ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ders etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2015 Perşembe

Kurulmayan hayaller

Senede bir gün
Etkisi büyük
Anısı keskin
Gözlemi isabetli
Dönüşüyoruz
Değişiyoruz
Hiçbir şey durağan değil
Istafa ümit ediyoruz
Seçip süzmesini
Her an ölüp ölüp diriliyoruz
Şekil almayı diliyoruz
Bir bebeğin yaratılışı
Bir kalbin yeniden atışı
Güneşin yeniden doğuşu
Bir kötürümün yeniden yürüyüşü
Gibi umut
Ve güneş tepede her zerrence yanmak
Gibi acı
Hayat
Tat
Acıyı yudumlamak ...
Ummadığın yerden
Ummadığın kadar riziklanmak...

Bu yıl hayal kurmadım dedim
Kadim arkadaşıma
Kurulmayan hayal kırılmaz :)

Yasayacagimiz mutluluğu huzuru taksitlendirip önceden yaşama  mı diyelim, beklentiyle nefsi ağzı açık bir canavar gibi rizkin önüne koyup -ki bu da Şükre mani-geleni engelleme mi ,hayat boyu yaptigimiz şey bu ..kendimize zulmederek oluşturduğumuz bir hayal kırıklığı silsilesi..gerçek acılar ve gerçek kalp tatminini teğet geçerek hayaller ve kırıklıklar üzerine manik depresif bir yaşam, hayat değil..evet ya erken konusarak ya büyük konuşarak ya hayal kurarak ya da vakayi nazara vererek yaptigimiz şey bu..

Bir Arafat duasiydi kalbimden taşan, en küçük  planı benim büyük hayallerimden muhteşem olan ey...
Takdiri hayal sınırlarımdan geniş olan ey,
Zihnimi kalbimi affeyle temizle...

22 Kasım 2014 Cumartesi

Huve...

Açılışı ve kapanisiyla uyku cicegine benzeyen semsiyeler..
Kokusuyla gül sebnemleri içmiş toprağa benzeyen dağ yarığı...
Dağlar kurbanın olam nedir renginin bu ateş kizilligi dedirten kayalar.. 
Nur mavi kubbenin nur yeşil kubbesi...
Yudumuyla tatlanan kuyu suyu..
Mekanı la mekan ve zamanı la zaman, mefhumların yokluğu...
özledigi yerde olanların gönlü..
Gönlü burda olanların hatırası
Biz...hepimiz..en büyük mujdemiz, tesellimiz:
Ve huve meakum eyne ma kuntum....
Ravha.....

11 Temmuz 2014 Cuma

Ramazan 13 kına


................................

-Tevbenin acısı sevaptan tatlıdır demişler.
+Demişler mi?

-Demişler de tam olarak böyle değil, delil bile getirebilirim)) Eger siz günah işlemeyen bir kavim olsaydınız Allah sizin yerinize günah işleyip tevbe eden bir kavim yaratirdi.

+Neden?

-Öyle de ondan..Çünkü tevbe uzun bir yolda seyahat edenin halidir. Sevap ise serin mescidde ikamet edenin hesabı..

+Yine başladın.

-Napayım

+Kimse okumasın diye yapıyorsun bunları! !

-Yok kimse görmesin diye

+Neyi?

-Ellerimi...

+Neden?

-Kınadığını kına gibi sürüyor ellerine kaderi yaratan...Her kınadıginda /hiç farketmeden/ öykünüyorsun bir öyküye belki de..

+Evett..anlaşıldı eziyet günleri...

-Yok yok korkma..seni böyle kabul ettim ben duzelecegiz böyle böyle merak etme. Seni yani beni temize çıkarmaya calismayacagim. Yeter ki biraz sessiz ol..

+Şeyy çok kötü olmuş ama...

-Ne?

+Ellerin... kına..çıkarabilir misin? Ya da bi bahane açıklama filan uydurabilir misin?

-Susar mısın...abdest alayım..

+vghxdtyukkbhxxeetuiplkb vvxxetujbv vvxxetujbv vvxxetujbv njjufxerijnx xxdjkkifea xxhkooiyrehknv

Susmaz...

-İnsanı en çok yoran kendidir demişler.

+Demişler mi?

19 Mart 2014 Çarşamba

Yün hüzün ve tesadüf

Babamın avuclarindan ictigim pınar suyu varsa zihnimde, rengi koyulasip dibine düşen zerdaliler , sıcak ve arı sesi ,haşlanmış tavuga karışan bazlama ayran bulgur pilavı kokusu, kırmızı etegim , uzun tarlalar, tokac varsa mesela pınar başında hala, yün içimde bi başka egriliyorsa anlama,  sabah elime değen hüzün ve tesaduf sebebiyledir, dün dinlediğim safa sebebiyledir. ..

28 Şubat 2014 Cuma

Mavi Bahar

Bir rengin tonlarinda dolaşarak renksizlige ulaşmak belki hayat..
Renkler de beyaz yalan belki de.Suyun havanın rengi var mı ki maviligiyle oyaliyor bizi..
Seyrine doyum olmaz maviligin içine sokulmak yalnizlasmak..dalga seslerinin anışına şahit olmak..
Bu da bir dersin kemali midir ümidi..Kaç vurgundan sonra seyreylemek diplerden biryerleri..bahar deyince deniz artık..salavati cumanin bi adedi mevcil bahar..
Denizin ici baska bir alem..
Marifetullahın denizin derinlikleri tesbihiyle anlatılması ilham verici..
Ozenmek guzel denizi uzaktan  seyretmek gibi, yuzmek zor ve güzel artık dahil olmak gibi , dalmak ise bambaşka...
Nasip olur mu ki..ölmeden önce...damladan deryaya..

