ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

kendimce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendimce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2016 Salı

Bir hurma ağacına yaslanmak

Günün sonunda, dedi editör ,yine ne kadar kazandığımıza bakarız.
Galiba günlerdir içimde birşeyler bu cümleyi işliyor.
Günün sonunda ben neye bakarım?
-ne kaybettigime
-nasılsın diyen bir dosttan arda kalana
-içimdeki hüzün tortusuna
-gizlendigimi sandığım malayaninin çokluğuna
-ölüm oklarindan hangisinin isabet ettiğine
-düzenlenmesi ve temizlenmesi gereken eve
-düzenli ve temiz eve
-çocukların içimdeki hallerine
-Güneş'in batısı ve Ay'a
-elimdeki son cümleye

"Bir labirentin içindeyim ve yukardan nasıl göründüğümü bilmiyorum,korkuyorum. "
"Hala halkanın içinde olduğumu biliyorum. Bütün yaşadıklarım, hepsi akisleri sesinin..."
"Elimi tut, düşerim.."
"Onca tantananin içinde ben seninim!"
"Bazen hiç yaşanmamış gibiyim"
"Külüm "
"Kul olmak isterim "

13 Nisan 2016 Çarşamba

Dem

Her gece
uykunun toprağına eğilir
çiçek
yağmur kokusunu
özleyerek

Her gece
göğün yaprağına seslenir
toprak
ayrılık korkusunu
unutarak

Her gece
gündüzün ortasına düşer
insan
melekut alemine
sızan

Bir damla kan...

6 Aralık 2015 Pazar

Uzak cumartesi

Ben bugün
Bolca bun
Bulaşık, tezgah ve kanepe
Bolca bedel ve film sahnesi
Yeditepe istanbul ve kuzeyde bir otel
Elmalı kek ve kahve
Bolca kagit ve kalem ve dahi mektup
Isyan ve nisyan ve dahi hatırlama
Ben bugün yine tevbeyle zikir
Uhud ve Bedir
Ben bugun biraz
Şiir ve anı
Bolca fudayl bin iyaz...
"Ben Rabbime karşı kusur isledigimde bunu binegimin ve hizmetlimin huyunun degismesinden bilirim "
Ehlimden ve evladimdan..

29 Nisan 2015 Çarşamba

Kısa Kısa...

Yavru 40 oldu..
Ne korkular
aylardır kendimden gizli
Allah a ayan..
Korkular sonunda sararan..
Bir ay..
dile kolay
Eve misafir..
Cennet kebabiydi değil mi, balık..
Icimde bir tuhaf kalabalık
Bir ıssızlık..
Okula başladık.
Yine başrolde değilim ..
Yerim en ön koltuğu tiyatro perdesinin.
Fonda kuran i Kerim var.
Ara ara yüksek sadakat, Mahir zain
Çocuklar büyüyor..
Anneyim
Öğretmenim
Ablayim
Kızım
Gelinim
Komşuyum
Arkadaşım
Azatlisiyim rollerimin..
Ben
aslında
Çok iyi toprağa yerlesince ölüvermis
bir bitkiyim
Yandı mı dondu mu
Bilmediğim..
Şimdi
Sular kesik
Depo boş
Teog bitti
Yarın tatil
Yarın Medine
Hiçbişeye yetememezligim..
Avuclarimda
Tuhaf rüyalar
Mutfakta bulasiklar
Ne diyorduk,
Devinim

19 Nisan 2015 Pazar

Su gibi

Ne çok yazı yazdım taslak oldu.
Ne çok fotoğraf çektim sildim.
Görünmeyi sevmeyen yönümün altını çizdim.
Renksiz ..öyle hiç biseysiz güzel olmak. .su gibi..
Mümkün mü ki

10 Aralık 2014 Çarşamba

Tazelik ve dahası

Dalından yeni toplanmış kiraz tazeliginde bazı duygular.rengini öyle güneşten almaya alışmış, al yanağı parlak. Coşkulu neşeli, kökünden koptugu için ürkek. O tazelikle geçen günleri var, bir kirazdan fazla belki , belki eksik.
Sonra bir buzdolabı gerçeği var.serinde muhafaza zorunluluğu, önce besleyen güneşin şimdi çürütme durumu. Hayat. Her şey bir miktarla tayin edilmiş. Bir ton solar rengi kirazın, neşesi bir dem kaçar. Poşette mi kalsa cam kasede mi tapperwarede mi..ne yapmalı kirazı yemeye kiyamayan doyamayan için...

Iste böyle duyguları var kalp toprağının, nasıl olsa da solmasa, çürümese, tükenmese..

Yazmak sesli düşünmek belki. Nasıl koruyalım kalbimizi ve kalp meyvesi hislerimizi.
"Bir kalbiniz vardır onu hatırlayınız. "
Hatırlamak..yani anmak ..zikir..korumanın en iyi yollarından hissi..belki en önemlisi.
Başka...serinde saklamak fikrinden ziddina maruz bırakmak hissi, sevince coşkuya istiğfar, korkuya endişeye, sığınma..
Hani nazara karşı nazarı degmesi muhtemel kişiden hizmet almak diyordu bir bilen kişi..Onun gibi..
Başka, vermek..Dalından toplanan kirazi en iyi koruyan birine vermek, tattirmak...ve ehsin kema ehsanallahu ileyke..sana verdiginden sen de baskasina ver...
Bir nuru var her yaratılanın, yaratandan aldığı.
Ve nur ...kat kat fanus içinde...

