ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2018 Cuma

Mu'min olma hali

Hayat kolay görünen zorlarla örülü, dirilik burdan gelmiyor mu zaten , zorlanmaktan...
Duran su bile ölüyor.. Akacak, başını taştan taşa vuracak , terki diyar edecek, terki rahat, terki alışkanlık, terki rutin ki canlı olacak.. Hayat bulmak için hareket edeceğiz, hareket için niyet ..
Ille niyeti ikrar..
Şahsiyetin en önemli kararı, şehadet dille,inkar dille, nikah dille , talak dille ..
Dil , söz, müslüman olanın namusu .. Ağızdan bir kez çikan, arkasında durulan , sapasağlam bir söz.. biz söz diyoruz , Rab , kelime, yara...
Dille teslim oldum diyoruz , tamam olmuyor , kalbin tasdiki isteniyor , kalbe lisan tercüman olduysa ne alâ, ama yine ille sınanacak kul, yol alabilmiş mi..
Islam- iman - ihsan diye bir ufuk var hayat yolculuğunda...
Sınanacak önüne her çıkanla, sabitesi var mı tesbit edilecek ,yolda.. Ayağımızı kaydırma, sabit kadem eyle duası bundan .. Istikamet üzere atılan her adım taat..
Kolay mı..
Gafletsiz bir teyakkuz hali,sağduyulu bir karar verme melekesi, kuvvetli bir ihlas , katıksız bir aşk lazım..
"Hayatın med ve cezirleri karşısında muvazeneyi bozmamak "
Kolay mı taat..
Içi dışa çıkaran, zahiri batın eden, taat lokması.. demir leblebi mi, içtim dediğin  kızılcık şerbeti mi, yutunca olgunlaşmış meyve , bükünce isyan ipinden kurtulan boyun , yürü denen yere yürününce kırılan pranga, yutana kadar zehir gibi gelse de yutunca , bal gibi tatlı ilaç gibi şifa...
طاعة طاعة..
Taat taat, itaatte bela da vardır..

Bu yüzden müminin hali kimi zaman dağın uzerinde gemi yapan bir mecnunluga, kimi zaman atıldığı kuyunun sahibine kusmeyen bir teslimiyete, kimi zaman kaybettiği oğlundan umudunu kesmeyen ve fakat dünyayı görmeyen bir çift göze, kimi zaman mancinikla ateşlerin içine atılan bir cesarete , kimi zaman rüzgarla at yelelerini okşayan bir kudrete , kimi zaman denizleri yaran adımlara, kimi zaman  bir mabedde tertemizken iftira atılan bir iffete, kimi zaman sepete koyulan bir masumiyete , kimi zaman yetim doğan öksüz büyüyen, bir mağarada kulluğun güzelliğini perde perde açan bir Nur ' a uğrar..
Bela demenin güzelliğini belâyla ispat eden bir kervan , nebiler, sıddıklar , şehidler.. En son anilanin verdiği bedel can, gerisini hesaplasın düşünen kalpler .. candan öte candan ileri nesini nelerini feda eder kamil insan..
Bu kervana katılmanın tek yolu taat , itaat..

Kolay mı boyun eğmek,  menfaatin tam zıddını işaret ettiginde, canın yandığında, doğru bildiklerin, o eşsiz mantığın, itibarın, imajın zedelendiginde , ne bileyim izzeti nefsin en ufak bir zarar gördüğünde, sevdiğin şeyler bütün parlaklığıyla sana suslendiginde ..

Allah ve resulü ne hükmettiyse o! diye içesine diyemeden , acı kavun mu diyelim halimize , koruk üzüm mü, ebu cehil karpuzu mu, kuru saman mı ..

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Akabe

Bir şubat soğuğuydu. Hiç bu kadar üşümemiştim. Bahtına düşmüştüm. Üsküdar da Hudai yokuşunun başında kaç gün kaç gece kaç vakit içimi dökmüştüm.Icim bazen bir yagmur kadar su, bazen fırtına kadar ağrıydı. Geçti. Bu da geçer ya hu demezler mi , derler.. Derler ki edeple gelen lutufla gider..
Bahtına düşmüştüm. Bahtım beni bir yokuşa sürmüştü. Kara kış geçti yaz geldi.
Şimdi bir yokuşun başındayım. Zahiren de! Hiç bu kadar bahsetmedim bir yokuştan. Bu kadar duymadım bir yokuşla ne yapılırlı sohbetler..
Yokuş..yokuş..çok yokuş..çok dik yokuş..Küçücük görünüp gitgide çığlaşan bir YOKUŞ..ve cumartesi ... YOK-OLUŞ
Bir yokuşla ne yapılır?
Bol bol felsefe yapılabilir, yaptım..
Sarp yokuş hatırlanır, akabe , Rabbin soruşu hatırlanır hatırladım.
و ما ادراك ما العقبة؟
Içimden konusmaya alışkınım. Ama dışardan duyulan seslerin yankısı bir başka.. Hersey sarpa sardı mesela, bir yokuşu tırmanarak yuvarlanarak yeniden iterek tekleyerek işleyen bir dünyaya hoş geldim. Unutarak geldim. Bu sefer ne istedigini bilerek ki istemenin tek ise yaradigi yer o seyin olmaması, bende böyle - :) bir tür farkindalikla geldim. Mobilya isleri ters gidince mesela , siz akabe mobilyaya gidin dedi bir adam, orda bulursunuz, yankı..akabe... gittik bulamadık ama ordan aldık. Yokuşun huyu bu..
Bu huy bir aksi sedası belki icimizde bir yerlerin, belki yol hali..
Bir yokuşla ne yapılır düşünmeye devam ettim.Yolun burasında dönecek yer yok, mecburen ilerleyecek sabredeceksin çünkü evet , yokuşta geri dönemezsin inişi çıkışından zordur, yürüyeceksin. Yokuşun huyuna gideceksin. Rabbini dinle,
Köle azat edeceksin
Senden ala köle mi var, azat ol, kurtul..
Zor zamanda yemek yedireceksin
Miskini yetimi gözeteceksin
Hakkı ve merhameti tavsiye edeceksin..
Ağlayacaksın... Çünkü sure-i beled..
Yutkunacaksin.. Mekkede ilk ezber ettiğin sureyi iliklerine kadar hissedeceksin ,kendini "hil" saydığın haremden ayrı düşeceksin.  Sevgili de perdesinin ardindan izleyecek seni..Bakalim ne edeceksin..
Cumartesi.. hiçlik.. yok oluş..efendimizin gözyaşları ve duası.. tevbe edeceksin, yokuşunu severek eve döneceksin. Yokuşunu ve yokuş ehlini seveceksin. Için sımsıcak olacak. Sohbet olarak sana fecr yetecek de hiç seni yok edecek..
Veee patlama...
Yine yeniden yeniden deneneceksin. Çünkü sarp yokuş bunu gerektirir.
Dizlerinin bağı çözülmüş ve öylece düşmüşken elinden tutan bir dua gelecek.. sen o duayı bilirsin denecek...Bileceksin..
Dersini alip da ezber edeceksin..

