ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2014 Cuma

Sivri

Bu günlerde onunla sivrisinekten başka bişey konusmamamizin sebebi belki de sivrisinekten başka bir sorunumuzun olmadığına inanmak istememizdi. Belki de sorunlarımızın sivrisinek kadar küçük olduğunun altını çiziyorduk. Aslında buna yer yer diyalog çoğunlukla monolog bile diyebiliriz çünkü bazen kendimi Truman showdaymisim da sineksavarmaddesaticilarindan biri hayatımıza reklam vermiş gibi hissediyorum.
Aslında sivrisinek hayatımı oldukça meşgul ediyor.Her gece ayrı bir hikmeti var mubaregin, çocukluğuma iniyor.Bir sıçramayla bambaşka yerlere götürüyor. .
Temizlenmiş ilaç sıkılmış kireç badana üzerine mavi boyanmış bir oda, uzun yaz ogleleri sinek ve arı sesleriyle köy kokusu çocukluk, gece kulağına seni isiracagim diye fisildayan gitgide içine batan,ege ya da akdeniz,erken gençlik donemi zorlama alternatif yaz tatilleri, sivrisinekle bile arkadaş olunan bir yarı deli yarı veli aşk dönemi, dervislige öykünme ..
Kesret de hikmete engelmis azizim, tek olsa hasbihal edecegin sivrisinegin coklukta seri katili oluyorsun...
Her gece bir cümle batırıp gidiyor içine sivrisinek..misal:
#Doyma hissin yok mu acaba senin?Ya benim??
#Hah yakaladım kusura bakma ama tostoparlak olmuşsun sivricim bu kadar yersen sonu bu..ah ki çok tamah sebebi mahv..
#Ellerimi ayaklarimi uyusturmussunuz ama sizden başkaca bi kuvvet kaldiramazmis seherde bu hantal beni, sagolunuz efendim..
#Siz bile her gün ayrı bir yere saklaniyorsunuz dusmandan korunmak için vay bana..
#Doğal alarm..
#Anlayana sazsin ey sivrim anlamayana az..
#Allah bir sivrisineği misal vermekten cekinmez...cc...
Her türlü batıyor acıtıyor uyusturuyor kasindiriyor..E sivri bişey sonuçta...

dedi Mekke'den biri..şimdi tam da burada nın sivrisinek mevsimi))

5 Mart 2014 Çarşamba

Yün yumağı

Insan iki türden olmaya meyillidir dedi bilge..yün yumağı ve testi..
Ve "muhakkak sizi birbirinizle sinayacagiz sabredenleri mujdele" ayetince carpisacak insan birbiriyle..
Sen yün yumağı ol diye ekledi.. yun yumagiyla carpisirsin ne ala..velev ki testiyle carpisirsan ne kırılır ne kirarsin..amma testi olursan, bir de testiye çarparsan işte o zaman kaza...

Niyet edelim Allah rızası icin yün yumağı olmaya..
Belki bir kuş alır minik gagasina taşır bizi uçmaklara...

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kale

Gunlerdir desem az..yıllardır düşünüyorum..nedir yollarimizi birlestiren ve ayıran..kiminin cevaplari belli belirsiz kalmış gittiginin farkına bile varmadan kimi acitmis kimi kanatmis gidenlerin..
Kimi bu derdin caresini kapısını kilitlemekte bulmuş kalbinin, kimi umursamaz olmuş, kimi acı cekmekte hala giderken ve kalırken..
Bir delili olmalı insanin demisim 4 yil önce, benceden başka..neden gittiğine ve neden kaldığına getireceği bir söz, söz ki kiymetlidir hayatın en önemli donemeclerine biz de yaziyla  imzayla değil, sözle girilir.Sehadet sözüyle islam oluruz, kabul ettim demekle evli..Otobuste yanıma oturan insan bile secildigine, hic birsey tesaduf olmadığına göre...
Bir muhkem kalesi olmalı insanın, seni görmüyorum duymuyorum dediğinde nedenini vicdanının selametle içine sindirebilecegi..Bir ayet dusmeli icine yol ayiriminda..
Neydi birarada tutan şey ikimizi
Birlestiren neydi ellerimizi, diyebiliriz mesela..innemel muminine ihvetun inananlar kardeştir cevabi olur..birbirinizi sevmedikce iman etmis olmazsiniz kalbinizin mihengi olur..

