ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

25 Aralık 2011 Pazar

Not tutmak lazım!

           Not tutmak lazım,zor da olsa..Yutkuna yutkuna,boğazına bir yumruk gibi düğümlenen,içine oturan 'realite'ye kağıdı kalemi hatta teknolojiyi şahit tutmak lazım..İnsan unutur çünkü,unutur çektiği acıyı da taşıdığı umudu da ne garip...Unutur sevdiğini bile..Seçilir onun için,unutmayanlar..Zaman zaman bir kalbur kurulur da kalır kalburun üstünde kalanlar..Onun için unutmamak lazım,en azından sık sık hatırlamak..Not tutmak..Yazarak tanımlayan ve detaylı düşünen insanlar için,not tutmak elzem,inşallah içerlerde bir yerde de...

           Şimdi,cumartesi hissedilen huzuru ne renk yazmalı,o koca binayı,çatısını,önündeki son kara kadar direnmiş kırmızı gülleri,içerdeki sımsıcak kokuyu,merdivenlerden koşarak çıkarken,odalardan taşan ezber seslerini,bab ı enis dost kapısını,mescidin halısını,cama vuran güneşi,içe dolan güveni,anlamlı,kararlı sessizliği,gözlerle kurulan cümleleri nasıl not düşmeli satırlara...Diz çöktüğün yer kadar dünya,işte bu,ve gönlünü açtığın kadar geniş sema...Bu da yazılsın ki notu tutulmuyor çoğu yaşananın...

           Sonra,eline mushafı alınca,insan kainat ve kitap...Madalyon tamamlanıp o sihirli atmosfer başlayıp,her hali pür melalimiz ortaya dökülünce,ayetle sabit bir hale bürününce farkedemeğimiz kendiliğimiz,perişan olacakken nasılsa o sihirle umut doluvermemiz de nota düşülmeli...Sonra her yere duyulan o ince,kibar ve sessiz ses...

        *  İnna lillah demek için birikmiş bunca insanın,birbirine söyleyecek başkaca bir sözü olmamasını da yazmalı,sabrın sözlük manasını,sabrın Allah için içinde bir şeyleri öldürmek olduğunu,umudun elmasa benzer rengi olduğunu,sonsuz, sonuçsuz ama gönüllü koşturmalarımızın/saylarımızın,tavafın yanına yakışabileceğini,gönlü ferah tutmayı da unutmamalı,hayatın bu gerçekliğine her seferinde şahit olunmalı,üstünü örtmeden,gizlemeden,şuur kapanmadan,farkındalıkla..Gizleyen lanetlenmiş gibi bir karanlıkta,sahtelikte çünkü...Ve tevbe,dönüş yolu en girift karanlıkların bile yanıbaşında,merhamet...Allah biricik,büyük,O tek,biz çok ve küçük...O zaman bakmalı,aramalı,keşfe çıkmalı,bir sanatkarı en iyisi eserlerinde aramalı,geceye gündüze,karaya denize,üstündeki gemiye,rüzgarda taşınan tohuma,yere ağan buluta,bakmalı ve bağlamalı,akletmek bağlamak demek,yani hayata bakıştan dantel gibi bir hayat çıkmalı,kördüğümler değil.Sonra baktıkça hayran,aşık olmalı..Akıl iki şeyi birbirine bağlar,Aşk her şeyi Allah a...Buraya bir yıldız koymalı.Önce aşk,sonra akıl sıralamasını hayatına koyup koyup allak bullak olan kula Allah ın ayet sıralaması şifa olmalı.Sevgi sıralamasını burada yapmak iyi olacak,böylece akıl seviyemiz belli olacak,Allah ı sever gibi bir başka şeyi sevmek akıl işi mi?
            Akıl,aşk gibi kavramların ardından ey insan şimdi yemek meselesine geçişini de yaz..Her zaman yaptığın gibi,en önemli akıl işlerinin,en derin aşk acılarının,ya da en mutlu olduğun anların,ya da belki matemlerinin hemen ardından,ya da tam ortasında yaptığın gibi,yemek ye...Çünkü busun sen,muhtaçsın,açsın,ve Rabbin seni kendinden iyi tanıyan,yiyin diyor bin bir ikramla,ama temiz ve helalinden ve akabinde uyarıyor şeytanın adımlarına uymamalı,yemekle şeytanı yanyana büyük harfle yazmalı,kötü durdu dimi,besmeleyi unutmamalı,çünkü şeytan emreder.çirkini,kötülüğü...Şeytan kısa ve net cümlelerle takar peşine,çok bizden görünen cümlelerle..Bizde böyle,böyle gördük diye akıldan yoksun gelenek ve törelere de uyar artık adımını şaşırmış insan.Adım ağıza,göz kulak ağız da adıma bağlanmış gibi..Bir kere lokma yanlış giriyorsa,ayak yanlış basıyor,yanlış yolda artık göz görmüyor,kulak duymuyor,söz bağırtıya dönüşüyor,karga sesini andırıyor,yen-ı-ku kelimesi...
        
           Yemek mevzuunun üstünde ısrarla durulmalı,kainat-akıl-aşk-yemek bağlantısında yemek bölümü bir hayat felsefesini bir yaşam tarzını temsil ediyor,ilk önce insanlara seslenen RAB,sonra müminlere sesleniyor yiyin ama rızıklandırdığımızın temiz ve helalinden,cennette bile sınır yok muydu..Yaşamak için yemek mi yemek için yaşamak mı günümüzü tükettiren,ve ne yiyoruz?Sağlığımız,güzelliğimiz,hatta ruhsal durumumuz bile çatalımızın ucundaymış ya,burada doktor ve diyetisyenlerin o kocaman cümleleri konabilir,yazı arasına,biz neyi hangi düşünceyle yiyoruz,battı balık yan gider düşüncesiyle mi,salı günü biten diyetler neden tanıdık,neden çok yiyerek zayıflamak bir ütopya,neden bunca yemek kitabı,programı var...Takva ruhsal bir disiplinse,kendini en çok ele verdiği yer sofra...Her önüne geleni sorgulamadan yiyen insan her önüne çıkan çengele takılıp kapılmaz mı....*
           Ruhsal disiplinin talimi namaz,gerçekten namaz kılan,bir haramın peşine takılmaz...Namazı,günlük tutar gibi,ayet notu tutar gibi,iki vakti birbirine,tüm hisleri Allah a bağlar gibi,bir dosta içini döker gibi kılmalı,dua niyetine...


*Bakara 153-173,tefsir dersi notlarından... Hilal'in notlarını tavsiye ederim.:)

22 Aralık 2011 Perşembe

Reçete

Bunca darlığın içinde,derman ararken derdime,duayla açılsın şu karanlık diye diye,başımı koyunca mesneviye:
''Su arama,susuzluğu elde et,böylece yukarıdan ve aşağıdan su çağlar.Git,susamak ve hararete rehin olmak için aşağıda ve yukarıda koş..
senin ihtiyacın bitkiden az değil ki suyu tutup bitkiye götürüyorsun,suyun kulağını tutuyor,güzellik bulması için kuru ekine çekip götürüyorsun.
Rahmet bulutu,içinde gizli cevherler olan can ekini için kevser suyuyla doludur.
''Rableri onları sular''hitabı gelsin diye susuz kal,Allah doğruyu daha iyi bilir....''
Allah doğru anlamayı,yaşamayı nasip etsin...

Uzun...

Şeb-i yelda..şeb-i arustan sonra...
Müneccim değilim,muvakkit değil,muvahhid değil...
Parçalanmış halime eğilip de kaç kez fısıldadı şeb-i yelda:
çektiğim gurbet elinden,
hiç kimse bilmez halimden,
uyan,sunam uyan,derin uykudan...
uzundu bu gece ,çok uzun,uyandım uyudum bitmedi..
şeb-i arus yaşayamayana,her gece şeb-i yelda,
hem bilmeden saat nedir tarih ne,
gaflet ne uyanıklık ne,elde kalan ne...
dem bu demdir dem bu dem,yine de

''Ne bilir muvakkitle müneccim şeb-i yeldayı
Mübtelayı gama sor kim geceler kaç saat...''Fuzuli

15 Aralık 2011 Perşembe

Hatırlatma..

Yazmak istedim,hayat güzel..
Sık sık hatırlatmalı kendine...
Yazın çiçekleri konuk eden saksıların kışın kuşları ağırlaması..
Hatta okulun bahçe giriş kapısında nöbetçi olmak..
Ve muhakkak ki güzel,sıkıntıdan sonra gelen..
Bir özel eğitim öğrencisinin seni itmesinden,üstüne yürümesinden sonra,
Kalbine değebilmek, oğlum ne güzelsin sen,neden,deyince eline sarılması...
Yalnız kalan bir çocuğun diğerlerine katılması..
Kafana düşmek üzere gelen topu pasla karşılamak,
Bunları yaparken başında bir ayetin şahit olması,
Ne güzel...
Sıkıldıkça içinin ferahlaması..
Geçecek,diyebilmek..
''O bir mesaj yazar sen kırk kez okursun''u okumak,
İçin kıpır kıpır olmak,
sonra utanmak,
en büyük mesajı okumaya durmak,
O yazmış sen kırk kez okumamışsın,
aynı heyecanla,eksiksin,seviyorum diyemezsin,
ama yine yeniden bir ucundan tutmak ne güzel..
veşşems...güneş açılımının devam etmesi...
Güneşe aya,gökten inen bir damla suya,onunla biten bitkiye,onun yiyen hayvana,sevilmeye sevmeye ve dahi ''insan''a ihtiyacı olan,bununla rızıklanmasan yaşayamayacağını bilmek..
Hatırlamak,anmak...
Hiç unutmasam ya....
Şimdi ağlayan çocuğun yanına koşmalı:))

9 Aralık 2011 Cuma

Bırak soğusun...

Sınanmadayız ya...Hani herşey aynı tonda yaşanmıyor ya onun için...Gece gündüz,karanlık aydınlık birbirini izliyor,mevsimler dört seyir geçirirken ay bir ayda bir kemali iki zevali yaşıyor...

İnsan insanla sınanıyor en çok..E tesbiruuun ayeti bizi zorluyor.Kalabalıklar gittikçe zora sokuyor kendiliğimizi..Ama çaresiz beraberiz,birlikteyiz,istediğimizi alıp istemediğimizi yanımızdan uzaklaştıracak durumda değiliz,en zıddımızla yan yana getiriliyoruz çoğu kez..Ve ipler her zaman sapasağlam kurulamıyor..Kopmaya yön tutuyor kimi pamuk iplikleri...

Kızıyorum kendime...Sorunsuz bir hayat istiyorum galiba,kimse kimseyi kırmasın,empati tavan yapsın,açıkça konuşmanın zararı olmasın,dobralığın tanımı yeniden yapılsın...Kopuyor zannettiğim ipin kopma korkusuyla sarılıyorum iki ucu birleştirmeye,olmuyor tabi,ya yeterince uzun değilse,ya diğer ipin sahibi ipini kontrol etmek istiyorsa..Belki öylece beklemek istiyorsa..Yok bırakmıyorum,açıklıyorum,üzülüyorum,boğazımda bir yumruk,yutkunamıyorum,başımda tamirci şapkası,onarmaya çalışıyorum..Ve işler sarpasarıyor,kalpleri tamir eden Allah düzeltene kadar..Her şeyin bir düzeni var,kainatın düzenini koyanın kanunlarının aynı formüllerle işlediği..Düzeni koyana çok seslenmek lazım,O nu çok çağırmak..Kalbi sahibine teslim etmek..Bir de güzel kalplilerden dua almak..Sihir gibi birşey...Bir rüya..Biraz aşure..Bir hurma..''buraya ait olmayan''...
Kırıldığın yerde,etrafa yayılan kokuya dikkat kesilmek,mümin misk kutusu gibiymiş ya,kırılınca ortaya güzel koku yayılan..Hz.Yusuf u çok hatırlamak lazım,aramızı şeytan bozdu deyişini,kardeşleriyle karşılaşınca affedişini..Ben nefsimi temize çıkarmam deyişini...

Allah çok büyük..Küçük hesapları alt üst edip,küçücük bir kulun küçücük kalbiyle uğraşıp iyileştirecek kadar,bu da benim anlayabildiğim kadar,çünkü ben aciz,ben çaresiz,ben canavar potensiyelinde bir hiç,ben bu kadar...

Bugün aklıma big bang geldi,hani şu küçücük kocaman dünyamızın başlama teorisi...Büyük bir patlama...Hani içimizde yaşayıp hatırlayamadığımız,yeni bir oluşum belki,ve sonra döne döne soğuma...Patladı,olan oldu,kaynağı güneş nasıl olsa,bırak soğusun....

Bırak soğu...

4 Aralık 2011 Pazar

Dolunay Daha Gelmeden...

