ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2014 Çarşamba

Yün hüzün ve tesadüf

Babamın avuclarindan ictigim pınar suyu varsa zihnimde, rengi koyulasip dibine düşen zerdaliler , sıcak ve arı sesi ,haşlanmış tavuga karışan bazlama ayran bulgur pilavı kokusu, kırmızı etegim , uzun tarlalar, tokac varsa mesela pınar başında hala, yün içimde bi başka egriliyorsa anlama,  sabah elime değen hüzün ve tesaduf sebebiyledir, dün dinlediğim safa sebebiyledir. ..

11 Şubat 2014 Salı

Karnım aç...

Aslında ne icin yedigimiz, ne için yaşadığımızi aciklayabilir kısaca..Onun icin her yemek ayetinden sonra şeytanın adimlarindan sakindiriyor yiyecekleri bizim için yaratan..
Acligimizin çoğunun duygusal açlık olduğunun kanıtı bir türlü doyamamamiz, gece acliklarimiz, acinin arkasina tatlı yanına çay sonra kahve ve cheese cake istememiz, damak tadimizin gitgide değişiklik göstermesi, katik kelimesinin dilimizden silinmesi mesela,sirkeye ekmek banmanin ruhuna uzaklasmamiz zayiflamak icin sirkeyi suya katıp gittikçe sirke gibi eksimemiz..ekmegi banabilsek belki tatlanacagiz..maydanozun ruhuna dokunmak dedi l.ipekci ..instagramda az yediği seylerin fotoğrafini paylaşarak doymaya çalışanları gördüm sonra, zayiflayamadigi için umudunu kaybedenleri, ben bedenim miyim ruhum muyum sorusunun arasinda ruhunu bulamayanlari, kan grubuna göre beslenmek için zaten çok ayristirdigi insan gruplarina bir set daha çekenleri, hic oralara dokunmadan yedikce yiyenleri,aklına yemek gelmeyenleri peynire simiti katık edip hic acikmayanlari da gördüm sonra..ve hepsinde kendimi...yemek tarzi bir insanin hayat tarzini gosteriyor , bunu bakarada hissettirmisti Rab..ayetleri duyup duymamis gibi yapmayi da hissettiriyor..hislerini resimleyip gosteriyor..her görünenin birikip bir manzara etmesi için yine de malzeme gerekiyor, iste o malzeme:

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kas Gevşetici

           Gitmeli insan bir ıssızlığa, yanına üç değil hiç bir şey almadan dedi Nedim Hazar ,tamam dedim..Çiviler ve kesmeyen bıçaklar dedi Hilal,tamam dedim.Dücane Cündioğlu,kendi kelimelerinle tanımla dedi,Kafka nın gözlerine bak,yol ol,tamam dedim..
           Biri Milenayı kıskandı,sevilişini,ben Kafkaya imrendim..Aşık olmak kazandırır,her gün mektup yazmak maşukuna,zaten nal izlerinin ters istikameti gösterdiği şu aldatmacalı dünyada,kaybeden kazanır...İnsan aşık olduğu kişiyle evlenmeli mi bilemedim bugün nişanlı bir arkadaşımla konuşunca.Ahmet Muhtar Büyükçınar geldi aklıma.Aşık oluyordu da genç yaşında,bu aşk,içimde öylece kalsın bitmesin deyip,kendisine de aşık olmuş maşukunu bırakıp ilmin peşinde koşmaya devam ediyordu..Kafka da Milenayı ısrarla uzaktan seviyordu kanımca..

          Günlerdir sırtımda bir ağrıyı taşıyorum,içimde çırpınan bir kuşu,bir de üstümde sarı yapraklar sanki.Çay içiyorum bolca..İnliyor bir ses,mırıldanıyor acıyor kendine filan,şu hilalin videodaki hayvancağızın sesi gibi.Kalkıp buzdolabına baktım,sırtıma sürmek için bir ilaç buldum,elimin yetiştiği kadar sürdüm,sürdüm..Biraz sonra kızarmaya başladım,biraz alerji yaptı sanırım,evet her yeni durum için biraz alerjik bir bünyem var,alışkanlıklarıma sıkı sıkı bağlıyım bu yüzden,yani canımı acıtan o yerde,senelerce kalabilirim...Ama ağrı hafifledi.Bu kadar mıydı yani..Bir de karşı komşuma sormayı düşünüyorum nasıl bu kadar normal bir hayat sürebildiğini...Normal bir hayat yaşama konusunda çok beceriksiz hissediyorum kendimi..Onu da İbrahim Tenekeci abi söylesin,
''yükseklik korkusu olan bir kuş gibi yaşamak hayatı'' benimkisi...Ama kararım şu,insan varsa eğer aşık olduğu biri onunla evlenmeli,daha aşk dağında çıkacak çok yol var belli ki...Doruğu hedeflemeli,eteklerde piknik yapma hayaliyle ömür bitmemeli,bir de unutmamalı psikolojik sebepleri sıralarken kas gevşeticiyi...

17 Ağustos 2012 Cuma

Ayrilik

Bir sevgiliden ayrilmak..
Belki bir tren gari,
Bir daha kavusur musun bilemeden bakismak..
Gok baska renk gorunur yer baska,
Sozler kisalmistir artik..
Cumleler kesin ve kesik..
Ya vefadir sectigin yoklugunda yeniden bulursun ozlemle,
Ya unutmak baska seyler de..
Ama sevgili nin son cumleleri onemlidir seciminde..
Ayi gosterir,gunesi gosterir,mutlak kavusma gununu...
Yeri gosterir gogu gosterir geceyi ve gunduzu..
Kavusma gunu vefanin karsiligi olan o kokuyu..
Yar,agyarla arani acmak ister..
Biricikligini sabitlemek icinde..
Kul huvellahu ehad...
Sonra korumak seni tum serlerden,
Hatta senden..
Felak,nas...
Bitti...
Simdi aglama zamani...
Gozyaslari akabilirler ozgurce...
Dua dua dua...
Sen sultansin ben kulunum..
Sen samedsin ben mecburum..
Hatim duasi...


Bir sevgiliden ayrilir gibiydik dun gece teravihte...
Uzun kiraatlerde Rabbin bize seslenisini dinledigimiz ramazan gecelerinin sonuna dogru...
Omru ramazan olanin ölumu Bayram olur der Hocam..
Galiba omru ramazan gibi olanin zamani bir cirpida gecer..
Galiba yakîn,o tamda kendini ve bekledigini ve acligini ve susuzlugunu ve uykusuzlugunu ve caresizligini bile unuttugu o terki terk aninda,Iftar icin aksam ezani okunuverir..bir Ömür aciktigi sevgilisine kavusuverir...


Ben mi...kadru kiymetini bildim mi degil,kadru kiymetim bilindi mi acep diye,anne baba arkadas es cocuk kollarken,paramparcaligimi toparlayan su iklimde bile dagilmaya calisan icime inat,yalvariyorum Ey sevgili...
Herkesin sevgisi ancak kendisi kadar ve kendisi gibi..
Bunun icin muhtacim,
Buyut kalbimi,kucult beni..
Hubbundan bir habbecik bile olsa doldurur kalbimi..
Esirgeme sevgini..
Ayriliktan huzunluyum..
Elim kolum kirilmis gibi..
Nefsin girdabi cok,ve girift ve kesif ve ve ve...
Beni teselli edecek hic bir sarki yok..
Ne umut ne aci,sozlerinden baska destegim yok..
Renk desem,sibgatallah de..
Koku desem hitamuhu misk...
Dokunmak desem,sundus istebrak harir..
Tat desem,kafur,zencebil,selsebil..
Aci desem,yuzume bakmaman,konusmaman...
Mujde desem,radiyallahu anhum ve radu anh...
Hayal desem zümerin sonu..
İlişki,muamelat desem fussilet..
Eş çocuk desem furkanın sonu..
Yer desem gök desem,kalbim desem ah desem Ayetel Kürsi..
Gücüm yok bittim desem Amenerrasulu...
Uzak desem,duy beni desem,fe iza seeleke anni fe inni karib.....ayeti...


