ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

formül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
formül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2014 Pazartesi

Çok sevmek

İzafi kavramlarla izahı zor sevmenin. Çok az biraz ne kadar anlatabilir ki sevme hissini. Ama bu dil, bununla kotariyoruz hayatı.
Tıpkı Rabita gibi en basitinden en yucesine yolu var sevmenin. Sev de taşı sev diyor ya bir murid adayına mursid. Yeter ki sev..
Bu kadar girizgahin sebebi yine sesli düşünme. Yazılı düşünme. Kalemle seslendirme.
Şu an boğazımda bir şişlik,agzimda dilimde yanma var. En sevdiğim yiyeceklere alerjim var . Sevgi Sevgi deyip yiyeceklere mi bağlayacaktin demeyin. Yiyecek büyük argumani hayatın, ipucu neden teşekkül ettigimizin, ne yersek oyuz ya...
Evet kokusuna görüntüsüne hayran olduğum bir çok şeyden severim dediklerim şifa, cok severim dediklerim reaksiyon sebebi çoğu zaman...
Hele içinde birsey taşımaya calisiyorsan bir de, sen senin değilsin hissini yaşamaksa isteğin...
Elhamdulillah...
Ekmeği çok seviyorum ben demişti sevdiğim.
Biri de ben de çok seviyorum ama maşallah bana yarıyor demişti.
Işın sırrı galiba burda:
Çok seviyoruz diye çok yemek zorunda değiliz ki...

Çok sevdiğimizi çok tüketme egilimimiz var demek ki. Ses,müzik,ışık, renk, kalp, duygu, sohbet,insan....Tukettikce kalinlasan bir kabugumuz. Ve acılar hep sevdiği yerden gelir insanın.incelsin rakiklessin diye, özü ortaya çıksın diye. .. Çok sevilenin bunyedeki reaksiyona sebebiyeti.
Neden?
Gölge sevgilerin gölgesi düşmesin diye VUDD ünün üzerine...
Ve huvel gafurul vedud..

9 Ekim 2014 Perşembe

Perde

Perdelerle dolu bir yolda yürümeye çalışmak yaşamak, ışığa hasret..Işığın orda olduğunu hissederek. Zuhurunun şiddetinden gaib olana Nur gerisine zulumat derken kastetmiyor muyuz perdeleri...Nurun tam hissedilecegi yerde öyle çok perde var ki..Hayatın her anında. Her sabah güneşi görmek için perdeyi açmak gibi her olayda geceden çıkmış ,yeni doğmuş olayın üzerindeki perdeyi aralamak belki hayat enerjisi..Hayatta olma belirtisi..

Arafat meydanindasiniz. O mübarek an.Dualarin kabul olundu mu diye düşünmenin hata olduğu tek yer..perdesi yol yorgunluğu perdesi çadır açlık uykusuzluk taş toprak tuvalet sırası..

Gecenin ortasi seher..yok mu affedilmek isteyen sevilmek sevmek isteyen diye seslendigi Rabbin..Perdesi katıksız uyku..

Içinizde bir canlı yaratılıyor.Bir canlı büyüyor bir mucize olarak her an. Perdesi bulantı halsizlik hastalık hali.

Bir bebeğiniz oluyor. Kucağınızda , sizin kokunuzu tanıyor , içinizden sadece o zaman kaynayan sütü emiyor. Gözlerinize bakıyor. Perdesi bakım zorluğu, beslemek uyutmak fazla kilolar donulemeyen eski alışkanlıklar..

Aşık oldugunuz kişiyle evleniyorsunuz ya da hep istediğiniz o mesleğe kavuşuyor ya da en gitmek istediğiniz o şehre yerlesiyorsunuz. Perdesi sıradanlasma , günlük hayat, güzelliği kolay tüketmek...

Kabe'de tavaf ediyorsunuz. O en muhteşem zamanı bütün ibadetlerin. Etrafında dönüyorsun kalbinin ve bu beytin sahibinin. Perde mi? Yandakinin sana degen terligi, arkadakinin senin omzuna vuran eli, önündekinin namaza duruşu, otekinin konuşması berikinin cep telefonu, sunun fotoğraf pozu bunun kıyafeti kültürü kokusu vs...

Ravza dasiniz.Efendimizin cennet bahçesi dediği yerin hemen önünde , önünuzdeki bentin açılmasını bekliyorsunuz. Vefatimdan sonra ziyaret eden hayatımda ziyaret etmiş gibidir dediği yer kainatın rahmetinin. Perde mi? Acele, ben geçeyim cennet bahçesine önce, aman Afrikalılar geliyor:) sen beni tut ben seni ...

