ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2015 Perşembe

Hekim

Bir hekime görünsen diyen sesler..
Beni hekim gördü..
Sarıldım ağladım...
Uyandım
Ahir Zaman..
Doktor da gördü.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Zaman

İnan ki asırlar geciyor gibi aradan...

4 Eylül 2014 Perşembe

Eylül mü gelmiş?

Eylül gelmiş
Bana hiç söylemeden
Sanki onca hatiramizi unutmuş
Hiç bişey yaşanmamış gibi,
Küs gibi gelmiş
Ne kokusunu yollamis ne rengini haberci
Takvimlerden duydum
Eylül gelmiş

Eylül bak,sana anlatacak bi istanbulum var ellerimde,
Vapurda esen rüzgar
Köpük köpük deniz
Guzellemesi martilarin
Yağmurlu yollarım var..
Kendimi gök gurultusune birakmisligim..
Sen benim unuttuğum yol azığımsın,
Bir iki diye sayamadigim..
Mekanla iklim de değişiyor beni anla..
Sen benim sağalmayan hüznüm
Ergin sokaktaki sararan yapraklarimsin..
Eylül gelmiş
Öyle mevsimsiz
Öyle zamanlı zamansız
Öyle sessiz
Öyle habersiz..
Yanar ateşler dağlarda nar tanem
Ve senin sevgin gönlümde..

24 Temmuz 2014 Perşembe

Ramazan 25 hilal

İnceliyor ay dalı içimizi
Eksile eksile tamamlanmaktir
belki hayat
Kitabın mesturla tanimlanmaktir
Ey kelimatı kitab
Sen de aşık olunasisin
Zarfın da mazrufun da..
Inceliyor her harfin dilimizi
Zaman dahi geçe geçe çoğalıyor
Anın içinde kaybedilince zaman ancak kazaniliyor ..
Bir gecede 7 gece musahade ettiren
Bir gecede 80 senenin hayalini kurduruyor.
Kadir i ihya, kadirin beni ihyasiyla olacak ancak bildim.
Medine'den..ordaki 24 saatten..
Kadirin beni ihyasini kalbim duyacak sirrim onu yalanlamayacak gözüm onun kadrin bilmekten sasmayacak.

Ramazan bitiyor. Ömür bitiyor. Ömür içre ömür yasayana ne mutlu..hayat versin..bi hurmeti yasin ve fetih...ve sekine...



24 Mayıs 2014 Cumartesi

Uykuyu bölünce

Uykudan sonra
Elimde kalan
Hayatsin sen

Yeniden başlamaya
Değer ellerin
Icimde olunca
suya dokunmaya
alıp yüreğine serpmeye
bir karara varmaya
onu bulup barındırmaya
tutup cevrelemeye
güneş
ışığı beklemeye
böyle olunca

Ey leyl sultanı
Uykumu bölünce
Sen in nefesin
Duhaya yetişiyor
Bakışı kalbimin
Kabûl ettim
Acele ettikçe ben
Hiç
Yetisemedim..
kolaylaştırmana talibim
Sabah dar
Vakitlerimi
Gece kısa
Kelimelerimi
Gündüz ağır
Yüklerimi

Ruhundan bir nefes
Ruzgarindan bir ses
Rayihandan bir hisle
Sen HAYat
tut ellerimi
Bak kuyusunda bir gulam
Kalbimin
Daldır sarkit kovanı
Varsın kirilsin dikitlerim
Ben bu kokuya
Aşık değil miyim..

Her acı
daglanir da
Bir dağa yaslaninca
Bir hurma ağacına
Asılır
Unutmak istediğimiz
Adımız ya da
Yaşam agrimiz
Daglanmaz
Aşık olmayanın
Acısı
Onun için
Bir dağ başında
Yani yalnızlıkta
Yani bir başıma
Yani De ki ,O
Dediğin yerde
Bir tek
Ateşin lazım bana...

Uyandım
Suyun ve ateşin
Hatrına
Medyenle Turun
Tüm yürüyüşleri
Bilmediğim
Ruhumun
Hirayla Sevrin
Yalnizlikla zikrinin
Kokunla korkunun
Yolla refikin
Ve senin
ikiledigin ve tek bıraktığın
Ne varsa
Yemin ettiğin
Bir deve yavrusuna
Örneğin
Tan yerinin agarmasina
Zamana
Benim bilemedigim
Zamansizliga
Ermegi dilerim
Kolaylastirmani..

Ve leyl sırrına
Yürümeyi
Isra ile
Yükselmeyi
Kuyumdan
Uykudan sonra
Miracdan önce
Ölmeyi dilerim
Ölmeden önce...

20 Mayıs 2014 Salı

Zamanlar 2

Gün aksamlidir.
Iyi ki..
Hayatımın şu devrinde
Otuz üçü geçmişken hem de
En sevdiğim zaman
Ikindi..
Gün parlaklığını kaybetmiş
Aksama dönmüş yüzünü
Otuz üçünü geçmiş yani..
Duası ,pencereden bakması,
Okuması, yemek yapması,
Tencere fısıltısı,
Suyun kaynamasi
Havanın kararmasi..
Aralık işte
Iki şeyin tam ortası
Karanlığa geçiş..
Duha vakti bir de
Diğer adı kuşluk , ondan mi
Okulda heba oluyor güzelim vakti günün
Iki tenefusten birine sıkıştırılıyor
Biri kahve
Biri nefes niyetine
iki rekat..
Mevsimlerden son bahar kış
Günlerden perşembe cuma
Hep sona doğru..
Haydan huya..
Gece ise nasibi sırrı Kutsi...
Nasibi muyesser ola...