13 Ekim 2012 Cumartesi

Hayatımızın iyilestiricisi

4-5 yıllık döngüler halinde yaşadığımızı düşünüyorum..kurs gibi,level,merhale gibi..hazırlığı atlayanlar üstten ders alanlar olsa da,ben iki ileriyse bir geri gibi..olsun yolda olmak guzel,değil mı:)bundan önceki gorev yerimde cok net farketmiştim,Ozel hazırlanmış bir topluluğun icine resmen koymuştu Rabb beni,sonra aldı avuçlarına buraya koydu..sadece beni değil benden başka dokuz kisiyi daha ve hikayelerini.. 
Birbirimizin is arkadasıyiz komsusuyuz akrabasiyiz ,müdür muavini zümresi ne lazimsa osuyuz.Bazen ipler dolansa da bu yuzden cozmeye calisiyoruz biz kimiz ve niye bu ekipteyiz???Hepimizin başka hikayeleri var,başka acıları başka yaraları,başka ya da benzer amaçları...kimin yarası kanayiverse,digerinden pansuman gibi çıkan bir cümle var ama,kalbim altını çizip duruyor,biri digerinin elini yüzünü yıkıyor sanki,gecti hepsi diyor..yaşananlar bosa gitmedi..
-olsun bak buraya geymişsin,gelmişiz...
Bir sehir için kolay kurulmaz bir cümle bu,İstanbul a ,
Neden geldim istanbula
Takıldım kaldım avara
Simdi bin kere pişmanım
Gelmez olaydım 
Der de sair,diyemez Mekke ye...nerelerden gecmissin,ne cok acımış canin belki,ama bak buraya geldin...
Not:burada hayat  umreci ve hacilarinkinden farklı geçiyor..Allah galiba ibadete dönmüş bir hayat istiyor,sınırlı günde sınırsız ibadet yerine,hayatın icine sinmiş yaşayan ameller istiyor..nefis Cidde'yi ruh Medine'yi isterken Mekke muhteşem cekim gücüyle topluyor,gerekirse sıkıyor gerekirse acıyor hamdolsun..tokezliyorum sıkça,cekistirip duruyorum kendimi ordan oraya..
Ama olsun,buraya geldim ya....
Buraya,Mekke'ye hayatımızın iyilestiricisine...

24 Eylül 2012 Pazartesi

Zuleyha ablacilik..








Madem ki yalniziz ve derdimizi sevmekten de aciz..Hatta yalnız olsak iyi bir de en büyük düşmanımız kendimiz..mekan oyun ve oyalanmadan ibaret olan gezegenimiz.oynayacagiz..rol yapacağız belki .kisi adı kul,rolü anne es komşu arkadas gelin vs..olacak.kendimize bir oyun geliştireceğiz ,kendimizle bir seviyeli iliski kurup arkadas olabileceğiz..düşmanla arkadas olmak kolay mı,ayet var,sen kötülüğü iyilikle karşıla ,o zaman bir bakarsın sana düşman olan yakın bir dost oluvermiş.Buna ise ancak sabredenler eriştirilir.Bu gerçekten azim bir iştir 
Polyannacilik oynamak dedik ama adı husnuzandi şükürdu.Basladik başladık beceremedik.zuleyha abla aramızda ya,yaşıyor ya kitaptan çıkmış gibi değil .nasil özledim bir kez gördüğüm odasını sesini akarsu gibi konuşmasını..beni de gönlünde götürenlere söyle demiş bu ziyarette:
Nefsimden bir ses geldigi zaman ona ona söyle diyorum,bı namazımı kılayım sonra senin dediğini de düşüneceğim.namaz bitince geliyor,dur duamı edeyim tamam,sonra hala gelirse 1000 ihlasım vardı onu bı okuyayım sonra görüşürüz ,yine gelirse 1000 fatihadan sonra artık gelmiyor...
Böyle guzel yalnızlık gördünüz mü ?
Tavanda manzara seyrettiniz mı?
Ruhunuzla seyahat ettiniz mı?
Zuleyha ablacilik oynasak kabımıza göre ,payımıza ne düşerse ,.ne guzel olur değil mı...

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kas Gevşetici

           Gitmeli insan bir ıssızlığa, yanına üç değil hiç bir şey almadan dedi Nedim Hazar ,tamam dedim..Çiviler ve kesmeyen bıçaklar dedi Hilal,tamam dedim.Dücane Cündioğlu,kendi kelimelerinle tanımla dedi,Kafka nın gözlerine bak,yol ol,tamam dedim..
           Biri Milenayı kıskandı,sevilişini,ben Kafkaya imrendim..Aşık olmak kazandırır,her gün mektup yazmak maşukuna,zaten nal izlerinin ters istikameti gösterdiği şu aldatmacalı dünyada,kaybeden kazanır...İnsan aşık olduğu kişiyle evlenmeli mi bilemedim bugün nişanlı bir arkadaşımla konuşunca.Ahmet Muhtar Büyükçınar geldi aklıma.Aşık oluyordu da genç yaşında,bu aşk,içimde öylece kalsın bitmesin deyip,kendisine de aşık olmuş maşukunu bırakıp ilmin peşinde koşmaya devam ediyordu..Kafka da Milenayı ısrarla uzaktan seviyordu kanımca..

          Günlerdir sırtımda bir ağrıyı taşıyorum,içimde çırpınan bir kuşu,bir de üstümde sarı yapraklar sanki.Çay içiyorum bolca..İnliyor bir ses,mırıldanıyor acıyor kendine filan,şu hilalin videodaki hayvancağızın sesi gibi.Kalkıp buzdolabına baktım,sırtıma sürmek için bir ilaç buldum,elimin yetiştiği kadar sürdüm,sürdüm..Biraz sonra kızarmaya başladım,biraz alerji yaptı sanırım,evet her yeni durum için biraz alerjik bir bünyem var,alışkanlıklarıma sıkı sıkı bağlıyım bu yüzden,yani canımı acıtan o yerde,senelerce kalabilirim...Ama ağrı hafifledi.Bu kadar mıydı yani..Bir de karşı komşuma sormayı düşünüyorum nasıl bu kadar normal bir hayat sürebildiğini...Normal bir hayat yaşama konusunda çok beceriksiz hissediyorum kendimi..Onu da İbrahim Tenekeci abi söylesin,
''yükseklik korkusu olan bir kuş gibi yaşamak hayatı'' benimkisi...Ama kararım şu,insan varsa eğer aşık olduğu biri onunla evlenmeli,daha aşk dağında çıkacak çok yol var belli ki...Doruğu hedeflemeli,eteklerde piknik yapma hayaliyle ömür bitmemeli,bir de unutmamalı psikolojik sebepleri sıralarken kas gevşeticiyi...

