ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2015 Pazar

Uzak cumartesi

Ben bugün
Bolca bun
Bulaşık, tezgah ve kanepe
Bolca bedel ve film sahnesi
Yeditepe istanbul ve kuzeyde bir otel
Elmalı kek ve kahve
Bolca kagit ve kalem ve dahi mektup
Isyan ve nisyan ve dahi hatırlama
Ben bugün yine tevbeyle zikir
Uhud ve Bedir
Ben bugun biraz
Şiir ve anı
Bolca fudayl bin iyaz...
"Ben Rabbime karşı kusur isledigimde bunu binegimin ve hizmetlimin huyunun degismesinden bilirim "
Ehlimden ve evladimdan..

22 Ocak 2015 Perşembe

Sımsıkı sarıl

İçimde bin bir sanciyla devam eden günümde hazmina ugrastigim bir sürü mesele, desilmis yara ve beden halsizligiyle ulaştım hala isinamadigim evime...
Yanımda aynı benim gibi yaralı bir küçük modelimle yürürken,dik durmaya çalıştım en çok , vizirdanmamaya, anne gibi durmaya, "beraber uyuyalim mı" dedi , başka hiç bişey istemiyorum"
Sarıldik, beraber uzandik. Onu tamir edici bişeyler için dışarı çıkardık. Günlük yazmasını önerdim duygularını en açık haliyle yazmasını. Heyhat ki insanın tavsiye ettiğini yapması güç...kendimi okunacak yazı google aramasi blog yazılarıyla avutmaya çalıştım olmadı. Su iyi gelir dedim kendimi suya sürükledim. Evet...Mesnevi nin kapısını çaldım. Kalbimin payını aldım. Sonra bu evi ısıtacak şeyi buldum deyip tefsir kaydını kurşun kalemimi ve ajandami alıp masaya geçtim. Hatirlatici olsun, burnumda Hindistan cevizi kokusu var, kulagimda sivrisinek Viziltisi..
Yaza yaza okunuyor insan, kulak kesilmeden duyamiyor. Nerde ısıttin içini nerde sardın yaranı tüm mesele bu...
Vegtesimuu...sımsıkı sarildigin Allah ın ipi olsun...kendine açmaya çalıştığın bin türlü pencere değil, bil ki kendini avuttugun hersey vuracak seni, üşümeye kanamaya razi ol...O ndan razi olmaya, ve çekişmeye kendinle kavgaya ,hazma , hoslanmadiklarina, seni sen yapan şeylerin terkine...
Ve sarıl sımsıkı...sadece O na..gerisi fani, yerin , en sevdiğinin yanındaki...kapının kenarına iliş ama O na sımsıkı sarıl...

22 Şubat 2014 Cumartesi

Ne olur

Akşam olur mesela
Güneş bakır olur
Bir gül pencere kenarında
Kurur
Sürur olur mesela
Kitap önümde
Dilimde adın
İçimde umudun ve korkun
Umudun,bir pencere kenarında
Durur
Huzur olur mesela
Çocuklar hasta olur
Ben, senin...
Amin..