11 Temmuz 2014 Cuma

Ramazan 13 kına


................................

-Tevbenin acısı sevaptan tatlıdır demişler.
+Demişler mi?

-Demişler de tam olarak böyle değil, delil bile getirebilirim)) Eger siz günah işlemeyen bir kavim olsaydınız Allah sizin yerinize günah işleyip tevbe eden bir kavim yaratirdi.

+Neden?

-Öyle de ondan..Çünkü tevbe uzun bir yolda seyahat edenin halidir. Sevap ise serin mescidde ikamet edenin hesabı..

+Yine başladın.

-Napayım

+Kimse okumasın diye yapıyorsun bunları! !

-Yok kimse görmesin diye

+Neyi?

-Ellerimi...

+Neden?

-Kınadığını kına gibi sürüyor ellerine kaderi yaratan...Her kınadıginda /hiç farketmeden/ öykünüyorsun bir öyküye belki de..

+Evett..anlaşıldı eziyet günleri...

-Yok yok korkma..seni böyle kabul ettim ben duzelecegiz böyle böyle merak etme. Seni yani beni temize çıkarmaya calismayacagim. Yeter ki biraz sessiz ol..

+Şeyy çok kötü olmuş ama...

-Ne?

+Ellerin... kına..çıkarabilir misin? Ya da bi bahane açıklama filan uydurabilir misin?

-Susar mısın...abdest alayım..

+vghxdtyukkbhxxeetuiplkb vvxxetujbv vvxxetujbv vvxxetujbv njjufxerijnx xxdjkkifea xxhkooiyrehknv

Susmaz...

-İnsanı en çok yoran kendidir demişler.

+Demişler mi?

21 Haziran 2014 Cumartesi

Göğercin

Bir güvercine öykündügüm dogrudur.
Bambaşka bir hayata benimkinden.
Bu bakış bilirim kusurludur .
Kanatlarim kurtulsun isterim
Ellerimden, ellerimden
Tutsun gök rüzgar bulutlar
Göçebe bir yuva
Yarı yerleşik
Büsbütün yabancı
Bir o kadar sen bir bakış
Zulcenaheyn,mesnevi,elisneyn
Yarı yer yarı gök bir varış
Her pervaz,kubbe,ağaç
Icin içine değer gibi bir sarış
Korku ve umut, her lokmada
Kabe kavseyn değil bir karış
Makamı naz değil , illa niyaz
Sesi içli, hafî bir yakarış
Gitmek değil bu gelmek
Aşağıdan yukarı bir akış
Mevsimi bahar güz yaz
Yalnız, kalabalık, yakan bir kış..
Tutan Rahman,güven bu
Bu nasıl bir veriş bir alış
Bir güvercine öykündügüm dogrudur.
Bu bakış bilirim, bir yerinden kusurludur.

31 Mayıs 2014 Cumartesi

İç sesi

İnsanın iç sesi
Bir kuş sesine benzese
mesela
Adını mutluluk koyarlar mı
Koymazlar..
Kuş derken
der birileri
Yarasasi var
kargasi var
Var da var
Insan çok cahildir
Çoğu zaman
Bir bilse kendini
Bilmediğini kim-bilir
Kaç kuş var
Bilmediği bir dil
Bir kuş mantığı
Insansa çok zalimdir
Çoğu zaman
Ve en sevdiği cedel
Bir kuşu vurur
mesela
Geçip ölü bir kuşun
Karşısında durur
Kuş beyinli değildir
Çünki o
Akıllı olmanın hakkını verir..
Illa illa
Illa illa
Ehli aşk
der döner içime içimdeki kuş
Korkaktir o da
Çoğu zaman
Etrafındaki kedileri
Büyütür kafesinde
Biri ah der
Beni vursalar
Bir kuş yerine...
Göğe bakar bir kuş
Kafesin içinden
Ma yumsikihunne illerrahman..
kimse tutamaz kuşları
Ancak Rahman
Tutar nefesini
Bekleyerek
Son nefesini..

25 Mayıs 2014 Pazar

Oku

Oku..
Unutana kadar
Elif lam mimi gecip
Amenerrasulu ne gelerek
Unutmanin bile bütün hallerini
Senin onun öbürünün sınırlarını
Sana unutturani bulana kadar oku..
Oku ki bir Rabbin kerem sahibidir.
O kalemi ve yazmayı ogretendir.
Kusurunu setredendir.
Unutunca affedendir
Yayından çıkmış oku
Unutana kadar
Oku..

Unutursak ve yanilirsak bizi sorumlu tutma yı söylerken ağla, kalp kırıklarına basıp kanayan ayaklarin, affola....
Oku ki belki aslı hatirlarsin..umulur ki..miracdan bir hisse alasin. Ümmü haninin evine denk gelen bir köşede uykuya dalasin..Sen dalmisken, kendini unutmusken O nun olasin..

