ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

tefsir notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tefsir notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2015 Çarşamba

Uhud...

Şimdi uhuddayiz..
Okcular tepesine yerlestirilenleriz belki , belki denenecegimizin bile farkında değiliz. Yay gibi eğri miyiz ok gibi doğru mu..Kalbimiz ganimet karşısında yamulur mu..ölüm korkusunda savrulur mu..
Elif gibi dimdik durmustuk oysa, savunmadan çok savasmayi seçmiştik. Kalplerimizi telif etmişti birbirine Rab, acaba ehillesmis miydik, birbirimize düşer miydik..
Uhud..herkesin bi ayrı yere savruldugu dağ. Efendimizin sığındığı yarık..Diş düşünce rüyada bir yakını kaybetmeye yorarlar ..feminden sızan gül kokusu bizim yüzümüzden mi..
Uhud artik sehidlik..Uhud şahitlik..kendimizin , sabitligi ve kaypakligi kademimizin..Denenmesi elifligimizin..
Acı...
Istigfar...
Tevbe...

25 Ocak 2015 Pazar

Uçurumun kenarında

Yürüyoruz durmadan.
Kah ağır aksak kah bir ileri iki geri kah koşar adım, bazen aslî yolda bazen tali, ama Yürüyoruz..
Yolumuz denizlere uğruyor kimi zaman ağaçlara kırlara çöp alanlarına izbelere harabelere saraylara dağlara, ve tikaniyor adimlarimiz bazen bir uçurumun kenarında..
Bitecek bir yerde bu yol biliyoruz. Ölümlüyüz..elimizde bir levha sakin ha ölmeyin başka türlü , ancak müslümanlar olarak ölün..Teslim miyiz bilmiyoruz. Yürüdüğümüz yol bizden razi mi biz yoldan razi miyiz elimizdeki haritaya uyduk mu harfi harfine, bir güzel sona varanin ayak izini takip ettik mi?
Müslüman ol demiyor levha olun diyor bir topluluk olarak yurumemizi istiyor üstelik birbirimizi sevmemizi ..
Her seferinde üstümüzde bir rahmet eli, sevinirken uzulurken karada ve denizdeyken dağ başında ve çöldeyken de..
Kelimeler bir yara gibi düşer içimize bazen. Yaralaniriz da anlamını bilmeyiz. Ala şefa hufra var nice zamandır içimde.
Geldi zamanı..biz ..ayrışan adimlarimiz ve kendimizce tuttugumuz yollarimizla yine bir yön sorgulamasina giristigimizde , benim kiblem Nerede, gördük ki bir uçurumun kenarında toplanmisiz belki de...şimdi...Gökten sarkitilan ip..kim sarilirsa sımsıkı...sarilmanin tek çaresi bahaneleri terk..bahaneler adım düşmanı..Babamız a bakıp Âdem tevbesi getirmenin zamanı ve sonrası güllük gulistanlik mi, hayır ispat bedel zamanı...
Ali Imran 102-103-104 üzerine...

22 Ocak 2015 Perşembe

Sımsıkı sarıl

İçimde bin bir sanciyla devam eden günümde hazmina ugrastigim bir sürü mesele, desilmis yara ve beden halsizligiyle ulaştım hala isinamadigim evime...
Yanımda aynı benim gibi yaralı bir küçük modelimle yürürken,dik durmaya çalıştım en çok , vizirdanmamaya, anne gibi durmaya, "beraber uyuyalim mı" dedi , başka hiç bişey istemiyorum"
Sarıldik, beraber uzandik. Onu tamir edici bişeyler için dışarı çıkardık. Günlük yazmasını önerdim duygularını en açık haliyle yazmasını. Heyhat ki insanın tavsiye ettiğini yapması güç...kendimi okunacak yazı google aramasi blog yazılarıyla avutmaya çalıştım olmadı. Su iyi gelir dedim kendimi suya sürükledim. Evet...Mesnevi nin kapısını çaldım. Kalbimin payını aldım. Sonra bu evi ısıtacak şeyi buldum deyip tefsir kaydını kurşun kalemimi ve ajandami alıp masaya geçtim. Hatirlatici olsun, burnumda Hindistan cevizi kokusu var, kulagimda sivrisinek Viziltisi..
Yaza yaza okunuyor insan, kulak kesilmeden duyamiyor. Nerde ısıttin içini nerde sardın yaranı tüm mesele bu...
Vegtesimuu...sımsıkı sarildigin Allah ın ipi olsun...kendine açmaya çalıştığın bin türlü pencere değil, bil ki kendini avuttugun hersey vuracak seni, üşümeye kanamaya razi ol...O ndan razi olmaya, ve çekişmeye kendinle kavgaya ,hazma , hoslanmadiklarina, seni sen yapan şeylerin terkine...
Ve sarıl sımsıkı...sadece O na..gerisi fani, yerin , en sevdiğinin yanındaki...kapının kenarına iliş ama O na sımsıkı sarıl...

17 Aralık 2014 Çarşamba

Birr

İyilik değil çünkü ziddi kötülük..
Hayr değil çünkü ziddi şer..
Iman değil çünkü ziddi kufr..
Birr...yeminini yerine getirmek demek ziddi ukud yeminini bozmak...

Birri şahsiyet haline getirmiş insana ebrardan deniyor. Ebrarin yeri ise Naim..
Sözlük kilavuzumuz yine..Birr için dışta bariz olmasi demek..Sözlükte kara, berr ve bahr, hadiste dış, Allah içini(curraniyye) guzellestirenin dışını (berraniyye) guzellestirir..Koyun ve keçi sürüsünü sürmek, karada yolculuk etmek, evladı çok olmak...

"Len tenalul birra " birre nail olamazsınız ayetinde kalmıştık Ali imranda...
Birr öyle soyut ki anlamı ne olmadığını anlatmıştı önce Bakara..şimdi ona ulasamazsinizin şartı geliyor.
Sevdiginizden vermedikce...
Çok sevdiklerimizden..
Soyut somut her sevdigimizden..
Zaman mekan...
Insan ...
Mal..
Menfaat..

Yürüyoruz Ali Imran da..kalbimizde kelimeler..kalbimizde Kudüs le Mekke, Meryem le Hatice birleşiyor, tüm peygamberlerle Efendimiz...Yürüyoruz..kalbimizde kelimeler..
Hayy, kayyum, istafa, savvera, ravha, kelime, muhkem, mutesabih, şahitlik, zeyg, hubbussehevat, rasihun, hub,hub, hub,lüb,ittiba, tevil, din, İlm, kanitin, muharraren, hasuren,cem...

Yürüyoruz, meyilli bir zeminde..zorunlu meyiller var yolun başında. Tıpkı anne karnında olduğumuz gibi..vücudumuzun oluşması gibi..ölerek canlanmak sekillenmek gibi..ifratla tefrit arasında kıvamı bulmak gibi..

Islamin beş şartı
Imanin altı şartı
Üstüne ihsan ve birr kavramı...

Yürüyoruz kalbimizde kelimeler, yaralar...Dilimizde dualar, Rabbim kalbimizi kaydırma diyerek hidayetinden sonra, yolumuzu buldurduktan sonra...

Uzaktan gibi yürüyorum bazen sizinle..
Bazen pesinizden kosuyorum..
Bazen yetişemeyip düşüyorum..
Bazen hub kabini öyle dolduruyor ki lub, içim içinizde oluyor...
Öyle..
Ali İmran...Benim için Meryemin Doğu tarafina yürüyüşü gibi, bir ağaca yaslanisi gibi devam ediyor...

11 Ekim 2014 Cumartesi

Hayatımızın hangi ayetindeyiz?

Hıçkırıklı gözyaşlarımı hatırlıyorum o büyük mescidin yaz sonu son tefsir dersinde, eylule kadar bir fasila bahsinde. Ayetlerin fasilasi var mıydı? Kurana ara veriyor muydu hayat? Nasıl ihtiyacım var benim diyordu içim bedenimle de bu havayı solumaya, ilk anda gerçeği otelemeye meyyal bir mekanizma var içimde artık biliyorum. Kuran fasilasiz devam ediyordu ayetler tatilsiz iniyor hayatımıza , zamanın neligi felsefesine dalmaya gerek yok. Dehr..dem..vakit nakdi hayatın ,akıyordu. Ne ki hazmı lazımdı ayetlerin yasanmadan geçilmesi, kayanin üzerine yağan yağmur gibi..hissiz, üzerinden akıp giden değmeyen..Halbuki biz o büyük mescidde cennet bahcelerinin kokusunu aldık tadını hissettik görünmeyen güzelliğini duyulmayan sesini munbit bir toprağı olmak istedik o bahçenin..ağlamak elzemdi. Ağlamadan yumusamadi toprağı kalbimizin..
Tefsir dersi fasıla verdi tefsir olaylarla devam etti. Isa as havariler mucize sofralar canlandı geldi. Ağladık sıkıştık daraldık kah bu sırrı içimizde sakladik kah söylemeyi denedik.Agladik.Ayrilik vakti geldi.Bu sefer Mekke ye bambaşka bir hal içre geldik. Ozleyerek , gözümüz arkamızda kalmadan. Sırrı bu yaşayan tefsirin aciz akıl unutuyor belki baglamayi ama kalp yaşıyor ancak üzerine düşünmekle bulunuyor sonra bağlantısı benim gibi hayat acemilerinde olaylarla ayetlerin.
Birr diye bir kavram vardı kocaman..Bizim hayatımızda türkçe karşılığı olmayan onun için zorlamak zorunda olduğumuz sinirlarimizi.Her tavafin sonunda istediğimiz ebrardan olma fikri bunun yanında.
Bakara ve Ali İmran öyle iç içe ki..o iki çiçeğin kokusu birbirine öyle karışıyor ki..
Birre iyiliğe ermek dersek,

