ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2017 Cuma

شمس و قمر

En meşhur aşk destanları Leyla ile Mecnun , Kerem ile Asli , Ferhat ile Şirin..
Meşhur olmak bizde, fena ve acı ile.. Ya cinnet sonu ya ölüm..
Halbuki ölmeden önce ölmektir adı aşk..
Aşık olup , hem aşkında fani olup yaşamaya devam edenler , burda yaşamaya devam eden kısmının kayıtları da mühim, bulunduğu,daha doğrusu konulduğu yerde , işinin başında, kendi küçük dairesinin merkezinde, ve O 'nun yörüngesinde diğerlerine hizmet edenler, "yeşil kubbemin altındaki veliler" e dahil ve sırdırlar Allahu âlem..
Dün öğleden sonra evimizin namazgâh köşesinde öylece oturturken bir altın ışık değdi elime yüzüme, sırtımı sıvazladı, başımı okşadı, ısıttı.. Bu oda sabah güneşine alışık nereden geliyor bu güneş ışığı diyerek gayri ihtiyarı pencereye yöneldim. Çok da yakın olmayan bir pencere.. Ayna olmuş güneşe.. Bütün varlığıyla güneş olmuş da bana gönderiyor ışığını..
Işte ay da böyle.. Eksilerek artarak , kemali ve zevaliyle, o hüzünlü cemaliyle hep güneşe aşık.. Hep ondan aldığını bize veren, bizim muvakkitligimiz için  muvahhitligiyle  hizmet eden.. Daim yolunda, ve yesbehun, tesbihte,Rabbine sen subhansın demede.. Güneş, yıldızlardan bir yıldız Rabbin Hayy Kayyum ismiyle, ısıtan aydınlatan, ne çok aşığı var kim bilir kalbi irili ufaklı..
Kalbime döndüm .. kişi sevdiğinin kaderinden pay alır ya, ay.. hilal, dolunay , yar-i cemal, şakku kamer..
Güneş altın, ay gümüşe benzedi..
Yarin şemaili gümüş tene benzedi..

9 Haziran 2017 Cuma

Aşk ı mecazi

Bir şeyin hakikatinin mihenk taşı nedir?
Kuran ve sünnet, öyle değil mi..
Bilmiyor muydum, yoo elbet öyle biliyordum..Bu bilgi kadim, kaim de , işte insan, bir gün birden hiç bilmediği başka bir bilgiyle biliyor ya onu, o bilgi onun oluyor sonra, oluyor da bitiyor mu , bilakis yeni başlıyor, bilginin derecesinin tespiti ve tahlili ve dahi tahkiki gerekiyor, ilmel yakin aynel yakin hakkel yakin...
Aşk -ı mecaziyi biz Kur'an da nerede görüyoruz?.. Canım sure-i yûsuf u dinlerken bu yıl teravihte,- ille teravihte çünkü kıyamda dinlenen Kuranın başkaca bir etkisi var-ki ben dünyanın bütün acıları dedim Rabbim bütün herseyin tafsilati dedi, aşk neredeydi?
Yusuf ve züleyha kıssalarımız destanlarımız menkıbelerimiz hatta romanlarımız var.. Ama Rabbin kelaminda
قد شغفها حبا
dan başka ne var?
همت به و هم بها
var...
"Kadını aşk sarmış " diyor şehrin kadınları..
"O ona o da ona meyletti" diyor Allah, velev ki Rabbin burhanını görmeseydi..
Bu kadar.. Ve Rab , koruyor ihlaslı kulunu, ihlas mı aşk ı mecazi mi?
Zindan bana daha sevimlidir diyor yûsuf...
رانيه و اكبرنه
diyor kadınların Yusufu görünce tepkilerine, onu gördüler, gözlerinde büyüttüler, bu bir insan değil melektir dediler.. Bir insanın dış görünüşü, Rab yaratmış ahsen bir biçimde, ama ahsen dediği yusuf değil, onu büyüttü gozlerinde elini kesen kadınlar diyor,ahsen dediği kıssa..
Rabbin anlatması muradı güzel..

Sonra... sonra düşündüm Süleyman ile Belkıs.. Eski evimin kütüphanesindeki aşk kitapları:) geldi aklıma, yusuf ile züleyha, süleyman ile Belkıs, ferhat ile şirin, kerem ile aslı...
Farkettim ki ben güzel ülkemin bir çok genç kızı gibi , hayatın en büyük hakikatini aşk zannederek bir 30 yıl geçirmişim,  aşkı hakikiye aşkı mecazi ile ulaşılır ancak demişim..
Belkısın cümlesi şöyleydi aslında :
"Ben Süleyman ile birlikte alemlerin rabbine teslim oldum..."
Bu kadar.. Gerisi belkısın Rabbini buluşu..

Şuayb as kızının Musa as ile evliliği var.. Babasına onu yanına almasını tavsiye ediyor, Şuayb as kızı, ve bu sahnelerde en çok "edebli kız " nasıl olur sorularının cevabı var...

Velhasıl bizde büyük bir yanılgı var.. Aşkı anlayışımızda yaşayışımızda ve kitaba bakışımızda..

Ve Allah aramıza mevedde ve rahmet koyan, sevgi ve merhamet.. mevedde, ve rahmet..

15 Aralık 2014 Pazartesi

Çok sevmek

İzafi kavramlarla izahı zor sevmenin. Çok az biraz ne kadar anlatabilir ki sevme hissini. Ama bu dil, bununla kotariyoruz hayatı.
Tıpkı Rabita gibi en basitinden en yucesine yolu var sevmenin. Sev de taşı sev diyor ya bir murid adayına mursid. Yeter ki sev..
Bu kadar girizgahin sebebi yine sesli düşünme. Yazılı düşünme. Kalemle seslendirme.
Şu an boğazımda bir şişlik,agzimda dilimde yanma var. En sevdiğim yiyeceklere alerjim var . Sevgi Sevgi deyip yiyeceklere mi bağlayacaktin demeyin. Yiyecek büyük argumani hayatın, ipucu neden teşekkül ettigimizin, ne yersek oyuz ya...
Evet kokusuna görüntüsüne hayran olduğum bir çok şeyden severim dediklerim şifa, cok severim dediklerim reaksiyon sebebi çoğu zaman...
Hele içinde birsey taşımaya calisiyorsan bir de, sen senin değilsin hissini yaşamaksa isteğin...
Elhamdulillah...
Ekmeği çok seviyorum ben demişti sevdiğim.
Biri de ben de çok seviyorum ama maşallah bana yarıyor demişti.
Işın sırrı galiba burda:
Çok seviyoruz diye çok yemek zorunda değiliz ki...