Dünyanın kuralı bu nimet+zahmet, zahmetsiz nimet cennette..cennet bile cenne ortulmus olan , sarılmış etrafi nefsin istemedikleriyle. En sevdiğimiz yemeğin bile öyle çok perdesi var ki.. O en sevgilinin perdesine hayal güç yetmiyor , tek perde açma gücü var O nda..La havle ve la kuvvete illa billah ta..
Parola:
Ya hayyu ya kayyum da...seçen hayat veren ayakta tutanda.
Ilim bile perde artırırken nefs basamaklarinda. Tek care aşk dilenmekte, aşka tutunmakta....
Neyin perde yirtan namelerini kainatta duymakta..
Kolay mı? Zor..zor mu? O na zor yok...

not:bu güzel pencere fotoğrafının perdesi de onu kirpamayan olduğu gibi koyan zât:ben:)

16 Şubat 2014 Pazar

Cam kırıkları...

Cam kumdan yapılıyor malum/mu?
Kumdan yani topraktan..
Hep bildik bir bilginin yeni ogrenilmis gibi olmasına ne deniyordu?
Böyle kesif karanlık bir şeyden böyle şeffaf bir şeyin çıkması ne umut verici ne latif..
Biz de topraktaniz ya, cam olabilme ihtimali şeffaf kul olma ihtimalini besleyebilir belki.Seffaf kul tabirini Abdülkadir geylaninin ,takva ;kalbini bir tabağa koyup aleme utanmadan sunabilme halidir, tanimini delil olarak sunabiliriz.sonra cennet libaslarinin özelliklerinden kac kat olsada içini gosterme halini, takvaya kuranda ısrarla libas denmesini..Aslinda toprak da canın libası değil mi..libas libas içinde...(Bir de sizler birbirinizin libasisiniz ayeti var ki bu başlı başına inceleme isteyen bir konu..)Buradan zihnim kat kat ortuyle sirlanmayla sureyi nura,cama da zucace diyerek ayeti Nura baglaniyor..

Biz toprağa ve cama dönelim.Bunca bahce metaforundan sonra bakara ve ali imranda,bedene ve cana..topragin cam olma aşamaları fikir verebilir mi Cânânda can olmaya, canda Cânân olmaya..

Bir formüle hep ihtiyaç var:Herhangi bir kum toprak değilmiş camın hamurundaki..burasi topragimin umudunda ilk kırılma, biraz beyaz mermer tozu diyor tarif, biraz şu kumdan ve biraz da sodyum sulfat..sodyum sulfat deterjanlarin ana maddelerindenmis temizlenmenin kaliciligini sağlıyor camin hamurunun olusmasini kumaşa boyanin daha iyi nüfus etmesini..sivilasma gibi bir anlam da var galiba.topragimiz bir amel kivami ve genetikse de sodyum sulfat tevbe, istigfar ve gözyaşı olabilir mi?
Ardından 1500 derecelik fırında erimek var..Buna aşktan başka ne denilebilir? Ardindan eriyen madene şekil vermek için silindirle ezilmesi..kesilmesi..Acı değil mi hepsi..Değmez mi?

Renksiz kokusuz olmak cam olmak ,su gibi..

Cam olma umudu kirilsa da balcik yanimin kimyasinin, simya sahiplerinden umudu var..
Elindeki taşlara okuduğu fatihayla taşlar altın oluyor hz Ali nin..Ben de okuyorum..ne camurlugum ne tasligim ne toprakligim geçiyor, buna kalp farkı deniyor..
Olsun diyorum, olsun..taşlı tarla benim kalp bahçem, camursa da killi kirecliyse de tohumumun başına dönüyorum, burada bekliyorum, senin nazarin 1500 dereceyi gulistan eder, sogugu meltem eder bıçağı koç eder, tohumu ağaç eder, kökünü gök eder, tohum öldü mü olsun, humus eder.. öldükce heveslerim , elmas eder altin eder..
Yazmak ne kolay diyor topraktan parmak,agactan kalem, yaşamaktan haber ver...

12 Aralık 2010 Pazar

Şımarık mıyız Neyiz?

