ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

cumartesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumartesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2017 Pazar

Bu da geçer ya hû

9.9.17
Içimdeki ferahtan sana sığınırım Rabbim..
Içimdeki ferahın, sevincin gaflete dönen yüzünden sığınırım, senden sana sığınırım , sana sığınmamı engelleyen meşguliyetten, kalbimi ve kalbimi çevreleyen kalpleri gözetememekten sana sığınırım.. Sana sığınamamaktan , ve dahası senden baska sığınaklar aramaktan sana sığınırım. Seni gazaplandiracak her hal ve işten rızana, yapıp ettiklerimin sonucundan senin affına sığınırım..
Içimdeki sevinç ve mutluluktan sana sığınırım ki bu da geçer, sevincimin elinden sen tutmazsan, bu hal de her konup göçen gibi geçip gittiğinde sensiz kalmaktan, denizde yakarırken karada nankör ve şımarık olmaktan, darda zararda gece gündüz yalvarıp, serrada geniş ve bollukta unutmaktan ve unutulmaktan, çekemeyeceğim yükten sana sığınırım..
Anladım işim bitmez sana yalvarmaktan gayrı...

6 Aralık 2015 Pazar

Uzak cumartesi

Ben bugün
Bolca bun
Bulaşık, tezgah ve kanepe
Bolca bedel ve film sahnesi
Yeditepe istanbul ve kuzeyde bir otel
Elmalı kek ve kahve
Bolca kagit ve kalem ve dahi mektup
Isyan ve nisyan ve dahi hatırlama
Ben bugün yine tevbeyle zikir
Uhud ve Bedir
Ben bugun biraz
Şiir ve anı
Bolca fudayl bin iyaz...
"Ben Rabbime karşı kusur isledigimde bunu binegimin ve hizmetlimin huyunun degismesinden bilirim "
Ehlimden ve evladimdan..

11 Şubat 2015 Çarşamba

Uhud...

Şimdi uhuddayiz..
Okcular tepesine yerlestirilenleriz belki , belki denenecegimizin bile farkında değiliz. Yay gibi eğri miyiz ok gibi doğru mu..Kalbimiz ganimet karşısında yamulur mu..ölüm korkusunda savrulur mu..
Elif gibi dimdik durmustuk oysa, savunmadan çok savasmayi seçmiştik. Kalplerimizi telif etmişti birbirine Rab, acaba ehillesmis miydik, birbirimize düşer miydik..
Uhud..herkesin bi ayrı yere savruldugu dağ. Efendimizin sığındığı yarık..Diş düşünce rüyada bir yakını kaybetmeye yorarlar ..feminden sızan gül kokusu bizim yüzümüzden mi..
Uhud artik sehidlik..Uhud şahitlik..kendimizin , sabitligi ve kaypakligi kademimizin..Denenmesi elifligimizin..
Acı...
Istigfar...
Tevbe...

25 Ocak 2015 Pazar

Uçurumun kenarında

Yürüyoruz durmadan.
Kah ağır aksak kah bir ileri iki geri kah koşar adım, bazen aslî yolda bazen tali, ama Yürüyoruz..
Yolumuz denizlere uğruyor kimi zaman ağaçlara kırlara çöp alanlarına izbelere harabelere saraylara dağlara, ve tikaniyor adimlarimiz bazen bir uçurumun kenarında..
Bitecek bir yerde bu yol biliyoruz. Ölümlüyüz..elimizde bir levha sakin ha ölmeyin başka türlü , ancak müslümanlar olarak ölün..Teslim miyiz bilmiyoruz. Yürüdüğümüz yol bizden razi mi biz yoldan razi miyiz elimizdeki haritaya uyduk mu harfi harfine, bir güzel sona varanin ayak izini takip ettik mi?
Müslüman ol demiyor levha olun diyor bir topluluk olarak yurumemizi istiyor üstelik birbirimizi sevmemizi ..
Her seferinde üstümüzde bir rahmet eli, sevinirken uzulurken karada ve denizdeyken dağ başında ve çöldeyken de..
Kelimeler bir yara gibi düşer içimize bazen. Yaralaniriz da anlamını bilmeyiz. Ala şefa hufra var nice zamandır içimde.
Geldi zamanı..biz ..ayrışan adimlarimiz ve kendimizce tuttugumuz yollarimizla yine bir yön sorgulamasina giristigimizde , benim kiblem Nerede, gördük ki bir uçurumun kenarında toplanmisiz belki de...şimdi...Gökten sarkitilan ip..kim sarilirsa sımsıkı...sarilmanin tek çaresi bahaneleri terk..bahaneler adım düşmanı..Babamız a bakıp Âdem tevbesi getirmenin zamanı ve sonrası güllük gulistanlik mi, hayır ispat bedel zamanı...
Ali Imran 102-103-104 üzerine...

22 Ocak 2015 Perşembe

Sımsıkı sarıl

İçimde bin bir sanciyla devam eden günümde hazmina ugrastigim bir sürü mesele, desilmis yara ve beden halsizligiyle ulaştım hala isinamadigim evime...
Yanımda aynı benim gibi yaralı bir küçük modelimle yürürken,dik durmaya çalıştım en çok , vizirdanmamaya, anne gibi durmaya, "beraber uyuyalim mı" dedi , başka hiç bişey istemiyorum"
Sarıldik, beraber uzandik. Onu tamir edici bişeyler için dışarı çıkardık. Günlük yazmasını önerdim duygularını en açık haliyle yazmasını. Heyhat ki insanın tavsiye ettiğini yapması güç...kendimi okunacak yazı google aramasi blog yazılarıyla avutmaya çalıştım olmadı. Su iyi gelir dedim kendimi suya sürükledim. Evet...Mesnevi nin kapısını çaldım. Kalbimin payını aldım. Sonra bu evi ısıtacak şeyi buldum deyip tefsir kaydını kurşun kalemimi ve ajandami alıp masaya geçtim. Hatirlatici olsun, burnumda Hindistan cevizi kokusu var, kulagimda sivrisinek Viziltisi..
Yaza yaza okunuyor insan, kulak kesilmeden duyamiyor. Nerde ısıttin içini nerde sardın yaranı tüm mesele bu...
Vegtesimuu...sımsıkı sarildigin Allah ın ipi olsun...kendine açmaya çalıştığın bin türlü pencere değil, bil ki kendini avuttugun hersey vuracak seni, üşümeye kanamaya razi ol...O ndan razi olmaya, ve çekişmeye kendinle kavgaya ,hazma , hoslanmadiklarina, seni sen yapan şeylerin terkine...
Ve sarıl sımsıkı...sadece O na..gerisi fani, yerin , en sevdiğinin yanındaki...kapının kenarına iliş ama O na sımsıkı sarıl...

17 Aralık 2014 Çarşamba

Birr

İyilik değil çünkü ziddi kötülük..
Hayr değil çünkü ziddi şer..
Iman değil çünkü ziddi kufr..
Birr...yeminini yerine getirmek demek ziddi ukud yeminini bozmak...

Birri şahsiyet haline getirmiş insana ebrardan deniyor. Ebrarin yeri ise Naim..
Sözlük kilavuzumuz yine..Birr için dışta bariz olmasi demek..Sözlükte kara, berr ve bahr, hadiste dış, Allah içini(curraniyye) guzellestirenin dışını (berraniyye) guzellestirir..Koyun ve keçi sürüsünü sürmek, karada yolculuk etmek, evladı çok olmak...

"Len tenalul birra " birre nail olamazsınız ayetinde kalmıştık Ali imranda...
Birr öyle soyut ki anlamı ne olmadığını anlatmıştı önce Bakara..şimdi ona ulasamazsinizin şartı geliyor.
Sevdiginizden vermedikce...
Çok sevdiklerimizden..
Soyut somut her sevdigimizden..
Zaman mekan...
Insan ...
Mal..
Menfaat..

Yürüyoruz Ali Imran da..kalbimizde kelimeler..kalbimizde Kudüs le Mekke, Meryem le Hatice birleşiyor, tüm peygamberlerle Efendimiz...Yürüyoruz..kalbimizde kelimeler..
Hayy, kayyum, istafa, savvera, ravha, kelime, muhkem, mutesabih, şahitlik, zeyg, hubbussehevat, rasihun, hub,hub, hub,lüb,ittiba, tevil, din, İlm, kanitin, muharraren, hasuren,cem...