Çok sevdiğimizi çok tüketme egilimimiz var demek ki. Ses,müzik,ışık, renk, kalp, duygu, sohbet,insan....Tukettikce kalinlasan bir kabugumuz. Ve acılar hep sevdiği yerden gelir insanın.incelsin rakiklessin diye, özü ortaya çıksın diye. .. Çok sevilenin bunyedeki reaksiyona sebebiyeti.
Neden?
Gölge sevgilerin gölgesi düşmesin diye VUDD ünün üzerine...
Ve huvel gafurul vedud..

10 Aralık 2014 Çarşamba

Sev gi li

14 ŞUBAT 2011 PAZARTESI
İçim İçin
Bugün içime sığmadı içim..
Koştum,coştum,şaşırdım için için..
Anladım ki bu benim değil senin için..
Ummansın,ırmaksın,susun benim için..
Bir içim...

9 Ekim 2014 Perşembe

Perde

Perdelerle dolu bir yolda yürümeye çalışmak yaşamak, ışığa hasret..Işığın orda olduğunu hissederek. Zuhurunun şiddetinden gaib olana Nur gerisine zulumat derken kastetmiyor muyuz perdeleri...Nurun tam hissedilecegi yerde öyle çok perde var ki..Hayatın her anında. Her sabah güneşi görmek için perdeyi açmak gibi her olayda geceden çıkmış ,yeni doğmuş olayın üzerindeki perdeyi aralamak belki hayat enerjisi..Hayatta olma belirtisi..

Arafat meydanindasiniz. O mübarek an.Dualarin kabul olundu mu diye düşünmenin hata olduğu tek yer..perdesi yol yorgunluğu perdesi çadır açlık uykusuzluk taş toprak tuvalet sırası..

Gecenin ortasi seher..yok mu affedilmek isteyen sevilmek sevmek isteyen diye seslendigi Rabbin..Perdesi katıksız uyku..

Içinizde bir canlı yaratılıyor.Bir canlı büyüyor bir mucize olarak her an. Perdesi bulantı halsizlik hastalık hali.

Bir bebeğiniz oluyor. Kucağınızda , sizin kokunuzu tanıyor , içinizden sadece o zaman kaynayan sütü emiyor. Gözlerinize bakıyor. Perdesi bakım zorluğu, beslemek uyutmak fazla kilolar donulemeyen eski alışkanlıklar..

Aşık oldugunuz kişiyle evleniyorsunuz ya da hep istediğiniz o mesleğe kavuşuyor ya da en gitmek istediğiniz o şehre yerlesiyorsunuz. Perdesi sıradanlasma , günlük hayat, güzelliği kolay tüketmek...

Kabe'de tavaf ediyorsunuz. O en muhteşem zamanı bütün ibadetlerin. Etrafında dönüyorsun kalbinin ve bu beytin sahibinin. Perde mi? Yandakinin sana degen terligi, arkadakinin senin omzuna vuran eli, önündekinin namaza duruşu, otekinin konuşması berikinin cep telefonu, sunun fotoğraf pozu bunun kıyafeti kültürü kokusu vs...

Ravza dasiniz.Efendimizin cennet bahçesi dediği yerin hemen önünde , önünuzdeki bentin açılmasını bekliyorsunuz. Vefatimdan sonra ziyaret eden hayatımda ziyaret etmiş gibidir dediği yer kainatın rahmetinin. Perde mi? Acele, ben geçeyim cennet bahçesine önce, aman Afrikalılar geliyor:) sen beni tut ben seni ...

Dünyanın kuralı bu nimet+zahmet, zahmetsiz nimet cennette..cennet bile cenne ortulmus olan , sarılmış etrafi nefsin istemedikleriyle. En sevdiğimiz yemeğin bile öyle çok perdesi var ki.. O en sevgilinin perdesine hayal güç yetmiyor , tek perde açma gücü var O nda..La havle ve la kuvvete illa billah ta..
Parola:
Ya hayyu ya kayyum da...seçen hayat veren ayakta tutanda.
Ilim bile perde artırırken nefs basamaklarinda. Tek care aşk dilenmekte, aşka tutunmakta....
Neyin perde yirtan namelerini kainatta duymakta..
Kolay mı? Zor..zor mu? O na zor yok...

not:bu güzel pencere fotoğrafının perdesi de onu kirpamayan olduğu gibi koyan zât:ben:)

1 Haziran 2014 Pazar

Sessiz

Sonra ona dedim ki
Icimden
Iyi geceler
Hayatımın tesellisi...

Kanatlansin kuşları kafeslerin
Açılsın prangalari nefeslerin
İçe yuklensin yükü seslerin sessizliklerin
Şimdi zamanı dalışlarin ve yukselislerin
sen sen ve yalnız ağacın çiçeklerinin
Üstünden akan bir karanlık sırrı gece
Göremiyorum, uyuyalim..

Bi bak bana...
Bana Bi bak...
Yanında değil miyim..

Yanimdasin..
Her koku zerreciginle
"Gül"ümse-sen de
Ben kendimde miyim...