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Zamanlar

Bahar gelmişse çiçekler neselenmisse affet Allahım ölmek istemez kimse demiş biri. .
Ne demek bu..sebebin güzelliğine kapılıp musebbibi unutmak golgenin peşine koşup gerçeği unutmak değil mi ..
Tam da böyle bir zamanda ölmek isterim Allah ım affet beni..içim seninle bir hoş ser hoş ..dünya bezenmisken senin emrinle ..
Kaab bin malik geldi aklıma..acidi içim

Uyuyoruz nicedir bir acıyı bitirmek için..sanki bir muddeti var da acının uyuyunca bitecek için için..
Gel gör ki rüya var ..acının sonu yok..Bir tek O var acının son bulduğu..hem dert hem derman..

Uyku ölümün kardeşi..uyku geçici deva ölüm kalıcı..çiçeğe bahara toprağa insana...ah son nefesi güzel bir kokuyla alabilmek..
Hitamuhu misk..
Iste buna imrensin imrenenler...

11 Mayıs 2014 Pazar

Ayrılma vakti

Sevgili Günlük,
Madem her an bir yaratilistayiz her an bir firaktayiz öyle mi?
Öyle de bunu neden her an anlamaz da ille bir senaryoya replige aynaya fotoğrafa bir dizi resmi işleme muhtac oluruz.Acizlik budur sevgili günlük, ancak sözlerle bildiğin hakikattir aşk ise kuşları kiskanmaktan öte bir kalp acısı..anlamak anlayacağın..
Firaktan mi şikayet etmedesin günlerdir kendi kendine fefirru diyen ey, deme bana. Anın da hatırı vardır. Zamanın zamansizligin..nageh dedi bana zaman, zamansız bir apansizlik benimkisi sen bana bakmamayi öğrendin. Öyle yap o zaman.
Şehirlerin ulkelerin sur kapıları yok artık. Sembolik kalanlar bile nasıl kıymetli benim için bilsen buyucek bir kapının altından geçmek ve hıtta demek, siginmak af dilemek bir yerden bir diğerine geçmek ..ama kapıdan...burasını tam anlatamam. Belki ben de anlayamam çokça kendimi ,O bilir. Iste öyle. Modern zamanlar , pasaport tarihimiz dolmuş. Değişmek gerekiyormuş.

Kuşlar uçar kiskanirsin
İçin yanar geri dön.       

Ara fon olsun.Esgalimin tam bilinmesi gerekiyor kuşlar gibi değiliz işte pecesiz, biometrik hesaplamalarla ayırdedilen kimliklerimiz var.Kaslarimin ucu ve elmacik kemiklerim görünmeli ve tebessüm etmemeliymisim..Şimdi yeniden,

Kuşlar uçar kiskanirsin
Icin yanar geri dön.

Herşey tamam. Iki dizimde iki çocuk, yüzlerine güneş vurmuş karanlık bir oda, nasıl mutlular,  herkes birseyler dolduruyor boşlukta, kimbilir ne hikayelerle gelmiş bunca insan, yabancı bir tini gibi türkçe konuşuyorlar. Sekize sıra gelmedi mi diye  mutemadiyen bağırıyor bir amca, amca nerelisin sen diyor biri, urfali! Hay ağzını opeyim! Araplar bunu ceviremezler, ben de ceviremem ,bir dilin başka dile cevrilemedigini evrilemediğini gün be gün ogrenmekteyim. Sıra bize gelmiş. Ama bir sorun var. Nüfusa kayıtlı olduğumuz yerlerden en küçüğü ortadan kalkmış,  işte bir yabancilik hikayesi daha, baharli denen bir yermis, kim bilir nicedir orda bahar, kayisi agaclari da ortadan kalkmis midir, apartmanlara tirmanmis midir baharlililar asansor yapmis midir?  Degismesi gerekiyormuş kimliklerin, hiç gormedigim baharliyi mi geçen zamanı mi işlerin bitmesini mi dusunmeliyim..Akmaliyim..Bir fotoğraf daha..Ne kadar zaman olmuş acaba ben fotoğraf cektirmeyeli? Yabancilik 2..Kaşimi yanagimi cekistirmeden bir fotoğraf daha..Kimlik için 2001de çekilmiş bir halim var simdikinin üzerinde, verilme nedeni evlilik, ben kendimi o sanıyorum o da belki ben sanıyor ama ikisi de değilim biliyorum. Yabancılık 3.Şimdi bu eski fotograf nasıl uzak ve ne yakın..Yeni evliyim, bir tuhaf telaş var yüzümde bir beğenilme isteği, biometrik bile cekilse belki tutmaz şimdiki halimi, o kadar diyeyim..1 aylık bir alt yazı tamamlıyor fotoğrafı,- hocam bu siz misiniz? -Gençliğim mi desem?-Yok da hocam bakışlar değilmiş , ne kadar değişmiş!
Yeni ve telassiz ve rötuşsuz halimi satın aldım. Alan memnun satan memnun, demem o ki sevgili günlük insan ne karmaşık, hem memnun değilsin kendinden hem gençlik kayıp gidiyor ellerinden..
Bir de sevgili günlük, verildiği yer cidde yazıyor ya çok yakışıklı duruyor, bir de son pasaport tarihime 31 agustos 2017 yazdılar da içime dokundu. Mahdut süreler de insanı çok korkutuyor. Sayılı gün çabuk geçer diyorlar ya, saymaya korkuyorum. Demem o ki sevgili günlük karmaşık bir içten sesleniyorum. Bir yandan ezan sesi geliyor..Her şey yeniden başlıyor ya o zaman..zaman falan da gidiyormuş ya, bir ses şöyle diyor , son fon

Yağmur yağar islanirsin
Kapim açık geri dön
Kuşlar uçar kiskanirsin
Icin yanar geri dön.