27 Nisan 2014 Pazar

Büyü

bir resmini buldum
büyüttüm büyüttüm
icimde sen
öyle ki yüzün
taninmaz oldu
öyle bir hüzün
ayrılık,
sevgilinin yüzünü unutmak
gibi ağır silahları var
her uzvun
başka bir sen
oluncaya kadar bakmak
gibi harp meydanlari..
ayrılık,
baştan ayağa yorulmak
yormaktan yorulmak
ruyalasan her anı
hayra...
bir resmini buldum
hayra yordum

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kale

Gunlerdir desem az..yıllardır düşünüyorum..nedir yollarimizi birlestiren ve ayıran..kiminin cevaplari belli belirsiz kalmış gittiginin farkına bile varmadan kimi acitmis kimi kanatmis gidenlerin..
Kimi bu derdin caresini kapısını kilitlemekte bulmuş kalbinin, kimi umursamaz olmuş, kimi acı cekmekte hala giderken ve kalırken..
Bir delili olmalı insanin demisim 4 yil önce, benceden başka..neden gittiğine ve neden kaldığına getireceği bir söz, söz ki kiymetlidir hayatın en önemli donemeclerine biz de yaziyla  imzayla değil, sözle girilir.Sehadet sözüyle islam oluruz, kabul ettim demekle evli..Otobuste yanıma oturan insan bile secildigine, hic birsey tesaduf olmadığına göre...
Bir muhkem kalesi olmalı insanın, seni görmüyorum duymuyorum dediğinde nedenini vicdanının selametle içine sindirebilecegi..Bir ayet dusmeli icine yol ayiriminda..
Neydi birarada tutan şey ikimizi
Birlestiren neydi ellerimizi, diyebiliriz mesela..innemel muminine ihvetun inananlar kardeştir cevabi olur..birbirinizi sevmedikce iman etmis olmazsiniz kalbinizin mihengi olur..

Siginacak muhkem bir kalesi olmalı insanın..Elif gibi bir yalnızlığa götürmek için kalenin içi O nunla dolu olmalı...

Derken bir muhkem kalenin kapısı açılır, yolu mutesabihlerle dolu olsa da..

"Ruhlar toplanmış cemaatler (gibidir). Onlardan birbiriyle (önceden) tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ayrılırlar."

Çünkü ayriliklarda sevdaya dair çünkü ayrilanlar da hala buluşma umidi taşımalı değil mi...bir ortak muhkem kalede..havzi kevserde?

4 Eylül 2012 Salı

çay..mektup...sonbahar..


Dünya bizimde sormuşlar,çayı mı seversiniz,çay konulu şiirleri mi...ikisini de ikisini de....dedim..sonra ikisini de...ğil,üçünü de...çayı ,şiiri,çayı tek olsun diye üç bardak,ve hep yarım içen sevgiliyi.....sonrası malum,çay içtim...latifenin evinden bir koku hatırası bergamot aromasıyla,ayşe ve hilalin odasından kalma hatıralardan bir tane çay demledim...Çayı eylüle ekledim...Biraz unuttum,zaman mefhumunu yine yitirdim,malum sonbahar,saate bakmadan geçecek...Kendi ahengince...içim sürekli mektup yazıyor bu aralar,gönderilemeyen mektuplar,güvercin kanatları altında saklanıyorlar...Sonra bir mektup haberi alıyorum,biri diyor ki Allahım nolur biri bu mektubu tercüme etsin...İbni arabinin kabeye mektupları...40 sayfa,herbiri bambaşka bir isimle müsemma ve canlı,sanki yaşıyorlar da hiç tanışmadığımız birer dost gibi,çok heyecanlandım,utandım,şükrettim...yepyeni bir zarf açtı Rabbim içime,şimdiye dek habersizdim,seyyieyi haseneye çevirir gibi yetişti kafkanın milenaya mektuplarını kabeye mektupları okumaya çeviren Rab...mektuplardaki isimleriyle,Hayy,rahman,vedud....Mektuplar dost,anladım...Çay içtim,uzun bir sefer sonrası ikram edilen çayı içen,çaya şifa,yapana safa duası eden Ahmed Yeseviyi hatırladım...Ve kadim sözü:dervişin badesi çaydır demişler....



Nisan yüzlü sevgilim;
ben bir çay bardağına sığınıyorum şimdilerde.

Kimsesizliğimi kalabalık cümlelerde saklıyorum.


Tarık Tufan
 


Adın üç kere geçti, saçma sapan bir filmde.
Yalnız olsam, çok ağlardım ama annem bakıyordu. .
"Anne" dedim,
"
Hadi çay koy da içelim."

Ah Muhsin Ünlü

‎''Göz göze gelsek, kör olacaktık. Konuşsak, sözler bitecekti. Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk.
Gözlerimizi birbirine değdirmeden öylece oturalım.
Ve bir bardak demli çayın, insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım.
Masada çay bardakları ve senin elin olsun..''
 
 
  ve işte bu:

Diyorum ki çok çay içelim,uzun uzun susalım
Gözlerinde duralım sonra bir şiirlik uçurum
Tek ayak üzerinde beklerse yorulur mu dünya ?
Savaş soğuk, kuşlar güzel, Allah büyük.
 
