ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2015 Perşembe

Bir duru su gibi...

Bir duru suya benzer özümüz bir damla bulanık sudan yaratılsak da..
Bir duru suda görünür yüzümüz, yunur yıkanır dahası bir duru suda..
Aynımız ayinemiz, gözümüz göz göz olan gönlümüz bir duru su arar ömrü boyunca..
Ömrüme bir duru su değdi, fazlindan suyla hayat verenin..umre diye davet ettiği beytine ikram diye zemzem verenin..Musa yı nice korku yolundan sonra medyen suyuna eristirenin fazlindan..
Ömrüme bir duru su değdi. Çölde serap gibi. Karışıklığıma düzen, bulanıklığıma berraklik, hirsima kanaat, isteğime tevekkül, sesime suskunluk, körlüğüme göz, zayifligima kuvvet, ofkeme huzur, isyanima şükür, yumusakligima sertlik, sertligime yumuşaklık gibi bir duru su...zemzem gibi..ne için icilirse sırrınca..
Bir duru su ki zemmeden kendimden beni, durduran içimdeki koşturan atları, yelelerini okşayan sabah yeli, akşam güneşi...
Bir duru suda saklı sevginin hakikati..Sevgi ne degildirden gide gide bulunan saf özelliği, renksiz kokusuz acı değil tatlı değil,bulanık değil, asitli değil alkali değil, bir duru su sevgi, karşılığı hamdden başka bir şey olmayan..
Bir duru su durgunluğu lazım hayatta akmak için, su gibi aziz ..kendi ritmince ..su akışını bozar mı hiç..hiç acelesi olur mu, telaşı, gerginliği..
Bir duru su sesi lazım gürültülere cevap, düşsün pesisira aşıkları suyun su sesinin kevserin...
Bir duru su gibi kanaatkar olmalı gönlü insanın, tüm hirslardan azade, ibadetten bile..kendinden gelen tüm aksi sebeplerle mücadele eden ama dışardan gelen her sebebe teslim musebbibe hurmeten...
Bir duru su gibi muratsiz olmalı gönlü dervisin..isteklerini hak yularinin bağladığı..her döndüğü kapıdan razi, kapıyı çalmaktan mesut..
Bir duru su gibi kirlenebilecegini bilmeli insan, üzerine gelen topraktan çamurdan kirden kacmamali , ellerini göğe açınca yukselip bulut olacağına yine dupduru su olacağını bilmeli, yanındaki çamuru toprağı dikeni kiri diriltmeli...
Bir duru su , saf süte benziyor en çok. Kan ve kir arasından tertemiz çıkarılan..zemzemin esyadaki kokusu anne sütü kokusuna benziyor sonradan
..Bundan mı acaba..Kâbe nin ana oluşundan mi?
Bir duru su ayna aslında..Sırrı kendinden kurtuluşunda..her kimse karşıdaki o olmasında..
Bir duru suyun en büyük özelliği mütevazı oluşunda..bile bile kaybolmasinda...
Bir duru su değdi içime Rebiulevvelle birlikte..O ndan gelen her şeyi öpüp başına koyan, ekmek gibi nimet gibi...
Bir duru su..
Bi'ru ahlaki sallallahu aleyhi ve sellem...
Cuma mübarek
Mevlid mübarek
Rebiulevvel mübarek.

4 Temmuz 2014 Cuma

Ramazan 6 yalınız

Yalın kat bir gömlek gibi üzerimizde ağırlığı hayatın, sen dokununca ya Hayy...
Yalın ayak yürür gibiyiz ipek kumsalların üzerinde sen tutunca ya Kayyum..
Okuyunca okuyunca başka pencerelere bakınca ve bakınca başka pencerelerden kendimize, nasıl küçücüğüz, sen Ekber..
Teslim ol sesin ne güzeldir senin...
Ve biz Yalın kat yapayalniz da olsak hep seninleyiz..
Müslüman yalnız olmaz
Yalnız olsa muslim olmaz

Ve huve meakum eyne ma kuntum...
O sizinledir, nerde olursanız olun...

Ve huve akrebu min hablil verid...
O size şah damarinizdan daha yakındır...

Rabbi la tekilni ila nefsi tarfetu ayn...
Rabbim beni bir göz açıp kapama bile olsa kendi kendime bırakma...

9 Haziran 2014 Pazartesi

Sofra

Doymadan kalkabilmek
Sofradan seni
Özlemini vuslatinla
Ölçememek
Mesafeleri
Denizlerle
Mevsimlerle
Islanmak
Senin yagmurunda
Sırılsıklam
Çayı ocaga koymak
Kendini ilistirmek
Pencerenin önüne
Masanın kenarına
Gülüşünü dudagima

Sen sen ve
Yalnız ağaç
Kitapların kokusu
Simitlerimiz ve peynir
Bu ev , eşyalar ve...
Şehadet
Parmagimla
Ekmek kirintilari
topluyorum
soframdan
Sofram Maide şimdi
Senin gönül tarlandan
Çay iciyoruz
Dünya ,diyoruz
Bir nefes huzur
Içimize çekiyoruz
Yiyoruz iciyoruz
Israf etmiyoruz
Bir lokma huzur
Bir yudum huzur
Zerresini saklamaya
Muhtaciz çünki

Islanmadan ıslanabilir
Yürümeden yürüyebilir
Yemeden yiyebilir
Uzaktan sevebilir
Insan
Olamaz mı
Olabilir...

Bu yazdıklarım
Kat a şiir değil
Azad oluşum
Uzun cümlelerden
Kabul edişim
Kendimi öylece
Görünmekten
Kaygisiz
Belki biri
Benim gibi
Seni
Bir gece yarısı
Aramaya kalkar
Saçma da olsa
-Google-da
Bi cümle
Dokunur
Kendininmis gibi
Alır kullanır ruhu
Bir rüzgar
Olamaz mı...
Dünya bir nefes
Cekebildigince

Şükrünü

Derine

O
Beni
Icine
Alamaz mı

alabilir. ..

1 Nisan 2014 Salı

Kayış gibi

İçimde tasidigim şey ne yer ne göktu dün gece..
Sert ama kaya değil ..
Kara ama gece değil. .
Uzun ama yol değil...
Kesik ama yara değil. .
Güçlü ama mutlu değil..
Kayış gibi bişey ..
Nasıl uyurum içimde bir kayisla,
Ne erir ne yumusar
Dudagindan kalbine uzanmış
Eli sıkar..
İmdat istedim  içimde tasidigim şeye dün gece..
Sonra tuttu elimden uykum
Besmelenin muhru varmış
Muhrun de kokusu
Evinin yedi katı
Yanımda sevdicegim..
Çok şükür
uyumaktan uyumlu
ölmekten ölümlüyüz..
Ölümü ve uykuyu yaratana hamd olsun...

