Hayat bir kıvam istiyor insandan..Bunun için sürüp gidişi,olur da bir gün ortaya leziz bir şey çıkar mı bekleyişi..Zaten yok mu her şeyin bir terkibi.Su bile iki hidrojen bir oksijen değil mi..Şu her gün göre göre alıştığımız su,tıpkı insan gibi,nedir insanın terkibi peki,bir kaç damla kan binbir türlü endişe mi sahi...Her gün bambaşka bir halde oluşumuz göstermiyor mu içimize bir şeyler katıldığını ya da eksildiğini...Harcamıyor mu,israf etmiyor mu insan en somut, basit ve anlık lezzetlerde tarif,kıvam,kombine yeteneğini...Bugün neyim eksik benim..Neyim fazla ki böyleyim..Kıvam tutmamış,vasat nerelerde kalmış..Bir baksak,kokusundan anlasak,kokuyor buram buram aslında,ah bir koklasak,kaçmasak..
Bu tatlının üzerine meyveli sos,bu elbisenin üzerine şu kolye,altına şu ayakkabı,damağımda şu lezzet,kolumda sevgilim bile bir kombinenin parçaları..Ununu fazla koymuşum sert oldu böreğim,dua edememişim yavan oldu işlerim,rast gelmedi niye,faydasız bir iş mi acaba,içine hangi duygu olmalıydı..Bu hareketin üstüne bir tebessüm ne iyi giderdi,bense donup kaldım,akmadı,olmadı..Oysa bir krebi tutturmak,bir pilavı tutturmak zor bir iştir,uğraşırız,ben onlardan önemsiz miyim...Ruhum taşlaşana kadar beklemesem,bir yöntem geliştirsem olmaz mıydı,üstünden kaç gün geçer pişirdiğimiz yemeğin,ruh bekler kandilden kandile,ölümden ölüme,çaresizlikten hastalanmaya yenilenmeyi,ille dara düşünce mi..
Güne yeniliksiz başlıyoruz her sabah
Aynı kör aynasında küflü alışkanlıkların
Süsleyip saklayarak sıkıntılarımızı
-Kendimizden bile-
düşüyoruz ömrümüzün o ölü çizgisine
duyarsız,devinimsiz,umutsuz
Güne heyecansız başlıyoruz...
Şükrü ERBAŞ
Ne kötü değil mi? Neden hayat monotonlaşır..Her gün aynı iş..Çoluk çocuk, gönder,gelsinler, iş,bulaşık,yemek, çamaşır..Her gün aynısı..Kapansın perde akşam olsun,açılsın sabah olsun ondan mı...Aynı insanın aynı işi aynı şartlarda yapma imkanı var mı, asla,iş aynıysa da neydi formül,verene duayla,iş+ruh+sonsuz,hiç bir zaman aynı olamaz yaptığın iş,aynıysa fena,ruh yok işin içinde sonsuz yok.Yetişmeyen zaman var,iş bile şikayetçi bizden,kaybolmuşuz kendimizden...Renk,tat,koku,dekor değişikliği ne kadar önler sıkılmayı,bir an,gün,hafta sürer mi,malesef..Ruh katmalı hayata,ve hayat vermeli her an ruha,dilenmeli kudret akışlarının sahibi Hayy olandan....
ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...
30 Kasım 2010 Salı
Kıvam,Terkip,Hayat ve Monotonluk
29 Kasım 2010 Pazartesi
Tarz Sahibi Olmak ve Moda
Geçen haftalarda ablam tarz sahibi olmak lazım deyince,Ankara da yaşayan ve avmlere gömülen bir şehrin şahidi olan herkes gibi ben de billboardları hatırladım ve de onları ilk gördüğümdeki düşüncelerimi,ne diyordu,tarz sahibiyim onun için ank.amall deyim.Halbuki hiçbirinde tarzdan eser yoktu,görünen resimlerin,kıytırık bir şapka veya kolyeden başka...Herkesin aynı şeyi giymeye çalıştığı,aynı rengi,modeli,kumaşı,aynı çirkin çizmeyi sırf moda olduğu için mesela,ve sadece bu ürünlerin ve bir de büyük bedenlerinin satıldığı bir yer nasıl tarz sahibi yapar birini,her mevsim değişir mi bir insanın tarzı,aynı anda tüm şehrin içine sarı giyme ilhamı gelir mi,hani vardı renklerin dili...Geçen sene alıp bu sene de giyemezsin yeni ve sıcak çizmeni,çünkü ucu sivridir,ya da düzdür,ve ya topuksuzunu arayamazsın,anne modeli dedikleri bir şey verip gülerler bir de,bir de dizi karakterleri belirler ne giyeceğini o daha beteri...Eşarplarda artık çiçek demodeymiş.Ayakkabı,makyaj malzemesi,bisküvi,çay seti,şehir silüeti,çapa ve gemici dümeni..Hatta buradaki markalar da yerel olduğu için ikinci sınıf olmuş.Mümkünse burberr.y,luıswitton,dior,eşarpçı arkadaşım diyor,bu bayram pudra ve gri satmaktan öğ diyor,tesettür modası ve defilesi fikri,ille aynı tip üretilen dış kıyafet serisi....
Bayramda çok saygı duyduğum bir yaşlı hanımefendinin evi,balkonunda ayrı bir oturma grubu,duvarda küçük raflar geyik silüetli biblolar,minik süsler,ortada bir sehpa,dergi sayfasından kesilmiş gibi..Sehpanın üstünde altında evin düzenine inat dağınık bırakılmış bir sürü dergi..Ne peki,Skylıfe,th.y dergileri,peki kim okuyacak şimdi bunları,kendisi cüzünü okuyor içerde,dolabın içinde güllü yasininin yeri..
