belli olacak,Allah ı sever gibi bir başka şeyi sevmek akıl işi mi?
            Akıl,aşk gibi kavramların ardından ey insan şimdi yemek meselesine geçişini de yaz..Her zaman yaptığın gibi,en önemli akıl işlerinin,en derin aşk acılarının,ya da en mutlu olduğun anların,ya da belki matemlerinin hemen ardından,ya da tam ortasında yaptığın gibi,yemek ye...Çünkü busun sen,muhtaçsın,açsın,ve Rabbin seni kendinden iyi tanıyan,yiyin diyor bin bir ikramla,ama temiz ve helalinden ve akabinde uyarıyor şeytanın adımlarına uymamalı,yemekle şeytanı yanyana büyük harfle yazmalı,kötü durdu dimi,besmeleyi unutmamalı,çünkü şeytan emreder.çirkini,kötülüğü...Şeytan kısa ve net cümlelerle takar peşine,çok bizden görünen cümlelerle..Bizde böyle,böyle gördük diye akıldan yoksun gelenek ve törelere de uyar artık adımını şaşırmış insan.Adım ağıza,göz kulak ağız da adıma bağlanmış gibi..Bir kere lokma yanlış giriyorsa,ayak yanlış basıyor,yanlış yolda artık göz görmüyor,kulak duymuyor,söz bağırtıya dönüşüyor,karga sesini andırıyor,yen-ı-ku kelimesi...
        
           Yemek mevzuunun üstünde ısrarla durulmalı,kainat-akıl-aşk-yemek bağlantısında yemek bölümü bir hayat felsefesini bir yaşam tarzını temsil ediyor,ilk önce insanlara seslenen RAB,sonra müminlere sesleniyor yiyin ama rızıklandırdığımızın temiz ve helalinden,cennette bile sınır yok muydu..Yaşamak için yemek mi yemek için yaşamak mı günümüzü tükettiren,ve ne yiyoruz?Sağlığımız,güzelliğimiz,hatta ruhsal durumumuz bile çatalımızın ucundaymış ya,burada doktor ve diyetisyenlerin o kocaman cümleleri konabilir,yazı arasına,biz neyi hangi düşünceyle yiyoruz,battı balık yan gider düşüncesiyle mi,salı günü biten diyetler neden tanıdık,neden çok yiyerek zayıflamak bir ütopya,neden bunca yemek kitabı,programı var...Takva ruhsal bir disiplinse,kendini en çok ele verdiği yer sofra...Her önüne geleni sorgulamadan yiyen insan her önüne çıkan çengele takılıp kapılmaz mı....*
           Ruhsal disiplinin talimi namaz,gerçekten namaz kılan,bir haramın peşine takılmaz...Namazı,günlük tutar gibi,ayet notu tutar gibi,iki vakti birbirine,tüm hisleri Allah a bağlar gibi,bir dosta içini döker gibi kılmalı,dua niyetine...


*Bakara 153-173,tefsir dersi notlarından... Hilal'in notlarını tavsiye ederim.:)

4 Aralık 2011 Pazar

Dolunay Daha Gelmeden...

Dolunay dostla gelir...Hilal dolunayın ümididir,bunun için içe ümit vericidir.
Güneş her sabah doğar oysa,nur ışığını ziyadan alır,ay güneşten,her güneş doğumu bin hilali barındırır.
Ay, içine gece düşmüşlere ümit verir,tutar elinden,güneş karanlıktan aydınlığa koşmuşların...
Ah,zaman..vah vakti zamanım...Hangi sözde hangi ezgide kaybolmuş gündoğumarım,ay pırıltılarım...Bugün yeniden dinleyince,evet sevgili, 'Şems'ten güzel şiir işitmedim,ezgi duymadım...

Bir sevi masalı hayat,ey dost,bu iyiden iyiye belli..Acısıyla,tatlısıyla hayat, aşk acısı...Hani mide kramplarına yol açan,gümbür gümbür bir kalp gürültüsü,bir ilkbaharda leylak kokusu,gece ,gündüz,ay ,güneş,üşümek,ısınmak,kar,güneş,sarı yaprak,gülen ayva,ağlayan nar,ana kucağı,bir çift göz,al yanak,koku,rüzgar,ruh...sevi işte,var mı ötesi...
Sevide ifrat aşk,şiddetli sevgi,ayn,şın,gaf...A-Ş-G,bir eylem,devam eden,hayat gibi...Şiddetli sevgi yoksa şiddetli azap var..Eşeddü hubben lillah.Sevgisiz kalmak şiddetli  azap..Sevgide haksızlık zulüm,zulmün karşılığı şiddetli azap..Bana en büyük tehdit,''o gün onlarla konuşulmayacak,yüzlerine bakılmayacak''sevgisiz kalakalmak...