Ne desem...en guzeli sende..
Sussam iyisi...
Elim bos...
Bu mevsimin duasi:
Elhamdulillah i Rabbil alemini tum cumlelerimin alt yazisi yap..
Sustugum ya da soyledigim...
...
ramazan 1433 mekke.....

23 Ağustos 2011 Salı

Su üstüne yazı yazmak


Su üstüne yazı yazmak kim ben kimim..
Acaba buranın ismini mi değiştirmeliyim...?
Hayatımın zahir yönünün batınla alakasını kurmanın deştiği ruhumu sakinleştirmeliyim..
Yazıp çizdiklerimin yapıp ettiklerimin gayret sınıfından bir işe yaradığını hissetmeliyim..
Lavabolar tıkandığında..
Tüm makineler bozulduğunda..
Buzdolabı su akıtıp,bulaşık tortu bırakıp,çamaşır sıkmadığında,süpürge bağırıp topalladığında..
Tamirciler yapmaktan çok bozduğunda,tasarrufen ayırdığın paraları aldığında..
''Beyin değişecek abla,beyni bozuk''cümlesi beynimden vurduğunda..
Konuşarak anlaşamadığımda,susarak anlaşılamadığımda...
Mutfakta uçan canı minicik kahverengi bir kelebek görüp,kurt halinin peşine düştüğümde..
Araba bozulduğunda,yolda kaldığımda..
Bir mesaj geldiğinde..Ve hep çiğ cevaplar verdiğimde..
İşte hep bunu düşünüyorum..:)

14 Temmuz 2011 Perşembe

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 2



            Pervazında güvercinler olan bir küçük oda,içine sığdırılan kocaman bir gönül,bir zikir talimi,güvercinler bile sessiz,nefessiz...Lafzatulllahı gözle oku,oku,kapat gözünü zihinle oku,git kalp ülkesine yaz,orda oku,oku..Karanlıklar içinde nedir rengin,söyle şimdi...Yeşil,kırmızı,mavi,sarı,beyaz,siyah...Siyaha övgü,yeşil efendimiz denge,kırmızı aşk..İçimde bir alem varmış benim,bilemediğim ruhani azalar,kalpten başka ruh,sır,hafi ahfa,nefs...Ciğerimi böbreğimi bilir miydim birileri var demeseydi,ruh ilminin de alimleri var ledünni fotoğraf çekenleri,sonra renksiz sevdiğimin rengi,yıllardır hiç bir renk görmemiş ki...Renksizlikmiş,aslolan..Bu azaların rengi tanıyıp geçmek içinmiş.En son nefs gri,sonrası renksizlikmiş,su gibi aziz,berrak,şekilsiz,renksiz,dahası her insanın seviye rengi üzerinde belirirmiş...Kuran da renk sembolizmi geçiyor elime,yıllar önce almışım da okuma sırası yeni gelmiş,tozlanmış renkleri çıkarıp bir siyah gül basıyorum bağrıma,hayatın iki siyah arası bir beyaz olduğunu anlıyorum sonra,siyaha övgü..Kırmızıysa her renk Şeyh Galip e göre,hayatta üç renk var onun için beyaz,siyah,kırmızı...Medine yeşili,Kabe siyahı..sonsuzluk...Büyüleyen kelimeler beni diyorum,sıbgatallah,feseyekfikehümüllah,len fisameleha,hıtamühü misk....Renk,sağlamlık,koku...Rab den...Beklemeye başlıyorum hayatımın ayetinin tefsirini..Sıbgatallah...Ve geldi,ben sıbgatallah kanadıyla uçacağımı sanarken,haacce bulutuna takıldım hayatın,mücadele tarafına,sonra anlaşıldı ki renk,çekişmede çıkar meydana..İki kelime düştü elimize inikas ve insiba...Akis almak,boyanmak..Önce akis almak gerekecekti,ayna gibi pürüzsüz olmak,tüm çekişmelerden,ayna gibi çıkmak,sırlanmak,arkasından yansıtmak,yani boyanmak..Neyin aksini alacağımızı yönelişlerimiz belirleyecekti ancak,sonraki ayetlerin dediği gibi,herkesin yöneldiği bir yer vardır.Kıble ayetleri artık cismani birliğe yöneltmek istiyor bizi,çiçekler gibi yüzünü güneşe dönmeye,ağlayıp ıslanmaya,ve aldığı ışıkla,içindeki rengi dışarı vurmaya,boyanmaya...Öyle ya,her meyve,sebze içindeki vitamine göre renkleniyor ya..İç gıdalanacak,onun için mevlananın dediği gibi,güzel nefesli aranacak...Halife,şahit olmuş kişi aranacak,eteğine yapışılacak..Allah kalbimizi kullandırsın,çok çok sevmek gerekecek,kişi sevdiğinin rengini alır çünkü...Renksizi sevmekle renksizliği...Hiç susuz yaşanabilir mi?

16 Haziran 2011 Perşembe

Fatıma'nın Elleri


Can parçasını okudum,Kadın Oradaydıdan Fatıma yı tekrar okudum,Ehli Beyt serisinin Fatıma sını da.Ali Şeriati nin Fatıma Fatıma sı var bir de,onu bulamadım...Fatıma dan bana ne kaldı,yoğun hisler...Bir önceki yazının anafikri,ölümü güzelleştiren çileli bir hayat,hiç bir dönemi bizimkine eş değil,benzer değil...Hem saadette,hem dertte...Fatıma bir küçük kız,yanı başımdaki adaşı kızım gibi,Fatıma bir çocuk erkenden olgunlaşmış,öğrencilerimden biri yaşında belki,Fatıma çeyizi ve anasının özlemiyle peygamberin gözünü dolduran bir genç kız,gözünde titreyen umutlarla..Fatıma vefa,baştan başa,sevdiğinden sonra gülemeyen bir daha,ilk kavuşan,ayrılmayan..İçime dolan,boğazımda düğüm...Dönünce hatırlamak adına,Fatıma dan bana ne kaldı:
-Yetimliğimiz,ümmetçe,alemlere rahmet babamızı daha doğmadan kaybetmişliğimiz,yitikliğimiz...
-Fatıma nın ırmaklığı,Kevser in yoklukta saklanması, vahdetin kesrette saklandığı gibi
-Fatıma nın eli..Acıyla duvara yaslanan,ateş başında,ateş içinde,tüm kadınlığıyla,kitaplar atlamışlar sanki Fatıma nın sessiz,ama babada yankılanan kadın feryadını..Fatıma nın üstüne gül koklanmaz,o cennet kokar çünkü..Fatıma nın eli,Şifayla uzanan babasına,merhametle yavrularına,ve akarak ümmete..İnsanlar takı yapıp takmışlar,ninelerimiz ocaklarının üstüne yapmışlar..Dile destur,benim değil Fatıma ananın eli...
-Bir garip kuru ot hayali,çöl ortasında vaha gibi,kadınların medet umduğu,sımsıkı bir yumruk,kaynaya kaynaya açılan,doğuma vesile...Adı Fatıma ananın eli...
-Bir rüya..Çok eskilerden,Fatıma yı bilmezden önce,Cennet ül Baki den devşirilen koku şişeleri,ama içi gözyaşıyla dolu..Elimde Fatıma nınki...Bir koku hazırlığı,seçimde Bilal görevli,Fatıma nın çeyizi..
-Bir düğün yemeği..
-Çölden toplanan izhir otları,Allah ın aslanı Ali nin elinde,ama döndüğünde yok develeri,acı...
-Ölüme duyulan özlem,hayattan bıkma değil,arkasını düşünmeden..
-Babaya açılan pencere,ilk uğranılan,hep uğranılan olmak..
-Kadının yolunun çölden geçmekliği...
-Kırgınlık,gizem ve şiir...
Ve mersiyesi Fatıma nın,nasıl kadın kokan...