اللهم اعوذ برضاك من سخطك
و بمعافاتك من عقوبتك
و اعوذ بك منك
لا احصي ثناءا عليك
انت كما اثنيت علي نفسك

Not: Akabe عقب: nesil, son, sonuç,engel, yokuş,torun, dip...
Akibet, yakub,  duadaki ukubet (ceza, sonuç) aynı kök...
Ve binlerce bağlantı...

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Yaşamak

Yaşamakta zorlandığımız günler olur.
Ağır kayıplar sonrası..
Dışardan normal göründüğümüz zamanlar..
Kanarız da bilmeyiz kendimiz bile..
Işte öyle zamanlarda reçete-yapabilen çok düşmemiş demektir aslında ve düsmemenin en büyük çaresi, elini uzatmak yani dua..
Ve uzatılan elin muhatabı, sen ona adım atarsan sana yürüyen, yürürsen koşan, koşarsan sarılan, sarmalayan Rab, tutar seni-
Ve evet reçete şu:
1) cilala parlat cilala parlat... evet temizlik
2) yemek yap.. yemek yap .. baksana rengarenk bir cümbüş, kokuları bambaska bir bahçe yaratmış sana, üret ve ikram et..
3) sakın yatma ))

Hayat güzel unutma çünkü hayatı veren Hayy güzel..
Bugünki terapi: pırasa))

Hediye gelen pırasa... masalı çok.. Mekke'de az.. anısı çok.. çok dalmadan hemeen baska bir işe..

13 Ağustos 2015 Perşembe

Kurulmayan hayaller

Senede bir gün
Etkisi büyük
Anısı keskin
Gözlemi isabetli
Dönüşüyoruz
Değişiyoruz
Hiçbir şey durağan değil
Istafa ümit ediyoruz
Seçip süzmesini
Her an ölüp ölüp diriliyoruz
Şekil almayı diliyoruz
Bir bebeğin yaratılışı
Bir kalbin yeniden atışı
Güneşin yeniden doğuşu
Bir kötürümün yeniden yürüyüşü
Gibi umut
Ve güneş tepede her zerrence yanmak
Gibi acı
Hayat
Tat
Acıyı yudumlamak ...
Ummadığın yerden
Ummadığın kadar riziklanmak...

Bu yıl hayal kurmadım dedim
Kadim arkadaşıma
Kurulmayan hayal kırılmaz :)

Yasayacagimiz mutluluğu huzuru taksitlendirip önceden yaşama  mı diyelim, beklentiyle nefsi ağzı açık bir canavar gibi rizkin önüne koyup -ki bu da Şükre mani-geleni engelleme mi ,hayat boyu yaptigimiz şey bu ..kendimize zulmederek oluşturduğumuz bir hayal kırıklığı silsilesi..gerçek acılar ve gerçek kalp tatminini teğet geçerek hayaller ve kırıklıklar üzerine manik depresif bir yaşam, hayat değil..evet ya erken konusarak ya büyük konuşarak ya hayal kurarak ya da vakayi nazara vererek yaptigimiz şey bu..

Bir Arafat duasiydi kalbimden taşan, en küçük  planı benim büyük hayallerimden muhteşem olan ey...
Takdiri hayal sınırlarımdan geniş olan ey,
Zihnimi kalbimi affeyle temizle...

15 Aralık 2014 Pazartesi

Çok sevmek

İzafi kavramlarla izahı zor sevmenin. Çok az biraz ne kadar anlatabilir ki sevme hissini. Ama bu dil, bununla kotariyoruz hayatı.
Tıpkı Rabita gibi en basitinden en yucesine yolu var sevmenin. Sev de taşı sev diyor ya bir murid adayına mursid. Yeter ki sev..
Bu kadar girizgahin sebebi yine sesli düşünme. Yazılı düşünme. Kalemle seslendirme.
Şu an boğazımda bir şişlik,agzimda dilimde yanma var. En sevdiğim yiyeceklere alerjim var . Sevgi Sevgi deyip yiyeceklere mi bağlayacaktin demeyin. Yiyecek büyük argumani hayatın, ipucu neden teşekkül ettigimizin, ne yersek oyuz ya...
Evet kokusuna görüntüsüne hayran olduğum bir çok şeyden severim dediklerim şifa, cok severim dediklerim reaksiyon sebebi çoğu zaman...
Hele içinde birsey taşımaya calisiyorsan bir de, sen senin değilsin hissini yaşamaksa isteğin...
Elhamdulillah...
Ekmeği çok seviyorum ben demişti sevdiğim.
Biri de ben de çok seviyorum ama maşallah bana yarıyor demişti.
Işın sırrı galiba burda:
Çok seviyoruz diye çok yemek zorunda değiliz ki...

Çok sevdiğimizi çok tüketme egilimimiz var demek ki. Ses,müzik,ışık, renk, kalp, duygu, sohbet,insan....Tukettikce kalinlasan bir kabugumuz. Ve acılar hep sevdiği yerden gelir insanın.incelsin rakiklessin diye, özü ortaya çıksın diye. .. Çok sevilenin bunyedeki reaksiyona sebebiyeti.
Neden?
Gölge sevgilerin gölgesi düşmesin diye VUDD ünün üzerine...
Ve huvel gafurul vedud..

5 Kasım 2014 Çarşamba

Rüyalar...