Siginacak muhkem bir kalesi olmalı insanın..Elif gibi bir yalnızlığa götürmek için kalenin içi O nunla dolu olmalı...

Derken bir muhkem kalenin kapısı açılır, yolu mutesabihlerle dolu olsa da..

"Ruhlar toplanmış cemaatler (gibidir). Onlardan birbiriyle (önceden) tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ayrılırlar."

Çünkü ayriliklarda sevdaya dair çünkü ayrilanlar da hala buluşma umidi taşımalı değil mi...bir ortak muhkem kalede..havzi kevserde?

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatımızın iyilestiricisi

4-5 yıllık döngüler halinde yaşadığımızı düşünüyorum..kurs gibi,level,merhale gibi..hazırlığı atlayanlar üstten ders alanlar olsa da,ben iki ileriyse bir geri gibi..olsun yolda olmak guzel,değil mı:)bundan önceki gorev yerimde cok net farketmiştim,Ozel hazırlanmış bir topluluğun icine resmen koymuştu Rabb beni,sonra aldı avuçlarına buraya koydu..sadece beni değil benden başka dokuz kisiyi daha ve hikayelerini.. 
Birbirimizin is arkadasıyiz komsusuyuz akrabasiyiz ,müdür muavini zümresi ne lazimsa osuyuz.Bazen ipler dolansa da bu yuzden cozmeye calisiyoruz biz kimiz ve niye bu ekipteyiz???Hepimizin başka hikayeleri var,başka acıları başka yaraları,başka ya da benzer amaçları...kimin yarası kanayiverse,digerinden pansuman gibi çıkan bir cümle var ama,kalbim altını çizip duruyor,biri digerinin elini yüzünü yıkıyor sanki,gecti hepsi diyor..yaşananlar bosa gitmedi..
-olsun bak buraya geymişsin,gelmişiz...
Bir sehir için kolay kurulmaz bir cümle bu,İstanbul a ,
Neden geldim istanbula
Takıldım kaldım avara
Simdi bin kere pişmanım
Gelmez olaydım 
Der de sair,diyemez Mekke ye...nerelerden gecmissin,ne cok acımış canin belki,ama bak buraya geldin...
Not:burada hayat  umreci ve hacilarinkinden farklı geçiyor..Allah galiba ibadete dönmüş bir hayat istiyor,sınırlı günde sınırsız ibadet yerine,hayatın icine sinmiş yaşayan ameller istiyor..nefis Cidde'yi ruh Medine'yi isterken Mekke muhteşem cekim gücüyle topluyor,gerekirse sıkıyor gerekirse acıyor hamdolsun..tokezliyorum sıkça,cekistirip duruyorum kendimi ordan oraya..
Ama olsun,buraya geldim ya....
Buraya,Mekke'ye hayatımızın iyilestiricisine...

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kas Gevşetici

           Gitmeli insan bir ıssızlığa, yanına üç değil hiç bir şey almadan dedi Nedim Hazar ,tamam dedim..Çiviler ve kesmeyen bıçaklar dedi Hilal,tamam dedim.Dücane Cündioğlu,kendi kelimelerinle tanımla dedi,Kafka nın gözlerine bak,yol ol,tamam dedim..
           Biri Milenayı kıskandı,sevilişini,ben Kafkaya imrendim..Aşık olmak kazandırır,her gün mektup yazmak maşukuna,zaten nal izlerinin ters istikameti gösterdiği şu aldatmacalı dünyada,kaybeden kazanır...İnsan aşık olduğu kişiyle evlenmeli mi bilemedim bugün nişanlı bir arkadaşımla konuşunca.Ahmet Muhtar Büyükçınar geldi aklıma.Aşık oluyordu da genç yaşında,bu aşk,içimde öylece kalsın bitmesin deyip,kendisine de aşık olmuş maşukunu bırakıp ilmin peşinde koşmaya devam ediyordu..Kafka da Milenayı ısrarla uzaktan seviyordu kanımca..