28 Kasım 2012 Çarşamba

Anneliğimiz

''Ben kimim?'' Sorusuna verdiğimiz cevabın çok önemli olduğunu söylemişti gelişim hocamız üniversitede..Bu soruyla yaptığı uygulamadan sonra,üç cevap istemişti.Bir arkadaş,müslümanım,türküm,bayanım demişti...Ve evet hoca bu cevabı çok beğenmiş,güzel bulunmuş bir kimlik demişti.. Ben kimim,deyince ilk ne geliyor aklımıza. Kulum,anneyim,öğretmenim,kadınım,eşim,gelinim,teyzeyim,ablayım komşuyum.. Bu bizim temel sorumuzdu.Ve cevabı Hz.Adem ve Havva kıssasında buluyorduk.Kainata gönderilecek bir halife olarak insan,kul,huzur veren bütünleyen olarak,zıtlıktaki denge,kainatın temel kuralını koyacak olan denge olarak,zıtlığın bir yanı olarak kadın..Celal ve Cemal..Zahir ve Batın..Enfüs ve Afak..Dağlar ve yollar,kavvamiyet ve itaat..Çöl ve deniz..Zıtların birliği,kainatın evliliği..Ve insan da dünyayla ukbanın evliliğinden bulacaktı çocuğunu,amelini...Dönüş azığını... Kadın kimliğimi taşıyabiliyor muyum,nedir kadın olmanın sırrı,Nur suresinde sırlanmıştı aynalarımız,Allah ın kendini en zahir ettiği en batıni ayet..Nur ayeti..Kat kat katman altında sırlanmak..Ev,evlilik,örtü,göz kapağı,kalp,sır,teslimiyet,itaat altında sırlanan bir kandil,kendilinden tutuşturulan bir ışık..cam gibi kırılgan,kristal gibi parlak..Nurlanacak.. Erkek kimliği,Nur suresindeki,onu taşıyan biri miydi,beni bütünlesin diye aradığım..Öyle erler vardır ki,onları alış veriş,alıkoymaz Allah ı zikretmekten..Dışarıda da kendini koruyabilen,içeride de Kavvam durabilen..Dağ gibi yaslanılabilen.. Kadın ve erkek,kainatın temel iki zıtlığı bir araya konuldu,kanun bu,bu zorluk aşılabilsin diye kalplerin arasına şefkat ve meveddet koyuldu.Ve adına ev denildi,Nur suresi yine,içinde Allah ın adının anılmasına izin verdiği evler dedi,o evlere..Yıldız gibi parlaması nurlanmasından iki kalbin evin içinde...Ve evin içinde kadına Rabbül beyt,denildi...Evin Rabbi,terbiyecisi... Sonra eğer dilemişse yaradan,eve bir insan daha,ne anne,ne baba,bambaşka ama onlardan..Şimdi,annelik..Bunlardan sonra...Geç mi kaldık,buralar olmadan mı oldu..Olsun tevbe..Yeniden olmaya.. Her seferinde kaçmışsak da kendimizden,şimdi yeniden yüzleşmek zamanı kendimizle,annemizle,babamızla,eşimizle,kendimizle,kendimizle... Benim hayatımın kırılma noktasıydı anneliğim..Güzel bir insan yetiştirmek istiyorum,ne varsa bende yanlış o yapmasın,ruhuna zehirli sarmaşıklar dolanmasın,ben yemek seçtim o seçmesin,televizyonun karşısında yemek yemesin,reklamla sömürülmesin,uyarıcıları gelişsin,benim gibi olmasın,en sağlıklısını yesin,sağlıkla huzurla büyüsün,evde kavga görmesin,namaz kılındığını görsün..Kitap okunduğunu görsün..Eee,biz nereye gidelim çocuk nerede yaşasın:)Evet çocuk öncesi içimde bir muhabbet vardı ve bu herşeyi hallederdi..Beni Allah,bu sevgimle ve sağlam beş kuralla hayırlı bir yere sevk ederdi..Hamileliğime hac nasip oldu,milyonların duasının bereketini unutamam..Anne olunca kurallar hayatıma girdi..Çocuğumu bırakıp işe gidemedim,okul zilinin ne kadar korkunç geldiğini anlatamam..Rabb,ikinci çocuklar evde kalış süremi uzattı,Sonrasına neler lutfetti... Önce kitaplar..''Çocuğumu ben yetiştiriyorum''ansiklopedi gibi..Sonrasında açevin anne çocuk eğitimi,montessori,Adem Güneş,anadolu pedogojisi..Sonra hayattan,Kurandan,sünnetten,evliyadan,canlı kanlı örnekler..Sonra yeniden yüzleşmek,herkesten uzaklaşarak,sen çocukların eşin..Arkamdan başlayan mesnevi dersleri,annelik dersleri.. Geç kalmış hissetme,yere çakılıp kalma,acele etme,yavaşla...Bil ki sen kulsun,acizsin,itirafını duanı bekleyen bir Rabbin var,ömür tamir demek,bak bugün de ölmedin...Daha ümidini kesmedi senden..Sen de ümidini kesme kendinden..Kalbinin,amelinin çocuğunun farkı yok toprağa tohumu atılmış bir çiçekten... Sana Rabbül beyt,denildiyse bir bahçivan gibi sabırlı olacaksın,eleştirdiğin eğitim sistemleri gibi elindeki çocuğu kalbi deney tahtasına çevirip bir gün şu bir gün bu ekolu denemeyeceksin..Tohumu her gün bir yerden bir yere çekiştirmeyeceksin,kararında sulayıp sevip dua edeceksin ve sen kulluğuna devam edeceksin..Bileceksin sen düzeldikçe düzelecek bir şeyler,güneşin doğuşu bile,ama sen olduğu gibi kabul edeceksin.Doğuyu ve batıyı,erkeği ve kadını..Küçüğü ve büyüğü.. Annesin,hem bahçivansın hem toprak belki..Kasas suresi,sayfa sayfa hz. Musanın hayatı,emzirilen bebeğin ki göbek bağından sonra ikinci önemli bağ,süt bağı,annesinden ayrılırken annenin boşalan kalbi,çaresizliği,kalbe inen vahiy türü,tevekkülle Allaha emanet etmek bebeği,ve hilelere rağmen buluşturmak anneyle bebeği..Temel güven diyorlar,ilk 4 yaş diyorlar evet,anne çocuğuyla beraber olmalı..Kadının hassasiyeti,annelik şefkati,dışarıda örselenmemeli.Uykusunun arasında kreşe bıralıkmamalı çocuklar,daha 'iyi' bir hayat için şimdiki hayatı feda edilmemeli..Annenin ve çocuğun..Anneler tuvalette süt sağmamalılar..Ağlamadan yazamıyorum,kandırıldık biz,bunun adı özgürlük değil,çocuk da yaparım kariyer de,cümlesi baştan bozuk..Çalışabiliriz,lise münazarama gidiyorum şimdi,nasıl hararetle savunmuştum,kadın çocukları ilkokula başlamadan çalışmamalı demiştim,3 ve 2 yaşına kadar yapabildim..Telafisi mümkün değil diye bir şey yok inşallah,tevbe kapısından bunu anlıyorum ben..Her şarta merhamet eder Allah yeter ki sığınalım,ben yardımına muhtacım istediğim bu,zor da olsa diyelim...Okula ilk başladığım dönem,müthiş bir psikolojik baskıyla karşılaşmıştım,duygusal anneyim diye..7 yaşına kadar çocuğunuzla oynayın,ondördüne (12 de olabilir)kadar arkadaş olun,sonra işlerinizde ona danışın diyor hz.ALİ..Kasas ikinci sayfa ergenlikten sonra genç olunca,yalnız artık hz. Musa,tüm heyecanı,delikanlılığı,hatasıyla,tek başına..Anne ergenliğe kadar mudahil terbiyeye,sonra kul olarak yeni başlıyor insan hayatına..Ergenliğin tüm isyanları,hayata karşı duruşunun hikmeti,Allahı tek başına bulma isteği belki..Putları kırmak gerek,yıldıza aya güneşe bakmak gerek İbrahimi bir tavırla,akılcı olmak gerek,büyük putun boynuna balta asacak kadar,hisli olmak gerek ateşte yanmayacak kadar,İbrahim diye bir genç varmış dedikleri,genç... *Şimdilik tüm anladığım,çocukla aramızın iyi olmasını istiyorsak,Allah la aramız iyi olacak.O an ne ilham ediyorsa Rab,yani asıl terbiye eden,onu yapabilecek kıvamda olacak anne,bu hal için dua....O zamandan sonra da,yakin gelene kadar,ölene kadar.. *Doğal akış diye bir şey var,suni isimlerle girmesin ilişkimiz hayatımıza,küçükken annem sulu köfte yaparken biz tepside yuvarlardık,pirinç ayıklardık,bunları montessori faaliyeti diye yapmazdık:) *Hayatımızdan eksilen bir kuşak var,kabul etmeliyiz,Ali Ulvi Kurucunun dedesi gibi bir dedem yoktu benim,abdesti bir buluttan süzülen yağmurla alıyormuş gibi alan..Ama Ahmet Muhtar Büyükçınar da var... *Çocuğumuzu olduğu gibi kabul etmenin yolu,eşimizi olduğu gibi kabul etmek,sonra onunla ilişkimizi gözden geçirerek iç dış ilişkilerde neyi nasıl yapalımı konuşabilmek..Bu bölüm hayatımın bu evresinde öyle iyi geldi ki...Çocuklar ne kadar anne ile beraber olurlarsa olsunlar dışarıda,sosyal ilişkide babayı örnekliyorlarmış.. *Terbiyede ödül,ceza,sınır mefhumunu ilk maddeye bağlamak uygun olur gibi..Ceza kelimesi arapçada karşılık demek,bizdeki ödülün de eş anlamlısı yani,bu anlamda yaptığının sonucuna katlanmak olabilir belki,tamamen yok ya da mutlaka var demek yanlış..Anne çocuk eğitiminde somut örnekler verilmişti,bize olumsuz davranışı ortadan kaldırmak,ya da olumlu davranış geliştirmek için..7-8 evreden oluşuyordu..alternatif üretmek,seçenek sunmak,üzerine konuşmak,sebebini öğrenmek,en son bir muddet alıkoymak gibi..cezada da merhamet şart:) *Pekiştirmek ya da söndürmek için yıldız boyamak,1. sınıfta okumaya geçenlerin elmasını kızartmak gibi bir şey,okullarda bu yasaklandı ama anasınıflarında hararetle yapılmasını anlayamıyorum,biz de camia olarak kendi değerlerimize yapıştırıveriyoruz,sunilik böyle oluşuyor,örnek olacağız,ortam oluşturacağız.. *Sabırlı ama gayretli olacağız,Hz. Hacerin çabasını kendimize örnek alacağız.Oturup ağlamayacağız,koşup ağlayacağız.7 kez,iki dağın arasında,iki kararın gitmenin ya da kalmanın,yanımızda eşimiz olmayacak belki,Rabbimiz bize yetecek ve çocuğumuza..günlük tüm zorlanmalarımızı say sayacagız... *Sen ..........yaptığın için ............oldu.cümlelerini olumsuz kurmaya alışmış olan bizler,bu cümleleri olumlu kuracağız,herkese:)Bu evi ve dahi kullanıldığı yeri dönüştürecek,gittikçe...Örnek: Sen bugün çocukların ödeviyle ilgilendiğin için,kitabımdan birkaç sayfa daha okuyabildim Allah razı olsun,ya da abartalım:sana en sevdiğin pastayı yaptım:))Babanın evin reisi olduğunu,otorite merkezi olduğunu önce biz kabul edelim,pratikte bunu gösterelim,'sen bilirsin' diyelim ki çocuğun ruhunda güvensizlik yer etmesin..Merhamet merkezi anne,otorite merkezi baba... *Çocuğumuzla büyüyeceğiz.Hayatı paylaşmak için fırsat kollayacağız:) *En zor zamanlarda çocuğumuzun gözünün içine bakacağız,sevgiyle susarak..Bu sihir gibi bir şey işte... galiba devam edecek,sonuna kadar:)