Dolunay dostla gelir...Hilal dolunayın ümididir,bunun için içe ümit vericidir.
Güneş her sabah doğar oysa,nur ışığını ziyadan alır,ay güneşten,her güneş doğumu bin hilali barındırır.
Ay, içine gece düşmüşlere ümit verir,tutar elinden,güneş karanlıktan aydınlığa koşmuşların...
Ah,zaman..vah vakti zamanım...Hangi sözde hangi ezgide kaybolmuş gündoğumarım,ay pırıltılarım...Bugün yeniden dinleyince,evet sevgili, 'Şems'ten güzel şiir işitmedim,ezgi duymadım...

Bir sevi masalı hayat,ey dost,bu iyiden iyiye belli..Acısıyla,tatlısıyla hayat, aşk acısı...Hani mide kramplarına yol açan,gümbür gümbür bir kalp gürültüsü,bir ilkbaharda leylak kokusu,gece ,gündüz,ay ,güneş,üşümek,ısınmak,kar,güneş,sarı yaprak,gülen ayva,ağlayan nar,ana kucağı,bir çift göz,al yanak,koku,rüzgar,ruh...sevi işte,var mı ötesi...
Sevide ifrat aşk,şiddetli sevgi,ayn,şın,gaf...A-Ş-G,bir eylem,devam eden,hayat gibi...Şiddetli sevgi yoksa şiddetli azap var..Eşeddü hubben lillah.Sevgisiz kalmak şiddetli  azap..Sevgide haksızlık zulüm,zulmün karşılığı şiddetli azap..Bana en büyük tehdit,''o gün onlarla konuşulmayacak,yüzlerine bakılmayacak''sevgisiz kalakalmak...

Ne diyordu Hilal,sürgündesin,üzüldüğün şey aslında bu değil,o...Ve biz sevgi rotasını şaşırmanın azabını yaşayıp durmaktayız,bir ömür boyu,nebevi sesi duyamayan kulaklarımızla..Sevgi neydi?Bu bir film repliği çocuk aklıma kazınan,selvi boylum al yazmalımdan,neydi sevgi,emekti,değer vermekti,üstüne titremekti...Ve tüm ilanı aşk şarkılarının itiraf ettiği gibi itaattı,hem de gönülle.Allahı sever gibi sevmek tehlikesi, kalbin başucunda beklemekte,görmeden sevmeye çalışan kalbin,kuştüyüne benzeyen,dönüp duran kalbin...

Çay içmeyi seviyorum ben sabahları,bir dostla,simit peynir yanında,ben uzun yaz günlerinde oruç tutmayı severim diyor hz.Ali...Haftamın iki gününe oruç değmeli,iftarı değil,imsakı sevene dek...
Güzel bir sofrada yemek yemeyi severken ben,ben yedirmeyi severim diyor bir sahabi..Yedirmeli o zaman kendine inat..
Annem,babam,kardeşlerim derken,bir topluluk sesi geliyor kulağıma,anam babam sana feda olsun ya resulallah..
Eşim,eş,mecazi aşk hatta,''Ayşe yemeklerin içinde etli yemek gibidir.''o kadar..
Dost desem,''Aranızdan dost tutacak olsaydım Ebu bekri tutardım''aranızdan dost tutmadım...
Ama seviyorum desem sevdiklerini,seni çok sevenleri,onlarla tutunuyor kuş tüyü kalbim hayat dalına,onlar senin elin...
Seviyorum zannedişlerim...Efendimizin ille sevdirildi demesi,''Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi,namaz,kadın,güzel koku..''İlle dışarıdan,uzaklardan,ve ille kalbi sahibine teslim ederek,sevdim değil sevdirildim,dünyadan değil,hayatımdan değil,dünyanızdan...
Benimkiler irili ufaklı çakıl taşları gibi düğümlenirken boğazıma hz.Fatıma nın nebevi pınardan damlayan sesi yetişiyor imdada:

Rasûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Ali'ye:


- Yâ Ali, Allah Teâlâyı sever misin? buyurmuştu. O da:

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'ini sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'in kızı Fatımâ'yı sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Hasan'la Hüseyn'i sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Yâ Ali! Gönül bir, sevgi dört. Bir tek gönle bu kadar sevgiyi nasıl sığdırdın? Buyurunca,

Hz. Ali hemen cevap vermeyip, üzülerek evine dönmüştü. Hz. Ali'nin üzüntüsünü yüzenden sezerek sebebini sormuştun. Hz. Ali durumu anlatınca: "Yâ Ali! Sorunun cevabı şöyledir: "Babama de ki: Yâ Rasûlallah! Bir kişinin nasıl sağ, sol, ön, arka, alt, üst gibi yönleri varsa, gönlün de öyle türlü yönleri vardır. İşte ben de Allah Teâlâyı ruhumla severim, sizi kalbimle severim, Fâtımâ'yı helâlim ve zevcem olma hasebiyle severim, Hasan ve Hüseyin'i de babalık şefkâtiyle severim." Hz. Ali bu cevabın üzerine doğruca Rasûl-i Kibriyanın huzuruna gelerek senin cevabını aynen arz etmişti de Efendimiz:

"Yâ Ali, bu getirdiğin senin değil; ancak Peygamberlik ağacının dalından toplanmış bir yemiştir."

Sonra,efendimizin hub duası,derde derman:Allahümme inni es'elüke hubbeke,ve hubbi men yuhibbuke,ve amelüllezi yubelliguni ila hubbeke..Allahümmec'al ileyye hubbeke min nefsi,ve ehli,ve min mail barid...Allahım senden senin sevgini,sevdiklerinin sevgisini,ve sevgini kazandıracak amelin sevgisini istiyorum.Allahım bana sevgini,nefsimden,ehlimden ve soğuk sudan sevimli eyle...

Bugün yeni şafaktaki sadık yalsızuçanlar raportajını okuyun dostlar,sorulardaki sığlığa inat,cevaplardaki derinliğe bakın ki,tüm şarkılar O' nu söylemekte..Cenab ı Aşkı...Sevilmek için yaratanı,yine bize merhametinden kalbimize sevgi koyup hayatı-imtihanı-zevkli kılanı,sürgüne vuslat izleri koyanı..

Aşureniz aşka vesile olsun...Hepimize aşk olsun...

27 Kasım 2011 Pazar

Bugün bu iyi gitti

Seni seviyorum
Ama deli gibi değil
Gayet aklı başında olarak seviyorum seni...

Sabahattin Ali

20 Kasım 2011 Pazar

Kelimeler kelimeler...

       



          Aşk başlı başına sabır olabilir mi,O' na 'hüve hüve' kavuşmak çok zor olduğuna göre,aşık uzağa alışkın,sevgili her şeyden aşkın olduğuna göre...Sabır bir dağın başına çıkıp yapayalnız oturmaksa,aşık bir dağbaşı yalnızlığı yaşayan değil mi?Çöllerde susuz bekleyen,suyu içinde gizleyen kaktüsün ismi 'sabur' ise,aşık sabur değil mi?Bir kabın içini doldurup ağzını kapatmaksa sabır,lügatlarda yazdığı gibi,içi dolup dolup taşan aşık sabırlı değil mi?

          Şimdi bir dağ başı yalnızlığı düşsün hayalimize,bir türkü ezgisi seslendiriyor,tüm hislerin tasdik ettiğini;

Telli turnam sökün gelir,
İnci mercan yükün gelir,
Elvan elvan kokun gelir,
Yar oturmuş yele karşı....


           Gök sonsuz bir kubbe üstümüzde,turnalar ümidimiz...Deniz içimiz,göğe inat... İnci mercan, birikmişliklerimiz....Ve bir koku sarar etrafımızı,ille rüzgarla taşınan ve ruhumuzu saran,ve sevgilinin ruhundan buram buram yayılan ille,Allah tan insana akan,insandan insana...Mutlu eden hem,barındıran...Koku,rüzgar ve ruh...Arapçasıyla,rıyh,rayiha ve ruh...Aynı kökten...Naif,hafif,zarif,aşka dair....Ortamı değiştiriveren kudretli,kuvvetli,müthiş,aşka dair...

           Şimdi elvan elvan kokuya ,O'nun nefesi olan rüzgarlara ,ve üflemiş olduğu Ruh a hayran olan,bu gaib izler etrafında O'nu arayıp duran,ve ruhunu teslim edene kadar sabreden değil midir aşık?

            Ve biz modern zamanların dağ başı yalnızları,biz, izleri aramakla mükellef değil miyiz?İçimize düşen izleri belki google dan bularak dua etmeye sarılmaktan,belki niyet edip bir kapıda öylece durmaktan,içerden gelen kokuyu içimize çekmekten başka çaremiz var mı?

18 Kasım 2011 Cuma

Misafir

      Hayatımda hilallerin ayrı bir yeri var,bu kesin.Başlangıçlar ve sonuçlarla,iki sivri ucu gibi hilalin ,gönle batan ama narin,incitmeyen,öğreten,hep yeni kararlar aldıran,başlatan,bir türlü bitmeyeni sonlandırıp ferahlatan...
      İnsan,manası alemin..En güzeli insan güzeli,insana değer katan ise çözmek insanda alemi....Hilal bir dua etmiş,duasına icabet edilmiş,nasibimiz miymiş Suna Anne yi tanımak,gelmiş,bir bayram sonrası,müthiş manzaralar ve zikir sesleri eşliğinde misafirimiz olmuş,bize soluklanmak düşmüş....



                                                                 YANAR BİR KUL


“Kad semi’allahu….” diye başlayan mücadile suresinin giriş kısmını ayrı severim. “Allah kulunu işitti….” Öyle yakın… Öyle yalın… Yakınlık kesbetmeyi murat ederim.

Bayramın birinci gecesi yola çıktık. Günler öncesinden gönlüme düşen dua… Dua nasip işi. Öğretilen çoğu zaman. Ben böyle dua etmeyi bilmezdim ki…

Korkuyorum nefsimden; bayramı tatile dönüştürmekten. Yola çıkmaktan da geri kalası değil gönül. O sıkışmışlıkta çıkıp geldi dua; “Allahım, Çıralı’da güzel bir kulunla tanıştır. Sevdiğin bir kulunla bayramlaştır…” Yanarak istiyorum nasıl…

Her şey güzel… Ama en güzeli, insanın güzeli… Salkım saçak nar dalları altında okuyup mütalaa ettiğimiz kitaplar… İçinde kaybolduğumuz mandalina, limon, portakal bahçeleri… Yeşilin ortasında kaybolmuş ahşap evlerin serin gölgesi… Ayın ondördünün denize ettikleri… Gecenin perde perde incelişi, ayın pırıl pırıl dökülüşü… Bir koyun koynunda ah! denizin bize ettikleri… Bir dans ahengi… Bir musiki zevki… Nereye baksak “Subhanallah”… Hangisine kulak versek “Subhanallah”. Ne nefes dayandı… Ne dizde derman kaldı… Bir “Subhannallah” düştü cana, Can da yandı…

En güzeli, insanın güzeli. Kabristanın yanında gördük onu. Usulca yürüyerek geliyordu. Ardında, sağında solunda melekler yürüyordu… Her adımı tesbih, her hali dua bir kul yürür de melekler yol olmaz mı. Köşede karşıladı bizi, eline sarıldık, teklifsiz. Boynuna sonra, bayramlaştık. İnsan… manası alemin.

“Rabbim, koruyucu meleklerini, şifa meleklerini, rızık meleklerini yanımızdan ayırma.” Duası, diline ne de yakışıyordu. Hani baharda baştan ayağa çiçeğe durmuş dalları olur; kiraz ağacının, şeftalinin, erguvanın. Neden bilmem onları andırıyordu. Duaya durmuş ağaç gibiydi. Avokado ağaçlarının koyu büyük gölgesinde kiraz çiçeklerini andırıyordu. Oralı değildi. Ama oraya yakışıyordu.

Güzelliği, haleler hüzün… Hassas bir gönlün, rakik bir kalbin azığıdır. Yeis değil fakat hüzün. Bir ömrün hüznünü nereye sığdırır insan. Rabbiyle konuşmazsa; O’na söylemezse, O’nu söylemezse…

“De ki unuttun mu, unutmadım unutmadım ama O’na kulluk edemedim, kulluk edemedim…” bir ömür yangını sözler… Gecikmişliğine yanan, o yangın ışığında hayatını sorgulayan, temizleyen, temizlenen… Kulluk bu yanıştan başka ne ki…

“Güzel Allahım” diye başlayan cümleler “ya Rasülullah” ile bitiyor, muhabbet tamamlanıyordu.

Ne kızgındı ne sitemkar. Bir tatlı yanıştı hali. O’nsuz geçen yılların yalnızlığı…

Dilinden ne çıksa gönle muhabbet düşüyordu. Acı tatlı onca hatıra… Ömür sandığı açılınca etrafa dağılıyordu. Söz uçuyor, muhabbet kalıyordu.

Beş yıl olmuştu geleli ve yetmiş dört yaşındaydı. Uzunca bir sükutun ardından ilk kez konuşuyor gibiydi. Belli ki o da Rabbinden sözünü emanet edecek kullar dilemişti.