2 Ocak 2012 Pazartesi

Yaşasın yemek yemek...

Bugün gazete haberlerine detaylı bakayım dedim.Malum pazar..Bir sürü dilek baloncuğu içinde boğulacaktım,farkettim ki 1 ocakmış,herkes ne varsa testisinde dökmüş ortaya,bir öğrenci okulunu bitirmek istiyormuş,çalışan bir anne oğluyla daha çok ilgilenmek,kibariye de tına turnerle şarkı söylemek istiyormuş...2012den umutluymuş herkes,2012 de bunu bilsinmiş..Bilsin,zavallı 2012:)sonuna gelince günah keçisi olmayı şimdiden sırtlanmış belli ki...

Satır aralarından öğrendiğime göre,efendim bu iki bin oniki yılı,artık farklı trendlere yelken açacakmışız.''Yavaşlamak'' ve ''Hiç bir şey yapmamak'' insanları daha çok rahatlatacakmış.Bu ikisinin nasıl aynı anlamı pekiştirmek için yan yana geldiğini anlayamadan devam ediyoruz.
Müzikte otantik tınılar en hareketli parçalar arasında bile duyulmaya başlanmış,dini müzikler ilahiler daha çok dinlenecekmiş.Kılık kıyafette el örgüsü moda olacakmış.Zaten herkesin kendi tarzını oluşturması uzun zamandır efdalmiş.Tabi bu durumda,hobi olarak da örgü örecekmişiz,ve tabi ki nerde,hobi cafelerde:)Fast food tarzı yemekler demode olalı çok olmuş,artık şölen,ziyafet tarzı yemekler modaymış.Yemek yemek artık hayatın merkezine oturacak,hızlı geçilmeyecekmiş...

Tamam şimdi inandım yaşam tarzımızın değişeceğine...Tam üstüne geldi.Yemek yemek,bireysel olarak bireyin,toplumsal olarak toplumun aynası.Nasıl yediğimiz hayat tarzımızı,niceliğimizi,ne yediğimiz niteliğimizi ortaya koyuyor.Diyetisyenler hastalarına akşama kadar ne yediklerini not tumalarını öneriyor,akşam şaşırsınlar diye:)Diyet yemeğe konan mesafe,mesafeli insanlara her zaman hayran kalmışımdır,kendine de..Tuhaf ki,bu benim için yeni bir bilgi,kendine mesafe koymak,yemeğe mesafe koymakla ilintili...Nefsin oruçla terbiye olması bundan..Yaşamak için yemek mi,yemek için yaşamak mı insanın gizli hayat felsefesi sorusu...En çok düştüğümüz haram,belki de haram saymamaktan doyduktan sonra yemek..En büyük israf,israf olduğunu bile bile canının istediğini yemek..Üstelik dünyada bile ağır bedeller ödemeyi göze ala ala,kilo almak,gibi..şişmanlamak,kullanılmıyor artık,şişmek istemiyoruz ki,kilo alınıp verilebilir:)Bedeni böyle yapıyorsa yemek, ruhu ne yapar ki...
Evliya akıllı insan,lezzetli bir lokmanın binbir oyunla kendine negatif bir his olarak döneceğini biliyor.Mevlana, akıl ,dediği her beytin ardından,ekmek ve kebabı,yağ ve balı kes diye boşuna demiyor,bir kez ışık lokması yesen yemekten kesilirsin...Yok,olmuyor der,nefsine yuları verirsen,sen namaza dursanda,ruhun sofrada kalakalır diyor...
Akılla yemeğin,yemekle muhabbetin çok alakası var.Ağza girenle çıkanın.Tüm cihazlar gibi,ne koyarsak onu almaz mıyız,işlenmiş halde?Muhabbetle yenen yemeğin bağı var,ikram edenin elinden yeniyormuş gibi bir mucizesi var.İşte o zaman bir tas çorbayla şölen gibi yemekler var.Bir portakalın kabuğunu soyarken,en özel hediye paketlerinden birini açar gibi açmak,kokuyu alınca hayran olmak var,başına vereni ismi,her zerreye sevgisi,sonuna şükrü var.İlginç ,böyle yenen bir yemekte,'daha,daha...'hissinden başka bir şey var..Aç olmanın kendine ait bir güzelliği var,bakınız Ramazanın ezana yakın alacakaranlığı..

Yavaşlamalı...Durup bir bakmalı,hiç bir şey yapmamak için değil,ne yaptığını anlamak için..Namaz hayatı yavaşlatma eylemi,dünyayla insanın arasına konan mesafe,en az 5 kere.Oruç,mesafe ,yemeğin kölesi değilim o benim idaremde...İradeli olmakla yakınlaşmak arasında da kuvvetli bir bağ var.Kendine uzaktan bakmanın,dünyayla kurduğumuz tüm bağlara,uzaktan bakıp başka birinin zevkleri,hoşlanmadıkları gibi algılamanın,velhasıl kendine mesafe koymanın kokusunda davet var...

Not:Yemek yazıları devam edecek,jangumun rüyalarıyla:)

22 Aralık 2011 Perşembe

Uzun...