16 Eylül 2012 Pazar

Arabistan'da egitim sistemi

Dun okula başladık..ilginç ama gercek ben milli egitim bakanlığının yurt dışındaki vatandaşlarına bir egitim hizmeti olarak açılan okullarından birinde ,Mekke turk okulunda bu yil 2.sinif öğretmeniyim.Araplar'ı hatta buraya umreye gelen Turkleri bile inandirmakta zorlanıyoruz :)1-8 sinif arası 90 civarı kız ogrencimiz var..müfredatımız,derslerimiz,akademik takvimimiz Ozel kutlamalarımız Türkiye'deki gibi...
Gelgelelim,bir lisan bir insan,iki lisan iki insan,Arapca ise bir insan,bir kitap bir kainat,ruha yazılan bir mektup diye cocuklarım bir Ozel Arap okuluna başladılar..biri anasinifina,biri birinci sınıfa...sonu hayir ola..Arap egitim sistemini derinden derine inceleyebilecek değilim ama üç haftalık gözlemlerim bana bişeyler kattı diyeyim:)Veli gözüyle ögretmen degerlendirmesiyle:)
Birinci siniflar bir hafta boyunca anneleriyle toplantı salonuna alındılar..sahnede yapılan kukla gösterileri,yarışmalar,ezgi söyleme resim yapma faaliyetleriyle cocuklar sahne önüne çekildiler.anneler Arap kahvesiyle tatlılarını yediler.bizim heyecanımızı cocuklarımızın endişesini ve cyogun duygu salınımlarımızı geciyorum:)ilk gün cocuklarımıza ilgili not tutabilecegimiz bir dosya ,ihtiyac listesi,okul programı bulunan bir dosya verdiler.2.gunden itibaren sınıfa geziler düzenlediler.bu sırada,gösteriyi yapan,kukla oynatan,dua ettiren,Ramazan'da neler yaptık diyerek çocuklarla sahnede sohbet eden 1.sinif ogretmenleriydi.bu ne ozguvendir,çizgi film mı seslendirdiler daha önce şaşırıp kaldım.elime mikrofonu alınca rahat hazır ol derken sesi titreyen ben,tabi hayran kaldım..her ögretmen kendi ogrencisinin boynuna farklı renk kurdelali bir rozet taktı,sınıfını tren yapti ve alıştırdı.heyecanlari yuzunden laftan zor anlayan 1.sinif velilerine ilaveten Arapca konusamayan,kem kum durmadan bir derdini anlatmaya çalışan biz çıktık bir de bizim abla mubinanin basına:))iyi idare etti,yakında türkceyi öğrenecek:)
Anne geldi,sen dur...filan diyor..:)
Sonraki günler aynı konforlu,kırmızı salonda beslenme egitiminden,derslerin ve ders öğretmenlerinin tanıtımına kadar bir cok saat geçirdik.meger her derse farkli bir ogretmen gelecekmis,onun icin bana sorup duruyorlar sinif ogretmeniyim deyince hangi dersin diye,burada 1.sinif ogretmeni sadece lugati,dil dersine giriyor,okuma yazma ogretiyor,gunde iki saat..diger dersler,matematik,fen,günlük görgü kuralları,tevhid,İngilizce,kuran,kaide,resim,muzik...sonunda hafle(parti)miz oldu da,bizimkiler su ödev olan elifun erneb yecri yelab,ezgisini hep beraber söylediler...ders programımızı ve haftalık ödev cizelgemizi alarak derslere başladık...bir vacibat,ödev kitabimiz var,orada her öğretmenin hangi derste ne işleyeceği ne ödev vereceği yazıyor..cok guzel değil mı..müfredat cok hafif,fazlasına zorlamıyorlar,cocuk yapabiliyorum hissini doyasıya yasıyordur herhalde bizimkiler hiç dil anlamadan yapabiliyorlar:)
Bu sırada ana sınıfları ilk hafta 2 buçuk saat sınıfta kalarak ,yarısında orada dağıtılan meyve suyu sandviçi yiyip kumda ya da Park'ta oynayarak günlerini geçirdiler.onlara hiçbirimiz müdahale etmedik ve ben bu durumu şaşkınlıkla izledim...2.hafta 10.30da,3.hafta da 12de çıkmaya başladılar.okul kıyafetleri ve kitapları daha bu hafta verilmeye başlandı.yigit i özgür bırakmalarının onu çok rahatlattigini düşünüyorum :)arkadas olmak istediği cocuğa her gün es ismuk diye soruyor cevap alamasa da..bugun ögretmen türkce öğrendi diye geldi sevinçle,evet öğretmenin ilk kelimesi,ya Muhammed yapma!!:)))3.haftanin basinda onlarda haflelerini yaptilar ki burada cocuklari sikbogaz
 eden provalar yapmadiklarini,gosterilerde hem ogretmenlerin hem ogrencilerin cok rahat olduklarini 
soylemeliyim...ve cocuklarimiz kendileri söyledikleri bir Arapca Şarkıyla bizi şaşırttilar.
Dersler 7 de basliyor.bunun için bizim cocukların 6 da evden çıkması gerekiyor,yani güneş
dogmadan kalkması..hayatlarına bu guzel bir alışkanlık olarak kalır ins.cok zorlanıyorlar:(anasiniflari hariç her sinif tören için okulun içindeki büyük alanda sıraya giriyor vefatiha,ihlas,felak,nas ve
koruyucu duayı okuyorlar,sınıflarına giriyorlar,ilk iki ders blok,sonra 20 dk kahvaltı molası,sonra
devam..sınıflarda elektronik egitim aletleri cok aktif kullanılıyor....bu da burada yeniden
heveslendigim seylerden biri..hafta bası cumartesi,son gün carsamba,gecen haftasonuna girerken
baktım ödev kitabı yok kızımın eyvah dedim...okulda unuttu galiba,hayır ögretmen almış,haftasonu
ödev yok!!!ogrenciler mutlu,veliler stressiz..:)
Velhasil amacımı yeniden kontrol ederek başladım bu yıla,bir cocugun hayatına bir pencere aralayabilir miyim egitim sistemi aynı kapıdan geçirmeye calisirken...
Yeni egitim öğretim yılı hepimize hayirli olsun...

11 Temmuz 2012 Çarşamba

evde

dünya diz çöktüğün yer kadardır..
şairlere velilere,delilere ve çocuklara kulak kesilmeli
bir de kuşlara
ne de olsa özgürlük uçabilmektir
bir çocuk
neler yapıyorsun diye sorunca
bambaşka şeyler anlatabilir
bize göre hayal ,uydurma
kim bilir ruh kuşunun nereye uçtuğunu...
bir çocuk okuduğu kitabın içine girebilir...
gerçekten..
ben de bir çizgi film izleyebilirim..
öğreneceğim çooook şey olduğunu düşünerek hem de...