Şu halde yalnız iman, tam, kâmil hayra, iyiliğe ermek için yeterli sebep değildir. İman ve ilimden sonra amel ve özellikle (Allah yolunda) sarfetmek ve harcamak da gerektir. Hem de bu harcamak ne kadar sevgili şeylerden olursa, o kadar kıymetli olur. Allah, harcanılan hoş veya nâhoş (güzel olmayan) herhangi bir şeyi bilir ve ona göre sevabını verir. Fakat asıl iyiliğe, yüksek hayra ulaşmak, sevilen şeylerden harcamaya bağlıdır. Bundan dolayı Bakara Sûresi'nde geçen "birr" ve "infak" âyetlerini (Bkz: el-Bakara, 2/3, 44, 177, 189, 215, 219, 261, 264, 265, 267, 270, 272, 273, 274.) hatırlamalı ve ona göre İslâm'ın hükümlerini yerine getirmeye hazırlanmalıdır.

Birr: Bakara Sûresi'nde (Bakara, 2/177) âyetinde de açıklandığı üzere ihsan (iyilik etmek), geniş hayır, tam hayır demektir. "Birr" ile "hayır" arasında şöyle bir fark da göstermişlerdir: "Birr", hayra ulaşan ve kastedilmiş fayda; "hayır" ise -kasıtsız bile olmuş olsa muhakkak faydadır. Birrin zıddı ukuk (isyan etmek), hayrın zıddı şerdir. Bununla beraber "birr", hıns (günah) karşılığı da kullanılır. Burada birr'e erişmek, hayır ve iyilik etme sıfatıyla sıfatlanmış olmak veya "İyiler mutlaka nimet içindedirler." (İnfitar, 82/13) âyetinin delaleti üzere iyiliğe ve ilâhî sevaba ermek mânâlarından her biriyle tefsir edilmiştir ki, ikisi birbirinden ayrılmazlar. "Allah asla sözünden dönmez." (Âl-i İmran, 3/9) âyeti gereğince Allah'a söz vermek ve anlaşmada tamamıyla ayak direyerek ilâhî vaade tamamen kavuşmak, ermek mânâsı, her ikisini de içine alır. Buna göre iman, dinin temeli; birr, dinin gayesi demektir. Hak tevhid, hayra erişmek: İşte din, bu iki esasın mahsulüdür. Ve bu şekilde bu âyet, kendisinden önceki iman konularının bir sonucu, kendisinden sonraki hükümlere dair konuların da mukaddimesi (başlangıcı) yerindedir.
Elmalılı h.y.tefsiri

Bekke ayeti ve istataa, Mekke ,un ufak olmak ve kudret, üzerimizde Allah ın hakkı. Birr, infakin en sevdiğinden, canın rahatin , hijyenin ,malın, bedenin ve haccın. Kurbanın..Bu kelime obekleriyle anlatmaktan aciz olduğum bir sürü bağlantı.Ali imran ayetleri kelime taramasi ve temmuz-ekim gundemiyle beraber okunmasi gereken.Ibrahim as..ve haccın menasikleri. Kudüs ve Mekke..Filistin ve Türkiye..yevmi buas..kardeşlik ve fitne..Yahudiler ve biz..Allah ın ipi...
(bknz Elmalılı tefsiri Ali İmran 92-103)
Sarılmak
Sımsıkı sarılmak
Sarılmak sımsıkı
Allahın ipine.
Dağılan kalplerimize
Taşlaşan yerlerimize
Ayetlerin surelerin degmedigi yerlerimize
Şifa niyetine

Velhasıl tefsir değil tefsir dersi ara vermişti. Bir fırsat, ayetler hazmedilir mi acaba diye. Ben yutkunuyorum hâlâ..
Tek çaresi var kalbimin Ali İmran parolası Ya hayy ya kayyum...sen içimizde beğendiğin kökü canlandır Rabbimiz, sen tut ayakta mufid bitkileri, bagrimizdan güller yetissin hayalimiz, bir gül bahcivani öğretmenimiz ve elinde dikenler gülsüz..sen ayetlerinden muhkem kaleler yap içimize siginabilecegimiz, mütesabihler içerisinden senin sevdiğini seçmeyi öğret bize..Bizi yağmur gibi ayetlerinle yıka,besle, ipini tutmamizi nasip eyle..
Şu an tefsir dersi bitmek üzeredir belki de... Uzagi yakını hepimizi halkaya dahil eyle..

21 Mart 2014 Cuma

Imran ın ailesi...

Eskisi gibi yazamıyorum , kabul ettim..dağınıkligimi toplamasini dileyerek Rabbimizden bir kelime bir cümle daha derken daha fazla kayıtta beklemesine gönlüm razi olmadı Ali imranin. ..

İnsandan insan süzülüyor aileden aile...
Imranin ailesi geliyor bakaranin hemen yan dalına..iki çiçek..kokusu hafizadan hiç silinmeyecek ..birinin başlattığı hissi biri bir üstten devam ettirecek..Deyip uyuyorum uyuyamiyorum. Avutup duruyorum kendini suret ve kelimelerle..

Kalemi bir alıp bir bırakmak,ruh dalgalarıni ölçme testi.. Müthiş bir deniz dalgalaniyor içimde ..

Kalbimin sayfaları çevriliyor an an.. Şu anne merhametine boylesine Muhtaç hissin Ali imranla bir ilişkisi var mi..
Annem nerde benim .. Ben nerdeyim.. Şehirlerin annesinde değil miyim.. Meryem .. Sensin içime dokunan yasemin kokusu.. Ben anne değil miyim?

Tefsir notlarını yazarken içine bunca sızmam kanıtı, biraz uzaktayım. Ruh nanca yaklaşsa da beden kesif bir kafes işte..

Dalgaların taşları sefkat tokatlarıyla yonttuğu bir yerin hemen yanındayım.. İçime dalgalar vuruyor .. Bütün ailemi kaybetmiş gibiyim..

Kah türküler duyuluyor derinlerden kah gazeller:
Meşeler gövermiş varsın göversin,
Varmasin kotuye asilsin ölsün,dedi sabah biri ,
Ebterim gönülden evladım yoktur
yuvasız bir kuşum biladım yoktur
Senden gayri sahip irşadim yoktur
Ben bu yola sadıkane gelmişem.. diyor şimdi biri..
Bu sekerat hali. Belli dalga etkisi.. Bu da geçer ya HU..

Halbuki ben şimdi , Şimdiye kadar bana ali imranın en çok değen yerine gelmiştim . Taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Ne olduysa bu deniz yüzünden..

Elif lam mim.. işte bomboş ellerim.. Hayatım sefer, daim yolcuyum.. Bu içsel yolculuklarda gördüğüm köylerden gecekondu­lardan bizarım şikayetçiyim, yorgunum..Bakara yarmaktı toprağı ekime hazırlamaktı .. Yarıldı içim. Şerha şerha ayrıldı Kalbimizin Şubeleri.. Kul ve Rabbi .. Bir hayat kitabının fihristi .. Ben kimim burda işim var,ne yapacağım.. Kalbim kimin, yüzümü nereye döneceğim, nedir rengim ve nedir cennetin rengi? Rabbim sen nerdesin..  iste bu yer bu gök sığamadiğın ve işaret ettiğin benim küçük kalbim.. Kürsin iznin ismin azametin ve benim içimden geçenler .. Utaninca siginisim ezilince yalvarisim, unutursam pismanligim, amentum..amenerrasule baglansin amentum..Tut beni ya hayy ya kayyum...
Diri olan sensin diri tutan sen..ayağa kaldıran sensin ayakta tutan sen..

Bir hafta sonra...son dersi dinlemeden önce, o ince damara sizmaya, ruhen beraber olmaya heveslenen bir kalp ile..yaz denince yazılanlar. .yazdirilanlar işte dem bu demdir dem bu dem...

