ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2011 Cuma

Büyük Doğum Günü


Gündemimize hangi konu düşse bir handikap yaşıyoruz.Bu nereden gelmiş,biz kime uymuşuz,bunu neden yapıyoruz sorularına müspet cevap vermek gittikçe zorlaşıyor.Bir milletin kendi kültürüne yabancılaşması ve bir ötekini severek beğenerek ama düşünmeden kabul etmesi intihar gibi bir şey.

Bizim kültürümüzde kutlamalar,ikramlar toplu yapılır.4 kişilik paket puding bize uygun değildir,komşuya kalmaz,kazanla aşure kaynatılır.Birinin doğum gününü ona hediyeler alarak bir küçük pastayla kutlanması değil,herkesin birbirine hediyeler aldığı kutlamalardır bizim kutlamalarımız.Dinimizde doğum günü kutlamak yoktur demek eksik,mevlid doğum demektir.Biz kainata rahmet olarak,güzel ahlakı tamamlanmak için gönderilen insanın doğum gününü beraber kutlarız,onu, o da seviyor diye birbirimizi daha ayrı severiz,kıskanmayız..En büyük hediyelerimiz,cılız sesli de olsa salavatlarımızdır,selamlarımızdır..Çocuklarımıza bunu anlatmalıyız,bir yetime alınan hediyeden daha çok mutlu eden olamaz bizim doğum gününü kutladığımız sevgiliyi...Sevgililer günü bize onu hatırlatır/malı,Aziz Valentine den çok,eşimizden,nişanlımızdan çok..Sevgililer gününü değiştiriyorlarmış bu yıl,galiba edeben,biz de ilk defa bu yıl içe sine sevgililer günü kutlayacaktık.O öyle bir sevgiliydi ki,sevgilisiz bırakmazdı kimseyi.Vedüd olanın habibi,sevgili,en sevgili....

Yaşamımızın her dönemi,çocukluk doğum günü,gençlik sevgililer günü,orta yaşlar evlilik yıldönümü hayalleriyle
ya da kırıklıklarıyla geçedursun,bir selamımıza can bağışlanan sevgili,bizi babamızdan iyi tanıyan sevgili,gül kokusuyla durmakta,içimizde,yanına varmamızı bekleyerek...

Peki ne yapalım..
Niyet edelim..
Her gün salavat ve selam göndermeye,bir sevdiğimizi anıp kulakları çınlasın der gibi...
Her gün bir hadis okumaya...
Hayatımızı sürdürürken onun yaptığı gibi yapmaya,bir kaç küçük kare eklemeye..
Her gün ümmeti Muhammed e dua etmeye..
Doğum gününde,en yakın daireden itibaren birilerini,özellikle çocukları sevindirmeye..

Kandilin sıkıcı bir şey olmadığını etrafı ikna etmeye,niyet edelim...
Etkinlik derseniz,mevlid gazetesi bir fikir,bir de bunlar iyi gelebilir,emeklerine sağlık ne ince düşünceli insanlar var.
Okullar için,rontlar,dramalar..Geçen yıl,medine müdafasını canlandırmıştık okulda,yine olsa güzel olur.
Küçük el yapımı paketler,içine lokumlar,üstüne hadisler..
Slaytlar,çizgi filmler...
Ve bizlerle paylaşacağınız aklınıza gelen fikirler...(Özellikle drama,ve okul akış programı için fikir bekliyorum)