7 Ocak 2012 Cumartesi

Jangumun Rüyaları ve Çocuklu Olmak

           Bugün beni mazur görün,toparlayamadım kelimeleri ama her cumartesi olduğu gibi içimden bir kuş havalanmakta,pencereleri açılmış kalbimin,Rabbe ne kadar müteşekkirim...
           Size de oluyordur,bazen insan tüm rollerini unutuyor,eş,kardeş,öğretmen,personel,arkadaş,gelin,elti,hatta anne olduğunu,öyle çok uzun değil,anlık bişey belki,ya da daha uzun dönemli,üzerimde ne vardı,araba nerdeydi,çocuğu aldım mı,ödevi verdim mi,mantom nerde,aaa yanıma aldığım kitap tefsir değilmiş.Nagihan,yüzün tükenmez kalem olmuş,not tutarken!!uyarılarıyla kendine gelmek,okuldaki görevli hanımın çekinerek hocam,benim mantomu siz mi giydiniz,iki gündür aradım da bulamadım diyince fark etmek ne giydiğini,yada sizinle konuşsun diye beklediğiniz biri,çocukların bekliyordur senin acelen var sonra konuşalım dediğinde çıkman gerektiğini hatırlamak,şaşkın ama güzel bir hal,tamam son kısımlar bunaltıcı ve doz aşımı olabilir,annem bu kadarı da fazla diyor,müslüman biraz temkinli olur..
Ama eve mutlu mesut gelmek,çocukların yanaklarına farklı bir öpücük kondurmak..Yazıları okurken,çoluk çocuk aile yönünü vurgulamak...Rabia'nın sanal tavsiyesiyle Şu siteyi ekledim listeme,evli ve çocuklu oluşuma destek versin,hatırlatsın diye,amatörce biraz ama iyi geldi...
       Ve çizgi film izlemek... Ki çocukluğunda bile çizgi film izlememiş de olsanız,genç kızlık döneminde Candy,judy ve uzunbacak izlemiş biri olarak yıllar sonra çizgi filmlerden medet umabilirsiniz,bir kızınız ve oğlunuz varsa,ya da yoksa,içinizdeki çocuk yaşıyorsa,ve ille bişey seyredecekseniz yani,yoksa böyle malayani şeylerle vaktinizi almak istemem:))kızların kız olmaktan,erkeklerin erkek olmaktan mutlu olduğu,kızların yemek yapıp erkeklerin savaşmayı öğrendiği ve yaptığı şeyin içine ruh katanların ''kendi içinde'' mutlu olduğu,hayatın her zaman güllük gülistanlık olmadığını,kötü de olmadığını sıkı yönetimde bile nefes alındığını,''yemek''in önemini anlatan,tabi ki aşk,kıskançlık,dostluk,ihanet vs.vs..nin serpiştirildiği jangumun rüyalarını izleyin...Yemek ayetlerinin üstüne geldi bu çizgi film,replikleri yazabilseydim,iyi geldi işte o kadar diyeyim...

27 Şubat 2011 Pazar

Bu sabah..

Bu sabah güneş bir kez daha doğdu..Yağmurlar kim bilir kaçıncı kez düştü toprağa..Kaç pencereyi tıklattılar varıncaya kadar menzile..Bir insan ve bir gün karşı karşıyaydı yine,her gün yeni bir insan yeni bir günle karşılaşıyordu da bugün daha bir ayrı farkındalıktı insanınki..Beden farkındalığı,aza ve hak farkındalığı,uyku perisini rahat bırakmayan bir ilham perisi vardı ki,kalk,dışarı bak,bak her şey bunun için programlı,oğlanın bitmek bilmez rüyaları,kızın rüyaları,'hayat arkadaşı'nın ilginç uyanma melodisi,saatin tıkırtısı,yağmurun tıpırtısı..Yalnız başına uzak bir istikamet seçildi,makul bir kılıf giydirildi.Ekmek gibi,gazete gibi,simit gibi...Ama nasıl iyi geldi,hava gibi gök gibi,su gibi...

Ağaçlar galiba her günki gibi bambaşka süslüyorlardı sokakları.Böyle güzel dekor görmedim..Kimi bakla bakla yüz dökmüş,kimi top top gezegenleri asmış sanki dallarına,kiminde asılı kalpler bile gördüm,kiminde umutlanan tomurcuklar,kiminde inatla tutunup düşmeyen kuru yaprakcıklar,kiminde kupkuru dallar,göğe el açmış ne yüce dallar,en altta ama mutlu,üsttekine güç veren dallar,ondan ayrı değilim ki diyen dallar...Ağaçlar ve insanlar..Uzun zamandır küs olduğunu bile unutmuş eski dostlar gibiyiz..Bakışmıyoruz kaç gün kaç hafta belki mevsimdir...Oysa çocuklar ve ağaçlar,gençler ve ağaçlar,yaşlılar ve ağaçlar diye bile başlıklandırabileceğimiz ne çok dönemimizin yoldaşı arkadaşı,belki fıtri,belki ırsi...

Çocukken bir ağaçta yaşamak isterdim hep,sürekli olmasa da..Ağaçta bir ev..İlkokulda bir belediye başkanıyla görüşmüştük,çocuk kulübümüz için de ne hayaller kurmuştum bize ağaçtan bir ev verecek diye,ama onlar başka şeylerle meşguldüler.Kocaman arabalarda kocaman araç telefonlarıyla görüşmek gibi,bize bir lahmacun ısmarlayıp başlarından savdılar,olsun,ağaç içimde büyüdü benim,hiç tırmandım aslında ama içimde bir yerlerde galiba bir merdiven var,bazen çıktığım bazen düşüp dizlerimi kanattığım..Ve şimdi çocuklarım hayal kuruyorlar,benden hiç duymadan,dedelerine söylüyorlar,bize dut ağacının üstüne bir ev yapar mısın?Yapacakmış...

Ama bu sabah...Bu kadar ağaç gördükten sonra bir yer gördüm,gösterdim.Bir düş,ortak demek ki..Tam da bugüne uygun bir cümle sonra...

13 Şubat 2011 Pazar

Her İşaret Aynı Yönü Gösterdiğinde


Kadın-erkek-çocuk-sevgililer günü-aşk-kalp-elbise için bir de burası geldi.Ardından,sevgili,en sevgili için burası...Ne iyi geldi...

Çocuğun var mı?

Çocuğun mu var.............boşluk doldurma etkinliğinde aklıma ilk gelen çocuğun var mı etkinliği oldu...Çocuğu olan olmayan herkesi kapsayacak bir etkinlik bu çünkü.Çocuk,iki zıddın birleşmesinden ,yanyana muhabbetle tutulabilmesinden ortaya çıkan ürün çünkü...Amel çocuğu var mesela nefsle,ruhun,emekle niyetin birleşiminden ortaya çıkan..Her amel bir çocuk,her çocuk bir amel...Nereden anlıyoruz,Allah ın Nuh as.ın inanmayan ve dalgalarda boğulan oğluna duası üzerine,amelün gayrı salih,o senin ehlinden değil,o salih bir amel değil demesinden...Hatta mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitnedir demesinden.Fitne,ateşe tutma hali,rengimizi,madenimizi belli eden...Hayattaki her şeyi önem derecesine göre sıralamayı sağlayan,neyi öncelediğimiz ve neyi arkaya attığımızla ortaya çıkan...İyi bakalım bize sunulan nimetlere,şükür kapısı olup Rabbe mi götürüyor,oyalanma kapısı olup günümüzü mü tüketiyor?




Çocuklarımız salih bir amel mi,ya da amel çocuğumuz var mı gittikçe büyüyen,yanımızda,gelişen,emek verdiğimiz,her gece ihtimamla üstünü örttüğümüz,yemeyip yedirdiğimiz,aman zarar gelmesin dediğimiz..Zikir çocuğu var mı kalbimizde,emzirmeyi ihmal etmediğimiz,40ını,6 ayını,konuşmasını,yürümesini,koşmasını beklediğimiz...



Allah çocuğun var mı demeyecek,ama amelin var mı diyecek...Allah hepimize nur topu gibi amel çocukları versin...