Yürüyoruz, meyilli bir zeminde..zorunlu meyiller var yolun başında. Tıpkı anne karnında olduğumuz gibi..vücudumuzun oluşması gibi..ölerek canlanmak sekillenmek gibi..ifratla tefrit arasında kıvamı bulmak gibi..

Islamin beş şartı
Imanin altı şartı
Üstüne ihsan ve birr kavramı...

Yürüyoruz kalbimizde kelimeler, yaralar...Dilimizde dualar, Rabbim kalbimizi kaydırma diyerek hidayetinden sonra, yolumuzu buldurduktan sonra...

Uzaktan gibi yürüyorum bazen sizinle..
Bazen pesinizden kosuyorum..
Bazen yetişemeyip düşüyorum..
Bazen hub kabini öyle dolduruyor ki lub, içim içinizde oluyor...
Öyle..
Ali İmran...Benim için Meryemin Doğu tarafina yürüyüşü gibi, bir ağaca yaslanisi gibi devam ediyor...

16 Haziran 2014 Pazartesi

Maide

Hayatin önümüze kurulmuş bir sofra olduğunu fisildadi bugün süre i Maide.. Misafiriz, sefere dahil olan yani. Icimize düşen kelimelerin peşine düşmeliyiz.Sofra diyeli 3 gun oldu mu içim, bir kapı açılıyor önünde beklemek lazım, ayrılmadan.Kapinin tokmagini tutmak lazım ısrarla okuyarak, Kuran'dan, sofra içimizdeki kelimelerden kuruluyor an be an..Kelime, ali imrandaki kelime, tüm anlamlariyla. Sofra taa Bakara da yemek ve adımla başlayan helal ve haramla..
elyevmu ekmeltu lekum dinikum..sofra hazır gibi geldi bugün bana, önünüzde bir hayat , tamirle sürecek yedikce payiniza düşeni buyuyeyeceksiniz , kucuklugunuzu anlayarak..elinizi ayağınızı yıkayın tüm hayatı abdestli yaşamayı salık veren büyükler gibi her anı temiz yaşamaktan, her lokmayi temiz yemekten bahsediyor gibi..hırsızlık yapanın elini kesin, sofrada lokma calma edepsizliginin ağır önlemi..Gökten istenen sofra , önündeki sofrayi gormeyerek mucizeler istemek, aşk için..acı..
Halbuki aşk gönülle kurulan sinilerde değil midir, çayın ya da corbanin yanına bir katik daha değil midir..
Fotoğraflar için hazırlanan özenli sofralar aşk için mi begeni için midir..incecik bi çizgi hayatla aramızda, ya içindeyiz ya dışında..bir sofra örtüsü ihtiyarimiz var , dokmeden sacmadan yemek için, siz bunu isterseniz kanevice işleyin ister putukareli bir fon seçin, üzerinde payiniza düşeni besmeleyle hamdle yiyeceksiniz. Riza lokması denen lokma bu..sofrada yanınıza kim dustuyse onunla beraber..
Hayat razi oldukça razi edecek bir sofra...Hayy dan ...
Evet muracea yapalım..
Bakaranin sonunda elimizde kalması istenen bahçe, Ali imranda ürün vermesi istenen bahçe maidede sofraya gelecek Allah u alem..
fikrun ve hissun kebir ve fiğlun ve amelun sagir fi hayati..
Havvil hali ila ahsenil hali ya Hayyu ya Rabbi

21 Mart 2014 Cuma

Imran ın ailesi...

Eskisi gibi yazamıyorum , kabul ettim..dağınıkligimi toplamasini dileyerek Rabbimizden bir kelime bir cümle daha derken daha fazla kayıtta beklemesine gönlüm razi olmadı Ali imranin. ..

İnsandan insan süzülüyor aileden aile...
Imranin ailesi geliyor bakaranin hemen yan dalına..iki çiçek..kokusu hafizadan hiç silinmeyecek ..birinin başlattığı hissi biri bir üstten devam ettirecek..Deyip uyuyorum uyuyamiyorum. Avutup duruyorum kendini suret ve kelimelerle..

Kalemi bir alıp bir bırakmak,ruh dalgalarıni ölçme testi.. Müthiş bir deniz dalgalaniyor içimde ..

Kalbimin sayfaları çevriliyor an an.. Şu anne merhametine boylesine Muhtaç hissin Ali imranla bir ilişkisi var mi..
Annem nerde benim .. Ben nerdeyim.. Şehirlerin annesinde değil miyim.. Meryem .. Sensin içime dokunan yasemin kokusu.. Ben anne değil miyim?

Tefsir notlarını yazarken içine bunca sızmam kanıtı, biraz uzaktayım. Ruh nanca yaklaşsa da beden kesif bir kafes işte..

Dalgaların taşları sefkat tokatlarıyla yonttuğu bir yerin hemen yanındayım.. İçime dalgalar vuruyor .. Bütün ailemi kaybetmiş gibiyim..

Kah türküler duyuluyor derinlerden kah gazeller:
Meşeler gövermiş varsın göversin,
Varmasin kotuye asilsin ölsün,dedi sabah biri ,
Ebterim gönülden evladım yoktur
yuvasız bir kuşum biladım yoktur
Senden gayri sahip irşadim yoktur
Ben bu yola sadıkane gelmişem.. diyor şimdi biri..
Bu sekerat hali. Belli dalga etkisi.. Bu da geçer ya HU..

Halbuki ben şimdi , Şimdiye kadar bana ali imranın en çok değen yerine gelmiştim . Taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Ne olduysa bu deniz yüzünden..

Elif lam mim.. işte bomboş ellerim.. Hayatım sefer, daim yolcuyum.. Bu içsel yolculuklarda gördüğüm köylerden gecekondu­lardan bizarım şikayetçiyim, yorgunum..Bakara yarmaktı toprağı ekime hazırlamaktı .. Yarıldı içim. Şerha şerha ayrıldı Kalbimizin Şubeleri.. Kul ve Rabbi .. Bir hayat kitabının fihristi .. Ben kimim burda işim var,ne yapacağım.. Kalbim kimin, yüzümü nereye döneceğim, nedir rengim ve nedir cennetin rengi? Rabbim sen nerdesin..  iste bu yer bu gök sığamadiğın ve işaret ettiğin benim küçük kalbim.. Kürsin iznin ismin azametin ve benim içimden geçenler .. Utaninca siginisim ezilince yalvarisim, unutursam pismanligim, amentum..amenerrasule baglansin amentum..Tut beni ya hayy ya kayyum...
Diri olan sensin diri tutan sen..ayağa kaldıran sensin ayakta tutan sen..

Bir hafta sonra...son dersi dinlemeden önce, o ince damara sizmaya, ruhen beraber olmaya heveslenen bir kalp ile..yaz denince yazılanlar. .yazdirilanlar işte dem bu demdir dem bu dem...

Kalbi arsi Rahman olmaya tesne ruhlara çekiliyor besmele sanki Ali imranda. Bakarada kul ve Rabbi arasındaki hukuk hüküm kalbe sinmiş şimdi kul muamelata yonlendirilmis gibi..aileye karışacak artık, teklikten çokluğa gidecek , bir doğum olacak mesela Allah ın keremi mucizesiyle buna kelime denecek ve vuracak beni mesela..yağmur gibi ille indirecek Rabb furkani , kurana furkan diyecek belki bize hedef cem makamından önce fark makamını verecek..
Şehirlerin annesinde kitapların annesini dinletecek inş kalbimize içerecek..ummul kitab diyecek muhkemine, ve mutesabihati koyacak yanına..hayat, biz ve secimlerimiz. .
Bahçe metaforu yerleşecek zihnime işte tohumlar hepsi birbirine benzeyecek ilkin bize furkan olacak muhkem bir kale gerekecek , ki esen tüm rüzgarları birlestirirsek bu belki noktayı suveydadir, seçtiğimiz muhkemin Menşei ni belirlememiz gerekecek..sonra kendimizi tanimamiz için sondaj..nerelere sondaj vurmusum ben, nedir ilgim hayalim mesguliyetim , neye vakit ayirirsam çünkü o konuda zenginlesir ilmim..ne secersem ona donusurum ..iki uclu bıçak...
Dua dua. ..rabbena la tuzig kulubena bagde iz hedeytena ve heblena min ledunke rahmeh. ..
Kalbimizi hidayete erdirdikten sonra saptirma, kaydırma paslandirma. ..nimetine sukredemeyip nikmetine ugratma. Sakindirdigin kendinden yine sana siginiriz ..hubbumuzu sehevatla zayi ettirme, eldeki tek sermayeyi zarar ettirme...daha güzelini haber ver bize ya Rabbi bu haberle içimizdeki hubba can ateşi ver hayat ver , onu tut kaldır Ya hayyu ya Kayyum, daginikligimi topla. .