Kalbi arsi Rahman olmaya tesne ruhlara çekiliyor besmele sanki Ali imranda. Bakarada kul ve Rabbi arasındaki hukuk hüküm kalbe sinmiş şimdi kul muamelata yonlendirilmis gibi..aileye karışacak artık, teklikten çokluğa gidecek , bir doğum olacak mesela Allah ın keremi mucizesiyle buna kelime denecek ve vuracak beni mesela..yağmur gibi ille indirecek Rabb furkani , kurana furkan diyecek belki bize hedef cem makamından önce fark makamını verecek..
Şehirlerin annesinde kitapların annesini dinletecek inş kalbimize içerecek..ummul kitab diyecek muhkemine, ve mutesabihati koyacak yanına..hayat, biz ve secimlerimiz. .
Bahçe metaforu yerleşecek zihnime işte tohumlar hepsi birbirine benzeyecek ilkin bize furkan olacak muhkem bir kale gerekecek , ki esen tüm rüzgarları birlestirirsek bu belki noktayı suveydadir, seçtiğimiz muhkemin Menşei ni belirlememiz gerekecek..sonra kendimizi tanimamiz için sondaj..nerelere sondaj vurmusum ben, nedir ilgim hayalim mesguliyetim , neye vakit ayirirsam çünkü o konuda zenginlesir ilmim..ne secersem ona donusurum ..iki uclu bıçak...
Dua dua. ..rabbena la tuzig kulubena bagde iz hedeytena ve heblena min ledunke rahmeh. ..
Kalbimizi hidayete erdirdikten sonra saptirma, kaydırma paslandirma. ..nimetine sukredemeyip nikmetine ugratma. Sakindirdigin kendinden yine sana siginiriz ..hubbumuzu sehevatla zayi ettirme, eldeki tek sermayeyi zarar ettirme...daha güzelini haber ver bize ya Rabbi bu haberle içimizdeki hubba can ateşi ver hayat ver , onu tut kaldır Ya hayyu ya Kayyum, daginikligimi topla. .

...........

Surenin can damarı
Innallahestafa. ...
Sehidellahu bakara daki âyet el kursi gibi yer makam işaret ediyor iste. Sahit olun. .kaimen bil kıst olun diyor..sonra din geliyor  tüm manalariyla teslim olmamızı isteyerek ..hep cibril hadisi geliyor içime...elinde evrilip cevrilmeye teslim olacağız. Yusavvirikum fil erham diyecek ,bana ömür boyunca merhametiyle şekil verecek Rahim ve Rahman. ..sonra soruyla teyid ediyor teslim oldunuz mu..benim sehrimin kapısında yazıyor teslim olmayan başka yola gitsin, tariki gayri Muslim. ...
Hacce...bakarada sibgatullahla beraber geçmişti mücadele. .yüzümü Allaha teslim ettim de..
Yüz ki ayinesi kalbin, Kıble yönü bedenin, nereye donukse yüz ordan besleniyor. Inikas ve insiba demiştik Kıble bahsinde, çiçeğin meyvenin renklenmesini , ışıkla beslenmesini söylemiştik. .ah saklı bahçe kalp... .ama burda ve menittebean gelmiş.tabi olanla beraber..ittiba ne güzel bir yüzümüzü dönmek. .
Eyyamen magdudat kısmı ise takvim bahsiyle hilallerle birleşti Bakara ali İmran dalı yaprağı..zaman sadece kulluk için akıyor onu zikretmek için, vakit muhaddid değil...
Sonrası cem makamı..kalbi arsurrahman olana içinde yakini la raybe fih olana o gün bu gün..Kesret vahdete dönüşmüş. .orda artık zulum de yok. .kaimen bil kist zulmün ziddi. .ve kendini elinde hissetmek Rabbin..mülk senin malik sensin dilediğini aziz dilediğini zelil edersin.geceden gündüz gündüzden gece çıkarırsin ölüden diri diriden ölü. .efendimizin birinin Hidayeti karşısında bu ayeti okuduğunu hatırlıyorum ve sukrettigini .buralar hep yusavvirukum fil erhama bağlanıyor sürgün sürgün. . Hesapsız rızık Hz. Meryem i çağırıyor artık. ..onda mucessem olacak hesapsiz rızık. .hedef yüksek. .
Önce dostluk gözden geçiriliyor sonra niyet sadirlarda gizli olan, ve kendinden sakindiriyor Allah iki kez hemde sevgi ayetine kadar ..azizun zuntigam o...delailde bir dua:
Allahumme inni euzu bike faciatunnikme..
Bütün bu giriş sevgi hub için gibi sanki.. .bakarada aklı oncelemisti Rab burda dostlukla maiyet ve niyet hatta sır. .seyru suluku andıran bir yolculuk. .
hub ki bizim ana tanemiz. .Bu kadar tohumu konusturdu Allah hub deyince en kıymetli tohumumuz bu dedi. .hem sevgi hem buğday tanesi. .bakarada bire bin veren başak. .
hub ve ittiba...taneyi yetistirme çabası. .sünneti seniyye... tuzla yemeğe başlamak denilince,o kadar uzağiz ki yapsak bile tuz biyerde biz biyerde görünüyor. ..
Ama çaba ...innallahe gafurun rahim. ..Allah affedici adım adım takip. .Abdullah bin ömer gibi. .

7 Mart 2014 Cuma

Örümcek

Çabalayanları yolumuza iletiriz i duydu bir küçük örümcek...zayıf cılız bir sığınagı vardı. Terketti takıldı topal Karıncanın peşine..
Kah ağladı kah inledi..kah eski sesleri duyayim diye sustu kah sesim duyulsun diye konuştu..
Yolda olmak güzel..çalışmak elzem..minicik bi kalbi vardı defter kitapların arasında bıraktı. Ağları izleri.
O ölünce ya da gidince işte peşinden bu zayıf izleri temizleyecek birileri..
Örümcek ağları pis değildir...
Allah ın kurduğu sığınak zayıf değil...

10 Şubat 2014 Pazartesi

Evine dönmek

Evimi evinin yanına kondurana hamddan sonra,
Her yolculuğun eve dönmek için yapıldığını kendi kendime söylemek isterim..kendi kendime, sessizce, hafi, gizlice bu yolculugumun anahtar kelimeleri diyelim, kelimelerin kifayetsizliginin bu yolculuğuma rast geldigini ekleyerek..
Bütün kelimeleri, düşündürdüklerini bir kenara bırakıp eve dönelim.Eve dönelim, içimizde Ali imran.
Şerha Şerha yarilan içimiz bakaradan sonra boyun bukerek cekemeyecegimi yükleme diye, aile olmayı öğrenecek artık..cogalmayi, dogum sancisini..istediği hale sokacagini bilecegim hallerimi merhamet elinde..belki bir ağaç altına siginacagim evimin bir köşesinde..ille evimin..
Düşünmekten yorulunca kalbim, bir çorba pisirecegim ağır sakin, ici dualı..yaralı yerime dokununca biri önce yorulacagim, çaresi yürümek bitkin düşene dek, ben evi supurecegim, bazen aklıma o sahne bile gelmeyecek babazizden,
Can süpürgesiyle cananin evini süpür..innallahestafa ademe ve nuhen ve ali ibrahime ve ali imrane alel alemin gelecek nice sonra, yorulunca..zurriyetime dua edeceğim cocuguma gulumserken, tam kizacakken..
Evime döneceğim.guzel evler görerek..oyle ki eşyalar yerinden memnun olacak, bulasik bulaşık olmaktan,çamaşır dağınık olmaktan tabure oylesine bir tabure olmaktan memnun..
Koltuğun ruhuna değecek elim, domatesin,ateşin sogugun, pencerenin..Hal olacak kelimelerim hayal bu ya dua bu ya..
Yalnizligin her boyutu tatlı gelecek sonra, kul Allahi bulunca,yer ile göğün seyri baslamaya görsün gece gündüz,ayaktayken otururken ve ille yan yatarken zikrededursun kalp, o zaman ruh bayramı görsün..
Ali imran geldi..ne hoş ne güzel ne iksirli ne tesirli geldi..Hamdolsun..
Maşallah tebarekallah ondan istifade edip, kana kana icip bize de sakiligiyle hayat dagitanlara...
Ya hayy ya kayyum...

14 Mart 2013 Perşembe

Yara kanarken...

El cek tabip el çek
Yaram üstünden. .
Sen benim derdimi
Bilebilmezsen...

Nedir derdin dersen bir ah yukselir içinden. .kalbin serha serha ...bitmedi yarilma vakti yaralarinin..iyileşmedi hastalıkların. .gör diye cisimlesti de çıktı karşına sapmalarin...gorunme duyulma anilmalarin...simdi küçül küçül yok ol olabilirsen...firsat bu firsat..sen sev de gerisi boş de...vallahi alem bakmasa yüzüme aldırmam sen yüzünü cevirmezsen de, diyebilirsen...bir bedel bu belki de...sevilmenin cinsinden sevilmemen de..sonra ah de nur dağına dogru..ala şefa hufra...bir ucurum kenarindan at kendini..gör parçalanmışligini ve bil bakara bitmedi...amenerrasulu caresizligin caresi icine islemedi..bir avuç sana yetmedi..içinden gecenler ...ahh...bakara bitmez. ...bitmedi...
Ölemiyorsan bayil...bayilmadan ayilamazsin....:)

11 Kasım 2012 Pazar

öyle bir gün ki...