Uzun zaman verisi rüyalar..Bir günlük yasanmislik değil.Bir his bir olay bir durum bile olsa , bir kez gördüğümüz biri belki ama ruyamiza ne zaman gireceği belli değil..
Belki insanın en zor çözülen tarafı, hala tartisadursun bilim adamları süresi dahi belli değil.
Aktif olarak içinde olmadığımız bir durumu ruyalarimizdan söküp atamamamiz bundan belki, hala ruyalarimda dediğimiz. Ya da bizi taa cocuklugumuza götüren o tadı bulduğumuz.Ah bir görsem rüyamda diye beklediğimiz..Bir çıksa şu his ruyalarimdan dediğimiz. Sahih tabirler, semboller, geçmişimizin izleri, geleceğimizin işaretleri. Haneme bir ay doğdu diyor Hz hatice Efendimizle evlenmeden önce...Efendimiz her sabah namazı sonrası ruyalarini dinliyor ashabinin. Ben de bir rüya görsem de anlatsam diyor canım Abdullah bin ömer...iki görevlinin onu ateşli bir kuyunun başına getirdiğini görüyor rüyasında, ateş ona gosterilip geri çekiliyor.Anlatamiyor da kendisi ablası hafsa ya söylüyor, Abdullah ne güzel kul keşke teheccud de kilsa diyor efendimiz...
Geceleri uyumadan sabahi beklediğimiz çocukluk ilk gençlik kandilleri geliyor aklıma, kendimce sabaha kadar ibadet olmanın verdiği artık nasıl bir hisse onunla sabah namazından sonra yatar, muhteşem müjdeli rüyalar görmeyi beklerdim. Hiç olmadı)) Sevindiren ne kadar rüya gorduysem hep beklemedigim zamanlarda bir sıkıntı sonrasiydi muhtemelen...
Sadece bir rüyada olsun görüp kavusurum umuduyla uyuduğum oldu. Kimi kavuştum kimi upuzak...
Uzun zaman verisi rüyalar...ve hayatın en büyük armağanı, ruhun kanıtı, manevi alemimizin varlığının ,bedenimizden ve su hergün yasadigimiz fizik kurallarına uygun hayattan başka bir hayat daha yasadigimizin..
Ve kanıtı hayatın bir rüya olduğunun, ancak ölünce uyanacagimizin..yorula yorula, yogrula yogrula...

11 Ekim 2014 Cumartesi

Hayatımızın hangi ayetindeyiz?

Hıçkırıklı gözyaşlarımı hatırlıyorum o büyük mescidin yaz sonu son tefsir dersinde, eylule kadar bir fasila bahsinde. Ayetlerin fasilasi var mıydı? Kurana ara veriyor muydu hayat? Nasıl ihtiyacım var benim diyordu içim bedenimle de bu havayı solumaya, ilk anda gerçeği otelemeye meyyal bir mekanizma var içimde artık biliyorum. Kuran fasilasiz devam ediyordu ayetler tatilsiz iniyor hayatımıza , zamanın neligi felsefesine dalmaya gerek yok. Dehr..dem..vakit nakdi hayatın ,akıyordu. Ne ki hazmı lazımdı ayetlerin yasanmadan geçilmesi, kayanin üzerine yağan yağmur gibi..hissiz, üzerinden akıp giden değmeyen..Halbuki biz o büyük mescidde cennet bahcelerinin kokusunu aldık tadını hissettik görünmeyen güzelliğini duyulmayan sesini munbit bir toprağı olmak istedik o bahçenin..ağlamak elzemdi. Ağlamadan yumusamadi toprağı kalbimizin..
Tefsir dersi fasıla verdi tefsir olaylarla devam etti. Isa as havariler mucize sofralar canlandı geldi. Ağladık sıkıştık daraldık kah bu sırrı içimizde sakladik kah söylemeyi denedik.Agladik.Ayrilik vakti geldi.Bu sefer Mekke ye bambaşka bir hal içre geldik. Ozleyerek , gözümüz arkamızda kalmadan. Sırrı bu yaşayan tefsirin aciz akıl unutuyor belki baglamayi ama kalp yaşıyor ancak üzerine düşünmekle bulunuyor sonra bağlantısı benim gibi hayat acemilerinde olaylarla ayetlerin.
Birr diye bir kavram vardı kocaman..Bizim hayatımızda türkçe karşılığı olmayan onun için zorlamak zorunda olduğumuz sinirlarimizi.Her tavafin sonunda istediğimiz ebrardan olma fikri bunun yanında.
Bakara ve Ali İmran öyle iç içe ki..o iki çiçeğin kokusu birbirine öyle karışıyor ki..
Birre iyiliğe ermek dersek,

Şu halde yalnız iman, tam, kâmil hayra, iyiliğe ermek için yeterli sebep değildir. İman ve ilimden sonra amel ve özellikle (Allah yolunda) sarfetmek ve harcamak da gerektir. Hem de bu harcamak ne kadar sevgili şeylerden olursa, o kadar kıymetli olur. Allah, harcanılan hoş veya nâhoş (güzel olmayan) herhangi bir şeyi bilir ve ona göre sevabını verir. Fakat asıl iyiliğe, yüksek hayra ulaşmak, sevilen şeylerden harcamaya bağlıdır. Bundan dolayı Bakara Sûresi'nde geçen "birr" ve "infak" âyetlerini (Bkz: el-Bakara, 2/3, 44, 177, 189, 215, 219, 261, 264, 265, 267, 270, 272, 273, 274.) hatırlamalı ve ona göre İslâm'ın hükümlerini yerine getirmeye hazırlanmalıdır.

Birr: Bakara Sûresi'nde (Bakara, 2/177) âyetinde de açıklandığı üzere ihsan (iyilik etmek), geniş hayır, tam hayır demektir. "Birr" ile "hayır" arasında şöyle bir fark da göstermişlerdir: "Birr", hayra ulaşan ve kastedilmiş fayda; "hayır" ise -kasıtsız bile olmuş olsa muhakkak faydadır. Birrin zıddı ukuk (isyan etmek), hayrın zıddı şerdir. Bununla beraber "birr", hıns (günah) karşılığı da kullanılır. Burada birr'e erişmek, hayır ve iyilik etme sıfatıyla sıfatlanmış olmak veya "İyiler mutlaka nimet içindedirler." (İnfitar, 82/13) âyetinin delaleti üzere iyiliğe ve ilâhî sevaba ermek mânâlarından her biriyle tefsir edilmiştir ki, ikisi birbirinden ayrılmazlar. "Allah asla sözünden dönmez." (Âl-i İmran, 3/9) âyeti gereğince Allah'a söz vermek ve anlaşmada tamamıyla ayak direyerek ilâhî vaade tamamen kavuşmak, ermek mânâsı, her ikisini de içine alır. Buna göre iman, dinin temeli; birr, dinin gayesi demektir. Hak tevhid, hayra erişmek: İşte din, bu iki esasın mahsulüdür. Ve bu şekilde bu âyet, kendisinden önceki iman konularının bir sonucu, kendisinden sonraki hükümlere dair konuların da mukaddimesi (başlangıcı) yerindedir.
Elmalılı h.y.tefsiri