Şeb-i yelda..şeb-i arustan sonra...
Müneccim değilim,muvakkit değil,muvahhid değil...
Parçalanmış halime eğilip de kaç kez fısıldadı şeb-i yelda:
çektiğim gurbet elinden,
hiç kimse bilmez halimden,
uyan,sunam uyan,derin uykudan...
uzundu bu gece ,çok uzun,uyandım uyudum bitmedi..
şeb-i arus yaşayamayana,her gece şeb-i yelda,
hem bilmeden saat nedir tarih ne,
gaflet ne uyanıklık ne,elde kalan ne...
dem bu demdir dem bu dem,yine de

''Ne bilir muvakkitle müneccim şeb-i yeldayı
Mübtelayı gama sor kim geceler kaç saat...''Fuzuli

28 Haziran 2011 Salı

Bizim Taifimiz Ne?

        Yusuf 'a sultanlık kuyudan gelir.Ayağa düşen başa gelir.Bu böyledir.Hayat bir dairedir.İnsan bulunduğu sınırın tam karşısındaki noktayla denenir.Fe etemmehün ayetinin sırrına,başı sonu birleştiren,iki zıttı bir noktada tutabilen erer.Yüzünden nur akan peygamberin ayaklarına Taif te taşlar değer.Ayağından kan akarken o zürriyet duası eder..Bir hüzünlü anış sırasında aynı ayaklar Kudüs e Sidre i münteha ya,ve bilinmezlere değer.Göz kabe kavseyn  yaklaşır da Rabbe ,şaşmaz,kaymaz,tıpkı ayaklar gibi.Göz ayağın istikametini belirler demek ki...
          Sahi,bizi miraca çıkaracak bir Taifimiz var mı bizim..Dertsiz insan olmaz derler de,nedir Taif imiz bizim..Derdi ivazsız garezsiz bir güzel hüzne çevirip,'eğer bana dargın değilsen çektiğim hiç bir şeyden gam yemem' diyebildik mi hiç?Hüzün ki kalbe konan güzel kanatlı kuş,kanatları duadan...Hiç kimse kendi kendine sorununu çözemez,beni bana bırakma duasından çıkamaz mı bu sonuç da,içerdeki Allah çözer,değil mi ya...Kimse kendi ayakları üzerinde duramaz diyordu ya bir psikolog,ve biz kabul ediyorduk o deyince,gece yatarken duayı düşünmeden efendimizin,yüzümü sana döndüm,sırtımı sana dayadım,işimi sana havale ettim,kendimi sana teslim ettim....Fem i saadetin ıslandığı dualar bizim terapi yağmurlarımızdı, bilemedik..Şimdi bir burak bir refref isteyen şu kafesteki ruhlarımıza,Taiflerle dokunacak mirac...Açalım yaralı kuşların kafeslerini,istiğfarla ilham alarak Adem e bahşedilen kelimelerden.''Allah ım biz kendimize zulmettik,sen bağışlayıp affetmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz..''Tahiyyat mayası olsun namazımızdaki miracın,namazımız miracımız olsun,gök penceresi,ilaç gibi günde en az beş defa..Haddimizi bilelim,derdi ortaya döktükçe,gizlice yalvar yakar,Amener resulu kolyesini takalım boynumuza,bize çekemeyeceğimizi yükleme....
           Sahi ne bizim Taif imiz,hayatın köşe imtihanları can,mal,evlat mı..Hastalık,borç,çocuk mu?Eş mi,eşsizlik mi,ayrılık mı ölüm mü,tutunulan tüm dünya dallarının kırılması mı..Tebliğ derdinden ne kadar da uzaklardayız değil mi,bir insan daha bulamadı hidayeti diye ne zaman ağladık acaba..Olsun kendi kendimize ağır dertleri yerine teslim edince,inşallah derdimiz Allah olsun..Ümmeti Muhammed e duamız kendimizden çok olsun.Efendimizin yaşamadığı hiç bir imtihandan geçmiyoruz,tesellimiz O olsun...
           Mirac gecemiz bereketli olsun.Bize de kabımızca miraç nasip olsun...

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kreş Eken Huzurevi Biçer

Çok dokunuyor böyle yazılar içime..Taa eskiden beri,bir münazara hatırlıyorum lise yıllarımdan,malum iki grup hararetli hararetli tartışıyoruz.Kadın hem çalışsın hem çocuğunu mu büyütsün,yoksa evinde çocuğunu mu büyütsün..Ben annenin çocuğun yanında olması gerektiğini savunuyorum,bin bir duygusal delille..Üstelik çalışan bir annenin çocuğu da değilim.Annem,komşu çocuklarına bile annelik yapmış anaç bir insandır:)Son geldiğim nokta şu,o yıllarda,çalışsa da bir anne,çocuğun ilk yıllarını, 0-6 yaşını çocuğunun yanında geçirmeli...Gitgide psikologların yardımıyla 0-3 e inse de bu yaş sınırı,daha aşağı inemedi...
Hal duası yerine mi geçti,Irmak la 3 yaşının sonuna kadar,Yiğit le 20 ay kadar beraber kalabildik çok şükür.Okulum yarım gün olmasına rağmen,bir yıl ağladım,sonraki yıl ağlamaklı gittim geldim.Bu yıl Irmak 6,Yiğit 4 buçuk ki yine ağlamaklıydık oğlumla,şimdi beni okula şefkatle gönderiyor:)Evde olmaktan mutlu mesut,gün geçiriyor.Demem o ki,0-6 yaş ideal, anneyle çocuğun bağlılığı,ayrılmaması için..Ama birinci sınıfta da evde olmak güzel olurdu:)Biraz karışık oldu...