16 Aralık 2010 Perşembe

Çocuklar-Renkli Yünden Oyuncaklar........Aşure-Şükür 2

         
         Beden hapsinin dünyaya açılan pencereleri vardı,şükür ki..İnsan bu ten kafesine kanatsız hapsolmamıştı.Gözüyle,kulağıyla,teniyle,aldığı kokuyla,tatla,düşünce ve duygularıyla yedi yol açılmıştı kabuk içine sığdırılan koskoca ruha...Açılsın diye o görünmez kanatlar uçmağa,oruç bahşedildi bir de.Burası zıtlıklar dünyasıydı,bir tarafı tutanın diğer yanı kuvvetlenirdi,nasıl gözü görmeyenin hissi gelişirse,gözü göre göre bakmayanında ruh gözü açılırdı.Kendini yemekten alıkoyana başka tatlar verilirdi,şükür gibi,hamd gibi,paylaşmak gibi..Söz orucu bile  vardı.Zekeriyya dan,Meryem den yadigar..Hani insan susunca mucizeler konuşurdu.Oruç her gelip geçmiş toplumda vardı.Ve hepsinin ortak orucu aşure zamanıydı..
          Bir zaman,dünyaya gelen bedenlerin en güzelinin kalbine kelamın en güzeli nakşedildi.O en güzel sesten nice ayet dinlendi.Ramazan orucu gelince müminlere hediye,her eski yenisiyle değiştirildi..
          Bir sabah kalbi uyumayıp gözü uyuyan güzelin,güzel gözleri bir kez daha açıldı dünya manzarasına,ille ukbayı arayarak.Bir aşure sabahının aydınlığıyla,haber salındı her yana,oruca niyetlenenler oruçlarını tamamlasın,sabah imsak edenler akşama kadar iftar etmesin,herkes tuttu nefesini.Küçük yavrulara renkli yünlerden oyuncaklar yapıldı,acıkıp ağlayınca susturmak için,mescide koşuldu.Mescit rengarenk olmuştu oyuncaklarla,onları eylemeye çalışan anne gayreti,nasıl memnun ediyordu Rabbi kim bilir..Rivayet o ki,geyikler bile süt vermedi yavrularına bu görüntü ve avuntu sesine imrenerek..
          Bunları okudu anne,üzerinden asırlar geçmiş bir aşure sabahı.Çocuklarını giydirdi renkli yünlerden elbiselerle,oruç tutamayacaklardı çocuklar,okulda olacaklar,yanlarında onları eyleyecek bir anne bulamayacaklardı.Şükür ki aşureyi kutlayacaklardı.Bilmem kaç değişik tarif bilen anne bu akşam aşure yapacaktı,endişeliydi,şükretti..Şu hazır paketler de bu işin ruhuna gelmezdi.Olsun deneyecekti.Zaten aşure başlı başına şükrün tatlandırdığı yemekti,elde son kalandan yapılan,içine ne girse dışardan tahmin edilmeyecek derecede tatlanan,tufandan sonra sükuna daldıran,ayağı yere bastıran.Kaynasın aşure,kazan kazan...Dağıtılsın etrafa tanınan,tanınmayan..Komşular,hal hatır sorsun,bir çeşit bayram olsun..Bol çeşit alınsın bugün erzak ihtiyaçtan,bereketlensin diye,hediyeleşilsin,doğum günü yerine evlilik yıldönümü yerine...Olmaz mı ki?
          Bunları okudu bir öğretmen,çekiliş yaptı yeni yıl,aşure hepsi birleşti Tutum Yatırım ve Yerli Malı haftasıyla,paylaşılan mutlu günler konusuyla..Görsel sanatlar dersinde bir hediye yapsınlar,annelerine hediye etsinler,Yerli Malında aşure pişirsinler sınıfça yesinler..Görsel sanatlarda bir gemi yapsınlar mesela içine yırt yapıştırla hayvanlar birer çift,Nuh Nebinin gemisi olsun,masalı okunsun..Olmaz mı ya?
          Bunları okudu belki bir müdür,kara kaplı kitaptan,okuldaki müfettişlerin bugün yapacağı toplantıya aşure yaptırdı,bir de Mevlana yı anma haftası..Böylesine ruh doyurmak isterken zaman,aç kalınmasın ,neden olmasın?
          Tüm anlarımız bereketli olsun....
        
    

9 Kasım 2010 Salı

Geçmişten Bugüne...

      Hilal ne güzel bir yazı yazmış.Yerinde,sahiden,hemde yaşarken,sonradan değil,güzellik görebilen olmak ne güzel,ben doğuyu eşimin memleketi olarak gördüm.En işlek caddede,madonun üstü,süslü evleri,elit ve okumuş camianın oturduğu yerde evleri.Zaten Malatya doğunun parisi!:)Doğuyu çok kötü dinledim arkadaşlardan,hiç gurbete gitmedim ben,gitsem ne yazardım bilemiyorum.Eskilerden birşeyler de siz yazın demiş Hilal.Korktum,biliyordum böyle olacağını.Herkesin gurbeti farklı ben hep içerlerde acı çekmekle uğraşmışım.Burnumu çeke çeke yazdığım defterlerin birini atmışım,biri kayıp..Yarım yamalak karalamalar buldum,kitap araları,defter sonlarında,değişik değişik yıllarda yazılmış..Ama ne iyi geldi gerçekten,keşke daha çok şey kalsaydı.Vazgeçtim böylesi hayırlısı...
      İşte biri,Mızraksız İlmihal içine yazılmış,zaten bu kitap resmen defter gibi kullanılmış.Üniversite 2ye rast geliyor...Hani derler ya,sene 2000...Yine aylardan kasım.Sanki sende kalmış bir yanım..Yine dağıldım:)

       ''Ok atamayan ürkek bir kirpi olmak ne kötü.Bir sürü bilgi ezberlemiş,Türkiye üzerinde oynanan oyunları bilmiş,ama ok atamayan.Aslan gibi cesur olmaktan bahsedeceksiniz bana.Aslan cesur mu gerçekten?Aslan gibi güçlü olmak mı,huma kuşu zararsız olmak mı?İstediğini elde etmek kahraman olmak mı?
       Cesur olmak,istemek,istediğini elde etmek ne kadar uzak bana.Oysa iyiyi istiyorsa cesur olmalı,bir şeyi istemek için herşeyi kaybetmeyi göze almak lazım bazen.Endülüs gemileri yakanlarındır.Bazen bir şeyi elde etmek yetmez.
        Çaba güç,kazanmak istek,elinde tutabilmek sorumluluk,yanında kalabilmek emek,sonsuza yürüyebilmek yürek ister!''
 