Bekke ayeti ve istataa, Mekke ,un ufak olmak ve kudret, üzerimizde Allah ın hakkı. Birr, infakin en sevdiğinden, canın rahatin , hijyenin ,malın, bedenin ve haccın. Kurbanın..Bu kelime obekleriyle anlatmaktan aciz olduğum bir sürü bağlantı.Ali imran ayetleri kelime taramasi ve temmuz-ekim gundemiyle beraber okunmasi gereken.Ibrahim as..ve haccın menasikleri. Kudüs ve Mekke..Filistin ve Türkiye..yevmi buas..kardeşlik ve fitne..Yahudiler ve biz..Allah ın ipi...
(bknz Elmalılı tefsiri Ali İmran 92-103)
Sarılmak
Sımsıkı sarılmak
Sarılmak sımsıkı
Allahın ipine.
Dağılan kalplerimize
Taşlaşan yerlerimize
Ayetlerin surelerin degmedigi yerlerimize
Şifa niyetine

Velhasıl tefsir değil tefsir dersi ara vermişti. Bir fırsat, ayetler hazmedilir mi acaba diye. Ben yutkunuyorum hâlâ..
Tek çaresi var kalbimin Ali İmran parolası Ya hayy ya kayyum...sen içimizde beğendiğin kökü canlandır Rabbimiz, sen tut ayakta mufid bitkileri, bagrimizdan güller yetissin hayalimiz, bir gül bahcivani öğretmenimiz ve elinde dikenler gülsüz..sen ayetlerinden muhkem kaleler yap içimize siginabilecegimiz, mütesabihler içerisinden senin sevdiğini seçmeyi öğret bize..Bizi yağmur gibi ayetlerinle yıka,besle, ipini tutmamizi nasip eyle..
Şu an tefsir dersi bitmek üzeredir belki de... Uzagi yakını hepimizi halkaya dahil eyle..

30 Haziran 2014 Pazartesi

Ramazan 2 tesbih taneleri

İbadetin özü ölmektedir diyebilir miyiz?

Her ibadet bizde ölüme kapı aralamiyor mu? Herbiri farklı renk bir kapı..
Oruç açlık ve susuzlukla ölüme degdirmiyor elimizi..
Hac büsbütün kefen giydirip elimizi etegimizi çekmiyor mu hayattan,hatta güzel kokudan ..
Zekat yaşamak için toplayıp duran insanın hesaplayip taksimat yapması, disiyle tirnagiyla kazandığını vererek azalması benzemiyor mu hiç bir şey goturemedigimiz ölüme degmeye. .
Namaz huzura çıkmak, konuşmak arzu hal değil mi..Divanina gitmek ölüm değil mi..
Şehadet başlı başına perdelerin kalkması baş ve son , Şehitlik makamı değil mi...

Evet ibadet abdiyet kulluktur ve bizatihi yaşamaktadır ama ölüme guzellemedir. Sevdiğini sevildigini iddia edene acık davettir Bakara dan bir ayet "o zaman ölümü temenni edin"
Mutu kable en temutu...
Ölmeden önce ölünüz tam da buraya denk gelmektedir.
Ölmeden önce ölmek karalar bağlamak toprağın altında gibi gulmez soluk bir yüz ile yaşamak değil, bilakis tebessümle tevekkulle yolda yürüdüğünü bilmektir belki..

Aklımda teveffa, vefat etmek toplanıp gitmek anlamıyla..vefa ile baglantisiyla..

Tüm ibadetler kulun Rabbe vefasidir diyebilir miyiz?
Hepsi Rabbin elestu bi rabbikum , ben sizin Rabbiniz değil miyim sorusuna cevabı değil mi?
Bize verdigi nimetlerin cinsinden şükrü değil mi?

Her günü değil her ani ayrı bir deva canım Ramazanın ikinci günü parcalarimi hissettirdi. Paramparçalarimi..
Yavrular oruç tuttular. Yıllardır duymadigim sorular sordular. Gazetelerde her ramazan , ramazan sayfası adı altında yazılan mevzulardan, tırnak yiyince oruç bozulur mu , abdest alırken ağzımda kalan suyu yuttum bozuldu ,kaç saat kaldı, cok açım..çok açım. Kızım solmus bir çiçek gibiydi. Bir küçük termosa çorbalarını küçük kaplara
Çikolatalı ekmeklerini koyarak yola koyulmaya ikna ettik..
Yavrusunun karnını doyuramamak , oyalamak ne zor..Dünyadaki tüm anneler toplandı başıma, acikmasi mumkun degildi bir annenin çocuklarının yanında..
Biz sizi muhakkak açlık korku ve eksilmeyle deneriz ayeti yetişti teravihte sabredenlere mujdeyle...acziyet...

Her an başka bir roldeyiz, koyduğu yerde, anne, çocuk, hanım, öğretmen, gelin, öğrenci, arkadaş, kardeş, abla... Her birinin gereği başka hepsi bir tesbihin tanesi gibi, imamesi kulluk olan, ipi O nu hatırlamak..içimizde başka tesbihler. Başka başka parcalarimiz. ..

Toplanıp gideceğiz , gidiyoruz..her bir parcamiz O nda birleşerek..imameden ayrılmasın, ipi kopmasin, kalp hizasinda vefaliyken yerde pul boncuk olmasın. .

Ömrümüz kul olmaya vefa etsin...vefat etsin canımız ancak Muslim olarak...

30 Mayıs 2014 Cuma

Kuş sesi 2

Şaban 1
Gerçek kuş sesi..
Hayat bir rüya demiştim değil mi sevgili günlük...