...........

Surenin can damarı
Innallahestafa. ...
Sehidellahu bakara daki âyet el kursi gibi yer makam işaret ediyor iste. Sahit olun. .kaimen bil kıst olun diyor..sonra din geliyor  tüm manalariyla teslim olmamızı isteyerek ..hep cibril hadisi geliyor içime...elinde evrilip cevrilmeye teslim olacağız. Yusavvirikum fil erham diyecek ,bana ömür boyunca merhametiyle şekil verecek Rahim ve Rahman. ..sonra soruyla teyid ediyor teslim oldunuz mu..benim sehrimin kapısında yazıyor teslim olmayan başka yola gitsin, tariki gayri Muslim. ...
Hacce...bakarada sibgatullahla beraber geçmişti mücadele. .yüzümü Allaha teslim ettim de..
Yüz ki ayinesi kalbin, Kıble yönü bedenin, nereye donukse yüz ordan besleniyor. Inikas ve insiba demiştik Kıble bahsinde, çiçeğin meyvenin renklenmesini , ışıkla beslenmesini söylemiştik. .ah saklı bahçe kalp... .ama burda ve menittebean gelmiş.tabi olanla beraber..ittiba ne güzel bir yüzümüzü dönmek. .
Eyyamen magdudat kısmı ise takvim bahsiyle hilallerle birleşti Bakara ali İmran dalı yaprağı..zaman sadece kulluk için akıyor onu zikretmek için, vakit muhaddid değil...
Sonrası cem makamı..kalbi arsurrahman olana içinde yakini la raybe fih olana o gün bu gün..Kesret vahdete dönüşmüş. .orda artık zulum de yok. .kaimen bil kist zulmün ziddi. .ve kendini elinde hissetmek Rabbin..mülk senin malik sensin dilediğini aziz dilediğini zelil edersin.geceden gündüz gündüzden gece çıkarırsin ölüden diri diriden ölü. .efendimizin birinin Hidayeti karşısında bu ayeti okuduğunu hatırlıyorum ve sukrettigini .buralar hep yusavvirukum fil erhama bağlanıyor sürgün sürgün. . Hesapsız rızık Hz. Meryem i çağırıyor artık. ..onda mucessem olacak hesapsiz rızık. .hedef yüksek. .
Önce dostluk gözden geçiriliyor sonra niyet sadirlarda gizli olan, ve kendinden sakindiriyor Allah iki kez hemde sevgi ayetine kadar ..azizun zuntigam o...delailde bir dua:
Allahumme inni euzu bike faciatunnikme..
Bütün bu giriş sevgi hub için gibi sanki.. .bakarada aklı oncelemisti Rab burda dostlukla maiyet ve niyet hatta sır. .seyru suluku andıran bir yolculuk. .
hub ki bizim ana tanemiz. .Bu kadar tohumu konusturdu Allah hub deyince en kıymetli tohumumuz bu dedi. .hem sevgi hem buğday tanesi. .bakarada bire bin veren başak. .
hub ve ittiba...taneyi yetistirme çabası. .sünneti seniyye... tuzla yemeğe başlamak denilince,o kadar uzağiz ki yapsak bile tuz biyerde biz biyerde görünüyor. ..
Ama çaba ...innallahe gafurun rahim. ..Allah affedici adım adım takip. .Abdullah bin ömer gibi. .

10 Şubat 2014 Pazartesi

Evine dönmek

Evimi evinin yanına kondurana hamddan sonra,
Her yolculuğun eve dönmek için yapıldığını kendi kendime söylemek isterim..kendi kendime, sessizce, hafi, gizlice bu yolculugumun anahtar kelimeleri diyelim, kelimelerin kifayetsizliginin bu yolculuğuma rast geldigini ekleyerek..
Bütün kelimeleri, düşündürdüklerini bir kenara bırakıp eve dönelim.Eve dönelim, içimizde Ali imran.
Şerha Şerha yarilan içimiz bakaradan sonra boyun bukerek cekemeyecegimi yükleme diye, aile olmayı öğrenecek artık..cogalmayi, dogum sancisini..istediği hale sokacagini bilecegim hallerimi merhamet elinde..belki bir ağaç altına siginacagim evimin bir köşesinde..ille evimin..
Düşünmekten yorulunca kalbim, bir çorba pisirecegim ağır sakin, ici dualı..yaralı yerime dokununca biri önce yorulacagim, çaresi yürümek bitkin düşene dek, ben evi supurecegim, bazen aklıma o sahne bile gelmeyecek babazizden,
Can süpürgesiyle cananin evini süpür..innallahestafa ademe ve nuhen ve ali ibrahime ve ali imrane alel alemin gelecek nice sonra, yorulunca..zurriyetime dua edeceğim cocuguma gulumserken, tam kizacakken..
Evime döneceğim.guzel evler görerek..oyle ki eşyalar yerinden memnun olacak, bulasik bulaşık olmaktan,çamaşır dağınık olmaktan tabure oylesine bir tabure olmaktan memnun..
Koltuğun ruhuna değecek elim, domatesin,ateşin sogugun, pencerenin..Hal olacak kelimelerim hayal bu ya dua bu ya..
Yalnizligin her boyutu tatlı gelecek sonra, kul Allahi bulunca,yer ile göğün seyri baslamaya görsün gece gündüz,ayaktayken otururken ve ille yan yatarken zikrededursun kalp, o zaman ruh bayramı görsün..
Ali imran geldi..ne hoş ne güzel ne iksirli ne tesirli geldi..Hamdolsun..
Maşallah tebarekallah ondan istifade edip, kana kana icip bize de sakiligiyle hayat dagitanlara...
Ya hayy ya kayyum...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yol biter mi?

