Birinci sınıf okutmak çok zordur öğretmen için.Hiç kimse istemez beşten sonra tekrar başa dönmeyi.Çocuklar bu yeni ortama yabancıdırlar,kural bilmezler,zil beklemezler,annelerini özlerler.Kiminin elleri kalemi bile tutamaz,kimi burnunu silemez,kimi tuvalete bile gidemez,yapayalnızdır.Öğretmeni her şeydir çocuk için,düğmelerini ilikleyecek,suluğunu açacak,ona arkadaş bulacak,saçını okşayacak,sevecek,elinden tutarak çizgi yaptıracak,vs.liste çok uzayabilir.Zordur yani.Ses kısılır düzelmez,evde eşinize bile aferin dersiniz ödüllendirmek için, kalabalık bir ortamda dalıp şşşşşt!!
Ama okumak lazımdır işte atlayıp geçemezsiniz ikiye.Okumak hayata başlamaktır.Hayat okumaktır aslında.Birinci sınıf okutarak mesleğine başlayan içinse,hele biraz da idealistse harikadır okumayı öğretmek,her şeye rağmen.Bir kere ne verirseniz alırsınız,başka birinin koyduğu kurallara ya da kuralsızlığa alışmış bir sınıftan çok daha avantajlıdır eğitim için.Çünkü çocuklar karşılarındaki kişiyi en iyi çözen ve ona göre davranabilen çok akıllı varlıklardır.Adaptasyon sorunu yaşarlar sadece,alışmak zordur,alışkanlığı değiştirmek daha zor.Çocuklar çok severler sizi,siz tanığı olursunuz heyecanlarının,hayatla tanışmalarının...
İlk önce oyunlarla başlarsınız,ısındırmak için.Oyun içi kurallarla geçiş yaparsınız.Ne zaman gideceğiz sorularını azaltmaya çalışırsınız.Sonra çizgi çalışmaları,resimler,şarkılar içinde temalar,konuşturmaya çalışırsınız,sırayla söz almaya,en önemlisi dinlemeye...Sonra harfler başlar sırayla tam dönüt alana kadar devam edersiniz aynı harfe.Görür çocuk harfi,söyler teker teker,eliyle havada yazar.İmkanı varsa parmağıyla sopayla toprağa yazar ki bu çok eğlenceli,sonra deftere yazar,sonra büyüğünü yazar.İlk yazılısını olur sonra haydi bakalım,yazın çocuklar küçük e,şimdi altına büyük E,fena feğildir sonuç,tek harf vermişsinizdir en kötü büyüğünü küçüğünü karıştırır,bak bu küçük e ağzını açmış anneeee diye sesleniyor,büyük olan anne ,kollarını açmış geliyor dersiniz,dinlediyse hayatta karıştırmaz.Ama bir e bilmekle olmaz.Diğer harfler gelir aynı yöntemle,bu kez zorlanmaya başlarlar çünkü ikinci harfle kelime başlar,harfleri bir birine bağlamaları gerekir ve bir anlam çıkarmaları,yazılı iki:Yazın çocuklar küçük e,büyük E,küçük l,büyük L,şimdi altına el,altına el ele.Ela Lale el ele...Bir de el yazısıyla düşününce zordur okumak yeni başlayanlar için.Zaman böyle akıp gider,kaçırdıysa bir harfi arada,artık çok zor yakalanır ipin ucu,ciddi destek gerekir,anne çağrılır durmadan dikte yaptırılır...Ve bir gün biri öğrendiği tüm harfleri birbirine çatmaya başlar,mantığı kavrayınca işlem aynıdır,bir kerede öğrenir artık harfi.Ve okur en yüksek sesiyle heceleye heceleye,sınıfın bu uğultusu nasıl güzel gelir,nasıl mutlu olur öğretmen.Mısır patlağı gibi gelir gerisi:)Yani öyle derdi kayınvalidem,yeni öğretmeni teselli mahiyetinde:))Okuyan okur artık okuyamayan problemli,hep aynı yerden geçemez kimisi,her sınıftan çıkar böyle bir ikisi..Sorunlu öğrenci...