Ne diyordu Hilal,sürgündesin,üzüldüğün şey aslında bu değil,o...Ve biz sevgi rotasını şaşırmanın azabını yaşayıp durmaktayız,bir ömür boyu,nebevi sesi duyamayan kulaklarımızla..Sevgi neydi?Bu bir film repliği çocuk aklıma kazınan,selvi boylum al yazmalımdan,neydi sevgi,emekti,değer vermekti,üstüne titremekti...Ve tüm ilanı aşk şarkılarının itiraf ettiği gibi itaattı,hem de gönülle.Allahı sever gibi sevmek tehlikesi, kalbin başucunda beklemekte,görmeden sevmeye çalışan kalbin,kuştüyüne benzeyen,dönüp duran kalbin...

Çay içmeyi seviyorum ben sabahları,bir dostla,simit peynir yanında,ben uzun yaz günlerinde oruç tutmayı severim diyor hz.Ali...Haftamın iki gününe oruç değmeli,iftarı değil,imsakı sevene dek...
Güzel bir sofrada yemek yemeyi severken ben,ben yedirmeyi severim diyor bir sahabi..Yedirmeli o zaman kendine inat..
Annem,babam,kardeşlerim derken,bir topluluk sesi geliyor kulağıma,anam babam sana feda olsun ya resulallah..
Eşim,eş,mecazi aşk hatta,''Ayşe yemeklerin içinde etli yemek gibidir.''o kadar..
Dost desem,''Aranızdan dost tutacak olsaydım Ebu bekri tutardım''aranızdan dost tutmadım...
Ama seviyorum desem sevdiklerini,seni çok sevenleri,onlarla tutunuyor kuş tüyü kalbim hayat dalına,onlar senin elin...
Seviyorum zannedişlerim...Efendimizin ille sevdirildi demesi,''Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi,namaz,kadın,güzel koku..''İlle dışarıdan,uzaklardan,ve ille kalbi sahibine teslim ederek,sevdim değil sevdirildim,dünyadan değil,hayatımdan değil,dünyanızdan...
Benimkiler irili ufaklı çakıl taşları gibi düğümlenirken boğazıma hz.Fatıma nın nebevi pınardan damlayan sesi yetişiyor imdada:

Rasûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Ali'ye:


- Yâ Ali, Allah Teâlâyı sever misin? buyurmuştu. O da:

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'ini sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'in kızı Fatımâ'yı sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Hasan'la Hüseyn'i sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Yâ Ali! Gönül bir, sevgi dört. Bir tek gönle bu kadar sevgiyi nasıl sığdırdın? Buyurunca,

Hz. Ali hemen cevap vermeyip, üzülerek evine dönmüştü. Hz. Ali'nin üzüntüsünü yüzenden sezerek sebebini sormuştun. Hz. Ali durumu anlatınca: "Yâ Ali! Sorunun cevabı şöyledir: "Babama de ki: Yâ Rasûlallah! Bir kişinin nasıl sağ, sol, ön, arka, alt, üst gibi yönleri varsa, gönlün de öyle türlü yönleri vardır. İşte ben de Allah Teâlâyı ruhumla severim, sizi kalbimle severim, Fâtımâ'yı helâlim ve zevcem olma hasebiyle severim, Hasan ve Hüseyin'i de babalık şefkâtiyle severim." Hz. Ali bu cevabın üzerine doğruca Rasûl-i Kibriyanın huzuruna gelerek senin cevabını aynen arz etmişti de Efendimiz:

"Yâ Ali, bu getirdiğin senin değil; ancak Peygamberlik ağacının dalından toplanmış bir yemiştir."

Sonra,efendimizin hub duası,derde derman:Allahümme inni es'elüke hubbeke,ve hubbi men yuhibbuke,ve amelüllezi yubelliguni ila hubbeke..Allahümmec'al ileyye hubbeke min nefsi,ve ehli,ve min mail barid...Allahım senden senin sevgini,sevdiklerinin sevgisini,ve sevgini kazandıracak amelin sevgisini istiyorum.Allahım bana sevgini,nefsimden,ehlimden ve soğuk sudan sevimli eyle...

Bugün yeni şafaktaki sadık yalsızuçanlar raportajını okuyun dostlar,sorulardaki sığlığa inat,cevaplardaki derinliğe bakın ki,tüm şarkılar O' nu söylemekte..Cenab ı Aşkı...Sevilmek için yaratanı,yine bize merhametinden kalbimize sevgi koyup hayatı-imtihanı-zevkli kılanı,sürgüne vuslat izleri koyanı..