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatımızın iyilestiricisi

4-5 yıllık döngüler halinde yaşadığımızı düşünüyorum..kurs gibi,level,merhale gibi..hazırlığı atlayanlar üstten ders alanlar olsa da,ben iki ileriyse bir geri gibi..olsun yolda olmak guzel,değil mı:)bundan önceki gorev yerimde cok net farketmiştim,Ozel hazırlanmış bir topluluğun icine resmen koymuştu Rabb beni,sonra aldı avuçlarına buraya koydu..sadece beni değil benden başka dokuz kisiyi daha ve hikayelerini.. 
Birbirimizin is arkadasıyiz komsusuyuz akrabasiyiz ,müdür muavini zümresi ne lazimsa osuyuz.Bazen ipler dolansa da bu yuzden cozmeye calisiyoruz biz kimiz ve niye bu ekipteyiz???Hepimizin başka hikayeleri var,başka acıları başka yaraları,başka ya da benzer amaçları...kimin yarası kanayiverse,digerinden pansuman gibi çıkan bir cümle var ama,kalbim altını çizip duruyor,biri digerinin elini yüzünü yıkıyor sanki,gecti hepsi diyor..yaşananlar bosa gitmedi..
-olsun bak buraya geymişsin,gelmişiz...
Bir sehir için kolay kurulmaz bir cümle bu,İstanbul a ,
Neden geldim istanbula
Takıldım kaldım avara
Simdi bin kere pişmanım
Gelmez olaydım 
Der de sair,diyemez Mekke ye...nerelerden gecmissin,ne cok acımış canin belki,ama bak buraya geldin...
Not:burada hayat  umreci ve hacilarinkinden farklı geçiyor..Allah galiba ibadete dönmüş bir hayat istiyor,sınırlı günde sınırsız ibadet yerine,hayatın icine sinmiş yaşayan ameller istiyor..nefis Cidde'yi ruh Medine'yi isterken Mekke muhteşem cekim gücüyle topluyor,gerekirse sıkıyor gerekirse acıyor hamdolsun..tokezliyorum sıkça,cekistirip duruyorum kendimi ordan oraya..
Ama olsun,buraya geldim ya....
Buraya,Mekke'ye hayatımızın iyilestiricisine...

24 Eylül 2012 Pazartesi

Zuleyha ablacilik..








Madem ki yalniziz ve derdimizi sevmekten de aciz..Hatta yalnız olsak iyi bir de en büyük düşmanımız kendimiz..mekan oyun ve oyalanmadan ibaret olan gezegenimiz.oynayacagiz..rol yapacağız belki .kisi adı kul,rolü anne es komşu arkadas gelin vs..olacak.kendimize bir oyun geliştireceğiz ,kendimizle bir seviyeli iliski kurup arkadas olabileceğiz..düşmanla arkadas olmak kolay mı,ayet var,sen kötülüğü iyilikle karşıla ,o zaman bir bakarsın sana düşman olan yakın bir dost oluvermiş.Buna ise ancak sabredenler eriştirilir.Bu gerçekten azim bir iştir 
Polyannacilik oynamak dedik ama adı husnuzandi şükürdu.Basladik başladık beceremedik.zuleyha abla aramızda ya,yaşıyor ya kitaptan çıkmış gibi değil .nasil özledim bir kez gördüğüm odasını sesini akarsu gibi konuşmasını..beni de gönlünde götürenlere söyle demiş bu ziyarette:
Nefsimden bir ses geldigi zaman ona ona söyle diyorum,bı namazımı kılayım sonra senin dediğini de düşüneceğim.namaz bitince geliyor,dur duamı edeyim tamam,sonra hala gelirse 1000 ihlasım vardı onu bı okuyayım sonra görüşürüz ,yine gelirse 1000 fatihadan sonra artık gelmiyor...
Böyle guzel yalnızlık gördünüz mü ?
Tavanda manzara seyrettiniz mı?
Ruhunuzla seyahat ettiniz mı?
Zuleyha ablacilik oynasak kabımıza göre ,payımıza ne düşerse ,.ne guzel olur değil mı...

10 Eylül 2012 Pazartesi

Kuş gibi...

Tas gibi yuklenmisken yüreğini sırtına,
Huzura varıyorsun...
Gözünü yummuş biri,
ilk bakışım sen ol diye yürüyor..
Ağlıyorsun ...
Ağladıkca hafifledigini yüreğinin,
Artık biliyorsun...
Sırtını bir sütuna yasliyorsun..
Ağaca değil duvara değil daga değil,
Duaya yasliyorsun...
Diyelim ki acsın susuzsun hasretsin gunahkarsin,yorgunsun,dil bilmezsin,yalnizsin...
Sesleniyorsun sessizce,
Rabbi ınni lima enzelte ileyye min hayrın fakir...
İtiraf ettin mı..
İlan ettin mı..
Kuş gibisin...

Sahi kuşlar neden sıcak ülkelere göçerler bilir misin...


8 Ağustos 2012 Çarşamba

Gökyüzü

Ey gök,
Yuzun ne guzel..
Sanki burda daha guzel..
Gözlerinin etrafinda melekler dolastigindan mi dolu dolu bulutlar...
Dualara Amin deyisin mi arada doktugun yaslar..
Gece baska guzelsin,gunduz baska...
Ama icimde tutup tutup da seni imsakla,
Iftar ederken bambaska...
Iftar,ezan ve kamet...
Hayattan ölüme üç ton mavi..
Ya da ölümden hayata mi demeli...
Insan gibi,ac-muhtac,umutlu-korkulu,elhamdulillah ..
Tum hislerin cekilivermesi mi emin bir karadelige rahatlatan ..
Iftar aninin Allahla kavusmaya benzemesi mi..
Gokyuzunde donen kuslarin kanadinin kalbine degmesi mi.
Kara bir tas mi yoksa kalbinin katiliklariyla göz goze gelen..

Hatirasi mi yurdundan ayrilan cocuklu bir kadinin,cabasi mi...
Yeryuzundeki ilk evin taslarini koyarken ki dualari mi..
Seni buraya cagirmalari mi ve herkesi herkesi...
Yoksa hayirda yarisan su insanlar mi..
Ki zemzem dagitiyor kimi hurma,kimi pecete,kimi zemzem fiskirtiyor ac susuz yanip donene..
Ben se goge bakiyorum sessizce,gogun yuzune ..
Gözlerinin icine...
Güzellik ..
Tarifsiz...

2 Ocak 2012 Pazartesi

Yaşasın yemek yemek...

Bugün gazete haberlerine detaylı bakayım dedim.Malum pazar..Bir sürü dilek baloncuğu içinde boğulacaktım,farkettim ki 1 ocakmış,herkes ne varsa testisinde dökmüş ortaya,bir öğrenci okulunu bitirmek istiyormuş,çalışan bir anne oğluyla daha çok ilgilenmek,kibariye de tına turnerle şarkı söylemek istiyormuş...2012den umutluymuş herkes,2012 de bunu bilsinmiş..Bilsin,zavallı 2012:)sonuna gelince günah keçisi olmayı şimdiden sırtlanmış belli ki...