         09-10-2005,tarif defterlerinin arasından..İlk defa kızıma günlük tutmaya başlamışım,uzuuun bir girişat yazmışım.
        ''...............Sayende ben öyle yapmam dediğim ne varsa yapıyorum bebeğim.Sallamadan çok nadir uyuyorsun mesela şimdi durdum diye yine uyandın.
       Üç aylık olmana bir hafta var.(Gün saymaya bakar mısınız?)Bu ara hamdolsun iki saatte bir uyanıp geri uyuyorsun.Sabah 7de uyanıp bir daha uyumuyorsun:(Ama öyle tatlı gülüyorsun ki tüm uykum kaçıyor.Bugün yine öyle kalktık,biraz sokuldun koynuma,babanı uyandırdın sonra.Söylemesi ayıp her yeri ve her yerini batırdın,banyodada çok ağladın.Giyindin,ağlamaktan yorulmuşsun,uyudun.Hemen yatağa koştum,üstümü örttüm uyandın.Şimdi uyuyacaksın,ben gideceğim sen yine büyük ihtimalle uyanacaksın ama olsun,sen bütün uykulardan tatlısın,seni çok seviyorum...
        24-03-2006
        Yavrum benim,5 aydır defteri elime almadım.İlk yazıyı yazıp defteri kapattıktan sonra öyle ağlamaya başladın ki,ne yapacağımı şaşırdım.Hiç bir şekilde seni susturamadım.Anneanneni ve dedeni çağırdım.Üçümüzde susturamadık,battaniyenin arasında sızıp kaldın sonunda dualar arasında.Ve ben bir daha yazmamaya karar verdim.Bugün Bismillah dedim,yeniden..
       8 aylık oldun,tüm çekmeceleri boşaltıyorsun,birinci yürütecini parçaladın,baban ikincisini aldı dün.Seni biraz önce yatağına yatırdım,dönenceni çalıştırdım,çok yorulmuşsun ağlamaktan,elektirik süpürgesi en büyük korkun da,temizlik yapılınca çok yoruluyorsun o yüzden.Evin yarısını kucağımda ağlayan bir 'bobi'yle temizledim.Bu babanın sana verdiği özel isim,beğenmediysen önemseme,bana da böyle şeyler söylüyor,bence sevimli..
      A-da-da-da sesi kesildi yine ağlamaya başladın,umarım uyursun,daha yürüyüş yapıcam.Artık ayağımda uyumuyorsun.Zayıflayacağım diyorum ama sen sütsüz kalma diye gece kek bile yiyorum......kiloyum.Tombulum,ama seni seviyorum..
      23-06-2006
      Artık yürüdün.Bugün iki kez arkamdan banyoya kadar gelmişsin.Öyle tatlısın ki!Ham ham diyorsun ama yemiyorsun,hop hop deyip top oynuyorsun,hadi hadi diye dışarı çıkmak istiyorsun,temel dertlerini söylüyorsun yani.Yani benim güzel bebeğim,sen bana Rabbimin verdiği çok güzel bir nimetsin.Beni temel ihtiyaçlarımı karşılamaya,namaza bile bırakmak istemiyorsun,olsun..........Hamdolsun,şükrolsun.Sen Allah a güzel bir kul,hayılı sağlıklı bir evlat ol,bunlar sorun mu,Allah bize,hazım ve kuvvet versin...............Ama kendimi çok yorgun hissediyorum.Çok uykum geliyor,Allah ömür verirse yaklaşık 8 ay sonra  kardeşin geliyor.İnşallah çok iyi anlaşırsınız.Ben seni çok seviyorum.İnşallah Allah onu da sevdirir hepimize...''

       Bu kadar yeter değil mi,bana çok iyi geldi,unutmuşum nasılsa..Allah razı olsun Hilal,senin vesilenle bunlar atılıp kaybolmadan tekrar okundu,duygulanıldı,zamanın farkına varıldı,şükredildi.Elhamdülillahi ala külli hal..Oku kitabını deyince neler çıkacak acep hayat kitabımızdan,yine korktum şimdi....
   

27 Ekim 2010 Çarşamba

Geriye Dönüş Yeniden Küçük Prens

       ''Öyle ya, Küçük Prens'in gezegeninde, her gezende olduğu gibi, faydalı otlar da, zararlı otlar da vardı. Elbette ki faydalı otun tohumu faydalı, zararlı otun tohumu zararlı olur. Ama tohumlar görülmez, toprağın altında uyurlar mışıl mışıl, ta ki günü birinde birinin aklına eser, uyanır. O zaman da gerinir, güneşe doğru incecik, sevimli ve zararsız bir filiz sürer ürkekçe. Bir turp ya da bir gül filiziyse bu, varsın istediği kadar büyüsün. Ama zararlı bir bitkiyse, onu görür görmez koparmak gerekir. Küçük Prens'in gezegeninde korkunç tohumlar da varmış.. Baobabsa öyle bir bitki ki erken davranmazsan, bir daha baş edemezsin onunla. Gezegenini baştan başa sarar, kökleriyle delik deşik eder. Hele gezegen küçük, baobablar da çok olursa, çatlatır gezegeni.


        Küçük Prens daha sonra: "Bu, bir kendini disipline etme işidir. İnsan her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra, gezegenine çekidüzen vermelidir. Baobablar filizlenirken gül fidanlarına çok benzerler. Onun için, birini öbüründen ayırt etmez, hiç vakit kaybetmeden baobabları söküp atmayı iş edinmeli. Oldukça sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay."Küçük Prens


        Yiğitin yavru yılanları ve ne çizdiğini anlayamayışım,yüzüme şaşkın bakıp uzun uzun akan suları gökyüzünden geçen yolları anlatışı,her olaya bambaşka,bizce akla gelmez ve hatta saçma yaklaşımları hatırlattı bana yeniden,o benim küçük prensim,bambaşka bir gezegenden gelmiş gibi..Bugün onlara da okudum ilk beş bölümü,bu ne resmi dedim,önce dağ dediler,sonra fil,yılanın içinde...6 yaşındakilerin çözebileceği bir mesele..Yiğit için gayet sıradan bir resimdi bu.Büyüklere anlatman gerekir yoksa anlamazlar cümlelerine gelince ama gerçekten dedi Irmak,muzip gülüşüyle..Bense düşünceli, yukarıdaki paragraflara takılı kalarak...

        Herkes artık bir büyük olduğunda yeniden dönmeli çocukluk ya da ilk gençlik yıllarına, hatırlamalı ,anmalı hangi sulardan geçtiğini.İlle kitaplarını,simyacıyı,martıyı,hatta şimdi uzaktan tebessüm ettiği pembe dizi tadında huzur sokağının Bilalini,küçük prensi...Ve sabah uyandığında çeki düzen vermeli kendi gezegenine,ayırmalı gül ve baobab filizlerini,gezegen küçük, baobablar çoksa bir de,çatlatır gezegeni..Küçük prens ne çok şey söylemiş değil mi?

26 Ekim 2010 Salı

Çocuk Kitapları

           Anne olduktan sonra çocuklar için en çok ilgimi çeken şey çocuk kitapları oldu.Kıyafetten ve oyuncaktan  daha çok .Sağolsun kızım da benden daha düşkündü.Hiçbir şeyle değil kitapla oyalanıyordu.Oyuncakçılar değil D&R dikkatini çekiyordu,cama yapışıp kalıyordu:)Tabi oğlum kitapları önünde hazır buldu.Çocuklar evdeki kitabı değil,beraber aldıkları kitabı seviyor benimsiyorlar;)Şimdi o da buldu şükür,ama fazla yormadan kendini,Iymak,şunu bana okuy musun?diyor,Irmaksa tüm gücüyle bağırarak okuyor...
            Anne cafe,bana dememiş,olsun annem hep bir şeyi söylemeden yapmamızı söylerdi:)Konu da bizi açınca,ona sorulan sorulara cevap vereyim.Çok çalışkanım çok....
 1. Çocuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?

      En önem verdiğim kısmı konusu, dili.Metnin orjinalliği,şaşırtıcılığı,dilin kullanılışı.İlle bir ders vermese de farklı bir düşünce akışına kaptırması güzel bence,bakınız Tostoraman.Resimler ve kağıt kalitesi de önemli,ne çok kriter varmış...Ha bir de bize yabancı ögeler içermemeli.Bir dönem hayvanları çok sevdiler,mesela remzi kitabevinin Kutup hayvanları,Çiftlik hayvanları,saklambaçlı kitaplar..Ama içinde o yabancıların pembe pembe sevimli albenili çizdikleri meşhur ve bizce haram hayvanları olunca almıyorum.Evde köpek yaşıyorsa,anne baba modelleri bizimkiyle uymuyorsa falan filan..Kitap buldum mu,evet...hem de çok...
2. Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?
     Kapak tasarımından çok iç tasarımına dikkat ediyorum.Ama kapağı beğenen çocukları ikna etmek zor oluyor..
3. Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?
     Hayır,ille bir şeyi öğretelim diye parmak sallamasına çok kızıyorum hatta.Mesela eşim bir Tali serisi almış,isim vermek gibi olmasın...Oyuncaklarını topla,kardeşini kıskanma diye salık vermesin kitap,bıraksın da çocuk düşünsün...

4. Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?
     Resimler hayal kurmaya müsait olmalı,her şeyi çizmesi gerekmez,çocuk kendi birşeyler katmalı kitaba.Renkler canlı,şekiller çocuksu olmalı,evet Hilal sade olmalı bir de..Hikayesi güzel olan kitabı resminden dolayı almadım evet,sadece resimleri çok güzel diye de kızım bir kitap aldı,Sütçü Kız,bence ona farklı bir hikaye uyduruyor...

5. Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?

    Veee,gelelim TOSTORAMAN a,ve ille bu kitabı bize hediye eden,bana kitabı,evi kaplayan bir kitaplığı,edebiyatı sevdiren İnci Hocama teşekkürlere...

   Mutlaka okuyun,sınıf sınıf gezerek okudum.Öğretmenler bile eğlendi,o kadar yani...Yiğit in favorisi...
     Bu kitap resimsiz bile diyebiliriz,Irmak çok beğeniyor ama..Ben de....
Bir de Yiğit bu kitaptan sure dinliyor.İyi çünkü başka kimseyle çalışmıyor.


Bu kitabın da bir serisi var,Yunus Yoyosu,Deve Hörgüçü güzel,hem hayvanlarla ilgili bilimsel verileri veriyor masal içinde hem de Esmayı.Dil daha güzel olabilir ama,kolaysa kendin yaz değil mi....Bunlarsa  ikisinin de kazanmış beğenisini....
    
6. Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?


      Tabiki Küçük prens,şeker portakalı gibi bir kitap yazmayı isterim ama nerdee,hiç değilse Balkız gibi bir seri yazabilmeyi isterdim.Kur anı kerimdeki hayvanları çocuk kitabı olarak yazmayı çok isterdim.Karıncayı,arıyı,örümceği,sivrisineği...Ama çocuk kitabı bambaşka bir alan...


          

16 Eylül 2010 Perşembe

Neyim Var?

Neyim var..Sırtımı koca gövdeli koyu gölgeli bir ağaca yaslayasım var.Sonra başımı uzatıp toprağa için için ağlayasım var.Boşalamayan kalbimi toprağa döküveresim var.Neyi bu kadar dert ediyorum,bir benim mi çocuğum var?

Nasıl koyulur bir sandığa bebek,bırakılır nehre..Nasıl gönderilir gülyüzlü gül kokulu bebek süt anneye..Eğitim ve ortam ve genel kabuldur sebep hem de..Anneden ayrılan bebek asıl gözün önünde üzerine bırakılan bir sevgiyle düşmanı elinden dost lokmasıyla büyür hüküm sahibi isteyince..Ya da bereket taşınmalıdır yaylalara kırlara,memesi cılız koyunlara,dağlara..

Neyim var..Parmakları tek tek boynumdan sökülerek servise binen oğlumu kucaklayıp öperek,sonbahar rengi vurmuş bir pencere önünde yağmuru izleyesim var.Kardeşine bakarak ondan farklı olması gerektiğini hisseden ve gerçek hislerini en azından bugün söyleyemeyen kızımla,anne kız bir sokak boyu yürüyesim var..Eve dönüp ikisiyle beraber,her yere hamur döksek de kurabiye yapasım var..

Bir kadın olarak,dört duvarın arasına,sonra örtülerin altına,sonra bedenimden içre,ta kalbime gizlenesim,orada bekleyesim var...

Neyim var?Sayamayacağım kadar çok faydalanmam için önüme sunulmuş nimet var..Her şeyin ötesi,çözümü,Rabbim var...Hamdler senalar övgüler itiraflar kendimden şikayetler ve tevbeler O na...

9 Eylül 2010 Perşembe

Hissetmeden Yaşamak

Anne olmak mı bu kadar hassaslaştırıyor insanı..Dünyanın tüm çocuklarını yavrusu gibi görmeyi hedefleyen öğretmen olmak mı..Ya da fazla duygusal olmak,yavaş yaşamak,mantıklı olamamak,kendini boşuna üzmek,hayat karşısında güçsüz ve aciz olmak mı tüm bu hissettiklerim..

Gerçekten beni seven arkadaşlarımdan bazıları özellikle çocuklarımla ilgili hassasiyetlerime kızıyorlar,üzülmeme anlam veremiyorlar,onları 'görünmeyen manevi kurallarım'la baskıladığımı düşünüyorlar.Okul öncesine onca para mı verilir,israf değil mi,bu kadar üstüne düşüyorsun ne bekleyeceksin diyorlar sonuç mu,her nasılsa ben acabaya gelip kendimi suçlayıp biraz boşvermiş olmaya çalışıyorum.Ama hiç gerçekçi değil,aslında ortaya dökünce tek istediğim dayatmalardan uzak sevgiyi hissadebilecekleri bir ortamda,kendilerini keşfedecek bir ortamda olmaları,hatta tercihim benim yanımda kalmaları yani benim onların yanında kalmam..Uğraştığım şeyler bunun üzerine,okul saatinin ve onların gideceği okulun paylaşım zaman ve kalitemizi azaltmaması,ayrıştırmaması,benimle öğretmenlerinin verdiğinin arasında uçurum oluşmaması..Çok mu yani:))

Ne kadar önemli bir şeyi hissetmek halbuki..Hissetmek için yavaşlamak,bir çocuğun endişesinin sebebini anlamak,ya da ağlayan bir annenin.Anneler birbirinin yavaşlamasına ve ağlamasına izin vermeli..Hakkı ve sabrı tavsiye etmeli.

Ne yaşıyorsa anneyle çocuk,samimice paylaşmalı,neden demeli çocuk,bundan diye anlatmalı anne kendi nedenlerine de tekrar çeki düzen vererek.Çok yaşlı akrabalarımızın evine gidiyorduk bir ara oldukça sık,hastaydı,Irmak,orası kokuyor gitmek istemiyorum dedi,anlattık yaşlı ve gencin farkını anlayabileceği şekilde,ziyaretin bize kazandıracağını,hayatın içinde yaşlının olmasının bir zenginlik olduğunu,onunda bir zamanlar minicik bir çocuk olduğunu,neşeli elbiselerinin olduğunu,şeker sevdiğini,o gün çocukluğunu anlattı o yaşlı çift,hala gitmek ister oraya...Evet fazla duygusal,çoğu zaman gözü dolu dolu kızımın,Yiğit bile ablasının açıklamalarıyla ikna oluyor çoğu zaman..
Bayramlar mesela,niye kutlandığını bilinmeden,ne boş görünür düşünen insana,niye herkes birbirine gider gelir adı şeker bayramı olan bir bayram temizliği,kıyafeti sarması baklavası,eee?Günleri sevmeyen insan bayramları da sevmez tabi,bize anlatılmalıydı neyi niye yaptığımız,sevmiyorum demiş ya resimli günlük,haklı..Bu ,namaz için, oruç için,hac için cami için,fedakarlık için sadaka için ,sevdiğinden vermek için de böyle .İçi dolu olsun istiyorum bir şeylerin,önce bende sonra çocuklarda,öğrencilerimde,ama nasip,ben ne kadar anlayabildiysem....
İlle zaman lazım,ille yavaşlamak,ille düşünmek ve görünürde kendinden vermek,ama kendini kazanmak,çünkü hissetmek en büyük zenginlik.Çok şükür pedagogumdan da destek geldi.Ama ille tevekkülle dua,yoksa tepeteklak mazallah..