Say ki kalın kalın takvimler eskimiş,cumartesiyle çarşamba,pazartesiyle cuma arası kadar zor gelen perşembe cuma kadar kolay geçivermiş,sanki eskiyen sayfalar atılmamış,yakılmamaış,çantanda birikmiş..sanki borçlusun ve ödeme tarihi gelmiş...borçlu olma hissi ne, bilir misin... o mahcubiyet,almışsın verememişsin,hep almışsın verememişsin,vermek için didinememişsin..hep istemişsin,razi olayim demissin becerememissin,serinde sevgi var zannetmişsin ,kendini, severken bile alacaklı bellemissin... öyle bir gün... sakın..korun..ne kazandın bak..kazandığınla karşılaşacaksın,sen ve herkes..sadece kesbettiğimizle kalacağız..yani ektiğimizle ve dahi biçtiğimizle..En son kalan sana,kalbinden..seni en çok sevenin dilinden.. Sonlar önemli,son bakış gibi,son cümle,son sure son ayet..tevbe suresi mesela,kemal ayeti..doğruluk..zorluk..sıcak..sizin için dininizi kemale erdirdim ayeti..kemal..arafat..zorluğun ortasına koyulmuş duruş arafat,minanın ve havfın,yürüyüşün ve kıyamın,vadinin ve dağın..çölün..hemen paranın borcun önüne koyulması bu ayetin ne hikmetli..sadaka koyulmuştu, infak. yani fedakarlık ,ribanın,kolay olanın önüne..hatırla kolayla kalayladın sen nefsini..hep en kolayı istedin..en kolayından yaşamak tatlı geldi,zorluklarla inledin,bunun için borçlusun..en son yer,en zorlu yerdi,malla imtihandı müslümanın imtihanı.. öyle bir gün.. Borçlandığın zaman yaz dedi Rab,yazamadın sen,günlüklerin borç isteme üzerineydi,varlığını borçlu olduğundan..Oysa borçlanmalarını yazmalıydın,cama vuran damlayı,yüzündeki tebessümü,yüreğini göklere çıkaran mesajı,eline verilen iki yavruyu,onlara ne verdiğini,elindeki gökkuşağı gibi hayatı yazmalıydın,yolunun nerelere uğradığını,gözü,kulağı,gönlü,sevgiliyi,rehberi,borçlusun işte,hem de kainatın en zenginine,hiç ihtiyacı olmayanına,sadece bilinmekle kıymet vermek isteyenine...açıklasan da gizlesen de.. öyle bir gün.. İçinden geçenlerin tevbesini özleyeceksin,tevbenin tevbesini..hayallerine tevbe etmiştin hani bu hac en çok,en çok muhayyileni temizlemen gerekti,buz dağının görünmeyen kısmı,gizlediklerin,seni sen yapanlar,bana kalsınlar,davranışlarının sebebinin çoğu bunlar,davranışlarının yani amelinin..hani şiir gibi yaşamak dilemiştin de sırat bir salih amel manzumesidir demişti rehberin..nasıl çıkacak kalitesiz,başsız sonsuz türk filmi gibi hayallerden alt yazı olarak güzel bir şiir.. Allah yarım kalmış şiirleri affetsin dedi şair,sen amin dedin.. Otur yalnızlığınla,O na ne kadar muhtaç olduğunu,o günden korktuğunu,yarın sabahtan bu geceden bile kaçtığını,aciz olduğunu,ama umutsuzluğun da rahmetin üzerini örtmek olduğunu oysa ihtiyacın olanın Gafur olan O nun setr örtüsü olduğunu söyle..Başka gidecek kapısı var mı günlerin gecelerin bu kovalamacadan..Kesbettiğin kesbedeceğin acizliğin........

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Acı

Yandigi ateşi tarif edebilen yeterince yanmıyor demektir...gecen haftadan aklımda kalan Can'ın cümlesi,az acı konusturur,cok acı susturur..biraz geriden gidiyorum farkındayım...ama uzakta bazen acıyla yudumlanmis tek bir cümle karım..

1 Nisan 2012 Pazar

Kendini Tanımak

     Şeytan adının uzak kalmışlıkla bir alakası vardı..Şeytanını taşlamak için galiba kendi yol kesenlerini bulmalı insan..Uzak bırakan yanlarını yoldan..İnat,cedel mi,gıcık olmak mı,tahammülsüzlük mü,insan yükü kaldıramamak mı,beraber iş yapamamak mı,kibir mi,en beteri ''ben'' cümleleri mi,bencillik mi...Taşla,taşlanarak ölmek keffaret ne de olsa..
     Euzubillahimineşşeytanirracim...Konum almak,saf tutmak,içinden bir sesle birleşmesini engellemek uzaklığın..Yakını uzak etmek ister şeytan,arka sokaklarda dolandırır durur..Şüphe sokaklarının sonu çıkmaz yokuşlardır genellikle...Kendinden Allah a kaç..Fefirru ilallah...Caddeye çıkmaya bak,yol öğren..Yola çıktıktan sonra,azığın niyetinin bedeli olacak...Allah a Allah la yürümekten başka çare yok...
     Düşmanlık ve inatçılıkta en şedid olan ve güzel güzel konuşan,Allah tan kork denilince bir yerine dokunup hemen savunmaya geçen insanın kendi iç sesi galiba,nefsi...Bu tanımlanan insanın tam zıddında aşık var...Malını canını Allah a satan...Rızayı satın alan...Haseneyi isteyen mümin kalbinin bir üst makamı aşığınki..Halk tavafı bile yapamamam bundan:)Haseneyi bilemem ben Allah ın yardımı olmadan,aşık olabilir mi insan kalbine Vedud olan dokunmadan..
   

      -İnsan nedir biliyor musun Olric?
      -Nedir efendimiz?
      -Ağaçları kesip,üzerine, ağaçları koruyun,yazandır...Tutunamayanlar...

       Hasene karşılıksız vermektir desek,bize karşılıksız verilsin isteriz,sevgi karşılıksız fedakarlıktır desek,biri benim için karşılıksız fedakarlık yapsın isteriz..Normal mi..Hepimiz ev kurmaya çalışırken burada bir arkadaş ,ben misafir kabul etmiyorum,dedi.Ama misafir olmayı kabul ediyorum,hadi ya,biz de seni kabul etmiyoruz dedim birden..Güldük..Ne bariz bencillik değil mi..Farkı var mı benim içsel beklentilerimden...Dıştan söylememek yok mu ediyor bencilliği..Ben içte konuşup duran bir canavar. Allahu ekber,en büyük taş taşlamak için,ne kadar büyütebildiysek içimizde Allah ı, o kadar büyük uzaklığı taşladığımız taşlarımız..Göz yaşı belki taşlarımız..Ebabil kuşlarının attığı taşlara benzeyen..Taşlayan ve hayat bağışlayan...Zıtlarla gelen denge..Hüzünle mutluluğun karışımı,insanın ganimeti,tebessüm...

       Kendinden bunalınca ne yapar insan?Ne yapmış efendimiz..Bilmiyorum..Sarılmak benim çıkış noktam..Bir duvara sarılmak,onarır mı insanı..Hem de nasıl..Efendimizin yaptığı gibi,kollarını dayayıp Beytullaha,yanağını dayamak,kendini şikayet etmek,kendinden çıkmak...Yandan gelen bir fısıltıyla tüm ruhu doymak..Kendinden çıkmak hiç olmazsa göz açıp kapayıncaya kadar...
 
                       ''Rabbi la tekilni ila nefsi,tarfetü ayn,birahmetike estegıys''

       İslama kaaaaffeten girmek bu herhalde...Ama ben zerreyi kurtarmakla meşgulum,anı...Şeytanın adımlarına uymamak,karanlık adreslerde kaybolmamak,ne kurtarabilirsek kar..düşmandan..Bu amansız kaybolma korkum bundan,zahir batına ayna ya,tek başına yol alamamam..Bu korkaklık düşman karşısında ne yapar bana..Hacdayız ya,harbdeyiz ya..Mucize bekleyerek savaş kazanılır mı,canını ortaya koymadan,meydana çıkmadan...Kendiyle savaşan birinin başkasıyla ne işi var...
Topluluk halinde yaşamak zorundayız,sevmek ve dua etmek,eleştirmek ve düzeltmek değil..
       Sakınmak için,uçurum kenarlarında gezmekten korunmak zorundayız,uçurum payını bol bırakmak,başkası için de bırakmak:) ,teğelliyiz birbirimize Rabbin birliğiyle,beninle onun Allah ını ayırmadan,ortak bir elbise oluşturup onunla yaşayacağı bilincini unutmamak.Rab kiminle bir araya getirdiyse..Ben yakayım,ben kolum,benim kumaşım farklı,benim desenim demeden,en önemli benim hissine kapılmadan bir elbise,bir mekan,şeytandan kurtarılmış bir nefisle huzurlu bir zaman yaşamak..
Tek bir ümmet olmak...İbrahim (as)ı anmak,salavatla sığınmak...

Şimdi,yine yeniden,
euzubıllahimineşşeytanirracim...

31 Mart 2012 Cumartesi

Hac ve umre ayetleri...Allah ım,ameli felsefesi için göndersiysen bu mübarek ayetlerin bizi,temsilen,nolur yardım et...Bakaraya başlarken uzun bir yolculuğa çıkar gibi hissetmiştim,ya gidersem demiştim de ''herkes gittiği yerde tamamlar inşallah demişti''can...inşallah...

Hac..Mücadele..arafatta tanımak kendini..kendinle tanışık olma hali burası için yine yeniden..Hiç tanımadığın haliyle... Bir yabancıyla karşılaşmışım gibiyim ben burda kendimle..Sonra taşmak,dağlardan taşlara,vadilere müzdelifeye..Falikulhabbe venneva..Dolup taşmak gibi tohumların çatlaması,tanelerin tomurcuklanması,doğumu kainatın..Zor..ama elzem ve güzel..nasıl yedi şavt bir tavaf edince,yorgun bitap düşünce,en son içinden çıkan Rabbena seslenişinin arkasına sen neysen o gelecek ya,kimine dünya,kimine ahiret,kimine hasene düşer..Arafat vakfesinin arkasından da ,bunca sıcak,yorgunluk,çer çöp,takvalıyım taklidinin azıksızlığıyla katmanlar kazınınca yine duan kalacak ortada,ne istiyorsan osun sen...