Ne varsa yol ve yolculuğa dair,hayata dahil..Yürümekse düşünmeye muadil..Daimi bir yolcu olduğumu farkettiğim andı bakaranın başı..Uzun bir yolculuğa çıkıyor gibi hissetmiştim,tamamlayabilir miyim demiştim de,kılavuzum herkes neredeyse orada tamamlar inşallah demişti... Galiba iki yılı geçti..Uzun bir yolculuk nasip oldu surenin içinde,her surenin başka bir alemi vardı aynı anlam içinde..Tevbenin getirdiği yer başkaydı,enbiyanın,nurun furkanın başka..şuara,neml kasas başka...Üçleme kitaplar çıkarıyorlar sevdiğim yazarlar,kitaplarla şehirlerle anlatabilirim bir nebze belki..Ama hiç birine benzemiyor surelerinki... Bakaraya başlarken,elif dedik lam ve mim...En derinden,göğsün en derininden dile dudağa..İçten dışa bir yapılanma demiştik.Sona doğru elif en gizlimizde olan,ALLAH ın olması gerektiği yer,belki noktayı süveydanın nurlanması,lamın çengeliyle çıkaracak ne varsa,la diye diye nehyede nehyede teke inecek en gizli en derin yer,mimle dudağa dökülecekmiş,inlemekle..efendimizin ismiyle...Bakara yarmak demekti zaten,başta bir hedef gösterildi,hani tezhiplerle fatihanın yanına yakıştırılan aşrı şerif,elif lam mimle..Ortasında ayetel kürsi,sonunda amenerrasulu ile,arada benim için kema erselna fikümle bir ramazan,ayetel kürsiyle bir,sıbgatallahla bir daralma,içinizden geçenlerden sorulacaksınızla bir..Fezkuruni ezkurkumla umit...ölüm..hayat..feinni karible aşk...çağrı,çağıran,çağrılan..çağıldayan aşk.. Kelimeler...kelimeler..şifreler..kalpler ve kalıplar..Ahkam ve his..surei bakara,iki çiçekten bir çiçek..Kim onu hıfzederse,başa geçiren..Bir çiçek nasıl hıfzedilir?Aklınıza küçük prens geldi mi...Ne kadar dolu dimağımız..Bir çiçeği hıfzetmek..Çok sevmek..Bir çiçeği ne korur, su toprak sevgi,madde mana..iç dış..Surei bakara hep bu ikilemle bütünledi bizi..Namaz dua ,bedenin sallanması,oruç yeme disipliniyle hayat tarzı,bedenin zayıflarken ruhun güçlenmesi,şehadet,dil ve göz kalp arası yakınlık,hac rukunları ise başlı başına maddeyle mananın birleşmesiydi.Adem ve Havva ile zıtların birliği,dünyaya inişle dünya ahiret evliliğinden beklenen ukbaya götürecek amel çocuğu..Ve ne formüller,ne çok birikmiş kavanoz kavanoz hisler..Elime son kez aldığımda bakarayı okumak için Taif yolundaydım,her satır,her sayfa bölüm,an an yaşatır mı geçmiş zamanı..Koku değil,tat değil,mekan değil,ses değil,ayet ayet his biriktiriyoruz içimizde ,müteşabih,cennet ayeti....İnsan bir dağa tırmanırken Ganime cebecinin yeşil halısına oturur,camı acar,tül havalanır mı... Benim içimde bakara,bir toprak fenomeni..Cennetten bu toprağa pişmanlıkla inilen yerde..Üzerine 99 yıl hüzün yağan,1 yıl surur yağan toprak.. En başlarda iş makineleriyle kasklarla çalışılan yıkık dökük,israiloğullarıyla,her enkazın altından bambaşka birşeyler çıkan,hep yan çizen,idare eden,böyle de olur deyip yapılmış,ama olmamış da yıkılmış binalar,bozuk mimariler,gecekondu ibadetler,estetiksiz ameller,süreksiz yollar,çıkmaz sokaklar..Başımda fenerli bir kaskla yürümeye çalıştım,maden ocaklarımda..Hani süt filminden bir sahne,yusuf maden ocaklarına bakarken..acı..Toprak altında çift taraflı yolun adı nifak..Derinlerden çıkan bir sey münafıklık..Hem öyle hem öylelerimiz,zaten böylelerimiz..Cumartesi yasaklarına cuma çözümlerimiz..Şimşekler çaktı,yağmur yağdı,gök gürledi,ruh sübhanallah dedi,nefis kulaklarını tıkadı,ne çok gidip geldik.. Hükümlerden önce aşk geldi,Rab kendini tanıttı kuluna,ağır ağır..Ben hükümleri soğuk sanırdım.Namaz,oruc,hac,umre,şehadet aşkın ilanlarıymış..Çağrı çağırma ve yakınlık oruçla gelirmiş.Gökyüzünün romantik yüzü ay hilaliyle hac için varmış.Zaman başka türlü akarmış.Say benim bıkıp usandığım koşturmalarımın oturup kalmalarımın,gayreti terketmelerimin karşısındaymış.Tavaf O nda olmak,kıble öper gibi muhabbetle dönüp durmakmış..Hidayet her an alınan ,dalalet satılanmış,ticaraten len tebur,zarar etmeyen ticaret buymuş..Faizi Allah tan bekleyecekmişiz....Hani semereden bahsetti sona doğru sure,bire yediyüz veren başak..Ve bu toprakta yetişen semereden infak,en sevdiğinden..Bir avuçla iktifa etmek önüne çıkan nehirlerden,yalnız kalmak,Allah demek,üzerime sabır yağdır demek... Toprağım harmanlandı sandım,artık sürüldü,belki tohum ekildi,ayetel kürsi tanımlanamayan Ramazan bilgisiydi...Hayy,Kayyum ellerindeyim,dizlerimin dermanı yok..Sen tut ayakta dedim,acizim acıkıyorum uykum geliyor yoruluyorum,ama göğe bakıyorum..sana bakıyorum..yağmur yağıyor cama koşuyorum..ben merhametine koşuyorum..Sen münezzehsin..Sen başkasın,bildiğim hiç bir şeye benzemiyor varlığın..Yer ve gök..Ayaklarım ve başım kadar anladığım,gözlerim, çakıl taşları ve yıldızlar kadar.Senin kürsün benim anlamadığım kadar,kalbimin genişleyebileceği kadar..Senin lütfun kadar..Senin iznin olmadan yardım edilemeyen yer,şefaat senin merhametin,uzattığın elin,benim bildiğim yer gök,kalbiminki ancak,dışarda gördüğüm kendimim...Ve sen..Önüm arkam,üstüm altım sağım solum,içimi dışımı kuşatan..Hıfzından başka zırh yok..Kendimce sığındım kalbimin köşesinde Rabbime..Gözlerim göğe takılı tavaf ederken,yürümüyor gibiydim..acı bile lokma lokma yutulur gibiydi.. Hilaller büyüyüp küçülürken Hac geldi,mücadele yani..Uzun uzun yürümek,ardına bakmadan şeytanı taşlayıp ilerlemek,bir dosta tutunmak,ellerini açmak bir akşam üstü,gün batmasın istemek..Yorulmak,bitmek,ama bitmemek..Yürüdükçe yürüdükçe içine içine,bunlar da nereden çıktı demek...Bir çiçek bir başak büyür mü derken,hayal ederken,hayallerin tevbesi..tevbelerin tevbesi..istemsiz hayaller,düşünceler tevbeler,düşünceler tevbeler,düşünce tevbeler..Ve ayet...İçinizden geçenlerden sorulacaksınız......Her yer tarumar..Ne toprak var,ne çiçek ne başak..Ancak bir avuç killi kum o kadar... Şimdi..amenna,ben buyum anladım.semiğna ve etağna demek zorundayım,üstünü örtmemeliyim..İtiraf etmeliyim,babam Adem gibi almalıyım şifa kelimelerini,mazeret üretmemeliyim,ben zulmettim..Edepsizlik ettim.Ben hayallerimin kabulunden sana,senin hayır planlarına sığınırım...Sen ört setret merhametinle,gufranınla..Çekemeyeceğimi yükleme...Ben unutanım,sen unutmayansın,benim vus um ne ki..Ve sonunda bakaranın,kabenin kapılarını açtılar,nefes aldı yüreğim..İçini zemzemle yıkamışlar,affedildiğimize işaret olsun deyip ümitlendim.Etrafında dönen yüzlerce insandan sadece izinli,davetli olanları aldılar,kalbimize izinsiz hiçbir düşünce giremesin artık diye dua ettim...Yoldaki işaretlere dikkat etmeli..Kuşlar ve kavimleri,tavafta hazır bulundular..Gök toprağını şenlendirenler onlar.. Ey merhamet,şimdi ben,ruyamdaki haliyle elimde bir bitki saksısını değiştiriyorum,bakıyorum ki içinde toprağı yokmuş,bir tabakla yükseltmişler,dışardan var zannediliyor,içerden yok...işte ey toprağı yaratan ve yaran,yağmur indiren ve merhamet eden,merhamet et mevlamızsın..ki bir bitki yetiştirebilelim ki infak edebilelim yüreğimizden... Kaç can karışacak bu toprağa daha ki humuslu olsun,kaç yağmur,kaç dua,kaç sabır,yol bitmez...Ve ben iste,nefis.. daha elindekine bakmadan gözünü öbür çiçeğe diker,onunla heyecanlanır yeniden,ali imran...zehraveyn... Yol bitmez,yakin gelene kadar, Vesselam...

11 Kasım 2012 Pazar

öyle bir gün ki...