27 Nisan 2014 Pazar

Büyü

bir resmini buldum
büyüttüm büyüttüm
icimde sen
öyle ki yüzün
taninmaz oldu
öyle bir hüzün
ayrılık,
sevgilinin yüzünü unutmak
gibi ağır silahları var
her uzvun
başka bir sen
oluncaya kadar bakmak
gibi harp meydanlari..
ayrılık,
baştan ayağa yorulmak
yormaktan yorulmak
ruyalasan her anı
hayra...
bir resmini buldum
hayra yordum

31 Ekim 2012 Çarşamba

yolda


şimdi nefesini tut..
dizlerin kadar olsun kapladığın yer..
gözlerini yum..
dinle...
ve bak nedir sana verilen yol azığı..
neyinle gideceksin menziline..
dünya yoldan başkası değil..
yolun kuralı bu...
sende olanı, olmayanı ortaya çıkarmak..
onun için bunca akmak
bunca durulmak
gözlerim yaşlanıyor..
gözlerin yaşlanıyor..
kirpiklerimiz dökülüyor...
gözlerimiz dökülüyor kirpiklerimizden..
gözleri ışıl ışıl..
O nun..
ışıl ışıl gözleri..

artık...zaman,
gökyüzünden takip edilen tek..
göğü müşahadeyle ayarlıyorsun kulluğunu,
ayın şekli şemali,güneşin ışığı belirliyor buluşma anlarını,
bedenin ruhla,ruhun sahibiyle..
gök başlı başına şehadet,
gök ki sevgiliden sonra el değmemiş tek hatıra..
ve gizemi göğün,nazı,
geceler..
on geceler,
kırk geceler..
rüyaların, sana özel filmlerin,
terliğini çıkar ki sen derin bir vadiden geçmektesin..
hayallerin,pınar başında bir ceylan,
ve tevbeler tevbesi..
sahi sen kimsin..

bir sefere çıkarıyor seni işte hilal,
kaybolsun tüm teknolojiler,
bize gözleri yeter..
Allah ın senin üzerindeki hakkı, sefer..
Yollara düşüyorsun,
üzerinde kefenin..
dağlara çıkıyorsun,
çadıra sığamıyorsun,
ille gök olsun tavanım diyorsun..
dünyanın ve dünyalığın tel örgülerini aşıyorsun..
güneşin batışını izliyorsun mesela..
Rabbin ne romantik..
sen ve O..
O ve bunca insan,sel,sen damla..
Hayret ya Rab,iki kişilik beraberlik nasıl mümkün bunca kalabalıkta..
Arafatta..
Annen ve babanın dünyada ilk buluştuğu yerde
Zilhiccenin dokuzunda..
Zamanla mekanın buluşmasında sen..
Seni dünyaya indirenle buluşuyorsun..
Dur diyor,şimdi güneş batana kadar konuş,
anlat bana nerelerdeydin aslında kimsin sen..
senin vakfen bu..varsa tek marifetin ..
battı mı güneş,sel ol ak,
coş anmakla seni en çok seveni..
uzun uzun yürüyeceksin..
yürümek düşünmek demek..
uzun düşünmelerle bileceksin şeytanın seni vurduğu yeri..
büyük cemreyi taşladığında arkana bakmadan gideceksin..
arkana bakmadan gitmenin anlamını bileceksin..
sana düşmanlık edene savaş ilan edeceksin..
h/iç savaş uğultusu duydun mu ..
dinle...
bitmeyecek,üç gün taşlayacak,
dört gün birleyeceksin...
her gününü bu on dört geceyle mayalamayı dileyeceksin..
sonra güzel bir düş isteyeceksin..
düşeceksin..
parçanı bulamayacaksın..
yola devam edeceksin...
bileceksin ne küçük ve aciz olduğunu..
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu..
muhtaç olduğunu..
öylesine kul olduğunu..
bir garip yolcu olduğunu..



dostunu sevgilinin yanına gönderirken
yine
yeniden
gözlerini dökeceksin..
yıldızlara bakacaksın..
yaşayacaksın.
yaşlanacak gözlerin..
şükredeceksin dolu dolu..
sabrın tahammül değil şükür olduğunu bileceksin..
yaşayacaksın..
ölme sevincine ulaştıran bir yaşama sevinciyle..
şiir gibi yaşa yaşayacaksan..
ki yol,
ki sırat,
''salih ameller manzumesidir''...
''ıyd mubarek olsun''...



 

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kas Gevşetici

           Gitmeli insan bir ıssızlığa, yanına üç değil hiç bir şey almadan dedi Nedim Hazar ,tamam dedim..Çiviler ve kesmeyen bıçaklar dedi Hilal,tamam dedim.Dücane Cündioğlu,kendi kelimelerinle tanımla dedi,Kafka nın gözlerine bak,yol ol,tamam dedim..
           Biri Milenayı kıskandı,sevilişini,ben Kafkaya imrendim..Aşık olmak kazandırır,her gün mektup yazmak maşukuna,zaten nal izlerinin ters istikameti gösterdiği şu aldatmacalı dünyada,kaybeden kazanır...İnsan aşık olduğu kişiyle evlenmeli mi bilemedim bugün nişanlı bir arkadaşımla konuşunca.Ahmet Muhtar Büyükçınar geldi aklıma.Aşık oluyordu da genç yaşında,bu aşk,içimde öylece kalsın bitmesin deyip,kendisine de aşık olmuş maşukunu bırakıp ilmin peşinde koşmaya devam ediyordu..Kafka da Milenayı ısrarla uzaktan seviyordu kanımca..

          Günlerdir sırtımda bir ağrıyı taşıyorum,içimde çırpınan bir kuşu,bir de üstümde sarı yapraklar sanki.Çay içiyorum bolca..İnliyor bir ses,mırıldanıyor acıyor kendine filan,şu hilalin videodaki hayvancağızın sesi gibi.Kalkıp buzdolabına baktım,sırtıma sürmek için bir ilaç buldum,elimin yetiştiği kadar sürdüm,sürdüm..Biraz sonra kızarmaya başladım,biraz alerji yaptı sanırım,evet her yeni durum için biraz alerjik bir bünyem var,alışkanlıklarıma sıkı sıkı bağlıyım bu yüzden,yani canımı acıtan o yerde,senelerce kalabilirim...Ama ağrı hafifledi.Bu kadar mıydı yani..Bir de karşı komşuma sormayı düşünüyorum nasıl bu kadar normal bir hayat sürebildiğini...Normal bir hayat yaşama konusunda çok beceriksiz hissediyorum kendimi..Onu da İbrahim Tenekeci abi söylesin,
''yükseklik korkusu olan bir kuş gibi yaşamak hayatı'' benimkisi...Ama kararım şu,insan varsa eğer aşık olduğu biri onunla evlenmeli,daha aşk dağında çıkacak çok yol var belli ki...Doruğu hedeflemeli,eteklerde piknik yapma hayaliyle ömür bitmemeli,bir de unutmamalı psikolojik sebepleri sıralarken kas gevşeticiyi...