Bildin mi şimdi kendini,eğil o zaman,taş topla..70 tane topla..İlle kendini taşla,insanların bazılarından olma,ki onlar güzel  söyler,söylediğine Allah ı şahit tutar..Ama düşmanın en kıyağıdır o...Cedel vardır içinde çünkü,inadı vardır...

Teşrik günleri..tanı kendini,insanın kendini görmesinden güzeli yok,kendini gören ben yaptım onlar yapmadı der mi,Allah u ekber der,taşını toplar,kendini taşlar,kurban diye kesilir,eti serilir kurutulur da o günler etlerin kurutulduğu günler olur...

Etlerini ser yere,kanların kurusun,öldüğün yerden dirileceksin..Ölmeden önce öleceksin,dirilmek için...Sat kendini ki,Rızası satın alsın seni..Ne kadar eder senin etin..eyvah ucuza gittim endişesi olmadan Rauf ve Rahim olana satılmak...Rabbena duasına hasene isteyenin üstü,rızasını istemek,Raufluğuna satılmak Rabbin...

İşte beklenen ayet,Udhulussilme Kaffeten...Et,kan,can,kalp,ruh,göz,kulak,ayak,el toptan selamete erin,daralmayla,sıkıntıyla sıkılarak..Allah sıkar kulunu,taneler tomurcuklansın diye,bir yer selamete ersin diye...Şeytanın adımlarına uymayın...Yine yemek meselesi,şeytanın adımları hep lokmadan sonra geliyordu bu ayetten başka..Bu ayet,toptan yediğimiz her gıda...etin ,ruhun,gözün gıdası her neyse,onun arkasından uymamak şeytanın adımlarına...

Şeytanı taşla,arkasından çıkan kocaman nefsi kurban et,edebilirsen...Kolay gelsin...Kolay gele...Her an hacdasın,hayatta....

3 Şubat 2012 Cuma

Yak/laş/mak...

Allah ın kendini kuluna tanıttığı müthiş bir yol bakara...Toprağı yara yara inşaa edilen,içerde bir yerde halk edilen,nasip edilen...Rabbi ile kulunun ilişkisi örülürken ilmek ilmek,en vurucu bölümlerden birindeyiz...

Fe iza seeleke anni,fe inni Karib.....Kullarım sana benden sorarlarsa,DE Kİ, ben yakınım...
Soran kul,peygambere soruyor,Allah ise peygamberine değil kuluna CEVAP VERİYOR,ben yakınım..Duyuyor muyuz...Diyor ki...

Dua edenin duasın dua ettiği an,icabet ederim...
Bu müthiş tarif için,bir dua eden gerekiyor davet eden,çağıran...
Bir çağrı..
Bir de an...ve sonuç ayan beyan,kesinkes veriliyor,
ÇAĞIRILAN..
KARİB bize yabancı bir kelime değil,kurban ordan...Ve bu formül bana,yüksek lisansımı pdr yapmak isterken girdiğim mülakat sorusunu hatırlattı...gestalt yaklaşımı psikolojide,''şimdi ve burada''...bir çok terapinin merkez yöntemi..dua....dua...ibadetin özü..iliği..ve üfevvıdu emri ilallah,innallahe basirun bil ibad sonu...sözlerden azade olmak,kalbin duası...razı olmak canın...mukarreb olmaksa nasip ve çabanın,secde et ve yaklaş emri neden var?küçül,eğil,sınırını bil-dikçe yaklaş..Dur,oraya yaklaşma buraya yaklaş,emrini verir mi Allah şaşkın kuluna..Amenna...sanki gözü bağlı birine yol tarif eder gibi,Allah ın ''yaklaş,yaklaşma''emirleri...
Aşağıda alıntıladığım yazı yüz akı dergisinden,malatya turunda,çok şık döşenmiş bir kış balkonunda,sehpanın altına dizilmiş bir sürü skylıfe,örgü,ev modası dergilerinin altından özenle göze çarptırıldı,cumartesi saat 12.30 sularında...Mahrum bırakmayan Rabbe sonsuz hamdle....Yazı Mustafa  Küçükaşçı'ya  ait.

Yakınlaşma İştiyakimiz

Yaklaşmak ister insan.




Yakın olmak ister.



Bazen bir zaaftır bu yaklaşma arzusu, bazen insanı farklı kılan bir haslet...

Yaklaşmanın cezbeyle, câzibeyle bir alâkası vardır elbet. İnsan çekilir âdeta, tehlikeye, yasağa, ateşe...



“Yaklaşma!” insana yöneltilen ilk emirdir. İlk imtihan.



“Şu ağaca yaklaşmayın!” (Bakara, 35)



Âdem o ağaca yaklaşmadan, İblis yaklaşır yanlarına...



Onu yanlarına yaklaştırmama firâsetini gösteremez, kulak verirler düşmana, yegâne dostun düşmanına...



Âkıbet malûm... Kendilerini yeryüzünde bulurlar.



Uzakta...



Birbirlerinden uzakta...



Cennetten uzakta...



Döner dururlar, deli dîvâne...



Tevbeler, istiğfarlar ile bu uzaklığı yakınlığa çevirmeye çalışırlar.



Önce birbirlerine kavuşurlar.



Müzdelife... Yakınlaşma yeri...



Peki cennete, rahmete kavuşabilecekler midir?



Cevap:



“Şüphesiz, Allâh’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf, 56)



...



İnsan, fıtratı gereği mahrumiyetini tatmadan bilememiştir yakınlığın kıymetini...



Belki meleklerdeki gibi vehbî bir mukarreblik yerine, kesbî bir yakınlık imtihanıdır insanınkisi...



Fakat, insandır uzak kalan... Cenâb-ı Hak ise Müteâl olsa da Karîb’dir...



Kalacak kim var ki dost tomarından? O var!

Sana daha yakın şah damarından; O var! (Necip Fazıl)



Uzak düşen insandır. Cenâb-ı Hak ise yakındır kullarına, hem de şah damarından daha yakın. (Bkz. Kāf, 16)



Her kula Allâhu Teâlâ yakın,

Öyle ki tâ şah damarından bile...

Sen de uzak kalma Hudâ’dan sakın,

En yakın ol cânını kurbân ile... (Tâlî)



Nasıl yaklaşılır, o Karîb’e?..



O Yüceler Yücesine yere kapanarak yaklaşılır:



Secdedir bir kula ihsân edilen son ikram,

Secde; Allâh’a yakınlaşmada en zirve makam. (Tâlî-Mecnun)



“Nur istiyorsan, gönül aynasını kirden, pastan temizle de nur al, nurlanmaya çalış. Hak’tan uzaklaşmak istiyorsan, kendini gör, kendini sev, Hak’tan uzak düş... Yok eğer, şu yıkık zindandan, benlik gururundan kurtulmak istersen dosttan baş çevirme, Allâh’a secde et de O’na yaklaş.” (Hazret-i Mevlânâ)



Irâg ol dâr-ı dünyâdan bulasın tâ Hak’a kurbet

(Muhibbî)



Kurbet yakınlık, gurbet uzaklık...



Her an gurbettesin. Her an uzaklaşmadasın... Secdesiz, secde yakınlığından uzak her an uzaklaşmadasın:



“Her an can verme zamanındadır. Can verme ânında îmanını gör, gözet! Ömrün altın kesesine benzer, geceyle gündüz de para sayan adamdır. Bilmeden, anlamadan sayar durur, nihayet kese boşalır, ay tutulur. Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde kalmaz, yok olur gider. Şu hâlde her an yerine karşılık koy ki: «Secde et de yaklaş» âyetinin maksadı neyse bulasın.” (Hazret-i Mevlânâ)



O Cömertler Cömerdine en yakınından fedakârlık ederek yaklaşılır:



İmtihan buyurdu dostunu Allah

«Çal bıçağı» dedi, sen yakınına!..

Tereddüt etmedi hiç Halîlullah,

Yükseldi Rabbinin en yakınına! (Tâlî)



Bu bir sevgi imtihanı... Yakınlaşmak için, en yakınının O olduğunu ispatlamalısın. Araya başka hiçbir sevgi girmemeli... (Bkz. Tevbe, 24) Zaten o Vedûd’a kurban olursan, her şeyi o gözle seveceksin:



Yaratılmışı severiz, Yaratan’dan ötürü... (Yûnus Emre)



Her şey ki sana âmâde... Feda ettiklerin, etmen gerekenler de senin değil sana emanet... Bu mânâda kurban en üst derecede bir şükür hâli...



Varlığın emrine âmâde edilişine karşılık bir şükür... bir teslimiyet... İnsan bu teslimiyette, emrine âmâde kılınan varlıklardan geri kalmamalı:



Hak böyle istemiş diye vermekte cânını,

Teslîmiyette insanı geçmekte, kurbanı! (Tâlî)



O Nûr’a pervaneler gibi kanattan, candan geçerek yaklaşılır.