          Günlerdir sırtımda bir ağrıyı taşıyorum,içimde çırpınan bir kuşu,bir de üstümde sarı yapraklar sanki.Çay içiyorum bolca..İnliyor bir ses,mırıldanıyor acıyor kendine filan,şu hilalin videodaki hayvancağızın sesi gibi.Kalkıp buzdolabına baktım,sırtıma sürmek için bir ilaç buldum,elimin yetiştiği kadar sürdüm,sürdüm..Biraz sonra kızarmaya başladım,biraz alerji yaptı sanırım,evet her yeni durum için biraz alerjik bir bünyem var,alışkanlıklarıma sıkı sıkı bağlıyım bu yüzden,yani canımı acıtan o yerde,senelerce kalabilirim...Ama ağrı hafifledi.Bu kadar mıydı yani..Bir de karşı komşuma sormayı düşünüyorum nasıl bu kadar normal bir hayat sürebildiğini...Normal bir hayat yaşama konusunda çok beceriksiz hissediyorum kendimi..Onu da İbrahim Tenekeci abi söylesin,
''yükseklik korkusu olan bir kuş gibi yaşamak hayatı'' benimkisi...Ama kararım şu,insan varsa eğer aşık olduğu biri onunla evlenmeli,daha aşk dağında çıkacak çok yol var belli ki...Doruğu hedeflemeli,eteklerde piknik yapma hayaliyle ömür bitmemeli,bir de unutmamalı psikolojik sebepleri sıralarken kas gevşeticiyi...

7 Ocak 2012 Cumartesi

Jangumun Rüyaları ve Çocuklu Olmak

           Bugün beni mazur görün,toparlayamadım kelimeleri ama her cumartesi olduğu gibi içimden bir kuş havalanmakta,pencereleri açılmış kalbimin,Rabbe ne kadar müteşekkirim...
           Size de oluyordur,bazen insan tüm rollerini unutuyor,eş,kardeş,öğretmen,personel,arkadaş,gelin,elti,hatta anne olduğunu,öyle çok uzun değil,anlık bişey belki,ya da daha uzun dönemli,üzerimde ne vardı,araba nerdeydi,çocuğu aldım mı,ödevi verdim mi,mantom nerde,aaa yanıma aldığım kitap tefsir değilmiş.Nagihan,yüzün tükenmez kalem olmuş,not tutarken!!uyarılarıyla kendine gelmek,okuldaki görevli hanımın çekinerek hocam,benim mantomu siz mi giydiniz,iki gündür aradım da bulamadım diyince fark etmek ne giydiğini,yada sizinle konuşsun diye beklediğiniz biri,çocukların bekliyordur senin acelen var sonra konuşalım dediğinde çıkman gerektiğini hatırlamak,şaşkın ama güzel bir hal,tamam son kısımlar bunaltıcı ve doz aşımı olabilir,annem bu kadarı da fazla diyor,müslüman biraz temkinli olur..
Ama eve mutlu mesut gelmek,çocukların yanaklarına farklı bir öpücük kondurmak..Yazıları okurken,çoluk çocuk aile yönünü vurgulamak...Rabia'nın sanal tavsiyesiyle Şu siteyi ekledim listeme,evli ve çocuklu oluşuma destek versin,hatırlatsın diye,amatörce biraz ama iyi geldi...
       Ve çizgi film izlemek... Ki çocukluğunda bile çizgi film izlememiş de olsanız,genç kızlık döneminde Candy,judy ve uzunbacak izlemiş biri olarak yıllar sonra çizgi filmlerden medet umabilirsiniz,bir kızınız ve oğlunuz varsa,ya da yoksa,içinizdeki çocuk yaşıyorsa,ve ille bişey seyredecekseniz yani,yoksa böyle malayani şeylerle vaktinizi almak istemem:))kızların kız olmaktan,erkeklerin erkek olmaktan mutlu olduğu,kızların yemek yapıp erkeklerin savaşmayı öğrendiği ve yaptığı şeyin içine ruh katanların ''kendi içinde'' mutlu olduğu,hayatın her zaman güllük gülistanlık olmadığını,kötü de olmadığını sıkı yönetimde bile nefes alındığını,''yemek''in önemini anlatan,tabi ki aşk,kıskançlık,dostluk,ihanet vs.vs..nin serpiştirildiği jangumun rüyalarını izleyin...Yemek ayetlerinin üstüne geldi bu çizgi film,replikleri yazabilseydim,iyi geldi işte o kadar diyeyim...

9 Aralık 2011 Cuma

Bırak soğusun...

