Istanbul dan mektup var.
İşte,yarı suda yarı gökte,
Ayaklarında bağlı martilarin..
Islak hatıralar..
Gözyaşı mı deniz mi bilinmez..
Tuzu var içinde kelimelerin,
Hayatın tadı var..
Kanatlarinda umut
Seslerinde feryat var
Istanbul dan mektup var..
2012
24 Ekim 2016 Pazartesi
Mektup
20 Şubat 2015 Cuma
10 Aralık 2014 Çarşamba
Sev gi li
14 ŞUBAT 2011 PAZARTESI
İçim İçin
Bugün içime sığmadı içim..
Koştum,coştum,şaşırdım için için..
Anladım ki bu benim değil senin için..
Ummansın,ırmaksın,susun benim için..
Bir içim...
6 Aralık 2014 Cumartesi
Kafes
Kurşun kalemim kırıldı
Uzun cumlelerim
Tahammülü kalbimin
Dönüp dönüp baştan başlamak
Senin diline
Ey kelam sahibi
Bir işareti değil mi
Ilerleyemeyisimin
Perde yırtıcım
Perde artiranim
Bildiklerim bilmediklerim...
Neyim meyim
Sevdiğim
Sevdicegim
Uzatma kafes gunlerimi benim...
21 Şubat 2014 Cuma
İçe doğru...
Herkes yaşadığı yere benzer demiş şair, yaşadığı yerin suyuna toprağına...
Sahih mi demiyoruz şair sözlerine, alıp karışık şuur dünyamızın bir yerine tanım olarak ilistiriyoruz.bu bazen derman oluyor bazen dert, sonra kalp ehli bir şair ey derde derman isteyen yetmez mi dert derman sana diyor, icimize dönüyoruz..gömülüyoruz mu deseydim..
Yaşadığım yerin toprağı dağ..Aşık sesine yankı ister diyor bir şair de, onun icin her peygamber dağı sever..Sertlesmemi yaşadığım yerin sessiz yankisina mi versem seslenemeyisime mi..Suyu zemzem..mayalayan bozulmayan abı hayat bunu dua kısmına ilistiriyor kalbim..merhem diye sürüyor...
Kalbim..dağda gelincik bazen..ve biri icimden bir papatyayi cekistirip duruyor, seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor..
Kalbinizin sevmediklerinden sakının demiş hz ömer..faruk olmak bu, sevmeyenin kalbi olduğunu farkedebilmek..busbutun kalp olabilmek..
Kalbim...diyorum bazen , orda mısın...
11 Şubat 2014 Salı
Karnım aç...
Aslında ne icin yedigimiz, ne için yaşadığımızi aciklayabilir kısaca..Onun icin her yemek ayetinden sonra şeytanın adimlarindan sakindiriyor yiyecekleri bizim için yaratan..
Acligimizin çoğunun duygusal açlık olduğunun kanıtı bir türlü doyamamamiz, gece acliklarimiz, acinin arkasina tatlı yanına çay sonra kahve ve cheese cake istememiz, damak tadimizin gitgide değişiklik göstermesi, katik kelimesinin dilimizden silinmesi mesela,sirkeye ekmek banmanin ruhuna uzaklasmamiz zayiflamak icin sirkeyi suya katıp gittikçe sirke gibi eksimemiz..ekmegi banabilsek belki tatlanacagiz..maydanozun ruhuna dokunmak dedi l.ipekci ..instagramda az yediği seylerin fotoğrafini paylaşarak doymaya çalışanları gördüm sonra, zayiflayamadigi için umudunu kaybedenleri, ben bedenim miyim ruhum muyum sorusunun arasinda ruhunu bulamayanlari, kan grubuna göre beslenmek için zaten çok ayristirdigi insan gruplarina bir set daha çekenleri, hic oralara dokunmadan yedikce yiyenleri,aklına yemek gelmeyenleri peynire simiti katık edip hic acikmayanlari da gördüm sonra..ve hepsinde kendimi...yemek tarzi bir insanin hayat tarzini gosteriyor , bunu bakarada hissettirmisti Rab..ayetleri duyup duymamis gibi yapmayi da hissettiriyor..hislerini resimleyip gosteriyor..her görünenin birikip bir manzara etmesi için yine de malzeme gerekiyor, iste o malzeme:
31 Ekim 2012 Çarşamba
yolda
dizlerin kadar olsun kapladığın yer..