Güven Adıgüzel

şiirler için teşekkürler elif gibi...çay için teşekkürler arkadaşlar..beni affet Allah ım,sana şükürler olsun...Canım bir yudumcuk çay kadar yok,ellerinde,biçareyim....




 
 

Diyorum ki çok çay içelim,uzun uzun susalım
Gözlerinde duralım sonra bir şiirlik uçurum
Tek ayak üzerinde beklerse yorulur mu dünya ?
Savaş soğuk, kuşlar güzel, Allah büyük.

Güven Adıgüzel


28 Haziran 2012 Perşembe

Paten istegi..

Uzun uzun yürümek isteyebilirsin..gelincikli kırlar,bir tepeye dogru hafifçe çıkmak,bir igde ağacını kokusuyla yavaşlamak,bir cevizin altında soluklanmak..güneşi takip etmek,veda ediyor bak,hanimellerinin kokusu sardı bile aksamı,aksam sefaları..arı viziltilari bitti,gücün bitsin,nefesin bitsin,yollar bitsin..annen yürüsün yanında,anne bakışına ihtiyacı olabilir cocuk gözlerinin..oğlun ağlarken anne sen yaşlanma diye,sen hala cocuk hissedebilirsin..yürürsün gücün biter,yollar bitti sanırsın,yürürsün açılırsın..öyle ki kalbin ve zihnin yürürken çalışıyor sanırsın,cunku böyle öğrendin sabretmeyi,ve dahi şükretmeyi,hatta ogrenememissin...
Sevdiğin yüzün zihnindeki bir cok görüntüsünü birlestirmekten yorulmuş olabilirsin.o gizemli küçük eve sen gidemiyor olabilirsin,sevdiğinin dilinden gönül şifan mesneviyi dinleyemiyor olabilirsin,sesini kokusunu özlüyor olabilirsin,dostlarından ayrı hedefini şaşırmış oka donmuş de olabilirsin..müzik resim koku siir rüzgar,hepsi aleyhinde çalışabilir aldırma,istegini erteleyebilen Ömer den nasip alıyor unutma...
Yok...simdi burda durmalisin..kalbinin tum isteklerini,zevklerini,özlemlerini bir noktaya toplayıp,kalbini yoklamalisin,tam solunda evet,kendini yeniden konumlandirmalisin,bağrına bir tas basar gibi dönüp Hacerul Esved'e,tum hislerinin,sevginin özlemin korkunun zevkin şüphenin heyecanın kiskanmanin gıptanın üstüne bismillahi Allahu ekber demelisin,değil mı ki Allah her "şey" den büyük..ve sen yeniden baslamaktasin yeniden O'nun adiyla..
Simdi yurumeye basla.yoo sakin alip basini gitme,her adimda merkeze uzakligini kontrol etmelisin,tam yedi kez,sonsuz kez DÖNMELISIN,sen ve sevdiklerin Allah in yeryuzundeki sembolunun cekim alanina girmelisin..kolay mi bir seyin cekim alanina girmek,yardim istemelisin,
Allahumme uridu eltavafe,fe yessirhali,ve tegabbel minni...
Unutma sen buraya bir daireyi tamamlamak icin gonderildin,hudutsuzca sukret ki sen kurtarilarak,lutfen,meccanen gonderildin..bilmiyorum ki aslında niçin gonderildin,belki de sadece,nerede oldugunu idrak edince " subhanallah bir hayalin icinde miyim.."demek için...
Ve büyü,su cümleyi söylemek sadece 7 yaşındaki kızında sirin duruyor:
"Kabeye gelince Allahım patenim olmasa da olur diyorum,eve gelince Allahım nolur patenim olsun"