Sınanmadayız ya...Hani herşey aynı tonda yaşanmıyor ya onun için...Gece gündüz,karanlık aydınlık birbirini izliyor,mevsimler dört seyir geçirirken ay bir ayda bir kemali iki zevali yaşıyor...

İnsan insanla sınanıyor en çok..E tesbiruuun ayeti bizi zorluyor.Kalabalıklar gittikçe zora sokuyor kendiliğimizi..Ama çaresiz beraberiz,birlikteyiz,istediğimizi alıp istemediğimizi yanımızdan uzaklaştıracak durumda değiliz,en zıddımızla yan yana getiriliyoruz çoğu kez..Ve ipler her zaman sapasağlam kurulamıyor..Kopmaya yön tutuyor kimi pamuk iplikleri...

Kızıyorum kendime...Sorunsuz bir hayat istiyorum galiba,kimse kimseyi kırmasın,empati tavan yapsın,açıkça konuşmanın zararı olmasın,dobralığın tanımı yeniden yapılsın...Kopuyor zannettiğim ipin kopma korkusuyla sarılıyorum iki ucu birleştirmeye,olmuyor tabi,ya yeterince uzun değilse,ya diğer ipin sahibi ipini kontrol etmek istiyorsa..Belki öylece beklemek istiyorsa..Yok bırakmıyorum,açıklıyorum,üzülüyorum,boğazımda bir yumruk,yutkunamıyorum,başımda tamirci şapkası,onarmaya çalışıyorum..Ve işler sarpasarıyor,kalpleri tamir eden Allah düzeltene kadar..Her şeyin bir düzeni var,kainatın düzenini koyanın kanunlarının aynı formüllerle işlediği..Düzeni koyana çok seslenmek lazım,O nu çok çağırmak..Kalbi sahibine teslim etmek..Bir de güzel kalplilerden dua almak..Sihir gibi birşey...Bir rüya..Biraz aşure..Bir hurma..''buraya ait olmayan''...
Kırıldığın yerde,etrafa yayılan kokuya dikkat kesilmek,mümin misk kutusu gibiymiş ya,kırılınca ortaya güzel koku yayılan..Hz.Yusuf u çok hatırlamak lazım,aramızı şeytan bozdu deyişini,kardeşleriyle karşılaşınca affedişini..Ben nefsimi temize çıkarmam deyişini...

Allah çok büyük..Küçük hesapları alt üst edip,küçücük bir kulun küçücük kalbiyle uğraşıp iyileştirecek kadar,bu da benim anlayabildiğim kadar,çünkü ben aciz,ben çaresiz,ben canavar potensiyelinde bir hiç,ben bu kadar...

Bugün aklıma big bang geldi,hani şu küçücük kocaman dünyamızın başlama teorisi...Büyük bir patlama...Hani içimizde yaşayıp hatırlayamadığımız,yeni bir oluşum belki,ve sonra döne döne soğuma...Patladı,olan oldu,kaynağı güneş nasıl olsa,bırak soğusun....

Bırak soğu...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Dolunayla Gelen...

          Dün gece gökte dolunay vardı.''Orada,narin,zarif,alımlı...''Karşımda biri vardı.Burada,derin,incelikli,dolunay kadar değerli...Sevmek ne garip şey..Sevilen için bir şey yapmaya çalışmak ne hoş..Ay ışıklarının titreştiği gibi yanımızdaki suyun yüzünde,titredi içim,titredi bakışları yüzümde...Yüz yüze gelmekti aslında yaptığımız,bunca beraberliğe rağmen ne kadar zamandır yüzeyden akıp gidenin derinine inmeye çalışıyorduk belli ki..Yüz yüze gelmekti kendimizle,çünkü baktığımız yüzde kendimizi görüyorduk içten içe,yüz sihirli bir ayna...Ama ötesinde ben ayın büyüsü altında,özel bir randevuyla 21 yaşındaki halimle,bazen 11,bazen 31 ve bazen 41 yaşındaki halimle buluşmuştum...Dert aynı,istidat aynı,şifa aynı,his aynı,olaylar ve isimler farklı,bir de farkındalık...
           Dün geceden bana kalanlar:
*Arkadaş seçilmiş kardeş,kardeş seçilmiş arkadaş:)
*Biri için yaptığın iyilik aslında kendine yaptığın iyilik,gerçekten:)
*''Kendim için yapacaklarım''sıkıntılı,başlığı değiştirmekle başlamalı''Allah rızası için''kendine en çok dönecek iyilik:)
*Kendinden çıkmak,çıkarak yazmak,yazarak başkalaşmak,dönüşmek,dönmek..
*Zihin gücüyle zayıflmaktan yola çıkılarak,zihin gücüyle ''iyi''olmak..Bunun için ''seb a teraik,yedi yolu kullanmak...
*En yakınımızdakilerle ikili,kaliteli,özel ve nitelikli zamanlamalarla buluşmak,derinleşmek..
Teşekkürler medcezir......Teşekkürler ay.......Teşekkürler Rabbel Alemin....