Aşureniz aşka vesile olsun...Hepimize aşk olsun...

22 Ekim 2011 Cumartesi

Koşturup Durmak Üzerine

      Minnettarlıkla nankörlük,şahitlikle hakkı gizlemek,sabırla isyan,imanla küfür,lanetle af nasıl ayrıysa birbirinden fersah fersah o kadar yan yana hayatımızda,ayetlerde olduğu gibi...
      Bir nefesle şükür solurken,hu diyerek,bir nefesle nankörlük edebiliriz offf diyerek ki küfür nankörlüğün arapçası,şükrün zıddı küfür,imanın zıddı da ...Hu diyen musibette inna lillah der,''zaten Allah ınız'',off diyen niye ben diyerek çukurda...Hayat dönmekte iken Hakkın huzurunda saat yönünün tersine tavafta,bir yanımız say etmekte safa ile merve arasında...Sürekli tavafta kalmak varken sonrası için,yedi sonsuz kez koşmak var sayda bu dünyada...Ama her safaya çıkışta Kabeyi görmek lazım,yani yokuş çıkmak lazım,yani yorulmak,yani terlemek...Hedef everest değil,safaya tırmanmak,saflaşmaya çalışmak,her koşturmaya gönlünü katmak,işi tav'an yapmak,yeri göğü örnek almak..Hani yere göğe ister isteyerek ister istemeyerek gelin demişti Allah,tav'an ya da kerhen,ikisi de isteyerek geliriz demişlerdi,gidiyoruz gündüz gece ama neyle?Üşenmeyle?Mecburiyetten?Alışkanlık mı yoksa?Böyle gelmiş böyle gidiyor mu,yuvarlanıp gidiyor muyuz?Kalbimizin heyecanı en son nerdei tükendi acaba,niye kalmadı,yerin göğün kalbinin atışına atması kalbimizin?Koşturmalara aşk katmak,hayata ruh katmak,namaza huşu katmak,oruca manevi yemekler katmak,hayat telaşı arasında safaya çıkıp şöyle bir bakmak,bakınca kabeyi görmek başkasını değil....

        Koşuyoruz hayatta..Kaç olay geçiyor modern insanın başından gün boyu,ne kadar çok konuşuyoruz?Konuşmamız gereken yerde konuşuyor muyuz,susmamız gereken yerde susuyor muyuz?Kendimizin tersine..Orda Allah var çünkü,kendimizin tam tersinde...Konuştuğumuzda aleyhimize bir durum ortaya çıkacaksa mesela,üç maymunu oynamayı kim öğretti bize,yemek bulunca yemeyi dayak bulunca kaçmayı,suya sabuna dokunmamayı,etliye sütlüye karışmadan ortamdan sıvışmayı,ortaya çıkması gereken bir hak varken,kendimizi korumak adına....Ya da konuşuluyor hiç de haz etmediğimiz birinin hakkında konuşup hakkını koruyabilir miyiz Allah kulunun hakkını korur diye,yoksa susmanın en kötü hali çok mu hayatımızda....En alt basamağı bu beyyinatı ketmetmenin galiba,ayetteki üst basamak ise Efendimizin özelliklerini bile bile gizlemeleri yahudilerin,altta yatan his aynı değil mi?(Bakara 160tan sonrası...)Bu hisse  karşılık lanet kullanılıyor mübarek Kuranda,en az geçen kelimelerden,ve hemen arkasından tevbe edene,halini düzeltene,ve günahının cinsinden tevbe etmeyi bilene Tevvab olan Allah,erhamerahimin...

         Hayırlı koşturmalar....Safadan güzel manzaralar....

4 Ekim 2011 Salı

Acıya Tatlıya Dair...



''Ve bir kadın konuşarak, bize Acı'dan söz et dedi.
Ve o dedi ki:
Acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.
Nasıl meyvenin çekirdeği kırılmak zorundaysa canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.
Ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
Ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.
Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.
Acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir.
Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağlamakta kullandığı acı bir ilaçtır.
Onun için hekime güvenin, ilacını sessizce ve dinginlikle için.Çünkü eli ağır ve sert olsa da Görünmeyen'in müşfik eliyle yönlendirilmiştir.
Ve uzattığı çanak dudaklarınızı yaksa da, çömlekçinin kendi kutsal gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.''
ERMİŞ...

