ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

ruhsal bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruhsal bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2014 Pazartesi

Gözünü kapa...

Çek perdelerini
beden penceresinin.
Gözünü kapa
Yürü içinin içindeki
En derin
En karanlık odaya
Noktayı suveydaya
Safere sefere sifirlanmaya
Ölümün sarılığına
Yolun sarp dağ kaya
Yılma, gözünü kapa
Bir mektup yazdırır belki Ahrar
En kapanmaz yarana
Belki bir küçük not Mevlâna
"Incı kadar yaran vardı yavrum
Göl ettin göl ettin göl ettin. "
Belki bir şehre varır Şeyh in önüne oturursun
Perde nin ardında O sen olur
Gide gide sen O olursun
Gözünü kapa evladım
Gözünü yum...
Bir an önce kendinden kurtul...

Hoca ya hürmet özlem..Akşam sohbetlerine, guvercinli odaya, güvercin kanatlarina..odada kaynayan çaya, Konya gevregine, odadaki küçük çerçeveli çerçevesiz resimlere, kitaplara. ...

27 Kasım 2011 Pazar

Bugün bu iyi gitti

Seni seviyorum
Ama deli gibi değil
Gayet aklı başında olarak seviyorum seni...

Sabahattin Ali

20 Kasım 2011 Pazar

Kelimeler kelimeler...

       



          Aşk başlı başına sabır olabilir mi,O' na 'hüve hüve' kavuşmak çok zor olduğuna göre,aşık uzağa alışkın,sevgili her şeyden aşkın olduğuna göre...Sabır bir dağın başına çıkıp yapayalnız oturmaksa,aşık bir dağbaşı yalnızlığı yaşayan değil mi?Çöllerde susuz bekleyen,suyu içinde gizleyen kaktüsün ismi 'sabur' ise,aşık sabur değil mi?Bir kabın içini doldurup ağzını kapatmaksa sabır,lügatlarda yazdığı gibi,içi dolup dolup taşan aşık sabırlı değil mi?

          Şimdi bir dağ başı yalnızlığı düşsün hayalimize,bir türkü ezgisi seslendiriyor,tüm hislerin tasdik ettiğini;

Telli turnam sökün gelir,
İnci mercan yükün gelir,
Elvan elvan kokun gelir,
Yar oturmuş yele karşı....


           Gök sonsuz bir kubbe üstümüzde,turnalar ümidimiz...Deniz içimiz,göğe inat... İnci mercan, birikmişliklerimiz....Ve bir koku sarar etrafımızı,ille rüzgarla taşınan ve ruhumuzu saran,ve sevgilinin ruhundan buram buram yayılan ille,Allah tan insana akan,insandan insana...Mutlu eden hem,barındıran...Koku,rüzgar ve ruh...Arapçasıyla,rıyh,rayiha ve ruh...Aynı kökten...Naif,hafif,zarif,aşka dair....Ortamı değiştiriveren kudretli,kuvvetli,müthiş,aşka dair...

           Şimdi elvan elvan kokuya ,O'nun nefesi olan rüzgarlara ,ve üflemiş olduğu Ruh a hayran olan,bu gaib izler etrafında O'nu arayıp duran,ve ruhunu teslim edene kadar sabreden değil midir aşık?

            Ve biz modern zamanların dağ başı yalnızları,biz, izleri aramakla mükellef değil miyiz?İçimize düşen izleri belki google dan bularak dua etmeye sarılmaktan,belki niyet edip bir kapıda öylece durmaktan,içerden gelen kokuyu içimize çekmekten başka çaremiz var mı?