Suna anne, bir İstanbul hanımefendisi. Yeri incitmeden yürüyen, sözü incitmeden söyleyen asaletten geliyor. Ağaçla, kediyle, horozla ve eşya ile konuşabilen engin bir gönül o. Kimle konuşursa konuşsun Leylasını söyleyen aşık o. Yalnız Rabbine söylesin diye sözünü, kalabalıkların içinden tenhaya çekilen kul o. Hayatı, vakti, anı niyaz makamına taşıyan o.

Hamd O’na mahsustur. O ki, dualarımızı yan yana, bizi karşı karşıya getiren, kulunu işiten, duaya icabet eden, kalplerde muhabbet halk eden, seven, sevdiren…

Hilal Söylemez

5 Kasım 2011 Cumartesi

Tarifsiz....

Anlatsam anlatamam,sözsüzlüğün güzelliği.....
sevgili,ey sevgili,en sevgili,uzatma dünya sürgünümü....

Bilmiyordum,bugün duydum,bildiğim tüm şarkıların ezberden silinip,zihnime Errahmanın,velfecrin ve leyalin aşrın ve bu parçanın anlamının nakşolmasını ne kadar isterdim.......

24 Ekim 2011 Pazartesi

İçeriden Bakınca

          Kış mevsimindeyiz,evimizde kat kat yorganların altında üşüyor ruhlarımız,Rabbin merhametine sığınıyor,dua ediyoruz...Göçük altında bir yanımız...Şu fotoğraf bana ruhsuz bir bedeni hatırlattı,hepimiz,içimizden can çekilince böyle kalakalmayacak mıyız?Ve yaşarken ölü gibiyiz de çoğu kez basiretle bakan gözlerde şu görüntüden farksısız...Sahi binalar bir yana biz insanlar depreme dayanıklı mıyız?Malzememiz kaliteli mi sağlam mı,yoksa her gün sermayemizden çalmakta mıyız?
          Öyleyse,ilaç diye,her sıkışınca içimiz,sarsılınca kalbimiz,büyük doktorların tavsiye ettiği gibi,fatiha ve fetih okumalıyız....zilzali de solumalıyız...

Dünyadaki Minik Yıldızlar

        

         Buruk içimiz..Ne zaman kabuklaşıp döküldü kalbimiz göğsümüzün yüksek dağlarından,caslavlak dağlar kaldı ortada,yeşili yok,karı yok,bulutu yok..Ne zamandır çocukların sesine tahammülsüz olduk,şşşşşşş diyerek masaya vurmaktan ibaret olan o garip hareket rutinimiz oldu?Sıranın en önündeki,Hakan Kavun,seni kaç günde bir farkediyorum ben...Sessiz Müberra'm...Hiç, sen ve ben olmadan çıkıp gidecek hayatımdan...Başını okşadığımda gülen Ömer....Ömer,annesinin c.p.rensi....cerebral palsi tanısı,7 yıl 7 ay,7 günlüktü imtihanı,bitirdi,görevini tamamladı önceki gün ve cennet kuşu olup gitti..Annesi,en çok babası ve uzaklardan biz..Neden bu kadar çok hadi diyorum oğluma,yetişemiyor işte dünyanın hızına,yemeği yavaş,giyinmesi yavaş,benim acele etmem ise eğlence, gerginiz...Buruk içimiz...

         Sahi ne oldu ideallerimiz,yaşlı ve diktayı dikte etmekte hiç zorlanmayan o yaşını tecrübesini eline almış sopa gibi sallayıp biz geçtik o yollardan diyen müstehzi öğretmenlere eğilmeyişimiz...Ne oldu?Dersler yetişmedi,öbür sınıf bizi sınavda geçti.Net sayısı felaket,müfredatın verdiğine bak bir de istediğine,50 kişi,bir derste birer cümle okutsan biter,bir günde birer kez bile söz almaları imkansız,ödev kontrolü sinir nöbeti,nöbetçiysen bir de bahçe de oğlum dedimmmm tırmanma demirlere,çabuk o havuzdan çık kızıııım,of..Ahmet!Yere bakma!Bir daha arkadaşlarına zarar verirsen.....bak en önde tek sıra....Sahi ne oldu ideallerimiz...

           Heyecanlıydım...Bir orman köyünde taşımalı ve tek sınıftı birinci sınıfım..Arabayla bir saat gidiyor,bir saat geliyordum,hiç uzun gelmedi!Kalem tutmayı bilmiyordu çocuklarım,okul kapısından en büyük ağaca kadar yarışırdık derste çocuklarla,sonra bir çubuk bulup çamura harf yazmaca,buluta yazmaca,deftere yazmaca,öğlen yemeklerini okul verirdi,burun akıntıları yemeğe damlamasındı en büyük temizlik isteğim,öperdim,ellerinden tutardım,hiç iğrenç gelmedi!Müfettiş beni camdan izlermiş,yere birleşikti nerdeyse pencereler,hayranım sana hocam derdi.Müfettiş o zaman,hiç korkunç gelmedi!Heyecanlıydım...

          Şimdi,bu film,Ömeri yeni kaybetmişken,çocuklarımı yeniden bulmaya,yanlarına başka çocuklar koymaya çalışırken,sınıftaki veletler gözümde canavara dönüşmek üzereyken,yine,her zaman ki gibi,merhametin ta kendisi tarafından özenle hazırlanarak bana gönderildi...Lütfen siz de size gönderilmesine izin verin...Yeniden annelik,yeniden öğretmenlik...İkisini birden verdiyse,beklediği çok şey var!!!Ellerim bomboş,bu arada filmdeki şarkı sözleri çok hoş...

22 Ekim 2011 Cumartesi

Koşturup Durmak Üzerine

      Minnettarlıkla nankörlük,şahitlikle hakkı gizlemek,sabırla isyan,imanla küfür,lanetle af nasıl ayrıysa birbirinden fersah fersah o kadar yan yana hayatımızda,ayetlerde olduğu gibi...
      Bir nefesle şükür solurken,hu diyerek,bir nefesle nankörlük edebiliriz offf diyerek ki küfür nankörlüğün arapçası,şükrün zıddı küfür,imanın zıddı da ...Hu diyen musibette inna lillah der,''zaten Allah ınız'',off diyen niye ben diyerek çukurda...Hayat dönmekte iken Hakkın huzurunda saat yönünün tersine tavafta,bir yanımız say etmekte safa ile merve arasında...Sürekli tavafta kalmak varken sonrası için,yedi sonsuz kez koşmak var sayda bu dünyada...Ama her safaya çıkışta Kabeyi görmek lazım,yani yokuş çıkmak lazım,yani yorulmak,yani terlemek...Hedef everest değil,safaya tırmanmak,saflaşmaya çalışmak,her koşturmaya gönlünü katmak,işi tav'an yapmak,yeri göğü örnek almak..Hani yere göğe ister isteyerek ister istemeyerek gelin demişti Allah,tav'an ya da kerhen,ikisi de isteyerek geliriz demişlerdi,gidiyoruz gündüz gece ama neyle?Üşenmeyle?Mecburiyetten?Alışkanlık mı yoksa?Böyle gelmiş böyle gidiyor mu,yuvarlanıp gidiyor muyuz?Kalbimizin heyecanı en son nerdei tükendi acaba,niye kalmadı,yerin göğün kalbinin atışına atması kalbimizin?Koşturmalara aşk katmak,hayata ruh katmak,namaza huşu katmak,oruca manevi yemekler katmak,hayat telaşı arasında safaya çıkıp şöyle bir bakmak,bakınca kabeyi görmek başkasını değil....

        Koşuyoruz hayatta..Kaç olay geçiyor modern insanın başından gün boyu,ne kadar çok konuşuyoruz?Konuşmamız gereken yerde konuşuyor muyuz,susmamız gereken yerde susuyor muyuz?Kendimizin tersine..Orda Allah var çünkü,kendimizin tam tersinde...Konuştuğumuzda aleyhimize bir durum ortaya çıkacaksa mesela,üç maymunu oynamayı kim öğretti bize,yemek bulunca yemeyi dayak bulunca kaçmayı,suya sabuna dokunmamayı,etliye sütlüye karışmadan ortamdan sıvışmayı,ortaya çıkması gereken bir hak varken,kendimizi korumak adına....Ya da konuşuluyor hiç de haz etmediğimiz birinin hakkında konuşup hakkını koruyabilir miyiz Allah kulunun hakkını korur diye,yoksa susmanın en kötü hali çok mu hayatımızda....En alt basamağı bu beyyinatı ketmetmenin galiba,ayetteki üst basamak ise Efendimizin özelliklerini bile bile gizlemeleri yahudilerin,altta yatan his aynı değil mi?(Bakara 160tan sonrası...)Bu hisse  karşılık lanet kullanılıyor mübarek Kuranda,en az geçen kelimelerden,ve hemen arkasından tevbe edene,halini düzeltene,ve günahının cinsinden tevbe etmeyi bilene Tevvab olan Allah,erhamerahimin...

         Hayırlı koşturmalar....Safadan güzel manzaralar....

16 Ekim 2011 Pazar

Ankarada sonbahar ve pazar...

Simdi bu soguk ama sicak,kapali ama acik,yagmurlu ve huzurlu bu pazari neyle anlatmali?
Sabah zikir ve sükürle taclanan ,öglen sabir ve takvayla süsleyen havayi iyice solumali...
Birinde ask ve muhabbet,digerinde havf ve reca,ikisinin ortasinda bu nimetin karsisinda saskin kalmis kalbi yine ayetlerle bulusturmali...
Uzaklardaki bu sesi bize her dem  naklen ve terü taze  ulastiran ve  kalbi evliyasina, nebisine rabt olmus sevgiliye SIMSIKI sarilmali...
Ali imranin sonu ve Fussilet otuzdan sonrasi....

8 Ekim 2011 Cumartesi

Mecnuna Dair...




Aşk bu..Akıl terk eder aşkın geldiği yeri kimilerinde..
Aşk bu...Aşık olduğunu tanımaz olursun,neticesinde,ben Leyla yım diyeni görmez,sen kimsin diyene Leyla dedirtir..
Aşk bu...Kabe kavseyn e götürür de,gözü şaşırtmaz,kulu geri görevine döndürür,aklı almaz,aklı ruhun emrine verir kimilerinde...
Aşk bu...Sarmaşık gibi sarar her yeri,dağlara çıkarır,mekanı daraltır,zamanı genişletir..
Aşk bu...Kolay bulunmaz,atsan atılmaz,satsan satılmaz,satın alınmaz...
Hatta
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz bu ne yaredir ki çare bulunmaz..
Yunus öldü diye sela verirler,ölen bedendir...
 Aşıklar ölmez...

Söz mecnundan açılınca bugün,ama ille mecnundan Kays'tan değil,delilik bahsidir artık bu herkes bilir,evet mümin dışarıdan bakanın deli dediğidir,ama ayetle sabit en büyük mümin efendimiz mecnun değildir...

Rivayet o ki Mecnun dağa çıkmış Rabbiyle konuşmaya başlamış,demek leyladan mevlaya olan yolu çoktan aşmış,demiş ki,Rabbim senin ne çok sevdiğin var,benimse yalnız sen...Burada kulağıma bir ezgi dolmaya başladı,demek burdan ilham aldı gençlerin çok sevdiği yunus,
Senin benden başka bir çok sevgilin var ama,benim tek sevgilim sensin...
Deniz bile kabul etmez beni atar karaya,bir içim içimi bilensin...
Talihin bir zerresi vursaydı ya bana,sana kavuşurdum maşuk..
Ruhum bedenimde hapis her gün ağlar,yine demir perde bedbahtım....

Demir perde benden başka kim olabilir?İçine Ben giren her şey başa bela olabilir....

Ve vurucu cümle,mecnunun ağzından ''sevmeyi benden öğren''
Düşündüm,buruldu kalbim...

Mecnun kimdir?Kalbi kimindir?Sevmeyi kimden öğrenmiştir?Allah sevmeden Mecnun  sevebilir midir?Sevse sevse ne kadar gücü yeter?Şükürden,hakkıyla zikirden aciz bir kul hakkıyla sevebilir mi?

Sonra Şemsle Mevlana nın ilk karşılaşması..İlk sınav,söyle bakalım Celaleddin,enel hak diyen Bestami mi,istiğfar eden,ben seni bilmekten acizim diyen efendimiz mi...Cevap net,Bayezidin kabı doldu enel hak dedi,efendimiz ise dolmaz bir deryaydı doldukça daha çok susadı...

Velhasıl...Akıl başta,nefis içte,aşk nerde bizde...Sevmek kim biz kim,kendimiz kadar,kendimiz gibi seviyoruz biz.. kendimizce...

Ve Ayşem,kalbi güzel Ayşem,herkesi kendinden binlerce güzel gören,güzel gördükçe güzelleşen Ayşem,seni seviyorum.....kendimce...

6 Ekim 2011 Perşembe

Işıl ışıl fer...

gözbebeklerinde olmak istediğim beni gördüğüm için mi bunca özleyişim gözlerine bakmayı,ya bir türlü olamadıklığımı görmemek için mi bakamayışım uzun uzun,olmak...yok olmak...

ben gözlerinde kendimi hiç görmedim ki...hiç...