Değil mi ki ölümün bir adı da «yakîn»dir!



Ama O Nur ki, kendi için kanadından geçenlere, nice şehballer verir. Canından geçenlere, katından canlar verir.



Hem burada kurban etmezsen canını, bir gün istemesen de eğeceksin boynunu. Mevlânâ Hazretleri, sesleniyor, haykırıyor âdeta:



“Korkunç bir kurban bayramı olan kıyâmet günü, mü’minlere bayram, inkarcı öküzlere de ölüm günüdür!”



Hazır mısınız kurban bayramı yaklaşmakta?

Buyurun Hakk’ın bize ikramı yaklaşmakta!

Yollarda kalmayalım, yurdumuza varalım;

Zira şu kısa günün akşamı yaklaşmakta... (Tâlî)



Ayağına zaten bir balçık gibi sıvaşan denî dünyanın, o alçak yakınının aslında cazibesiz, rezil yakınlığına değil, ötelere, müteâle yönelt, yaklaşma iştiyakını...



Yaklaşma! Rezaletlerin açığına da, gizlisine de... (Bkz. En’âm, 151; İsrâ, 32)



Yaklaşma! Allâh’ın yasak hudutlarına... (Bkz. Bakara, 187)



Yaklaşma! Harama, yetim malına... (Bkz. İsrâ 32, 34)



Fakat secde et ve yaklaş O’na... (Bkz. Alâk, 19)



O’na yaklaşmaya vesileler ara... (Bkz. Mâide, 35)



Hangimiz O’na daha yakın olacağız yarışında ol!.. (Bkz. İsrâ, 57)



Ve elini çabuk tut.



Zira Mevlânâ’nın bir büyük kurban bayramı dediği kıyâmetten önce, her gün bizden birinin kıyâmeti, bizden birinin kurban günü gelmiyor mu?



İbret olsun bize, ey can gözü, kurban pazarı,

Bî-haberken şu koyunlar; sarıyor kan, pazarı!

Ölüyor birbiri ardınca eşin-dostun ama;

Seni bulmaz sanıyorsun bu yaman can pazarı! (Tâlî)



Bütün bunları hatırlatması gereken bir bayramı daha yeme-içme, eğlenme günleri olarak geçirmemeli...



Pek farkında değiliz ama bayramlar, kandiller gibi mübarek geceler arasında... Yani yakınlaşma için verilmiş hususî mülâkat günlerinden:



Yemek içmek değil heyhat yakınlaşmak demek kurban... (Tâlî)



Nesirden çok şiirin dile geldiği bu yazıya son noktayı da bir kurban şiiri koysun, bayramınız mübarek olsun:



Canlı ve cansız, madde ve mânâ,

Baksana yer-gök, insana kurban...

Seçmiş ayırmış, bir seni Mevlâ,

Her şeyi kılmış, hep sana kurban...



«Var yürü» denmiş; sen koşacaksın!

Candan uzaklaş; yaklaşacaksın!

Mal, para, evlât... Hep aşacaksın!

Hepsi fedâdır, Cân O’na kurban!..



Sen de Halîl ol! Rabbine râm ol,

Nefsi yatır, kes! Ruhla imâm ol,

Târihe nakşol, ümmete nâm ol,

Hâtıra dünden, yârına kurban...



Sundu güzelden kurbanı Hâbil,

En kötülerden derledi Kābil,

Olmalı sağlam, varmaya kābil

Senle berâber, en sona kurban!



Rabbe ulaşmaz, koç, kuzu, kan, et..

Arş’a çıkar tek; sâf, iyi niyyet.

Dengeyi Tâlî, sırrı da hisset;

Can tene muhtaç, ten cana kurban!

13 Ocak 2012 Cuma

Kısas..

         Hayatımızın tefsirinde yeni bir döneme girdik,kainat,insan ve kitap üçgeninde her biri birbirinin sayfalarını aça aça,hiç tanımadığımız kendimizle karşılaşarak,zorlana zorlana,ağlaya sızlaya,derde deva bula bula yepyeni bir döneme geldik..İşlediğimiz ilk medeni surenin,artık iman etmiş,imanı içine sindirmiş,insan vasfından mümin vasfına geçmesi gereken bireyleri olarak üzerimize yazılmış hükümlerle karşı karşıyayız..
        Şimdi o göstermezse göremeyen gözlerle bakacağız üstümüze,ne yazılmış diye,ilk kısas çıkacak karşımıza ilginç,belki babamızın hikayesinde arayacağız ipuçlarını,hani tevbe etmişti Hz Adem yıllarca,tevbesi kabul edilince cennete dönmemişti de dünyada ispat düşmüştü payına,belirlenmiş bir süre...Dünyanın formülünü söylemişiz burada..Tevbe edip kurtulduğumuz kendimizle bir başkasında karşılaşıp pişmanlığın sağlamasının yapılacağından bahsetmişiz..
        Kısas ayetlerinin zahiri yönünün dışında böyle bir anlam var sanki...Yaptığının karşılığını ödemek...Hüre hür köleye köle,ödeyeceğin şey yaptığının cinsinden hemde..Ve bu bir ceza gibi değil,intikam değil,temizlenme...Kısasta bizim için hayat var..Hayatta kısas var,ve bolca merhamet...Kesinlikle merhamet..Tarif edilemez,büyük bir merhamet...

25 Aralık 2011 Pazar

Not tutmak lazım!

           Not tutmak lazım,zor da olsa..Yutkuna yutkuna,boğazına bir yumruk gibi düğümlenen,içine oturan 'realite'ye kağıdı kalemi hatta teknolojiyi şahit tutmak lazım..İnsan unutur çünkü,unutur çektiği acıyı da taşıdığı umudu da ne garip...Unutur sevdiğini bile..Seçilir onun için,unutmayanlar..Zaman zaman bir kalbur kurulur da kalır kalburun üstünde kalanlar..Onun için unutmamak lazım,en azından sık sık hatırlamak..Not tutmak..Yazarak tanımlayan ve detaylı düşünen insanlar için,not tutmak elzem,inşallah içerlerde bir yerde de...

           Şimdi,cumartesi hissedilen huzuru ne renk yazmalı,o koca binayı,çatısını,önündeki son kara kadar direnmiş kırmızı gülleri,içerdeki sımsıcak kokuyu,merdivenlerden koşarak çıkarken,odalardan taşan ezber seslerini,bab ı enis dost kapısını,mescidin halısını,cama vuran güneşi,içe dolan güveni,anlamlı,kararlı sessizliği,gözlerle kurulan cümleleri nasıl not düşmeli satırlara...Diz çöktüğün yer kadar dünya,işte bu,ve gönlünü açtığın kadar geniş sema...Bu da yazılsın ki notu tutulmuyor çoğu yaşananın...

           Sonra,eline mushafı alınca,insan kainat ve kitap...Madalyon tamamlanıp o sihirli atmosfer başlayıp,her hali pür melalimiz ortaya dökülünce,ayetle sabit bir hale bürününce farkedemeğimiz kendiliğimiz,perişan olacakken nasılsa o sihirle umut doluvermemiz de nota düşülmeli...Sonra her yere duyulan o ince,kibar ve sessiz ses...

        *  İnna lillah demek için birikmiş bunca insanın,birbirine söyleyecek başkaca bir sözü olmamasını da yazmalı,sabrın sözlük manasını,sabrın Allah için içinde bir şeyleri öldürmek olduğunu,umudun elmasa benzer rengi olduğunu,sonsuz, sonuçsuz ama gönüllü koşturmalarımızın/saylarımızın,tavafın yanına yakışabileceğini,gönlü ferah tutmayı da unutmamalı,hayatın bu gerçekliğine her seferinde şahit olunmalı,üstünü örtmeden,gizlemeden,şuur kapanmadan,farkındalıkla..Gizleyen lanetlenmiş gibi bir karanlıkta,sahtelikte çünkü...Ve tevbe,dönüş yolu en girift karanlıkların bile yanıbaşında,merhamet...Allah biricik,büyük,O tek,biz çok ve küçük...O zaman bakmalı,aramalı,keşfe çıkmalı,bir sanatkarı en iyisi eserlerinde aramalı,geceye gündüze,karaya denize,üstündeki gemiye,rüzgarda taşınan tohuma,yere ağan buluta,bakmalı ve bağlamalı,akletmek bağlamak demek,yani hayata bakıştan dantel gibi bir hayat çıkmalı,kördüğümler değil.Sonra baktıkça hayran,aşık olmalı..Akıl iki şeyi birbirine bağlar,Aşk her şeyi Allah a...Buraya bir yıldız koymalı.Önce aşk,sonra akıl sıralamasını hayatına koyup koyup allak bullak olan kula Allah ın ayet sıralaması şifa olmalı.Sevgi sıralamasını burada yapmak iyi olacak,böylece akıl seviyemiz belli olacak,Allah ı sever gibi bir başka şeyi sevmek akıl işi mi?
            Akıl,aşk gibi kavramların ardından ey insan şimdi yemek meselesine geçişini de yaz..Her zaman yaptığın gibi,en önemli akıl işlerinin,en derin aşk acılarının,ya da en mutlu olduğun anların,ya da belki matemlerinin hemen ardından,ya da tam ortasında yaptığın gibi,yemek ye...Çünkü busun sen,muhtaçsın,açsın,ve Rabbin seni kendinden iyi tanıyan,yiyin diyor bin bir ikramla,ama temiz ve helalinden ve akabinde uyarıyor şeytanın adımlarına uymamalı,yemekle şeytanı yanyana büyük harfle yazmalı,kötü durdu dimi,besmeleyi unutmamalı,çünkü şeytan emreder.çirkini,kötülüğü...Şeytan kısa ve net cümlelerle takar peşine,çok bizden görünen cümlelerle..Bizde böyle,böyle gördük diye akıldan yoksun gelenek ve törelere de uyar artık adımını şaşırmış insan.Adım ağıza,göz kulak ağız da adıma bağlanmış gibi..Bir kere lokma yanlış giriyorsa,ayak yanlış basıyor,yanlış yolda artık göz görmüyor,kulak duymuyor,söz bağırtıya dönüşüyor,karga sesini andırıyor,yen-ı-ku kelimesi...
        