4 Aralık 2011 Pazar

Dolunay Daha Gelmeden...

Dolunay dostla gelir...Hilal dolunayın ümididir,bunun için içe ümit vericidir.
Güneş her sabah doğar oysa,nur ışığını ziyadan alır,ay güneşten,her güneş doğumu bin hilali barındırır.
Ay, içine gece düşmüşlere ümit verir,tutar elinden,güneş karanlıktan aydınlığa koşmuşların...
Ah,zaman..vah vakti zamanım...Hangi sözde hangi ezgide kaybolmuş gündoğumarım,ay pırıltılarım...Bugün yeniden dinleyince,evet sevgili, 'Şems'ten güzel şiir işitmedim,ezgi duymadım...

Bir sevi masalı hayat,ey dost,bu iyiden iyiye belli..Acısıyla,tatlısıyla hayat, aşk acısı...Hani mide kramplarına yol açan,gümbür gümbür bir kalp gürültüsü,bir ilkbaharda leylak kokusu,gece ,gündüz,ay ,güneş,üşümek,ısınmak,kar,güneş,sarı yaprak,gülen ayva,ağlayan nar,ana kucağı,bir çift göz,al yanak,koku,rüzgar,ruh...sevi işte,var mı ötesi...
Sevide ifrat aşk,şiddetli sevgi,ayn,şın,gaf...A-Ş-G,bir eylem,devam eden,hayat gibi...Şiddetli sevgi yoksa şiddetli azap var..Eşeddü hubben lillah.Sevgisiz kalmak şiddetli  azap..Sevgide haksızlık zulüm,zulmün karşılığı şiddetli azap..Bana en büyük tehdit,''o gün onlarla konuşulmayacak,yüzlerine bakılmayacak''sevgisiz kalakalmak...

Ne diyordu Hilal,sürgündesin,üzüldüğün şey aslında bu değil,o...Ve biz sevgi rotasını şaşırmanın azabını yaşayıp durmaktayız,bir ömür boyu,nebevi sesi duyamayan kulaklarımızla..Sevgi neydi?Bu bir film repliği çocuk aklıma kazınan,selvi boylum al yazmalımdan,neydi sevgi,emekti,değer vermekti,üstüne titremekti...Ve tüm ilanı aşk şarkılarının itiraf ettiği gibi itaattı,hem de gönülle.Allahı sever gibi sevmek tehlikesi, kalbin başucunda beklemekte,görmeden sevmeye çalışan kalbin,kuştüyüne benzeyen,dönüp duran kalbin...

Çay içmeyi seviyorum ben sabahları,bir dostla,simit peynir yanında,ben uzun yaz günlerinde oruç tutmayı severim diyor hz.Ali...Haftamın iki gününe oruç değmeli,iftarı değil,imsakı sevene dek...
Güzel bir sofrada yemek yemeyi severken ben,ben yedirmeyi severim diyor bir sahabi..Yedirmeli o zaman kendine inat..
Annem,babam,kardeşlerim derken,bir topluluk sesi geliyor kulağıma,anam babam sana feda olsun ya resulallah..
Eşim,eş,mecazi aşk hatta,''Ayşe yemeklerin içinde etli yemek gibidir.''o kadar..
Dost desem,''Aranızdan dost tutacak olsaydım Ebu bekri tutardım''aranızdan dost tutmadım...
Ama seviyorum desem sevdiklerini,seni çok sevenleri,onlarla tutunuyor kuş tüyü kalbim hayat dalına,onlar senin elin...
Seviyorum zannedişlerim...Efendimizin ille sevdirildi demesi,''Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi,namaz,kadın,güzel koku..''İlle dışarıdan,uzaklardan,ve ille kalbi sahibine teslim ederek,sevdim değil sevdirildim,dünyadan değil,hayatımdan değil,dünyanızdan...
Benimkiler irili ufaklı çakıl taşları gibi düğümlenirken boğazıma hz.Fatıma nın nebevi pınardan damlayan sesi yetişiyor imdada:

Rasûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Ali'ye:


- Yâ Ali, Allah Teâlâyı sever misin? buyurmuştu. O da:

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'ini sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'in kızı Fatımâ'yı sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Hasan'la Hüseyn'i sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Yâ Ali! Gönül bir, sevgi dört. Bir tek gönle bu kadar sevgiyi nasıl sığdırdın? Buyurunca,

Hz. Ali hemen cevap vermeyip, üzülerek evine dönmüştü. Hz. Ali'nin üzüntüsünü yüzenden sezerek sebebini sormuştun. Hz. Ali durumu anlatınca: "Yâ Ali! Sorunun cevabı şöyledir: "Babama de ki: Yâ Rasûlallah! Bir kişinin nasıl sağ, sol, ön, arka, alt, üst gibi yönleri varsa, gönlün de öyle türlü yönleri vardır. İşte ben de Allah Teâlâyı ruhumla severim, sizi kalbimle severim, Fâtımâ'yı helâlim ve zevcem olma hasebiyle severim, Hasan ve Hüseyin'i de babalık şefkâtiyle severim." Hz. Ali bu cevabın üzerine doğruca Rasûl-i Kibriyanın huzuruna gelerek senin cevabını aynen arz etmişti de Efendimiz:

"Yâ Ali, bu getirdiğin senin değil; ancak Peygamberlik ağacının dalından toplanmış bir yemiştir."