Ne cüretkar aslında cümlelerimiz..
Ne makul,ne mümkün ve ne de masum şu bir türlü oluvermeyen isteklerimiz..
Halbuki bir de baksak her küçük istek yan yana geldikçe doymak bilmeyen bir şeyiz..
Bir düşünsek,önce belki sadece yemek yemek,üzerine..
Çorba yemek pilav salata tatlı menüsüne arada bir dur deyip dışarıda yemek isteyişimiz..
Ya da çorba içince otomatik olarak yemeği bekleyişimiz,yanına pilavı ekleyişimiz,salata sağlıklı,cacık yakışır,yemek bitti,hemen çay,yanına tatlı bir şey var mı acaba deyişimiz..
Ya da çorbanın şunu eksik,tarhana en iyi tabirle klasik,pilav boş karbonhidrat ,yenmez,salataya farklı bir sos lazım,üzerine belki mısır,şerbetli tatlı sevmem,şöyle lıght bir sütlü tatlı,yanına bergamot aromalı,şekersiz çay,renk tutmamış ben açayım,az yiyorum,yediğimi seçiyorum,yemek yemek zevk işi deyişimiz..
Ya da aynı yemeği üst üste yiyemeyişimiz..
Ya da sade tatları artık görmezden gelişimiz,süt içemeyişimiz,yumurta yiyemeyişimiz,ekmeği bile seçişimiz..Peyniri pastada kullanıp ekmek arasında yiyemeyişimiz..
Ya da oruç hali,iftardaki ilk yudum su,bir hurma,bir kase çorba hem de ne büyük lezzetle..Bırakırsan orada lezzet damağında,sonuna vardırırsan adet edindiğin gibi yine o şımarık lezzetsizlik her yanında..
Neden en çok sevilen çocuğun sevilmiyorum diye sitem etmesi..
Neden genelde 100 alan çocuğun 93 alınca ağlaması,95 alanı kıskanması..
Neden elbisesi çok olanın bir türlü hayalindeki elbiseyi bulamaması..
Neden annesi babası ona pervane olan tek çocuğun hoşnutsuzluğu,marka tutkunluğu,ve neden 5 çocuklu bir ailenin  ortancasının diğerinin verdiği eskiyle mutluluğu..
Neden bir hastalık sıkıntı gelmeden için için yakaramayışımız..
Neden mesela bir gece mutluluktan uyuyamayışımız,çok sevdiğimiz ayı seyre dalamayışımız..
Neden namazı doğru düzgün kılamayışımız..
Neden vücut sağlıklı,akıl başta,ruh arayıştayken bom boş işleri esas alıp aralara namazı katışımız..
Neden doyunca daha zor namaz kılışımız..
Neden namazda konuşamayışımız,neden en az vakti ona ayırışımız..Onca anlatılmasına ve tek ip olmasına rağmen bir türlü sarılamayışımız...
Neden işlerin halli için namazsız bir aralığı daha uygun bulmamız,sonra namazsız aralığı rahat bulmamız,sonra hep aynı dibe ,belki daha da dibe inişimiz...
Neden dua diye hep şikayet edişimiz..
Neden himmet değil,hep nimet isteyişimiz..Nimetin devamına kendimizi liyakatli hissedişimiz,yatıp kalkmamızı namaz zannedişimiz..
Neden yatağın ve sofranın ve geçici arkadaşlıkların hakkını verip sıra namaza gelince yan yatışımız..
Nimetten,bol nimetten,şükredilmeyen nimetten,görülmeyen nimetten....
Farkedemedik mi...Eksiltelim o zaman..Yine bir matematik formülü candan..İçinde devam eden sonsuz bir 'şu nimetin fazlasının fazlasının fazlasının fazlasının............................fazlası' problemi var.Ters işlem yani.Eksiltelim o zaman..Elde kalan asıl nimeti bulalım,artık bir sonuç alalım.Allah ım yalvarırım..z.

Bağlantı:Ey İsrailoğulları anın,hatırlayın nimetimi ki....

10 Aralık 2010 Cuma

Dünyanın Formülü

        Orda bir yer var uzakta.O yer bizim yerimizdir,gitmesek de,görmesek de,biliriz ki ordan gelmişizdir...Eveeet,burdan sonrası trallallallal laaaa diye gitmiyor tabi,o çocukluk şarkısındaki gibi..Hep ite kaka,çünkü,burdan sonrası dünya..
        Öyle bir yer vardı.Dışardan görünmeyen,içerden eşsiz lezzet.Adı cennet.İçinde sonsuz nimet ,yiyecek vardı,ama yoktu ne acıkmak ne susamak,ne bunların posasıyla uğraşmak,ne pişirmek,ne dondurmak,ne ekmek biçmek,ne emek...Kristal köşkler vardı ama,ne temizlemek,ne yenilemek,ne iklimlendirmek,ısıtmak,soğutmak,hatta üşümek ve ne de terlemek...İpekten şeffaf elbiseler vardı,ama ne modası geçmek,ne bedeni,ne rengi ne ahengi sorun etmek..Sevgiye tomurcuklanmış göğüslerde kalpler vardı,ama içinden kin sökülmüş,kıskançlık kaldırılmış.Eşler vardı,gözünü gözünden ayırmayan,daima aşık,gözü başka bir şey görmeyen,ama ne gurur ne zıtlık,ne kadının fendi,ne erkeğin zevki,ne de evliliğin aşkı öldürdüğünü fısıldayan bir bilgi.Sadece sonsuz nimet,sonsuz nimet,ama insana sınırsız değil,her şey serbest de şu ağaç değil..Ey insan anla ki senin bulunduğun hiç bir yer sınırsız değil,senin değil,sana yaklaşma denen şu ağaç uçurum,doruk değil zirve değil..Ama insan yaklaştı yasağa,içinde yaşadığı nimete yeni bir formül bulmaya.. Formül basit oldu,sonuç sonsuz karmaşık.İçine hata karışan her işlem gibi çapraşık.
         (Sonsuz nimet) x (hata) = Dünya
         Sonsuz nimet parantezindeki herşey hatayla çarpılıp başka bir forma daha büründü,artık yer çokluk,zıtlık,çeşitlilik yeri oldu.Nimetin yanına bir de külfeti kondu.Her nimetin bir de bedeli oldu.Sadece yemek yemenin,acıkmak,yemek bulmaya çalışmak,yemek ve çıkarmak külfetlerini saysak da yemek için mi yaşıyoruz felsefesini yapanların düşüncelerine bir göz gezdirsek,erkeklerin almak,kadınların pişirmekle ömür tükettiği yiyeceğin,artık sunisini GDO sunu filan hesaba katmasak bile dünyayı anlamaya yeter..Duyguların bu formüle girmiş hali işte,sığınmayan insanı hasta eder.Burası böyle bir yer..
         Acilen o kelimelere sarılmalı,Adem as.ın hatırasıyla,onun yakarışı gözyaşıyla,Rabbimiz,biz kendimize zulmettik,eğer bağışlamaz merhamet etmezsen,biz hüsrana düşenlerden oluruz...