gözlerini yum..
dinle...
ve bak nedir sana verilen yol azığı..
neyinle gideceksin menziline..
dünya yoldan başkası değil..
yolun kuralı bu...
sende olanı, olmayanı ortaya çıkarmak..
onun için bunca akmak
bunca durulmak
gözlerim yaşlanıyor..
gözlerin yaşlanıyor..
kirpiklerimiz dökülüyor...
gözlerimiz dökülüyor kirpiklerimizden..
gözleri ışıl ışıl..
O nun..
ışıl ışıl gözleri..
artık...zaman,
gökyüzünden takip edilen tek..
göğü müşahadeyle ayarlıyorsun kulluğunu,
ayın şekli şemali,güneşin ışığı belirliyor buluşma anlarını,
bedenin ruhla,ruhun sahibiyle..
gök başlı başına şehadet,
gök ki sevgiliden sonra el değmemiş tek hatıra..
ve gizemi göğün,nazı,
geceler..
on geceler,
kırk geceler..
rüyaların, sana özel filmlerin,
terliğini çıkar ki sen derin bir vadiden geçmektesin..
hayallerin,pınar başında bir ceylan,
ve tevbeler tevbesi..
sahi sen kimsin..
bir sefere çıkarıyor seni işte hilal,
kaybolsun tüm teknolojiler,
bize gözleri yeter..
Allah ın senin üzerindeki hakkı, sefer..
Yollara düşüyorsun,
üzerinde kefenin..
dağlara çıkıyorsun,
çadıra sığamıyorsun,
ille gök olsun tavanım diyorsun..
dünyanın ve dünyalığın tel örgülerini aşıyorsun..
güneşin batışını izliyorsun mesela..
Rabbin ne romantik..
sen ve O..
O ve bunca insan,sel,sen damla..
Hayret ya Rab,iki kişilik beraberlik nasıl mümkün bunca kalabalıkta..
Arafatta..
Annen ve babanın dünyada ilk buluştuğu yerde
Zilhiccenin dokuzunda..
Zamanla mekanın buluşmasında sen..
Seni dünyaya indirenle buluşuyorsun..
Dur diyor,şimdi güneş batana kadar konuş,
anlat bana nerelerdeydin aslında kimsin sen..
senin vakfen bu..varsa tek marifetin ..
battı mı güneş,sel ol ak,
coş anmakla seni en çok seveni..
uzun uzun yürüyeceksin..
yürümek düşünmek demek..
uzun düşünmelerle bileceksin şeytanın seni vurduğu yeri..
büyük cemreyi taşladığında arkana bakmadan gideceksin..
arkana bakmadan gitmenin anlamını bileceksin..
sana düşmanlık edene savaş ilan edeceksin..
h/iç savaş uğultusu duydun mu ..
dinle...
bitmeyecek,üç gün taşlayacak,
dört gün birleyeceksin...
her gününü bu on dört geceyle mayalamayı dileyeceksin..
sonra güzel bir düş isteyeceksin..
düşeceksin..
parçanı bulamayacaksın..
yola devam edeceksin...
bileceksin ne küçük ve aciz olduğunu..
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu..
muhtaç olduğunu..
öylesine kul olduğunu..
bir garip yolcu olduğunu..
dostunu sevgilinin yanına gönderirken
yine
yeniden
gözlerini dökeceksin..
yıldızlara bakacaksın..
yaşayacaksın.
yaşlanacak gözlerin..
şükredeceksin dolu dolu..
sabrın tahammül değil şükür olduğunu bileceksin..
yaşayacaksın..
ölme sevincine ulaştıran bir yaşama sevinciyle..
şiir gibi yaşa yaşayacaksan..
ki yol,
ki sırat,
''salih ameller manzumesidir''...
''ıyd mubarek olsun''...
12 Ekim 2012 Cuma
ve güç ver taşıyabileyim taşıyabileceğimi..