Sonra,efendimizin hub duası,derde derman:Allahümme inni es'elüke hubbeke,ve hubbi men yuhibbuke,ve amelüllezi yubelliguni ila hubbeke..Allahümmec'al ileyye hubbeke min nefsi,ve ehli,ve min mail barid...Allahım senden senin sevgini,sevdiklerinin sevgisini,ve sevgini kazandıracak amelin sevgisini istiyorum.Allahım bana sevgini,nefsimden,ehlimden ve soğuk sudan sevimli eyle...

Bugün yeni şafaktaki sadık yalsızuçanlar raportajını okuyun dostlar,sorulardaki sığlığa inat,cevaplardaki derinliğe bakın ki,tüm şarkılar O' nu söylemekte..Cenab ı Aşkı...Sevilmek için yaratanı,yine bize merhametinden kalbimize sevgi koyup hayatı-imtihanı-zevkli kılanı,sürgüne vuslat izleri koyanı..

Aşureniz aşka vesile olsun...Hepimize aşk olsun...

20 Kasım 2011 Pazar

Kelimeler kelimeler...

       



          Aşk başlı başına sabır olabilir mi,O' na 'hüve hüve' kavuşmak çok zor olduğuna göre,aşık uzağa alışkın,sevgili her şeyden aşkın olduğuna göre...Sabır bir dağın başına çıkıp yapayalnız oturmaksa,aşık bir dağbaşı yalnızlığı yaşayan değil mi?Çöllerde susuz bekleyen,suyu içinde gizleyen kaktüsün ismi 'sabur' ise,aşık sabur değil mi?Bir kabın içini doldurup ağzını kapatmaksa sabır,lügatlarda yazdığı gibi,içi dolup dolup taşan aşık sabırlı değil mi?

          Şimdi bir dağ başı yalnızlığı düşsün hayalimize,bir türkü ezgisi seslendiriyor,tüm hislerin tasdik ettiğini;

Telli turnam sökün gelir,
İnci mercan yükün gelir,
Elvan elvan kokun gelir,
Yar oturmuş yele karşı....


           Gök sonsuz bir kubbe üstümüzde,turnalar ümidimiz...Deniz içimiz,göğe inat... İnci mercan, birikmişliklerimiz....Ve bir koku sarar etrafımızı,ille rüzgarla taşınan ve ruhumuzu saran,ve sevgilinin ruhundan buram buram yayılan ille,Allah tan insana akan,insandan insana...Mutlu eden hem,barındıran...Koku,rüzgar ve ruh...Arapçasıyla,rıyh,rayiha ve ruh...Aynı kökten...Naif,hafif,zarif,aşka dair....Ortamı değiştiriveren kudretli,kuvvetli,müthiş,aşka dair...

           Şimdi elvan elvan kokuya ,O'nun nefesi olan rüzgarlara ,ve üflemiş olduğu Ruh a hayran olan,bu gaib izler etrafında O'nu arayıp duran,ve ruhunu teslim edene kadar sabreden değil midir aşık?

            Ve biz modern zamanların dağ başı yalnızları,biz, izleri aramakla mükellef değil miyiz?İçimize düşen izleri belki google dan bularak dua etmeye sarılmaktan,belki niyet edip bir kapıda öylece durmaktan,içerden gelen kokuyu içimize çekmekten başka çaremiz var mı?

5 Kasım 2011 Cumartesi

Tarifsiz....

Anlatsam anlatamam,sözsüzlüğün güzelliği.....
sevgili,ey sevgili,en sevgili,uzatma dünya sürgünümü....

Bilmiyordum,bugün duydum,bildiğim tüm şarkıların ezberden silinip,zihnime Errahmanın,velfecrin ve leyalin aşrın ve bu parçanın anlamının nakşolmasını ne kadar isterdim.......

8 Ekim 2011 Cumartesi

Mecnuna Dair...




Aşk bu..Akıl terk eder aşkın geldiği yeri kimilerinde..
Aşk bu...Aşık olduğunu tanımaz olursun,neticesinde,ben Leyla yım diyeni görmez,sen kimsin diyene Leyla dedirtir..
Aşk bu...Kabe kavseyn e götürür de,gözü şaşırtmaz,kulu geri görevine döndürür,aklı almaz,aklı ruhun emrine verir kimilerinde...
Aşk bu...Sarmaşık gibi sarar her yeri,dağlara çıkarır,mekanı daraltır,zamanı genişletir..
Aşk bu...Kolay bulunmaz,atsan atılmaz,satsan satılmaz,satın alınmaz...
Hatta
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz bu ne yaredir ki çare bulunmaz..
Yunus öldü diye sela verirler,ölen bedendir...
 Aşıklar ölmez...

Söz mecnundan açılınca bugün,ama ille mecnundan Kays'tan değil,delilik bahsidir artık bu herkes bilir,evet mümin dışarıdan bakanın deli dediğidir,ama ayetle sabit en büyük mümin efendimiz mecnun değildir...

Rivayet o ki Mecnun dağa çıkmış Rabbiyle konuşmaya başlamış,demek leyladan mevlaya olan yolu çoktan aşmış,demiş ki,Rabbim senin ne çok sevdiğin var,benimse yalnız sen...Burada kulağıma bir ezgi dolmaya başladı,demek burdan ilham aldı gençlerin çok sevdiği yunus,
Senin benden başka bir çok sevgilin var ama,benim tek sevgilim sensin...
Deniz bile kabul etmez beni atar karaya,bir içim içimi bilensin...
Talihin bir zerresi vursaydı ya bana,sana kavuşurdum maşuk..
Ruhum bedenimde hapis her gün ağlar,yine demir perde bedbahtım....

Demir perde benden başka kim olabilir?İçine Ben giren her şey başa bela olabilir....

Ve vurucu cümle,mecnunun ağzından ''sevmeyi benden öğren''
Düşündüm,buruldu kalbim...

Mecnun kimdir?Kalbi kimindir?Sevmeyi kimden öğrenmiştir?Allah sevmeden Mecnun  sevebilir midir?Sevse sevse ne kadar gücü yeter?Şükürden,hakkıyla zikirden aciz bir kul hakkıyla sevebilir mi?