10 Mart 2011 Perşembe

Kar Duası

    

          Kar yağdığından beri çölleri gülistana çeviren birinin,alemlerin efendisinin ,Allah ım günahlarımı karla buzla yıka duası, var aklımda.Sudan öte bir şey kar..Hem yumuşak,hem sert,hem dokununca eriyiverecek kadar naif,hem büyüyünce çığ olup yıkacak kadar güçlü,hem yolları kapatacak kadar..
        Dün gece bir mesaj geldi bir dosttan.Bir kar tanesi avcuma düşer gibi.Öyle latif,öyle meleki,kudretli,okadar katından yani...
       ''Üzerimize cemaliyle yumuşacık ve şeker tadında karlar indirip,Celaliyle dağları ve yolları kara bürüyen Rabbim..Kalplerimize kar tanesinin paklığını indir.Mutluluklarımızı kar taneleri sayısınca çok eyle.Hüzünlerimizi rahmetinin dokunuşuyla kar tanesi gibi erit..Dostluklarımızı her bir kar tanesi gibi özel ve güzel yap.Bizi senin rızan yolunda uçuşan kar taneleri eyle..Günahlarımızı gufranının karında yıka ve temizle...Amin...''

6 Mart 2011 Pazar

Bir Kelebeğin Anlattıkları

İlkbahar gülümsemek üzere..Bir bakıp bir  kaçan  hayat dolu sevgili gibi..Bugün ağlayan yüzüyle canım hüznü verse de,takvimlerde kelebekler uçuşmaya başladı,ve de gönüllerde zihinlerde..Bir kelebek bir gün bambaşka bir şekilde bilinir mi?Bambaşka bilgiler verir de buna marifetül kelebek denebilir mi?Neden olmasın..Marifetullaha giden yolda her eşya bir evrad..Her eşya bir ayna nasılsa...

Bir kelebek gelip zihnime, fısıldadı kalbime:
       * Yaratılış hikayemi biliyorsun,üzerime yazılan onlarca hikayeyi..Neden bir tırtıldan dönüştüm kelebeğe..Var mı benim gibi iki hayatlı bu alemde?Yaratılamaz mıydım o enfes kanatlarımla birdenbire kün emriyle..Ne diye bunca çaba,yardımsız tek başıma,ille bir örtünüş içerisinde,ille dokuyarak bir yerleri,bir nevi halvet gibi koza..Tırtılken hayatımın sonu sandığıma kelebek demiş ya usta...Ölmeden önce ölmek,tam da bu demek değil mi,sürünürken kanatlanmak,çirkinken güzelleşmek aynı varlıkla..Var mısın?
 
     * Ömür hikayemi biliyorsun,bir gün biçildiğini güzel bedenime,çiçekten çiçeğe konup,hafif naif o halimle,etrafa letafet dağıtan o halimle,mutlu sona nasıl uçuştuğumu da...Sonra ateşe müştak bir aşık olduğumu,ömrün benim için verilesi olduğunu,benim için aşkın yok olmak olduğunu,ışıkla aşkı bir tuttuğumu nura yoldaş olduğumu,nur için dönüp durduğumu,yanıp durduğumu,ölüp durduğumu,döne döne yandığımı da bilirsin..Adımın pervaneliğini de...Var mısın?

      * İnsanın hayatına girişimi bilirsin.Ötelerden haberler getirenler gizlenirler kanatlarımın altına.Konuveririm haber bekleyen insanın omzuna teselli olur benimle,yüreciği..Bazıları hapseder tablo yapar koleksiyon yapar güzelliğimi..Bir kız duydun daha yeni,bir kız bilge olana haset duyan,kelebek olup uçamadığında kelebeğe düşman olan.Hani avuçları arasına almış beni ve sormuş bilgeye,bu avcumdaki ölü mü,diri mi?Niyeti belli,bilge ne derse yapacağı tam tersi....Bilgenin cevabı...Her şey senin elinde...Değil mi?
      
      * Beni ne çok sevdiğini bilirim,ve nasıl korktuğunu da,kelebekten korkulur mu?Kanat çırpsam çırpınırsın korkudan..Kuşlarla da böylesin.Uçuşlarına hayran,aralarında olmaya cesaretsiz,çırpınınca kelimeler kifayetsiz...En sevdiklerin en çok korktukların mı senin...Var mı başka bir örneğin...Susma,var değil mi?

      * Ne çok şey anlatıyorum bir bilsen,bunlar sadece duyabildiğin..Bahar geldi geliyor,atılan tohumlar sürgün verdi verecek,ağaçlar sabretmelerinin karşılığını aldı alacak,soğuk vurmadan,toparlan.Var mısın?