Aslında biz birinci sınıftayız belki hala.Her yeni olay bir harf,diğeriyle bağlantı kurmadan hiç bir anlamı olmayan eğri büğrü şekiller,ve bunlar karşısındaki tavrımız,belki alfabeyi bir türlü tamamlayamamız,belki arada bir harfi kaçırıp destek de almamamız asıl sorun.Neydi bu diye düşünmeden geçip gitmemiz.Öğretmenimizi çok üzmemiz.Belki ikinci sınıftayız,okumayı sökmüş öylece bırakmışız.Yapmadı denmesin,eksi almayayım diye ödev yapmışız,bir bakınca etraflıca,hiç bir soruyu okuyarak yapmadığımız ortaya çıkmış,utanmışız.Geçen bir öğrencim böyle yaptı oğlum dolmuşa bile binilmez üstündeki yazı okunmadan,sen Saray a gideceksin,dolmuşta Pursaklar yazıyor,okumadan dolmuş diye binip gitsen olur mu,dedim,öğretmenim boğazım sıkılıyor okurken dedi,zor tabi,okuyacaksın,anlayacaksın,ona uygun hareket edip yönergeye uyacaksın,zor ama sonuca bakmak lazım,okuyup doğru diye mutlu olan mı iyi durumda,okumayıp mutsuz olan,rezil olan mı..
İşte böyleyiz.Belki üçüncü sınıftayız,şimdiye kadar bir şekilde gelmişiz,iki doğru bir yanlış,önemli olan hayata adaptasyon denip sınıf geçmişiz ama uçurum büyümüş artık son deme gelmişiz.Seneye çeşitlenecek ve zorlaşacak eğitime istidatlı olamayacağımız ispatlanmış.Bir de büyümüşüz,dönsek bire dönemeyiz,ikiye dönemeyiz,hadi desek yetişemeyiz üstelik artık gözden de çıkmışız,bizimle ilgilenecek öğretmen bile bulamayız çünkü zamanı kaçırmışız...
Çok uzun oldu ama lazımdı bana.Acı çünkü.Okuyamamamız.Hala aynı yerde neden,neden deyip durmamız,güneşi ayı,geceyi gündüzü,kadın erkek,toprak ve çiçeği birbirine bağlayamamız.Yap ye,gez toz,oyna oyalan,eğlen,mutlu ol hayalimiz,düşünmeden yuvarlanıp gitmemiz,ömür tüketmemiz. Oysa ne güzeldir güzel bir metni okumanın tadı.Hayatı okumaksa hayali bile müthiş,içinden Sübhan dedirten,hayrete düşüren güzellik.
Okumak lazım.HAYATI...Yaratan Rabbinin adıyla oku dedi Allah,ilk olarak,hem bir kitap bir film çıkacak bu kitaptan ve zamanı gelince Oku Kitabını,diyecek.Kim güzel bir kitap yazmak,kaliteli bir film çekmek istemez ki!!!
ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...
30 Ekim 2010 Cumartesi
29 Ekim 2010 Cuma
İşte Bu Bizim Hikayemiz
Her hikayenin doğduğu bir yer var,ırmak gibi,insan gibi..Hikayeler ve insanlar da akar ırmaklar gibi.İnsanlık hikayesinin ırmağı çağıldayıp akıyor yüzyıllardır.Ben de küçücük bir katreysem yolunu bulmaya çalışan,şifrem bu ırmağın kaynağında gizli...
'Gizli bir hazineydim,bilinmek istedim' iltifatına mazhar olmuş,olmamış oldurulmuş,bilmemiş bildirilmiş,gizli hazineden gelen aziz ruhu yapışkan bir balçıkla sıvanmış bir insan var kaynakta.Adem süryanice toprak demekmiş.Havva,Adem..Babam,haritam,köküm,şifrem.Geldiğim yeri bilen,meleği ve şeytanı,ve iki yana akan kanı,merakı...En büyük sürgünü yaşayan,en derin ayrılık acısını çeken,en büyük kavuşmaya mazhar olan,ruhuna üfürülen,esma bildirilen,esmayı bildiren,secde edilen,gıyabında Allah ın meleklerine ben bilirim dediği,üstünlüğünü ispat ettirdiği....