ışıl ışıl bir bakışım var mı benim,sana baktığım içindir...Kendimin sandığım bu sevgi asıl senindir...Bana düşen sınırsız hudutsuz şükretmektir....

içime bu şarkıya benzer bir duygu doldurduğu için hamdetmektir,gerçekten şükür nimetten güzel midir...güzeldir...




seni yerlerde göklerde bulamazlarken...
bende gizli olduğunu sezenler olmuş...
dumlu dumluymuşsun yüreğimde..
kımıl kımılmışsın bileklerimde...
domur domur ter ışıl ışıl fer ellerimde gözbebeğimde..
aramızda dağlar yollar yıllar var iken...
beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş...
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına...
türkü olmuşsun...
umudummuşsun
sevdama yarınlarıma...

4 Ekim 2011 Salı

Acıya Tatlıya Dair...



''Ve bir kadın konuşarak, bize Acı'dan söz et dedi.
Ve o dedi ki:
Acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.
Nasıl meyvenin çekirdeği kırılmak zorundaysa canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.
Ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
Ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.
Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.
Acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir.
Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağlamakta kullandığı acı bir ilaçtır.
Onun için hekime güvenin, ilacını sessizce ve dinginlikle için.Çünkü eli ağır ve sert olsa da Görünmeyen'in müşfik eliyle yönlendirilmiştir.
Ve uzattığı çanak dudaklarınızı yaksa da, çömlekçinin kendi kutsal gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.''
ERMİŞ...

Böyle diyordu ermiş...Haftalar sonra gözlerimde bulutlarla gelen bir cumartesinin ardından...Buna ne deniyordu,aklın yolu bir mi,kalplerin aynileşmesi mi,ilmin tek nokta olması mı,yolun tek olması mı?
Ayetler ağırdı,sanki bakarayla yarılan yer, herkes için ille ayrı ayrı yerlerden şimdi düze çıkmış,caddede bir topluluk belirmişti.Yol levhaları burada iyice göze çarpıyor,sebilillah,inna lillah ve inna ileyh,raciun,mühtedun...Ve en sonundaki safayla merve bize hac yolculuğuna çıkmış feccin amig-yarılmış vadilerden geçmiş yorgun bedenleri andırıyor.Biz yarıkların içinden bakaduralım yolda,''Biz Allah ınız ve O na dönücüleriz''diyen birileri görünüyor,her eksildiklerinde,bu eksilme ayakkabı bağlarından olsa bile...Çünkü içlerinde dirilmiş bir elçisi vardı Rablerinin,O onlara okuyordu hayatı içten içe,kitabı okuyor her harfin arkasındaki hikmeti anlatıyordu,ve temizliyordu insanı okumak yaşamı..Bilmediğini öğreten bir elçiyle tamamlanmıştı nimetleri...İşte onun için hatırlıyorlardı,anıyorlardı,unutmuyorlardı,durmadan tekrarlıyorlardı,sesli sessiz,halle ya da haraketsiz çağırıyorlardı,zikrediyorlardı,Türkçesini doldurmak güç..''Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim,şükredin sakın nankörlük etmeyin.''Ayeti surenin beşiri mi,neziri miydi,''olsun'' içindi bizim yapıp ettiklerimiz,oysa şükür ''oldu'' diye yapılandı,bardağın dolu tarafından bahsetmek yani..Efendimizin geceler boyu namaz kılmasına senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandı,neden bu kadar yoruluyorsun denmesine,şükreden bir kul olmayayım mı demesi bunu kanıtlamıyor mu?Mevlananın şükür nimetten tatlıdır demesi...
Ayetler bir silsileyle ilerliyor,zikir,şükür,ve ey iman edenler istiane ile sabır...Zikreden şükrediyor,şükreden istiane ediyor ve Allah ın yardımı sabrettiriyor,sabreden zikrediyor ve bu daire böyle deveran edip gidiyor hepsinin ortasında en somut duran ise namaz...Onun için namazla yardım dileyin deniyor...Allah sabredenlerle beraberdir..Sabretmek tahammül etmek değil,orada bir hissi yok etmek,ölmek iyiden iyiye,ama bu yolda ölene ölü demeyin diyor ayet biz şuurunda olmayanlara,onlar rızıklanırlar,Allah ı yanında bulmak sabredene en büyük rızık değil mi?Allah...Allah..Mutlak güzel,mutlak kudret,sözünden cayması mümkün olmayan,rahmeti gazabını aşmış olan Allah açıkça,tenkitle söylüyor:
Belalar,ibtilalar vereceğim...Büyüğe büyük,küçüğe küçük,İbrahim gibi hepsinden geçmek var,bi şey'in,birazından birinden eksilmek var,hepsinden sorulmak var bir konudan sorulmak var...Konular şunlar,
Korku..Hislerimiz,sevgi,nefret,kızgınlık merhamet,hepsi bir duygunun içine korku katılmış hali
Açlık..Gündelik hayatımızı hasrettiğimiz yeme çabamız
Mal eksikliği..Alma ve verme üzerine yaşanılanların tümü
Can eksikliği..Hastalıklar,bağlılıklar
Sonuç,ürün eksikliği..Neticesiz çabalar..  olabilir mi?
Hepsinin karşısında sabır ve müjde...Kime,bunlardan biri ya da birkaçı isabet ettiğinde,biz zaten ALLAH ınız,O na döneceğiz,zararı yok,geçici dünya, diyenlere,onlara Allah ın salavatı ve rahmeti de var,ve hidayete erenler,yolda ilerleyenler de onlar...
Şimdi tefsirde,bu nefsi emmareden nefsi mutmainneye,raziye ve marziyeye geçişin anlatıldığı,haddini bilmenin esas duruş olduğu bu ayetlerin içimize işlemesini istemekten başka payımıza ne düşer...Ne hakkıyla zikretmeye,ne şükretmeye,ne sabretmeye,ne istemeye gücü yetemeyecek bizler acizliğimizi tekrar,ısrarla ve istiğfarla itiraf ederiz..Ve yeniden fısıltıyla idrak ederiz ki,İslam bu acziyetten Mutlak Kudrete istianedir....
İncir ve zeytin sendendir...
Acı ve tatlı sendendir...
İncir de zeytin de güzeldir..
Ve senin tat verdiğin acı da tatlı da güzeldir..
Acının tatlının tadını alamayan bizin kusuru bizdendir....

30 Eylül 2011 Cuma

Sonbahar



Eylül, ekim, sonbahar...
Hüznün kadim sırrını hangi ay saklar..
İstanbul, deniz , sonbahar..
Temizleyen elleriyle yağmur,
Gönülden süzülen martılar...
Yaprak,toprak sonbahar..
İçerden yere yansıyan hışırtılar..
Pencere önünde menekşe,
Cama vuran damlalar..
Renk ,koku, sonbahar..
Bende huzur,bende hüzün,
Ağaç,kuru dal,saklı umut
Vuslatın gizini yazar...
Bir ince saz çalar...
Bir sonbahar çocuğu,
sonbahar için övgüden başka ne yazar?

25 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

          Gökyüzünün çörekotları demişti biri sığırcıklara..Gökyüzünün sedef taşlarıydı martılar İstanbul da...Göğün menevişi,yerin dalga dalga vurmasıydı kalbin kıyılarına..Yolda olmanın,yola koyulmanın huzurunu bir iç burkuntusu izledi,kelime havayı karartacak kadar etkili bir sihirdi,başımı kaldırıp göğe baktım,her yer sisti,sis kedere ne kadar benzerdi...Devam ettik,yola devam,güneş yükselene kadar,deve yavrularının ayaklarını kızdıracak kadar çöl kumları,kuşluk vaktine kadar,duha vaktine kadar...Aydınlatan aydınlatana,merhametlilerin merhametlisinin dargın olmadığına binlerce şükredene kadar..
    Elimde Beş Şehir'in İstanbul u,muhteşem tasvirlerle şehri İstanbul,mimarisi,musikisi ve kendisi,ille sahabeler,veliler,sultanlar barındıran kendisi,açtı kendini bambaşka bir bakışla yine...
    Menzile varmamız ise bambaşka bir hikaye,bu insanlar lütuftan,himmetten başka hangi sebepten hizmet eder bize..Nedir bir otobüs servisini en az yedi kişiye sorarak bir Kuran Kursunu aramaya iten,patronundan zar zor izin alarak..Bir dolmuş şoförü neden son durağı geçip ticari taksi gibi kapının önüne getirsin ki,ücret talebine dua edin yeter desin...Varınca kapıda Valide Sultan karşılasın,Baba evinde yüzlerce kişi ağırlansın,''Kızım'',''İslam Ordusu'' denilsin..İstanbul her seferinde bir başka ya,baba da her seferinde bir başka,bir kız her ziyaretinde başka bir kapısından giriyor baba evine demek ki...Babasının bambaşka bir hususiyetini görüyor,belki evden ayrıldıktan sonra tanıyor,belki çok özlüyor,belki senede bir gün yeniden gözgöze geliyor,ve tüm dertlerini okuyor da baba yüreği,kavuşma sevinciyle yükselen yüreğine sesleniyor:
-Efendimiz'e miracda soruldu,''Seni neyle mükafatlandırayım?''
-Efendimiz çok çilelerden geçtim,kullukla dedi...
Kulluk en büyük mükafat,kızım..Nasıl kul olursun...Menfaat için eğilme,ben deme ,kulsun...
Tüm azaların göz kulak kesildiği an,kaç zamandır müthiş bir iştiyakla,canın uyandırmasıyla düşünüp durduğum şehadet canlanıyor,
-En zor imtihan,Allah ın şahidi olabilmek...
Benim denizim,göğüm,martım,istanbulum...Ve içime ne zamandır düşürdüğünü tasdikliyor,imandan ihsana giden yolun vasıtası şehadet...Şahit olanın kendiyle işi ne,çıkıyor kendinden ve hizmet...
-Diğergam olmayan kalpte inkişaf başlamıyor...
-Herkes problemini Efendimizde çözer,fiili kıstas..ve onu tanımanın tek vasıtası takva. .Büyük netice isteyenler,gaye büyük vasıta küçükse ne ala...Ve dudaktan bal damlar,ahla eyvahla nedametle kalplere bazen kan damlar...
-Tazim bil emrillah,şefkat ala halkıllah..
-Hanım,iki sonsuz,-sonsuz,+sonsuz arası...Örnek alacaksak:Hatice...
-Benim sağlığımda vefatımda sizin için hayırdır,amelleriniz bana ulaştırılır diyor efendimiz,O nu amellerimizle ziyaret edelim...
-Sizden bir kişi yirmi kişiye bedeldir,ve hafifletme bir kişi iki kişiye bedeldir.Enfal...Bu ayet düşünme ödeviydi...
***
         Eyüp Sultan da sonbahar..Sabah da şahit Eyubun zikrine,duasına kuşlar bir olmuş imamlarla,çınarlar duaya durmuş,bir ağlamaktır almış herkesi pencere önlerinde...Yere düşen yapraklar,İstanbul da sonbahar...Simit ve çay..Bir sürü farklılığın rengiyle sevmek birbirini..Rabbin sevdiği birini ziyarete gitmek ve duymak Rabbini çok seven birini,bu kadar yakın hissetmek ilk kez gördüğü birini,koklamak artık o koku sümbül müdür yoksa reyhan mı,gül mü?Naz makamı nasıl bir yerdir,aşkla bedenden düşmek züleyhaların kaderi midir?Tek istediğim cemali,daha ne olsun diyen ve bu kadar da mutlu kalabilen başka kim bilir kaç veli vardır?Muhabbetin bedeli herkeste aynı mıdır?Dönemeçlerde bize düşen kararlar yolu uzatır mı,insanları idare etmek yol aldırır mı,ana baba kardeş neresinde gönlün,nereye koymalı?Bir kadının günü ayı yılı nasıl olmalı?Yatalak bir insan geceleri yorulur mu?Bu başka aleme bir geçit var mı?Kabe her zaman yerinde mi,yoksa ona varamayanlara o koşmakta mı?......
        Bir vapurda dalgalanan griye giydirmek hüznü,ve giyinmek İstanbulu,sübhanallah zikriyle,günde en az yüz kez hayran olmalı...Ve acıkmak..Ve ayrılmak,kapısından geçerken içinin kaldığı caminin şadırvanında bakışlarını yıkamak,ve saat...Yetişmeye çalışmak...Ve dönmek..İstanbula gitmekten memnun,Ankara ya dönmekten memnun,halinden memnun iki gün iki aya,iki yıla bedeldir...Dönünce haberini almak müthiş perşembenin,eh napalım biz demedik mi,
            Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir..
            Gözlerin,gözlerin,gözlerin hayat verir..