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dönmek

Yolculuk bitti,evimize döndük.Her yolculukta not tutulmalı,sonra dönüp bakılmalı,esas yola  ve yolculuğa dair kalıcı ipuçları elde etmek için.Şu eski notları iyi ki yazmışım.Her yolculuğun en güzel tarafı dönüşü mesela ,bir kenara yazılmalı..Neden dönmek istememek üzerine çok düşün demişim acaba:)belki diğer şartlara riayet edince,yolculuk yolculuğa benzemiştir de dönmek kolay olmuştur.Allah nasip etti de,sünnete uygun olsun diye perşembe sabah namazıyla yola çıktık.Bavul benim için oldukça düzenliydi:)önce H.Bayram ı veliye uğradık,baba eli öper gibi,yolda çocukların seslerini dinledikçe büyüdüklerini farkettik,sesleri de büyüktü çünkü:)ilk yol ziyaretimiz Darendede Somuncu Babaydı.Nice kurak,yüksek,üzerinden kayalar yuvarlanan,yol kapatan dağlardan sonra,yeşilli,balıklı,şelaleli,huzurlu serindi,Somuncu Babanın ocağı,yol boyunca,kitap dolayısıyla hz.Meryem azıktı,arkadaşlarım,kardeşlerim isim cisim hep yanımdaydı.Hatta dönerken başka yoldan döndük de Sivas evliyalarını ziyaret ettik,arkadaş ve kardeşler için Kızlar Tekkesini bulduk bir de:)
Malatya da kimseyi ziyaret edemedik neredeyse,ziyaret için içteki ziyayı kaybetmemek gerekiyormuş anladık.
Yaşlılığımız üzerine düşündüysek de duadan başka çare yok,duayıda O ndan istedik.
Ye dua et sev demişim önce,değiştiriyorum,dua et,sev,yemeyiver:)
Mesnevi yanımızdaydı şükür,daraldıkça danıştık,çocuk psikolojisi üzerine Adem güneşi dengeleyecek bir tarza ihtiyaç vardı bulundu,okundu,3 adet şiir kitabıyla birlikte:)
Başka bir şehir üzerine düşündük,burda ne işimiz var diye şaşırdık:)Kah ağladık,kah kızdık,kah tebessüm ettik.
Özledik...Döndük...

Dönmek lazımdı.Yol kapandığı anda huzurla başka yoldan devam etmek lazımdı,akmak..Bir doğru parçası gibi olamazdı hayat,kıblenin de anlattığı,bakarayla...Her neredeysen yönünü O na dönmek...Tabi odadan odaya geçince kıbleyi şaşıran ben için zor dönmek doğru yöne...Cüsse büyük olunca da zor dönülüyor bir de,ben in altına yazdığım her şey,zevk beğeni,hoşlanmama vs.büyütüyor cüsseyi,dön dönebilirsen sonra,onun için ayetlerde kıblenin tam karşısında heva...Son tefsirlerden en çok içime düşen kelimeyse şüheda,ama yazıya çıkmıyor,göründüğü kadar gizli galiba....

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yolculuk

           Sadece uzun ince bir yolda olduğunu yeniden ve içsel bir biçimde hatırlamak için bile ihtiyacı var insanın yolculuğa.İslamın şartlarının içinde yoluna güç yetirip,yorgun binekler üzerinde dünyanın merkezine yolculuk emri olması da dikkate değer.Şükür ki bu yolla yol gidiyor hiç bir yere yol bulamayan en ücra köşelerdeki dedeler,nineler...Hac,umre,evliya ziyareti,sıla i rahim,ana baba,akraba ziyareti,bayram,tebrik isimleri kondukça anlamı daha da artan birşey yolculuk.Zahmeti ve rahmeti içinde barındıran.Yol gittikçe içindeki düğümler açılıyor sanki insanın,hiç ulaşamadığı bir yerlerine gidiyor yüreğinde.Kuru çayırların, ovaların, vadilerin, dağların, uçurumların, ormanların içteki izdüşümü ise bambaşka.Yol,ortaya çıkaran bir bakıma,arkadaşın yolculukta anlaşılması ondan,kendini de tanımanın bir yolu olamaz mı?Ne de olsa insan en çok kendine yabancı.Havanın suyun değişmesiyle değişmek,alıştığın düzeni terk etmek,nefsini zorda denemek değil mi,'canının istediğini' istediğince yürürlüğe koyamamak misafirlik,hatta namazda bile seferilik...Yol gitmek, yön tayin etmekle oluyor önce, yoksa adı yolculuk değil,kayboluş..Hazerde ve seferde diyordu tefsir şatrel mescidi haram tefsirinde,nereden çıkarsan yönünü mescidi haram tarafına dön,O na dön.Hz. İbrahim in milletindensen nereye gitsen,ben Rabbime gidiyorum de...Efendimizin omuzlarını tuttuğu sahabi,bu dünyada bir yolcu gibi ol dediği,gidiş yönü belli,rehber belli...Yolculuğun yönünü hiç olmazsa niyetle doğrultmak lazım,ki oraya doğru bir yolculuk da nasip olsun inşallah...Bu yıl da gidemedik....