Maza aleyye men şebbe türbete Ahmed..
Enla yeşümme mede'z zamani gavaliya..
Subbet aleyye mesaibun lev enneha
Subbet alel eyyami sırne leyaliya...

Kim Ahmed in kabrinin toprağını koklarsa,
Zamanla hiçbir kokuyu koklamak istemez...
Üzerime öyle musibetler döküldü ki,
Gündüze dökülseler,onu gece yaparlardı...

9 Haziran 2011 Perşembe

Fatıma



Bugün ne ıssız,yalnız,soluksuz başladı sanki,dünden kalma denir ya,öyle dursuz duraksız ruhum,uçsuz bucaksız değil...Gecesiz gün,uyanıksızlık uyku,uykusuz ayıklık gibi,aç sanki...Her gün başka bir sayfası çevriliyor ruh kitabının,tamire uğraşıp duruyoruz,ömür bunun için verilmiş ya!Ömrü güzelin adına bakmak bile şifa...

Canınız çok sıkkınsa,eşinizle tartıştınızsa açın efendimizin vefatını okuyun demişti bir gün hoca,gücü yeten her gece yatmadan okusun,dün bir yerde başlık olarak rastladım,neden diye düşünerek,dün efendimizin miladi vefat yıl dönümüymüş..Bu sabah gafletin doldurduğu cam kırıklarıyla uyandım kalbimin,senden ne kadar da uzağım?Ve  Fatıma ne kadar yakın.Fatıma  yazmış,ben okuyamadım..En son akşam sohbetinde kızımın isminin Fatıma olduğuna sevinmiş,Fatıma okumalarına başlamıştım,yarım..Halbuki Fatımasız bir kadın yarım..Meryemsiz olamadığı gibi..Ehli beyt okuyordum.Can parçası,sireti Meryem değil.Sibel Eraslan okuyamadım,niye?Dil mi itiyor,hislerim mi,yoksa popülariteyi reddedip,herkesin çok güzel dediğini okuyamayan nefsim mi?Ama okuyayım inş,maksat kendini çözmek..Maksat Fatıma yı bulmak,Meryem i görmek..

Sonra dünden beri düşünüyorum,kadın ne girift bir insan onca özlediğiyle beraberken,özünden bir şey dökemiyor da ortaya en yüzeysel şeyleri konuşuyor,nimetleri sayıp dökemiyor da,şikayetleri dizeliyor,kadınım ve muzdaribiyim girdabımın.Fatıma ya ne kadar muhtacım..

Sonra gece seheriyyatı açtım,bir gence nasihat çıktı,yani evladım sen hata yapmaktasın dedi,uyku uyanıklık tekrar düzene sokmak lazım...

Dostlarım!!Bir dahaki buluşmaya kadar Fatıma ve Meryem okumaları yapalım,her kadın bambaşka bir renk,ve renksizliğe ulaşmışların herbirimizde aksi farklı,faydalanalım...

21 Nisan 2011 Perşembe

Ay Terapisi



        Ay benim için çok özel,ona bakmak da..Daha önce de söylemişim ya...Gözleri vardı ayın çocukluğumda,kendi gözlerime benzettiğim eğik,hüzünlü,benden başkasının göremeyeceğini düşündüğüm gözleri,hatta ağzı burnu bile vardı..Büyüdüm,bir ara zühre oldu gözdem,venüs,benim yıldızım,sonra geçtim yıldızımdan burcumdan,aya döndü yüzüm yeniden..Gözleri vardı ayın,benden bakışını çevirmeyen..Sonra ayın başlı başına göz olduğunu anlattı sanki ehli hikmet bana,göğün gözü ay,göz bebeği..Nur u habibi..Sonra o hadis..''Siz şu dolunayı gördüğünüz gibi.....''müjdesi...En sıkıntılı zamanlarda ayın içinde olduğunu hissetmek dedi sevgili,karanlıkta kalsan da dolunayın geleceğini bilmek,ya da hilali sevmek...Kim hilali sevmez,bir yanı karanlık diye,kimin aklına gelir hilali değil,yanındaki çoğu karanlığı görmek...Ay başlı başına olumlulama nesnesi,umut aşılama,ışınlama hatta...Sonra bir bilge,her şeyin kemalden zevale vardığını en estetik biçimde anlatan...Bebeklik,gençlik yaşlılık dersi mi versin,felek mi,daire mi dersin,her yükselenin alçalması mı,her büyüyenin küçülmesi mi,her küçülenin büyümesi mi,bir işaretle ikiye ayrılması mı,teslimiyet mi,fena mı....Efendimi mi,hz.İbrahim i mi,ay onların gözlerine de bakan nadir hatıralardan değil mi?
      
        Sonra bir kitap..Ay terapisi,uzun zaman okuyamadım,belki kıskanıyorum demişim daha önce Mustafa Ulusoy,tespitlerini çok beğendiğim biri,nasıl durultmuş zihnini,imtihanları ağır,sezgisi kuvvetli olmuş belli,benim ayımı kim bilir ne zaman keşfetmiş,neler yazmış düşündüm,merak ettim,alamadım yine de uzaktan baktım hayran hayran,belki yok saydım,Taha getirdi bir gün,bunu seveceğini düşündüm,hem ay,hem Mustafa Ulusoy dedi,nasıl sevindim,evet bu doğru dedim.Hem AY...Hem terapi...

        Kitap yine çok güzeldi,içimde tanımlanamamaktan ortaya çıkamamış bir sürü duyguyu,düşünceyi ortaya koydu,kendimle yüzleştirdi.Şaşırttı,utandırdı:)Ayı haset ve kıskançlık tedavisinde kullanması,benim küçücüklüğümü ikrar etti.Öyle ya herkes ona benim ayım diyebilirdi,ayı tüm dünya insanları paylaşabilirdi.Kimse kimseden ayı kıskanmazdı,öyle değil mi:))Ay,benlikten ve güncel girift dertlerden kurtulma nesnesi...Ay yeryüzündeki koordinatlarını belirleme vesilesi...Ay,her yaratılan gibi bir anlam abidesi..
Amerika'daki  ağaçların üzgün olma sebebi ise bambaşka bir güzel bakıştı..Güzel bakıştan yoksundu bazı güzellikler,ayın güzelliği de belki bundan diyordu Ulusoy,aya güzelliğinin müsebbibini görerek bakacak birileri her zaman var..Bir ağaç ne ister,ne için yaratıldıysa onu yapmak ister,O nun güzelliğiyse güzelliğiyle anlatmak istediği ağaca bakan O nu görsün ister...Nefs ve sınır ise iyiydi,nefse ay terapisinden çok ölüm terapisinin iyi gelmesi de ayrıca iyi...Ay ışığında tefekkürü mevt nasip etsin Allah sınır tanımayan nefse.....Kayıp,milliyetçilik,kıskanma,imrendirme,takıntı diğer irdelenen noktalardandı.Velhasıl,iyi geldi kitap bana...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Diamond...