19 Eylül 2011 Pazartesi

Yolculuk

        Ezelden yolcuyuz ya ebede..Yola dair hisli cümleler var derinlerimizde..Her yolculuk kendinde ve kendine dairse de çıkabilmek var kendinden belki bir kavisli yol dönemecinde..
        Şimdi gönül sükunetli bir yolculuğa çıkmak ister,yolların sahibine teslim olmak ister,zaman makinesini kurup ayarlayanın düzenine hayran, lütuflara boğulmak ister...Şehirleri müşahhaslaştıran gönül,İstanbul u bir dost gibi bağrına basmak ister..Aslında İstanbul un onu bağrına basmasını ister,gönül bu ister de ister...Mesela kulağı vardır gönlün,fikrimin ince gülü tınısıyla  varıp hikmetlerle dönmek ister..Gözü vardır ki bu yolculukta en çok onun payı vardır belki,bir insan güzeline bakmak,ve bir bakış almak ister,gözlerini kapattığında bir İstanbul akşamına,bir Ankara sonbaharına,belki bir okul çıkışına üçüncü gözde beliren bir rehber ister...
        Yolcu olmak,yola koyulmak,yol almak,yolda olmak diyorum...Özledim diyorum ebedi,başka türlüsünü yorgunum anlatmaya....

14 Eylül 2011 Çarşamba

Dolunayla Gelen...

          Dün gece gökte dolunay vardı.''Orada,narin,zarif,alımlı...''Karşımda biri vardı.Burada,derin,incelikli,dolunay kadar değerli...Sevmek ne garip şey..Sevilen için bir şey yapmaya çalışmak ne hoş..Ay ışıklarının titreştiği gibi yanımızdaki suyun yüzünde,titredi içim,titredi bakışları yüzümde...Yüz yüze gelmekti aslında yaptığımız,bunca beraberliğe rağmen ne kadar zamandır yüzeyden akıp gidenin derinine inmeye çalışıyorduk belli ki..Yüz yüze gelmekti kendimizle,çünkü baktığımız yüzde kendimizi görüyorduk içten içe,yüz sihirli bir ayna...Ama ötesinde ben ayın büyüsü altında,özel bir randevuyla 21 yaşındaki halimle,bazen 11,bazen 31 ve bazen 41 yaşındaki halimle buluşmuştum...Dert aynı,istidat aynı,şifa aynı,his aynı,olaylar ve isimler farklı,bir de farkındalık...
           Dün geceden bana kalanlar:
*Arkadaş seçilmiş kardeş,kardeş seçilmiş arkadaş:)
*Biri için yaptığın iyilik aslında kendine yaptığın iyilik,gerçekten:)
*''Kendim için yapacaklarım''sıkıntılı,başlığı değiştirmekle başlamalı''Allah rızası için''kendine en çok dönecek iyilik:)
*Kendinden çıkmak,çıkarak yazmak,yazarak başkalaşmak,dönüşmek,dönmek..
*Zihin gücüyle zayıflmaktan yola çıkılarak,zihin gücüyle ''iyi''olmak..Bunun için ''seb a teraik,yedi yolu kullanmak...
*En yakınımızdakilerle ikili,kaliteli,özel ve nitelikli zamanlamalarla buluşmak,derinleşmek..
Teşekkürler medcezir......Teşekkürler ay.......Teşekkürler Rabbel Alemin....

11 Eylül 2011 Pazar

Plansızlığa Övgü

Hani hep olur ya,hayatı bir düzene koymaya çalışırsınız,bu genelde benim için okulun ilk ayları eylül,kimine göre ocak,sonradan muharrem ve özellikle ramazan olabilir...Planlar yaparsınız,şu kadar zamanda şunları yapacağım,artık bundan sonra her sabah ..... yapacağım,bir daha .... yapmayacağım.Kendinize bir kademe belirlememişsinizdir,muhtemelen ilk basamaktan beşer onar atlamayı hayal etmişsinizdir olmaz,sonra kendi halinizle küçüklüğünüzü anlar ne olursa kar dersiniz,bişeyler oluverir,şaşırırsınız,yapılanların kendinizden olmadığını anlarsınız...

Ya da olur ya,çocuklarımız için planlarımız...Kendimizden çok düşündüğümüz,ve en zoru başka ''biri''nin adına karar verişlerimiz...İlk okulu mesela,hayatta planlayamayacağınız bir kararda akmaktadır hayat,yarın ilk günüdür okulun ve hala belli değildir ne yapacağı,ne giyeceği,hatta nereye gideceği bir diğer yavrunun...Yavrunun da kendinizin olmadığını anlarsınız...

Ya da olur ya bir arkadaşınızla,ya da arkadaşlarınızla görüşmek için gün belirlersiniz,o gün o buluşma hariç her şey olur,günler ertelenir,birbirine eklenir,ya biri eksik,ya birileri fazla gelir.Oysa kendinizden başka birileri için mesela çocuklar nefes alsın için bir parka gidersiniz,oralarda olan birini düşünürsünüz,tam o sırada o arar,gelir,hayatta planlamayacağınız bir semaver çayı içersiniz,hayatta planlanmayacak bir sohbet eşliğinde...Hayatta planlayamayacağınız camilere uğrar namazlarınız,hiç bir buluşmanın kendinizden olmadığını anlarsınız...

İnsanın yazılmış hali ya Kuran,okumak yaşamak ya,halkaya dahil olan herkes,bilsin yada bilmesin halkada olup olmadığını hatta,yaşıyor ''say'' kıvamında..Oradan oraya..Safa dan Merve ye,Merveden Safa ya...Hacer 7 kere koşayım diye planlamış mıdır ki?7 sonsuz değil mi?

**Veğbud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin...Sana yakin gelene kadar,kavuşana kadar Rabbine kulluk et...

8 Eylül 2011 Perşembe

Canım Ellerinde...

Fikrimdeki onlarca alternatifin avantaj ve devantajları arasında boğulmaktan kurtulmak için kendimi attığım Hacı Bayramı Veli de,içimden gelip çağırsam dediğim arkadaşımı,sürükleyip getiren,o kalabalıkta tam yanıma oturtan Latif,Habir,Sübhan....
Türbede kalbimi bir sahraya çevirip,altın kumları avucumda hissettiren,sessiz hareketsiz hatta duasız öylece bekleten,akşam hiç de adetim değilken bir film seyredelim dedirten ve müthiş replikleriyle kalp sahrasını önüme seriveren Bab'aziz i karşıma çıkaranVekil,Garib,Halik,Bari,Musavvir..
Sesimi duyduğunu hissettiren Semi,Her hareketimi gördüğünü hissettiren Basir,bir pazar sıkıntımı beytinin yanındaki kulunun karşısına suretimi  çıkarıp dua ettirerek çözen Erhamerrahimin,sebebe ihtiyacı olmayan Müsebbibel esbab,tevekkül semasından düştüğüm çukurlardayken ben,elimi tutan Sabur,Şekür,Hamid,Mecid...
Canım ellerinde...Ve canıma emanet olan her şey de...

''Sen sadece yürü...''
''İmanı olan kaybolmaz...''

3 Eylül 2011 Cumartesi

Şevval Bayramı

Sevgili günlük,
Bu sanal alemde bu nedir diye aramaya kalkınca karşına hiç de ummadığın şeyler çıkabiliyor,geçenlerde safa ve merve ye bakarken karşıma çıkanlar bir yana,şevval yazınca direk ismi şevval olan birinin bolca fotoğrafıyla karşılaştım.Böyle durumlar hoş olmuyor,lüzumsuz bir sürü şeyi görüveriyor gözlerin.Neyse yine şah damarından yakın olan mevla bu bayram sonrası bir umre ziyaretçisini ziyarette kocaman bir arapça sözlük lütfetti bana...Ne sevindim onu kütüphanede görünce,süs duruyormuş,al dediler:)
Efendim,şevval hilali göğü süsleyedursun,şevval bayramı ramazan hasretini körükleyedursun,altı oruçlar hasreti bir nebze dindirecek inşallah...Ramazanı seneye yayacak,varsa borçlarımızla beraber şevval,kalan nimeti tamamlayacak,bizi düştüğümüz ani gafletten kaldıracak,hacca hazırlayacak...Çünkü şevval,kelime kökü olarak memede kalan son süt,geride kalan az su,çokça kaldıran kaldıraçla aynı harflerden oluşuyor,ve arapça aynı harflere aynı anlamları gizleme özelliğine sahip..Şükür ki...
Kim ramazan orucuna şevvalden 6 gün oruç eklerse tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur diyor ya efendimiz,ramazanın ardından duyulan özlem izhar edilsin istiyor besbelli,seven sevdiğini söylesin gibi bir şey...Sevgi ne çok şey...Şükür  ki...

28 Ağustos 2011 Pazar

Sona Doğru



Sona bir kala.. Son teravih...
Ellerinde Kuran taşıyan teyzelerin son günüydü 26 sı...
Bugün yatsı vakti koşuşanlar da kaybolacak camilerin önlerinden..
Bir dosttan ayrılır gibi buruk içimiz..Hilali tutup durdurmak ister gibiyiz.Bir oturup halleşemedik,sarılıp doyamadık,senle geçen zamanın kıymeti bilinmiyor der gibiyiz,uzun yoldan gelen dosta,bizi Hacca hazırlamaya gelen dosta..Arkası şevval,zilkade zilhicce çünkü,başlıyor hac/mücadele ayları.Dün Kabe imamı söyledi,akşam ezanının ardından eski alimler altı ay,ramazana kavuşmak için dua ederlermiş,diğer altı ayda ramazanın kabulu için...Annemin sesi geliyor çocukluğumdan kulağıma,kim ramazanın gelişine sevinir,gidişine üzülürse...devamı bile yok,gerisi müjde,yetiyor bu kadarı ümidi giyinmeye..Fotoğraf beni aldı götürdü hilali tutup zamanı durdurmaya,kime ait bilmiyorum derken burada nicesi de varmış..


Ramazandan payımıza,ömrü ramazan gibileştirecek,hadis ve tefsiri ile Kuran okumaları,gece uyanıklığı,kıble-kabul mukabele üçgeninde hissiyatlı adımlar,gönül yapıcı ziyaretler,rahmet ve mağfiret kalsın ki bayramımız bayram,ölümümüz bayram olsun inşallah,
Allah hayırlı Mekke Medine Ramazanlarına erdirsin efendim.....
Ömrü ramazan olanın ölümü bayram olur/muş...Allah nasip etsin...


Zarif bir şiir,yakarış tadında:


Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sa 
na zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum 

Cahit Zarifoğlu


24 Ağustos 2011 Çarşamba

Kuş Gibi...

Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki onların kalbi kuş kalbi gibidir...
Efendimiz...Rıyazüssalihin-tevekkül-yakin....

Şimdi semada kuşları tutana tutunma zamanı..
Şimdi burada,anı yaşama bir an ötesini düşünmeme tevekkül zamanı..
Şimdi hafifleme,
Şimdi içi pır pır bir heyecanla dolma,
Şimdi özgürleşme zamanı...
Kuş gibi yer,kuş gibi içer,kuş uykusu uyursan,kuş kalbi gibi titrerse kalbin rahmeti soluklayamamaktan,ve kuş kalbi gibi mütevekkil olur doyurulursan,kuş gibi havf ve reca kanatların çıkar,uçup gidersin belki buralardan...
Şimdi itikaf vakti...

23 Ağustos 2011 Salı

Su üstüne yazı yazmak


Su üstüne yazı yazmak kim ben kimim..
Acaba buranın ismini mi değiştirmeliyim...?
Hayatımın zahir yönünün batınla alakasını kurmanın deştiği ruhumu sakinleştirmeliyim..
Yazıp çizdiklerimin yapıp ettiklerimin gayret sınıfından bir işe yaradığını hissetmeliyim..
Lavabolar tıkandığında..
Tüm makineler bozulduğunda..
Buzdolabı su akıtıp,bulaşık tortu bırakıp,çamaşır sıkmadığında,süpürge bağırıp topalladığında..
Tamirciler yapmaktan çok bozduğunda,tasarrufen ayırdığın paraları aldığında..
''Beyin değişecek abla,beyni bozuk''cümlesi beynimden vurduğunda..
Konuşarak anlaşamadığımda,susarak anlaşılamadığımda...
Mutfakta uçan canı minicik kahverengi bir kelebek görüp,kurt halinin peşine düştüğümde..
Araba bozulduğunda,yolda kaldığımda..
Bir mesaj geldiğinde..Ve hep çiğ cevaplar verdiğimde..
İşte hep bunu düşünüyorum..:)

21 Ağustos 2011 Pazar

Bir Uğultulu Orman Olunca İçim


İşte yine başbaşayız içimin acısı
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni..