19 Haziran 2011 Pazar

Stockholm Sendromu ve Ruh Askısı


      Ruh ve nefsin ilişkisi ne uzun soluklu..Cennette başlıyor,en korunaklı yerde,hepi topu bir yasak,sınırsızın içinde bir sınır..Ruhun yanında nefis..Ruh sonraya uzanan,geniş ve engin,öz..Nefis deniyle yetinen,dünyayla işi sığ,kabuk..Ve ikisi bir yerde,tüm zıtlıklar gibi,sahibi gidebilsin diye,engeli aşan ulaşsın diye..Musa ile Firavundan beri yerleşmişler her birimizin içine,kah Musa yız ruhumuzla,kah nefsimizle Firavun..Kendi krallığını kurup,'her şey'ini canının istediğine göre ayarlayan insan,kendi ' kendine yetebilen ' insanın,kendi kazanıp kendi yiyen,bugüne tırnaklarıyla kazıyarak gelen insanın,kendi doğrularını kıstas alıp 'eğitimini' buna göre sürdüregelen insanın mürebbisi kim olabilir ki,tabii ki KENDİSİ...Bunun sonu güç değil,özgüven değil,mutluluk değil,acı,saf acı...Yalnızlıklar içinde katıksız bir acı...Nefsin ruha çektirdiği acı..
        Peki kimiz biz?Ben dediğimiz şey ne,ruh mu can mı benlik mi nefis mi...Canımın istediği derken can mı istiyor gerçekten,ne istediğine bakılmalı o zaman,istenilen şeyin niceliğine,niteliğine,neliğine...Mensubiyetine...Ben kimim,neyim ben?Bayan,anne,öğretmen,öğrenci,evlat,seven,kul?,şık,asil,marjinal,vs.Ruhun otuz kuşunu nerelere salmışım,tefekkür,tezekkür,aşk,sevgi kanatları,kabiliyet kanatlarını kimin emrine vermişim?Ruh askısına neler getirmiş kuşlar,neler bırakmış ötelere uzanmak için yaratılmış kanatları,yoksa alçaklardan çer çöp toplamış,değersiz şeylere mi takılmış ...Seveceği kimseyi mi şaşırmış,düşüneceği şeyi mi,neyi önceleyeceğini mi,neyi öteleyeceğini mi...Çünkü ne varsa ruh askımda,ondan ibaretim.Kimi seviyorsam oyum,derdim neyse o..İstediğim neyse o..Onun için zühd var,takva var...
        İnsana kendinden çok acı çektirebilen yok onun için,kimse edemez bu kadar zulmü,bu Rabbinden,yüce olandan alıkoyuşu,bu boşverişi,bu gafleti kim kime nakış nakış işleyebilir ki?Hevasını ilah edineni gördün mü ayeti,bunu anlatmıyor mu,bu çelişkiyi...Kendi kendimize çektirdiğimiz acı..Ruhu nefse teslim edişimiz,sevdiğimiz şeyleri dünyaya ait zannedişimiz.Kendi kendimizi ilah edinişimiz.Çağrışım.Stockholm Sendromu...mu?...
        Kişinin kendisine eziyet eden kişiye olan bağımlılığına,sempati duymasına hatta aşık olmasına,ya da öyle zannetmesine stockholm sendromu deniyormuş,ben yeni öğrendim...Bu durum aslında kendine eziyet eden kişiye kendini şirin göstererek,istediğini yaparak, rahatını korumayı veya kendini tehlikeden korumayı amaçlayan bir tür savunma mekanizması...Yıllaar yıllar önce Stockholm de bir banka soygununda rehinenin soyguncuya aşık olmasıyla isimlenmiş..İlginç...Soyguncu ve rehin..Nefis ve Ruh..Hangisi hangisine teslim olsun,seçelim...