Bir bilmece var hikayenin başında.İnsan bir muamma.Meleklerin dilinde,kan döken,bozguncu,Rabbi nin ben bilirim sizin bilmediğinizi dediği.Esma var,eşyanın yani her şeyin aslı ismi hakikati duygusu,insana bildirilen,meleklerin bilemediği,ve bize hep bilmemiz gereken ve asla kendi kendimize bilemeyeceğimiz bilme kelimelerini öğreten.'Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimül hakim'Sen sübhansın biz senin bildirdiğinden başkasını bilmeyiz.Alim ve Hakim olan sensin...Bilemeyiz,bilemiyoruz...'Ben size sizin bilmediğinizi,açıkladığınızı ve gizlediğinizi bilirim demedim mi?'...
Tesbih,itminan ve secde,tüm meleklerde..Tam karşısında ise secdenin zıddı kibir,şeytanda,ben ondan hayırlıyım,iyiyim,daha kaliteliyim diyende.Secde eğilen,küçülen demekse,kibir direten büyüklenen demek,çocukların ayak uçlarında boyunlarını kaldırarak boy ölçüşmeleri kadar komik,koca çınarla..Sonra küsüp ümit kesmek hayat boyunca,uzak şeytan ismine bir de iblis koydurmak ,tevbe etmeyerek,hatadan dönmeyerek,beni sen azdırdın diyerek...Azdırmaya azmaderek düşman ilan ettiği insanı bir de racim olacak taşlanacak kıyamete dek.Kuyruk acısı derler ya,tüm çabası bunun için atamı kıskanmasının zehrini neslimden çıkarmak için...İnkarcılardan oldu şeytan,beni de o burdan görünmeyen belirsiz dipsiz kuyuya düşürmek için..
Adem ise yerleşti zevcesiyle cennete. Adı toprak olan birinin,toprakla imtihanı,yerde yaratılışı,ve kendi yaratılışı gibi topraktan yetiştirilen bir şeyle sınırlandırılışı.Yasak elma diye hala bir gizemle,büyüyle söylüyorlar ya,buğday mıydı,üzüm mü,incir mi,görünüşü baldan tatlı ya buğdaysa zehirli,üzümse şarap gibi örten beyni,incirse kurtlu diyor Hamdi Yazır.Allah yasak demiş ya,muhakkak var bir zararı,herkesin kendi nevinden imtihanı.Dünya sevgisi bütün günahların başı,ve işte tehlike, görünüyorsa lezzetler böyle baldan tatlı...Bir sürü ağaç içerisinde bir ağaç,ama farklı,sonrası efsaneler,zanlar,içine sığmayan bir merak acaba nasıl bir şey?İnsanın handikapı.Diyorlar ya,yaşamadığın bir şey kalmasın,bunun tadını bilmiyorum deme...Yaşa..ölümsüzlük için yaşa,ölmemek için ye,yaşlanmamak için yaşa..Nedir benim yasak ağacım,içi acı baldan tatlı...Ve kaydı ayakları,indiler oradan ikisi,birbirine düşman olarak hem de..Yer,düşmanca inilen bir yer demek ki,dostça geçinmek bunun için zor ve kıymetli,evlilikte huzur bunun için zahmetli...Ama ne ezeli ne ebedi,müstekar sadece.Belli bir miktar,kısıtlı bir süre,istikrarlı bir yolculuğun bir bölümü sadece.Ezel,anne karnı,dünya,kabir,ahiret,ebed..Ezelle ebed arası İnsanın müstekar yurtları.
Ve kelimeler,yine kelimeler..Bozulmamış ruhun aslından aldığı hazineler,huy olmamış bir hatanın ,ısrarcı olmayan günahın affı için dil ve gözyaşı dökmeler..İki dilin ve gönülün bir olması,Rabbena zalemna enfüsena ve inlem teğfirlena ve terhamna lenekünenne minel hasirin,niyazı..Dua edilir,niyaz ettirilir ya,biz kendimize yazık ettik,bizi affetmez merhamet etmezsen,hüsrana uğrarız,niyazı..Ne güzel kelimeler..Ne güzel..Yazık ettim,hem senden oldum,hem nimetimden,hem huzurum gitti Rabbim,hem safiyetim,sen bağışalmazsan merhamet etmezsen kime bırakacaksın beni,nolur bana bırakma beni,bu zalime bırakma beni,kurtar benden beni...Allah Tevvab dır,Rahim dir..