15 Mart 2014 Cumartesi

Yaşamak

Yine kelimeler ve kavramlar uçuşuyor zihnimde.karsiliklarini arıyorlardır büyük ihtimalle. Yok.
Arap misafirlerime yaptığım "cheesecake"den kalan son dilimi yedim biraz önce.acaba ben mi onu yedim o mu beni bilemedim.suud ve amerika birleşti gözümde peynirle tatlinin birleştiği gibi..Tuzla şekerin birleşmesi mesela.iyi geldiği haller var onu geçelim güzel geldiği zevkler de ben çok severim kunefeyi çizkeki mesela.
Suud ve amerika deyince mısır geldi filistin kapısı amerikanin dünyaya bakışı sudeysinin mısır a bakışı.duasindan bile cikarisi imamlarin mısır i.aglayarak dua edilen Filistine ne yapıldığı. Filistinlilere mavi kanlı diyorlar burda.
Ben de kaneviceyle işlemek istiyorum bir sumbulu, sumbul duran bir sehpanin üzerine..balkonumu kış bahçesi yapıp çiçek yetiştirmek kenarında köşesinde. .kitabım kahvem güzel renklerim şiirim sessizliğin içinde..Evimin bir teması olsun..gül olsun orda burda olmadık yerlerde..eskiler bulunsun Gülle bulussun..ama olmuyor işte..zaman çok şeye bolusturulemeyecek olan...bir hedeften fazlası yoruyor işte.."huzur islamda" ya ısrarla karşı çıkıyor Cündioğlu islamda huzur yoktur ey talip, yola düşene gamdir azik...
Yaşam hayatın eş anlamlisi diyoruz.degil. yaşamak yaş almak demek yillanmak,yaşa dan türetiliyor yaşam,  hayatın bir fiili yok hayatta olmaktan başka hayy olmak diri olmaktan..
Yaşıyoruz ama hayatta değiliz galiba..mümin ibnulvakttir diyor Mevlana. .Hayatta olmanın belirtileri canlanıyor zihnimde..yazmak benim devâm..gece uzun uzun yazılarımı okudu bir hocam..acidi büyük ihtimal. Acısın..merhamet şifam..
Peki ben şimdi ne yapıyorum;
Geç kalmış asla tümüne yetisemedigim bir temizlik..salonumda yarı arali hangi ilim bahsi açık ihyam, sifayi serifim, rehberim mesnevim, kalemim defterim, ütülenecek çamaşırlar, surei tevbe, aliimran..
Şimdi toz bezimi elime alıyorum..içime niyetimi yeniden..
Neydi baki kalacak olan..
Ya hayy ya Kayyum...

12 Mart 2014 Çarşamba

Kuş kanadı

Adım atmak büyük nimet..
Örtünüzün altından sivazlamasi kalbinizi rüzgarın...
Otellerin yolların taksilerin polislerin insanların ortasında bir küçük meydan, kuşlar kaplamis ortasını öyle sakin..
Bir ses, toplayan tüm dağınıklığı, Cem makamı..
Kosusturmasi insanların ve kanatlanisi kuşların..
Kalbim sende bütün karşılığı kelimelerimin, kifayetsizligi, hamd hissi nasıl anlatilabilir ki..
Işte adım atıyorsun kuşlar kanatlaniyor, ve sen atıyorsun , kanatlaniyorsun. ..
Bir selde damla olup deryaya kavuşmayı umuyorsun..karisiyorsun kalabaliga..
kanat sesleri. .

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatımızın iyilestiricisi

4-5 yıllık döngüler halinde yaşadığımızı düşünüyorum..kurs gibi,level,merhale gibi..hazırlığı atlayanlar üstten ders alanlar olsa da,ben iki ileriyse bir geri gibi..olsun yolda olmak guzel,değil mı:)bundan önceki gorev yerimde cok net farketmiştim,Ozel hazırlanmış bir topluluğun icine resmen koymuştu Rabb beni,sonra aldı avuçlarına buraya koydu..sadece beni değil benden başka dokuz kisiyi daha ve hikayelerini.. 
Birbirimizin is arkadasıyiz komsusuyuz akrabasiyiz ,müdür muavini zümresi ne lazimsa osuyuz.Bazen ipler dolansa da bu yuzden cozmeye calisiyoruz biz kimiz ve niye bu ekipteyiz???Hepimizin başka hikayeleri var,başka acıları başka yaraları,başka ya da benzer amaçları...kimin yarası kanayiverse,digerinden pansuman gibi çıkan bir cümle var ama,kalbim altını çizip duruyor,biri digerinin elini yüzünü yıkıyor sanki,gecti hepsi diyor..yaşananlar bosa gitmedi..
-olsun bak buraya geymişsin,gelmişiz...
Bir sehir için kolay kurulmaz bir cümle bu,İstanbul a ,
Neden geldim istanbula
Takıldım kaldım avara
Simdi bin kere pişmanım
Gelmez olaydım 
Der de sair,diyemez Mekke ye...nerelerden gecmissin,ne cok acımış canin belki,ama bak buraya geldin...
Not:burada hayat  umreci ve hacilarinkinden farklı geçiyor..Allah galiba ibadete dönmüş bir hayat istiyor,sınırlı günde sınırsız ibadet yerine,hayatın icine sinmiş yaşayan ameller istiyor..nefis Cidde'yi ruh Medine'yi isterken Mekke muhteşem cekim gücüyle topluyor,gerekirse sıkıyor gerekirse acıyor hamdolsun..tokezliyorum sıkça,cekistirip duruyorum kendimi ordan oraya..
Ama olsun,buraya geldim ya....
Buraya,Mekke'ye hayatımızın iyilestiricisine...

11 Mart 2012 Pazar

Kısa Kısa.

Farkediyorsunuz ki yazamıyorum..Burası çok farklı bir mekan...Ağzınızdan çıkan her söz size yol su elektrik olarak geri dönebilir:)Bu her yerde böyle demeyin burada çok kısa sürede dönüt alıyorsunuz.:)Şakalara bile dikkat...O yüzden iyi eksilir,kötü artar korkusu yazdırmıyor..Burası susma yeri,susmak en iyicesi..

Bu aralar duyduğum çok ilginç cümleler oldu,buraya tereddütle gelip en kısa zamanda dönmek isteyenlerden...Çok güzel..Allah ın her kulu özel..Kendi çağırdıklarında da var bir gizem:)
Örnek cümleler:

*Lebbeyk ne demek uçakta anladım..Yani o kadar kaçtım,yine de beni çağırdın,buyur geldim...Buyrun benim...Burdayım..Bakalım ne olacak...Buralarda kemençemi çalacağım yer var mı?

*Allah beni buraya kulağımdan tutarak getirdi..Hemen dönecektim,annem babam hac yapmak istedi,sonra nişanlandım,nişanlım da hac yapmak istedi,hala burdayım...fonda 90lı yılların türk filmi müzikleri lui lui lui...Ama ona nasip oluyor tüm yardımlar,dualar,ne hikmetse...

*Ağlaya ağlaya gelen,dağlar üstüme üstüme geliyor diyen birinden,''ben tabiyim..buraya getirildim,kararım yok,ne dense uyacak durumdayım....

2 Ocak 2012 Pazartesi

Yaşasın yemek yemek...