Böyle diyordu ermiş...Haftalar sonra gözlerimde bulutlarla gelen bir cumartesinin ardından...Buna ne deniyordu,aklın yolu bir mi,kalplerin aynileşmesi mi,ilmin tek nokta olması mı,yolun tek olması mı?
Ayetler ağırdı,sanki bakarayla yarılan yer, herkes için ille ayrı ayrı yerlerden şimdi düze çıkmış,caddede bir topluluk belirmişti.Yol levhaları burada iyice göze çarpıyor,sebilillah,inna lillah ve inna ileyh,raciun,mühtedun...Ve en sonundaki safayla merve bize hac yolculuğuna çıkmış feccin amig-yarılmış vadilerden geçmiş yorgun bedenleri andırıyor.Biz yarıkların içinden bakaduralım yolda,''Biz Allah ınız ve O na dönücüleriz''diyen birileri görünüyor,her eksildiklerinde,bu eksilme ayakkabı bağlarından olsa bile...Çünkü içlerinde dirilmiş bir elçisi vardı Rablerinin,O onlara okuyordu hayatı içten içe,kitabı okuyor her harfin arkasındaki hikmeti anlatıyordu,ve temizliyordu insanı okumak yaşamı..Bilmediğini öğreten bir elçiyle tamamlanmıştı nimetleri...İşte onun için hatırlıyorlardı,anıyorlardı,unutmuyorlardı,durmadan tekrarlıyorlardı,sesli sessiz,halle ya da haraketsiz çağırıyorlardı,zikrediyorlardı,Türkçesini doldurmak güç..''Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim,şükredin sakın nankörlük etmeyin.''Ayeti surenin beşiri mi,neziri miydi,''olsun'' içindi bizim yapıp ettiklerimiz,oysa şükür ''oldu'' diye yapılandı,bardağın dolu tarafından bahsetmek yani..Efendimizin geceler boyu namaz kılmasına senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandı,neden bu kadar yoruluyorsun denmesine,şükreden bir kul olmayayım mı demesi bunu kanıtlamıyor mu?Mevlananın şükür nimetten tatlıdır demesi...
Ayetler bir silsileyle ilerliyor,zikir,şükür,ve ey iman edenler istiane ile sabır...Zikreden şükrediyor,şükreden istiane ediyor ve Allah ın yardımı sabrettiriyor,sabreden zikrediyor ve bu daire böyle deveran edip gidiyor hepsinin ortasında en somut duran ise namaz...Onun için namazla yardım dileyin deniyor...Allah sabredenlerle beraberdir..Sabretmek tahammül etmek değil,orada bir hissi yok etmek,ölmek iyiden iyiye,ama bu yolda ölene ölü demeyin diyor ayet biz şuurunda olmayanlara,onlar rızıklanırlar,Allah ı yanında bulmak sabredene en büyük rızık değil mi?Allah...Allah..Mutlak güzel,mutlak kudret,sözünden cayması mümkün olmayan,rahmeti gazabını aşmış olan Allah açıkça,tenkitle söylüyor:
Belalar,ibtilalar vereceğim...Büyüğe büyük,küçüğe küçük,İbrahim gibi hepsinden geçmek var,bi şey'in,birazından birinden eksilmek var,hepsinden sorulmak var bir konudan sorulmak var...Konular şunlar,
Korku..Hislerimiz,sevgi,nefret,kızgınlık merhamet,hepsi bir duygunun içine korku katılmış hali
Açlık..Gündelik hayatımızı hasrettiğimiz yeme çabamız
Mal eksikliği..Alma ve verme üzerine yaşanılanların tümü
Can eksikliği..Hastalıklar,bağlılıklar
Sonuç,ürün eksikliği..Neticesiz çabalar..  olabilir mi?
Hepsinin karşısında sabır ve müjde...Kime,bunlardan biri ya da birkaçı isabet ettiğinde,biz zaten ALLAH ınız,O na döneceğiz,zararı yok,geçici dünya, diyenlere,onlara Allah ın salavatı ve rahmeti de var,ve hidayete erenler,yolda ilerleyenler de onlar...
Şimdi tefsirde,bu nefsi emmareden nefsi mutmainneye,raziye ve marziyeye geçişin anlatıldığı,haddini bilmenin esas duruş olduğu bu ayetlerin içimize işlemesini istemekten başka payımıza ne düşer...Ne hakkıyla zikretmeye,ne şükretmeye,ne sabretmeye,ne istemeye gücü yetemeyecek bizler acizliğimizi tekrar,ısrarla ve istiğfarla itiraf ederiz..Ve yeniden fısıltıyla idrak ederiz ki,İslam bu acziyetten Mutlak Kudrete istianedir....
İncir ve zeytin sendendir...
Acı ve tatlı sendendir...
İncir de zeytin de güzeldir..
Ve senin tat verdiğin acı da tatlı da güzeldir..
Acının tatlının tadını alamayan bizin kusuru bizdendir....