2 Eylül 2010 Perşembe

Anne işte...


Kadın ve çocuk dünya üzerinde farklı bir yerde duruyorlar.Birbirine sıkı sıkı sarılmış.Dayatmalı hayatsa bu ikisinin arasında.Çocuğu olan kadın,yani anne işte,beyni çocuğuna göre yaşıyor,başkalarınınki başka başka şeylere..
Dün gece bütün çocuklar huzursuzdu,bugün ağlıyorlardı çünkü anne işte.İş başladı,çocukların koynundan söküldü anne kokusu,annenin koynundan yavrusu.Bu gün yalnızca bizim okuldan yükselen sesleri duymak,annenin sesini duymaktı.Gözler dolu,herkes bakıcı,kreş,anneanne,ateşlenen,sabah uyanan,kapıdan içeri kaçırılarak ağlayan,dün altı değişmediği için pişen,çişini başkasına söylememek için bekleyip çatlayacak duruma gelen çocuklarını anlatıyordu.Bunların içinde benim en çok üzüldüğüm kandırılan ya da ayrılacağını bilmeden kendini hiç tanımadığı bir bakıcının yanında bulanlar ve gezmeye gidiyoruz diyip kreşe götürülenler,yani yalan söylenilenler,annelerince masum da olsa...Bir de kızdığım bir grup var ki servise koyun kapıyı hızlı bir biçimde kapatın,göz göze gelmeyin ağlasın biz bir ay ağlayan çocuk biliyoruz alışıyor diyen yuva,kreş görevlileri...
Tüm gece huzursuzdu Yiğit,kolumda böcek var diye bağırdı,anneee süt içsem diye ağladı,en son sabah gözleri kapalı hep gidiyosun zateeeen,hep,hep hep diye bağırıyordu.Sarıldım yanıma yatırdım,burdayım dedim,bana masal anlat dedi,nasıl geldi o saatte,öyle bir masal dilime,uyduruverdim bir pamuk tavşan hikayesi,ablasının adını hamuk koydu benim oğlum,birde kardeşleri yumak,iki kardeş olunca bu biziz diye kızıyorlar:) Öylece uyuyakalmışız,okula geç kaldım..Babaları yanlarında olunca daha rahatlar,ve anneanneleri dedeleri de aynı apartmanda,kızımda kardeşe bakan büyük abla havasında,çok şükür ki..
Çocuklar tedirgin çünkü anneler işte,anneler tedirgin çünkü anneler işte...

27 Ağustos 2010 Cuma

Kendimden Memnun Değilim!

Ne oldu oldu sanki büyü bozuldu.Ramazanın ortası,kupkuru bir dal öylece bi yere konulmuş taş gibiyim.Küçüğüm darım,sanki nefesim yetişmiyor,dua ediyorum ağlayamıyorum.Çocuklar için okul seçmem gerekiyor yine,yine..binlerce detay,birine uyan öbürüne uymuyor,biri kız biri erkek,biri yaşından büyük biri küçük,ama bunlar yalnızca perde,altı ben,bir kaç damla kan binbir endişe,insan..

Hilal geldi bugün,tam bu endişeli halimle mağaraya sığınmaya çalışırken,çıkıp Meryem e ulaşmaya çalışırken,Hilal..Ben yeterince dökünce eteğimdekileri,sen dedim sen nasılsın,ve içimdeki ben konuşmaya başladı,ille duymayınca böyle sesli söyletiyor Allah...

Kendimden memnun değilim,nagihan.Bir başkası olsam,kendimle ilişkilerimi mümkün olduğunca azaltırım,mesafe koyarım,gel gör ki kendimim ve kendimden kaçacak yerim yok.Çok darım.Onca biriktirdim zannettiğim,zaten dar kaptaki dolu su,dibi onca delik,gitmiyor yetmiyor.

Sarıldık sonra,birbirimize olan hüsnüzan ve sevgimizle olabildiğince,çocuklar izin verdiğince sarıldık.Ben seviyorum,çocuklar da seviyor Hilal i,benimle paylaşmadıkları şeyleri paylaştılar.Biri ineğinin neresinden çiş yaptığını gösterdi,biri de kedisinin burnundaki böcüleri çıkarmak için icat ettiği aleti:)Ben şaşkın,Hilal doğal..

İşte böyle daralmışken ve bunlara sebep ararken,dost lazım,söyleyemediklerini söyleyebilen,seni sana getirebilen,sığındığın bir Rab lazım,her hal insan için çünkü...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Günler Geçerken Çocuklar



Ben içsel devinimlerimle uğraşırken sizler neler neler yaşıyorsunuz ve hepimiz kendimizce bir dünyada yaşıyoruz.Canımsınız,parçamsınız ama hepimiz yalnızız aslında..Dün ramazanı dolunaydan içip şimdiye kadar hiç duymadığım bir ezgiyle dua ederken,siz oyun parkında tavşanlarla oynuyordunuz.O derin sessizliğe salıncak gıcırtısı,kaydırak tıkırtısı ve çocuk sesleriyle fon veriyordunuz.Büyüyorsunuz,size kendi tabağımdan yemek yedirirken,sen karnını doyurabiliyor musun diye sorabilecek,üzülmene üzülüyorum sohbet dinlerken üzülmesen diyebilecek,ben hocamızın elini öpücem yiiyit,çünkü Allah önu çok seviyodur bize hep Allah ı anlatıyo ya,diyip el öpecek ve ne maneviyatlı kız, ben öpeyim senin elini iltifatını alacak çağa gelmiş kızım.Eteğime yapışmadan,erkeklerle namaz kılacak,bir arkadaşımın kucağına oturup onunla sohbet edecek ve ben seni çok seviyoyum,diyecek çağa gelmiş oğlum.(Teşekkürler Fatma)
Daldığım düşüncelerden beni buraya getirense bir varoluş sorusuydu,Irmak tan..Bütün tavşanların anneleri var mı,evet,ama ilk tavşanın annesi yok di mi,yok,yani anne aklım almıyo,ilk köpek de annesiz,evet canımm,tekrar dönüyoruz Hz.Adem ve Hz.Nuh a,zamanıdır,bir üst aşamayla..Erkek çocuk zorluyor beni,bu sorudan sonra oğlum,siyahım olsa kötü adamnayı öödüysem,ye güsel oluy di mi anne(s ler peltek),yok kkk oğlum gel camdan bakalım,bu soruya verecek izahatı toplayabilecek zihinsel aktiveteye sahip değilim,şu an!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

5 Yaşında Hayat-(Hayır 6!)-Irmak...


-Anne sen ne okuyorsun?
-Kitap tatlım..
-Görüyorum yani,bakiim,ka-dın pskkk ne bu ya,ko-lo-ji-si..
-Psikolojisi..
-Ne demek annecim?
-Ruh bilgisi diyebiliriz.(Açıklamaya bak!)
-Yani,tahtadan bir kadın yapmışlar da ruhu yokmuş da hareket edemiyomuş,gülemiyomuş gibi mi?
-Ruhsuzluk demedim :)))

-Anne karşı balkondaki dedeler de ramazan geldi diye balkonu süslemişler..
-Gerçekten mi?
-Evet,bizimkinden güzel,balkona kocaman boncuklar asmışlar,demirden sarkıtmışlar.
-Bakayım..Aaaa..Onlar biber kızım,kurusun da kışın yiyelim demişler,hem de süs tabii!:))

-Alara kim,ben hatırlayamadım.
-Annee,hatırlamadın mı,Alara sulune salavat...:)))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...