        
         Bu sene kalp gündemime ilk kez düşen elmas,zümrüt ,pırlanta açılımı devam ediyor...Zümrüt içimde rengiyle,hala kelimelere bürünmek istemiyor,yanında yakıcı ve yanıcı bir gülle oynaşıyor  kalbimin bir köşesinde...Pırlantaysa artık bugün zamanıdır dedi,ve döküldü sayfaların avuçlarına,Mahmud Sami Hz.inin ağlayışıyla pişti,Yaman Dede nin-diamond-eski adıyla Diyamandi Molla nın yanağında yer eden gözyaşlarıyla düştü...Mevlana deyince bir gencin içine kıvılcım nasıl düşer,ilme vakıf olup hizmet diye nasıl koşar,ağlaya ağlaya gözlerinden o aşk pırlantalarını nasıl saçar,öğrenci nasıl sevilir,evlat hasreti neyle örtülür,Diyamandi nasıl Yaman Dede olur,aşıklar kıblesi Konya nın adı geçince nasıl dünya görünmez olur,peygamber aşkı nasıl yakar kavurur,nasıl inler çeşme olmuş iki göz,ağlatma da yak beni diyen kavrulmuş gözyaşlarıyla...Nasıl dil ile muhabbet arasına ikramı bile sokmaz istenmez,mektuplarla yıllar sonra gönüller fethedilir,öğretmen olmak nasıl bir şeydir,aşık yaşayıp aşık ölünür,ve bu  dökülen damlalar,pırlanta değil de nedir...Cevheri kalbimizin madenlerinde olan,döküldükçe çoğalan....





Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah(sav)
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Gül açmaz çağlayan akmaz, İlâhi nurun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Erir canlar o gül bûy’i revan bahşın hevasından
Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Ne devlettir yumup aşkınla göz, rahında can vermek
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Boyun büktüm, perişanım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)






^Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ...

Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^ 


  Mektuplarını mutlaka okumalı,dönüp dönüp hem de..        

17 Şubat 2011 Perşembe

Yusuf...

    

           Dün gece pencereme vurup uyandıran ay,bu gece başından sonuna dek peşinden sürüklemek için gönlümü  perde arkasından bakıp kaçan sevgili gibi,bir var bir yok çekip gitti gözlerimin önünden..Gözümün beyazı içinde siyah ayı,gecenin siyah göğü üzerinde beyaz ayı,birbirlerine hayretle bakıp,O nu hatırlarlarken,hangi kelime anlatsın hissi,hayret,güzellik...
         Yazılmadan geçemeyecek kadar yoğun yaşanmış bir Yusuf hikayesinin izleri,hayatımın üzerinde.Her şey bir rüyayla başladı belki.En başından umutla,sırla...Kıssaların en güzeli,güzeller güzeli Yusuf..Kulağımda bir Medine imamının sesi,at ayaklarının çarpışı yüreğime,burnumda gömleğin kan ve reyhan kokusu,gözümde güzellik,her yanı saran aşk ve hüzün,saklanan şikayet,rüya,tevil,kuyu,zindan ve saltanat...Çocuk Yusuf un kanlı  mazlum gömleği,Genç Yusuf'un yırtılmış masum gömleği,Kamil Yusuf un kokusu çöller aşan gözler açan gömleği..Yusuf un üç gömleği..Hayatın devr ü dehr ile üstümüze giydiğimiz hali...
          Allah ın anlattığı kıssada aşık kadın,maşuk erkek,bizdeki hikayelerin tam tersine..En çok kadın sever demek ki..Ve aşk adamı adam eder,ya da kadını kadın...Aşkla yanan züleyha nefsi emmareden,levvameden,mülhimeden geçer,kanayarak,arayarak..Mütmain olmuştur ki tüm kaybettiklerine kavuşur da yüzünü Rabden çevirmez,Gerçek güzelin cemalini görünce Yusuf dahi gözüne görünmez...Züleyha umut bize,nefis bizzat müennes,kadın bir kelime...Rabbıne aşık...Emmare den razı olmaya ve razı etmeye uzun bir yolu olan,engeli kendisi...Kadının hilesi azim,şeytanın hilesi zayıf,iki uçlu bıçak kadın...Elimizde Kuran,yanımızda evliyanın himmeti ve kitabı,Mahmud Sami Ramazanoğlu Yusuf  suresi tefsiri...

Sonrasında,Abdullah Yıldız,Yusuf un üç gömleği.

Arkasından yumurta ,süt,bal,ve geliyor az kaldı Semih K.Yusuf un rüyası...
         Allah ın anlattığı kıssada en çok kıskananlar kardeşler,en yakınlar,peygamber çocukları,inanmış kimseler,karşıdakiler ötekiler değil....Kalp Yusuf unun,ruh Yakubunun karşısında 11 his,kalbi karanlık kuyularda bırakmaya çalışan..Dil belası,sus ikazı,ne yoğun,korkular,tedbirler..Kalbin dile akmaktan sakınılması,sırrın saklanması,Allah la sırdaş olmak,gayrıdan yüz çevirmek,kuyu başlarında burhan gözlemek,rabıta,kınadığını yaşamak,gömleğini yırtanın gömleğini yırtmak,iftira ve başa kakmadan affetmek,sabrı cemil ne ağır geçti,günlerimden...
         Yusuf...Esef sahibi,üzüldükçe güzelleşen Yusuf..Güzeller güzelinin,güzellik güneşinin atası Yusuf,Aişenin onu gören kadınlar bıçakla ellerini kesmiş,efendimi görselerdi bıçakları göğüslerine batırırlardı dediği,efendimin atası Yusuf..Şimdi,kubbe i hadranın altında,yer yeşil,gök yeşilYusuf suresiyle namaz kılmak var..Züleyhayla yanmak,Yusuf la Allah a sığınmak,Yakupla dökülüp saçılmaları ve hüznü Rabbe anlatmak var...Yakubun Yusufu aradığı gibi,ümit kesmeden Allah ı aramak var...Ammaaa.....Bizde 11 değil,111 muhalif his var...Anlaşılan daha çekilmesi gereken çok sağlam ders var...

8 Şubat 2011 Salı

Yumurta-Süt-Bal


Ne kadar kolay yazılıverdiler arka arkaya..Ne ağır anlattılar halbuki kendilerini insana.Kilitli kapılar açıldı içerlerden,tozlu sandıklar,sebeplerin soyut dili kocaman sembollerle avuçlarımıza döküldü.Çok uzun zamandır,sinema izlememiş,aksiyon,yükses ses ve animasyondan hiçbir zaman hazzetmemiş biri olarak,üç film de güzel bir kitap yolculuğu tadını verdi.Kainatın sesi,rengi,insana anlatmaya çalıştıkları vardı.Yer gök konuştu bol bol,ama insan sustu..Sustukça kaybolmazdı böylesi belki,sanki kulağını da  böylesi tıkamasaydı..