Taşınacak suyu göster
Kırılacak odunu
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin
Tütmesi gereken ocak nerde?
İsmet Özel
22 Aralık 2011 Perşembe
Uzun...
Müneccim değilim,muvakkit değil,muvahhid değil...
Parçalanmış halime eğilip de kaç kez fısıldadı şeb-i yelda:
çektiğim gurbet elinden,
hiç kimse bilmez halimden,
uyan,sunam uyan,derin uykudan...
uzundu bu gece ,çok uzun,uyandım uyudum bitmedi..
şeb-i arus yaşayamayana,her gece şeb-i yelda,
hem bilmeden saat nedir tarih ne,
gaflet ne uyanıklık ne,elde kalan ne...
dem bu demdir dem bu dem,yine de
''Ne bilir muvakkitle müneccim şeb-i yeldayı
Mübtelayı gama sor kim geceler kaç saat...''Fuzuli
21 Ağustos 2011 Pazar
Bir Uğultulu Orman Olunca İçim
İşte yine başbaşayız içimin acısı
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni..
Ey kalbimin ağrisi
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni..
Ey kalbimin ağrisi
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan
19 Mart 2011 Cumartesi
Halil Cibran demişken Can....
Gerçi kadın erkek güzellemesiydi canın söylediği,hani kadın ve erkeğin bir mabedin iki sütunu olması meselesi,biraz yakın biraz uzak durarak mabet yükseltme bilinci geliştirmesi...“Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Zira bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.” demek istediğim,Ama bu da iyi geldi...
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Zira bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.” demek istediğim,Ama bu da iyi geldi...
Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim?
Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..
Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler,
yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve
yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?
Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki,
özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki,
sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam..
Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..
Geride bıraktığım bir düşünce değil,
açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...
Yine de daha fazla oyalanamam...
Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım...
Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...
Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?
Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
Boşluğu yalnız başına aramalı...
Ve kartal, tek başına,
yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı.
Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..
Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler,
yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve
yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?
Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki,
özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki,
sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam..
Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..
Geride bıraktığım bir düşünce değil,
açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...
Yine de daha fazla oyalanamam...
Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım...
Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...
Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?
Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
Boşluğu yalnız başına aramalı...
Ve kartal, tek başına,
yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı.
19 Şubat 2011 Cumartesi
Diamond...
Bu sene kalp gündemime ilk kez düşen elmas,zümrüt ,pırlanta açılımı devam ediyor...Zümrüt içimde rengiyle,hala kelimelere bürünmek istemiyor,yanında yakıcı ve yanıcı bir gülle oynaşıyor kalbimin bir köşesinde...Pırlantaysa artık bugün zamanıdır dedi,ve döküldü sayfaların avuçlarına,Mahmud Sami Hz.inin ağlayışıyla pişti,Yaman Dede nin-diamond-eski adıyla Diyamandi Molla nın yanağında yer eden gözyaşlarıyla düştü...Mevlana deyince bir gencin içine kıvılcım nasıl düşer,ilme vakıf olup hizmet diye nasıl koşar,ağlaya ağlaya gözlerinden o aşk pırlantalarını nasıl saçar,öğrenci nasıl sevilir,evlat hasreti neyle örtülür,Diyamandi nasıl Yaman Dede olur,aşıklar kıblesi Konya nın adı geçince nasıl dünya görünmez olur,peygamber aşkı nasıl yakar kavurur,nasıl inler çeşme olmuş iki göz,ağlatma da yak beni diyen kavrulmuş gözyaşlarıyla...Nasıl dil ile muhabbet arasına ikramı bile sokmaz istenmez,mektuplarla yıllar sonra gönüller fethedilir,öğretmen olmak nasıl bir şeydir,aşık yaşayıp aşık ölünür,ve bu dökülen damlalar,pırlanta değil de nedir...Cevheri kalbimizin madenlerinde olan,döküldükçe çoğalan....
Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah(sav)
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)
^Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ...
Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^
21 Aralık 2010 Salı
Sofra Hayali
Sofraya oturdun,yanında artık kim varsa.Anne baban kardeşlerin,eşin,çocukların,ev arkadaşların,belki de yalnız.Acıkmıştın.Gün geceye durmuştu,ve sen gün içinde kaç kez O'ndan inecek her hayra muhtaçtın,belki anladın söyledin.Belki anlayamadın,bugün çok yoruldum,acıktım dedin.Geçti.Evine geldin,kabuğuna döndün.Şükrettin.
Sofraya oturdun.Yemekte ne vardı,yemek yapabilmiş miydin,sana yerden bitirilen nimetlerden bir şey kotarabilmiş miydin,mercimeğinden sarımsağından,soğanından..Ne tarifler üretilmişti değil mi,edna olandan.Öyle ya yediğin kudret helvası,bıldırcın eti değildi,gökten inmemişti.Buruldu için.Bismillah dedin.Adını andın,yaratanın, hem seni,hem sevdiklerini,hem yemeğini.Şükrettin.Maide de değildi zaten senin hayalin,kevserdi,teselli ettin kendini.Elin suya gitti,ismiyle sulayanın,hem seni,hem kalbini,hem gözbebeğini.Elini hatırladın belki sevgilinin,içinde su,su serin,el serin..Şükrettin.Belki şükrettiğini bile farketmedin.Senin dışında akan bir zaman vardı,içinde durana inat.Yemek bitti.Belki küçücük bir ses söyledi,belki reisi evin,sesi tok,derin,belki duygusal merhametli annenin, Elhamdülillah O' na ki,bizi yedirdi,bizi içirdi ve bizi müslümanlardan kıldı.Şükrettin.Yedirildiğin,içirildiğin,en çok da müslümanlardan kılındığın için..Hiçbir dahlin olmadan bu nimete düştüğün için,ümmeten vasaten,orta yol,itidal, ve Muhammed(sav) ümmeti olduğun için.Şahit olduğun için.Aklından geçti diğer ümmetler,en çok İsrailoğulları,sana en çok anlatılan..Hatırladın ki Musa kardeşi peygamberinin,ve dedi biz Musa ya daha yakınız ümmetinden,daha yeni,aşure günü hani,demin.Bildin ki Musa(as) görmek isterken Rabbini dağbaşı yalnızlığıyla,Rable konuşma nimetinin üstüne,görüvereyim dualarıyla,açık,aleni.Hüzünle yatağında yatarken miraca çıktı senin peygamberin.Maide istemedi sahabe gökten,örtüldü azıcık aşlı sofranın üstü,ordu doydu,ümmet doydu,adı bereket kondu yemeğin.Zemzem gökten inmedi,yerden fışkırdı da aleme yetti,ne zamanlar geçti hala hem doyuruyor,hem kandırıyor da farkedilmiyor.Demek biz de nimetin üstü örtülüyor,açık
aleni nimetler küçük çabalarla hissediliyor.Komşuya yemek verecek peygamber eşine yemeğin suyunu fazla koyduruyor..Sofra duası hiç böyle duyulmamıştı kulağına kalbinin.Şükrettin.Neden duayı ümmeti Muhammede yapman gerektiğini şimdi belki birazcık farkettin.Bir naatın dizeleri düğümlendi boğazına..
Besmele ekmeğimizin bereketiydi...
İki cihanda aziz ümmet Muhammed ümmetiydi..
Konsun yine pervazlara güvercinler
Hu,hulara karışsın aminler....
28 Kasım 2010 Pazar
Korunaklı Şiirler Yaz Bana...sevgilim olmayan sevgili....
Dilimde ay tutuldu../..dilsizim
korunaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
sağanak yağışlı günlerimde sığınacağım bir yer bulunsun
bari, şiirlerde bir ev'cağızım olsun
üç oda bir salon yalnızlığımı kiraya vereceğim
heveslenme, senin için düşlerim başka
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim
ne güzel gülüyorsun, dudaklarında eski İstanbul resimleri
öyle kal lütfen, yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim
sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup, ülkeme geri döneceğim
anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim
düşe kalka düşledim, son baharım kaldı
beni şimdi tutmazsan, dudaklarına devrileceğim
oturaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde dinleneceğim bir yer bulunsun
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun
Pelin Onay