19 Haziran 2011 Pazar

Stockholm Sendromu ve Ruh Askısı


      Ruh ve nefsin ilişkisi ne uzun soluklu..Cennette başlıyor,en korunaklı yerde,hepi topu bir yasak,sınırsızın içinde bir sınır..Ruhun yanında nefis..Ruh sonraya uzanan,geniş ve engin,öz..Nefis deniyle yetinen,dünyayla işi sığ,kabuk..Ve ikisi bir yerde,tüm zıtlıklar gibi,sahibi gidebilsin diye,engeli aşan ulaşsın diye..Musa ile Firavundan beri yerleşmişler her birimizin içine,kah Musa yız ruhumuzla,kah nefsimizle Firavun..Kendi krallığını kurup,'her şey'ini canının istediğine göre ayarlayan insan,kendi ' kendine yetebilen ' insanın,kendi kazanıp kendi yiyen,bugüne tırnaklarıyla kazıyarak gelen insanın,kendi doğrularını kıstas alıp 'eğitimini' buna göre sürdüregelen insanın mürebbisi kim olabilir ki,tabii ki KENDİSİ...Bunun sonu güç değil,özgüven değil,mutluluk değil,acı,saf acı...Yalnızlıklar içinde katıksız bir acı...Nefsin ruha çektirdiği acı..
        Peki kimiz biz?Ben dediğimiz şey ne,ruh mu can mı benlik mi nefis mi...Canımın istediği derken can mı istiyor gerçekten,ne istediğine bakılmalı o zaman,istenilen şeyin niceliğine,niteliğine,neliğine...Mensubiyetine...Ben kimim,neyim ben?Bayan,anne,öğretmen,öğrenci,evlat,seven,kul?,şık,asil,marjinal,vs.Ruhun otuz kuşunu nerelere salmışım,tefekkür,tezekkür,aşk,sevgi kanatları,kabiliyet kanatlarını kimin emrine vermişim?Ruh askısına neler getirmiş kuşlar,neler bırakmış ötelere uzanmak için yaratılmış kanatları,yoksa alçaklardan çer çöp toplamış,değersiz şeylere mi takılmış ...Seveceği kimseyi mi şaşırmış,düşüneceği şeyi mi,neyi önceleyeceğini mi,neyi öteleyeceğini mi...Çünkü ne varsa ruh askımda,ondan ibaretim.Kimi seviyorsam oyum,derdim neyse o..İstediğim neyse o..Onun için zühd var,takva var...
        İnsana kendinden çok acı çektirebilen yok onun için,kimse edemez bu kadar zulmü,bu Rabbinden,yüce olandan alıkoyuşu,bu boşverişi,bu gafleti kim kime nakış nakış işleyebilir ki?Hevasını ilah edineni gördün mü ayeti,bunu anlatmıyor mu,bu çelişkiyi...Kendi kendimize çektirdiğimiz acı..Ruhu nefse teslim edişimiz,sevdiğimiz şeyleri dünyaya ait zannedişimiz.Kendi kendimizi ilah edinişimiz.Çağrışım.Stockholm Sendromu...mu?...
        Kişinin kendisine eziyet eden kişiye olan bağımlılığına,sempati duymasına hatta aşık olmasına,ya da öyle zannetmesine stockholm sendromu deniyormuş,ben yeni öğrendim...Bu durum aslında kendine eziyet eden kişiye kendini şirin göstererek,istediğini yaparak, rahatını korumayı veya kendini tehlikeden korumayı amaçlayan bir tür savunma mekanizması...Yıllaar yıllar önce Stockholm de bir banka soygununda rehinenin soyguncuya aşık olmasıyla isimlenmiş..İlginç...Soyguncu ve rehin..Nefis ve Ruh..Hangisi hangisine teslim olsun,seçelim...

27 Şubat 2011 Pazar

Bu sabah..

Bu sabah güneş bir kez daha doğdu..Yağmurlar kim bilir kaçıncı kez düştü toprağa..Kaç pencereyi tıklattılar varıncaya kadar menzile..Bir insan ve bir gün karşı karşıyaydı yine,her gün yeni bir insan yeni bir günle karşılaşıyordu da bugün daha bir ayrı farkındalıktı insanınki..Beden farkındalığı,aza ve hak farkındalığı,uyku perisini rahat bırakmayan bir ilham perisi vardı ki,kalk,dışarı bak,bak her şey bunun için programlı,oğlanın bitmek bilmez rüyaları,kızın rüyaları,'hayat arkadaşı'nın ilginç uyanma melodisi,saatin tıkırtısı,yağmurun tıpırtısı..Yalnız başına uzak bir istikamet seçildi,makul bir kılıf giydirildi.Ekmek gibi,gazete gibi,simit gibi...Ama nasıl iyi geldi,hava gibi gök gibi,su gibi...

Ağaçlar galiba her günki gibi bambaşka süslüyorlardı sokakları.Böyle güzel dekor görmedim..Kimi bakla bakla yüz dökmüş,kimi top top gezegenleri asmış sanki dallarına,kiminde asılı kalpler bile gördüm,kiminde umutlanan tomurcuklar,kiminde inatla tutunup düşmeyen kuru yaprakcıklar,kiminde kupkuru dallar,göğe el açmış ne yüce dallar,en altta ama mutlu,üsttekine güç veren dallar,ondan ayrı değilim ki diyen dallar...Ağaçlar ve insanlar..Uzun zamandır küs olduğunu bile unutmuş eski dostlar gibiyiz..Bakışmıyoruz kaç gün kaç hafta belki mevsimdir...Oysa çocuklar ve ağaçlar,gençler ve ağaçlar,yaşlılar ve ağaçlar diye bile başlıklandırabileceğimiz ne çok dönemimizin yoldaşı arkadaşı,belki fıtri,belki ırsi...

Çocukken bir ağaçta yaşamak isterdim hep,sürekli olmasa da..Ağaçta bir ev..İlkokulda bir belediye başkanıyla görüşmüştük,çocuk kulübümüz için de ne hayaller kurmuştum bize ağaçtan bir ev verecek diye,ama onlar başka şeylerle meşguldüler.Kocaman arabalarda kocaman araç telefonlarıyla görüşmek gibi,bize bir lahmacun ısmarlayıp başlarından savdılar,olsun,ağaç içimde büyüdü benim,hiç tırmandım aslında ama içimde bir yerlerde galiba bir merdiven var,bazen çıktığım bazen düşüp dizlerimi kanattığım..Ve şimdi çocuklarım hayal kuruyorlar,benden hiç duymadan,dedelerine söylüyorlar,bize dut ağacının üstüne bir ev yapar mısın?Yapacakmış...