Affetti Allah,affeder O Gafur,ama inmişizdir hep beraber ve geri sayım başlamıştır artık,daha baştan yolun sonu gözükmüş,hidayete tabi olana korku ve hüzünden emin bir dostluk,inkar edene ebedi olarak cehennem görünmüştür.Geri sayım başladı.Kimbilir kaçıncı nefesinde dünya,ve kaçıncısındayım ben..İşte bu bizim hikayemiz ve biz gerçekten kardeşiz....
Not:Bakara:30-40
'Gizli bir hazineydim,bilinmek istedim' iltifatına mazhar olmuş,olmamış oldurulmuş,bilmemiş bildirilmiş,gizli hazineden gelen aziz ruhu yapışkan bir balçıkla sıvanmış bir insan var kaynakta.Adem süryanice toprak demekmiş.Havva,Adem..Babam,haritam,köküm,şifrem.Geldiğim yeri bilen,meleği ve şeytanı,ve iki yana akan kanı,merakı...En büyük sürgünü yaşayan,en derin ayrılık acısını çeken,en büyük kavuşmaya mazhar olan,ruhuna üfürülen,esma bildirilen,esmayı bildiren,secde edilen,gıyabında Allah ın meleklerine ben bilirim dediği,üstünlüğünü ispat ettirdiği....
Bir bilmece var hikayenin başında.İnsan bir muamma.Meleklerin dilinde,kan döken,bozguncu,Rabbi nin ben bilirim sizin bilmediğinizi dediği.Esma var,eşyanın yani her şeyin aslı ismi hakikati duygusu,insana bildirilen,meleklerin bilemediği,ve bize hep bilmemiz gereken ve asla kendi kendimize bilemeyeceğimiz bilme kelimelerini öğreten.'Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimül hakim'Sen sübhansın biz senin bildirdiğinden başkasını bilmeyiz.Alim ve Hakim olan sensin...Bilemeyiz,bilemiyoruz...'Ben size sizin bilmediğinizi,açıkladığınızı ve gizlediğinizi bilirim demedim mi?'...
Tesbih,itminan ve secde,tüm meleklerde..Tam karşısında ise secdenin zıddı kibir,şeytanda,ben ondan hayırlıyım,iyiyim,daha kaliteliyim diyende.Secde eğilen,küçülen demekse,kibir direten büyüklenen demek,çocukların ayak uçlarında boyunlarını kaldırarak boy ölçüşmeleri kadar komik,koca çınarla..Sonra küsüp ümit kesmek hayat boyunca,uzak şeytan ismine bir de iblis koydurmak ,tevbe etmeyerek,hatadan dönmeyerek,beni sen azdırdın diyerek...Azdırmaya azmaderek düşman ilan ettiği insanı bir de racim olacak taşlanacak kıyamete dek.Kuyruk acısı derler ya,tüm çabası bunun için atamı kıskanmasının zehrini neslimden çıkarmak için...İnkarcılardan oldu şeytan,beni de o burdan görünmeyen belirsiz dipsiz kuyuya düşürmek için..
Adem ise yerleşti zevcesiyle cennete. Adı toprak olan birinin,toprakla imtihanı,yerde yaratılışı,ve kendi yaratılışı gibi topraktan yetiştirilen bir şeyle sınırlandırılışı.Yasak elma diye hala bir gizemle,büyüyle söylüyorlar ya,buğday mıydı,üzüm mü,incir mi,görünüşü baldan tatlı ya buğdaysa zehirli,üzümse şarap gibi örten beyni,incirse kurtlu diyor Hamdi Yazır.Allah yasak demiş ya,muhakkak var bir zararı,herkesin kendi nevinden imtihanı.Dünya sevgisi bütün günahların başı,ve işte tehlike, görünüyorsa lezzetler böyle baldan tatlı...Bir sürü ağaç içerisinde bir ağaç,ama farklı,sonrası efsaneler,zanlar,içine sığmayan bir merak acaba nasıl bir şey?İnsanın handikapı.Diyorlar ya,yaşamadığın bir şey kalmasın,bunun tadını bilmiyorum deme...Yaşa..ölümsüzlük için yaşa,ölmemek için ye,yaşlanmamak için yaşa..Nedir benim yasak ağacım,içi acı baldan tatlı...Ve kaydı ayakları,indiler oradan ikisi,birbirine düşman olarak hem de..Yer,düşmanca inilen bir yer demek ki,dostça geçinmek bunun için zor ve kıymetli,evlilikte huzur bunun için zahmetli...Ama ne ezeli ne ebedi,müstekar sadece.Belli bir miktar,kısıtlı bir süre,istikrarlı bir yolculuğun bir bölümü sadece.Ezel,anne karnı,dünya,kabir,ahiret,ebed..Ezelle ebed arası İnsanın müstekar yurtları.