Satır aralarından öğrendiğime göre,efendim bu iki bin oniki yılı,artık farklı trendlere yelken açacakmışız.''Yavaşlamak'' ve ''Hiç bir şey yapmamak'' insanları daha çok rahatlatacakmış.Bu ikisinin nasıl aynı anlamı pekiştirmek için yan yana geldiğini anlayamadan devam ediyoruz.
Müzikte otantik tınılar en hareketli parçalar arasında bile duyulmaya başlanmış,dini müzikler ilahiler daha çok dinlenecekmiş.Kılık kıyafette el örgüsü moda olacakmış.Zaten herkesin kendi tarzını oluşturması uzun zamandır efdalmiş.Tabi bu durumda,hobi olarak da örgü örecekmişiz,ve tabi ki nerde,hobi cafelerde:)Fast food tarzı yemekler demode olalı çok olmuş,artık şölen,ziyafet tarzı yemekler modaymış.Yemek yemek artık hayatın merkezine oturacak,hızlı geçilmeyecekmiş...

Tamam şimdi inandım yaşam tarzımızın değişeceğine...Tam üstüne geldi.Yemek yemek,bireysel olarak bireyin,toplumsal olarak toplumun aynası.Nasıl yediğimiz hayat tarzımızı,niceliğimizi,ne yediğimiz niteliğimizi ortaya koyuyor.Diyetisyenler hastalarına akşama kadar ne yediklerini not tumalarını öneriyor,akşam şaşırsınlar diye:)Diyet yemeğe konan mesafe,mesafeli insanlara her zaman hayran kalmışımdır,kendine de..Tuhaf ki,bu benim için yeni bir bilgi,kendine mesafe koymak,yemeğe mesafe koymakla ilintili...Nefsin oruçla terbiye olması bundan..Yaşamak için yemek mi,yemek için yaşamak mı insanın gizli hayat felsefesi sorusu...En çok düştüğümüz haram,belki de haram saymamaktan doyduktan sonra yemek..En büyük israf,israf olduğunu bile bile canının istediğini yemek..Üstelik dünyada bile ağır bedeller ödemeyi göze ala ala,kilo almak,gibi..şişmanlamak,kullanılmıyor artık,şişmek istemiyoruz ki,kilo alınıp verilebilir:)Bedeni böyle yapıyorsa yemek, ruhu ne yapar ki...
Evliya akıllı insan,lezzetli bir lokmanın binbir oyunla kendine negatif bir his olarak döneceğini biliyor.Mevlana, akıl ,dediği her beytin ardından,ekmek ve kebabı,yağ ve balı kes diye boşuna demiyor,bir kez ışık lokması yesen yemekten kesilirsin...Yok,olmuyor der,nefsine yuları verirsen,sen namaza dursanda,ruhun sofrada kalakalır diyor...
Akılla yemeğin,yemekle muhabbetin çok alakası var.Ağza girenle çıkanın.Tüm cihazlar gibi,ne koyarsak onu almaz mıyız,işlenmiş halde?Muhabbetle yenen yemeğin bağı var,ikram edenin elinden yeniyormuş gibi bir mucizesi var.İşte o zaman bir tas çorbayla şölen gibi yemekler var.Bir portakalın kabuğunu soyarken,en özel hediye paketlerinden birini açar gibi açmak,kokuyu alınca hayran olmak var,başına vereni ismi,her zerreye sevgisi,sonuna şükrü var.İlginç ,böyle yenen bir yemekte,'daha,daha...'hissinden başka bir şey var..Aç olmanın kendine ait bir güzelliği var,bakınız Ramazanın ezana yakın alacakaranlığı..

Yavaşlamalı...Durup bir bakmalı,hiç bir şey yapmamak için değil,ne yaptığını anlamak için..Namaz hayatı yavaşlatma eylemi,dünyayla insanın arasına konan mesafe,en az 5 kere.Oruç,mesafe ,yemeğin kölesi değilim o benim idaremde...İradeli olmakla yakınlaşmak arasında da kuvvetli bir bağ var.Kendine uzaktan bakmanın,dünyayla kurduğumuz tüm bağlara,uzaktan bakıp başka birinin zevkleri,hoşlanmadıkları gibi algılamanın,velhasıl kendine mesafe koymanın kokusunda davet var...

Not:Yemek yazıları devam edecek,jangumun rüyalarıyla:)

4 Ekim 2011 Salı

Acıya Tatlıya Dair...



''Ve bir kadın konuşarak, bize Acı'dan söz et dedi.
Ve o dedi ki:
Acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.
Nasıl meyvenin çekirdeği kırılmak zorundaysa canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.
Ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
Ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.
Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.
Acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir.
Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağlamakta kullandığı acı bir ilaçtır.
Onun için hekime güvenin, ilacını sessizce ve dinginlikle için.Çünkü eli ağır ve sert olsa da Görünmeyen'in müşfik eliyle yönlendirilmiştir.
Ve uzattığı çanak dudaklarınızı yaksa da, çömlekçinin kendi kutsal gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.''
ERMİŞ...