Ama bu sabah...Bu kadar ağaç gördükten sonra bir yer gördüm,gösterdim.Bir düş,ortak demek ki..Tam da bugüne uygun bir cümle sonra...

25 Şubat 2011 Cuma

Görmek ve Bakmak

         Yıllarca görmenin bilinç farkıyla bakmaya üstün olduğunu düşündüm.Üniversite birinci sınıfta bir hocamızın bakmakla görmek arasındaki fark nedir sorusunu yanıtlayana kadar..Tartışma ilginç bir yere gelmişti.Gözün görmesi,açık olduğu müddetçe mukadderdi,asıl bakmak fark etmek isteyen,bilinçli bir eylemdi..Öyle ya insan gözünü çevirdiği alanda bir çok nesne 'gör'ebilirken,yalnızca birine bile isteye 'bak'abilirdi..'Bak'tığı şeyin mahiyetini ''gör''mek,le ise bir daire çiziyor yine göz ve beyin...Aşka giden yol,anlayabildiğim..Göz kalbe gözlük mesabesindeyse eğer,ki öyle,bakan kim gören kim..Bakılan kim,görülen kim...
      
         Raina ve unzurna...İki kelime,görmek ve bakmak gibi...Görmeye ve bakmaya değil,görülmeye ve bakılmaya talep bildiren..Biri yasaklanan,biri öğütlenen..Alemlerin Rabbine Raina demeyin,unzurna deyin dedirten...
      
         Raina riayet istiyor,unzurna nezaret..Biri ham biri olgun gözetilmek sanki,biri bencil,biri aşık,biri kaba,biri      edepli...Aşık hali istiyor sanki ayet,aşık bir bakış açısı,aşık bir anlayış ve aşık bir istek.Bencilliklerinden,kabalıklarından arınmış..Her türlü sıkıntıdan ve fedakarlıktan her sebebi kendinden kaldırıp başkasına yıkan güdülme anlayışından,canını bir 'nazar' a feda edebilecek bir 'bakış' açısı istiyor sanki..
Aşık riayet ister mi,nezaret ister...Ve ancak nezaret isteyen,bir nazara razı bekleyen kulak verir ve dinler,riayet isteyen söylemededir,derdi dinlenmededir...Rabbin raina demeyin unzurna deyin ve dinleyin demesi gönlüme hatırat ve kelimeler düşürmededir..Farkedilmeyi,'gör'ülmeyi istemek,olaylardan el etek çekip bana ne yapacağımı söyleyin,deyip kalbin hilafıyla gün gece tüketmek hep rainaya dahildir.Unzurna ise bambaşka bir iklimdir.Simsiyah bir çift gözü hayal etmededir,nice kahverengi gözlerde,gözüne gözünün izi değmiştir diye göz göz etmektir görmeleri...

         Taşlar,kalpler ve kelimeler...Bakara nın bendeki izdüşüm.Kelimeyi değiştirmekle değişir mi kalpler,değişir elbet..Bozunca kelimeleri bozulmadı mı İsrailoğulları nın kalpleri de..Ya da kalp bozulunca bozuldu kelimeler de.İşte bana yeni bir daire..Kalp ve kelime..Göz gözlüğüyse kalbin,söz ne?İnsanın derisi mesabesinde bir elbise..Rabb,dili terbiyeyle kalbi ve 'bakış'ı da terbiye ediyor.Hıtta deyin,unzurna deyin,''de ki'' diyor kerelerce..Ve düşünen kalp ne hisseler buluyor kendine...

         Unzurna..Nazarının ve nezaretinin hayali ve duasıyla...

8 Şubat 2011 Salı

Yumurta-Süt-Bal


Ne kadar kolay yazılıverdiler arka arkaya..Ne ağır anlattılar halbuki kendilerini insana.Kilitli kapılar açıldı içerlerden,tozlu sandıklar,sebeplerin soyut dili kocaman sembollerle avuçlarımıza döküldü.Çok uzun zamandır,sinema izlememiş,aksiyon,yükses ses ve animasyondan hiçbir zaman hazzetmemiş biri olarak,üç film de güzel bir kitap yolculuğu tadını verdi.Kainatın sesi,rengi,insana anlatmaya çalıştıkları vardı.Yer gök konuştu bol bol,ama insan sustu..Sustukça kaybolmazdı böylesi belki,sanki kulağını da  böylesi tıkamasaydı..

Yumurta..Sonucun vehameti böyle gösterilebilirdi ancak.Sondan başlamak Yusuf üçlemesi için iyi bir fikir miydi,dairenin tamamlanması için,sahnelerin oturması için evet,ama ya insan psikolojisi?Yıkık bir adam karşımızda,hem de bir önceki yaş yazısından sonra,40 yaşıyla ve hep sıfırda,hep yenik bir adam..Kümeste gezinen koca elleri hayatını arıyor gibi,yumurta ararken,gidişi,dönüşü,yemek yiyişi,pantolonu,gömleği...Evdeki kız,hayata bakışı,taşra saflığında umutları,açılmamış bir diş fırçasıyla sunduğu,verdiği terliklerle bütünleşen kendince beklentileri..Kurban,taziye,kendinden habersiz hediyeler..İnsanı böyle vefasızlaştıran neydi,böyle kendine duyarsızlaştıran..Ve kararması hayatın,en çok yıktığında yere sebepler ille kocaman bir köpek,kendi kendine yenikliği insanın,ille gece yarısı,ağlayabilmek,çözülebilmek,dönebilmek...