Say ki kalın kalın takvimler eskimiş,cumartesiyle çarşamba,pazartesiyle cuma arası kadar zor gelen perşembe cuma kadar kolay geçivermiş,sanki eskiyen sayfalar atılmamış,yakılmamaış,çantanda birikmiş..sanki borçlusun ve ödeme tarihi gelmiş...borçlu olma hissi ne, bilir misin... o mahcubiyet,almışsın verememişsin,hep almışsın verememişsin,vermek için didinememişsin..hep istemişsin,razi olayim demissin becerememissin,serinde sevgi var zannetmişsin ,kendini, severken bile alacaklı bellemissin... öyle bir gün... sakın..korun..ne kazandın bak..kazandığınla karşılaşacaksın,sen ve herkes..sadece kesbettiğimizle kalacağız..yani ektiğimizle ve dahi biçtiğimizle..En son kalan sana,kalbinden..seni en çok sevenin dilinden.. Sonlar önemli,son bakış gibi,son cümle,son sure son ayet..tevbe suresi mesela,kemal ayeti..doğruluk..zorluk..sıcak..sizin için dininizi kemale erdirdim ayeti..kemal..arafat..zorluğun ortasına koyulmuş duruş arafat,minanın ve havfın,yürüyüşün ve kıyamın,vadinin ve dağın..çölün..hemen paranın borcun önüne koyulması bu ayetin ne hikmetli..sadaka koyulmuştu, infak. yani fedakarlık ,ribanın,kolay olanın önüne..hatırla kolayla kalayladın sen nefsini..hep en kolayı istedin..en kolayından yaşamak tatlı geldi,zorluklarla inledin,bunun için borçlusun..en son yer,en zorlu yerdi,malla imtihandı müslümanın imtihanı.. öyle bir gün.. Borçlandığın zaman yaz dedi Rab,yazamadın sen,günlüklerin borç isteme üzerineydi,varlığını borçlu olduğundan..Oysa borçlanmalarını yazmalıydın,cama vuran damlayı,yüzündeki tebessümü,yüreğini göklere çıkaran mesajı,eline verilen iki yavruyu,onlara ne verdiğini,elindeki gökkuşağı gibi hayatı yazmalıydın,yolunun nerelere uğradığını,gözü,kulağı,gönlü,sevgiliyi,rehberi,borçlusun işte,hem de kainatın en zenginine,hiç ihtiyacı olmayanına,sadece bilinmekle kıymet vermek isteyenine...açıklasan da gizlesen de.. öyle bir gün.. İçinden geçenlerin tevbesini özleyeceksin,tevbenin tevbesini..hayallerine tevbe etmiştin hani bu hac en çok,en çok muhayyileni temizlemen gerekti,buz dağının görünmeyen kısmı,gizlediklerin,seni sen yapanlar,bana kalsınlar,davranışlarının sebebinin çoğu bunlar,davranışlarının yani amelinin..hani şiir gibi yaşamak dilemiştin de sırat bir salih amel manzumesidir demişti rehberin..nasıl çıkacak kalitesiz,başsız sonsuz türk filmi gibi hayallerden alt yazı olarak güzel bir şiir.. Allah yarım kalmış şiirleri affetsin dedi şair,sen amin dedin.. Otur yalnızlığınla,O na ne kadar muhtaç olduğunu,o günden korktuğunu,yarın sabahtan bu geceden bile kaçtığını,aciz olduğunu,ama umutsuzluğun da rahmetin üzerini örtmek olduğunu oysa ihtiyacın olanın Gafur olan O nun setr örtüsü olduğunu söyle..Başka gidecek kapısı var mı günlerin gecelerin bu kovalamacadan..Kesbettiğin kesbedeceğin acizliğin........

16 Şubat 2012 Perşembe

Bugünlerden kısa,kısa...

*Sevgili Kaab bin Malik,ne çok geliyorsun aklıma...Bu da bir başka ibtila deyip mektup yırtışın mesela...Ebu Hayseme,atını sürüyor dört nala...
*Ne kadar bahtlıyım diyorum çokça,ne kadar eksiksem o kadar tamamlanmışım her defasında...
*Sebepler kesiliyor,sebepsiz güzellikler çıkıyor peşisıra,Rabbim umut kesmem senden,asla!!
*Haddim olmayan sevgilere sürülüyor kalbim,kalbin hududu var mı sahi,kalp benim değil ki....
*7 yıl aradan sonra,7 gün sonra gidiyorum,bavulum dolu yine aşklarla anılarla....:)
*İçimi nağmeler dolduruyor,gözümü yaş,dilim susmak istiyor inadına...
*Her şeyi daha iyi bilene,daha çok merhamet edene,gerçek sahibine bırakıp gidiyorum,eksilmiyor bıraktığım yer,dünya dönüyor,güneş doguyor,batıyor,hayat devam ediyor,eksilmekten korkuyor,artmayı umuyorum,büyümeyi,rüşde ermeyi...
*Son cumartesiden payıma düşeni,yudumluyorum bazen,bazen katıksız yutmaya çalışıyorum....Hangi ayetten ne anlarsan anla,girdiye değil çıktıya bak,ağla....Namazın nasıl nagihan,ya sınırların,uçuruma nazır mı bakıyorsun hayata...
*Şirk diyor biri bu sevdiğin,bu sevdiğime kurban olsun şirklerim diyor kalbim,dili yok kalbimin bundan nasıl bizarım...
*Tevessülden başka yerim yok kullukta,vüs'aha,kapsama alanım,kuşatımım,donanımım bu kadar,sıkış sıkışa bildiğin aralığa,davetsiz misafir hesabına:))

7 Ocak 2012 Cumartesi

Jangumun Rüyaları ve Çocuklu Olmak

           Bugün beni mazur görün,toparlayamadım kelimeleri ama her cumartesi olduğu gibi içimden bir kuş havalanmakta,pencereleri açılmış kalbimin,Rabbe ne kadar müteşekkirim...
           Size de oluyordur,bazen insan tüm rollerini unutuyor,eş,kardeş,öğretmen,personel,arkadaş,gelin,elti,hatta anne olduğunu,öyle çok uzun değil,anlık bişey belki,ya da daha uzun dönemli,üzerimde ne vardı,araba nerdeydi,çocuğu aldım mı,ödevi verdim mi,mantom nerde,aaa yanıma aldığım kitap tefsir değilmiş.Nagihan,yüzün tükenmez kalem olmuş,not tutarken!!uyarılarıyla kendine gelmek,okuldaki görevli hanımın çekinerek hocam,benim mantomu siz mi giydiniz,iki gündür aradım da bulamadım diyince fark etmek ne giydiğini,yada sizinle konuşsun diye beklediğiniz biri,çocukların bekliyordur senin acelen var sonra konuşalım dediğinde çıkman gerektiğini hatırlamak,şaşkın ama güzel bir hal,tamam son kısımlar bunaltıcı ve doz aşımı olabilir,annem bu kadarı da fazla diyor,müslüman biraz temkinli olur..
Ama eve mutlu mesut gelmek,çocukların yanaklarına farklı bir öpücük kondurmak..Yazıları okurken,çoluk çocuk aile yönünü vurgulamak...Rabia'nın sanal tavsiyesiyle Şu siteyi ekledim listeme,evli ve çocuklu oluşuma destek versin,hatırlatsın diye,amatörce biraz ama iyi geldi...
       Ve çizgi film izlemek... Ki çocukluğunda bile çizgi film izlememiş de olsanız,genç kızlık döneminde Candy,judy ve uzunbacak izlemiş biri olarak yıllar sonra çizgi filmlerden medet umabilirsiniz,bir kızınız ve oğlunuz varsa,ya da yoksa,içinizdeki çocuk yaşıyorsa,ve ille bişey seyredecekseniz yani,yoksa böyle malayani şeylerle vaktinizi almak istemem:))kızların kız olmaktan,erkeklerin erkek olmaktan mutlu olduğu,kızların yemek yapıp erkeklerin savaşmayı öğrendiği ve yaptığı şeyin içine ruh katanların ''kendi içinde'' mutlu olduğu,hayatın her zaman güllük gülistanlık olmadığını,kötü de olmadığını sıkı yönetimde bile nefes alındığını,''yemek''in önemini anlatan,tabi ki aşk,kıskançlık,dostluk,ihanet vs.vs..nin serpiştirildiği jangumun rüyalarını izleyin...Yemek ayetlerinin üstüne geldi bu çizgi film,replikleri yazabilseydim,iyi geldi işte o kadar diyeyim...

25 Aralık 2011 Pazar

Not tutmak lazım!