Sonra Şemsle Mevlana nın ilk karşılaşması..İlk sınav,söyle bakalım Celaleddin,enel hak diyen Bestami mi,istiğfar eden,ben seni bilmekten acizim diyen efendimiz mi...Cevap net,Bayezidin kabı doldu enel hak dedi,efendimiz ise dolmaz bir deryaydı doldukça daha çok susadı...

Velhasıl...Akıl başta,nefis içte,aşk nerde bizde...Sevmek kim biz kim,kendimiz kadar,kendimiz gibi seviyoruz biz.. kendimizce...

Ve Ayşem,kalbi güzel Ayşem,herkesi kendinden binlerce güzel gören,güzel gördükçe güzelleşen Ayşem,seni seviyorum.....kendimce...

7 Ağustos 2011 Pazar

Tuhaf Bir Dua

Bir davet...
Tuhaf bir rehavet..
İçim kıpır kıpır hem,
Hem buz gibi bir haşyet..
Her şeyi sen ayarlarsın madem:
Ya Hak,
üzerime indiriver Rahmet...
Cümlelerim 
uzuyor gitgide,
yok açılmak 
değil bu
sen sırlardan hoşlanırsın,
geç de 
olsa
 anladım
o zaman 
bana 
yardım et!!!

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Hayata Dönmek İsteyenlere Önem Listesi

Yaşamak..Yakin gelene kadar,hakkını vererek yaşamak.Bıkmadan usanmadan,sadece öteye özlemle,gitmek istemenin tek sebebine hasret diyerek yaşamak,ve gündelik hayat,ne kadar zor birleşiyor,rutinle muhteşem..Ama ölümle burun buruna gelince,toprak kokusu tene değince,yine ses gelir terbiyeciden,merhametlilerin merhametlisi Hayy den...Bir yazı,ve işte yine Mustafa Ulusoy...Nedir hayatın en önemli işi?
El cevab:
Mesela, bir çiçeğin başında durmaktır kâinatın en önemli işi. Durmak ve temaşaya dalmaktır. Temaşaya dalıp, “Maşaallah” demektir.
Öylesine önemlidir ki bu eylem, bu söz; çiçeğin melekleri bile nefeslerini tutarlar adeta, kendilerinden geçerler ve ağzımızdan çıkan bu sonsuz kıymetli sözü Mutlak Varlığın dergâhına taşırlar. O’nun sonsuz dergâhına ulaşan eylemlerdir kâinatın en önemli işi.
Bir elmadan bir ısırık alırken “Elhamdülillah” diyerek Mutlak Varlık’tan hoşnut olduğumuzu, O’nun sonsuz lütfunun farkında olduğumuzu ilan etmektir mesela kâinatın en önemli işi.
Hastalandığımızda “ah of” diye inlemek yerine “Ya Şafi” diye terennüm etmekten daha önemli hangi işi vardır insanın? Acılara bile hamd etmek, sabır göstermek, isyan etmemek değil midir Mutlak Varlığın bizden beklediği? Mutlak Varlığın bizden beklediklerini yapmaktır kâinatın en önemli işi.
Ölürken, “O’na kavuşuyorum” diyebilmekten daha önemli hangi işi, başarıya geride bırakabilir insan? Hayatı boyunca elde ettiği hangi başarı, hangi eylem bu cümleyi aşabilir?
Mesela, namaza başlarken “Allahuekber” demektir kâinatın en önemli işi. Mutlak Varlığın sonsuz kudret sahibi oluşunu tüm kâinata ilan etmek insana verilen ne onurlu bir görevdir. Yer gök bu kelimeyle heyecana gelir. Meleklerin selama durduğu sözleri söylemektir kâinatın en önemli işi.
Secdede O’na yakınlaşmaktır mesela… Şimdi ve hemen yapılabilecek bir eylemdir bu. Yıllarca mucizevî ve özel anlar beklemeye gerek yoktur. Hayatın anlamı, müphem bir gelecekteki başarılarda saklı değildir. Bugünün içinde var olan bir secdedir bizi sonsuz değerli kılan.
Kâinatın en önemli işi tekerliğin ya da elektriğin icadı değildir -O’nun adına yapıldıysa bunlar da önemlidir elbette-, kâinatın en önemli işi bir Fatiha okumaktır mesela. Âlemlerin Rabb’ine hamdolsun demekten daha büyük hangi söz, hangi eylem vardır? O’nu anmaktan, O’nu övmekten daha önemli hangi eylemi başarabilir insan?
Kâinatın En Önemli Varlığına selam yollamaktır kâinatın en önemli işi; Mutlak Varlık’tan O’na rahmet etmesini dilemek…
“Hayatım Rabbani bir mektuptur,” demektir mesela kâinatın en önemli işi. Varoluşumuz O’nu anlatan bir mektup gibi görmekten daha önemli hangi iş, hangi görev olabilir sahi?
Muhtaç bir kalbi O’nun sözleriyle teselli etmektir mesela kâinatın en önemli işi. Bu uğurda sevdiklerinden bile ayrı kalabilmek, her yeri O’nun mülkü kabul edip yaşayabilmektir.
Bir insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarını O’nun adına karşılamaktır mesela kâinatın en önemli işi. Yalnız olmadığını, Mutlak Varlığın kendini düşündüğünü hissetmesine vesile olabilmektir.
Kâinatın en önemli iş bir bebeğe süt vermektir mesela. Süt verirken Mutlak Varlığın “Rezzak” olduğunu düşünmektir.
Mesela, bir tas çorba pişirmektir kâinatın en önemli işi. Bir sofraya bir tabak koymaktır. Sofradaki yiyeceklerin O’nun sonsuz hazinelerinden gelen numuneler olduğunu seyre dalmaktır kâinatın en önemli işi.
Yağmurda yürürken ıslanmaktır kâinatın en önemli işi. Rahmetle ıslandığımızı fark etmek, semada yeni yaratılmış bir yağmur damlasına gülümsemektir.
Dağınık mutfağı toplamak, bulaşıkları yıkamaktır mesela dünyanın en önemli işi. Bunları O’nun “Munazzım ve Kuddüs” isimlerinin tecellisine mazhar olmak için yapmaktır.
Elbette hayatın sıradan gibi görünen eylemleri yanında özel ve hususi anları da vardır. Bu özel anların kıymeti ancak günlük hallerimizi O’nunla bağlantılı yaşadıkça ortaya çıkar.
Bunlar ilk elde aklıma gelenler. Listeyi istediğimiz kadar çoğaltabiliriz, çoğaltmalıyız da. Ne zaman içime sanki her şey önemsiz, tüm eylemler sıradan gibi bir his otursa, bunlar gelir aklıma. Yeniden yeniye inşa edilir hayatın anlamı böylece.