Böyle diyordu ermiş...Haftalar sonra gözlerimde bulutlarla gelen bir cumartesinin ardından...Buna ne deniyordu,aklın yolu bir mi,kalplerin aynileşmesi mi,ilmin tek nokta olması mı,yolun tek olması mı?
Ayetler ağırdı,sanki bakarayla yarılan yer, herkes için ille ayrı ayrı yerlerden şimdi düze çıkmış,caddede bir topluluk belirmişti.Yol levhaları burada iyice göze çarpıyor,sebilillah,inna lillah ve inna ileyh,raciun,mühtedun...Ve en sonundaki safayla merve bize hac yolculuğuna çıkmış feccin amig-yarılmış vadilerden geçmiş yorgun bedenleri andırıyor.Biz yarıkların içinden bakaduralım yolda,''Biz Allah ınız ve O na dönücüleriz''diyen birileri görünüyor,her eksildiklerinde,bu eksilme ayakkabı bağlarından olsa bile...Çünkü içlerinde dirilmiş bir elçisi vardı Rablerinin,O onlara okuyordu hayatı içten içe,kitabı okuyor her harfin arkasındaki hikmeti anlatıyordu,ve temizliyordu insanı okumak yaşamı..Bilmediğini öğreten bir elçiyle tamamlanmıştı nimetleri...İşte onun için hatırlıyorlardı,anıyorlardı,unutmuyorlardı,durmadan tekrarlıyorlardı,sesli sessiz,halle ya da haraketsiz çağırıyorlardı,zikrediyorlardı,Türkçesini doldurmak güç..''Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim,şükredin sakın nankörlük etmeyin.''Ayeti surenin beşiri mi,neziri miydi,''olsun'' içindi bizim yapıp ettiklerimiz,oysa şükür ''oldu'' diye yapılandı,bardağın dolu tarafından bahsetmek yani..Efendimizin geceler boyu namaz kılmasına senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandı,neden bu kadar yoruluyorsun denmesine,şükreden bir kul olmayayım mı demesi bunu kanıtlamıyor mu?Mevlananın şükür nimetten tatlıdır demesi...
Ayetler bir silsileyle ilerliyor,zikir,şükür,ve ey iman edenler istiane ile sabır...Zikreden şükrediyor,şükreden istiane ediyor ve Allah ın yardımı sabrettiriyor,sabreden zikrediyor ve bu daire böyle deveran edip gidiyor hepsinin ortasında en somut duran ise namaz...Onun için namazla yardım dileyin deniyor...Allah sabredenlerle beraberdir..Sabretmek tahammül etmek değil,orada bir hissi yok etmek,ölmek iyiden iyiye,ama bu yolda ölene ölü demeyin diyor ayet biz şuurunda olmayanlara,onlar rızıklanırlar,Allah ı yanında bulmak sabredene en büyük rızık değil mi?Allah...Allah..Mutlak güzel,mutlak kudret,sözünden cayması mümkün olmayan,rahmeti gazabını aşmış olan Allah açıkça,tenkitle söylüyor:
Belalar,ibtilalar vereceğim...Büyüğe büyük,küçüğe küçük,İbrahim gibi hepsinden geçmek var,bi şey'in,birazından birinden eksilmek var,hepsinden sorulmak var bir konudan sorulmak var...Konular şunlar,
Korku..Hislerimiz,sevgi,nefret,kızgınlık merhamet,hepsi bir duygunun içine korku katılmış hali
Açlık..Gündelik hayatımızı hasrettiğimiz yeme çabamız
Mal eksikliği..Alma ve verme üzerine yaşanılanların tümü
Can eksikliği..Hastalıklar,bağlılıklar
Sonuç,ürün eksikliği..Neticesiz çabalar..  olabilir mi?
Hepsinin karşısında sabır ve müjde...Kime,bunlardan biri ya da birkaçı isabet ettiğinde,biz zaten ALLAH ınız,O na döneceğiz,zararı yok,geçici dünya, diyenlere,onlara Allah ın salavatı ve rahmeti de var,ve hidayete erenler,yolda ilerleyenler de onlar...
Şimdi tefsirde,bu nefsi emmareden nefsi mutmainneye,raziye ve marziyeye geçişin anlatıldığı,haddini bilmenin esas duruş olduğu bu ayetlerin içimize işlemesini istemekten başka payımıza ne düşer...Ne hakkıyla zikretmeye,ne şükretmeye,ne sabretmeye,ne istemeye gücü yetemeyecek bizler acizliğimizi tekrar,ısrarla ve istiğfarla itiraf ederiz..Ve yeniden fısıltıyla idrak ederiz ki,İslam bu acziyetten Mutlak Kudrete istianedir....
İncir ve zeytin sendendir...
Acı ve tatlı sendendir...
İncir de zeytin de güzeldir..
Ve senin tat verdiğin acı da tatlı da güzeldir..
Acının tatlının tadını alamayan bizin kusuru bizdendir....

25 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

          Gökyüzünün çörekotları demişti biri sığırcıklara..Gökyüzünün sedef taşlarıydı martılar İstanbul da...Göğün menevişi,yerin dalga dalga vurmasıydı kalbin kıyılarına..Yolda olmanın,yola koyulmanın huzurunu bir iç burkuntusu izledi,kelime havayı karartacak kadar etkili bir sihirdi,başımı kaldırıp göğe baktım,her yer sisti,sis kedere ne kadar benzerdi...Devam ettik,yola devam,güneş yükselene kadar,deve yavrularının ayaklarını kızdıracak kadar çöl kumları,kuşluk vaktine kadar,duha vaktine kadar...Aydınlatan aydınlatana,merhametlilerin merhametlisinin dargın olmadığına binlerce şükredene kadar..
    Elimde Beş Şehir'in İstanbul u,muhteşem tasvirlerle şehri İstanbul,mimarisi,musikisi ve kendisi,ille sahabeler,veliler,sultanlar barındıran kendisi,açtı kendini bambaşka bir bakışla yine...
    Menzile varmamız ise bambaşka bir hikaye,bu insanlar lütuftan,himmetten başka hangi sebepten hizmet eder bize..Nedir bir otobüs servisini en az yedi kişiye sorarak bir Kuran Kursunu aramaya iten,patronundan zar zor izin alarak..Bir dolmuş şoförü neden son durağı geçip ticari taksi gibi kapının önüne getirsin ki,ücret talebine dua edin yeter desin...Varınca kapıda Valide Sultan karşılasın,Baba evinde yüzlerce kişi ağırlansın,''Kızım'',''İslam Ordusu'' denilsin..İstanbul her seferinde bir başka ya,baba da her seferinde bir başka,bir kız her ziyaretinde başka bir kapısından giriyor baba evine demek ki...Babasının bambaşka bir hususiyetini görüyor,belki evden ayrıldıktan sonra tanıyor,belki çok özlüyor,belki senede bir gün yeniden gözgöze geliyor,ve tüm dertlerini okuyor da baba yüreği,kavuşma sevinciyle yükselen yüreğine sesleniyor:
-Efendimiz'e miracda soruldu,''Seni neyle mükafatlandırayım?''
-Efendimiz çok çilelerden geçtim,kullukla dedi...
Kulluk en büyük mükafat,kızım..Nasıl kul olursun...Menfaat için eğilme,ben deme ,kulsun...
Tüm azaların göz kulak kesildiği an,kaç zamandır müthiş bir iştiyakla,canın uyandırmasıyla düşünüp durduğum şehadet canlanıyor,
-En zor imtihan,Allah ın şahidi olabilmek...
Benim denizim,göğüm,martım,istanbulum...Ve içime ne zamandır düşürdüğünü tasdikliyor,imandan ihsana giden yolun vasıtası şehadet...Şahit olanın kendiyle işi ne,çıkıyor kendinden ve hizmet...
-Diğergam olmayan kalpte inkişaf başlamıyor...
-Herkes problemini Efendimizde çözer,fiili kıstas..ve onu tanımanın tek vasıtası takva. .Büyük netice isteyenler,gaye büyük vasıta küçükse ne ala...Ve dudaktan bal damlar,ahla eyvahla nedametle kalplere bazen kan damlar...
-Tazim bil emrillah,şefkat ala halkıllah..
-Hanım,iki sonsuz,-sonsuz,+sonsuz arası...Örnek alacaksak:Hatice...
-Benim sağlığımda vefatımda sizin için hayırdır,amelleriniz bana ulaştırılır diyor efendimiz,O nu amellerimizle ziyaret edelim...
-Sizden bir kişi yirmi kişiye bedeldir,ve hafifletme bir kişi iki kişiye bedeldir.Enfal...Bu ayet düşünme ödeviydi...
***
         Eyüp Sultan da sonbahar..Sabah da şahit Eyubun zikrine,duasına kuşlar bir olmuş imamlarla,çınarlar duaya durmuş,bir ağlamaktır almış herkesi pencere önlerinde...Yere düşen yapraklar,İstanbul da sonbahar...Simit ve çay..Bir sürü farklılığın rengiyle sevmek birbirini..Rabbin sevdiği birini ziyarete gitmek ve duymak Rabbini çok seven birini,bu kadar yakın hissetmek ilk kez gördüğü birini,koklamak artık o koku sümbül müdür yoksa reyhan mı,gül mü?Naz makamı nasıl bir yerdir,aşkla bedenden düşmek züleyhaların kaderi midir?Tek istediğim cemali,daha ne olsun diyen ve bu kadar da mutlu kalabilen başka kim bilir kaç veli vardır?Muhabbetin bedeli herkeste aynı mıdır?Dönemeçlerde bize düşen kararlar yolu uzatır mı,insanları idare etmek yol aldırır mı,ana baba kardeş neresinde gönlün,nereye koymalı?Bir kadının günü ayı yılı nasıl olmalı?Yatalak bir insan geceleri yorulur mu?Bu başka aleme bir geçit var mı?Kabe her zaman yerinde mi,yoksa ona varamayanlara o koşmakta mı?......
        Bir vapurda dalgalanan griye giydirmek hüznü,ve giyinmek İstanbulu,sübhanallah zikriyle,günde en az yüz kez hayran olmalı...Ve acıkmak..Ve ayrılmak,kapısından geçerken içinin kaldığı caminin şadırvanında bakışlarını yıkamak,ve saat...Yetişmeye çalışmak...Ve dönmek..İstanbula gitmekten memnun,Ankara ya dönmekten memnun,halinden memnun iki gün iki aya,iki yıla bedeldir...Dönünce haberini almak müthiş perşembenin,eh napalım biz demedik mi,
            Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir..
            Gözlerin,gözlerin,gözlerin hayat verir..