Bugün gazete haberlerine detaylı bakayım dedim.Malum pazar..Bir sürü dilek baloncuğu içinde boğulacaktım,farkettim ki 1 ocakmış,herkes ne varsa testisinde dökmüş ortaya,bir öğrenci okulunu bitirmek istiyormuş,çalışan bir anne oğluyla daha çok ilgilenmek,kibariye de tına turnerle şarkı söylemek istiyormuş...2012den umutluymuş herkes,2012 de bunu bilsinmiş..Bilsin,zavallı 2012:)sonuna gelince günah keçisi olmayı şimdiden sırtlanmış belli ki...

Satır aralarından öğrendiğime göre,efendim bu iki bin oniki yılı,artık farklı trendlere yelken açacakmışız.''Yavaşlamak'' ve ''Hiç bir şey yapmamak'' insanları daha çok rahatlatacakmış.Bu ikisinin nasıl aynı anlamı pekiştirmek için yan yana geldiğini anlayamadan devam ediyoruz.
Müzikte otantik tınılar en hareketli parçalar arasında bile duyulmaya başlanmış,dini müzikler ilahiler daha çok dinlenecekmiş.Kılık kıyafette el örgüsü moda olacakmış.Zaten herkesin kendi tarzını oluşturması uzun zamandır efdalmiş.Tabi bu durumda,hobi olarak da örgü örecekmişiz,ve tabi ki nerde,hobi cafelerde:)Fast food tarzı yemekler demode olalı çok olmuş,artık şölen,ziyafet tarzı yemekler modaymış.Yemek yemek artık hayatın merkezine oturacak,hızlı geçilmeyecekmiş...

Tamam şimdi inandım yaşam tarzımızın değişeceğine...Tam üstüne geldi.Yemek yemek,bireysel olarak bireyin,toplumsal olarak toplumun aynası.Nasıl yediğimiz hayat tarzımızı,niceliğimizi,ne yediğimiz niteliğimizi ortaya koyuyor.Diyetisyenler hastalarına akşama kadar ne yediklerini not tumalarını öneriyor,akşam şaşırsınlar diye:)Diyet yemeğe konan mesafe,mesafeli insanlara her zaman hayran kalmışımdır,kendine de..Tuhaf ki,bu benim için yeni bir bilgi,kendine mesafe koymak,yemeğe mesafe koymakla ilintili...Nefsin oruçla terbiye olması bundan..Yaşamak için yemek mi,yemek için yaşamak mı insanın gizli hayat felsefesi sorusu...En çok düştüğümüz haram,belki de haram saymamaktan doyduktan sonra yemek..En büyük israf,israf olduğunu bile bile canının istediğini yemek..Üstelik dünyada bile ağır bedeller ödemeyi göze ala ala,kilo almak,gibi..şişmanlamak,kullanılmıyor artık,şişmek istemiyoruz ki,kilo alınıp verilebilir:)Bedeni böyle yapıyorsa yemek, ruhu ne yapar ki...
Evliya akıllı insan,lezzetli bir lokmanın binbir oyunla kendine negatif bir his olarak döneceğini biliyor.Mevlana, akıl ,dediği her beytin ardından,ekmek ve kebabı,yağ ve balı kes diye boşuna demiyor,bir kez ışık lokması yesen yemekten kesilirsin...Yok,olmuyor der,nefsine yuları verirsen,sen namaza dursanda,ruhun sofrada kalakalır diyor...
Akılla yemeğin,yemekle muhabbetin çok alakası var.Ağza girenle çıkanın.Tüm cihazlar gibi,ne koyarsak onu almaz mıyız,işlenmiş halde?Muhabbetle yenen yemeğin bağı var,ikram edenin elinden yeniyormuş gibi bir mucizesi var.İşte o zaman bir tas çorbayla şölen gibi yemekler var.Bir portakalın kabuğunu soyarken,en özel hediye paketlerinden birini açar gibi açmak,kokuyu alınca hayran olmak var,başına vereni ismi,her zerreye sevgisi,sonuna şükrü var.İlginç ,böyle yenen bir yemekte,'daha,daha...'hissinden başka bir şey var..Aç olmanın kendine ait bir güzelliği var,bakınız Ramazanın ezana yakın alacakaranlığı..

Yavaşlamalı...Durup bir bakmalı,hiç bir şey yapmamak için değil,ne yaptığını anlamak için..Namaz hayatı yavaşlatma eylemi,dünyayla insanın arasına konan mesafe,en az 5 kere.Oruç,mesafe ,yemeğin kölesi değilim o benim idaremde...İradeli olmakla yakınlaşmak arasında da kuvvetli bir bağ var.Kendine uzaktan bakmanın,dünyayla kurduğumuz tüm bağlara,uzaktan bakıp başka birinin zevkleri,hoşlanmadıkları gibi algılamanın,velhasıl kendine mesafe koymanın kokusunda davet var...

Not:Yemek yazıları devam edecek,jangumun rüyalarıyla:)

11 Eylül 2011 Pazar

Plansızlığa Övgü

Hani hep olur ya,hayatı bir düzene koymaya çalışırsınız,bu genelde benim için okulun ilk ayları eylül,kimine göre ocak,sonradan muharrem ve özellikle ramazan olabilir...Planlar yaparsınız,şu kadar zamanda şunları yapacağım,artık bundan sonra her sabah ..... yapacağım,bir daha .... yapmayacağım.Kendinize bir kademe belirlememişsinizdir,muhtemelen ilk basamaktan beşer onar atlamayı hayal etmişsinizdir olmaz,sonra kendi halinizle küçüklüğünüzü anlar ne olursa kar dersiniz,bişeyler oluverir,şaşırırsınız,yapılanların kendinizden olmadığını anlarsınız...

Ya da olur ya,çocuklarımız için planlarımız...Kendimizden çok düşündüğümüz,ve en zoru başka ''biri''nin adına karar verişlerimiz...İlk okulu mesela,hayatta planlayamayacağınız bir kararda akmaktadır hayat,yarın ilk günüdür okulun ve hala belli değildir ne yapacağı,ne giyeceği,hatta nereye gideceği bir diğer yavrunun...Yavrunun da kendinizin olmadığını anlarsınız...

Ya da olur ya bir arkadaşınızla,ya da arkadaşlarınızla görüşmek için gün belirlersiniz,o gün o buluşma hariç her şey olur,günler ertelenir,birbirine eklenir,ya biri eksik,ya birileri fazla gelir.Oysa kendinizden başka birileri için mesela çocuklar nefes alsın için bir parka gidersiniz,oralarda olan birini düşünürsünüz,tam o sırada o arar,gelir,hayatta planlamayacağınız bir semaver çayı içersiniz,hayatta planlanmayacak bir sohbet eşliğinde...Hayatta planlayamayacağınız camilere uğrar namazlarınız,hiç bir buluşmanın kendinizden olmadığını anlarsınız...