9 Ağustos 2011 Salı

Kendime Rağmen...



Ramazanın bir haftası geçti,avuçlarımızda emanet dağlardan ağır ayetler..Daraldık,nefes almaya çalıştık,korktuk ağladık,hatırladık,unuttuk,sabretmeye çalıştık,ramazan iklimine şu kesif bedeni alıştırmaya çalıştık,dönüp bakınca avuçlarımıza bakınca anladık ki ameli felsefesiymiş ayetlerin yaşanılanlar..Üzerine her sohbette tekrar edilenler...Neydi alatılmak istenen...
*Ve la tehşevhüm vehşevni...Onlardan değil,kimseden değil,benden korkun....Kesildi bağlarımız en sevdiklerimizden bile,ayrılık korkusuyla dolup taştık da,sonunda tevekkül edip illallah dedik....

*Kema erselna fiküm rasulen minküm...İçimizden bir Rasul,en derinimizde bir rasul, elçi dirilsin diye tüm salavatlar,Medine ye yola düşüşler,ki o rasul,yetlu aleyküm ayatina,bize kendimizi ve kainatı okumayı öğretsin,tek derdimiz okumaktı çünkü,ve yüzekkiküm,bizi içten içe temizlesin muhabbeti,ve yuallimikümül kitabe,bize şu kitabı öğretsin,önce hadis önce hadis dedikleri buydu demek Rasul öğretecek bize kitabı,vel hikmete,hikmet de gizli hadiste,ve bilmediğimiz ne varsa,takvayla...Ve bize nimetini tamamlayacak Rab,nimeti içimizdeki Rasul,içine kuranın misli kadar vahiy nakşolunmuş rasul ...

*Fezkuruni ezkurküm veşkuruli vela tekfurun...Zikir..Hatırlamak,insanın nisyan üzere olan tarafına rağmen,zikir..Hatta ünsiyet tarafına da inzivaymış çare,bunu yeni öğrendim:)ihtiyaca binaen:)Hatırla,bir adım at,ki on adım gelsin,sen ver o sana daha çok versin,sen sev o daha çok sevsin,sen zikret o da seni zikretsin ve hatırlatana şükret,sakın hiç birşeye nankör olma,güzelin üstünü örtme,nimete kafir olma...

*Ve la tegulu limen yugtulu fi sebilillahi emvat...Bel ahyaun velakin la teşurun...Sakın Allah yolunda ölenlere ölü demeyin belki onlar hayat sahibidirler de siz şuurunda değilsinizdir...Ölen hayvandır aşıklar ölmez diyor ya Yunus Emre...Yapayalnız değiliz öyleyse,onunla yaşayan kimse ölmedi...Hayatta da biz ölüyüz belki her nankörlüğümüzde...

*Veleneblüvenneküm...Sizi deneyeceğiz,belalarla,korkuyla,açlıkla..eksilmelerle..maldan,candan,ve herhalin sonucu olan ürünlerden eksilmelerle,sabredenleri müjdele...Eksildikçe sevin diyordu can...Eksildikçe tamamlanıyor insan..Onun için Hak,her an candan,eşden dosttan arkadaştan,kardeşten,sevdiklerinden eksiltiyor zaten,artıyorsa ne eksiliyor ona bak,ve ver en sevdiklerinden,eksilmeden sen ver ki eksilen de senin olsun madem.Kop bağlarından ki kanatların hayat bulsun...

*İstenen o ki,her eksilmede,velev ki ayakkabı bağı olsun, de ki İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun..Biz zaten Allah ınız,ona döneceğiz...Allah var ne gam...Hani sihirbazlar la dayr,zararı yok diyorlardı ya elleri ayakları kesilecekken,biz de minicik kesiklerimize olan yaslarımıza sürelim merhem diye inna lillah...

*İşte onlara salavat ve rahmet var.Hani hep istediğimiz,rahmet...Muhtaç olduğumuz rahmet..Ve istediğin hidayet...

*Ve benim kilidim....İnnessafa velmervete min şeairillah...Ne oldu,nereden geldik safayla merveye değil mi?
İşte zikir,sabır ve şükürün kilit noktası safa ile merve,hayat bu ikisi arasında koşup durmak vesselam,merve gözyaşı,çakıl taşı demekmiş,safa da saflaşmak,safaya ermekse iki uç arasında yedi sonsuz kere koşup duracağız,Hacer hissiyle,elimizde yavru hissiyle,kendi için bile değil aranan su belki,yalnız koşturmak...Hav da mücadele demek ya,say sabırın timsali...Sabır oturup ağlamak değil,koşup umutlanmak...