3 Şubat 2012 Cuma

Yak/laş/mak...

Allah ın kendini kuluna tanıttığı müthiş bir yol bakara...Toprağı yara yara inşaa edilen,içerde bir yerde halk edilen,nasip edilen...Rabbi ile kulunun ilişkisi örülürken ilmek ilmek,en vurucu bölümlerden birindeyiz...

Fe iza seeleke anni,fe inni Karib.....Kullarım sana benden sorarlarsa,DE Kİ, ben yakınım...
Soran kul,peygambere soruyor,Allah ise peygamberine değil kuluna CEVAP VERİYOR,ben yakınım..Duyuyor muyuz...Diyor ki...

Dua edenin duasın dua ettiği an,icabet ederim...
Bu müthiş tarif için,bir dua eden gerekiyor davet eden,çağıran...
Bir çağrı..
Bir de an...ve sonuç ayan beyan,kesinkes veriliyor,
ÇAĞIRILAN..
KARİB bize yabancı bir kelime değil,kurban ordan...Ve bu formül bana,yüksek lisansımı pdr yapmak isterken girdiğim mülakat sorusunu hatırlattı...gestalt yaklaşımı psikolojide,''şimdi ve burada''...bir çok terapinin merkez yöntemi..dua....dua...ibadetin özü..iliği..ve üfevvıdu emri ilallah,innallahe basirun bil ibad sonu...sözlerden azade olmak,kalbin duası...razı olmak canın...mukarreb olmaksa nasip ve çabanın,secde et ve yaklaş emri neden var?küçül,eğil,sınırını bil-dikçe yaklaş..Dur,oraya yaklaşma buraya yaklaş,emrini verir mi Allah şaşkın kuluna..Amenna...sanki gözü bağlı birine yol tarif eder gibi,Allah ın ''yaklaş,yaklaşma''emirleri...
Aşağıda alıntıladığım yazı yüz akı dergisinden,malatya turunda,çok şık döşenmiş bir kış balkonunda,sehpanın altına dizilmiş bir sürü skylıfe,örgü,ev modası dergilerinin altından özenle göze çarptırıldı,cumartesi saat 12.30 sularında...Mahrum bırakmayan Rabbe sonsuz hamdle....Yazı Mustafa  Küçükaşçı'ya  ait.

Yakınlaşma İştiyakimiz

Yaklaşmak ister insan.




Yakın olmak ister.



Bazen bir zaaftır bu yaklaşma arzusu, bazen insanı farklı kılan bir haslet...

Yaklaşmanın cezbeyle, câzibeyle bir alâkası vardır elbet. İnsan çekilir âdeta, tehlikeye, yasağa, ateşe...



“Yaklaşma!” insana yöneltilen ilk emirdir. İlk imtihan.



“Şu ağaca yaklaşmayın!” (Bakara, 35)



Âdem o ağaca yaklaşmadan, İblis yaklaşır yanlarına...



Onu yanlarına yaklaştırmama firâsetini gösteremez, kulak verirler düşmana, yegâne dostun düşmanına...



Âkıbet malûm... Kendilerini yeryüzünde bulurlar.



Uzakta...



Birbirlerinden uzakta...



Cennetten uzakta...



Döner dururlar, deli dîvâne...



Tevbeler, istiğfarlar ile bu uzaklığı yakınlığa çevirmeye çalışırlar.



Önce birbirlerine kavuşurlar.



Müzdelife... Yakınlaşma yeri...



Peki cennete, rahmete kavuşabilecekler midir?



Cevap:



“Şüphesiz, Allâh’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf, 56)



...



İnsan, fıtratı gereği mahrumiyetini tatmadan bilememiştir yakınlığın kıymetini...



Belki meleklerdeki gibi vehbî bir mukarreblik yerine, kesbî bir yakınlık imtihanıdır insanınkisi...



Fakat, insandır uzak kalan... Cenâb-ı Hak ise Müteâl olsa da Karîb’dir...



Kalacak kim var ki dost tomarından? O var!

Sana daha yakın şah damarından; O var! (Necip Fazıl)



Uzak düşen insandır. Cenâb-ı Hak ise yakındır kullarına, hem de şah damarından daha yakın. (Bkz. Kāf, 16)



Her kula Allâhu Teâlâ yakın,

Öyle ki tâ şah damarından bile...

Sen de uzak kalma Hudâ’dan sakın,

En yakın ol cânını kurbân ile... (Tâlî)



Nasıl yaklaşılır, o Karîb’e?..



O Yüceler Yücesine yere kapanarak yaklaşılır:



Secdedir bir kula ihsân edilen son ikram,

Secde; Allâh’a yakınlaşmada en zirve makam. (Tâlî-Mecnun)



“Nur istiyorsan, gönül aynasını kirden, pastan temizle de nur al, nurlanmaya çalış. Hak’tan uzaklaşmak istiyorsan, kendini gör, kendini sev, Hak’tan uzak düş... Yok eğer, şu yıkık zindandan, benlik gururundan kurtulmak istersen dosttan baş çevirme, Allâh’a secde et de O’na yaklaş.” (Hazret-i Mevlânâ)



Irâg ol dâr-ı dünyâdan bulasın tâ Hak’a kurbet

(Muhibbî)



Kurbet yakınlık, gurbet uzaklık...