Halbuki böyle mi olmalıydı müslümanın giyimi,evi?Ne güzel diyordu ablam,her şeyin bir anlamı olmalıydı insan için,açıyorsa başını bir anlamı,kapıyorsa bir anlamı,bugün giyindiğinin bir anlamı,dün giyindiğinin bir hatırası..Köşeye koyulmuş çiçeğin evin ruhuna bir katkısı..Kullandığı ve kendisine hizmet eden şeye vefası...Moda değil diye atabilir mi müslüman,ismini öğrenmekle anlam bulduğu eşyasını,efendimiz değil miydi isimlendiren eşyasını...Soramadım,bulamadım ne isim vermiş acaba efendimiz o eşyaya,çokluğun acısını ilk kez bu kadar derin hissettim..Moda insan ruhuna ve bireysel farklılık ve farkındalığa vurulmuş bir darbedir.Hiç bir şey için değilse vefa duygusunu yok ettiği için onunla mücadele edilir..Bir de sosyolog gözüyle bakmak için imaj ve takva okunabilir.(F.Karabıyık Barborosoğlu)
Ne çok kıstas var diyordu halbuki,yahudiye benzemeyeceksin,hristiyana benzemeyeceksin,erkeksen kadına,kadınsan erkeğe benzemeyeceksin,benzemeyeceksin yani özgün olacaksın,sadeliği seveceksin,şu elbise de ne güzel alsan diyene,sonra giyeceğiz diyeceksin,üstündekini beğenene hediye edeceksin,hırkanı kilometrelerce ötede bir sevdiğine hediye edeceksin..Ve o hırkayı sen giymiş olacaksın,sevdiğine en büyük armağanın senden bir dokunuş olacak..Ne giysen ne güzel olacak,kırmızı giyince kırmızı kırmızı olcak,sen mavi giyince mavi güzel,sen giyince siyah güzel,beyaz güzel...Tarz sahibi olacaksın...ve içten içe bileceksin ki en güzeli takva libası....
Bayramda çok saygı duyduğum bir yaşlı hanımefendinin evi,balkonunda ayrı bir oturma grubu,duvarda küçük raflar geyik silüetli biblolar,minik süsler,ortada bir sehpa,dergi sayfasından kesilmiş gibi..Sehpanın üstünde altında evin düzenine inat dağınık bırakılmış bir sürü dergi..Ne peki,Skylıfe,th.y dergileri,peki kim okuyacak şimdi bunları,kendisi cüzünü okuyor içerde,dolabın içinde güllü yasininin yeri..
Ne çok kıstas var diyordu halbuki,yahudiye benzemeyeceksin,hristiyana benzemeyeceksin,erkeksen kadına,kadınsan erkeğe benzemeyeceksin,benzemeyeceksin yani özgün olacaksın,sadeliği seveceksin,şu elbise de ne güzel alsan diyene,sonra giyeceğiz diyeceksin,üstündekini beğenene hediye edeceksin,hırkanı kilometrelerce ötede bir sevdiğine hediye edeceksin..Ve o hırkayı sen giymiş olacaksın,sevdiğine en büyük armağanın senden bir dokunuş olacak..Ne giysen ne güzel olacak,kırmızı giyince kırmızı kırmızı olcak,sen mavi giyince mavi güzel,sen giyince siyah güzel,beyaz güzel...Tarz sahibi olacaksın...ve içten içe bileceksin ki en güzeli takva libası....
28 Kasım 2010 Pazar
Korunaklı Şiirler Yaz Bana...sevgilim olmayan sevgili....
Bir şiir uzun yollardan tuttu çağırdı beni..Ne cümleler buldu,ne sözler vurdu beni..Ama bu başka..Şaşkınım buluştuğumuza,dedi yazamadın oku bari,başımı sokacak bir yer edin hadi..Hep dilenciyim,hep dilenciyim...Bağışlaması,sevgisi bol sevgili....
Dilimde ay tutuldu../..dilsizim
korunaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
sağanak yağışlı günlerimde sığınacağım bir yer bulunsun
bari, şiirlerde bir ev'cağızım olsun
üç oda bir salon yalnızlığımı kiraya vereceğim
heveslenme, senin için düşlerim başka
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim
ne güzel gülüyorsun, dudaklarında eski İstanbul resimleri
öyle kal lütfen, yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim
sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup, ülkeme geri döneceğim
anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim
düşe kalka düşledim, son baharım kaldı
beni şimdi tutmazsan, dudaklarına devrileceğim
oturaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde dinleneceğim bir yer bulunsun
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun
Pelin Onay
Dilimde ay tutuldu../..dilsizim
korunaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
sağanak yağışlı günlerimde sığınacağım bir yer bulunsun
bari, şiirlerde bir ev'cağızım olsun
üç oda bir salon yalnızlığımı kiraya vereceğim
heveslenme, senin için düşlerim başka
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim
ne güzel gülüyorsun, dudaklarında eski İstanbul resimleri
öyle kal lütfen, yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim
sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup, ülkeme geri döneceğim
anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim
düşe kalka düşledim, son baharım kaldı
beni şimdi tutmazsan, dudaklarına devrileceğim
oturaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde dinleneceğim bir yer bulunsun
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun
Pelin Onay
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