Ek:(İçime dokunan,bir ışık gibi aydınlatan bu ayetlerin açıklaması da geldi hamdolsun.Altınoluk ramazan1432 sayısında Veysel Akkaya nın say mektebi yazısı...Hayatın say oluşu,sayın çalışıp çabalama gayret etme hasebiyle dünyaya işaret etmesini anlatmış.Safa ile Mervenin farklı anlamlarını bile vermiş,sözlüklerde bulamadığım anlamlarını...
Safa(safiyyullah Adem.as)-Merve(imraetü Havva.as.)
Erkek-Kadın
Safa(sert katıksız taş)-Merve(yumuşak küçük taş)
Ruh-Nefis
Safa(saflaşmak)-Merve(mürüvvet)
Hervele,nefisten hızla kaçıp kurtulmak,saç ise nefsin ilgileri(şe-a-ra)kesilmesi ise nefsin ilgilerinden soyunmak...
İnnessafa vel mervete min şeairillah...24 ramazan 1432)
Ek:Say yazısı burada,ramazan yazısı burada...ramazan mektebi burada..taze çıktı sanalda daha iyisi dergiyi hatmetmek:)25 ramazan 1432)
Bir hafta acıyla soluklanan bu ayetler inşallah nakşolur da kazınıp gitmez gafletle..Kabzdan basta bir nefes aldık hamdolsun,derkeeeeen....hamdolsun.
Canım pınar ve ayşe,sizin için yazmaya zorladım kendimi iyi geldi..

*sus.


30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dönmek

Yolculuk bitti,evimize döndük.Her yolculukta not tutulmalı,sonra dönüp bakılmalı,esas yola  ve yolculuğa dair kalıcı ipuçları elde etmek için.Şu eski notları iyi ki yazmışım.Her yolculuğun en güzel tarafı dönüşü mesela ,bir kenara yazılmalı..Neden dönmek istememek üzerine çok düşün demişim acaba:)belki diğer şartlara riayet edince,yolculuk yolculuğa benzemiştir de dönmek kolay olmuştur.Allah nasip etti de,sünnete uygun olsun diye perşembe sabah namazıyla yola çıktık.Bavul benim için oldukça düzenliydi:)önce H.Bayram ı veliye uğradık,baba eli öper gibi,yolda çocukların seslerini dinledikçe büyüdüklerini farkettik,sesleri de büyüktü çünkü:)ilk yol ziyaretimiz Darendede Somuncu Babaydı.Nice kurak,yüksek,üzerinden kayalar yuvarlanan,yol kapatan dağlardan sonra,yeşilli,balıklı,şelaleli,huzurlu serindi,Somuncu Babanın ocağı,yol boyunca,kitap dolayısıyla hz.Meryem azıktı,arkadaşlarım,kardeşlerim isim cisim hep yanımdaydı.Hatta dönerken başka yoldan döndük de Sivas evliyalarını ziyaret ettik,arkadaş ve kardeşler için Kızlar Tekkesini bulduk bir de:)
Malatya da kimseyi ziyaret edemedik neredeyse,ziyaret için içteki ziyayı kaybetmemek gerekiyormuş anladık.
Yaşlılığımız üzerine düşündüysek de duadan başka çare yok,duayıda O ndan istedik.
Ye dua et sev demişim önce,değiştiriyorum,dua et,sev,yemeyiver:)
Mesnevi yanımızdaydı şükür,daraldıkça danıştık,çocuk psikolojisi üzerine Adem güneşi dengeleyecek bir tarza ihtiyaç vardı bulundu,okundu,3 adet şiir kitabıyla birlikte:)
Başka bir şehir üzerine düşündük,burda ne işimiz var diye şaşırdık:)Kah ağladık,kah kızdık,kah tebessüm ettik.
Özledik...Döndük...

Dönmek lazımdı.Yol kapandığı anda huzurla başka yoldan devam etmek lazımdı,akmak..Bir doğru parçası gibi olamazdı hayat,kıblenin de anlattığı,bakarayla...Her neredeysen yönünü O na dönmek...Tabi odadan odaya geçince kıbleyi şaşıran ben için zor dönmek doğru yöne...Cüsse büyük olunca da zor dönülüyor bir de,ben in altına yazdığım her şey,zevk beğeni,hoşlanmama vs.büyütüyor cüsseyi,dön dönebilirsen sonra,onun için ayetlerde kıblenin tam karşısında heva...Son tefsirlerden en çok içime düşen kelimeyse şüheda,ama yazıya çıkmıyor,göründüğü kadar gizli galiba....