Ey kalbimin ağrisi
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kayıp Parça

Aslında hepimiz kayıp parçalardan ibaret değil miyiz..
İnsan Kuran ve Kainat üçgenindeki kayıp parçaları birleştirip şifreyi çözmekle görevli değil miyiz...
Biz,insanlar kimimiz biraz eksik,kimi biraz fazla kimi teslim ve hiçlik makamında ''yuvarlanmakta''ve daire tamamlamakta değil miyiz...
Köşelerimizden kurtulmak,renksiz şekilsiz,aziz olmaya talip değil miyiz...
Kendi hikayemizde ''düşe kalka'' yontulmaya,şifreyi içten tekrarlaya tekrarlaya yürümeye mecbur değil miyiz..
Ölmeden olmaya istekli değil miyiz..
Kendi küçüklüğümüzle bir köşede acaba sizin parçanız olabilir miyim,derken ne kadar da çaresiziz..
Ve yalnız kala kala Kim'imizle kimsesiz...
Bence kendin halletmelisin diyene,önce küskün sonra müteşekkir...
Rab elimizden tutmazsa ne kadar aciziz...
'But I have sharp corners'mazeretlerimiz..
atrective and flashy gayretlerimiz...
a missing piece cant roll by itself,yersiz kabullerimiz...
Olmamak için onca gayretimiz,birine yamanma isteğimiz...
Ve biz üsve i hasenenin izinde ahseni takvimiz...
ACİZİZ..
Beni bu düşüncelere gark eden,ama hayatın kitabını okumuş gibi hissettiren kısa video:



Hayatımın tam da şu döneminde,ummadığım yerlerden beni tamir eden,ömrümü ömür eden Rabbi Rahimime sonsuz hudutsuz hamdler...Evlere kapılarından giriniz ayetini Allah a velileriyle yaklaşınız diye açıklıyor Mevlana,karşıma çıkarılan heybetli huzur kapıları için şükürler...Biz kapı çalmayı bilemezdik,kapı içerden açılmasaydı,biz beklemeyi nerden bilirdik,Rab zamanı yaratmasaydı,teselliyi coşturmasaydı...18 Ramazan 1432

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Dolunay...



Yıllar önce bir kitap cümlesi,herkesin sevgisi kendi kadardır,kendi gibi sever insan,her sevginin farklı oluşu bundandır..Sonra,Allah a ulaşan yollar insanlar sayısıncadır....
Psikologlar karşılıklı konuşurken sözlük kullanmaktan bahsediyorlar,her tanım herkesin zihninde aynı değil diye....Ve şimdi,sevgi,insan ve ramazan...Bambaşka herkesin zihninde belki...Sevgi kimine göre fedakarlık,hizmet,hediye,beraber olmak,uzaktan bakmak,dokunmak,acı,kimine göre sevilmek...Ramazan,kimine kola pide,kimine göre davet,uyku,kimine teravih,kimine kurbet,kimine gurbet,cami kokusu,bitecek korkusu,kimine göre tekamül,onbir ayın sultanı,ayın anlamı....Ve tek cümleyle özeti yaşadıklarımızın,herkes ramazanı kendi kadar yaşar...
Dün ay kemaline ulaşmıştı.Işığı her yeri kuşatmış.Huzuru gönülleri aydınlatmış.Ay bile herkesin yüzüne bir farklı yansımış.Ayı göğe koyana hamdolsun..Kontrol ettik ramazanla ilişkimizi,ramazanın kemalinde,neydi bizim ondan beklediğimiz,bayram günü elimize verilecek hediye o cinsten olacaktı çünkü,bir farkla ki bizim yarım,eksik sahte,taklit bakışlarımız afla merhametle,şefkatle görmezden gelinecek inşallah.Hayatı boyunca kalp paraları müşterilerinin yüzüne vurmamış bakkalın,ölünce işte kalp amellerim,vurma yüzüme deyişini tutacağız içimizde...
Her başlangıca bir niyet lazımdı,hani yeni okul döneminde defter kitap kaplanırken yepyeni kararlar alınır,bu yıl düzenli çalışacağım,hep güzel yazacağım,böyle niyetler...Gençler okuduk ve niyetlerini,kimi ramazanda umreye,kimi çadırda hizmete,kimi afrikaya,kimi gecelerde Kadire,kimi hatimle teravihe,kimi ailesine ulaşmaya,kimi evliya tanımaya,kimi kendini tanımaya,kimi tefsire,kimi hadise niyetlenmiş..20 lerini henüz geçmişler,kan deli akarken ramazana akıtmak ne güzel...Salih amelin çeşidi ne çok...Hilal güzel başlıklarla ipucu verip duruyordu...
Doymaktan çok doyurmaya
Giymekten çok giydirmeye
Ağırlanmaktan çok ağırlamaya
Başkalarından beklemekten çok vermeye
Okumaya
Tanımaya
Yaşamaya
İçe dönmeye
Kalp alemine girmeye ve temizlemeye
Hastalanmadan hasta ziyaretine
Kuran dostluğuna
niyetlenelim yeniden ve bakalım ne çıkacak ramazan okulundan...Bakalım ne kadarız ve nasıl yaşıyoruz ramazanı ve diğer on bir ayı da...


Bu dosyayı dinlemek iyi geldi,feyizli bir dilden...
Altınoluğun ramazan dosyasını da okumak da,buraya yüklememişler:(
Derginin kitabın kokusu başka...15RAMAZAN 1432

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Dün kursun bahçesinde teravih...
Ayetler fezkuruni...ve vakıanın sonu..
Tüm düşüncelerimin doruğu,yanık bir sesle,
yine yeniden

bu yol uzundur
menzili çoktur
geçidi yoktur
derin sular var...var...derin sular var...

sbh...yüzmek,tesbih hızla ilerlemek ya,başka çare yok,sen sübhansın ben seni bilemedim....

9 Ağustos 2011 Salı

Kendime Rağmen...



Ramazanın bir haftası geçti,avuçlarımızda emanet dağlardan ağır ayetler..Daraldık,nefes almaya çalıştık,korktuk ağladık,hatırladık,unuttuk,sabretmeye çalıştık,ramazan iklimine şu kesif bedeni alıştırmaya çalıştık,dönüp bakınca avuçlarımıza bakınca anladık ki ameli felsefesiymiş ayetlerin yaşanılanlar..Üzerine her sohbette tekrar edilenler...Neydi alatılmak istenen...
*Ve la tehşevhüm vehşevni...Onlardan değil,kimseden değil,benden korkun....Kesildi bağlarımız en sevdiklerimizden bile,ayrılık korkusuyla dolup taştık da,sonunda tevekkül edip illallah dedik....

*Kema erselna fiküm rasulen minküm...İçimizden bir Rasul,en derinimizde bir rasul, elçi dirilsin diye tüm salavatlar,Medine ye yola düşüşler,ki o rasul,yetlu aleyküm ayatina,bize kendimizi ve kainatı okumayı öğretsin,tek derdimiz okumaktı çünkü,ve yüzekkiküm,bizi içten içe temizlesin muhabbeti,ve yuallimikümül kitabe,bize şu kitabı öğretsin,önce hadis önce hadis dedikleri buydu demek Rasul öğretecek bize kitabı,vel hikmete,hikmet de gizli hadiste,ve bilmediğimiz ne varsa,takvayla...Ve bize nimetini tamamlayacak Rab,nimeti içimizdeki Rasul,içine kuranın misli kadar vahiy nakşolunmuş rasul ...

*Fezkuruni ezkurküm veşkuruli vela tekfurun...Zikir..Hatırlamak,insanın nisyan üzere olan tarafına rağmen,zikir..Hatta ünsiyet tarafına da inzivaymış çare,bunu yeni öğrendim:)ihtiyaca binaen:)Hatırla,bir adım at,ki on adım gelsin,sen ver o sana daha çok versin,sen sev o daha çok sevsin,sen zikret o da seni zikretsin ve hatırlatana şükret,sakın hiç birşeye nankör olma,güzelin üstünü örtme,nimete kafir olma...

*Ve la tegulu limen yugtulu fi sebilillahi emvat...Bel ahyaun velakin la teşurun...Sakın Allah yolunda ölenlere ölü demeyin belki onlar hayat sahibidirler de siz şuurunda değilsinizdir...Ölen hayvandır aşıklar ölmez diyor ya Yunus Emre...Yapayalnız değiliz öyleyse,onunla yaşayan kimse ölmedi...Hayatta da biz ölüyüz belki her nankörlüğümüzde...

*Veleneblüvenneküm...Sizi deneyeceğiz,belalarla,korkuyla,açlıkla..eksilmelerle..maldan,candan,ve herhalin sonucu olan ürünlerden eksilmelerle,sabredenleri müjdele...Eksildikçe sevin diyordu can...Eksildikçe tamamlanıyor insan..Onun için Hak,her an candan,eşden dosttan arkadaştan,kardeşten,sevdiklerinden eksiltiyor zaten,artıyorsa ne eksiliyor ona bak,ve ver en sevdiklerinden,eksilmeden sen ver ki eksilen de senin olsun madem.Kop bağlarından ki kanatların hayat bulsun...

*İstenen o ki,her eksilmede,velev ki ayakkabı bağı olsun, de ki İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun..Biz zaten Allah ınız,ona döneceğiz...Allah var ne gam...Hani sihirbazlar la dayr,zararı yok diyorlardı ya elleri ayakları kesilecekken,biz de minicik kesiklerimize olan yaslarımıza sürelim merhem diye inna lillah...

*İşte onlara salavat ve rahmet var.Hani hep istediğimiz,rahmet...Muhtaç olduğumuz rahmet..Ve istediğin hidayet...

*Ve benim kilidim....İnnessafa velmervete min şeairillah...Ne oldu,nereden geldik safayla merveye değil mi?
İşte zikir,sabır ve şükürün kilit noktası safa ile merve,hayat bu ikisi arasında koşup durmak vesselam,merve gözyaşı,çakıl taşı demekmiş,safa da saflaşmak,safaya ermekse iki uç arasında yedi sonsuz kere koşup duracağız,Hacer hissiyle,elimizde yavru hissiyle,kendi için bile değil aranan su belki,yalnız koşturmak...Hav da mücadele demek ya,say sabırın timsali...Sabır oturup ağlamak değil,koşup umutlanmak...

Ek:(İçime dokunan,bir ışık gibi aydınlatan bu ayetlerin açıklaması da geldi hamdolsun.Altınoluk ramazan1432 sayısında Veysel Akkaya nın say mektebi yazısı...Hayatın say oluşu,sayın çalışıp çabalama gayret etme hasebiyle dünyaya işaret etmesini anlatmış.Safa ile Mervenin farklı anlamlarını bile vermiş,sözlüklerde bulamadığım anlamlarını...
Safa(safiyyullah Adem.as)-Merve(imraetü Havva.as.)
Erkek-Kadın
Safa(sert katıksız taş)-Merve(yumuşak küçük taş)
Ruh-Nefis
Safa(saflaşmak)-Merve(mürüvvet)
Hervele,nefisten hızla kaçıp kurtulmak,saç ise nefsin ilgileri(şe-a-ra)kesilmesi ise nefsin ilgilerinden soyunmak...
İnnessafa vel mervete min şeairillah...24 ramazan 1432)
Ek:Say yazısı burada,ramazan yazısı burada...ramazan mektebi burada..taze çıktı sanalda daha iyisi dergiyi hatmetmek:)25 ramazan 1432)
Bir hafta acıyla soluklanan bu ayetler inşallah nakşolur da kazınıp gitmez gafletle..Kabzdan basta bir nefes aldık hamdolsun,derkeeeeen....hamdolsun.
Canım pınar ve ayşe,sizin için yazmaya zorladım kendimi iyi geldi..

*sus.


8 Ağustos 2011 Pazartesi

Okumak Dinlemek ve Ferah

Enam suresiydi bugün payıma düşen,ve yıldızlarla İbrahim...
 
Hz İbrahim yıldıza bakmış,aya bakmış ,güneşe bakmış hepsinden teker teker geçmiş benim Rabbim Allah demiş,ben hala yıldız sayıyorum,bu değilse bu diye....halbuki yıldızlar yön bulmak için,kendimi bulayım diye,kendini bulan O nu bulur ya...


Dün ise bir isim,en güzellerinden..Rahman...Öncelikli anlamı aşkmış,şefkatten merhametten öte,dilin tekamülünden önce..Rahman...Ardından huzur halinden uzaklaşmaya yön tutmuş,kalabalık ve çocuklu Hacı-bayram Camiinde ki ne olsa bir ışık almak için Ankara nın ışık merkezi,Hacı Bayram ı Veli,geceleri çok ağlarmış,bu ışık gözyaşlarından çıkan gökkuşağı..Ve orada sure i Rahman...Ne romantik,ne ayrıntılar detaylarla kurulmuş bir buluşma yeri,aşıklar bahçesi dense değil,aşık bahçesi,rengiyle kokusuyla,yakutuyla mercanıyla,deniziyle incisiyle,meyvesiyle,giysisiyle,ipeğiyle sesiyle..Allah bu aşka,bu gizli bahçeye layık etsin...


Her şeyden azade,sebepli sebepsiz içe umut düşüren Rabb'e hamdolsun...Rahman'a,Rahim'e...Erhamerrahimine...

7 Ağustos 2011 Pazar

Tuhaf Bir Dua

Bir davet...
Tuhaf bir rehavet..
İçim kıpır kıpır hem,
Hem buz gibi bir haşyet..
Her şeyi sen ayarlarsın madem:
Ya Hak,
üzerime indiriver Rahmet...
Cümlelerim 
uzuyor gitgide,
yok açılmak 
değil bu
sen sırlardan hoşlanırsın,
geç de 
olsa
 anladım
o zaman 
bana 
yardım et!!!