           Yemek mevzuunun üstünde ısrarla durulmalı,kainat-akıl-aşk-yemek bağlantısında yemek bölümü bir hayat felsefesini bir yaşam tarzını temsil ediyor,ilk önce insanlara seslenen RAB,sonra müminlere sesleniyor yiyin ama rızıklandırdığımızın temiz ve helalinden,cennette bile sınır yok muydu..Yaşamak için yemek mi yemek için yaşamak mı günümüzü tükettiren,ve ne yiyoruz?Sağlığımız,güzelliğimiz,hatta ruhsal durumumuz bile çatalımızın ucundaymış ya,burada doktor ve diyetisyenlerin o kocaman cümleleri konabilir,yazı arasına,biz neyi hangi düşünceyle yiyoruz,battı balık yan gider düşüncesiyle mi,salı günü biten diyetler neden tanıdık,neden çok yiyerek zayıflamak bir ütopya,neden bunca yemek kitabı,programı var...Takva ruhsal bir disiplinse,kendini en çok ele verdiği yer sofra...Her önüne geleni sorgulamadan yiyen insan her önüne çıkan çengele takılıp kapılmaz mı....*
           Ruhsal disiplinin talimi namaz,gerçekten namaz kılan,bir haramın peşine takılmaz...Namazı,günlük tutar gibi,ayet notu tutar gibi,iki vakti birbirine,tüm hisleri Allah a bağlar gibi,bir dosta içini döker gibi kılmalı,dua niyetine...


*Bakara 153-173,tefsir dersi notlarından... Hilal'in notlarını tavsiye ederim.:)

4 Aralık 2011 Pazar

Dolunay Daha Gelmeden...

Dolunay dostla gelir...Hilal dolunayın ümididir,bunun için içe ümit vericidir.
Güneş her sabah doğar oysa,nur ışığını ziyadan alır,ay güneşten,her güneş doğumu bin hilali barındırır.
Ay, içine gece düşmüşlere ümit verir,tutar elinden,güneş karanlıktan aydınlığa koşmuşların...
Ah,zaman..vah vakti zamanım...Hangi sözde hangi ezgide kaybolmuş gündoğumarım,ay pırıltılarım...Bugün yeniden dinleyince,evet sevgili, 'Şems'ten güzel şiir işitmedim,ezgi duymadım...

Bir sevi masalı hayat,ey dost,bu iyiden iyiye belli..Acısıyla,tatlısıyla hayat, aşk acısı...Hani mide kramplarına yol açan,gümbür gümbür bir kalp gürültüsü,bir ilkbaharda leylak kokusu,gece ,gündüz,ay ,güneş,üşümek,ısınmak,kar,güneş,sarı yaprak,gülen ayva,ağlayan nar,ana kucağı,bir çift göz,al yanak,koku,rüzgar,ruh...sevi işte,var mı ötesi...
Sevide ifrat aşk,şiddetli sevgi,ayn,şın,gaf...A-Ş-G,bir eylem,devam eden,hayat gibi...Şiddetli sevgi yoksa şiddetli azap var..Eşeddü hubben lillah.Sevgisiz kalmak şiddetli  azap..Sevgide haksızlık zulüm,zulmün karşılığı şiddetli azap..Bana en büyük tehdit,''o gün onlarla konuşulmayacak,yüzlerine bakılmayacak''sevgisiz kalakalmak...

Ne diyordu Hilal,sürgündesin,üzüldüğün şey aslında bu değil,o...Ve biz sevgi rotasını şaşırmanın azabını yaşayıp durmaktayız,bir ömür boyu,nebevi sesi duyamayan kulaklarımızla..Sevgi neydi?Bu bir film repliği çocuk aklıma kazınan,selvi boylum al yazmalımdan,neydi sevgi,emekti,değer vermekti,üstüne titremekti...Ve tüm ilanı aşk şarkılarının itiraf ettiği gibi itaattı,hem de gönülle.Allahı sever gibi sevmek tehlikesi, kalbin başucunda beklemekte,görmeden sevmeye çalışan kalbin,kuştüyüne benzeyen,dönüp duran kalbin...

Çay içmeyi seviyorum ben sabahları,bir dostla,simit peynir yanında,ben uzun yaz günlerinde oruç tutmayı severim diyor hz.Ali...Haftamın iki gününe oruç değmeli,iftarı değil,imsakı sevene dek...
Güzel bir sofrada yemek yemeyi severken ben,ben yedirmeyi severim diyor bir sahabi..Yedirmeli o zaman kendine inat..
Annem,babam,kardeşlerim derken,bir topluluk sesi geliyor kulağıma,anam babam sana feda olsun ya resulallah..
Eşim,eş,mecazi aşk hatta,''Ayşe yemeklerin içinde etli yemek gibidir.''o kadar..
Dost desem,''Aranızdan dost tutacak olsaydım Ebu bekri tutardım''aranızdan dost tutmadım...
Ama seviyorum desem sevdiklerini,seni çok sevenleri,onlarla tutunuyor kuş tüyü kalbim hayat dalına,onlar senin elin...
Seviyorum zannedişlerim...Efendimizin ille sevdirildi demesi,''Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi,namaz,kadın,güzel koku..''İlle dışarıdan,uzaklardan,ve ille kalbi sahibine teslim ederek,sevdim değil sevdirildim,dünyadan değil,hayatımdan değil,dünyanızdan...
Benimkiler irili ufaklı çakıl taşları gibi düğümlenirken boğazıma hz.Fatıma nın nebevi pınardan damlayan sesi yetişiyor imdada:

Rasûl-i Ekrem Efendimiz bir gün Hz. Ali'ye:


- Yâ Ali, Allah Teâlâyı sever misin? buyurmuştu. O da:

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'ini sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Peygamber'in kızı Fatımâ'yı sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Hasan'la Hüseyn'i sever misin?

- Severim yâ Rasûlallah!

- Yâ Ali! Gönül bir, sevgi dört. Bir tek gönle bu kadar sevgiyi nasıl sığdırdın? Buyurunca,

Hz. Ali hemen cevap vermeyip, üzülerek evine dönmüştü. Hz. Ali'nin üzüntüsünü yüzenden sezerek sebebini sormuştun. Hz. Ali durumu anlatınca: "Yâ Ali! Sorunun cevabı şöyledir: "Babama de ki: Yâ Rasûlallah! Bir kişinin nasıl sağ, sol, ön, arka, alt, üst gibi yönleri varsa, gönlün de öyle türlü yönleri vardır. İşte ben de Allah Teâlâyı ruhumla severim, sizi kalbimle severim, Fâtımâ'yı helâlim ve zevcem olma hasebiyle severim, Hasan ve Hüseyin'i de babalık şefkâtiyle severim." Hz. Ali bu cevabın üzerine doğruca Rasûl-i Kibriyanın huzuruna gelerek senin cevabını aynen arz etmişti de Efendimiz:

"Yâ Ali, bu getirdiğin senin değil; ancak Peygamberlik ağacının dalından toplanmış bir yemiştir."

Sonra,efendimizin hub duası,derde derman:Allahümme inni es'elüke hubbeke,ve hubbi men yuhibbuke,ve amelüllezi yubelliguni ila hubbeke..Allahümmec'al ileyye hubbeke min nefsi,ve ehli,ve min mail barid...Allahım senden senin sevgini,sevdiklerinin sevgisini,ve sevgini kazandıracak amelin sevgisini istiyorum.Allahım bana sevgini,nefsimden,ehlimden ve soğuk sudan sevimli eyle...

Bugün yeni şafaktaki sadık yalsızuçanlar raportajını okuyun dostlar,sorulardaki sığlığa inat,cevaplardaki derinliğe bakın ki,tüm şarkılar O' nu söylemekte..Cenab ı Aşkı...Sevilmek için yaratanı,yine bize merhametinden kalbimize sevgi koyup hayatı-imtihanı-zevkli kılanı,sürgüne vuslat izleri koyanı..

Aşureniz aşka vesile olsun...Hepimize aşk olsun...

27 Kasım 2011 Pazar

Bugün bu iyi gitti

Seni seviyorum
Ama deli gibi değil
Gayet aklı başında olarak seviyorum seni...