Ve kelimeler,yine kelimeler..Bozulmamış ruhun aslından aldığı hazineler,huy olmamış bir hatanın ,ısrarcı olmayan günahın affı için dil ve gözyaşı dökmeler..İki dilin ve gönülün bir olması,Rabbena zalemna enfüsena ve inlem teğfirlena ve terhamna lenekünenne minel hasirin,niyazı..Dua edilir,niyaz ettirilir ya,biz kendimize yazık ettik,bizi affetmez merhamet etmezsen,hüsrana uğrarız,niyazı..Ne güzel kelimeler..Ne güzel..Yazık ettim,hem senden oldum,hem nimetimden,hem huzurum gitti Rabbim,hem safiyetim,sen bağışalmazsan merhamet etmezsen kime bırakacaksın beni,nolur bana bırakma beni,bu zalime bırakma beni,kurtar benden beni...Allah Tevvab dır,Rahim dir..
Affetti Allah,affeder O Gafur,ama inmişizdir hep beraber ve geri sayım başlamıştır artık,daha baştan yolun sonu gözükmüş,hidayete tabi olana korku ve hüzünden emin bir dostluk,inkar edene ebedi olarak cehennem görünmüştür.Geri sayım başladı.Kimbilir kaçıncı nefesinde dünya,ve kaçıncısındayım ben..İşte bu bizim hikayemiz ve biz gerçekten kardeşiz....
Not:Bakara:30-40
Babam
Yazmak ne zor babamı,okumak ne zor.Bir kaç ay önce Naci Bostancı nın tam sayfa yazısını görünce yazmalıyım babamı demiştim.Sonra Hilal yazınca babasını bir tuhaf oldu içim,yazamadım.Bugün tam kapatmış her şeyi giderken geceye, döndüm yeniden babama..
Babam,Ankara da bir köy ağasının,altı kardeş içinde dördüncüsü.Oğullardan ikincisi,zamanında konak sayılabilecek bir evde amcalarıyla ve onların aileleriyle yaşıyorlar.Anneler çalışıyor,hep dışarda,ya da kimbilir ne yaşar,hep kızmakta ,hatta bazen elinde tuğla..Hiç sevgi görmedim der babam,gözleri dolu.Sevgisiz anne olur mu,gösterememiş belli ki..Sürü otlatmış,ahır temizlemiş,misafir ağırlamış,tarlada gece yarılarına kadar çalışmış,acıkınca ekmek kavurup yemiş bir ağa oğlu babam,annem sütleri sütçüye vereceğinden biz içemezdik diyor ama daha bebekken emziğine rakı sürülüyor..Kırk gün kırk gece değilse de en az 4 gün düğün yapılan ve düğünde içkinin aktığı bir geleneğe doğuyor babam.Ankara havalarıyla oynamanın özendirildiği bir kültür,içki içmeyenin mahalle baskısına uğradığı,hacdan dönen anaların içki yanına turşu kurduğu bir kültür..Garip bir çocukluk,mahsun ve aşık bir gençlik.Aşk yanına kar kalıyor babamın.Öyle herkes aşık olur mu sanıyorsunuz,aşık olmak acıya katlanmakla elde ediliyor.Aşkı karşılık buluyor,bir sürü engeller aşılıyor ve bu sefer iki aşık beraber ağlıyor.Ama sonunda dedemin Tahir ile Zöhresi,annemle babam evleniyorlar.Mutlu Son.
Değil tabii,ee evlendik erdik muradımıza ,siz çıkın kerevete masal sonlarında oluyor ancak,hayat devam ediyor...
.........Ben doğuyorum,büyüyorum...Araları atlıyorum...