Süt..Fıtrata döndüren,beyaz,temizleyen,içten dışa dıştan içe akan,akıtan..Süte okunan dua,ille yazı,şifaya vurgu yapan..Vurucu bir sahneyle başladı,bunca susan insan resminde,ağızdan bir yılan çıktı,kadın,tüm düğümleri atandı,ve sıkışıp kalandı..Ve yılan genç Yusuf un yanında yöresinde dolandı hep,bir kayıp aşk vardı Yumurta da,adı Gül,kayıp kaldı,gençlikte de bulunamadı,çok yara aldı bir genç,çok yaralı yol aldı.Hayvanların dili,köpek ve yılandan sonra iyice anlam kazandı.Yusuf un balığı sarılarak öldürüşü ve annesine sunuşunda umut aradık,gerçek rüya birbirine karıştı,anne ve günah,beyaz ve siyah.. Yusuf,tutunamadı yazarak bile,okunmadı kalbi,hiç kimsece,mecbur kaldı,hayata başındaki maden feneriyle bakmaya,gözlerimizi almaya...Yaralandık.

Bal..Babayla kurulan bağ,kısık bir sesin pamuk ipliğine döndüğü yer,dipsiz derin bir orman,boş kovanlar,içten ezber dışardan tutuk bir sessizlik okuma..Okul kabus,Yusuf  7 yaşında.Fanustan görünen hep bir geç kalmışlık,aynı gömlek,aynı pantolon,bir sır rüya..Tamamlanan kareler,beyaz başörtülü nineler,bardakta süt,miraç,suyun yüzünden yakalanan dolunay...Yakup kayıp,annenin bildiği hayat yemek yapmak,susmak.Öğretmeninki ise kurdele takmak..Yusuf ormanın koynunda,uyuyan bir çaresizlik..Boş kovanlar ve bal...

İnsan bir kitabı bitirince,bir filmi izleyince ya da bir yolculuğu tamamlamalı,bir yere gitmeli,ama dönmeli,dönebilmeli,hayat bu döngüyle mümkün ancak.Gittiğin yerde kalmanın,kuyularda boğulmanın,sorunu tanımlamanın,ilaç bulunmuyorsa faydası yok.İnsanı çözmüş bu üçleme,en derinlerine inmiş.Çok tatmin görüntü ve seslerle sunulmuş hayat,katıksız..Anne yaşarken kayıp,baba ararken,aranırken,ve bunca bütünleşirken baba oğul..Babanın adı Yakup,oğlun adı Yusuf ken hem,kuyuda bırakmamalıydı yüreğimizi sanki.,Gökyüzünde ay hep asılıydı,o derin ormanda küçücük Yusuf un yüreğini okşamaz mı rüzgar,dili sessiz şiir olmuş delikanlı Yusuf a gülümsemez mi ay?Bir sebep,sebeplerin sebebinden yetişmez miydi?Hayatın kuralı bu değil miydi?Mahsun bırakıldığı her yer basamak olarak dönmez miydi önüne?Kuyuya ya bir ses ya bir nefes yetişmez miydi?Zeze nin portakal ağacı,Portuga sı gibi biri,Yusuf un gördüğü burhan gibi babasının hayali, hiç değilse,Yusuf a bir okşayan bir bakış da değemez miydi,hiç olmazsa şu ormandaki çiçeklerden?Yumurtadaki ağlayış,eve dönüşten,son lokmaların hızı ve peyniri kabul edişten kıpırdandı içim,belli belirsiz bir son da olsa..Yoksa çok mu umutlu/suz biriyim ben?