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yolculuk

           Sadece uzun ince bir yolda olduğunu yeniden ve içsel bir biçimde hatırlamak için bile ihtiyacı var insanın yolculuğa.İslamın şartlarının içinde yoluna güç yetirip,yorgun binekler üzerinde dünyanın merkezine yolculuk emri olması da dikkate değer.Şükür ki bu yolla yol gidiyor hiç bir yere yol bulamayan en ücra köşelerdeki dedeler,nineler...Hac,umre,evliya ziyareti,sıla i rahim,ana baba,akraba ziyareti,bayram,tebrik isimleri kondukça anlamı daha da artan birşey yolculuk.Zahmeti ve rahmeti içinde barındıran.Yol gittikçe içindeki düğümler açılıyor sanki insanın,hiç ulaşamadığı bir yerlerine gidiyor yüreğinde.Kuru çayırların, ovaların, vadilerin, dağların, uçurumların, ormanların içteki izdüşümü ise bambaşka.Yol,ortaya çıkaran bir bakıma,arkadaşın yolculukta anlaşılması ondan,kendini de tanımanın bir yolu olamaz mı?Ne de olsa insan en çok kendine yabancı.Havanın suyun değişmesiyle değişmek,alıştığın düzeni terk etmek,nefsini zorda denemek değil mi,'canının istediğini' istediğince yürürlüğe koyamamak misafirlik,hatta namazda bile seferilik...Yol gitmek, yön tayin etmekle oluyor önce, yoksa adı yolculuk değil,kayboluş..Hazerde ve seferde diyordu tefsir şatrel mescidi haram tefsirinde,nereden çıkarsan yönünü mescidi haram tarafına dön,O na dön.Hz. İbrahim in milletindensen nereye gitsen,ben Rabbime gidiyorum de...Efendimizin omuzlarını tuttuğu sahabi,bu dünyada bir yolcu gibi ol dediği,gidiş yönü belli,rehber belli...Yolculuğun yönünü hiç olmazsa niyetle doğrultmak lazım,ki oraya doğru bir yolculuk da nasip olsun inşallah...Bu yıl da gidemedik....

Yarın yolculuk görününce bize,eski yolculuk notlarıma bakayım dedim.Ciddi bir yolculuk kitabı okumuş gibi hissettim,bazı maddeler hakikatten zor vesselam,ama ibret diye okutan Sahip,uygulatır da inşallah...Selametle,hürmetle...
 Ne güzel söz,
Yolcu yolunda gerek.................

14 Temmuz 2011 Perşembe

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 2



            Pervazında güvercinler olan bir küçük oda,içine sığdırılan kocaman bir gönül,bir zikir talimi,güvercinler bile sessiz,nefessiz...Lafzatulllahı gözle oku,oku,kapat gözünü zihinle oku,git kalp ülkesine yaz,orda oku,oku..Karanlıklar içinde nedir rengin,söyle şimdi...Yeşil,kırmızı,mavi,sarı,beyaz,siyah...Siyaha övgü,yeşil efendimiz denge,kırmızı aşk..İçimde bir alem varmış benim,bilemediğim ruhani azalar,kalpten başka ruh,sır,hafi ahfa,nefs...Ciğerimi böbreğimi bilir miydim birileri var demeseydi,ruh ilminin de alimleri var ledünni fotoğraf çekenleri,sonra renksiz sevdiğimin rengi,yıllardır hiç bir renk görmemiş ki...Renksizlikmiş,aslolan..Bu azaların rengi tanıyıp geçmek içinmiş.En son nefs gri,sonrası renksizlikmiş,su gibi aziz,berrak,şekilsiz,renksiz,dahası her insanın seviye rengi üzerinde belirirmiş...Kuran da renk sembolizmi geçiyor elime,yıllar önce almışım da okuma sırası yeni gelmiş,tozlanmış renkleri çıkarıp bir siyah gül basıyorum bağrıma,hayatın iki siyah arası bir beyaz olduğunu anlıyorum sonra,siyaha övgü..Kırmızıysa her renk Şeyh Galip e göre,hayatta üç renk var onun için beyaz,siyah,kırmızı...Medine yeşili,Kabe siyahı..sonsuzluk...Büyüleyen kelimeler beni diyorum,sıbgatallah,feseyekfikehümüllah,len fisameleha,hıtamühü misk....Renk,sağlamlık,koku...Rab den...Beklemeye başlıyorum hayatımın ayetinin tefsirini..Sıbgatallah...Ve geldi,ben sıbgatallah kanadıyla uçacağımı sanarken,haacce bulutuna takıldım hayatın,mücadele tarafına,sonra anlaşıldı ki renk,çekişmede çıkar meydana..İki kelime düştü elimize inikas ve insiba...Akis almak,boyanmak..Önce akis almak gerekecekti,ayna gibi pürüzsüz olmak,tüm çekişmelerden,ayna gibi çıkmak,sırlanmak,arkasından yansıtmak,yani boyanmak..Neyin aksini alacağımızı yönelişlerimiz belirleyecekti ancak,sonraki ayetlerin dediği gibi,herkesin yöneldiği bir yer vardır.Kıble ayetleri artık cismani birliğe yöneltmek istiyor bizi,çiçekler gibi yüzünü güneşe dönmeye,ağlayıp ıslanmaya,ve aldığı ışıkla,içindeki rengi dışarı vurmaya,boyanmaya...Öyle ya,her meyve,sebze içindeki vitamine göre renkleniyor ya..İç gıdalanacak,onun için mevlananın dediği gibi,güzel nefesli aranacak...Halife,şahit olmuş kişi aranacak,eteğine yapışılacak..Allah kalbimizi kullandırsın,çok çok sevmek gerekecek,kişi sevdiğinin rengini alır çünkü...Renksizi sevmekle renksizliği...Hiç susuz yaşanabilir mi?