İnsanın yazılmış hali ya Kuran,okumak yaşamak ya,halkaya dahil olan herkes,bilsin yada bilmesin halkada olup olmadığını hatta,yaşıyor ''say'' kıvamında..Oradan oraya..Safa dan Merve ye,Merveden Safa ya...Hacer 7 kere koşayım diye planlamış mıdır ki?7 sonsuz değil mi?

**Veğbud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin...Sana yakin gelene kadar,kavuşana kadar Rabbine kulluk et...

21 Ağustos 2011 Pazar

Bir Uğultulu Orman Olunca İçim


İşte yine başbaşayız içimin acısı
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni..

Ey kalbimin ağrisi
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kayıp Parça

Aslında hepimiz kayıp parçalardan ibaret değil miyiz..
İnsan Kuran ve Kainat üçgenindeki kayıp parçaları birleştirip şifreyi çözmekle görevli değil miyiz...
Biz,insanlar kimimiz biraz eksik,kimi biraz fazla kimi teslim ve hiçlik makamında ''yuvarlanmakta''ve daire tamamlamakta değil miyiz...
Köşelerimizden kurtulmak,renksiz şekilsiz,aziz olmaya talip değil miyiz...
Kendi hikayemizde ''düşe kalka'' yontulmaya,şifreyi içten tekrarlaya tekrarlaya yürümeye mecbur değil miyiz..
Ölmeden olmaya istekli değil miyiz..
Kendi küçüklüğümüzle bir köşede acaba sizin parçanız olabilir miyim,derken ne kadar da çaresiziz..
Ve yalnız kala kala Kim'imizle kimsesiz...
Bence kendin halletmelisin diyene,önce küskün sonra müteşekkir...
Rab elimizden tutmazsa ne kadar aciziz...
'But I have sharp corners'mazeretlerimiz..
atrective and flashy gayretlerimiz...
a missing piece cant roll by itself,yersiz kabullerimiz...
Olmamak için onca gayretimiz,birine yamanma isteğimiz...
Ve biz üsve i hasenenin izinde ahseni takvimiz...
ACİZİZ..
Beni bu düşüncelere gark eden,ama hayatın kitabını okumuş gibi hissettiren kısa video:



Hayatımın tam da şu döneminde,ummadığım yerlerden beni tamir eden,ömrümü ömür eden Rabbi Rahimime sonsuz hudutsuz hamdler...Evlere kapılarından giriniz ayetini Allah a velileriyle yaklaşınız diye açıklıyor Mevlana,karşıma çıkarılan heybetli huzur kapıları için şükürler...Biz kapı çalmayı bilemezdik,kapı içerden açılmasaydı,biz beklemeyi nerden bilirdik,Rab zamanı yaratmasaydı,teselliyi coşturmasaydı...18 Ramazan 1432

10 Temmuz 2011 Pazar

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 1


      
         Renk ne çok şey ifade ediyor aslında...Küçükken en çok gözleri görmeyenlerin renkleri bilememelerine üzülürdüm,neredeyse aklım almazdı.Hep onlara bir dünya tarifi yapmak gelirdi içimden,ağaçlar yeşil,deniz mavi,gök mavi,güneş turuncu...Ama nasıl olurdu ki..Renkle kodladığımdan mıdır nedir her nesneyi,renk uyumuydu temel,hayatımın her evresinde ve her yerinde...Hayaller,rüyalar,gerçekler...Renkler..
        Yazılarım bile gece mavisiydi ilkin.mavi umuttu,hüzündü,hem içime inşirah veren gök,deniz,hem hüznüme ortak olan geceydi.Koyulaşmasa mavi nasıl girerdi hayatıma zührenin parıltısı,ayın ışıltısı..Yeni öğrendim ki,ölümün rengiymiş mavi,hem umut hem hüznün sebebi,öyle anlaşıldı..Yeşil girdi sonradan içten içe içime,hani insana vatanını,geldiği yeri hatırlatsın diye verilen yer hatırası,cennet hatırası..Huzurun rengi,açığı koyusu,tazeliğin rengi..Sonra çiçekler,önce gül,leylaklar,papatyalar sonra,kırmızılar,morlar,sarılar.Toprakla kahve,bulutla beyaz,ve giyinirken ille siyah,tüm renklerin anlaştığı zıt...Var mı bu kadar uyumlu bir zıtlık...
       Tabloyu duvara,perdeyi halıya,başörtüyü pardüseye uydurmakla çok vaktim geçti..Vah...Renklerin varlığı neyi anlatırmış meğer,eyvah..Bir mesaj üniversite 1 galiba:Biz Allah ın boyasıyla boyanmışız..Ondan güzel boyayan var mı ki?Bakara...Ben şaşkın,böyle bir ayet mi varmış,renkler alabora..Allah boyar mıymış,ne renk boyarmış...Gerisi yok,ısrarla sorulmayan soru havada,ama bırakmıyor kulunu ya Mevla,önce bir çift mavi göz giriyor hayatıma önce aşkla,rengarenk oluyor hayatım,sonra ölüyor,toprağa karışıyor o gözler inanamıyorum,ben şaşkın,renkler alabora....Sonra siyah,uzun süre siyah,beyaz,hayat eski  ve sıkıcı bir film gibi,seveceklerim tıkanmış gibi,ve bir müjde Irmak,hayat mavileşince yeniden,gürül gürül akan bir su gönderiverir Rahmet,cennetten gelsin ,aksın istetir,kötülükten kesilip iyiliğe aksın der,bir Irmak gelir kadir müjdesiyle..Bereketiyle,kabe siyahı çalınır gözlerime,medine yeşili hayalime..Ve toprak,hacdan,onca mücadeleden sonra en kamil insanı topraktan yaratan Rab,mavi gözleri gömdüğü topraktan kahve gözler çıkarır sanki,yeniden aşkı sokar hayatına,ayağı yere bastırır,Baki kendidir bildirir,bir çift kahve göz ve gülden bir yüzle dünyamı değiştirir.Hayata Kuran rengi sürülmesinden daha güzel ne olabilir?
Renkten renge sokarmış Allah,her renkte bir hal yaşatırmış.Renk renk yaratmış kainatı ki düşünsün de bulsun kendini diye kulu,ah....