9 Haziran 2011 Perşembe

Fatıma



Bugün ne ıssız,yalnız,soluksuz başladı sanki,dünden kalma denir ya,öyle dursuz duraksız ruhum,uçsuz bucaksız değil...Gecesiz gün,uyanıksızlık uyku,uykusuz ayıklık gibi,aç sanki...Her gün başka bir sayfası çevriliyor ruh kitabının,tamire uğraşıp duruyoruz,ömür bunun için verilmiş ya!Ömrü güzelin adına bakmak bile şifa...

Canınız çok sıkkınsa,eşinizle tartıştınızsa açın efendimizin vefatını okuyun demişti bir gün hoca,gücü yeten her gece yatmadan okusun,dün bir yerde başlık olarak rastladım,neden diye düşünerek,dün efendimizin miladi vefat yıl dönümüymüş..Bu sabah gafletin doldurduğu cam kırıklarıyla uyandım kalbimin,senden ne kadar da uzağım?Ve  Fatıma ne kadar yakın.Fatıma  yazmış,ben okuyamadım..En son akşam sohbetinde kızımın isminin Fatıma olduğuna sevinmiş,Fatıma okumalarına başlamıştım,yarım..Halbuki Fatımasız bir kadın yarım..Meryemsiz olamadığı gibi..Ehli beyt okuyordum.Can parçası,sireti Meryem değil.Sibel Eraslan okuyamadım,niye?Dil mi itiyor,hislerim mi,yoksa popülariteyi reddedip,herkesin çok güzel dediğini okuyamayan nefsim mi?Ama okuyayım inş,maksat kendini çözmek..Maksat Fatıma yı bulmak,Meryem i görmek..

Sonra dünden beri düşünüyorum,kadın ne girift bir insan onca özlediğiyle beraberken,özünden bir şey dökemiyor da ortaya en yüzeysel şeyleri konuşuyor,nimetleri sayıp dökemiyor da,şikayetleri dizeliyor,kadınım ve muzdaribiyim girdabımın.Fatıma ya ne kadar muhtacım..

Sonra gece seheriyyatı açtım,bir gence nasihat çıktı,yani evladım sen hata yapmaktasın dedi,uyku uyanıklık tekrar düzene sokmak lazım...

Dostlarım!!Bir dahaki buluşmaya kadar Fatıma ve Meryem okumaları yapalım,her kadın bambaşka bir renk,ve renksizliğe ulaşmışların herbirimizde aksi farklı,faydalanalım...

21 Nisan 2011 Perşembe

Ay Terapisi



        Ay benim için çok özel,ona bakmak da..Daha önce de söylemişim ya...Gözleri vardı ayın çocukluğumda,kendi gözlerime benzettiğim eğik,hüzünlü,benden başkasının göremeyeceğini düşündüğüm gözleri,hatta ağzı burnu bile vardı..Büyüdüm,bir ara zühre oldu gözdem,venüs,benim yıldızım,sonra geçtim yıldızımdan burcumdan,aya döndü yüzüm yeniden..Gözleri vardı ayın,benden bakışını çevirmeyen..Sonra ayın başlı başına göz olduğunu anlattı sanki ehli hikmet bana,göğün gözü ay,göz bebeği..Nur u habibi..Sonra o hadis..''Siz şu dolunayı gördüğünüz gibi.....''müjdesi...En sıkıntılı zamanlarda ayın içinde olduğunu hissetmek dedi sevgili,karanlıkta kalsan da dolunayın geleceğini bilmek,ya da hilali sevmek...Kim hilali sevmez,bir yanı karanlık diye,kimin aklına gelir hilali değil,yanındaki çoğu karanlığı görmek...Ay başlı başına olumlulama nesnesi,umut aşılama,ışınlama hatta...Sonra bir bilge,her şeyin kemalden zevale vardığını en estetik biçimde anlatan...Bebeklik,gençlik yaşlılık dersi mi versin,felek mi,daire mi dersin,her yükselenin alçalması mı,her büyüyenin küçülmesi mi,her küçülenin büyümesi mi,bir işaretle ikiye ayrılması mı,teslimiyet mi,fena mı....Efendimi mi,hz.İbrahim i mi,ay onların gözlerine de bakan nadir hatıralardan değil mi?
      