Her an gurbettesin. Her an uzaklaşmadasın... Secdesiz, secde yakınlığından uzak her an uzaklaşmadasın:



“Her an can verme zamanındadır. Can verme ânında îmanını gör, gözet! Ömrün altın kesesine benzer, geceyle gündüz de para sayan adamdır. Bilmeden, anlamadan sayar durur, nihayet kese boşalır, ay tutulur. Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde kalmaz, yok olur gider. Şu hâlde her an yerine karşılık koy ki: «Secde et de yaklaş» âyetinin maksadı neyse bulasın.” (Hazret-i Mevlânâ)



O Cömertler Cömerdine en yakınından fedakârlık ederek yaklaşılır:



İmtihan buyurdu dostunu Allah

«Çal bıçağı» dedi, sen yakınına!..

Tereddüt etmedi hiç Halîlullah,

Yükseldi Rabbinin en yakınına! (Tâlî)



Bu bir sevgi imtihanı... Yakınlaşmak için, en yakınının O olduğunu ispatlamalısın. Araya başka hiçbir sevgi girmemeli... (Bkz. Tevbe, 24) Zaten o Vedûd’a kurban olursan, her şeyi o gözle seveceksin:



Yaratılmışı severiz, Yaratan’dan ötürü... (Yûnus Emre)



Her şey ki sana âmâde... Feda ettiklerin, etmen gerekenler de senin değil sana emanet... Bu mânâda kurban en üst derecede bir şükür hâli...



Varlığın emrine âmâde edilişine karşılık bir şükür... bir teslimiyet... İnsan bu teslimiyette, emrine âmâde kılınan varlıklardan geri kalmamalı:



Hak böyle istemiş diye vermekte cânını,

Teslîmiyette insanı geçmekte, kurbanı! (Tâlî)



O Nûr’a pervaneler gibi kanattan, candan geçerek yaklaşılır.



Değil mi ki ölümün bir adı da «yakîn»dir!



Ama O Nur ki, kendi için kanadından geçenlere, nice şehballer verir. Canından geçenlere, katından canlar verir.



Hem burada kurban etmezsen canını, bir gün istemesen de eğeceksin boynunu. Mevlânâ Hazretleri, sesleniyor, haykırıyor âdeta:



“Korkunç bir kurban bayramı olan kıyâmet günü, mü’minlere bayram, inkarcı öküzlere de ölüm günüdür!”



Hazır mısınız kurban bayramı yaklaşmakta?

Buyurun Hakk’ın bize ikramı yaklaşmakta!

Yollarda kalmayalım, yurdumuza varalım;

Zira şu kısa günün akşamı yaklaşmakta... (Tâlî)



Ayağına zaten bir balçık gibi sıvaşan denî dünyanın, o alçak yakınının aslında cazibesiz, rezil yakınlığına değil, ötelere, müteâle yönelt, yaklaşma iştiyakını...



Yaklaşma! Rezaletlerin açığına da, gizlisine de... (Bkz. En’âm, 151; İsrâ, 32)



Yaklaşma! Allâh’ın yasak hudutlarına... (Bkz. Bakara, 187)



Yaklaşma! Harama, yetim malına... (Bkz. İsrâ 32, 34)



Fakat secde et ve yaklaş O’na... (Bkz. Alâk, 19)



O’na yaklaşmaya vesileler ara... (Bkz. Mâide, 35)



Hangimiz O’na daha yakın olacağız yarışında ol!.. (Bkz. İsrâ, 57)



Ve elini çabuk tut.



Zira Mevlânâ’nın bir büyük kurban bayramı dediği kıyâmetten önce, her gün bizden birinin kıyâmeti, bizden birinin kurban günü gelmiyor mu?



İbret olsun bize, ey can gözü, kurban pazarı,

Bî-haberken şu koyunlar; sarıyor kan, pazarı!

Ölüyor birbiri ardınca eşin-dostun ama;

Seni bulmaz sanıyorsun bu yaman can pazarı! (Tâlî)



Bütün bunları hatırlatması gereken bir bayramı daha yeme-içme, eğlenme günleri olarak geçirmemeli...



Pek farkında değiliz ama bayramlar, kandiller gibi mübarek geceler arasında... Yani yakınlaşma için verilmiş hususî mülâkat günlerinden:



Yemek içmek değil heyhat yakınlaşmak demek kurban... (Tâlî)



Nesirden çok şiirin dile geldiği bu yazıya son noktayı da bir kurban şiiri koysun, bayramınız mübarek olsun:



Canlı ve cansız, madde ve mânâ,

Baksana yer-gök, insana kurban...

Seçmiş ayırmış, bir seni Mevlâ,

Her şeyi kılmış, hep sana kurban...



«Var yürü» denmiş; sen koşacaksın!

Candan uzaklaş; yaklaşacaksın!

Mal, para, evlât... Hep aşacaksın!

Hepsi fedâdır, Cân O’na kurban!..



Sen de Halîl ol! Rabbine râm ol,

Nefsi yatır, kes! Ruhla imâm ol,

Târihe nakşol, ümmete nâm ol,

Hâtıra dünden, yârına kurban...



Sundu güzelden kurbanı Hâbil,

En kötülerden derledi Kābil,

Olmalı sağlam, varmaya kābil

Senle berâber, en sona kurban!



Rabbe ulaşmaz, koç, kuzu, kan, et..

Arş’a çıkar tek; sâf, iyi niyyet.

Dengeyi Tâlî, sırrı da hisset;

Can tene muhtaç, ten cana kurban!

13 Ocak 2012 Cuma

Kısas..