16 Aralık 2010 Perşembe

Çocuklar-Renkli Yünden Oyuncaklar........Aşure-Şükür 2

         
         Beden hapsinin dünyaya açılan pencereleri vardı,şükür ki..İnsan bu ten kafesine kanatsız hapsolmamıştı.Gözüyle,kulağıyla,teniyle,aldığı kokuyla,tatla,düşünce ve duygularıyla yedi yol açılmıştı kabuk içine sığdırılan koskoca ruha...Açılsın diye o görünmez kanatlar uçmağa,oruç bahşedildi bir de.Burası zıtlıklar dünyasıydı,bir tarafı tutanın diğer yanı kuvvetlenirdi,nasıl gözü görmeyenin hissi gelişirse,gözü göre göre bakmayanında ruh gözü açılırdı.Kendini yemekten alıkoyana başka tatlar verilirdi,şükür gibi,hamd gibi,paylaşmak gibi..Söz orucu bile  vardı.Zekeriyya dan,Meryem den yadigar..Hani insan susunca mucizeler konuşurdu.Oruç her gelip geçmiş toplumda vardı.Ve hepsinin ortak orucu aşure zamanıydı..
          Bir zaman,dünyaya gelen bedenlerin en güzelinin kalbine kelamın en güzeli nakşedildi.O en güzel sesten nice ayet dinlendi.Ramazan orucu gelince müminlere hediye,her eski yenisiyle değiştirildi..
          Bir sabah kalbi uyumayıp gözü uyuyan güzelin,güzel gözleri bir kez daha açıldı dünya manzarasına,ille ukbayı arayarak.Bir aşure sabahının aydınlığıyla,haber salındı her yana,oruca niyetlenenler oruçlarını tamamlasın,sabah imsak edenler akşama kadar iftar etmesin,herkes tuttu nefesini.Küçük yavrulara renkli yünlerden oyuncaklar yapıldı,acıkıp ağlayınca susturmak için,mescide koşuldu.Mescit rengarenk olmuştu oyuncaklarla,onları eylemeye çalışan anne gayreti,nasıl memnun ediyordu Rabbi kim bilir..Rivayet o ki,geyikler bile süt vermedi yavrularına bu görüntü ve avuntu sesine imrenerek..
          Bunları okudu anne,üzerinden asırlar geçmiş bir aşure sabahı.Çocuklarını giydirdi renkli yünlerden elbiselerle,oruç tutamayacaklardı çocuklar,okulda olacaklar,yanlarında onları eyleyecek bir anne bulamayacaklardı.Şükür ki aşureyi kutlayacaklardı.Bilmem kaç değişik tarif bilen anne bu akşam aşure yapacaktı,endişeliydi,şükretti..Şu hazır paketler de bu işin ruhuna gelmezdi.Olsun deneyecekti.Zaten aşure başlı başına şükrün tatlandırdığı yemekti,elde son kalandan yapılan,içine ne girse dışardan tahmin edilmeyecek derecede tatlanan,tufandan sonra sükuna daldıran,ayağı yere bastıran.Kaynasın aşure,kazan kazan...Dağıtılsın etrafa tanınan,tanınmayan..Komşular,hal hatır sorsun,bir çeşit bayram olsun..Bol çeşit alınsın bugün erzak ihtiyaçtan,bereketlensin diye,hediyeleşilsin,doğum günü yerine evlilik yıldönümü yerine...Olmaz mı ki?
          Bunları okudu bir öğretmen,çekiliş yaptı yeni yıl,aşure hepsi birleşti Tutum Yatırım ve Yerli Malı haftasıyla,paylaşılan mutlu günler konusuyla..Görsel sanatlar dersinde bir hediye yapsınlar,annelerine hediye etsinler,Yerli Malında aşure pişirsinler sınıfça yesinler..Görsel sanatlarda bir gemi yapsınlar mesela içine yırt yapıştırla hayvanlar birer çift,Nuh Nebinin gemisi olsun,masalı okunsun..Olmaz mı ya?
          Bunları okudu belki bir müdür,kara kaplı kitaptan,okuldaki müfettişlerin bugün yapacağı toplantıya aşure yaptırdı,bir de Mevlana yı anma haftası..Böylesine ruh doyurmak isterken zaman,aç kalınmasın ,neden olmasın?
          Tüm anlarımız bereketli olsun....
        
    

30 Aralık 2009 Çarşamba

Zaman akıp gidiyor..