        Sonra bir kitap..Ay terapisi,uzun zaman okuyamadım,belki kıskanıyorum demişim daha önce Mustafa Ulusoy,tespitlerini çok beğendiğim biri,nasıl durultmuş zihnini,imtihanları ağır,sezgisi kuvvetli olmuş belli,benim ayımı kim bilir ne zaman keşfetmiş,neler yazmış düşündüm,merak ettim,alamadım yine de uzaktan baktım hayran hayran,belki yok saydım,Taha getirdi bir gün,bunu seveceğini düşündüm,hem ay,hem Mustafa Ulusoy dedi,nasıl sevindim,evet bu doğru dedim.Hem AY...Hem terapi...

        Kitap yine çok güzeldi,içimde tanımlanamamaktan ortaya çıkamamış bir sürü duyguyu,düşünceyi ortaya koydu,kendimle yüzleştirdi.Şaşırttı,utandırdı:)Ayı haset ve kıskançlık tedavisinde kullanması,benim küçücüklüğümü ikrar etti.Öyle ya herkes ona benim ayım diyebilirdi,ayı tüm dünya insanları paylaşabilirdi.Kimse kimseden ayı kıskanmazdı,öyle değil mi:))Ay,benlikten ve güncel girift dertlerden kurtulma nesnesi...Ay yeryüzündeki koordinatlarını belirleme vesilesi...Ay,her yaratılan gibi bir anlam abidesi..
Amerika'daki  ağaçların üzgün olma sebebi ise bambaşka bir güzel bakıştı..Güzel bakıştan yoksundu bazı güzellikler,ayın güzelliği de belki bundan diyordu Ulusoy,aya güzelliğinin müsebbibini görerek bakacak birileri her zaman var..Bir ağaç ne ister,ne için yaratıldıysa onu yapmak ister,O nun güzelliğiyse güzelliğiyle anlatmak istediği ağaca bakan O nu görsün ister...Nefs ve sınır ise iyiydi,nefse ay terapisinden çok ölüm terapisinin iyi gelmesi de ayrıca iyi...Ay ışığında tefekkürü mevt nasip etsin Allah sınır tanımayan nefse.....Kayıp,milliyetçilik,kıskanma,imrendirme,takıntı diğer irdelenen noktalardandı.Velhasıl,iyi geldi kitap bana...

7 Kasım 2010 Pazar

Konumuz Kümeler

       Bize çok yapmacık,asık suratlı,gıcık görünen biri bir diğerine nasıl tatlı,sevimli,güler yüzlü görünür.Bir insan arkadaşları arasında ayrı,ailesi arasında ayrı,iş çevresinde ayrı bir renk sergileyebilir mi?Evet.
       Herkesin bir kümesi var.Rengini kendinin belirlediği,değiştirdiği..Ve bu kümeler,özel bir istekle kesiştirilir,akraba oluruz bize en ters insanlarla bazen,komşu oluruz.Bazen birleştirilir,elemanların tamamlanması gerekir,evleniriz.Bazen kapsar bir küme diğerini,alt küme olur diğeri.Büyük olur bazı kümeler,tanırlar kendilerini ve bilirler alemleri içerdiklerini.Alemlerin Rabbine boyun eğer kümeleri...
       Hayatımıza giren herkes ama herkes otobüste yanımıza oturan,okulda aynı sınıfa düştüğümüz,elti görümce,gelin,kayınvalide,çok uzak bir akraba belki,belki anlaşılamayan bir kardeş,hepsinin hayatımızda bir anlamı olmalı.Bize verdiği bir mesaj.Yüreğimizi genişletecek,içimize ördüğümüz duvarları yıkacak,bizi şunları sevmem,böyle yapanlardan hoşlanmam demekten kurtaracak...
       Her kümede aynı rengi tutturmaksa bir hedef.Efendimiz gibi,ihmal ettiği bir alan bulunmamak.En sevgili eş,en merhametli baba,en sadık dost,en adaletli devlet başkanı,en sevecen dede,en anlayışlı kayınpeder,en güzel damat,en saygılı yeğen,en sevimli torun,en hayırlı insan,en değer verilen sevgili kul,en çok şükreden kul,en vefalı peygamber...
       Zor çok zor,ama çok güzel kokusu bile ne güzel değil mi?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...