         Hayatımızın tefsirinde yeni bir döneme girdik,kainat,insan ve kitap üçgeninde her biri birbirinin sayfalarını aça aça,hiç tanımadığımız kendimizle karşılaşarak,zorlana zorlana,ağlaya sızlaya,derde deva bula bula yepyeni bir döneme geldik..İşlediğimiz ilk medeni surenin,artık iman etmiş,imanı içine sindirmiş,insan vasfından mümin vasfına geçmesi gereken bireyleri olarak üzerimize yazılmış hükümlerle karşı karşıyayız..
        Şimdi o göstermezse göremeyen gözlerle bakacağız üstümüze,ne yazılmış diye,ilk kısas çıkacak karşımıza ilginç,belki babamızın hikayesinde arayacağız ipuçlarını,hani tevbe etmişti Hz Adem yıllarca,tevbesi kabul edilince cennete dönmemişti de dünyada ispat düşmüştü payına,belirlenmiş bir süre...Dünyanın formülünü söylemişiz burada..Tevbe edip kurtulduğumuz kendimizle bir başkasında karşılaşıp pişmanlığın sağlamasının yapılacağından bahsetmişiz..
        Kısas ayetlerinin zahiri yönünün dışında böyle bir anlam var sanki...Yaptığının karşılığını ödemek...Hüre hür köleye köle,ödeyeceğin şey yaptığının cinsinden hemde..Ve bu bir ceza gibi değil,intikam değil,temizlenme...Kısasta bizim için hayat var..Hayatta kısas var,ve bolca merhamet...Kesinlikle merhamet..Tarif edilemez,büyük bir merhamet...

25 Aralık 2011 Pazar

Not tutmak lazım!

           Not tutmak lazım,zor da olsa..Yutkuna yutkuna,boğazına bir yumruk gibi düğümlenen,içine oturan 'realite'ye kağıdı kalemi hatta teknolojiyi şahit tutmak lazım..İnsan unutur çünkü,unutur çektiği acıyı da taşıdığı umudu da ne garip...Unutur sevdiğini bile..Seçilir onun için,unutmayanlar..Zaman zaman bir kalbur kurulur da kalır kalburun üstünde kalanlar..Onun için unutmamak lazım,en azından sık sık hatırlamak..Not tutmak..Yazarak tanımlayan ve detaylı düşünen insanlar için,not tutmak elzem,inşallah içerlerde bir yerde de...

           Şimdi,cumartesi hissedilen huzuru ne renk yazmalı,o koca binayı,çatısını,önündeki son kara kadar direnmiş kırmızı gülleri,içerdeki sımsıcak kokuyu,merdivenlerden koşarak çıkarken,odalardan taşan ezber seslerini,bab ı enis dost kapısını,mescidin halısını,cama vuran güneşi,içe dolan güveni,anlamlı,kararlı sessizliği,gözlerle kurulan cümleleri nasıl not düşmeli satırlara...Diz çöktüğün yer kadar dünya,işte bu,ve gönlünü açtığın kadar geniş sema...Bu da yazılsın ki notu tutulmuyor çoğu yaşananın...

           Sonra,eline mushafı alınca,insan kainat ve kitap...Madalyon tamamlanıp o sihirli atmosfer başlayıp,her hali pür melalimiz ortaya dökülünce,ayetle sabit bir hale bürününce farkedemeğimiz kendiliğimiz,perişan olacakken nasılsa o sihirle umut doluvermemiz de nota düşülmeli...Sonra her yere duyulan o ince,kibar ve sessiz ses...

        *  İnna lillah demek için birikmiş bunca insanın,birbirine söyleyecek başkaca bir sözü olmamasını da yazmalı,sabrın sözlük manasını,sabrın Allah için içinde bir şeyleri öldürmek olduğunu,umudun elmasa benzer rengi olduğunu,sonsuz, sonuçsuz ama gönüllü koşturmalarımızın/saylarımızın,tavafın yanına yakışabileceğini,gönlü ferah tutmayı da unutmamalı,hayatın bu gerçekliğine her seferinde şahit olunmalı,üstünü örtmeden,gizlemeden,şuur kapanmadan,farkındalıkla..Gizleyen lanetlenmiş gibi bir karanlıkta,sahtelikte çünkü...Ve tevbe,dönüş yolu en girift karanlıkların bile yanıbaşında,merhamet...Allah biricik,büyük,O tek,biz çok ve küçük...O zaman bakmalı,aramalı,keşfe çıkmalı,bir sanatkarı en iyisi eserlerinde aramalı,geceye gündüze,karaya denize,üstündeki gemiye,rüzgarda taşınan tohuma,yere ağan buluta,bakmalı ve bağlamalı,akletmek bağlamak demek,yani hayata bakıştan dantel gibi bir hayat çıkmalı,kördüğümler değil.Sonra baktıkça hayran,aşık olmalı..Akıl iki şeyi birbirine bağlar,Aşk her şeyi Allah a...Buraya bir yıldız koymalı.Önce aşk,sonra akıl sıralamasını hayatına koyup koyup allak bullak olan kula Allah ın ayet sıralaması şifa olmalı.Sevgi sıralamasını burada yapmak iyi olacak,böylece akıl seviyemiz belli olacak,Allah ı sever gibi bir başka şeyi sevmek akıl işi mi?
            Akıl,aşk gibi kavramların ardından ey insan şimdi yemek meselesine geçişini de yaz..Her zaman yaptığın gibi,en önemli akıl işlerinin,en derin aşk acılarının,ya da en mutlu olduğun anların,ya da belki matemlerinin hemen ardından,ya da tam ortasında yaptığın gibi,yemek ye...Çünkü busun sen,muhtaçsın,açsın,ve Rabbin seni kendinden iyi tanıyan,yiyin diyor bin bir ikramla,ama temiz ve helalinden ve akabinde uyarıyor şeytanın adımlarına uymamalı,yemekle şeytanı yanyana büyük harfle yazmalı,kötü durdu dimi,besmeleyi unutmamalı,çünkü şeytan emreder.çirkini,kötülüğü...Şeytan kısa ve net cümlelerle takar peşine,çok bizden görünen cümlelerle..Bizde böyle,böyle gördük diye akıldan yoksun gelenek ve törelere de uyar artık adımını şaşırmış insan.Adım ağıza,göz kulak ağız da adıma bağlanmış gibi..Bir kere lokma yanlış giriyorsa,ayak yanlış basıyor,yanlış yolda artık göz görmüyor,kulak duymuyor,söz bağırtıya dönüşüyor,karga sesini andırıyor,yen-ı-ku kelimesi...
        