25 Şubat 2011 Cuma

Görmek ve Bakmak

         Yıllarca görmenin bilinç farkıyla bakmaya üstün olduğunu düşündüm.Üniversite birinci sınıfta bir hocamızın bakmakla görmek arasındaki fark nedir sorusunu yanıtlayana kadar..Tartışma ilginç bir yere gelmişti.Gözün görmesi,açık olduğu müddetçe mukadderdi,asıl bakmak fark etmek isteyen,bilinçli bir eylemdi..Öyle ya insan gözünü çevirdiği alanda bir çok nesne 'gör'ebilirken,yalnızca birine bile isteye 'bak'abilirdi..'Bak'tığı şeyin mahiyetini ''gör''mek,le ise bir daire çiziyor yine göz ve beyin...Aşka giden yol,anlayabildiğim..Göz kalbe gözlük mesabesindeyse eğer,ki öyle,bakan kim gören kim..Bakılan kim,görülen kim...
      
         Raina ve unzurna...İki kelime,görmek ve bakmak gibi...Görmeye ve bakmaya değil,görülmeye ve bakılmaya talep bildiren..Biri yasaklanan,biri öğütlenen..Alemlerin Rabbine Raina demeyin,unzurna deyin dedirten...
      
         Raina riayet istiyor,unzurna nezaret..Biri ham biri olgun gözetilmek sanki,biri bencil,biri aşık,biri kaba,biri      edepli...Aşık hali istiyor sanki ayet,aşık bir bakış açısı,aşık bir anlayış ve aşık bir istek.Bencilliklerinden,kabalıklarından arınmış..Her türlü sıkıntıdan ve fedakarlıktan her sebebi kendinden kaldırıp başkasına yıkan güdülme anlayışından,canını bir 'nazar' a feda edebilecek bir 'bakış' açısı istiyor sanki..
Aşık riayet ister mi,nezaret ister...Ve ancak nezaret isteyen,bir nazara razı bekleyen kulak verir ve dinler,riayet isteyen söylemededir,derdi dinlenmededir...Rabbin raina demeyin unzurna deyin ve dinleyin demesi gönlüme hatırat ve kelimeler düşürmededir..Farkedilmeyi,'gör'ülmeyi istemek,olaylardan el etek çekip bana ne yapacağımı söyleyin,deyip kalbin hilafıyla gün gece tüketmek hep rainaya dahildir.Unzurna ise bambaşka bir iklimdir.Simsiyah bir çift gözü hayal etmededir,nice kahverengi gözlerde,gözüne gözünün izi değmiştir diye göz göz etmektir görmeleri...

         Taşlar,kalpler ve kelimeler...Bakara nın bendeki izdüşüm.Kelimeyi değiştirmekle değişir mi kalpler,değişir elbet..Bozunca kelimeleri bozulmadı mı İsrailoğulları nın kalpleri de..Ya da kalp bozulunca bozuldu kelimeler de.İşte bana yeni bir daire..Kalp ve kelime..Göz gözlüğüyse kalbin,söz ne?İnsanın derisi mesabesinde bir elbise..Rabb,dili terbiyeyle kalbi ve 'bakış'ı da terbiye ediyor.Hıtta deyin,unzurna deyin,''de ki'' diyor kerelerce..Ve düşünen kalp ne hisseler buluyor kendine...

         Unzurna..Nazarının ve nezaretinin hayali ve duasıyla...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Diamond...

        
         Bu sene kalp gündemime ilk kez düşen elmas,zümrüt ,pırlanta açılımı devam ediyor...Zümrüt içimde rengiyle,hala kelimelere bürünmek istemiyor,yanında yakıcı ve yanıcı bir gülle oynaşıyor  kalbimin bir köşesinde...Pırlantaysa artık bugün zamanıdır dedi,ve döküldü sayfaların avuçlarına,Mahmud Sami Hz.inin ağlayışıyla pişti,Yaman Dede nin-diamond-eski adıyla Diyamandi Molla nın yanağında yer eden gözyaşlarıyla düştü...Mevlana deyince bir gencin içine kıvılcım nasıl düşer,ilme vakıf olup hizmet diye nasıl koşar,ağlaya ağlaya gözlerinden o aşk pırlantalarını nasıl saçar,öğrenci nasıl sevilir,evlat hasreti neyle örtülür,Diyamandi nasıl Yaman Dede olur,aşıklar kıblesi Konya nın adı geçince nasıl dünya görünmez olur,peygamber aşkı nasıl yakar kavurur,nasıl inler çeşme olmuş iki göz,ağlatma da yak beni diyen kavrulmuş gözyaşlarıyla...Nasıl dil ile muhabbet arasına ikramı bile sokmaz istenmez,mektuplarla yıllar sonra gönüller fethedilir,öğretmen olmak nasıl bir şeydir,aşık yaşayıp aşık ölünür,ve bu  dökülen damlalar,pırlanta değil de nedir...Cevheri kalbimizin madenlerinde olan,döküldükçe çoğalan....





Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah(sav)
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Gül açmaz çağlayan akmaz, İlâhi nurun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Erir canlar o gül bûy’i revan bahşın hevasından
Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Ne devlettir yumup aşkınla göz, rahında can vermek
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Boyun büktüm, perişanım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)






^Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ...

Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^ 


  Mektuplarını mutlaka okumalı,dönüp dönüp hem de..        