5 Ağustos 2011 Cuma

Keşke...

Keşke yolda sapa salim devam etmek,bir araca binmek kadar kolay olsa...
Keşke her gece yola çıkan yol alsa..''Geceleri kalkıp öyle namaz kılanlar vardır ki,uykusuzlukları yanlarına kar kalır.''Efendimiz.
Keşke nefis takıdan süsten,kıyafetten ibaret olsa,çıkarılınca kurtulunsa.Oysa bin bir çeşit giysisi var,mahfiyete bile bürünüp gelebilir.Kocaman bir örtünün altından oynatılan sopa gibi,tevazu kisvesiyle sırıtabilir..
Keşke yola çıkarken ağza çalınan bal,ilk ikramlar,heyecanlar,kokular artarak devam etse.Ama bu bir daire,bu yolun sonu başında dürülü,çarh ı çemberden geçmek gerek,yol almak için...Yol almak için yürümeli,lezzet almak için değil...
Keşke kalabalıklar içindeki yalnızlığımızı hiç unutmasak.Yar ile halvetin halaveti daim damağımızda kalsa...
Keşke bize maddi manevi emek verenlere vefamız,tutan bir duamız olsa..
Keşke her iftar davetinin,dünkü kadar iki uçlu bir ufku olsa..Burukluk-ümit,yalnızlık-dostluk,tebessüm-gözyaşı,yüksek-alçak,hatırlama-unutma.....ve sonu açıkhavada bir teravih olsa,bakara,ala,kafirun,ihlas..
Keşke her dünya kelamının sonu vel ahiratü hayrun ve ebka,olsa...
Keşke adı anılınca içim dolan sevgiliden bir haber alsam.
Keşke benzetildiğime sevindiğime gerçekten benzesem..
Keşke kendi haline terkedilmişliğime bunca üzülmesem,getirilerini göre göre:)Seviyorsan şanslısın,seviliyorsan..
Keşke çocuklar uydu olan her evde televizyona mıhlanmasalar:)
Keşke daha sabırlı,daha güçlü,daha tevekküllü OLSAM..Öyle çiğim ki...
Mesneviden:
Her zaman yeni talih,kulağıma der ki:
SENİ ÜZECEĞİM,ÜZÜLME...
Seni kötülerin gözünden gizlemek için üzüp ağlatacağım.Kötü gözün senin yüzünden dönüp gitmesi için senin huyunu üzüntülerle acılatırım.Sen beni arayan/avlayan değil misin?Senin derdin benim için çare arıyor,dün gece soğuk ahını duydum.Ben bu bekleme olmadan da sana yol verebilirim,geçiş yolunu gösterebilirim.Böylece devranın bu girdabından kurtulursun.Bana kavuşma hazinesinin başına ayak basarsın.Ancak kalınacak yerin tatlılığı,yolculuğun zahmeti ölçüsündedir.Yabancılıktan zahmet ve mihnetler çektiğin zaman şehrinden ve yakınlarından nasiplenirsin.

Vesselam..
Ramazan kayıyor avuçlarımdan..
Alnımda bir el,gözlerimde çiğ...
Gözlerim akar mı korkularımdan
İçim hala 17,elimde bir iğ..
Kulenin en gizemli odasındayım belki
Tüm kehanetler gerçek
Tüm gerçekler yalan
Korkuyorum ayrılıktan
Ramazan kayıyor avuçlarımdan...


Evi gönlü gibi geniş,kendi ismi gibi değerli Hocam,teşekkürler..........

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Şehr-i Ümmet-1



Ramazanla ilgili söz dizilmiyor dilime,yutkunuyorum..Pınar ne güzel anlatmış,Allah hepimize yaşatsın.Gecesi,gündüzü,iftarı sahuru teravihi sabahı kah kızgın bir alevle yaksın içimizi,kah rahmet yağmurlarıyla serinletsin,kalp yansın,göz ağlasın...Ramazan mübarek olsun ümmet i  Muhammed e.....Hilal de bir ramazan yürüyüşünden bahsetmiş ki,ümmet sınavı...

Bir laboratuvar ramazan,insanla namaz,oruç,sadaka,fitre hatta mümkünse umre birleşsin ortaya kul çıkar mı,kul fıtrata ulaşıp da fıtrat bayramı kutlanır mı?Tepkimeye bırakıldık bu vesileyle,tefsir derslerimiz de yok,ramazan boyunca,elimizde fezkuruni ayetleri,ağır...İçimizde resul açlığı,hasret...Bilemediği bir tada mübtela,müştak...Allah nasip etsin sonuna mağfiretle erişmeyi....Ne güzel cümle beden ruhun avuçlarının içinde,ne güzel olur gerçek olsa...Duayla....
Ramazan Duası:


BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM,
Allâhümme inni es’elüke bismikel hüsna. Yâ Allâh, fa’lem ennehû lâ ilâhe illallâh
Yâ Rahmân, errahmânü allemel Kur’an
Yâ Rahiym, ve kânellâhü Ğafûrar Rahıymâ
Yâ Mâlik, mâliki yevmiddin
Yâ Kuddûs, el Melikül Kuddûsüs Selâm
Yâ Müteâl, fe teâlellâhül melikü hakk
Yâ Selâm, vâllahü yed’û ilâ dâris selâm
Yâ mü’min, el Mü’minül Müheyminül Aziyz
Yâ Aziyz
ve kânellâhü Aziyzen Hakiymâ
Yâ Cebbâr, el Cebbârül Mütekebbir
Yâ Hâlik, fe tebârekellâhü ahsenül hâlikıyn
Yâ Musavvir, hüvellezi yüsavviruküm fil erham
Yâ Bâriül Musavvir
Yâ Evvel, hüvel evvelü vel âhiru vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Şekûr, inne Rabbenâ le Ğafûrun Şekûr
Yâ Vedûd, ve hüvel Ğafûrul Vedûd
Yâ Zâhir, vez Zâhiru vel Bâtin
Yâ Kâimen bil kıstı lâ ilâhe illâ hû
Yâ Hayy, Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm
Yâ Aliym, Yâ Basıyr, innellâhe basıyrun bil ıbâd
Yâ Haliym innehû le aliymün haliym
Yâ Hakiym, ve kânellâhü aziyzen hakiymâ
Yâ Keriym, innellâhe le Ğaniyyün Keriym
Yâ Kâdir, kul hüvel kâdiru alâ en yeb’ase
Yâ Muktedir, ınde meliykün muktedir
Yâ Bâis, innellâhe yeb’asü men fil kubûr
Yâ Râzık, vallahü hayrür râzikıyn
Yâ Vâris, Ve LillÂhi miyrâsüs semâvati vel ard
Yâ Kaviyy, innellâhe le kaviyyün aziyz
Yâ Şehiyd, innellâhe alâ külli şey’in şehiyd
Yâ Mübdiü, innehû hüve yübdiü ve yüıydü
Yâ Razzâk, vellâhü yerzüku men yeşa
Yâ Tevvâb, innellahe kâne tevvâben rahiymâ
Yâ Vehhâb, inneke entel vehhâb
Yâ Celiyl zül celâli vel ikrâm
Yâ Cemiyl, fasbir sabran cemiylâ
Yâ Vekiyl, ve kefâ billâhi vekiylâ
Yâ Kâfi, ve kefallâhül mü’miniynel kıtâl
Yâ Veliyy, vehüvelveliyyül hamiyd
Yâ Rabbi, fe tebârekellâhü rabbül âlemiyn
Yâ Ğaniyy, vellâhül ğaniyyü ve entemül fükarâ
Yâ Şâkirü, innellahe şâkirun aliym
Yâ Hallâk, vehüvel hallâkul aliym
Yâ Muhsin, vellâhü yuhibbül muhsiniyn
Yâ Kadiyr, vellâhü alâ külli şey’in kadiyr
Yâ Mufaddil, vellâhü zül fadlil azıym
Yâ Mütimm, ve yütimmü ni’metehû aleyk
Yâ Müızz, tüızzü men teşâü ve tüzillü men teşâ
Yâ Refiy’u, refiud deracâti zül arş
Yâ Şefi, men zellezi yeşfeu indeh
Yâ Kebiyr, innellâhe kâne aliyyen kebiyrâ
Yâ Hakk, fe teâlellâhül melikül hakk
Yâ Berru, innehû hüvel berrür rahıym
Yâ Vitr, veş şef’ı vel vetr
Yâ Ğaffâr, innehû kâne Ğaffârâ
Yâ Ğafir, ve ente hayrül ğafiriyn
Yâ Hamiyd, tenziylün min hakiymin hamiyd
YâMennân, be lillâhü yemünnü aleyküm
Yâ Bâki, ve yebkâ vechü rabbike zül celâli vel ikrâm
Yâ Vâhid, kul hüvellâhü ehad
Yâ Metiyn, innellâhe, hüver razzâku zül kuvvetil metiyn
Yâ Hâdi, innellâhe yehdi men yeşâ’
YÂ Bedi’, bediy’as semâvâti vel ard
Yâ Aliym, âlimül ğaybi veş şehâdeh
Yâ Fettâh, ve hüvel fettâhül aliym
Yâ Muhıyt, vellâhü bi mâ ta’melûne muhıyt
Yâ Kâdi, vellâhü yakdi bil hakk
Yâ Samed, Allâhüs samed
Yâ Hasib, ve kânellâhü alâ külli şey’in hasiba
Yâ Nasıyr, ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Yâ Vâsiu, ve kânellâhü vâsian hakiyma
Yâ Kâhir, ve hüvel kâhiru fevka ıbâdih
Yâ kebiyr, kebiyrul müteâl
Yâ men leyse lehû veledün, lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad
Yâ Men Leyse kemislihi şey’ün ve hüves semiul basıyru ni’mel mevlâ ve ni’men nasıyr
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym.


31 Temmuz 2011 Pazar

Söz Orucu

Konuşarak daha az konuştuğunu ispata çalışan var mıdır?
Sırrı ifşayla sabrettiğini sanan?
Şikayet ederek rıza göstermeye çalışan?
Her trenin son vagonuna en az 5 dakika geç kalan?
İçi yanıp bin pişman olan,unutup aynı halle hemhal olan?

O benim işte....

Ramazan hilalinin gölgesinin üstümüze düştüğü şu günlerde,yeme içme yanında söz orucuna niyet etmeyi umarım,onca avaz kendime rağmen,en büyük engel kendime rağmen,sonsuz büyük Rabb den affedilmeyi umarım..Dostlardan dualarını....

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dönmek

Yolculuk bitti,evimize döndük.Her yolculukta not tutulmalı,sonra dönüp bakılmalı,esas yola  ve yolculuğa dair kalıcı ipuçları elde etmek için.Şu eski notları iyi ki yazmışım.Her yolculuğun en güzel tarafı dönüşü mesela ,bir kenara yazılmalı..Neden dönmek istememek üzerine çok düşün demişim acaba:)belki diğer şartlara riayet edince,yolculuk yolculuğa benzemiştir de dönmek kolay olmuştur.Allah nasip etti de,sünnete uygun olsun diye perşembe sabah namazıyla yola çıktık.Bavul benim için oldukça düzenliydi:)önce H.Bayram ı veliye uğradık,baba eli öper gibi,yolda çocukların seslerini dinledikçe büyüdüklerini farkettik,sesleri de büyüktü çünkü:)ilk yol ziyaretimiz Darendede Somuncu Babaydı.Nice kurak,yüksek,üzerinden kayalar yuvarlanan,yol kapatan dağlardan sonra,yeşilli,balıklı,şelaleli,huzurlu serindi,Somuncu Babanın ocağı,yol boyunca,kitap dolayısıyla hz.Meryem azıktı,arkadaşlarım,kardeşlerim isim cisim hep yanımdaydı.Hatta dönerken başka yoldan döndük de Sivas evliyalarını ziyaret ettik,arkadaş ve kardeşler için Kızlar Tekkesini bulduk bir de:)
Malatya da kimseyi ziyaret edemedik neredeyse,ziyaret için içteki ziyayı kaybetmemek gerekiyormuş anladık.
Yaşlılığımız üzerine düşündüysek de duadan başka çare yok,duayıda O ndan istedik.
Ye dua et sev demişim önce,değiştiriyorum,dua et,sev,yemeyiver:)
Mesnevi yanımızdaydı şükür,daraldıkça danıştık,çocuk psikolojisi üzerine Adem güneşi dengeleyecek bir tarza ihtiyaç vardı bulundu,okundu,3 adet şiir kitabıyla birlikte:)
Başka bir şehir üzerine düşündük,burda ne işimiz var diye şaşırdık:)Kah ağladık,kah kızdık,kah tebessüm ettik.
Özledik...Döndük...