30 Kasım 2010 Salı

Kıvam,Terkip,Hayat ve Monotonluk

       Hayat bir kıvam istiyor insandan..Bunun için sürüp gidişi,olur da bir gün ortaya leziz bir şey çıkar  mı bekleyişi..Zaten yok mu her şeyin bir terkibi.Su bile iki hidrojen bir oksijen değil mi..Şu her gün göre göre alıştığımız su,tıpkı insan gibi,nedir insanın terkibi peki,bir kaç damla kan binbir türlü endişe mi sahi...Her gün bambaşka bir halde oluşumuz göstermiyor mu içimize bir şeyler katıldığını ya da eksildiğini...Harcamıyor mu,israf etmiyor mu insan en somut, basit ve anlık lezzetlerde tarif,kıvam,kombine yeteneğini...Bugün neyim eksik benim..Neyim fazla ki böyleyim..Kıvam tutmamış,vasat nerelerde kalmış..Bir baksak,kokusundan anlasak,kokuyor buram buram aslında,ah bir koklasak,kaçmasak..
       Bu tatlının üzerine meyveli sos,bu elbisenin üzerine şu kolye,altına şu ayakkabı,damağımda şu lezzet,kolumda sevgilim bile bir kombinenin parçaları..Ununu fazla koymuşum sert oldu böreğim,dua edememişim yavan oldu işlerim,rast gelmedi niye,faydasız bir iş mi acaba,içine hangi duygu olmalıydı..Bu hareketin üstüne bir tebessüm ne iyi giderdi,bense donup kaldım,akmadı,olmadı..Oysa bir krebi tutturmak,bir pilavı tutturmak zor bir iştir,uğraşırız,ben onlardan önemsiz miyim...Ruhum taşlaşana kadar beklemesem,bir yöntem geliştirsem olmaz mıydı,üstünden kaç gün geçer pişirdiğimiz yemeğin,ruh bekler kandilden kandile,ölümden ölüme,çaresizlikten hastalanmaya yenilenmeyi,ille dara düşünce mi..





Güne yeniliksiz başlıyoruz her sabah
Aynı kör aynasında küflü alışkanlıkların
Süsleyip saklayarak sıkıntılarımızı
-Kendimizden bile-
düşüyoruz ömrümüzün o ölü çizgisine
duyarsız,devinimsiz,umutsuz
Güne heyecansız başlıyoruz...

Şükrü ERBAŞ




        Ne kötü değil mi? Neden hayat monotonlaşır..Her gün aynı iş..Çoluk çocuk, gönder,gelsinler, iş,bulaşık,yemek, çamaşır..Her gün aynısı..Kapansın perde akşam olsun,açılsın sabah olsun ondan mı...Aynı insanın aynı işi aynı şartlarda yapma imkanı var mı, asla,iş aynıysa da neydi formül,verene duayla,iş+ruh+sonsuz,hiç bir zaman aynı olamaz yaptığın iş,aynıysa fena,ruh yok işin içinde sonsuz yok.Yetişmeyen zaman var,iş bile şikayetçi bizden,kaybolmuşuz kendimizden...Renk,tat,koku,dekor değişikliği ne kadar önler sıkılmayı,bir an,gün,hafta sürer mi,malesef..Ruh katmalı hayata,ve hayat vermeli her an ruha,dilenmeli kudret akışlarının sahibi Hayy olandan....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...