Yumurta..Sonucun vehameti böyle gösterilebilirdi ancak.Sondan başlamak Yusuf üçlemesi için iyi bir fikir miydi,dairenin tamamlanması için,sahnelerin oturması için evet,ama ya insan psikolojisi?Yıkık bir adam karşımızda,hem de bir önceki yaş yazısından sonra,40 yaşıyla ve hep sıfırda,hep yenik bir adam..Kümeste gezinen koca elleri hayatını arıyor gibi,yumurta ararken,gidişi,dönüşü,yemek yiyişi,pantolonu,gömleği...Evdeki kız,hayata bakışı,taşra saflığında umutları,açılmamış bir diş fırçasıyla sunduğu,verdiği terliklerle bütünleşen kendince beklentileri..Kurban,taziye,kendinden habersiz hediyeler..İnsanı böyle vefasızlaştıran neydi,böyle kendine duyarsızlaştıran..Ve kararması hayatın,en çok yıktığında yere sebepler ille kocaman bir köpek,kendi kendine yenikliği insanın,ille gece yarısı,ağlayabilmek,çözülebilmek,dönebilmek...

Süt..Fıtrata döndüren,beyaz,temizleyen,içten dışa dıştan içe akan,akıtan..Süte okunan dua,ille yazı,şifaya vurgu yapan..Vurucu bir sahneyle başladı,bunca susan insan resminde,ağızdan bir yılan çıktı,kadın,tüm düğümleri atandı,ve sıkışıp kalandı..Ve yılan genç Yusuf un yanında yöresinde dolandı hep,bir kayıp aşk vardı Yumurta da,adı Gül,kayıp kaldı,gençlikte de bulunamadı,çok yara aldı bir genç,çok yaralı yol aldı.Hayvanların dili,köpek ve yılandan sonra iyice anlam kazandı.Yusuf un balığı sarılarak öldürüşü ve annesine sunuşunda umut aradık,gerçek rüya birbirine karıştı,anne ve günah,beyaz ve siyah.. Yusuf,tutunamadı yazarak bile,okunmadı kalbi,hiç kimsece,mecbur kaldı,hayata başındaki maden feneriyle bakmaya,gözlerimizi almaya...Yaralandık.

Bal..Babayla kurulan bağ,kısık bir sesin pamuk ipliğine döndüğü yer,dipsiz derin bir orman,boş kovanlar,içten ezber dışardan tutuk bir sessizlik okuma..Okul kabus,Yusuf  7 yaşında.Fanustan görünen hep bir geç kalmışlık,aynı gömlek,aynı pantolon,bir sır rüya..Tamamlanan kareler,beyaz başörtülü nineler,bardakta süt,miraç,suyun yüzünden yakalanan dolunay...Yakup kayıp,annenin bildiği hayat yemek yapmak,susmak.Öğretmeninki ise kurdele takmak..Yusuf ormanın koynunda,uyuyan bir çaresizlik..Boş kovanlar ve bal...

İnsan bir kitabı bitirince,bir filmi izleyince ya da bir yolculuğu tamamlamalı,bir yere gitmeli,ama dönmeli,dönebilmeli,hayat bu döngüyle mümkün ancak.Gittiğin yerde kalmanın,kuyularda boğulmanın,sorunu tanımlamanın,ilaç bulunmuyorsa faydası yok.İnsanı çözmüş bu üçleme,en derinlerine inmiş.Çok tatmin görüntü ve seslerle sunulmuş hayat,katıksız..Anne yaşarken kayıp,baba ararken,aranırken,ve bunca bütünleşirken baba oğul..Babanın adı Yakup,oğlun adı Yusuf ken hem,kuyuda bırakmamalıydı yüreğimizi sanki.,Gökyüzünde ay hep asılıydı,o derin ormanda küçücük Yusuf un yüreğini okşamaz mı rüzgar,dili sessiz şiir olmuş delikanlı Yusuf a gülümsemez mi ay?Bir sebep,sebeplerin sebebinden yetişmez miydi?Hayatın kuralı bu değil miydi?Mahsun bırakıldığı her yer basamak olarak dönmez miydi önüne?Kuyuya ya bir ses ya bir nefes yetişmez miydi?Zeze nin portakal ağacı,Portuga sı gibi biri,Yusuf un gördüğü burhan gibi babasının hayali, hiç değilse,Yusuf a bir okşayan bir bakış da değemez miydi,hiç olmazsa şu ormandaki çiçeklerden?Yumurtadaki ağlayış,eve dönüşten,son lokmaların hızı ve peyniri kabul edişten kıpırdandı içim,belli belirsiz bir son da olsa..Yoksa çok mu umutlu/suz biriyim ben?

29 Kasım 2010 Pazartesi

Tarz Sahibi Olmak ve Moda

     Geçen haftalarda ablam tarz sahibi olmak lazım deyince,Ankara da yaşayan ve avmlere gömülen bir şehrin şahidi olan herkes gibi ben de billboardları hatırladım ve de onları ilk gördüğümdeki düşüncelerimi,ne diyordu,tarz sahibiyim onun için ank.amall deyim.Halbuki hiçbirinde tarzdan eser yoktu,görünen resimlerin,kıytırık bir şapka veya kolyeden başka...Herkesin aynı şeyi giymeye çalıştığı,aynı rengi,modeli,kumaşı,aynı çirkin çizmeyi sırf moda olduğu için mesela,ve sadece bu ürünlerin ve bir de büyük bedenlerinin satıldığı bir yer nasıl tarz sahibi yapar birini,her mevsim değişir mi bir insanın tarzı,aynı anda tüm şehrin içine sarı giyme ilhamı gelir mi,hani vardı renklerin dili...Geçen sene alıp bu sene de giyemezsin yeni ve sıcak çizmeni,çünkü ucu sivridir,ya da düzdür,ve ya topuksuzunu arayamazsın,anne modeli dedikleri bir şey verip gülerler bir de,bir de dizi karakterleri belirler ne giyeceğini o daha beteri...Eşarplarda artık çiçek demodeymiş.Ayakkabı,makyaj malzemesi,bisküvi,çay seti,şehir silüeti,çapa ve gemici dümeni..Hatta buradaki markalar da yerel olduğu için ikinci sınıf olmuş.Mümkünse burberr.y,luıswitton,dior,eşarpçı arkadaşım diyor,bu bayram pudra ve gri satmaktan öğ diyor,tesettür modası ve defilesi fikri,ille aynı tip üretilen dış kıyafet serisi....
       Bayramda çok saygı duyduğum bir yaşlı hanımefendinin evi,balkonunda ayrı bir oturma grubu,duvarda küçük raflar geyik silüetli biblolar,minik süsler,ortada bir sehpa,dergi sayfasından kesilmiş gibi..Sehpanın üstünde altında evin düzenine inat dağınık bırakılmış bir sürü dergi..Ne peki,Skylıfe,th.y dergileri,peki kim okuyacak şimdi bunları,kendisi cüzünü okuyor içerde,dolabın içinde güllü yasininin yeri..