6 Şubat 2011 Pazar

Yaş Yazısı

        Ne kadar yaş var gözünde akabilecek daha,derinlerde...
        Ne kadar yaş var önünde yaşanabilecek,kaderde...
        Ne kadarını öğrenir insan yaşamanın tavsiyeyle..
        Ne kadar güzel olur yaptığım yaş pasta sakın kıvamını kaçırma tavsiyesini iyice dinlediğimde..
        Ne kadar yürüyebilir bir genç yaş tahtaya basmadan,ıslak,kaygan zeminde...
        Yaş ilerledikçe farklı bir renge bürünüyor insan..Sıbgatullah her dem ayrı bir renk olabilir diyor İbrahim Canan.Bir gün ergenlikteki isyan halinin hikmetinin her şeye karşı çıkarak,tek başına Allah ı bulma imkanı olduğunu söylemişti Can...Beyaz-siyah-beyazla buluyor insan belki kendini.Çocukluk,gençlik,ihtiyarlıkla.Daire tamamlıyor.Ve sonra inşallah renksizliği..Hayatın bir yerine artık bir şekilde oturmuş,fırtınaları dinmiş,çoluk çocuğuyla artık mavi yeşil bir renk tutturmuş birinin,hayatının en fırtınalı yerindeki mavi siyah tonlardaki birine,bu renk kötü,ne çektim çıkana kadar,zıpla bu tarafa gel demesi ne kadar doğru...
        Yaşlanıyorum/z.Her an bir an daha biriktiriyoruz heybemizde.Dilimizde yaşlanmakla ihtiyarlamak eş anlamlı olarak kullanılıyor.Halbuki değil..Yaş aldıkça yaşlanılıyor,yaşayıp çok seçenek arasından doğruyu seçebilene ihtiyar deniyor.İhtiyarlamak için yaşamak,yaşayarak öğrenmek,yaşamını okumak,nasihat dinlemek,tecrübe edinmek şart...Kemal yaşı var Kur anda,peygamberlere bile kitap 40 yaşında veriliyor.Kitapta en güzel bilgi verildiği halde,yaşam tecrübesinden geçiyor insan...En büyük dersi yaşamak veriyor..
        Yanlış yapıyorum.Sorulmadan söylediğim her cümleyle.Ablalık ve öğretmenlik ve dolayısıyla bilgelik yaptığım herkesten özür dilerimmmm...Valla kötü bir niyetim yoktu,düştüğüm yere düşmesinler istedim,halbuki düşmeden anlaşılmaz...Bir de düşme anısı...İlkokul 2 ya da 3. sınıftayım.Üzerimde mavi mantom,kırmızı atkım,robot gibi giydirmiş annem.Güzel zamanlar,sokaktaki tüm çocuklar el ele verip okula yürüyerek gidiyoruz.Yolda siyah bir sıvı görüyorum,çocuklardan ayrılıp,sırf ne olacak diye o kaygan siyah sıvının üstüne basıyorum,tabii ki sonradan kamyon yağı olduğunu öğrendiğim şeye resmen bulanıyorum.Ağlayarak anneme koşuyorum,annem teselli veriyor,üzülme kızım çamurdur yıkarız çıkar.Arkadaşımın abisi sesleniyor,teyzee babamın da gömleği olmuştu,gaz yağıyla yıka,çıkmaz!!Annem artık kızdı,ne diye gidip basarsın bilmediğin yerlere...Bu merak...Sonra gençlik dönemi hep bir hüzün fırtınasıyla geçti.Yazdığım yazılar okul dergisinde çıkmakla beraber,ailem,acılarım araştırıldı,öyle bir şey bulunamadı.Sevdim ben hüznü,hep hüzünlenecek bir şey oldu hayatımda,gerekli gereksiz...Oldu,zamanla ayıklandı,gereklisi,gereksizi birazcık da olsa...Oluyor demek ki..Yaşanıyor her tonu hayatın ille fıtrata göre,kimi yaz gibi kimi kış insanların,kimi bahar...Ve her birinin renkleri farklı...Her yaş rengarenk..Her yaş güzel...Her yaş bir tünel...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Zamanı Tutarken Selam

          Yeni bir sene başladı.Allah ın ayı muharrem dün bitti.Ay karardı.Safer başladı..Safer başka türlü bir ay,diğerlerinden farklı,mayamızın tutması gereken kıvam korku ve ümit arası,Safer zamanın korku kısmını tutan kısmı.Belaların,musibetlerin bizim göremeyeceğimiz bir şekilde yazıldığı kısmı.Kim korur beladan,ve kim indirir rahmeti nimeti sağanak sağanak devamlı...Tüm duygularımızın Rabbı..Korkunun,ümidin,sevincin,neşenin,hüznün ve kalbin,kalplerin sahibi...Dua istiyor...Çağırmamızı istiyor,günde 70 kez nazar ettiği kalbe,his dünyamız her halükarda huzur bulsun diye.Selamete ersin diye..
           Selamet ne güzel kelime,Ne dingin ne özgür,ne kurtulmuş ve ne huzurlu.İslam olma hali,ve dahi müslüman.Selam, insanın insan üstünde hakkı.Vermek sünnet,almak farz selamı.Biri selam verince diğerine ,benden emin olabilirsin,sana zararım dokunmaz,selamette içim sana karşı diyor,demeli çünkü.Tüm dillerin kaynağı,iletişimin başı olarak,her negatif düşünceyi keserek başlıyor söze...
           Safer ve selam..Yanyana gelmiş,dualara bakınca.Kurandaki tüm selam ayetleri,Allah ın verdiği Selam,her gün okunacak,kainata ben selamete ermeye çalışıyorum,hedefim Allah selamı mesajı verilecek.Üç aya denildiği gibi,Allah ım bana bu ayı bereketli kıl denecek,saadet ve zaferle tamamlat duası eklenecek...
          Safer de mübarek olsun her an gibi..

22 Aralık 2010 Çarşamba

Aya Bakmak...