Sabahattin Ali

22 Ekim 2011 Cumartesi

Koşturup Durmak Üzerine

      Minnettarlıkla nankörlük,şahitlikle hakkı gizlemek,sabırla isyan,imanla küfür,lanetle af nasıl ayrıysa birbirinden fersah fersah o kadar yan yana hayatımızda,ayetlerde olduğu gibi...
      Bir nefesle şükür solurken,hu diyerek,bir nefesle nankörlük edebiliriz offf diyerek ki küfür nankörlüğün arapçası,şükrün zıddı küfür,imanın zıddı da ...Hu diyen musibette inna lillah der,''zaten Allah ınız'',off diyen niye ben diyerek çukurda...Hayat dönmekte iken Hakkın huzurunda saat yönünün tersine tavafta,bir yanımız say etmekte safa ile merve arasında...Sürekli tavafta kalmak varken sonrası için,yedi sonsuz kez koşmak var sayda bu dünyada...Ama her safaya çıkışta Kabeyi görmek lazım,yani yokuş çıkmak lazım,yani yorulmak,yani terlemek...Hedef everest değil,safaya tırmanmak,saflaşmaya çalışmak,her koşturmaya gönlünü katmak,işi tav'an yapmak,yeri göğü örnek almak..Hani yere göğe ister isteyerek ister istemeyerek gelin demişti Allah,tav'an ya da kerhen,ikisi de isteyerek geliriz demişlerdi,gidiyoruz gündüz gece ama neyle?Üşenmeyle?Mecburiyetten?Alışkanlık mı yoksa?Böyle gelmiş böyle gidiyor mu,yuvarlanıp gidiyor muyuz?Kalbimizin heyecanı en son nerdei tükendi acaba,niye kalmadı,yerin göğün kalbinin atışına atması kalbimizin?Koşturmalara aşk katmak,hayata ruh katmak,namaza huşu katmak,oruca manevi yemekler katmak,hayat telaşı arasında safaya çıkıp şöyle bir bakmak,bakınca kabeyi görmek başkasını değil....

        Koşuyoruz hayatta..Kaç olay geçiyor modern insanın başından gün boyu,ne kadar çok konuşuyoruz?Konuşmamız gereken yerde konuşuyor muyuz,susmamız gereken yerde susuyor muyuz?Kendimizin tersine..Orda Allah var çünkü,kendimizin tam tersinde...Konuştuğumuzda aleyhimize bir durum ortaya çıkacaksa mesela,üç maymunu oynamayı kim öğretti bize,yemek bulunca yemeyi dayak bulunca kaçmayı,suya sabuna dokunmamayı,etliye sütlüye karışmadan ortamdan sıvışmayı,ortaya çıkması gereken bir hak varken,kendimizi korumak adına....Ya da konuşuluyor hiç de haz etmediğimiz birinin hakkında konuşup hakkını koruyabilir miyiz Allah kulunun hakkını korur diye,yoksa susmanın en kötü hali çok mu hayatımızda....En alt basamağı bu beyyinatı ketmetmenin galiba,ayetteki üst basamak ise Efendimizin özelliklerini bile bile gizlemeleri yahudilerin,altta yatan his aynı değil mi?(Bakara 160tan sonrası...)Bu hisse  karşılık lanet kullanılıyor mübarek Kuranda,en az geçen kelimelerden,ve hemen arkasından tevbe edene,halini düzeltene,ve günahının cinsinden tevbe etmeyi bilene Tevvab olan Allah,erhamerahimin...

         Hayırlı koşturmalar....Safadan güzel manzaralar....

4 Ekim 2011 Salı

Acıya Tatlıya Dair...



''Ve bir kadın konuşarak, bize Acı'dan söz et dedi.
Ve o dedi ki:
Acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.
Nasıl meyvenin çekirdeği kırılmak zorundaysa canevinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız.
Ve eğer yüreklerinizi yaşamlarınızın gündelik mucizeleri karşısında merak ve hayranlıkla tutabilseydiniz, acınız da en az sevinciniz kadar harikulade görünürdü.
Ve yüreğinizin mevsimlerini kabullenirdiniz, tıpkı tarlalarınızdan geçen mevsimleri her zaman kabullendiğiniz gibi.
Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyrederdiniz.
Acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir.
Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağlamakta kullandığı acı bir ilaçtır.
Onun için hekime güvenin, ilacını sessizce ve dinginlikle için.Çünkü eli ağır ve sert olsa da Görünmeyen'in müşfik eliyle yönlendirilmiştir.
Ve uzattığı çanak dudaklarınızı yaksa da, çömlekçinin kendi kutsal gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.''
ERMİŞ...

Böyle diyordu ermiş...Haftalar sonra gözlerimde bulutlarla gelen bir cumartesinin ardından...Buna ne deniyordu,aklın yolu bir mi,kalplerin aynileşmesi mi,ilmin tek nokta olması mı,yolun tek olması mı?
Ayetler ağırdı,sanki bakarayla yarılan yer, herkes için ille ayrı ayrı yerlerden şimdi düze çıkmış,caddede bir topluluk belirmişti.Yol levhaları burada iyice göze çarpıyor,sebilillah,inna lillah ve inna ileyh,raciun,mühtedun...Ve en sonundaki safayla merve bize hac yolculuğuna çıkmış feccin amig-yarılmış vadilerden geçmiş yorgun bedenleri andırıyor.Biz yarıkların içinden bakaduralım yolda,''Biz Allah ınız ve O na dönücüleriz''diyen birileri görünüyor,her eksildiklerinde,bu eksilme ayakkabı bağlarından olsa bile...Çünkü içlerinde dirilmiş bir elçisi vardı Rablerinin,O onlara okuyordu hayatı içten içe,kitabı okuyor her harfin arkasındaki hikmeti anlatıyordu,ve temizliyordu insanı okumak yaşamı..Bilmediğini öğreten bir elçiyle tamamlanmıştı nimetleri...İşte onun için hatırlıyorlardı,anıyorlardı,unutmuyorlardı,durmadan tekrarlıyorlardı,sesli sessiz,halle ya da haraketsiz çağırıyorlardı,zikrediyorlardı,Türkçesini doldurmak güç..''Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim,şükredin sakın nankörlük etmeyin.''Ayeti surenin beşiri mi,neziri miydi,''olsun'' içindi bizim yapıp ettiklerimiz,oysa şükür ''oldu'' diye yapılandı,bardağın dolu tarafından bahsetmek yani..Efendimizin geceler boyu namaz kılmasına senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandı,neden bu kadar yoruluyorsun denmesine,şükreden bir kul olmayayım mı demesi bunu kanıtlamıyor mu?Mevlananın şükür nimetten tatlıdır demesi...
Ayetler bir silsileyle ilerliyor,zikir,şükür,ve ey iman edenler istiane ile sabır...Zikreden şükrediyor,şükreden istiane ediyor ve Allah ın yardımı sabrettiriyor,sabreden zikrediyor ve bu daire böyle deveran edip gidiyor hepsinin ortasında en somut duran ise namaz...Onun için namazla yardım dileyin deniyor...Allah sabredenlerle beraberdir..Sabretmek tahammül etmek değil,orada bir hissi yok etmek,ölmek iyiden iyiye,ama bu yolda ölene ölü demeyin diyor ayet biz şuurunda olmayanlara,onlar rızıklanırlar,Allah ı yanında bulmak sabredene en büyük rızık değil mi?Allah...Allah..Mutlak güzel,mutlak kudret,sözünden cayması mümkün olmayan,rahmeti gazabını aşmış olan Allah açıkça,tenkitle söylüyor:
Belalar,ibtilalar vereceğim...Büyüğe büyük,küçüğe küçük,İbrahim gibi hepsinden geçmek var,bi şey'in,birazından birinden eksilmek var,hepsinden sorulmak var bir konudan sorulmak var...Konular şunlar,
Korku..Hislerimiz,sevgi,nefret,kızgınlık merhamet,hepsi bir duygunun içine korku katılmış hali
Açlık..Gündelik hayatımızı hasrettiğimiz yeme çabamız
Mal eksikliği..Alma ve verme üzerine yaşanılanların tümü
Can eksikliği..Hastalıklar,bağlılıklar
Sonuç,ürün eksikliği..Neticesiz çabalar..  olabilir mi?
Hepsinin karşısında sabır ve müjde...Kime,bunlardan biri ya da birkaçı isabet ettiğinde,biz zaten ALLAH ınız,O na döneceğiz,zararı yok,geçici dünya, diyenlere,onlara Allah ın salavatı ve rahmeti de var,ve hidayete erenler,yolda ilerleyenler de onlar...
Şimdi tefsirde,bu nefsi emmareden nefsi mutmainneye,raziye ve marziyeye geçişin anlatıldığı,haddini bilmenin esas duruş olduğu bu ayetlerin içimize işlemesini istemekten başka payımıza ne düşer...Ne hakkıyla zikretmeye,ne şükretmeye,ne sabretmeye,ne istemeye gücü yetemeyecek bizler acizliğimizi tekrar,ısrarla ve istiğfarla itiraf ederiz..Ve yeniden fısıltıyla idrak ederiz ki,İslam bu acziyetten Mutlak Kudrete istianedir....
İncir ve zeytin sendendir...
Acı ve tatlı sendendir...
İncir de zeytin de güzeldir..
Ve senin tat verdiğin acı da tatlı da güzeldir..
Acının tatlının tadını alamayan bizin kusuru bizdendir....

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...