14 muharrem 1431 Ay gökyüzünü kaplamış nerdeyse..
Bugün oğlum üç yaşını bitirdi.Doğum günlerini hiç değilse hicri olarak yad edelim dedik.Hep denir ya dün gibi doğduğu gün.Dün gibi değil,ama zaman geçiyor,haneme ne bırakıyor,bir günüm ötekinin neresinde,ne verebildim çocuklarıma,ne alabildim hayattan..Elimden gelen tek şey yaptığıma yapamadığıma estağfirullah..
Yetişemiyorum.Engelleyemiyorum üzülmelerini,sağlayamıyorum mutluluklarını,benim değiller çünkü sahipleri var,o mutlu ettirirse oluyor daha doğrusu O oldurursa oluyor.
Çok sade,telaşsız bir doğumgünü oldu.Önce çocuklarla beraber pasta yaptık.İkisi de tezgahın üstündeydi.Sonra üçgen,kare dikdörtgen köfteler yaptık.Son olarak da ben çocuklara sürpriz hayvan figürlü Nuh un gemisi makarnası yaptım.Babaları bu ayki temamızı hatırlayıp almış sağolsun.Sonra tabağımızda geometrik şekillerden gemi yaptık,hayvanları gemiye bindirdik..Farkettiğim en önemli şey önceki doğumgünlerimizde ben çocuklardan çok kendimi hoşnut edecek şeyler yapmışım.Dışarda yemek yemiyor benim çocuklarım mesela,iskender yemezler,pide yemezler,hamburger bile yemezler çünkü ekmek arası bir şey çok yoğun bir şey onlar için..Çeşit çeşit pasta börek yemezler biri sadece çikolatalı olanı alır,diğeri de ondan gördüğünü,yani herşeyi oturur biz yetişkinler yeriz:(Doğumgünü çocukları değil.:))
Mutluluk düşündüğümüzden,filmlerde gördüğümüzden çok farklı bir şey,hüzün de öyle,şimdi olduğu gibi,sorsalar nedenini anlatamazsınız ama kaplayıverir ikisi de içimizi,ayın gökyüzünü kapladığı gibi....

28 Aralık 2009 Pazartesi

'Yeni yıl etkinliğimiz:Hicri takvim':)







Hicri takvimi ay takvimi,miladi takvimi güneş takvimi olarak anlatmaya çalıştım çocuklarıma.Her hilalde yeni bir ayın başladığını hep söylüyorduk ama ayın sesteş bir kelime olduğunu düşünememiştir yavrucak.Okuldaki yavrular bile anlamadılar,hoş zıt anlamda bile var sorun ama neyse...
Bu takvim yıllık ve aylık program açısından iyi oldu.Böylece her ay bir peygamberi tanıyalım,bir duayı öğrenelim bir temamız olsun dedik.Eğer hayata geçirebilirsek arkadaşlarıyla haftada bir buluşup yapacağız etkinliklerimizi.


Bu arada çocuklar kucağımda fotoğrafları çeviremedim ters düz baksın gülsünler şimdi...

15 Aralık 2009 Salı

Düşünüyorum da...

Meb.in sitesindeki okul öncesi eğitim yaklaşımlarını incelerken farkettim de montessori ne kadar fıtrata uygun görünüyor.Ve dahası bana hep peygamberimizin yaklaşımını hatırlattı.Hatanın direk söylenmemesi,bireysel eğitim,yarışmaktan azade,zamanın kayıp gibi değil araç gibi kullanılması,çocuğun aileden soyutlanmaması bizim eğitim sistemimize uzaklardan bakıyor..

MONTESSORI YAKLAŞIMI

Montessori’ye göre çocuklar doğanın düzeni, uyumu ve güzelliğini anlamalı ve bundan mutluluk duymalıdır. Doğanın kanunları, bilimin ve sanat dallarının temelini oluşturur. Bu nedenle doğa kanunlarını anlamak bilimin temelidir (Montessori, 1966). Montessori yaklaşımında çocuklara araştırma, deneme, hata yapma ve hatalarını kendi kendilerine düzeltmeleri için fırsatlar tanınmalıdır.

Montessori materyalleri, çocuklara hatalarını kendi kendilerine bulma olanağı tanır. Öğretmen çocuğun hatasını söylemez. Eğer çocuk materyallerden hatasını göremiyorsa, bu çocuğun yeterince gelişmediğini gösterir. Zamanı geldiğinde çocuk hatasını görerek düzeltir (Temel, 1994).

Montessori yaklaşımında ortamın düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Montessori yöntemi çocukların fiziksel serbestliğinin, onlara tanınacak yaşamsal araçlarla sağlanabileceğini ileri sürer (Montessori, 1995).

Montessori çevresinde gerçeklik ve doğallık büyük önem taşır. Sınıftaki araçlar çocuğun gerçekle yüz yüze gelmesini kolaylaştırmak amacıyla gerçek yaşamda kullanılan araçlardır. Bir şey içmek için gerçek cam bardaklar, ütü yapmak için gerçek ısınabilen ütü, sebzeleri kesmek için gerçek keskin bıçak kullanılır (Temel, 1994).