          Tuhaf geliyor,bir insanın 30 yaşından sonra aya müştak olması..Hatta kendine yetişkin bir insan gibi yaklaşması insanın,gerçekten tuhaf.Yaşlandığını farketmek tuhaf,artık çocuk olmadığını kabul etmek tuhaf.Aya bakarken yaşı yok ki insanın,küçük bir kız çocuğu oluvermesi tuhaf .Gizli gizli ona bakması birileri onunla konuşmaya çalışırken..Trafiğin en kalabalık halinde,far ışıkları gözlerini alırken dikiz aynasından göğe bakmak,görünce ayın o sarı kocaman halini,önüne bakmayı unutması,yolun terse dönmesini beklemeyi bile akıl etmemesi,arkadan sağdan soldan ışık izlemesi,yol bilgisi zayıf aynı insanın,biraz tepeye çıkıp tam karşısında görünce şaşırıp kalması..Arabayı durdurması.Öyle bakıp kalmak istemesi..Ara sıra etrafındakilere gösterip aya baktınız mı,diye sorması,onların hıı,deyip devam etmesi..
          Gökyüzüne böyle bir ışık asması ne büyük bir lütuf,güzellikler sahibinin..Her an başka başka güzelleşmesi ne hoş..Ay terapisini okumak istedim Mustafa Ulusoy un,kıskandım mı ayı ondan bilmem,okuyamadım,daha yoğun bir geçmişi vardır herhalde,daha yoğun bir düşüncesi,ne bileyim,dur şu dolunay bitsin,içim durulsun,okuyayım inşallah..Ay ışığında yürüyeyim inşallah.Hilaliyle heyecanlanıp,dolunayına gün sayayım,son demini bekleyip,ışığını içeyim...Sonra İbrahim as. gelsin hatıra, ondan çok hatırası olan var mı yıldız,güneş ve ayla...Aya bakıp dururken ben yeni yeni yoğunca,ki ilk gençlik yıllarımda yıldızlara bakardım uzun uzun,zühreye ille,o yıldızdan,aydan,güneşten geçiyordu çocukken daha..Rabbini buluyordu,parlayıp sönen her noktayla..
         Olsun...Gecemiz aydın olsun,gönlümüz ayla dolsun..Şimdilik...Yüzü aya benzeyen sevgiliyi düşünerek.Cemalullah a ulaştırır belki cemalinden yansıyan her sebep...

16 Aralık 2010 Perşembe

Çocuklar-Renkli Yünden Oyuncaklar........Aşure-Şükür 2

         
         Beden hapsinin dünyaya açılan pencereleri vardı,şükür ki..İnsan bu ten kafesine kanatsız hapsolmamıştı.Gözüyle,kulağıyla,teniyle,aldığı kokuyla,tatla,düşünce ve duygularıyla yedi yol açılmıştı kabuk içine sığdırılan koskoca ruha...Açılsın diye o görünmez kanatlar uçmağa,oruç bahşedildi bir de.Burası zıtlıklar dünyasıydı,bir tarafı tutanın diğer yanı kuvvetlenirdi,nasıl gözü görmeyenin hissi gelişirse,gözü göre göre bakmayanında ruh gözü açılırdı.Kendini yemekten alıkoyana başka tatlar verilirdi,şükür gibi,hamd gibi,paylaşmak gibi..Söz orucu bile  vardı.Zekeriyya dan,Meryem den yadigar..Hani insan susunca mucizeler konuşurdu.Oruç her gelip geçmiş toplumda vardı.Ve hepsinin ortak orucu aşure zamanıydı..
          Bir zaman,dünyaya gelen bedenlerin en güzelinin kalbine kelamın en güzeli nakşedildi.O en güzel sesten nice ayet dinlendi.Ramazan orucu gelince müminlere hediye,her eski yenisiyle değiştirildi..
          Bir sabah kalbi uyumayıp gözü uyuyan güzelin,güzel gözleri bir kez daha açıldı dünya manzarasına,ille ukbayı arayarak.Bir aşure sabahının aydınlığıyla,haber salındı her yana,oruca niyetlenenler oruçlarını tamamlasın,sabah imsak edenler akşama kadar iftar etmesin,herkes tuttu nefesini.Küçük yavrulara renkli yünlerden oyuncaklar yapıldı,acıkıp ağlayınca susturmak için,mescide koşuldu.Mescit rengarenk olmuştu oyuncaklarla,onları eylemeye çalışan anne gayreti,nasıl memnun ediyordu Rabbi kim bilir..Rivayet o ki,geyikler bile süt vermedi yavrularına bu görüntü ve avuntu sesine imrenerek..
          Bunları okudu anne,üzerinden asırlar geçmiş bir aşure sabahı.Çocuklarını giydirdi renkli yünlerden elbiselerle,oruç tutamayacaklardı çocuklar,okulda olacaklar,yanlarında onları eyleyecek bir anne bulamayacaklardı.Şükür ki aşureyi kutlayacaklardı.Bilmem kaç değişik tarif bilen anne bu akşam aşure yapacaktı,endişeliydi,şükretti..Şu hazır paketler de bu işin ruhuna gelmezdi.Olsun deneyecekti.Zaten aşure başlı başına şükrün tatlandırdığı yemekti,elde son kalandan yapılan,içine ne girse dışardan tahmin edilmeyecek derecede tatlanan,tufandan sonra sükuna daldıran,ayağı yere bastıran.Kaynasın aşure,kazan kazan...Dağıtılsın etrafa tanınan,tanınmayan..Komşular,hal hatır sorsun,bir çeşit bayram olsun..Bol çeşit alınsın bugün erzak ihtiyaçtan,bereketlensin diye,hediyeleşilsin,doğum günü yerine evlilik yıldönümü yerine...Olmaz mı ki?
          Bunları okudu bir öğretmen,çekiliş yaptı yeni yıl,aşure hepsi birleşti Tutum Yatırım ve Yerli Malı haftasıyla,paylaşılan mutlu günler konusuyla..Görsel sanatlar dersinde bir hediye yapsınlar,annelerine hediye etsinler,Yerli Malında aşure pişirsinler sınıfça yesinler..Görsel sanatlarda bir gemi yapsınlar mesela içine yırt yapıştırla hayvanlar birer çift,Nuh Nebinin gemisi olsun,masalı okunsun..Olmaz mı ya?
          Bunları okudu belki bir müdür,kara kaplı kitaptan,okuldaki müfettişlerin bugün yapacağı toplantıya aşure yaptırdı,bir de Mevlana yı anma haftası..Böylesine ruh doyurmak isterken zaman,aç kalınmasın ,neden olmasın?
          Tüm anlarımız bereketli olsun....
        