14 Eylül 2011 Çarşamba

Dolunayla Gelen...

          Dün gece gökte dolunay vardı.''Orada,narin,zarif,alımlı...''Karşımda biri vardı.Burada,derin,incelikli,dolunay kadar değerli...Sevmek ne garip şey..Sevilen için bir şey yapmaya çalışmak ne hoş..Ay ışıklarının titreştiği gibi yanımızdaki suyun yüzünde,titredi içim,titredi bakışları yüzümde...Yüz yüze gelmekti aslında yaptığımız,bunca beraberliğe rağmen ne kadar zamandır yüzeyden akıp gidenin derinine inmeye çalışıyorduk belli ki..Yüz yüze gelmekti kendimizle,çünkü baktığımız yüzde kendimizi görüyorduk içten içe,yüz sihirli bir ayna...Ama ötesinde ben ayın büyüsü altında,özel bir randevuyla 21 yaşındaki halimle,bazen 11,bazen 31 ve bazen 41 yaşındaki halimle buluşmuştum...Dert aynı,istidat aynı,şifa aynı,his aynı,olaylar ve isimler farklı,bir de farkındalık...
           Dün geceden bana kalanlar:
*Arkadaş seçilmiş kardeş,kardeş seçilmiş arkadaş:)
*Biri için yaptığın iyilik aslında kendine yaptığın iyilik,gerçekten:)
*''Kendim için yapacaklarım''sıkıntılı,başlığı değiştirmekle başlamalı''Allah rızası için''kendine en çok dönecek iyilik:)
*Kendinden çıkmak,çıkarak yazmak,yazarak başkalaşmak,dönüşmek,dönmek..
*Zihin gücüyle zayıflmaktan yola çıkılarak,zihin gücüyle ''iyi''olmak..Bunun için ''seb a teraik,yedi yolu kullanmak...
*En yakınımızdakilerle ikili,kaliteli,özel ve nitelikli zamanlamalarla buluşmak,derinleşmek..
Teşekkürler medcezir......Teşekkürler ay.......Teşekkürler Rabbel Alemin....

3 Eylül 2011 Cumartesi

Şevval Bayramı

Sevgili günlük,
Bu sanal alemde bu nedir diye aramaya kalkınca karşına hiç de ummadığın şeyler çıkabiliyor,geçenlerde safa ve merve ye bakarken karşıma çıkanlar bir yana,şevval yazınca direk ismi şevval olan birinin bolca fotoğrafıyla karşılaştım.Böyle durumlar hoş olmuyor,lüzumsuz bir sürü şeyi görüveriyor gözlerin.Neyse yine şah damarından yakın olan mevla bu bayram sonrası bir umre ziyaretçisini ziyarette kocaman bir arapça sözlük lütfetti bana...Ne sevindim onu kütüphanede görünce,süs duruyormuş,al dediler:)
Efendim,şevval hilali göğü süsleyedursun,şevval bayramı ramazan hasretini körükleyedursun,altı oruçlar hasreti bir nebze dindirecek inşallah...Ramazanı seneye yayacak,varsa borçlarımızla beraber şevval,kalan nimeti tamamlayacak,bizi düştüğümüz ani gafletten kaldıracak,hacca hazırlayacak...Çünkü şevval,kelime kökü olarak memede kalan son süt,geride kalan az su,çokça kaldıran kaldıraçla aynı harflerden oluşuyor,ve arapça aynı harflere aynı anlamları gizleme özelliğine sahip..Şükür ki...
Kim ramazan orucuna şevvalden 6 gün oruç eklerse tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur diyor ya efendimiz,ramazanın ardından duyulan özlem izhar edilsin istiyor besbelli,seven sevdiğini söylesin gibi bir şey...Sevgi ne çok şey...Şükür  ki...

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kayıp Parça

Aslında hepimiz kayıp parçalardan ibaret değil miyiz..
İnsan Kuran ve Kainat üçgenindeki kayıp parçaları birleştirip şifreyi çözmekle görevli değil miyiz...
Biz,insanlar kimimiz biraz eksik,kimi biraz fazla kimi teslim ve hiçlik makamında ''yuvarlanmakta''ve daire tamamlamakta değil miyiz...
Köşelerimizden kurtulmak,renksiz şekilsiz,aziz olmaya talip değil miyiz...
Kendi hikayemizde ''düşe kalka'' yontulmaya,şifreyi içten tekrarlaya tekrarlaya yürümeye mecbur değil miyiz..
Ölmeden olmaya istekli değil miyiz..
Kendi küçüklüğümüzle bir köşede acaba sizin parçanız olabilir miyim,derken ne kadar da çaresiziz..
Ve yalnız kala kala Kim'imizle kimsesiz...
Bence kendin halletmelisin diyene,önce küskün sonra müteşekkir...
Rab elimizden tutmazsa ne kadar aciziz...
'But I have sharp corners'mazeretlerimiz..
atrective and flashy gayretlerimiz...
a missing piece cant roll by itself,yersiz kabullerimiz...
Olmamak için onca gayretimiz,birine yamanma isteğimiz...
Ve biz üsve i hasenenin izinde ahseni takvimiz...
ACİZİZ..
Beni bu düşüncelere gark eden,ama hayatın kitabını okumuş gibi hissettiren kısa video:



Hayatımın tam da şu döneminde,ummadığım yerlerden beni tamir eden,ömrümü ömür eden Rabbi Rahimime sonsuz hudutsuz hamdler...Evlere kapılarından giriniz ayetini Allah a velileriyle yaklaşınız diye açıklıyor Mevlana,karşıma çıkarılan heybetli huzur kapıları için şükürler...Biz kapı çalmayı bilemezdik,kapı içerden açılmasaydı,biz beklemeyi nerden bilirdik,Rab zamanı yaratmasaydı,teselliyi coşturmasaydı...18 Ramazan 1432

6 Haziran 2011 Pazartesi

Gönülle Hasbihal


-Nasılsın?
-Hamd duasında..
-Nasılsın?
-Ne asılsın,aslın ne halde,halin nasıl?Soruyorum,ağırlığına talip olarak halinin,bedelini ödemek üzere soruyorum nasılsın?Aslını bildiysem halinin,dermanını aramam gerek derdinin,soruyorum nasılsın?
-O zaman sorma,kaldıramazsın..Kim yüklenir gönlün yükünü,dağlardan kuvvetli misin,az mı emanetin?
-Sensin benim anlamım,anlat nasılsın?
-Bir Medine gülü kokusu isterim,ararım bulamam,içime çeksem koklayamam,bataklığa alışmış burun gül koklayınca bayılır kalırmış,korkarım..Hanımeli,iğde kokuları karşır şehrimin ısınan akşamlarına,sevsem de alışamam..Burnumu sızlatan o kokuyu hiç bir yerde bulamam..Avcuna düşen yağmur damlası değer taa içime,onun için mutlu olursun sen,bir haber alt üst eder toprağımı heyecanlanırsın,çatlarım da bazen kuruluğundan,daralır kalırsın.Nereleri çeker içim,hangi şehirlerde gezerim her dem,bilemezsin,kah bir İstanbul şiiri dökülür dilinden,kah bir Medine havası solursun,kah Mekke nin çekimine kapılırsın iki leylekle gökte dönen,kah nemli bir kızıldeniz hayali soluklanırsın,el Halil de dolanırsın da cesur bir ürkeklikle bazen,Kudüs le bayraklaşırsın,tümden dünya silinir bazen,bir avuç toprakla umutlanırsın...
 Renk olursun,yeşile meftun..Renksizliğe hayran..Kırmızıya giryan..Son mavidir yine de,umut ve ölüm,gök ve deniz..Söyle şimdi medinenin göğü başka bir mavi,kubbesi başka bir yeşil değil mi?Haydi çözebilirsen çöz derdimi...
-Allah ın verdiğini men edecek,men ettiğini verecek yoktur.Lekad mennallah..
-Hamden kesiran tayyiben mübareken fih...

21 Aralık 2010 Salı

Sofra Hayali

        Bir sofra hayali kuralım mı seninle,ey kendim....
        Sofraya oturdun,yanında artık kim varsa.Anne baban kardeşlerin,eşin,çocukların,ev arkadaşların,belki de yalnız.Acıkmıştın.Gün geceye durmuştu,ve sen gün içinde kaç kez  O'ndan inecek her hayra muhtaçtın,belki anladın söyledin.Belki anlayamadın,bugün çok yoruldum,acıktım dedin.Geçti.Evine geldin,kabuğuna döndün.Şükrettin.
        Sofraya oturdun.Yemekte ne vardı,yemek yapabilmiş miydin,sana yerden bitirilen nimetlerden bir şey kotarabilmiş miydin,mercimeğinden sarımsağından,soğanından..Ne tarifler üretilmişti değil mi,edna olandan.Öyle ya yediğin kudret helvası,bıldırcın eti değildi,gökten inmemişti.Buruldu için.Bismillah dedin.Adını andın,yaratanın, hem seni,hem sevdiklerini,hem yemeğini.Şükrettin.Maide de değildi zaten senin hayalin,kevserdi,teselli ettin kendini.Elin suya gitti,ismiyle sulayanın,hem seni,hem kalbini,hem gözbebeğini.Elini hatırladın belki sevgilinin,içinde su,su serin,el serin..Şükrettin.Belki şükrettiğini bile farketmedin.Senin dışında akan bir zaman vardı,içinde durana inat.Yemek bitti.Belki küçücük bir ses söyledi,belki reisi evin,sesi tok,derin,belki duygusal merhametli annenin, Elhamdülillah O' na ki,bizi yedirdi,bizi içirdi ve bizi müslümanlardan kıldı.Şükrettin.Yedirildiğin,içirildiğin,en çok da müslümanlardan kılındığın için..Hiçbir dahlin olmadan bu nimete düştüğün için,ümmeten vasaten,orta yol,itidal, ve Muhammed(sav) ümmeti olduğun için.Şahit olduğun için.Aklından geçti diğer ümmetler,en çok İsrailoğulları,sana en çok anlatılan..Hatırladın ki Musa kardeşi peygamberinin,ve dedi biz Musa ya daha yakınız ümmetinden,daha yeni,aşure günü hani,demin.Bildin ki Musa(as) görmek isterken Rabbini dağbaşı yalnızlığıyla,Rable konuşma nimetinin üstüne,görüvereyim dualarıyla,açık,aleni.Hüzünle yatağında yatarken miraca çıktı senin peygamberin.Maide istemedi sahabe gökten,örtüldü azıcık aşlı sofranın üstü,ordu doydu,ümmet doydu,adı bereket kondu yemeğin.Zemzem gökten inmedi,yerden fışkırdı da aleme yetti,ne zamanlar geçti hala hem doyuruyor,hem kandırıyor da farkedilmiyor.Demek biz de nimetin üstü örtülüyor,açık
aleni nimetler küçük çabalarla hissediliyor.Komşuya yemek verecek peygamber eşine yemeğin suyunu fazla koyduruyor..Sofra duası hiç böyle duyulmamıştı kulağına kalbinin.Şükrettin.Neden duayı ümmeti Muhammede yapman gerektiğini şimdi belki birazcık farkettin.Bir naatın dizeleri düğümlendi boğazına..

Besmele ekmeğimizin bereketiydi...
İki cihanda aziz ümmet Muhammed ümmetiydi..
Konsun yine pervazlara güvercinler
Hu,hulara karışsın aminler....