           Yemek mevzuunun üstünde ısrarla durulmalı,kainat-akıl-aşk-yemek bağlantısında yemek bölümü bir hayat felsefesini bir yaşam tarzını temsil ediyor,ilk önce insanlara seslenen RAB,sonra müminlere sesleniyor yiyin ama rızıklandırdığımızın temiz ve helalinden,cennette bile sınır yok muydu..Yaşamak için yemek mi yemek için yaşamak mı günümüzü tükettiren,ve ne yiyoruz?Sağlığımız,güzelliğimiz,hatta ruhsal durumumuz bile çatalımızın ucundaymış ya,burada doktor ve diyetisyenlerin o kocaman cümleleri konabilir,yazı arasına,biz neyi hangi düşünceyle yiyoruz,battı balık yan gider düşüncesiyle mi,salı günü biten diyetler neden tanıdık,neden çok yiyerek zayıflamak bir ütopya,neden bunca yemek kitabı,programı var...Takva ruhsal bir disiplinse,kendini en çok ele verdiği yer sofra...Her önüne geleni sorgulamadan yiyen insan her önüne çıkan çengele takılıp kapılmaz mı....*
           Ruhsal disiplinin talimi namaz,gerçekten namaz kılan,bir haramın peşine takılmaz...Namazı,günlük tutar gibi,ayet notu tutar gibi,iki vakti birbirine,tüm hisleri Allah a bağlar gibi,bir dosta içini döker gibi kılmalı,dua niyetine...


*Bakara 153-173,tefsir dersi notlarından... Hilal'in notlarını tavsiye ederim.:)

15 Aralık 2011 Perşembe

Hatırlatma..

Yazmak istedim,hayat güzel..
Sık sık hatırlatmalı kendine...
Yazın çiçekleri konuk eden saksıların kışın kuşları ağırlaması..
Hatta okulun bahçe giriş kapısında nöbetçi olmak..
Ve muhakkak ki güzel,sıkıntıdan sonra gelen..
Bir özel eğitim öğrencisinin seni itmesinden,üstüne yürümesinden sonra,
Kalbine değebilmek, oğlum ne güzelsin sen,neden,deyince eline sarılması...
Yalnız kalan bir çocuğun diğerlerine katılması..
Kafana düşmek üzere gelen topu pasla karşılamak,
Bunları yaparken başında bir ayetin şahit olması,
Ne güzel...
Sıkıldıkça içinin ferahlaması..
Geçecek,diyebilmek..
''O bir mesaj yazar sen kırk kez okursun''u okumak,
İçin kıpır kıpır olmak,
sonra utanmak,
en büyük mesajı okumaya durmak,
O yazmış sen kırk kez okumamışsın,
aynı heyecanla,eksiksin,seviyorum diyemezsin,
ama yine yeniden bir ucundan tutmak ne güzel..
veşşems...güneş açılımının devam etmesi...
Güneşe aya,gökten inen bir damla suya,onunla biten bitkiye,onun yiyen hayvana,sevilmeye sevmeye ve dahi ''insan''a ihtiyacı olan,bununla rızıklanmasan yaşayamayacağını bilmek..
Hatırlamak,anmak...
Hiç unutmasam ya....
Şimdi ağlayan çocuğun yanına koşmalı:))

14 Eylül 2011 Çarşamba

Dolunayla Gelen...

          Dün gece gökte dolunay vardı.''Orada,narin,zarif,alımlı...''Karşımda biri vardı.Burada,derin,incelikli,dolunay kadar değerli...Sevmek ne garip şey..Sevilen için bir şey yapmaya çalışmak ne hoş..Ay ışıklarının titreştiği gibi yanımızdaki suyun yüzünde,titredi içim,titredi bakışları yüzümde...Yüz yüze gelmekti aslında yaptığımız,bunca beraberliğe rağmen ne kadar zamandır yüzeyden akıp gidenin derinine inmeye çalışıyorduk belli ki..Yüz yüze gelmekti kendimizle,çünkü baktığımız yüzde kendimizi görüyorduk içten içe,yüz sihirli bir ayna...Ama ötesinde ben ayın büyüsü altında,özel bir randevuyla 21 yaşındaki halimle,bazen 11,bazen 31 ve bazen 41 yaşındaki halimle buluşmuştum...Dert aynı,istidat aynı,şifa aynı,his aynı,olaylar ve isimler farklı,bir de farkındalık...
           Dün geceden bana kalanlar:
*Arkadaş seçilmiş kardeş,kardeş seçilmiş arkadaş:)
*Biri için yaptığın iyilik aslında kendine yaptığın iyilik,gerçekten:)
*''Kendim için yapacaklarım''sıkıntılı,başlığı değiştirmekle başlamalı''Allah rızası için''kendine en çok dönecek iyilik:)
*Kendinden çıkmak,çıkarak yazmak,yazarak başkalaşmak,dönüşmek,dönmek..
*Zihin gücüyle zayıflmaktan yola çıkılarak,zihin gücüyle ''iyi''olmak..Bunun için ''seb a teraik,yedi yolu kullanmak...
*En yakınımızdakilerle ikili,kaliteli,özel ve nitelikli zamanlamalarla buluşmak,derinleşmek..
Teşekkürler medcezir......Teşekkürler ay.......Teşekkürler Rabbel Alemin....

11 Eylül 2011 Pazar

Plansızlığa Övgü

Hani hep olur ya,hayatı bir düzene koymaya çalışırsınız,bu genelde benim için okulun ilk ayları eylül,kimine göre ocak,sonradan muharrem ve özellikle ramazan olabilir...Planlar yaparsınız,şu kadar zamanda şunları yapacağım,artık bundan sonra her sabah ..... yapacağım,bir daha .... yapmayacağım.Kendinize bir kademe belirlememişsinizdir,muhtemelen ilk basamaktan beşer onar atlamayı hayal etmişsinizdir olmaz,sonra kendi halinizle küçüklüğünüzü anlar ne olursa kar dersiniz,bişeyler oluverir,şaşırırsınız,yapılanların kendinizden olmadığını anlarsınız...