       Halbuki böyle mi olmalıydı müslümanın giyimi,evi?Ne güzel diyordu ablam,her şeyin bir anlamı olmalıydı insan için,açıyorsa başını bir anlamı,kapıyorsa bir anlamı,bugün giyindiğinin bir anlamı,dün giyindiğinin bir hatırası..Köşeye koyulmuş çiçeğin evin ruhuna bir katkısı..Kullandığı ve kendisine hizmet eden şeye vefası...Moda değil diye atabilir mi müslüman,ismini öğrenmekle anlam bulduğu eşyasını,efendimiz değil miydi isimlendiren eşyasını...Soramadım,bulamadım ne isim vermiş acaba efendimiz o eşyaya,çokluğun acısını ilk kez bu kadar derin hissettim..Moda insan ruhuna ve bireysel farklılık ve farkındalığa vurulmuş bir darbedir.Hiç bir şey için değilse vefa duygusunu yok ettiği için onunla mücadele edilir..Bir de sosyolog gözüyle bakmak için imaj ve takva okunabilir.(F.Karabıyık Barborosoğlu)
       Ne çok kıstas var diyordu halbuki,yahudiye benzemeyeceksin,hristiyana benzemeyeceksin,erkeksen kadına,kadınsan erkeğe benzemeyeceksin,benzemeyeceksin yani özgün olacaksın,sadeliği seveceksin,şu elbise de ne güzel alsan diyene,sonra giyeceğiz diyeceksin,üstündekini beğenene hediye edeceksin,hırkanı kilometrelerce ötede bir sevdiğine hediye edeceksin..Ve o hırkayı sen giymiş olacaksın,sevdiğine en büyük armağanın senden bir dokunuş olacak..Ne giysen ne güzel olacak,kırmızı giyince kırmızı kırmızı olcak,sen mavi giyince mavi güzel,sen giyince siyah güzel,beyaz güzel...Tarz sahibi olacaksın...ve içten içe bileceksin ki en güzeli takva libası....

27 Ekim 2010 Çarşamba

Geriye Dönüş Yeniden Küçük Prens

       ''Öyle ya, Küçük Prens'in gezegeninde, her gezende olduğu gibi, faydalı otlar da, zararlı otlar da vardı. Elbette ki faydalı otun tohumu faydalı, zararlı otun tohumu zararlı olur. Ama tohumlar görülmez, toprağın altında uyurlar mışıl mışıl, ta ki günü birinde birinin aklına eser, uyanır. O zaman da gerinir, güneşe doğru incecik, sevimli ve zararsız bir filiz sürer ürkekçe. Bir turp ya da bir gül filiziyse bu, varsın istediği kadar büyüsün. Ama zararlı bir bitkiyse, onu görür görmez koparmak gerekir. Küçük Prens'in gezegeninde korkunç tohumlar da varmış.. Baobabsa öyle bir bitki ki erken davranmazsan, bir daha baş edemezsin onunla. Gezegenini baştan başa sarar, kökleriyle delik deşik eder. Hele gezegen küçük, baobablar da çok olursa, çatlatır gezegeni.


        Küçük Prens daha sonra: "Bu, bir kendini disipline etme işidir. İnsan her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra, gezegenine çekidüzen vermelidir. Baobablar filizlenirken gül fidanlarına çok benzerler. Onun için, birini öbüründen ayırt etmez, hiç vakit kaybetmeden baobabları söküp atmayı iş edinmeli. Oldukça sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay."Küçük Prens


        Yiğitin yavru yılanları ve ne çizdiğini anlayamayışım,yüzüme şaşkın bakıp uzun uzun akan suları gökyüzünden geçen yolları anlatışı,her olaya bambaşka,bizce akla gelmez ve hatta saçma yaklaşımları hatırlattı bana yeniden,o benim küçük prensim,bambaşka bir gezegenden gelmiş gibi..Bugün onlara da okudum ilk beş bölümü,bu ne resmi dedim,önce dağ dediler,sonra fil,yılanın içinde...6 yaşındakilerin çözebileceği bir mesele..Yiğit için gayet sıradan bir resimdi bu.Büyüklere anlatman gerekir yoksa anlamazlar cümlelerine gelince ama gerçekten dedi Irmak,muzip gülüşüyle..Bense düşünceli, yukarıdaki paragraflara takılı kalarak...

        Herkes artık bir büyük olduğunda yeniden dönmeli çocukluk ya da ilk gençlik yıllarına, hatırlamalı ,anmalı hangi sulardan geçtiğini.İlle kitaplarını,simyacıyı,martıyı,hatta şimdi uzaktan tebessüm ettiği pembe dizi tadında huzur sokağının Bilalini,küçük prensi...Ve sabah uyandığında çeki düzen vermeli kendi gezegenine,ayırmalı gül ve baobab filizlerini,gezegen küçük, baobablar çoksa bir de,çatlatır gezegeni..Küçük prens ne çok şey söylemiş değil mi?

26 Ekim 2010 Salı

Çocuk Kitapları

           Anne olduktan sonra çocuklar için en çok ilgimi çeken şey çocuk kitapları oldu.Kıyafetten ve oyuncaktan  daha çok .Sağolsun kızım da benden daha düşkündü.Hiçbir şeyle değil kitapla oyalanıyordu.Oyuncakçılar değil D&R dikkatini çekiyordu,cama yapışıp kalıyordu:)Tabi oğlum kitapları önünde hazır buldu.Çocuklar evdeki kitabı değil,beraber aldıkları kitabı seviyor benimsiyorlar;)Şimdi o da buldu şükür,ama fazla yormadan kendini,Iymak,şunu bana okuy musun?diyor,Irmaksa tüm gücüyle bağırarak okuyor...
            Anne cafe,bana dememiş,olsun annem hep bir şeyi söylemeden yapmamızı söylerdi:)Konu da bizi açınca,ona sorulan sorulara cevap vereyim.Çok çalışkanım çok....
 1. Çocuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?

      En önem verdiğim kısmı konusu, dili.Metnin orjinalliği,şaşırtıcılığı,dilin kullanılışı.İlle bir ders vermese de farklı bir düşünce akışına kaptırması güzel bence,bakınız Tostoraman.Resimler ve kağıt kalitesi de önemli,ne çok kriter varmış...Ha bir de bize yabancı ögeler içermemeli.Bir dönem hayvanları çok sevdiler,mesela remzi kitabevinin Kutup hayvanları,Çiftlik hayvanları,saklambaçlı kitaplar..Ama içinde o yabancıların pembe pembe sevimli albenili çizdikleri meşhur ve bizce haram hayvanları olunca almıyorum.Evde köpek yaşıyorsa,anne baba modelleri bizimkiyle uymuyorsa falan filan..Kitap buldum mu,evet...hem de çok...
2. Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?
     Kapak tasarımından çok iç tasarımına dikkat ediyorum.Ama kapağı beğenen çocukları ikna etmek zor oluyor..
3. Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?
     Hayır,ille bir şeyi öğretelim diye parmak sallamasına çok kızıyorum hatta.Mesela eşim bir Tali serisi almış,isim vermek gibi olmasın...Oyuncaklarını topla,kardeşini kıskanma diye salık vermesin kitap,bıraksın da çocuk düşünsün...

4. Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?
     Resimler hayal kurmaya müsait olmalı,her şeyi çizmesi gerekmez,çocuk kendi birşeyler katmalı kitaba.Renkler canlı,şekiller çocuksu olmalı,evet Hilal sade olmalı bir de..Hikayesi güzel olan kitabı resminden dolayı almadım evet,sadece resimleri çok güzel diye de kızım bir kitap aldı,Sütçü Kız,bence ona farklı bir hikaye uyduruyor...

5. Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?