Pazar günleri,Cihan Ünal ın Kuruluş dizisi var,babamın kıymalı yumurta yapma günü,ne tatlı babamın yaptığı yemek,ne güzel beraber bir şey seyretmek,her ayın onbeşi maaş günü elinde küçük pastalarla geliyor babam,bizi düşünüyor ne kadar seviniyorum.Azıcık daha büyüyorum.Ne zaman dalgın görse bizi,yalnız özel bir konuşma ayarlayarak aşık olup olmadığımızı soruyor:))Sanki evet desek bir amerikan babası gibi davranacak,diyeceği şey,eşşoleşşek!:)))Annem bambaşka olmaya başlamış,babamla yolları sarpasarmış,ben örtünmek istiyorum,babam istemiyor,küçüksün diyor,ben kızımı şu okula vereceğim diyor,ben imamhatibe gitmek için dua ediyorum.İmam Hatip e gönderiyor sonunda beni,benimle alışverişe geliyor,kızına en güzelini alıyor,bir yüzük istiyorum beni karanfile götürüyor,seviyor babam beni.Bana çok güzel olduğumu söylemesine bayılıyorum.Ona sarılmak dağlara yaslanmak gibi geliyor.Ben duygusalım yağmurda yürümek istiyorum,yürüyor benimle.Her şeyi anlatıyorum ona.Bazen pişman olsam da..Ama seviyor babam beni,bazen çok çok kırsa da..
Çok zaman geçmeden,o okuldan ayrılmak istiyorum.Bir özel okula gitmek istiyorum.Babam memur ve biz üç kızız.Öyle ısrarcıyım ki,gidip bakıyoruz okula,babam çok beğeniyor,kızlarım burda okusun diyor kaç yıl oraya kimbilir ne kadar para veriyor.Bu sırada çok değişiyor babam,arkadaşları akrabaları dalga geçiyor,okundun mu ne yaptın diyorlar,babam değişiyor,babam duygusal adam,gözleri dolu adam,ağlayabilen adam güzelliği buluyor.Belki üç kızı olması onu Peygamber müjdesine varis kılıyor.Kendini yalnız sanıyor,oysa yalnız değil babam,hem başını eğdirmemiş kocaman bir Rabbi,hem de üç kızı bir karısı var...
Elektrik kesilmesine bayılırdım ben çocukken,babam varsa evde pencere kenarında hep aynı masal,bir adamın iki deli kızıyla bir deli karısı varmış,üç deli kızıyla bir deli karısı varmış...Devamı da yok üstelik,olsun..Kulağımda bir tını var.Babamın sesi...Bazen inceden bir sanat müziği,şimdi artık ilahi,bazen aklımızı başımızdan alan bir nida,bazen ölümcül bir sessizlik,bazen kati bir son sözün ardından kısılan ağlama sesi,düğünümün olacağı gün,dön gidiyoruz eve dedi mesela,kulağımdan gitmiyor...
Kendini yalnız sanıp yalnızlaştırıyor.Oysa içinde bir hazine saklıyor beklerken,o çocuklarımın güçlü ve oyunsever dedesi,eşimin dayanağı,benim biricik babam..
Ben babamı çok seviyorum.Onu hep mütebessim hatırlamak istiyorum.Mülayim gözlükleriyle belki:)Küçük yakalı gömleği,tamir ettiği markasını söktüğü kıyafetleriyle...Her şeyiyle,kızışıyla,sevişiyle, ben babamı çok seviyorum....
Bugün babamın doğum günü.Ne yazsam hep eksik,ömrü bereketli,hayırlı ve huzurlu olsun inşallah...
Babam,Ankara da bir köy ağasının,altı kardeş içinde dördüncüsü.Oğullardan ikincisi,zamanında konak sayılabilecek bir evde amcalarıyla ve onların aileleriyle yaşıyorlar.Anneler çalışıyor,hep dışarda,ya da kimbilir ne yaşar,hep kızmakta ,hatta bazen elinde tuğla..Hiç sevgi görmedim der babam,gözleri dolu.Sevgisiz anne olur mu,gösterememiş belli ki..Sürü otlatmış,ahır temizlemiş,misafir ağırlamış,tarlada gece yarılarına kadar çalışmış,acıkınca ekmek kavurup yemiş bir ağa oğlu babam,annem sütleri sütçüye vereceğinden biz içemezdik diyor ama daha bebekken emziğine rakı sürülüyor..Kırk gün kırk gece değilse de en az 4 gün düğün yapılan ve düğünde içkinin aktığı bir geleneğe doğuyor babam.Ankara havalarıyla oynamanın özendirildiği bir kültür,içki içmeyenin mahalle baskısına uğradığı,hacdan dönen anaların içki yanına turşu kurduğu bir kültür..Garip bir çocukluk,mahsun ve aşık bir gençlik.Aşk yanına kar kalıyor babamın.Öyle herkes aşık olur mu sanıyorsunuz,aşık olmak acıya katlanmakla elde ediliyor.Aşkı karşılık buluyor,bir sürü engeller aşılıyor ve bu sefer iki aşık beraber ağlıyor.Ama sonunda dedemin Tahir ile Zöhresi,annemle babam evleniyorlar.Mutlu Son.