    

15 Aralık 2010 Çarşamba

Aşure - Şükür

Her şey anlamıyla güzel...
Aşure o leziz tadıyla,aşerdiğim hem de,inciriyle,fındığıyla içine giren en az on çeşit taamla,tuzlu bildiğimiz hem de,tatlı eyleyip güzelleştirse de,en çok anlamıyla güzel..Aşere on demek.Aşure on önemli işin Allah tarafından halli demek.Yusuf un kuyudan,Eyyüb un hastalıktan,Musa nın firavundan,Adem in yokluktan ve günahın ağırlığından,İbrahim in ateşten,Davud un zellesinden kurtulması,Nuh un ve alemin tufandan kurtulması demek.İnsanın yaratılış ve kıyametin kopuşu da o gün...Ne güzel ki bizim içimize ilk gelen his gibi,buraya gelişimiz güzel,kıyametin kopuşu çirkin değil..İkisi de güzel..Herşeyin başı güzeli güzel görebilmek,eşyanın hakikatini görebilmek..
Ve islami litaretürde yani teslim olma kültüründe her zaman olduğu gibi kutlama oruçla..Çünkü sabır oruçla öğreniliyor,şükür sabırla öğreniliyor,eksilmekle öğreniliyor,bir şeyi kutlamak için şükretmek gerekiyor....Aşure günü sadece kendi için şükretmekten çıkıp evrensel bir şükür gerçekleştirebildiği için belki insan,belki zaman üstü bir duyguya kapıldığı için oruç tutması kulluğa adanmış bir ömre bedel oluyor...Duası,tamamen Allah a sığınma duası..Allah ne güzel vekil,ne güzel mevla  diyerek dilden dudaktan,kalpten şükür cümleleri döküyor...Gayrıdan gönlünü tek dosta çeviriyor.Ama gayrıya sırt çevirmiyor çünkü şükrün hemen arkasından paylaşmak geliyor.Hiç iki kişilik bir aşure gördünüz mü?Yine bu kültür aşureyi kazanla kaynatır en az yedi komşuya dağıtır,arapçada 1 tek,2 çift,3 çok,7 sonsuzdur çünkü..Çocuklar çocukluktan görürler bu paylaşımın güzelliğini,yedisinde ne iseler yetmişinde de o olurlar çünkü...Her aşure yüzlerinde o tebessüm canlanır tarçın kokusuyla...

Şimdi karanlıklarımızı, kuyularımızı,firavunlarımızı,günahlarımızı,tufanlarımızı,içimizde kaynayan kazanları tanımlama zamanı..Yaratılışımızı,dünyaya inişimizi,içimize kodlanmış iyiliği,ve kıyametin kopuşunun bu dünya hapsinden bir kurtuluş olduğunu,Allah ın sonsuz kudretini hissetme zamanı.Sığınma zamanı,küçücüklüğümüzü bilme,biraz kendimizden çıkma,evrensel ve zamansız şükretme zamanı...Aşure zamanı...

Ve dua zamanı..Dualar ve zikirler zamanı...Birbirimizi de unutmayalım olmaz mı?

6 Aralık 2010 Pazartesi

Sonsuzluklara....Sonsuzluklara........

Bir yıl daha yaşandı ve bitti.
Küçük kederleriyle,büyük sevinçleriyle.
Her hangi bir yıldı,çok önemli değildi.
Seni düşündüğüm bir kaç andan başka...

        Neler yaşandı,neler geçti,ne akşam kızıllıkları,ne sabah alacakaranlıkları,ne geceler kim bilir?Ahiretteki süre tahminimizin ispatı,dün gibi 1431 yazıp hilal resmi koyuşum yazıya,mucize diye sevinişim..Ömür defterinden bir yıl daha eksildi.Çocuklar bir yaş daha büyüdü.Yaşlıların ağrıları biraz daha arttı.Gençlerin deli akan kanları biraz duruldu,ergenlik dönemi çocuklarının içini sel aldı belki.Belki derin bir dönemeçti,geçildi.Kaç bebek dünyaya geldi,ve kaç ,kaç yaşında olduğu önemini yitiren insan ebedi aleme gitti...

        Velhasıl,her bitiş bir başlangıcı getirdi.Yarın yeni bir yıl başlıyor,hayırla,bereketle,güzel niyetlerle dualarla inşallah..Kutlamanın yemek yerine oruçla olması ne ilginç,dilek tutmanın namazla,mum üflemek yerine gece bir kandil yakmak,takvim yaprağı yerine ayı izlemek...Kendini ayda bulmak,karanlık tarafında kalsak da üzülmemek,ille dolunay olacak demek,hilalin iki sivri ucu arasında gidip gelmek...Tek karının O nu anmak olduğunu bilmek...1432,sabırla,şükürle,muhabbetle..

         Nice yıllara ne yavan,ne anlamsız bazen,sonsuzluklara,sonsuzluklara....

    
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...