           Not tutmak lazım,zor da olsa..Yutkuna yutkuna,boğazına bir yumruk gibi düğümlenen,içine oturan 'realite'ye kağıdı kalemi hatta teknolojiyi şahit tutmak lazım..İnsan unutur çünkü,unutur çektiği acıyı da taşıdığı umudu da ne garip...Unutur sevdiğini bile..Seçilir onun için,unutmayanlar..Zaman zaman bir kalbur kurulur da kalır kalburun üstünde kalanlar..Onun için unutmamak lazım,en azından sık sık hatırlamak..Not tutmak..Yazarak tanımlayan ve detaylı düşünen insanlar için,not tutmak elzem,inşallah içerlerde bir yerde de...

           Şimdi,cumartesi hissedilen huzuru ne renk yazmalı,o koca binayı,çatısını,önündeki son kara kadar direnmiş kırmızı gülleri,içerdeki sımsıcak kokuyu,merdivenlerden koşarak çıkarken,odalardan taşan ezber seslerini,bab ı enis dost kapısını,mescidin halısını,cama vuran güneşi,içe dolan güveni,anlamlı,kararlı sessizliği,gözlerle kurulan cümleleri nasıl not düşmeli satırlara...Diz çöktüğün yer kadar dünya,işte bu,ve gönlünü açtığın kadar geniş sema...Bu da yazılsın ki notu tutulmuyor çoğu yaşananın...

           Sonra,eline mushafı alınca,insan kainat ve kitap...Madalyon tamamlanıp o sihirli atmosfer başlayıp,her hali pür melalimiz ortaya dökülünce,ayetle sabit bir hale bürününce farkedemeğimiz kendiliğimiz,perişan olacakken nasılsa o sihirle umut doluvermemiz de nota düşülmeli...Sonra her yere duyulan o ince,kibar ve sessiz ses...

        *  İnna lillah demek için birikmiş bunca insanın,birbirine söyleyecek başkaca bir sözü olmamasını da yazmalı,sabrın sözlük manasını,sabrın Allah için içinde bir şeyleri öldürmek olduğunu,umudun elmasa benzer rengi olduğunu,sonsuz, sonuçsuz ama gönüllü koşturmalarımızın/saylarımızın,tavafın yanına yakışabileceğini,gönlü ferah tutmayı da unutmamalı,hayatın bu gerçekliğine her seferinde şahit olunmalı,üstünü örtmeden,gizlemeden,şuur kapanmadan,farkındalıkla..Gizleyen lanetlenmiş gibi bir karanlıkta,sahtelikte çünkü...Ve tevbe,dönüş yolu en girift karanlıkların bile yanıbaşında,merhamet...Allah biricik,büyük,O tek,biz çok ve küçük...O zaman bakmalı,aramalı,keşfe çıkmalı,bir sanatkarı en iyisi eserlerinde aramalı,geceye gündüze,karaya denize,üstündeki gemiye,rüzgarda taşınan tohuma,yere ağan buluta,bakmalı ve bağlamalı,akletmek bağlamak demek,yani hayata bakıştan dantel gibi bir hayat çıkmalı,kördüğümler değil.Sonra baktıkça hayran,aşık olmalı..Akıl iki şeyi birbirine bağlar,Aşk her şeyi Allah a...Buraya bir yıldız koymalı.Önce aşk,sonra akıl sıralamasını hayatına koyup koyup allak bullak olan kula Allah ın ayet sıralaması şifa olmalı.Sevgi sıralamasını burada yapmak iyi olacak,böylece akıl seviyemiz belli olacak,Allah ı sever gibi bir başka şeyi sevmek akıl işi mi?
            Akıl,aşk gibi kavramların ardından ey insan şimdi yemek meselesine geçişini de yaz..Her zaman yaptığın gibi,en önemli akıl işlerinin,en derin aşk acılarının,ya da en mutlu olduğun anların,ya da belki matemlerinin hemen ardından,ya da tam ortasında yaptığın gibi,yemek ye...Çünkü busun sen,muhtaçsın,açsın,ve Rabbin seni kendinden iyi tanıyan,yiyin diyor bin bir ikramla,ama temiz ve helalinden ve akabinde uyarıyor şeytanın adımlarına uymamalı,yemekle şeytanı yanyana büyük harfle yazmalı,kötü durdu dimi,besmeleyi unutmamalı,çünkü şeytan emreder.çirkini,kötülüğü...Şeytan kısa ve net cümlelerle takar peşine,çok bizden görünen cümlelerle..Bizde böyle,böyle gördük diye akıldan yoksun gelenek ve törelere de uyar artık adımını şaşırmış insan.Adım ağıza,göz kulak ağız da adıma bağlanmış gibi..Bir kere lokma yanlış giriyorsa,ayak yanlış basıyor,yanlış yolda artık göz görmüyor,kulak duymuyor,söz bağırtıya dönüşüyor,karga sesini andırıyor,yen-ı-ku kelimesi...
        
           Yemek mevzuunun üstünde ısrarla durulmalı,kainat-akıl-aşk-yemek bağlantısında yemek bölümü bir hayat felsefesini bir yaşam tarzını temsil ediyor,ilk önce insanlara seslenen RAB,sonra müminlere sesleniyor yiyin ama rızıklandırdığımızın temiz ve helalinden,cennette bile sınır yok muydu..Yaşamak için yemek mi yemek için yaşamak mı günümüzü tükettiren,ve ne yiyoruz?Sağlığımız,güzelliğimiz,hatta ruhsal durumumuz bile çatalımızın ucundaymış ya,burada doktor ve diyetisyenlerin o kocaman cümleleri konabilir,yazı arasına,biz neyi hangi düşünceyle yiyoruz,battı balık yan gider düşüncesiyle mi,salı günü biten diyetler neden tanıdık,neden çok yiyerek zayıflamak bir ütopya,neden bunca yemek kitabı,programı var...Takva ruhsal bir disiplinse,kendini en çok ele verdiği yer sofra...Her önüne geleni sorgulamadan yiyen insan her önüne çıkan çengele takılıp kapılmaz mı....*
           Ruhsal disiplinin talimi namaz,gerçekten namaz kılan,bir haramın peşine takılmaz...Namazı,günlük tutar gibi,ayet notu tutar gibi,iki vakti birbirine,tüm hisleri Allah a bağlar gibi,bir dosta içini döker gibi kılmalı,dua niyetine...


*Bakara 153-173,tefsir dersi notlarından... Hilal'in notlarını tavsiye ederim.:)

14 Temmuz 2011 Perşembe

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 2



            Pervazında güvercinler olan bir küçük oda,içine sığdırılan kocaman bir gönül,bir zikir talimi,güvercinler bile sessiz,nefessiz...Lafzatulllahı gözle oku,oku,kapat gözünü zihinle oku,git kalp ülkesine yaz,orda oku,oku..Karanlıklar içinde nedir rengin,söyle şimdi...Yeşil,kırmızı,mavi,sarı,beyaz,siyah...Siyaha övgü,yeşil efendimiz denge,kırmızı aşk..İçimde bir alem varmış benim,bilemediğim ruhani azalar,kalpten başka ruh,sır,hafi ahfa,nefs...Ciğerimi böbreğimi bilir miydim birileri var demeseydi,ruh ilminin de alimleri var ledünni fotoğraf çekenleri,sonra renksiz sevdiğimin rengi,yıllardır hiç bir renk görmemiş ki...Renksizlikmiş,aslolan..Bu azaların rengi tanıyıp geçmek içinmiş.En son nefs gri,sonrası renksizlikmiş,su gibi aziz,berrak,şekilsiz,renksiz,dahası her insanın seviye rengi üzerinde belirirmiş...Kuran da renk sembolizmi geçiyor elime,yıllar önce almışım da okuma sırası yeni gelmiş,tozlanmış renkleri çıkarıp bir siyah gül basıyorum bağrıma,hayatın iki siyah arası bir beyaz olduğunu anlıyorum sonra,siyaha övgü..Kırmızıysa her renk Şeyh Galip e göre,hayatta üç renk var onun için beyaz,siyah,kırmızı...Medine yeşili,Kabe siyahı..sonsuzluk...Büyüleyen kelimeler beni diyorum,sıbgatallah,feseyekfikehümüllah,len fisameleha,hıtamühü misk....Renk,sağlamlık,koku...Rab den...Beklemeye başlıyorum hayatımın ayetinin tefsirini..Sıbgatallah...Ve geldi,ben sıbgatallah kanadıyla uçacağımı sanarken,haacce bulutuna takıldım hayatın,mücadele tarafına,sonra anlaşıldı ki renk,çekişmede çıkar meydana..İki kelime düştü elimize inikas ve insiba...Akis almak,boyanmak..Önce akis almak gerekecekti,ayna gibi pürüzsüz olmak,tüm çekişmelerden,ayna gibi çıkmak,sırlanmak,arkasından yansıtmak,yani boyanmak..Neyin aksini alacağımızı yönelişlerimiz belirleyecekti ancak,sonraki ayetlerin dediği gibi,herkesin yöneldiği bir yer vardır.Kıble ayetleri artık cismani birliğe yöneltmek istiyor bizi,çiçekler gibi yüzünü güneşe dönmeye,ağlayıp ıslanmaya,ve aldığı ışıkla,içindeki rengi dışarı vurmaya,boyanmaya...Öyle ya,her meyve,sebze içindeki vitamine göre renkleniyor ya..İç gıdalanacak,onun için mevlananın dediği gibi,güzel nefesli aranacak...Halife,şahit olmuş kişi aranacak,eteğine yapışılacak..Allah kalbimizi kullandırsın,çok çok sevmek gerekecek,kişi sevdiğinin rengini alır çünkü...Renksizi sevmekle renksizliği...Hiç susuz yaşanabilir mi?