Ya da olur ya,çocuklarımız için planlarımız...Kendimizden çok düşündüğümüz,ve en zoru başka ''biri''nin adına karar verişlerimiz...İlk okulu mesela,hayatta planlayamayacağınız bir kararda akmaktadır hayat,yarın ilk günüdür okulun ve hala belli değildir ne yapacağı,ne giyeceği,hatta nereye gideceği bir diğer yavrunun...Yavrunun da kendinizin olmadığını anlarsınız...

Ya da olur ya bir arkadaşınızla,ya da arkadaşlarınızla görüşmek için gün belirlersiniz,o gün o buluşma hariç her şey olur,günler ertelenir,birbirine eklenir,ya biri eksik,ya birileri fazla gelir.Oysa kendinizden başka birileri için mesela çocuklar nefes alsın için bir parka gidersiniz,oralarda olan birini düşünürsünüz,tam o sırada o arar,gelir,hayatta planlamayacağınız bir semaver çayı içersiniz,hayatta planlanmayacak bir sohbet eşliğinde...Hayatta planlayamayacağınız camilere uğrar namazlarınız,hiç bir buluşmanın kendinizden olmadığını anlarsınız...

İnsanın yazılmış hali ya Kuran,okumak yaşamak ya,halkaya dahil olan herkes,bilsin yada bilmesin halkada olup olmadığını hatta,yaşıyor ''say'' kıvamında..Oradan oraya..Safa dan Merve ye,Merveden Safa ya...Hacer 7 kere koşayım diye planlamış mıdır ki?7 sonsuz değil mi?

**Veğbud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin...Sana yakin gelene kadar,kavuşana kadar Rabbine kulluk et...

23 Ağustos 2011 Salı

Su üstüne yazı yazmak


Su üstüne yazı yazmak kim ben kimim..
Acaba buranın ismini mi değiştirmeliyim...?
Hayatımın zahir yönünün batınla alakasını kurmanın deştiği ruhumu sakinleştirmeliyim..
Yazıp çizdiklerimin yapıp ettiklerimin gayret sınıfından bir işe yaradığını hissetmeliyim..
Lavabolar tıkandığında..
Tüm makineler bozulduğunda..
Buzdolabı su akıtıp,bulaşık tortu bırakıp,çamaşır sıkmadığında,süpürge bağırıp topalladığında..
Tamirciler yapmaktan çok bozduğunda,tasarrufen ayırdığın paraları aldığında..
''Beyin değişecek abla,beyni bozuk''cümlesi beynimden vurduğunda..
Konuşarak anlaşamadığımda,susarak anlaşılamadığımda...
Mutfakta uçan canı minicik kahverengi bir kelebek görüp,kurt halinin peşine düştüğümde..
Araba bozulduğunda,yolda kaldığımda..
Bir mesaj geldiğinde..Ve hep çiğ cevaplar verdiğimde..
İşte hep bunu düşünüyorum..:)

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kayıp Parça

Aslında hepimiz kayıp parçalardan ibaret değil miyiz..
İnsan Kuran ve Kainat üçgenindeki kayıp parçaları birleştirip şifreyi çözmekle görevli değil miyiz...
Biz,insanlar kimimiz biraz eksik,kimi biraz fazla kimi teslim ve hiçlik makamında ''yuvarlanmakta''ve daire tamamlamakta değil miyiz...
Köşelerimizden kurtulmak,renksiz şekilsiz,aziz olmaya talip değil miyiz...
Kendi hikayemizde ''düşe kalka'' yontulmaya,şifreyi içten tekrarlaya tekrarlaya yürümeye mecbur değil miyiz..
Ölmeden olmaya istekli değil miyiz..
Kendi küçüklüğümüzle bir köşede acaba sizin parçanız olabilir miyim,derken ne kadar da çaresiziz..
Ve yalnız kala kala Kim'imizle kimsesiz...
Bence kendin halletmelisin diyene,önce küskün sonra müteşekkir...
Rab elimizden tutmazsa ne kadar aciziz...
'But I have sharp corners'mazeretlerimiz..
atrective and flashy gayretlerimiz...
a missing piece cant roll by itself,yersiz kabullerimiz...
Olmamak için onca gayretimiz,birine yamanma isteğimiz...
Ve biz üsve i hasenenin izinde ahseni takvimiz...
ACİZİZ..
Beni bu düşüncelere gark eden,ama hayatın kitabını okumuş gibi hissettiren kısa video:



Hayatımın tam da şu döneminde,ummadığım yerlerden beni tamir eden,ömrümü ömür eden Rabbi Rahimime sonsuz hudutsuz hamdler...Evlere kapılarından giriniz ayetini Allah a velileriyle yaklaşınız diye açıklıyor Mevlana,karşıma çıkarılan heybetli huzur kapıları için şükürler...Biz kapı çalmayı bilemezdik,kapı içerden açılmasaydı,biz beklemeyi nerden bilirdik,Rab zamanı yaratmasaydı,teselliyi coşturmasaydı...18 Ramazan 1432

31 Temmuz 2011 Pazar

Söz Orucu

Konuşarak daha az konuştuğunu ispata çalışan var mıdır?
Sırrı ifşayla sabrettiğini sanan?
Şikayet ederek rıza göstermeye çalışan?
Her trenin son vagonuna en az 5 dakika geç kalan?
İçi yanıp bin pişman olan,unutup aynı halle hemhal olan?

O benim işte....

Ramazan hilalinin gölgesinin üstümüze düştüğü şu günlerde,yeme içme yanında söz orucuna niyet etmeyi umarım,onca avaz kendime rağmen,en büyük engel kendime rağmen,sonsuz büyük Rabb den affedilmeyi umarım..Dostlardan dualarını....