  

19 Aralık 2010 Pazar

Kapılardan Geçmek ve Parolayı Doğru Söylemek

         Kaç şehre girdin bir kapıdan geçer gibi...Kaç kez farkettin bambaşka bir şehre girdiğini yeni birisi girdiğinde hayatına..Kaç kez kendini bir şehre benzettin,içine dönüp baktığında..Duydun mu martı seslerini,geçti mi hüzün gemileri İstanbul olduğunda..Ya da kırık dökük terkedilmiş,ismi okunmaz tabelası bulunmaz bir şehir oldun,bulamadın mı yolunu çamurlu yollarda..Ya da ışıltılı gökdelenler arasında,gece,uyumayan insanlar,müzik,kitap,kahve,starbucks ille,New York tun belki.Belki mistik bir uzak doğu şehri kim bilir?
         Her insan bir şehir,ana caddeleri,mabedleri,silüeti,kokusu,havası,rengiyle,şivesiyle,arka sokakları,kaldırım taşları,ve hatta sesiyle...Kaç kez değiştin,başkalaştın,an be an başka bir şehre girdin,zamanı kaybettin.Her an bir lütufla karşılaştın,her seferinde bir nimet yurduna daha girdin.Mutlaka kapılardan geçtin.Geniş,dar,kapalı,açık,kilitli,kilitsiz,bazen görünemeyecek kadar büyük kapılar...Ne hissettin geçerken..Farkedebildin  mi,yeni bir şehre girdiğini,hayatımızın bir dönemecinden geçerken hatırlayabildin mi daha önce sana verilenleri,hayal edebildin mi yenilerini...
          Girdiğin yeri kendinden büyük hissettin mi,ya bu anahtarı sana vereni.Hadi hayalindeki kapıyı anlat yeniden,kocaman bir kapı seninkisi,anahtar deliğinden ışık süzülen.Anahtarını bile taşımakta zorlandığın,tokmaklı,ama kendiliğinden açılıveren.Küçücüksün yanında kapının ve şehrin..Sana bu şehre girmeyi lütfeden geldi mi aklına,büktün mü boynunu,eğdin mi başını,döktün mü içindekileri,af diledin mi vurdumduymazlıklarına,kendinden başkasını,yanındakileri de katabildin mi düşüncelerine,sığamadın mı yoksa kendinden başka biriyle koca nimet şehrine,tüm anlamıyla kavra bil ve anla ki lügat önemli,onun için hissederek söyle,Hıtta.....Secdeyle...Affeyle...Bağışla...
           Eğip bükme dilini,bak harfler bile ne kadar belirgin ve şiddetli,sakın kelime oyunlarıyla geçiştirme,kapı çalışlarını,unutma ki,nimet yurdunda parola aynı...Hıtta....Affeyle..Bağışla...
           Mekke ye sakalı  deveye değerek giren sevgili gibi,dök minnet kelimelerini,an zafer sahibini...

16 Aralık 2010 Perşembe

Çocuklar-Renkli Yünden Oyuncaklar........Aşure-Şükür 2

         
         Beden hapsinin dünyaya açılan pencereleri vardı,şükür ki..İnsan bu ten kafesine kanatsız hapsolmamıştı.Gözüyle,kulağıyla,teniyle,aldığı kokuyla,tatla,düşünce ve duygularıyla yedi yol açılmıştı kabuk içine sığdırılan koskoca ruha...Açılsın diye o görünmez kanatlar uçmağa,oruç bahşedildi bir de.Burası zıtlıklar dünyasıydı,bir tarafı tutanın diğer yanı kuvvetlenirdi,nasıl gözü görmeyenin hissi gelişirse,gözü göre göre bakmayanında ruh gözü açılırdı.Kendini yemekten alıkoyana başka tatlar verilirdi,şükür gibi,hamd gibi,paylaşmak gibi..Söz orucu bile  vardı.Zekeriyya dan,Meryem den yadigar..Hani insan susunca mucizeler konuşurdu.Oruç her gelip geçmiş toplumda vardı.Ve hepsinin ortak orucu aşure zamanıydı..
          Bir zaman,dünyaya gelen bedenlerin en güzelinin kalbine kelamın en güzeli nakşedildi.O en güzel sesten nice ayet dinlendi.Ramazan orucu gelince müminlere hediye,her eski yenisiyle değiştirildi..
          Bir sabah kalbi uyumayıp gözü uyuyan güzelin,güzel gözleri bir kez daha açıldı dünya manzarasına,ille ukbayı arayarak.Bir aşure sabahının aydınlığıyla,haber salındı her yana,oruca niyetlenenler oruçlarını tamamlasın,sabah imsak edenler akşama kadar iftar etmesin,herkes tuttu nefesini.Küçük yavrulara renkli yünlerden oyuncaklar yapıldı,acıkıp ağlayınca susturmak için,mescide koşuldu.Mescit rengarenk olmuştu oyuncaklarla,onları eylemeye çalışan anne gayreti,nasıl memnun ediyordu Rabbi kim bilir..Rivayet o ki,geyikler bile süt vermedi yavrularına bu görüntü ve avuntu sesine imrenerek..
          Bunları okudu anne,üzerinden asırlar geçmiş bir aşure sabahı.Çocuklarını giydirdi renkli yünlerden elbiselerle,oruç tutamayacaklardı çocuklar,okulda olacaklar,yanlarında onları eyleyecek bir anne bulamayacaklardı.Şükür ki aşureyi kutlayacaklardı.Bilmem kaç değişik tarif bilen anne bu akşam aşure yapacaktı,endişeliydi,şükretti..Şu hazır paketler de bu işin ruhuna gelmezdi.Olsun deneyecekti.Zaten aşure başlı başına şükrün tatlandırdığı yemekti,elde son kalandan yapılan,içine ne girse dışardan tahmin edilmeyecek derecede tatlanan,tufandan sonra sükuna daldıran,ayağı yere bastıran.Kaynasın aşure,kazan kazan...Dağıtılsın etrafa tanınan,tanınmayan..Komşular,hal hatır sorsun,bir çeşit bayram olsun..Bol çeşit alınsın bugün erzak ihtiyaçtan,bereketlensin diye,hediyeleşilsin,doğum günü yerine evlilik yıldönümü yerine...Olmaz mı ki?
          Bunları okudu bir öğretmen,çekiliş yaptı yeni yıl,aşure hepsi birleşti Tutum Yatırım ve Yerli Malı haftasıyla,paylaşılan mutlu günler konusuyla..Görsel sanatlar dersinde bir hediye yapsınlar,annelerine hediye etsinler,Yerli Malında aşure pişirsinler sınıfça yesinler..Görsel sanatlarda bir gemi yapsınlar mesela içine yırt yapıştırla hayvanlar birer çift,Nuh Nebinin gemisi olsun,masalı okunsun..Olmaz mı ya?
          Bunları okudu belki bir müdür,kara kaplı kitaptan,okuldaki müfettişlerin bugün yapacağı toplantıya aşure yaptırdı,bir de Mevlana yı anma haftası..Böylesine ruh doyurmak isterken zaman,aç kalınmasın ,neden olmasın?
          Tüm anlarımız bereketli olsun....
        