19 Haziran 2011 Pazar

Stockholm Sendromu ve Ruh Askısı


      Ruh ve nefsin ilişkisi ne uzun soluklu..Cennette başlıyor,en korunaklı yerde,hepi topu bir yasak,sınırsızın içinde bir sınır..Ruhun yanında nefis..Ruh sonraya uzanan,geniş ve engin,öz..Nefis deniyle yetinen,dünyayla işi sığ,kabuk..Ve ikisi bir yerde,tüm zıtlıklar gibi,sahibi gidebilsin diye,engeli aşan ulaşsın diye..Musa ile Firavundan beri yerleşmişler her birimizin içine,kah Musa yız ruhumuzla,kah nefsimizle Firavun..Kendi krallığını kurup,'her şey'ini canının istediğine göre ayarlayan insan,kendi ' kendine yetebilen ' insanın,kendi kazanıp kendi yiyen,bugüne tırnaklarıyla kazıyarak gelen insanın,kendi doğrularını kıstas alıp 'eğitimini' buna göre sürdüregelen insanın mürebbisi kim olabilir ki,tabii ki KENDİSİ...Bunun sonu güç değil,özgüven değil,mutluluk değil,acı,saf acı...Yalnızlıklar içinde katıksız bir acı...Nefsin ruha çektirdiği acı..
        Peki kimiz biz?Ben dediğimiz şey ne,ruh mu can mı benlik mi nefis mi...Canımın istediği derken can mı istiyor gerçekten,ne istediğine bakılmalı o zaman,istenilen şeyin niceliğine,niteliğine,neliğine...Mensubiyetine...Ben kimim,neyim ben?Bayan,anne,öğretmen,öğrenci,evlat,seven,kul?,şık,asil,marjinal,vs.Ruhun otuz kuşunu nerelere salmışım,tefekkür,tezekkür,aşk,sevgi kanatları,kabiliyet kanatlarını kimin emrine vermişim?Ruh askısına neler getirmiş kuşlar,neler bırakmış ötelere uzanmak için yaratılmış kanatları,yoksa alçaklardan çer çöp toplamış,değersiz şeylere mi takılmış ...Seveceği kimseyi mi şaşırmış,düşüneceği şeyi mi,neyi önceleyeceğini mi,neyi öteleyeceğini mi...Çünkü ne varsa ruh askımda,ondan ibaretim.Kimi seviyorsam oyum,derdim neyse o..İstediğim neyse o..Onun için zühd var,takva var...
        İnsana kendinden çok acı çektirebilen yok onun için,kimse edemez bu kadar zulmü,bu Rabbinden,yüce olandan alıkoyuşu,bu boşverişi,bu gafleti kim kime nakış nakış işleyebilir ki?Hevasını ilah edineni gördün mü ayeti,bunu anlatmıyor mu,bu çelişkiyi...Kendi kendimize çektirdiğimiz acı..Ruhu nefse teslim edişimiz,sevdiğimiz şeyleri dünyaya ait zannedişimiz.Kendi kendimizi ilah edinişimiz.Çağrışım.Stockholm Sendromu...mu?...
        Kişinin kendisine eziyet eden kişiye olan bağımlılığına,sempati duymasına hatta aşık olmasına,ya da öyle zannetmesine stockholm sendromu deniyormuş,ben yeni öğrendim...Bu durum aslında kendine eziyet eden kişiye kendini şirin göstererek,istediğini yaparak, rahatını korumayı veya kendini tehlikeden korumayı amaçlayan bir tür savunma mekanizması...Yıllaar yıllar önce Stockholm de bir banka soygununda rehinenin soyguncuya aşık olmasıyla isimlenmiş..İlginç...Soyguncu ve rehin..Nefis ve Ruh..Hangisi hangisine teslim olsun,seçelim...

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Özlemek..

Her şey bir özden bir kabuktan oluşmuş ya,insanlar birbirinin özünü severmiş ya aslında,özden özge tecelligah da yok esmayı hüsnaya...
Hayat bu ya,bir gün bedensiz bir güzel görürsünüz efendim,kabuksuz bir öz..Özümsersiniz,özünüz özüne karışsın istersiniz,özlersiniz,yanındayken bile...Yokluğunda özlemek,özün yanında kabuk gibi...
Özlemek,kelime olarak benziyor mu türevlerine?..İzlemek,iz sürmek demek,takip etmek..Özlemek,öz sürmek,takip etmek mi?Gözlemek,bakışını bir yere odaklamak demek.Özlemek,özünü odaklamak mı?Ellemek,dokunmak,özlemek hissetmek mi?Gizlemek,gizemli hale getirmek,saklamak demek,özlemek özlü hale getirmek mi?
Özlersiniz,ondan aldığınız en ufak haber,muhayyilede dev olur,aileniz onunkine benzesin istersiniz,eviniz evine,yüzünüz yüzüne,sesiniz sesine,tepkiniz tepkisine,imanınız imanına,ahlakınız ahlakına,özünüz özüne...
Aslında diyecektim ki,İstanbul a gidesim var..Bir deniz havası çekip,ruhaniyet soluyasım var.Hatta içime bir İstanbul depolayıp buraya dönesim,ne zamandır,noolur bişeyleri beraber izleyelim diyen yavrularla şu eski ve şirin diziyi izleyesim var..Gönül işte..Yağmurda yürüyesim var,leylak koklayasım var...
Hudutsuz şükürler hamdler,ne kadar nimetler içindeyim,son söz yerine,kalp iklimi olaylardan özgür,binlerce şükür,iyi ki sohbet var!!!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Yokluğunda...

        Yokluğunda var gibisin aslında..Yok demek gelmiyor içimden sana..Ama yine de sen gelince yokluğunda çok kitap okudum,aradım,neredesin nerede diye bir şarkı sözü düştü içime,zaten yokluğunda en çok şarkılar dolduruyor içimi,terkettiğim sandığım şarkılar bir yerlerden çıkıp sökün ediyor dilime,şarkı söyleyeceğimize la havle desek demiştin bir kez,ondan sonra uzun zaman şarkı söylemedim,ama işte dedim ya yokluğunda tutamıyorum,dilimi sustursam içimden biri söyleyip duruyor...
Duygularıma esir oluyorum,seni görünce..
İnsan bin kere mi dirilir bir kere sevince..
Can bedenden ayrılıyor,çekimine girdim..
Bir kere daha yandım ama canım gördüğüme sevindim....
Ha bir de şarkı sözlerini değiştirmekte ustalaştı içimdeki ses,nerdeyse tam aksi manalar bile çıkabiliyor bazen..
Öyle deli gibi esme başım dönüyor,
Gözyaşımı derme gülümün yerine,
Öyle arada bir bakma içim gidiyor,
Hasretini verme,baharın yerine..
Ölüm ol da düş peşime,
Ecel ol da al başımı,
Eriyor içim,yanıyor giderek,
Yine de dayanamam sana ben..
Kim bilir kaç yıl daha sürgün çeker bu gönül,
Seninle olmak var ya,yeniden doğmak var ya....
İşte böyle..
Yokluğunda her şeyi anlamlandırmak zaman alıyor,zaman uzuyor da uzuyor,bazen yok oluyor..
Yokluğun da varlığın gibi,derin...