10 Temmuz 2011 Pazar

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 1


      
         Renk ne çok şey ifade ediyor aslında...Küçükken en çok gözleri görmeyenlerin renkleri bilememelerine üzülürdüm,neredeyse aklım almazdı.Hep onlara bir dünya tarifi yapmak gelirdi içimden,ağaçlar yeşil,deniz mavi,gök mavi,güneş turuncu...Ama nasıl olurdu ki..Renkle kodladığımdan mıdır nedir her nesneyi,renk uyumuydu temel,hayatımın her evresinde ve her yerinde...Hayaller,rüyalar,gerçekler...Renkler..
        Yazılarım bile gece mavisiydi ilkin.mavi umuttu,hüzündü,hem içime inşirah veren gök,deniz,hem hüznüme ortak olan geceydi.Koyulaşmasa mavi nasıl girerdi hayatıma zührenin parıltısı,ayın ışıltısı..Yeni öğrendim ki,ölümün rengiymiş mavi,hem umut hem hüznün sebebi,öyle anlaşıldı..Yeşil girdi sonradan içten içe içime,hani insana vatanını,geldiği yeri hatırlatsın diye verilen yer hatırası,cennet hatırası..Huzurun rengi,açığı koyusu,tazeliğin rengi..Sonra çiçekler,önce gül,leylaklar,papatyalar sonra,kırmızılar,morlar,sarılar.Toprakla kahve,bulutla beyaz,ve giyinirken ille siyah,tüm renklerin anlaştığı zıt...Var mı bu kadar uyumlu bir zıtlık...
       Tabloyu duvara,perdeyi halıya,başörtüyü pardüseye uydurmakla çok vaktim geçti..Vah...Renklerin varlığı neyi anlatırmış meğer,eyvah..Bir mesaj üniversite 1 galiba:Biz Allah ın boyasıyla boyanmışız..Ondan güzel boyayan var mı ki?Bakara...Ben şaşkın,böyle bir ayet mi varmış,renkler alabora..Allah boyar mıymış,ne renk boyarmış...Gerisi yok,ısrarla sorulmayan soru havada,ama bırakmıyor kulunu ya Mevla,önce bir çift mavi göz giriyor hayatıma önce aşkla,rengarenk oluyor hayatım,sonra ölüyor,toprağa karışıyor o gözler inanamıyorum,ben şaşkın,renkler alabora....Sonra siyah,uzun süre siyah,beyaz,hayat eski  ve sıkıcı bir film gibi,seveceklerim tıkanmış gibi,ve bir müjde Irmak,hayat mavileşince yeniden,gürül gürül akan bir su gönderiverir Rahmet,cennetten gelsin ,aksın istetir,kötülükten kesilip iyiliğe aksın der,bir Irmak gelir kadir müjdesiyle..Bereketiyle,kabe siyahı çalınır gözlerime,medine yeşili hayalime..Ve toprak,hacdan,onca mücadeleden sonra en kamil insanı topraktan yaratan Rab,mavi gözleri gömdüğü topraktan kahve gözler çıkarır sanki,yeniden aşkı sokar hayatına,ayağı yere bastırır,Baki kendidir bildirir,bir çift kahve göz ve gülden bir yüzle dünyamı değiştirir.Hayata Kuran rengi sürülmesinden daha güzel ne olabilir?
Renkten renge sokarmış Allah,her renkte bir hal yaşatırmış.Renk renk yaratmış kainatı ki düşünsün de bulsun kendini diye kulu,ah....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...