    Veee,gelelim TOSTORAMAN a,ve ille bu kitabı bize hediye eden,bana kitabı,evi kaplayan bir kitaplığı,edebiyatı sevdiren İnci Hocama teşekkürlere...

   Mutlaka okuyun,sınıf sınıf gezerek okudum.Öğretmenler bile eğlendi,o kadar yani...Yiğit in favorisi...
     Bu kitap resimsiz bile diyebiliriz,Irmak çok beğeniyor ama..Ben de....
Bir de Yiğit bu kitaptan sure dinliyor.İyi çünkü başka kimseyle çalışmıyor.


Bu kitabın da bir serisi var,Yunus Yoyosu,Deve Hörgüçü güzel,hem hayvanlarla ilgili bilimsel verileri veriyor masal içinde hem de Esmayı.Dil daha güzel olabilir ama,kolaysa kendin yaz değil mi....Bunlarsa  ikisinin de kazanmış beğenisini....
    
6. Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?


      Tabiki Küçük prens,şeker portakalı gibi bir kitap yazmayı isterim ama nerdee,hiç değilse Balkız gibi bir seri yazabilmeyi isterdim.Kur anı kerimdeki hayvanları çocuk kitabı olarak yazmayı çok isterdim.Karıncayı,arıyı,örümceği,sivrisineği...Ama çocuk kitabı bambaşka bir alan...


          

22 Ağustos 2010 Pazar

Hayat Uçurum ve Aşk



Her yükselen şeyin düşmesi hayat kuralı galiba.Aşıkların bunca acı çekmesi.Ne kadar güzel her şey der demez büyünün bozulması, güzellik oranında allak bullak olması her şeyin..Masalların birleşince bitmesi mutlu bitsin diye,uyuyan güzelle prens ne olmuştur 10-15 yıl sonra,ya da 5 ay sonra.Tuttuğum her başlık teker teker düşüyor bu ara hayat hakkında ve ben aslında yine yeniden bir adım dahi ilerlemediğimi aksine yürütüldüğümü ve ne yollar aştım dediğim anda,eski zaman masallarında olduğu gibi aynı yerde durduğumu hayretle görüyorum.Ve elimde sorularıma cevap bir hatta iki kitap veriliyor.Kadın Oradaydı,biri ve ordan nasibim Ayşe,sırtımda bir yangınla nasibim..
Peygamberimize Ayşe nin aşkı malum,aşık ve maşuk,bir güzel yolculuk,kurada ismi var,oturuyorlar,o duru,canlı ve neşeli diliyle yemenli onbir kadın hikayesini anlatıyor Ayşe.Neşesine diyecek yok,maşuk keyifle dinliyor onu..Tüm kadınlar şikayet ettikçe kocalarından tebessüm ediyor hala,sıra onbirinciye geldiğinde o başka,yad ediyor kocasını ve haykırıyor hasretini,kocası başkasını sevmiş çünkü,onu almış yerine..Bakıyor peygamber Ayşe ye,benimle senin halin,onbirinci kadınla kocasının hali gibidir.Bir farkla ki ben seni boşamam,biz hep beraber olacağız..Nasıl romantik değil mi..Ama burası dünya..Sonra mı,kalbini dünyalara sığdıramayan Ayşe,boynunda gerdanlığı tutamaz,kaybeder,yolculuk sonrası çıkacak söylentiler gibidir gerdanlığın taneleri, bir türlü toplayamaz.Kervan gitmiş,kendi kalmıştır,kervandan sorumlu olan kişinin terkisinde varır yuvasına..Yorgun,hasta..Sonrası ifk hadisesi..Hakkında ayet inene kadar kavrulur,yanar,aklandığında teşekkür et peygambere denince,yalnızca Allah a hamdederim,der.Burası dünyadır,aşk aynı aşk ama bağlanılacak sadece Allah tır.Hem aşık hem maşuk için,çünkü aşkın aslı Vedüd olandır,O nadır,gerisi yalnızca nimettir teferruattır...Benim neden böyle oluyor demem haddini bilmemezliktir,ahmaklıktır..

20 Ağustos 2010 Cuma

Aslında Neyim Ben?