Montessori sınıflarında, çocukların sınıf içerisinde istedikleri gibi dolaşmalarına izin verildiği gibi okuldan açık alana çıkmalarına da izin verilmektedir. Hareketlerdeki bu özgürlük nedeniyle Montessori geleneksel okullardaki gibi, çalışma, dinlenme ya da oyun zamanlarına bölünmemiştir (Morrison, 1976; Temel, 1994). Bu çocuğun materyalleri kullanarak bir etkinliği tamamlamasını sağlamaktadır. Çocuk seçtiği için gerekli bütün materyal parçalarını bulur, etkinliği kimse tarafından bölünmeden çalışabilir ve materyalleri tekrar yerine koyabilir. Böylece çocuk sınıfta düzenin bir parçası olur (Lillard, 1972).

Montessori sınıflarında çocuğun etrafındaki eşyalar onun vücut yapısına ve gücüne uygun olmalıdır, etrafta hareket ettirebileceği hafif eşyalar, elini uzatıp yetişebileceği, kolaylıkla kullanabileceği kilitler, kolay açılıp kapanabilen çekmeceler ve kapılar, duvarda kolay yetişebileceği kıyafet askıları, parmakları ile kavrayabileceği fırçalar, eline sığacak sabunlar, kısa-düz saplı süpürgeler, kendi başına giyinip çıkarabileceği giysiler bulunmalıdır. Bunlar çocuğun zamanla kendini geliştirmesini, sosyal kuralları kazanmasını sağlayacaktır (Montessori, 1995).

Montessori araçları, çocuğun güçlük çektiği sadece bir kavramın diğerlerinden ayırt edilip verilmesine olanak sağlar. Örneğin; pembe küpler yalnızca büyüklük kavramından birbirinden farklıdır, diğer özellikleri açısından aynıdır. Böylece, çocuk büyük küçük kavramını daha iyi öğrenebilmektedir. Montessori araçlarının diğer bir özelliği de basitten zora, somuttan soyuta aşamalı bir biçimde düzenlenmesidir. Örneğin; değişik uzunluklarda yapılmış kırmızı çubuklar ilk aşamayı oluşturmaktadır. İkinci aşamada mavi ve kırmızıya boyanmış çubuklarda sayı ve uzunluk kavramı birlikte ele alınabilmektedir (Montessori, 1966).

Montessori sınıflarında saygı atmosferi olmalıdır ve çocuklar çalışacakları projeleri, süresini ve kiminle çalışacaklarını kendileri seçer. Huzurlu olan bu ortam çocukta kişisel disiplini geliştirir (Calvert, 1986).

Montessori yaklaşımında öğretmen, çevreyi hazırlamaktan ve çocukların çevre ile etkileşime geçmesinden sorumludur. Montessori öğretmeni “yöneltici” adını alır. Öğretmenler, çocukların kendi gelişimi için onlara potansiyellerini kullanma fırsatı tanır (Linnard, 1972). Dış görüntüsü ve kişiliği ile çocuklar için iyi bir model olmalı ve saygı uyandırmalıdır. Öğretmenin esnek olabilmesi için yaşamı seven sıcak, anlayışlı ve saygılı olması gerekmektedir (Temel, 1994).

Montessori öğretmeni, aile ve toplum çalışmalarına çok zaman ayırmaktadır. Montessori çocuğu soyutlanmış bir birey olarak değil, ailenin bir üyesi olarak görmektedir. Montessori öğretmeni çocukların çalıştığı ortamda güçlükle fark edilen bir görünümdedir (Temel, 1994).

Montessori programları çocukların bireysel gelişimlerini ve iç disiplin geliştirmelerini; saygı atmosferinde huzurlu bir ortamda desteklemeyi amaçlar. Öğretmenler, ortamı çocukların aktif araştırma yapabilecekleri ve yetişkinlerle iletişim kurabilecekleri, serbestçe hareket edebilecekleri şekilde düzenler. Çocuklardan istenilen bilgi, beceri ve deneyimleri kazandıracağına inandıkları materyalleri, öğretmen rehberliğinde seçmesi istenir. Çocuklar kendi amaçları için materyalleri düzenleyebilmektedir. Çocukların bilgi ve becerilerinin yanında duyuşsal hedeflerin (örneğin benlik saygısını geliştirecek hedeflerin) gerçekleşmesine özen verilmektedir.''


Keşke sünneti daha iyi bilsek,Onun o güzel yaklaşımını kalplerimizle okullarımıza hiç değilse evlerimize taşıyabilsek........
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...