Dönmek lazımdı.Yol kapandığı anda huzurla başka yoldan devam etmek lazımdı,akmak..Bir doğru parçası gibi olamazdı hayat,kıblenin de anlattığı,bakarayla...Her neredeysen yönünü O na dönmek...Tabi odadan odaya geçince kıbleyi şaşıran ben için zor dönmek doğru yöne...Cüsse büyük olunca da zor dönülüyor bir de,ben in altına yazdığım her şey,zevk beğeni,hoşlanmama vs.büyütüyor cüsseyi,dön dönebilirsen sonra,onun için ayetlerde kıblenin tam karşısında heva...Son tefsirlerden en çok içime düşen kelimeyse şüheda,ama yazıya çıkmıyor,göründüğü kadar gizli galiba....

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yolculuk

           Sadece uzun ince bir yolda olduğunu yeniden ve içsel bir biçimde hatırlamak için bile ihtiyacı var insanın yolculuğa.İslamın şartlarının içinde yoluna güç yetirip,yorgun binekler üzerinde dünyanın merkezine yolculuk emri olması da dikkate değer.Şükür ki bu yolla yol gidiyor hiç bir yere yol bulamayan en ücra köşelerdeki dedeler,nineler...Hac,umre,evliya ziyareti,sıla i rahim,ana baba,akraba ziyareti,bayram,tebrik isimleri kondukça anlamı daha da artan birşey yolculuk.Zahmeti ve rahmeti içinde barındıran.Yol gittikçe içindeki düğümler açılıyor sanki insanın,hiç ulaşamadığı bir yerlerine gidiyor yüreğinde.Kuru çayırların, ovaların, vadilerin, dağların, uçurumların, ormanların içteki izdüşümü ise bambaşka.Yol,ortaya çıkaran bir bakıma,arkadaşın yolculukta anlaşılması ondan,kendini de tanımanın bir yolu olamaz mı?Ne de olsa insan en çok kendine yabancı.Havanın suyun değişmesiyle değişmek,alıştığın düzeni terk etmek,nefsini zorda denemek değil mi,'canının istediğini' istediğince yürürlüğe koyamamak misafirlik,hatta namazda bile seferilik...Yol gitmek, yön tayin etmekle oluyor önce, yoksa adı yolculuk değil,kayboluş..Hazerde ve seferde diyordu tefsir şatrel mescidi haram tefsirinde,nereden çıkarsan yönünü mescidi haram tarafına dön,O na dön.Hz. İbrahim in milletindensen nereye gitsen,ben Rabbime gidiyorum de...Efendimizin omuzlarını tuttuğu sahabi,bu dünyada bir yolcu gibi ol dediği,gidiş yönü belli,rehber belli...Yolculuğun yönünü hiç olmazsa niyetle doğrultmak lazım,ki oraya doğru bir yolculuk da nasip olsun inşallah...Bu yıl da gidemedik....

Yarın yolculuk görününce bize,eski yolculuk notlarıma bakayım dedim.Ciddi bir yolculuk kitabı okumuş gibi hissettim,bazı maddeler hakikatten zor vesselam,ama ibret diye okutan Sahip,uygulatır da inşallah...Selametle,hürmetle...
 Ne güzel söz,
Yolcu yolunda gerek.................

14 Temmuz 2011 Perşembe

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 2



            Pervazında güvercinler olan bir küçük oda,içine sığdırılan kocaman bir gönül,bir zikir talimi,güvercinler bile sessiz,nefessiz...Lafzatulllahı gözle oku,oku,kapat gözünü zihinle oku,git kalp ülkesine yaz,orda oku,oku..Karanlıklar içinde nedir rengin,söyle şimdi...Yeşil,kırmızı,mavi,sarı,beyaz,siyah...Siyaha övgü,yeşil efendimiz denge,kırmızı aşk..İçimde bir alem varmış benim,bilemediğim ruhani azalar,kalpten başka ruh,sır,hafi ahfa,nefs...Ciğerimi böbreğimi bilir miydim birileri var demeseydi,ruh ilminin de alimleri var ledünni fotoğraf çekenleri,sonra renksiz sevdiğimin rengi,yıllardır hiç bir renk görmemiş ki...Renksizlikmiş,aslolan..Bu azaların rengi tanıyıp geçmek içinmiş.En son nefs gri,sonrası renksizlikmiş,su gibi aziz,berrak,şekilsiz,renksiz,dahası her insanın seviye rengi üzerinde belirirmiş...Kuran da renk sembolizmi geçiyor elime,yıllar önce almışım da okuma sırası yeni gelmiş,tozlanmış renkleri çıkarıp bir siyah gül basıyorum bağrıma,hayatın iki siyah arası bir beyaz olduğunu anlıyorum sonra,siyaha övgü..Kırmızıysa her renk Şeyh Galip e göre,hayatta üç renk var onun için beyaz,siyah,kırmızı...Medine yeşili,Kabe siyahı..sonsuzluk...Büyüleyen kelimeler beni diyorum,sıbgatallah,feseyekfikehümüllah,len fisameleha,hıtamühü misk....Renk,sağlamlık,koku...Rab den...Beklemeye başlıyorum hayatımın ayetinin tefsirini..Sıbgatallah...Ve geldi,ben sıbgatallah kanadıyla uçacağımı sanarken,haacce bulutuna takıldım hayatın,mücadele tarafına,sonra anlaşıldı ki renk,çekişmede çıkar meydana..İki kelime düştü elimize inikas ve insiba...Akis almak,boyanmak..Önce akis almak gerekecekti,ayna gibi pürüzsüz olmak,tüm çekişmelerden,ayna gibi çıkmak,sırlanmak,arkasından yansıtmak,yani boyanmak..Neyin aksini alacağımızı yönelişlerimiz belirleyecekti ancak,sonraki ayetlerin dediği gibi,herkesin yöneldiği bir yer vardır.Kıble ayetleri artık cismani birliğe yöneltmek istiyor bizi,çiçekler gibi yüzünü güneşe dönmeye,ağlayıp ıslanmaya,ve aldığı ışıkla,içindeki rengi dışarı vurmaya,boyanmaya...Öyle ya,her meyve,sebze içindeki vitamine göre renkleniyor ya..İç gıdalanacak,onun için mevlananın dediği gibi,güzel nefesli aranacak...Halife,şahit olmuş kişi aranacak,eteğine yapışılacak..Allah kalbimizi kullandırsın,çok çok sevmek gerekecek,kişi sevdiğinin rengini alır çünkü...Renksizi sevmekle renksizliği...Hiç susuz yaşanabilir mi?

10 Temmuz 2011 Pazar

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 1


      
         Renk ne çok şey ifade ediyor aslında...Küçükken en çok gözleri görmeyenlerin renkleri bilememelerine üzülürdüm,neredeyse aklım almazdı.Hep onlara bir dünya tarifi yapmak gelirdi içimden,ağaçlar yeşil,deniz mavi,gök mavi,güneş turuncu...Ama nasıl olurdu ki..Renkle kodladığımdan mıdır nedir her nesneyi,renk uyumuydu temel,hayatımın her evresinde ve her yerinde...Hayaller,rüyalar,gerçekler...Renkler..
        Yazılarım bile gece mavisiydi ilkin.mavi umuttu,hüzündü,hem içime inşirah veren gök,deniz,hem hüznüme ortak olan geceydi.Koyulaşmasa mavi nasıl girerdi hayatıma zührenin parıltısı,ayın ışıltısı..Yeni öğrendim ki,ölümün rengiymiş mavi,hem umut hem hüznün sebebi,öyle anlaşıldı..Yeşil girdi sonradan içten içe içime,hani insana vatanını,geldiği yeri hatırlatsın diye verilen yer hatırası,cennet hatırası..Huzurun rengi,açığı koyusu,tazeliğin rengi..Sonra çiçekler,önce gül,leylaklar,papatyalar sonra,kırmızılar,morlar,sarılar.Toprakla kahve,bulutla beyaz,ve giyinirken ille siyah,tüm renklerin anlaştığı zıt...Var mı bu kadar uyumlu bir zıtlık...
       Tabloyu duvara,perdeyi halıya,başörtüyü pardüseye uydurmakla çok vaktim geçti..Vah...Renklerin varlığı neyi anlatırmış meğer,eyvah..Bir mesaj üniversite 1 galiba:Biz Allah ın boyasıyla boyanmışız..Ondan güzel boyayan var mı ki?Bakara...Ben şaşkın,böyle bir ayet mi varmış,renkler alabora..Allah boyar mıymış,ne renk boyarmış...Gerisi yok,ısrarla sorulmayan soru havada,ama bırakmıyor kulunu ya Mevla,önce bir çift mavi göz giriyor hayatıma önce aşkla,rengarenk oluyor hayatım,sonra ölüyor,toprağa karışıyor o gözler inanamıyorum,ben şaşkın,renkler alabora....Sonra siyah,uzun süre siyah,beyaz,hayat eski  ve sıkıcı bir film gibi,seveceklerim tıkanmış gibi,ve bir müjde Irmak,hayat mavileşince yeniden,gürül gürül akan bir su gönderiverir Rahmet,cennetten gelsin ,aksın istetir,kötülükten kesilip iyiliğe aksın der,bir Irmak gelir kadir müjdesiyle..Bereketiyle,kabe siyahı çalınır gözlerime,medine yeşili hayalime..Ve toprak,hacdan,onca mücadeleden sonra en kamil insanı topraktan yaratan Rab,mavi gözleri gömdüğü topraktan kahve gözler çıkarır sanki,yeniden aşkı sokar hayatına,ayağı yere bastırır,Baki kendidir bildirir,bir çift kahve göz ve gülden bir yüzle dünyamı değiştirir.Hayata Kuran rengi sürülmesinden daha güzel ne olabilir?
Renkten renge sokarmış Allah,her renkte bir hal yaşatırmış.Renk renk yaratmış kainatı ki düşünsün de bulsun kendini diye kulu,ah....

28 Haziran 2011 Salı

Bizim Taifimiz Ne?

        Yusuf 'a sultanlık kuyudan gelir.Ayağa düşen başa gelir.Bu böyledir.Hayat bir dairedir.İnsan bulunduğu sınırın tam karşısındaki noktayla denenir.Fe etemmehün ayetinin sırrına,başı sonu birleştiren,iki zıttı bir noktada tutabilen erer.Yüzünden nur akan peygamberin ayaklarına Taif te taşlar değer.Ayağından kan akarken o zürriyet duası eder..Bir hüzünlü anış sırasında aynı ayaklar Kudüs e Sidre i münteha ya,ve bilinmezlere değer.Göz kabe kavseyn  yaklaşır da Rabbe ,şaşmaz,kaymaz,tıpkı ayaklar gibi.Göz ayağın istikametini belirler demek ki...
          Sahi,bizi miraca çıkaracak bir Taifimiz var mı bizim..Dertsiz insan olmaz derler de,nedir Taif imiz bizim..Derdi ivazsız garezsiz bir güzel hüzne çevirip,'eğer bana dargın değilsen çektiğim hiç bir şeyden gam yemem' diyebildik mi hiç?Hüzün ki kalbe konan güzel kanatlı kuş,kanatları duadan...Hiç kimse kendi kendine sorununu çözemez,beni bana bırakma duasından çıkamaz mı bu sonuç da,içerdeki Allah çözer,değil mi ya...Kimse kendi ayakları üzerinde duramaz diyordu ya bir psikolog,ve biz kabul ediyorduk o deyince,gece yatarken duayı düşünmeden efendimizin,yüzümü sana döndüm,sırtımı sana dayadım,işimi sana havale ettim,kendimi sana teslim ettim....Fem i saadetin ıslandığı dualar bizim terapi yağmurlarımızdı, bilemedik..Şimdi bir burak bir refref isteyen şu kafesteki ruhlarımıza,Taiflerle dokunacak mirac...Açalım yaralı kuşların kafeslerini,istiğfarla ilham alarak Adem e bahşedilen kelimelerden.''Allah ım biz kendimize zulmettik,sen bağışlayıp affetmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz..''Tahiyyat mayası olsun namazımızdaki miracın,namazımız miracımız olsun,gök penceresi,ilaç gibi günde en az beş defa..Haddimizi bilelim,derdi ortaya döktükçe,gizlice yalvar yakar,Amener resulu kolyesini takalım boynumuza,bize çekemeyeceğimizi yükleme....
           Sahi ne bizim Taif imiz,hayatın köşe imtihanları can,mal,evlat mı..Hastalık,borç,çocuk mu?Eş mi,eşsizlik mi,ayrılık mı ölüm mü,tutunulan tüm dünya dallarının kırılması mı..Tebliğ derdinden ne kadar da uzaklardayız değil mi,bir insan daha bulamadı hidayeti diye ne zaman ağladık acaba..Olsun kendi kendimize ağır dertleri yerine teslim edince,inşallah derdimiz Allah olsun..Ümmeti Muhammed e duamız kendimizden çok olsun.Efendimizin yaşamadığı hiç bir imtihandan geçmiyoruz,tesellimiz O olsun...
           Mirac gecemiz bereketli olsun.Bize de kabımızca miraç nasip olsun...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...