6 Şubat 2011 Pazar

Yaş Yazısı

        Ne kadar yaş var gözünde akabilecek daha,derinlerde...
        Ne kadar yaş var önünde yaşanabilecek,kaderde...
        Ne kadarını öğrenir insan yaşamanın tavsiyeyle..
        Ne kadar güzel olur yaptığım yaş pasta sakın kıvamını kaçırma tavsiyesini iyice dinlediğimde..
        Ne kadar yürüyebilir bir genç yaş tahtaya basmadan,ıslak,kaygan zeminde...
        Yaş ilerledikçe farklı bir renge bürünüyor insan..Sıbgatullah her dem ayrı bir renk olabilir diyor İbrahim Canan.Bir gün ergenlikteki isyan halinin hikmetinin her şeye karşı çıkarak,tek başına Allah ı bulma imkanı olduğunu söylemişti Can...Beyaz-siyah-beyazla buluyor insan belki kendini.Çocukluk,gençlik,ihtiyarlıkla.Daire tamamlıyor.Ve sonra inşallah renksizliği..Hayatın bir yerine artık bir şekilde oturmuş,fırtınaları dinmiş,çoluk çocuğuyla artık mavi yeşil bir renk tutturmuş birinin,hayatının en fırtınalı yerindeki mavi siyah tonlardaki birine,bu renk kötü,ne çektim çıkana kadar,zıpla bu tarafa gel demesi ne kadar doğru...
        Yaşlanıyorum/z.Her an bir an daha biriktiriyoruz heybemizde.Dilimizde yaşlanmakla ihtiyarlamak eş anlamlı olarak kullanılıyor.Halbuki değil..Yaş aldıkça yaşlanılıyor,yaşayıp çok seçenek arasından doğruyu seçebilene ihtiyar deniyor.İhtiyarlamak için yaşamak,yaşayarak öğrenmek,yaşamını okumak,nasihat dinlemek,tecrübe edinmek şart...Kemal yaşı var Kur anda,peygamberlere bile kitap 40 yaşında veriliyor.Kitapta en güzel bilgi verildiği halde,yaşam tecrübesinden geçiyor insan...En büyük dersi yaşamak veriyor..
        Yanlış yapıyorum.Sorulmadan söylediğim her cümleyle.Ablalık ve öğretmenlik ve dolayısıyla bilgelik yaptığım herkesten özür dilerimmmm...Valla kötü bir niyetim yoktu,düştüğüm yere düşmesinler istedim,halbuki düşmeden anlaşılmaz...Bir de düşme anısı...İlkokul 2 ya da 3. sınıftayım.Üzerimde mavi mantom,kırmızı atkım,robot gibi giydirmiş annem.Güzel zamanlar,sokaktaki tüm çocuklar el ele verip okula yürüyerek gidiyoruz.Yolda siyah bir sıvı görüyorum,çocuklardan ayrılıp,sırf ne olacak diye o kaygan siyah sıvının üstüne basıyorum,tabii ki sonradan kamyon yağı olduğunu öğrendiğim şeye resmen bulanıyorum.Ağlayarak anneme koşuyorum,annem teselli veriyor,üzülme kızım çamurdur yıkarız çıkar.Arkadaşımın abisi sesleniyor,teyzee babamın da gömleği olmuştu,gaz yağıyla yıka,çıkmaz!!Annem artık kızdı,ne diye gidip basarsın bilmediğin yerlere...Bu merak...Sonra gençlik dönemi hep bir hüzün fırtınasıyla geçti.Yazdığım yazılar okul dergisinde çıkmakla beraber,ailem,acılarım araştırıldı,öyle bir şey bulunamadı.Sevdim ben hüznü,hep hüzünlenecek bir şey oldu hayatımda,gerekli gereksiz...Oldu,zamanla ayıklandı,gereklisi,gereksizi birazcık da olsa...Oluyor demek ki..Yaşanıyor her tonu hayatın ille fıtrata göre,kimi yaz gibi kimi kış insanların,kimi bahar...Ve her birinin renkleri farklı...Her yaş rengarenk..Her yaş güzel...Her yaş bir tünel...

1 Şubat 2011 Salı

Çoktan Seçmeli

İçinden başlık cümle çıkaramadığım kelimeler denizindeyim.Her şey çok berrak,berrak olduğu kadar kategorize etmek zor.Yine de bugün,Rabbin dilini ve dilsizliğini anlayan arkadaşlar lütfetmesine şükürle güzel biten bir günün ardından,içimden dökülen:

Denizdeysem fener sözlerin,karadaysam iki kaşımın arasında mahya...
Bende görünen ne varsa,senden,lütfen damlamakta....

Kelam denizine atılan oltaya takılan en önemli avlardan bu hafta neler var...
İç dehlizler,ümitsizlikler,girilip çıkılamayan dipsiz kuyular ve bunlar karşısında insanın biçareliği,yardıma muhtaçlığı,himmet dilenciliği..Hele de fıtrat vesveseye temayüllü ise...Boğulacağın kuyunun dibini görme,bir büyüğünden seni çıkarması için yardım iste,dilinde örtülme isteği,istiğfar,elin daima göğe açık olsun,bunun için önce boyunu bil,niceliğini ve niteliğini,kendini tanı...Kendi dışındaki güzelliği takdir et,seninkinden başka olan hizmete duayla katıl,bulunduğun yerin en küçüğü bil kendini ki,elini tutan olsun,küçükler sevimli olur....Allah ın fazlından verip nasip ettiğini sakın ola kıskanma..(Bakara 89)El hak,de.Hak yerini buldu de,sana selef olana...
Üstün gördüğün yerlerin mi var,kabiliyetler,istidatlar,dikkat et kılıflı olan yerler oralar,alelade sıradan bir insanın diyene biçilen,kendine görünmez ne güzel elbiseler var...

Sonra oltaya takılan büyük kelam.Hayat var.Yanındaki bilgiyi tasdik edici yeni bilgiden başka nedir hayat..(musaddigan lima meahüm)Küçücük damlayı derya yapan kendindeki gerçeği büyüğüyle büyütmek,kendini ummana dahil etmek değil mi...

Hakkı hak bilip ona uyma,batılı batıl bilip ondan kaçınma duası ummana varmak için var...
Dileyen ummana varan bir yol tutsun...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...