13 Şubat 2011 Pazar

Her İşaret Aynı Yönü Gösterdiğinde


Kadın-erkek-çocuk-sevgililer günü-aşk-kalp-elbise için bir de burası geldi.Ardından,sevgili,en sevgili için burası...Ne iyi geldi...

12 Ekim 2010 Salı

Taş, Kuş ve Deve


Bakarada bir taş var.Belki bana değiyor ta baştan  beri. Çok uzakta bir kuş var,kanadında gümüş var,düşünüyorum halimi.Bir de hadislerden ayağını sürüyüp gelen bir deve,hatta kervan,karmakarışığım yine ben bu ara..

Bakarada bir değil üç taş var.Biri kalbin i hali,biri cehennem vakudu,tutuşturucusu çırası yani,biri insan kalbinin bir üst merhalesi.Sözünde durmayan kalp taşlaşıyor,insanın yanında büyüttüğü bir varlık olup cehennemi tutuşturmaya gidiyor,sonra taş bile kalbinden iyi oluyor insanın,içinden sular fışkırtıp Allah korkusundan yuvarlanıyor.Ve biz yakıtı taşlar ve insanlar olan o yeri okuduk.Duyduk yani bunu,nasıl sırt döneriz şimdi taşlaşmışlıklarımıza.Katılıklarımıza.Ki taş ateşte erimeyen tek madde,demir erir de taş erimez.Ufalanmaktan başka çare görünmüyor.Bir denize kıyı olup dalgalarla yontulacağız belki..Ateşten önce su deneyeceğiz.Taşla ötelerde muhatap olmayacak olanlar,içlerinde taş biriktirmemiş olanlar var bir de.Hendekte karnına taş bağlayanlar,kızgın taşın altında,doğruyu,yalnızca doğruyu söyleyenler..Bir var bir yok taş,orda varsa burda yok,burda varsa orda yok belki.

Bir kuş var sonra,olup uçmak istediğim,taş olup kalmak istemedikliğimin yanı başında.Ben yattım taş gibi,Allah kaldırsın kuş gibi duası var bir de çocukluğumdan kalan.Taştan kuşa uzunca bir yol var aslında.Hani mümin kalbini kuşa benzetiyor efendimiz,öyle naif,öyle titreyerek ve özgür yaşayan,hem rızkını yiyen,hem etrafını kontrol edip kendini tehlikelerden koruyan,rızık endişesi taşımayan,kuş gibi hafif ve özgür bir kalp,selim yani,yüksekte.Oysa taş ağırdır,taşıması zor..

Senin kuş olduğundan şüpheleniyorum dedi bir arkadaş,beni sadece okulda gördüğü için çok az yediğimi düşünerek.Bir diğeri ne kuşu dedi,ben deve kuşu dedim..Sonra takıldım,işte bu dedim tamam,tavus değil hindi derken,deve kuşu tam isabet..Kuş bile uçar aynı cins kuşla,deve kuşu uçamaz o varoluşla..Nakarat da geldi.Sonra kervan kervan develer zihnime,ama hadislerden.Karışığım işte.Ayağı bağlanıp sonra çözülen yaptığından ibret almayanı mı ararsın,susayıp bir solukta içeni mi,ama bir tane daha var kervanda,en ağır yükü yüklenmiş,yorulmadan susamadan koşuyor gideceği yere,ağır,hantal ama gidiyor,gocunmuyor,aşık deve...İş aşık olabilmekte..

İşte böyle,tekrar okuyunca anlar mıyım şu hissettiklerimi bilmem ama yazmasam daha çok karışacağım.Maksat yolculuk başlasın..

8 Ekim 2010 Cuma

Annelik ve Aşk

Ne demiştik bir önceki yazıda.Aşık olmak hayattan beslendiğin kanalları teke indirmektir.Her ne yapıyorsan onunla olmaktır sonunda o olmaktır.Aşık tekleyen yani muvahhiddir,vesselam.Korktuğu ve sevdiği yer aynı olduğu için güven içindedir,ve zıtların birliği güç oluşturur terbiye eder..

Buradan bakınca,anneliği hayata bakışta bir milat kabul eden çoğu kadın düşünebilir ki evet,anneler aşık.Çocuğuna yedirmeden yiyemez,giydirmeden giyemez,o üzülürken rahatını düşünemez,ayrıyken huzursuzdur,yanındayken mutlu.Onun iyiliğidir önemli olan,sadece o daha iyi olsun daha az acı çeksin diyedir otorite,kurallar.Onun terbiyesidir oyunun bile merkezi,hep severek,kıyamayarak,kokusunu içine çekerek..Yani annemden gördüğüm bu benim.Şimdi her aşkın içi boşaldığı gibi annelikte boşalmış gibi gözükse de kavramı kurtaralım.Ve diyelim ki yeniden ,şefkat aşktan üst bir duygu olabilir şu yaşanılagelen hayatta,aşka ömür biçerlerde şefkate boyut eklerler ya..Böyle bakınca anneler aşık değil mi?

Ama benim bakmak istediğim yer yavrunun gözü..O her anlamda tek kanaldan beslenen,annesinin kalp hizasından,ihtiyaca binaen hazır bulunup içirilen,doyurulan.O,doğduğunda binlerce koku arasında bir annesini seçebilen.O,tüm yüzlerden yüz çevirip annesinin yüzünü dünyanın en güzeli gören.O minik parmaklarıyla kendi teninden önce anne tenini keşfeden.O,sevdiği ve korktuğu,sevgisini,bedenini gülüşünü kaybetmekten korktuğu bir tek annesi olan yavru...Ve 0-6 yaş dönemi hayattan beslenme kanalını bir tek annesi yapan yavru.Annesiz yemeyen,içmeyen,tat nedir bilmeyen,en süslü oyuncak dolu yuvalara gitmek istemeyen,dondurmayla çikolatayla kandırılamayan  yavru..Muhtaç,aciz ve masum.Dünyaya alışıncaya kadar o da aşık değil mi?

Rab ve kul..Terbiye eden ve eğitilen.Sahip ve köle.Aşık ve maşuk.Ne desem anlayamasam da,belki buradan dokunur içime,anne ve yavru...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...