16 Haziran 2011 Perşembe

Fatıma'nın Elleri


Can parçasını okudum,Kadın Oradaydıdan Fatıma yı tekrar okudum,Ehli Beyt serisinin Fatıma sını da.Ali Şeriati nin Fatıma Fatıma sı var bir de,onu bulamadım...Fatıma dan bana ne kaldı,yoğun hisler...Bir önceki yazının anafikri,ölümü güzelleştiren çileli bir hayat,hiç bir dönemi bizimkine eş değil,benzer değil...Hem saadette,hem dertte...Fatıma bir küçük kız,yanı başımdaki adaşı kızım gibi,Fatıma bir çocuk erkenden olgunlaşmış,öğrencilerimden biri yaşında belki,Fatıma çeyizi ve anasının özlemiyle peygamberin gözünü dolduran bir genç kız,gözünde titreyen umutlarla..Fatıma vefa,baştan başa,sevdiğinden sonra gülemeyen bir daha,ilk kavuşan,ayrılmayan..İçime dolan,boğazımda düğüm...Dönünce hatırlamak adına,Fatıma dan bana ne kaldı:
-Yetimliğimiz,ümmetçe,alemlere rahmet babamızı daha doğmadan kaybetmişliğimiz,yitikliğimiz...
-Fatıma nın ırmaklığı,Kevser in yoklukta saklanması, vahdetin kesrette saklandığı gibi
-Fatıma nın eli..Acıyla duvara yaslanan,ateş başında,ateş içinde,tüm kadınlığıyla,kitaplar atlamışlar sanki Fatıma nın sessiz,ama babada yankılanan kadın feryadını..Fatıma nın üstüne gül koklanmaz,o cennet kokar çünkü..Fatıma nın eli,Şifayla uzanan babasına,merhametle yavrularına,ve akarak ümmete..İnsanlar takı yapıp takmışlar,ninelerimiz ocaklarının üstüne yapmışlar..Dile destur,benim değil Fatıma ananın eli...
-Bir garip kuru ot hayali,çöl ortasında vaha gibi,kadınların medet umduğu,sımsıkı bir yumruk,kaynaya kaynaya açılan,doğuma vesile...Adı Fatıma ananın eli...
-Bir rüya..Çok eskilerden,Fatıma yı bilmezden önce,Cennet ül Baki den devşirilen koku şişeleri,ama içi gözyaşıyla dolu..Elimde Fatıma nınki...Bir koku hazırlığı,seçimde Bilal görevli,Fatıma nın çeyizi..
-Bir düğün yemeği..
-Çölden toplanan izhir otları,Allah ın aslanı Ali nin elinde,ama döndüğünde yok develeri,acı...
-Ölüme duyulan özlem,hayattan bıkma değil,arkasını düşünmeden..
-Babaya açılan pencere,ilk uğranılan,hep uğranılan olmak..
-Kadının yolunun çölden geçmekliği...
-Kırgınlık,gizem ve şiir...
Ve mersiyesi Fatıma nın,nasıl kadın kokan...

Maza aleyye men şebbe türbete Ahmed..
Enla yeşümme mede'z zamani gavaliya..
Subbet aleyye mesaibun lev enneha
Subbet alel eyyami sırne leyaliya...

Kim Ahmed in kabrinin toprağını koklarsa,
Zamanla hiçbir kokuyu koklamak istemez...
Üzerime öyle musibetler döküldü ki,
Gündüze dökülseler,onu gece yaparlardı...

14 Haziran 2011 Salı

Hayat ve İnsan




“Dost sevgüsin gönülde cânıla berkitmeyen/ Tûl-i emel defterin dürmeyen âşık mıdır



Hayat güzeldir..İnsana bizatihi güzelleşmesi için verilmiştir.Güzelleşip geçilen kapı,ne kadar karanlık görünse de,hayattan da güzeldir.Ölüm güzeldir.Ölüm hayatın tesellisidir,hayat ölümün değil..Yani aslında hiçbir şey göründüğü gibi değil..

Anlamak zor,duvarın ardını görmek kadar.Soyuttan somuta geçilemeyen bir dönemden çıkamadık,emmeyi beceremeyip sütten kesilsek de,sulandırılmış sütle oyalanılan bir evredeyiz hala,Fatıma dan çok uzaklarda.Somutlaştırmak için çizilen çizgiler var bir de dimağımızın hayal kumlarına,mübarek parmaklarla..İnsan ve hayatı bir çizgi...Bir akarsu,ırmak gibi,onu  saran ölüm çerçevesi,bentler gibi,istekleri var insanın,arzuları,bendini yıkan seller gibi,bir de bu suyu kesen duvarlar,tükenmez musibetler,biri bitse diğerini çağırır gibi..Ak gün ağarıp kalmamış,kara gün kararıp dermiş anneannem,nesıl üzülürdüm annem söyledikçe,hayatın ilk elden anlamı bu,besbelli...Enerjiye çevirip,bentlerin ardında musibetleri,ölüme çağıldamak en güzeli,güzelleşmek tul-i emel güzellemesi...

Hayat güzeldir..Gündüzle gecenin ardarda gelmesi, güzeldir..Siyahla beyaz,mutlulukla hüzün,gözyaşıyla tebessüm güzeldir.Hayatla ölüm,ve dahi ölümle hayat güzeldir.Yalnız doğar,yalnız ölürüz,yapayalnız yaşarız da kalabalıklar arasında anlatamadıklarımızla,ancak 'yaş'landıkça anlarız,bir yoğun bakım odasında yaşar gibiliğimizi..En çok sevenlerin bile,en yakınının camekan ötesindeliğini,ne yapsa etse acımıza gözleriyle ve gözyaşlarıyla,dualarıyla dokunabileceğini...Yaşlanmak güzeldir.Madem her canlı ölümü tadacaktır,ölüm tatlı bir şeydir.Ağzınızın tadını kaçıran ölümü bolca anınız,tadını kaybetmeye yüz tutmuş damaklar içindir,bizim içindir...Cennet gibi bir sofrada ne yediğinden çok neyi seyrettiğini ve neyi duyduğunu kalbine kaydetmek güzeldir.Sevdiklerinle cennet hayali güzeldir.Cemal hayali güzeldir.Cemal güzeldir.Celalinden Cemal ine kaçsak da Celal dahi güzeldir.Çizgiler güzeldir,toprak güzel,çizen el hepsinden güzel,anlatan dil de güzel..
Hayat için kurulabilecek en güzel cümle:
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun..
Allah ınız...ve O na dönücüleriz...
Sahibimiz ne güzel,döneceğimiz yurt da..Sahibimiz Selam,yurdumuz Darüsselam..Sözümüz selam,işiteceğimiz sadece selam..Özgürlük kim bilir ne güzel...
Bugün ne hüzünlüydü ve ne de güzel:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...