9 Nisan 2011 Cumartesi

Son cumartesiden kalanlar...

Kaleme yazdırılanlar...Dili onun diline tebdil etmek isteyince,dilden akıtılanlar...
Elif lam mim,felah bulmuş mümine karşı İbrahim.Dairenin,başı sonu..Ve felahın gizli olduğu kelime sandığı,adı ibtila..Kime verilse,ister istemez söylenecek tel şey,bela...Ki insanın varı yoğu,cevheri ortaya çıka,harabeler yıkıla,Leyla nın köyünden gelen kirli köpeği öpüp sevenler ise evliya...İbrahimde denendi,ibtilalarla,ki insan dairesinin temel kopuş yerleriydi,can,mal,evlat...fe etemmehün..O tamamladı,canıyla ateşi gülistana,malı tesbihata,evladı kurbiyete/yakınlığa çevirdi...Bir daireyi tamamladı böylece,kendinden çıktı,bambaşka bir daire verildi sonra ona...

İmamet...Ve imamet in barındırdığı büyüklük ve bizle,zürriyet duası geldi..Evlat değil,torun değil,zürriyet..Furkan ın sonunda salık verildiği gibi imamet istedi hz.İbrahim,kendinden sonrakilere de...Zalimler beri tutuldu imametten,aydınlıktı imamet,zulüm ise karanlık..Sünnetullah böyleydi,ezilen,mazluma imamlık,zalime ise miskinlik damgası...Öyle bir insan koyuldu ki önümüze,mümin müşahhaslaştı..Öyle ya bizim şu dünyaya alışmış yüreklerimiz somutlaştırmaya alışıktı..Ve asıl yurduna hasret,neye üzülse asıl sebebi gurbet..Bize bir ev lazımdı...

Kabe...Mesabet ve emniyet yeri..Huzur yeri,uğrak yeri,sevap yeri,emniyet yeri,toplanma ve mümin olma yeri,en küçük anlayış bizimkisi,sanki bayramda baba evi...Hep özlenen..Makam ı İbrahim,baba özlemini kuvvetlendiren...Nasıl gideceğiz diyene,İbrahim in makamından bir namazgah edinin müjdesi..Yine namaz insanın tek çaresi,ve kendindeki makamı İbrahim i belirlemesi belki...Canda mıdır,malda mıdır,evlatta mıdır ibtilası..Ya sevdası,yıldızda mı,güneşte mi,ayda mı?Hepsine deva,namaz ve duası...İbrahim as.e ,imama,babaya,düşense,temizlemesi,hizmet etmesi arındırması...İmamlıktan çıkan bir daire daha ,hizmet..Namaz ve hizmet,insanın iki kanadı...Nasıl lider /kul/hür olunurun en öz cevabı...

Ve dua..Rabbim burayı emin bir şehir yap...Sadrın genişlemesi,belki yarılması...Ve meyvelerle rızıklandır inananları...Oysa Rahman Allah,herkese veriyor rızkı,imamet rızıktan çok büyük çünkü kabul etmiyor zalim olanı,ama rızıklanıyor zalim de en güzel meyvelerle,çalıştığının semeresiyle,ahirete göre pek az oluyor hesabı...Ve biz ne küçüğüz,ne kadar anlamaktan aciziz Rahim olanı...

Kabe...Beytullah..Kalp...Temelleri acziyet,mahfiyet,dua ile atılıyordu...İbadetler de dualar gibi kabule muhtaç ya,tekabbel minna..Ve dua adabı,her duanın sonuna esmaül hüsna nidası...Bizi teslim olanlar eyle,zürriyetimize kitap ve hikmeti öğretecek resul gönder ki temizlensinler.Bize ibadet yollarımızı göster,biz bilemeyiz,tevbemizi kabul buyur....Yapıp yapamadım demek bu,çaba sarfedip küçüldükçe büyümek bu....

Şimdi,kim İbrahim in milletinden kim yüz çevirir?Sefih,zavallılar...

27 Mart 2011 Pazar

Hangi Milletteniz Biz?

          Önce bir lügat çalışması...
         Millet in kelime manası,tarikatı mesluke imiş,yol tutmak yani..Bu yol tutmanın itikadi,yani imanı boyutu din,ameli boyutu şeriat(kurallar düzeni),ictimai boyutu ise milleti oluşturuyor.Bu millete tabi olana ehli millet deniyor,kısaca milletle de ifade ediyor,yani biz artık en eksilmiş anlamıyla böyle kullanıyoruz...

          Her kalabalığın,topluluğun millet olmadığının farkındayız tabi de,biz milletçe derken,aynı itikada,aynı ortak inanç sistemine sahip miyiz,bu ortak inanç ortak işlere dönüşüyor mu,toplum olarak milli bir şuurumuz var mı?

          Bugün pazar..Ailece evde buluşabildiğimiz ve program yapabildiğimiz tek gün..Ankarada yaşamanın da verdiği bir kısıtlayıcılıkla,Tacettin dergahı,Hacı Bayram ı Veli,kupkuru ama geniş havasıyla Kocatepe,yeşil kubbesiyle Yazıcıoğlu,kenarda köşede kalmış küçük camiler,eğer pazar günü imamları izinli değilse:)bir namaz vakti de olsa gitmeye çalıştığımız mabetler,çocuklarımızın böyle bir havayı bizimle beraber solumasını önemsiyoruz,bir alışveriş merkezi havası solumak boğmadan,taze havalar alsınlşar istiyoruz,gayret bizden tevfik Allah tan...Mütevazi,çocuksu zevklerimiz,kızılay simit ayran,hatta metro,otobüs kullanımı,yaşlı ziyareti,arkadaş kahvaltıları,sabah patates kızartması,parka yürüyüş,minik pastalardan minicik alma,paylaşma vs.Peki neden pazar gidiyoruz camiye?Neden pazarımız tatil,milletçe tatil günümüz bu gün müdür,ya da bu hangi milletin ibadet günüdür,Hristiyan milleti pazar kiliseye gideceği için işe gitmez,Yahudi milleti cumartesi çalışmaz,yasaktır.Biz neden bu iki gün işte değiliz,neden cuma günü erkeklerimiz en önemli ictimai toplantıdan mahrum,neden akşam ezanlarını işyerinde dinliyor,kaçamak iftarlar yapıyoruz,neden namazlarımızı,fare tıkırtılarının geldiği bir kalorifer dairesinde ya da depoda gizlice kılıyoruz..Günlük iş saati düzenlemeleri ve mecburiyetler bir yana,biz sabah hangi saatte uyanıyoruz,kahvaltımızı neye göre yapıyor,o günkü planı neye göre yapıyoruz,neye göre giyiniyoruz,sahi hangi milletin elbiseleri giydiklerimiz,küreselleşen dünya değil mi,
artık hepimiz aynı giyiniyoruz,aynı millet miyiz?Çocuklarımızı hangi ekole göre büyütüyoruz mesela,hangi kişisel gelişim kitabı geliştiriyor bizi,hangisi daha sağlıklı,hangisi daha fit yapıyor,evimiz neye göre döşenmiş,ya ilişkiler neye göre kurulmuş,hangi adet gelenek örfle evlendik mesela,bütün bunlar şeriat dediğimiz şey aslında..Televizyonda yemeğini besmeleyle yeyip şükreden,oturarak su içen,hayatının,aşkının içine dua katan birini gördük mü...Elimizde milletçe kala kala bir dini bayram var..Oysa dini ve milli bayramda birdi bizim için,bir olmalıydı...

Milleti İbrahime hanifa diye bir ifade var Kuranda,İbrahim milletinden olanlar,ki İbrahim tek başına ümmet olandır,imam olan ve hizmet eden dua eden,evvah olan,kim yüz çevirebilir İbrahim e millet olmaktan...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...