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dönmek

Yolculuk bitti,evimize döndük.Her yolculukta not tutulmalı,sonra dönüp bakılmalı,esas yola  ve yolculuğa dair kalıcı ipuçları elde etmek için.Şu eski notları iyi ki yazmışım.Her yolculuğun en güzel tarafı dönüşü mesela ,bir kenara yazılmalı..Neden dönmek istememek üzerine çok düşün demişim acaba:)belki diğer şartlara riayet edince,yolculuk yolculuğa benzemiştir de dönmek kolay olmuştur.Allah nasip etti de,sünnete uygun olsun diye perşembe sabah namazıyla yola çıktık.Bavul benim için oldukça düzenliydi:)önce H.Bayram ı veliye uğradık,baba eli öper gibi,yolda çocukların seslerini dinledikçe büyüdüklerini farkettik,sesleri de büyüktü çünkü:)ilk yol ziyaretimiz Darendede Somuncu Babaydı.Nice kurak,yüksek,üzerinden kayalar yuvarlanan,yol kapatan dağlardan sonra,yeşilli,balıklı,şelaleli,huzurlu serindi,Somuncu Babanın ocağı,yol boyunca,kitap dolayısıyla hz.Meryem azıktı,arkadaşlarım,kardeşlerim isim cisim hep yanımdaydı.Hatta dönerken başka yoldan döndük de Sivas evliyalarını ziyaret ettik,arkadaş ve kardeşler için Kızlar Tekkesini bulduk bir de:)
Malatya da kimseyi ziyaret edemedik neredeyse,ziyaret için içteki ziyayı kaybetmemek gerekiyormuş anladık.
Yaşlılığımız üzerine düşündüysek de duadan başka çare yok,duayıda O ndan istedik.
Ye dua et sev demişim önce,değiştiriyorum,dua et,sev,yemeyiver:)
Mesnevi yanımızdaydı şükür,daraldıkça danıştık,çocuk psikolojisi üzerine Adem güneşi dengeleyecek bir tarza ihtiyaç vardı bulundu,okundu,3 adet şiir kitabıyla birlikte:)
Başka bir şehir üzerine düşündük,burda ne işimiz var diye şaşırdık:)Kah ağladık,kah kızdık,kah tebessüm ettik.
Özledik...Döndük...

Dönmek lazımdı.Yol kapandığı anda huzurla başka yoldan devam etmek lazımdı,akmak..Bir doğru parçası gibi olamazdı hayat,kıblenin de anlattığı,bakarayla...Her neredeysen yönünü O na dönmek...Tabi odadan odaya geçince kıbleyi şaşıran ben için zor dönmek doğru yöne...Cüsse büyük olunca da zor dönülüyor bir de,ben in altına yazdığım her şey,zevk beğeni,hoşlanmama vs.büyütüyor cüsseyi,dön dönebilirsen sonra,onun için ayetlerde kıblenin tam karşısında heva...Son tefsirlerden en çok içime düşen kelimeyse şüheda,ama yazıya çıkmıyor,göründüğü kadar gizli galiba....

5 Haziran 2011 Pazar

Hali beyt

            
              Ev hali,dilimizde bir deyim gibi mazeret yerine..Halbuki ne kadar mühim evin hali,halimiz bizim..Ev,beden,kalp...Ahali,azalar ve duygular..Hepsi birbirine zincirli...Dağınık bu ara galiba halimiz,evlerimiz gibi,herkes birbirinden dua istiyor belli...Geceler kısa,gündüze aksedecek bereketi yakalayamadık belki...Taşınasım var çokça,dipli köşeli bir temizlik,insan kendinden kaçabilir mi?Bugün kendimi şikayet ettim Rabbime,çok üzüyor bugünlerde beni...Bu bedenden taşınılabilir mi?Kalp nakli mümkün mü?
              An ve hal,tek çaresi galiba bu bunalmışlığın.Beden bir an sonra aynı beden değil,taşınıyor anbean,kalp çevrilip duran halden hale,ya mukallibel kulub duası onun için var değil mi?Bir düzenleme ,depolama,atıklardan kurtulma,süsleme,basbayağı dekorasyon fikirleri üretiyor zihnim evle ilgili,doluya koysam almıyor boşa koysam dolmuyor,vazgeçiyorum..Günlerdir namaz sonrası seccade başında bir dergi köşesinden,bir başlık göz kırpıyor: Evimizde Hal Eğitimi...Derde deva sadra şifa,Rab her yerden bir haber gönderiyor...Üç aylar tam da hal değişim mevsimi değil mi?Duasıyla birlikte,Allah ım Recebi ve Şabanı bize bereketli kıl,bizi Ramazan a ulaştır...

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Gençlik


Gençlik elimizden kayıp giderken yavaştan,daha az duygulanıp daha çok düşünüp tarttıkça,daha çabuk yorulup daha ağır heyecanlandıkça,hareketimiz azalıp,hantallığımız çoğaldıkça,çoluk çocuğa karışıp artık onların heyecanlarına teslim oldukça,kendinden başkalarının sorumluluğunu taşımaya başladıkça,artık hakkel yakin anlıyoruz ki gençlik müthiş bir sermayeymiş..Ağacın şu yaş ve yeşil haline tekabül edermiş..Ömrün bahar zamanı,insanın enerjisiymiş.Ahirette gölgelenecek olan bahtlılardan biri de gençliğini Allah rızasında geçiren gençlermiş.Çocukken oyunun,gençken şehvetin,yaşlıyken hasretin ardına geçebilen ermişmiş.

Herkes gençken yapılacak yüz şey diye nefis canavarını besleyedursun,bizim gençler boş durmamış,gençken tadılacak 50 lezzeti yazmışlar,Allah yaşatsın....Ne zamandır yazayım diyorum,bugünki yağmurlu tigem ziyareti ateşledi galiba,arkadaşlar da genç ve güzel olunca....
Tüm gönlü genç olanlara....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...