Yarın yolculuk görününce bize,eski yolculuk notlarıma bakayım dedim.Ciddi bir yolculuk kitabı okumuş gibi hissettim,bazı maddeler hakikatten zor vesselam,ama ibret diye okutan Sahip,uygulatır da inşallah...Selametle,hürmetle...
 Ne güzel söz,
Yolcu yolunda gerek.................

19 Haziran 2011 Pazar

Stockholm Sendromu ve Ruh Askısı


      Ruh ve nefsin ilişkisi ne uzun soluklu..Cennette başlıyor,en korunaklı yerde,hepi topu bir yasak,sınırsızın içinde bir sınır..Ruhun yanında nefis..Ruh sonraya uzanan,geniş ve engin,öz..Nefis deniyle yetinen,dünyayla işi sığ,kabuk..Ve ikisi bir yerde,tüm zıtlıklar gibi,sahibi gidebilsin diye,engeli aşan ulaşsın diye..Musa ile Firavundan beri yerleşmişler her birimizin içine,kah Musa yız ruhumuzla,kah nefsimizle Firavun..Kendi krallığını kurup,'her şey'ini canının istediğine göre ayarlayan insan,kendi ' kendine yetebilen ' insanın,kendi kazanıp kendi yiyen,bugüne tırnaklarıyla kazıyarak gelen insanın,kendi doğrularını kıstas alıp 'eğitimini' buna göre sürdüregelen insanın mürebbisi kim olabilir ki,tabii ki KENDİSİ...Bunun sonu güç değil,özgüven değil,mutluluk değil,acı,saf acı...Yalnızlıklar içinde katıksız bir acı...Nefsin ruha çektirdiği acı..
        Peki kimiz biz?Ben dediğimiz şey ne,ruh mu can mı benlik mi nefis mi...Canımın istediği derken can mı istiyor gerçekten,ne istediğine bakılmalı o zaman,istenilen şeyin niceliğine,niteliğine,neliğine...Mensubiyetine...Ben kimim,neyim ben?Bayan,anne,öğretmen,öğrenci,evlat,seven,kul?,şık,asil,marjinal,vs.Ruhun otuz kuşunu nerelere salmışım,tefekkür,tezekkür,aşk,sevgi kanatları,kabiliyet kanatlarını kimin emrine vermişim?Ruh askısına neler getirmiş kuşlar,neler bırakmış ötelere uzanmak için yaratılmış kanatları,yoksa alçaklardan çer çöp toplamış,değersiz şeylere mi takılmış ...Seveceği kimseyi mi şaşırmış,düşüneceği şeyi mi,neyi önceleyeceğini mi,neyi öteleyeceğini mi...Çünkü ne varsa ruh askımda,ondan ibaretim.Kimi seviyorsam oyum,derdim neyse o..İstediğim neyse o..Onun için zühd var,takva var...
        İnsana kendinden çok acı çektirebilen yok onun için,kimse edemez bu kadar zulmü,bu Rabbinden,yüce olandan alıkoyuşu,bu boşverişi,bu gafleti kim kime nakış nakış işleyebilir ki?Hevasını ilah edineni gördün mü ayeti,bunu anlatmıyor mu,bu çelişkiyi...Kendi kendimize çektirdiğimiz acı..Ruhu nefse teslim edişimiz,sevdiğimiz şeyleri dünyaya ait zannedişimiz.Kendi kendimizi ilah edinişimiz.Çağrışım.Stockholm Sendromu...mu?...
        Kişinin kendisine eziyet eden kişiye olan bağımlılığına,sempati duymasına hatta aşık olmasına,ya da öyle zannetmesine stockholm sendromu deniyormuş,ben yeni öğrendim...Bu durum aslında kendine eziyet eden kişiye kendini şirin göstererek,istediğini yaparak, rahatını korumayı veya kendini tehlikeden korumayı amaçlayan bir tür savunma mekanizması...Yıllaar yıllar önce Stockholm de bir banka soygununda rehinenin soyguncuya aşık olmasıyla isimlenmiş..İlginç...Soyguncu ve rehin..Nefis ve Ruh..Hangisi hangisine teslim olsun,seçelim...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...