Geçen cumartesi gündeme düşen soru tam olarak buydu aslında.Bakara suresi ilk sayfasıyla bir konsantre manayla felaha eren müminleri tarif etmiş,içten dışa bir örüntüye işaret etmişti.Elif,lam ve mim,derinlerden açığa,kalpten dudağa doğruydu.Müminleri anlatmak için 3,4 ayet,ardından kafirleri anlatmak için 3,4 ayet,ardından münafıkları anlatmak için 13,14 ayet ve misaller..Zor görünüyordu,ilk okuduğumda da hissettiğim,kalp ve kelimeden anlayabildiğim de buydu.
Kendimizi nasıl bildiğimiz bile önemli değildi çünkü nifakın en önemli özelliği şuursuzluktu.Çocukluğumdan kareler geldi gözümün önüne,bir yaşlıyı dedikodu konusunda uyarmaya karar vermiş,şöyleymiş böyleymiş diye anlatmıştım,orta okuldaydım galiba,ve aldığım cevap şuydu,hiç sevmem dedikoduyu,hele de yapanı uzak olsun,evet farkında bile değildi,sonra kendimde izleyecektim bu farkında olmadan hallerini ve kendini kınayıp durmaları..Velhasıl iki şuur bir arada bulunmuyor,hem sıcağı hem huşuyu hissedemiyoruz,kuranda münafık tariflerinde ısrarla la yeşurun diyor,şuurunda değiller diyor,onlara bozmayın deyince biz yapıyoruz derler diyor,nasıl açılır şuur..Ve ben neyim aslında,kalabalıklar arasında ya da yalnızken kendi halimde,evimde,ya da kendi arkadaşlarım arasında,en önemlisi en yakın dairemde..Eşim,çocuklarım annem babam kardeşlerim nasıl tanıyor beni..Ve ben kendimi nasıl tanıyorum,tanıyor muyum ya da?
Çok gerilere gittim ama o an hala taptaze ve acılı zihnimde,hani kabir sualleri vardır,şimdiden öğrenilir ki kabirde söylenilsin geçilsin diye ya,işte ben o kabir suallerinin dil ile değil,hal ile cevaplanacağını ilk öğrendiğimde kendimi çok kötü hissetmiştim.
1-Rabbin kim?Yani senin hayatını yönlendiren,yani yemek yerken,uyurken severken,insanlarla ilişki kurarken,evlenirken kimin kurallarına uyuyorsun,kim terbiye ediyor seni?
El cevap:Sağlıklı yemek kuralları,diyetisyen,gurme ve doktorlar,kitaplar,filmler,zaman..
2-Kitabın ne? Yardımcı olayım,yani bir kitapçıya girdiğinde yöneldiğin reyon,hangi kitabı almaktan hoşlanıyorsun?
Elcevap:Sağlık,güzellik,dekorasyon,şifalı bitkiler,burda..
3-Kimin ümmetisin? Kimden besleniyorsun,örnek aldığın,hayran olduğun,hayata dair hissettiğini hissettiğin,takip ettiğin,örnek aldığın,yani uykulu bir halinde çıkar mı dilinden Hz.Muhammed..sav.
Cevap yok..
4-İtikatta mezhebin ne?Hangi ekole tabisin,hangi kuralları benimsersin ve bunlar hayatına ne katkı sağlar,senin ekolünün diğerlerinden farkı ne,Maria Montessori kadar mı tanıyorsun,İmam Ebu Hanifeyi..
İşte ne vahim bir durumda olduğumu anlamam bu sorularla oldu.Şimdi bu yazıyı kızım ve oğlum,öncelikle size belki benim yaşımdan önce farkeder de düşünürsünüz diye,ve nerelerden geçtiğimizi unutmayalım diye yazıyorum.Anlatan Kuran oldu,beni kendime getiren sure Tevbe,ardından Enbiya,Hac,Müminun,Nur,Furkan,Şuara,Kasas,Neml,Ankebut ve şimdi yeniden Mekke den Medineye,Bakara..Tüm bu sancılı süreci yazdım yazdım ve defterimi kaybettim.Ve şimdi yine de kaybolabileceğini düşünerek suya yazar gibi yazıyorum.Ve en önemlisi kendimin farkında olmak için yazıyorum galiba,bir nevi sesli düşünmek yazmak,iyidir yazmak,bakar üzülürsün,gülersin,hayret edersin ,hatırlar,merhamet edersin,yazmakla iyi edersin..Okumakla da..
Kalbimi ve marazlarını düşünüp nasıl kurtulacağım derken,dilime bir dua,elime iki kitap düştü.Duam,ey kalpleri evirip çeviren Allahım,kalbimi dinin üzere sabit kıl,kitaplarım Kadın psikolojisi ve Kuranda kalp ve mühürlenmesi...
İkisini beraber okumak bir zenginlik oldu,nasip oldu.İlk önce fıtratı ve temiz gelişi hatırlamak,kalbin bozulma safhalarına gelene kadar kadın ve erkeğin ayrılan yollarını farketmek iyi geldi.Kadın kişilik tiplerini okurken 'Allah ım bir de kadınım!!!'diye ekletti kitap.Kalpteki marazı anlamak için kadının kendisini anlaması lazım galiba,tam üstüne Kuran,kadını benden oku dedi ama her okuyuşumda bir yere oturamayan sure Nisa da kalbimde bir yer etti,onu kendime ilaç kabul ettim,sürdüm yaralarıma bekliyorum hala...Nisa yı bir başka zaman yazmalıyım..Kitapta,geçmişten bugüne kadına bakış,kadının kendini konumlandırışı,sömürülüşü,moda,giyim,çalışma hayatı,evlilik,romantizm,duygu kontrolü ve aşk sanki yazarla söyleşiyormuşçasına anlatılmış.Annelik ise bambaşka,sadece manevi zannetiğimiz duyguların maddi karşılığının olması çok iyi geldi bana..İrtibat kurmanın bilim kurgu tarafı:)Tüm bu süreçte özellikle Nisa suresiyle birlikte Allahın rahmeti,fazlı koruması altında kaynayan bir kazan gibi hissettim kadını,bir eli diplerde,his dünyası karmakarışık ve girift,uzağın uzağı,bir eli aşk kanadı gökte gökkuşağı..İki uç bulunmak zorunda,insan da öyle değilmi ya,ne kadar aşağıya eğilebiliyorsa o kadar da çıkabiliyor yukarıya,hatta daha yukarıya..
Sonraaa,Kuranda kalbin,hem akleden,hem hisseden,hem de ruh manalarıyla kullanıldığını farketmek,kalbin,kulüb dönen anlamı,inkilaplar yaşaması,kalpteki en büyük marazın nifak olması,ve iki çıkışlı köstebek yuvasına da nifak denmesi korkutucuydu.Biri olmazsa öbürü olurum,münafık işiydi.Kalp birden bire bozulmuyordu.
Önce zeyğ,ufak bir sapma,sonra rayn,rics,her günah bir kara leke ve tevbeyle temizlenmeyen kalp kir,pas,sonra kasvet,katılıl,taşlaşmışlık,taştan beterlik,ateşin eritemediği tek madde taş,artık hiç bir şey kar etmiyor,ve tab ve mühür,artık kalbi kör,sağır,ve dilsiz olmak..
Kurtulmanın çaresi bol istiğfar,kendinin farkında olmak,kendinin farkına varmak.Geçen haftadan en çok kalansa ya neyin içini doldurduğunun farkına varırsın,döner boşaltır tekrar doğru düzgün doldurursun ya da ALLAH İÇİNİ ZAMANIN BİRİNDE ORTAYA ÇIKARTIR,o zamansa,hayat dersin geçersin ya da neden ben,ben ki..dersin,ya da artık herkes böyle dersin,ya da üzülür yine farkeder dönersin,döndürülürsün,çünkü sen dönüp duran kalbinin bütünüsün..
Allah hep kendine döndürsün,her döndüğü yerde vechini gördürsün..

8 Ağustos 2010 Pazar

Başucu kitabı...

Düşünmeden koyabilir mi insan başını yastığa,ya da yaslayabilir mi görkemli bir ağacın gövdesine,ya da alabilir mi iki elinin arasına...Alıp başını gidebilir mi uykunun gizemli kollarına okumadan..

Uyuyamıyorum okumadan..Sıcaktan,kendine kalamamaktan,endişeden,kendine dışardan bakamamaktan,ne yapacağını bilememekten,bazen ümitsizlikten,bazen meraktan,bazen iştahtan..Çok iyi olmuyor her zaman uyumadan önce okumak,bazen bir çelme hissediyorum.Uyuyacağı ve uyanacağı bir düzeni olmalı insanın,satırlara boğulup,geceyi ve içindekileri okumayı kaçırmak var.İşte başucu kitabı bundan önemli.Orada dururken,toparlamalı seni,hem düşündürmeli,hem de sıcak bir dost gibi cevap vermeli sana,doğruya doğru,eğriye eğri demeli.Göremediğin yerlerini sana göstermeli,iğneyi başkasına çuvaldızı sana batırmalı,sonra öyle de acılı bırakmamalı,sarmalamalı.Abartıp söyleyeyim çünkü var çok şükür böyle kitaplar,bir himmeti olmalı kitabın,okuyucusunu darda bırakmamalı.

Başucu kitabım Mesnevi..Sanırım 3,4 yıldır.Mevlana hazretleriyle özel bir bağdan sonra,en zor anlarımda hep yanımdaydı.Cevabı Mevlana dan almak ne demek,tereddüt etmemek demek,bu ne demek,endişe tevekküle,ümitsizlik ümide,sıkıntı duaya ve çabaya dönüşüyor.Elhamdülillah..

15 Temmuz 2010 Perşembe

Su üstüne yazı yazmak..

olmuyor..
bulduğum iğne plağa
arabam yola
gözlerim güneşe
kalbim sabaha uymuyor..
yazmak adam etmiyor
yazmadan hiç bir şey
olmuyor..


kaldım
kim bilir daha
kaç dersten
geç kaldım
düştüm kalktım
bakakaldım
kalakaldım
sildim
çocuk dizlerimin
ve kalbimin
yaralarını ama
yine sokağında
kaldım

Hayatıma iç dış köprüsü kurmama yardımcı kitaplardan biri su üstüne yazı yazmak,hatta ilk adım diyebileceğim bir kitap,çok içselleştirmiş ve hiç bahsetmemişim.Geçen gün Aziz Mahmud Hüdainin hayatını dinleyince üzerime çöken,martı Jonathanla zihnimde uçuşan ümit-siz- bulutlar yine gelip yanağıma konuverdi bugün..Akşam ola,hayrola..bugün yine öyle bir gün..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...