    

15 Aralık 2010 Çarşamba

Aşure - Şükür

Her şey anlamıyla güzel...
Aşure o leziz tadıyla,aşerdiğim hem de,inciriyle,fındığıyla içine giren en az on çeşit taamla,tuzlu bildiğimiz hem de,tatlı eyleyip güzelleştirse de,en çok anlamıyla güzel..Aşere on demek.Aşure on önemli işin Allah tarafından halli demek.Yusuf un kuyudan,Eyyüb un hastalıktan,Musa nın firavundan,Adem in yokluktan ve günahın ağırlığından,İbrahim in ateşten,Davud un zellesinden kurtulması,Nuh un ve alemin tufandan kurtulması demek.İnsanın yaratılış ve kıyametin kopuşu da o gün...Ne güzel ki bizim içimize ilk gelen his gibi,buraya gelişimiz güzel,kıyametin kopuşu çirkin değil..İkisi de güzel..Herşeyin başı güzeli güzel görebilmek,eşyanın hakikatini görebilmek..
Ve islami litaretürde yani teslim olma kültüründe her zaman olduğu gibi kutlama oruçla..Çünkü sabır oruçla öğreniliyor,şükür sabırla öğreniliyor,eksilmekle öğreniliyor,bir şeyi kutlamak için şükretmek gerekiyor....Aşure günü sadece kendi için şükretmekten çıkıp evrensel bir şükür gerçekleştirebildiği için belki insan,belki zaman üstü bir duyguya kapıldığı için oruç tutması kulluğa adanmış bir ömre bedel oluyor...Duası,tamamen Allah a sığınma duası..Allah ne güzel vekil,ne güzel mevla  diyerek dilden dudaktan,kalpten şükür cümleleri döküyor...Gayrıdan gönlünü tek dosta çeviriyor.Ama gayrıya sırt çevirmiyor çünkü şükrün hemen arkasından paylaşmak geliyor.Hiç iki kişilik bir aşure gördünüz mü?Yine bu kültür aşureyi kazanla kaynatır en az yedi komşuya dağıtır,arapçada 1 tek,2 çift,3 çok,7 sonsuzdur çünkü..Çocuklar çocukluktan görürler bu paylaşımın güzelliğini,yedisinde ne iseler yetmişinde de o olurlar çünkü...Her aşure yüzlerinde o tebessüm canlanır tarçın kokusuyla...

Şimdi karanlıklarımızı, kuyularımızı,firavunlarımızı,günahlarımızı,tufanlarımızı,içimizde kaynayan kazanları tanımlama zamanı..Yaratılışımızı,dünyaya inişimizi,içimize kodlanmış iyiliği,ve kıyametin kopuşunun bu dünya hapsinden bir kurtuluş olduğunu,Allah ın sonsuz kudretini hissetme zamanı.Sığınma zamanı,küçücüklüğümüzü bilme,biraz kendimizden çıkma,evrensel ve zamansız şükretme zamanı...Aşure zamanı...

Ve dua zamanı..Dualar ve zikirler zamanı...Birbirimizi de unutmayalım olmaz mı?

12 Aralık 2010 Pazar

Şımarık mıyız Neyiz?

Ne cüretkar aslında cümlelerimiz..
Ne makul,ne mümkün ve ne de masum şu bir türlü oluvermeyen isteklerimiz..
Halbuki bir de baksak her küçük istek yan yana geldikçe doymak bilmeyen bir şeyiz..
Bir düşünsek,önce belki sadece yemek yemek,üzerine..
Çorba yemek pilav salata tatlı menüsüne arada bir dur deyip dışarıda yemek isteyişimiz..
Ya da çorba içince otomatik olarak yemeği bekleyişimiz,yanına pilavı ekleyişimiz,salata sağlıklı,cacık yakışır,yemek bitti,hemen çay,yanına tatlı bir şey var mı acaba deyişimiz..
Ya da çorbanın şunu eksik,tarhana en iyi tabirle klasik,pilav boş karbonhidrat ,yenmez,salataya farklı bir sos lazım,üzerine belki mısır,şerbetli tatlı sevmem,şöyle lıght bir sütlü tatlı,yanına bergamot aromalı,şekersiz çay,renk tutmamış ben açayım,az yiyorum,yediğimi seçiyorum,yemek yemek zevk işi deyişimiz..
Ya da aynı yemeği üst üste yiyemeyişimiz..
Ya da sade tatları artık görmezden gelişimiz,süt içemeyişimiz,yumurta yiyemeyişimiz,ekmeği bile seçişimiz..Peyniri pastada kullanıp ekmek arasında yiyemeyişimiz..
Ya da oruç hali,iftardaki ilk yudum su,bir hurma,bir kase çorba hem de ne büyük lezzetle..Bırakırsan orada lezzet damağında,sonuna vardırırsan adet edindiğin gibi yine o şımarık lezzetsizlik her yanında..
Neden en çok sevilen çocuğun sevilmiyorum diye sitem etmesi..
Neden genelde 100 alan çocuğun 93 alınca ağlaması,95 alanı kıskanması..
Neden elbisesi çok olanın bir türlü hayalindeki elbiseyi bulamaması..
Neden annesi babası ona pervane olan tek çocuğun hoşnutsuzluğu,marka tutkunluğu,ve neden 5 çocuklu bir ailenin  ortancasının diğerinin verdiği eskiyle mutluluğu..
Neden bir hastalık sıkıntı gelmeden için için yakaramayışımız..
Neden mesela bir gece mutluluktan uyuyamayışımız,çok sevdiğimiz ayı seyre dalamayışımız..
Neden namazı doğru düzgün kılamayışımız..
Neden vücut sağlıklı,akıl başta,ruh arayıştayken bom boş işleri esas alıp aralara namazı katışımız..
Neden doyunca daha zor namaz kılışımız..
Neden namazda konuşamayışımız,neden en az vakti ona ayırışımız..Onca anlatılmasına ve tek ip olmasına rağmen bir türlü sarılamayışımız...
Neden işlerin halli için namazsız bir aralığı daha uygun bulmamız,sonra namazsız aralığı rahat bulmamız,sonra hep aynı dibe ,belki daha da dibe inişimiz...
Neden dua diye hep şikayet edişimiz..
Neden himmet değil,hep nimet isteyişimiz..Nimetin devamına kendimizi liyakatli hissedişimiz,yatıp kalkmamızı namaz zannedişimiz..
Neden yatağın ve sofranın ve geçici arkadaşlıkların hakkını verip sıra namaza gelince yan yatışımız..
Nimetten,bol nimetten,şükredilmeyen nimetten,görülmeyen nimetten....
Farkedemedik mi...Eksiltelim o zaman..Yine bir matematik formülü candan..İçinde devam eden sonsuz bir 'şu nimetin fazlasının fazlasının fazlasının fazlasının............................fazlası' problemi var.Ters işlem yani.Eksiltelim o zaman..Elde kalan asıl nimeti bulalım,artık bir sonuç alalım.Allah ım yalvarırım..z.

Bağlantı:Ey İsrailoğulları anın,hatırlayın nimetimi ki....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...