Değil tabii,ee evlendik erdik muradımıza ,siz çıkın kerevete masal sonlarında oluyor ancak,hayat devam ediyor...
.........Ben doğuyorum,büyüyorum...Araları atlıyorum...
Pazar günleri,Cihan Ünal ın Kuruluş dizisi var,babamın kıymalı yumurta yapma günü,ne tatlı babamın yaptığı yemek,ne güzel beraber bir şey seyretmek,her ayın onbeşi maaş günü elinde küçük pastalarla geliyor babam,bizi düşünüyor ne kadar seviniyorum.Azıcık daha büyüyorum.Ne zaman dalgın görse bizi,yalnız özel bir konuşma ayarlayarak aşık olup olmadığımızı soruyor:))Sanki evet desek bir amerikan babası gibi davranacak,diyeceği şey,eşşoleşşek!:)))Annem bambaşka olmaya başlamış,babamla yolları sarpasarmış,ben örtünmek istiyorum,babam istemiyor,küçüksün diyor,ben kızımı şu okula vereceğim diyor,ben imamhatibe gitmek için dua ediyorum.İmam Hatip e gönderiyor sonunda beni,benimle alışverişe geliyor,kızına en güzelini alıyor,bir yüzük istiyorum beni karanfile götürüyor,seviyor babam beni.Bana çok güzel olduğumu söylemesine bayılıyorum.Ona sarılmak dağlara yaslanmak gibi geliyor.Ben duygusalım yağmurda yürümek istiyorum,yürüyor benimle.Her şeyi anlatıyorum ona.Bazen pişman olsam da..Ama seviyor babam beni,bazen çok çok kırsa da..
Çok zaman geçmeden,o okuldan ayrılmak istiyorum.Bir özel okula gitmek istiyorum.Babam memur ve biz üç kızız.Öyle ısrarcıyım ki,gidip bakıyoruz okula,babam çok beğeniyor,kızlarım burda okusun diyor kaç yıl oraya kimbilir ne kadar para veriyor.Bu sırada çok değişiyor babam,arkadaşları akrabaları dalga geçiyor,okundun mu ne yaptın diyorlar,babam değişiyor,babam duygusal adam,gözleri dolu adam,ağlayabilen adam güzelliği buluyor.Belki üç kızı olması onu Peygamber müjdesine varis kılıyor.Kendini yalnız sanıyor,oysa yalnız değil babam,hem başını eğdirmemiş kocaman bir Rabbi,hem de üç kızı bir karısı var...
Elektrik kesilmesine bayılırdım ben çocukken,babam varsa evde pencere kenarında hep aynı masal,bir adamın iki deli kızıyla bir deli karısı varmış,üç deli kızıyla bir deli karısı varmış...Devamı da yok üstelik,olsun..Kulağımda bir tını var.Babamın sesi...Bazen inceden bir sanat müziği,şimdi artık ilahi,bazen aklımızı başımızdan alan bir nida,bazen ölümcül bir sessizlik,bazen kati bir son sözün ardından kısılan ağlama sesi,düğünümün olacağı gün,dön gidiyoruz eve dedi mesela,kulağımdan gitmiyor...
Kendini yalnız sanıp yalnızlaştırıyor.Oysa içinde bir hazine saklıyor beklerken,o çocuklarımın güçlü ve oyunsever dedesi,eşimin dayanağı,benim biricik babam..
Ben babamı çok seviyorum.Onu hep mütebessim hatırlamak istiyorum.Mülayim gözlükleriyle belki:)Küçük yakalı gömleği,tamir ettiği markasını söktüğü kıyafetleriyle...Her şeyiyle,kızışıyla,sevişiyle, ben babamı çok seviyorum....
Bugün babamın doğum günü.Ne yazsam hep eksik,ömrü bereketli,hayırlı ve huzurlu olsun inşallah...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
