ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2017 Cuma

Aşk ı mecazi

Bir şeyin hakikatinin mihenk taşı nedir?
Kuran ve sünnet, öyle değil mi..
Bilmiyor muydum, yoo elbet öyle biliyordum..Bu bilgi kadim, kaim de , işte insan, bir gün birden hiç bilmediği başka bir bilgiyle biliyor ya onu, o bilgi onun oluyor sonra, oluyor da bitiyor mu , bilakis yeni başlıyor, bilginin derecesinin tespiti ve tahlili ve dahi tahkiki gerekiyor, ilmel yakin aynel yakin hakkel yakin...
Aşk -ı mecaziyi biz Kur'an da nerede görüyoruz?.. Canım sure-i yûsuf u dinlerken bu yıl teravihte,- ille teravihte çünkü kıyamda dinlenen Kuranın başkaca bir etkisi var-ki ben dünyanın bütün acıları dedim Rabbim bütün herseyin tafsilati dedi, aşk neredeydi?
Yusuf ve züleyha kıssalarımız destanlarımız menkıbelerimiz hatta romanlarımız var.. Ama Rabbin kelaminda
قد شغفها حبا
dan başka ne var?
همت به و هم بها
var...
"Kadını aşk sarmış " diyor şehrin kadınları..
"O ona o da ona meyletti" diyor Allah, velev ki Rabbin burhanını görmeseydi..
Bu kadar.. Ve Rab , koruyor ihlaslı kulunu, ihlas mı aşk ı mecazi mi?
Zindan bana daha sevimlidir diyor yûsuf...
رانيه و اكبرنه
diyor kadınların Yusufu görünce tepkilerine, onu gördüler, gözlerinde büyüttüler, bu bir insan değil melektir dediler.. Bir insanın dış görünüşü, Rab yaratmış ahsen bir biçimde, ama ahsen dediği yusuf değil, onu büyüttü gozlerinde elini kesen kadınlar diyor,ahsen dediği kıssa..
Rabbin anlatması muradı güzel..

Sonra... sonra düşündüm Süleyman ile Belkıs.. Eski evimin kütüphanesindeki aşk kitapları:) geldi aklıma, yusuf ile züleyha, süleyman ile Belkıs, ferhat ile şirin, kerem ile aslı...
Farkettim ki ben güzel ülkemin bir çok genç kızı gibi , hayatın en büyük hakikatini aşk zannederek bir 30 yıl geçirmişim,  aşkı hakikiye aşkı mecazi ile ulaşılır ancak demişim..
Belkısın cümlesi şöyleydi aslında :
"Ben Süleyman ile birlikte alemlerin rabbine teslim oldum..."
Bu kadar.. Gerisi belkısın Rabbini buluşu..

Şuayb as kızının Musa as ile evliliği var.. Babasına onu yanına almasını tavsiye ediyor, Şuayb as kızı, ve bu sahnelerde en çok "edebli kız " nasıl olur sorularının cevabı var...

Velhasıl bizde büyük bir yanılgı var.. Aşkı anlayışımızda yaşayışımızda ve kitaba bakışımızda..

Ve Allah aramıza mevedde ve rahmet koyan, sevgi ve merhamet.. mevedde, ve rahmet..

16 Haziran 2014 Pazartesi

Maide

Hayatin önümüze kurulmuş bir sofra olduğunu fisildadi bugün süre i Maide.. Misafiriz, sefere dahil olan yani. Icimize düşen kelimelerin peşine düşmeliyiz.Sofra diyeli 3 gun oldu mu içim, bir kapı açılıyor önünde beklemek lazım, ayrılmadan.Kapinin tokmagini tutmak lazım ısrarla okuyarak, Kuran'dan, sofra içimizdeki kelimelerden kuruluyor an be an..Kelime, ali imrandaki kelime, tüm anlamlariyla. Sofra taa Bakara da yemek ve adımla başlayan helal ve haramla..
elyevmu ekmeltu lekum dinikum..sofra hazır gibi geldi bugün bana, önünüzde bir hayat , tamirle sürecek yedikce payiniza düşeni buyuyeyeceksiniz , kucuklugunuzu anlayarak..elinizi ayağınızı yıkayın tüm hayatı abdestli yaşamayı salık veren büyükler gibi her anı temiz yaşamaktan, her lokmayi temiz yemekten bahsediyor gibi..hırsızlık yapanın elini kesin, sofrada lokma calma edepsizliginin ağır önlemi..Gökten istenen sofra , önündeki sofrayi gormeyerek mucizeler istemek, aşk için..acı..
Halbuki aşk gönülle kurulan sinilerde değil midir, çayın ya da corbanin yanına bir katik daha değil midir..
Fotoğraflar için hazırlanan özenli sofralar aşk için mi begeni için midir..incecik bi çizgi hayatla aramızda, ya içindeyiz ya dışında..bir sofra örtüsü ihtiyarimiz var , dokmeden sacmadan yemek için, siz bunu isterseniz kanevice işleyin ister putukareli bir fon seçin, üzerinde payiniza düşeni besmeleyle hamdle yiyeceksiniz. Riza lokması denen lokma bu..sofrada yanınıza kim dustuyse onunla beraber..
Hayat razi oldukça razi edecek bir sofra...Hayy dan ...
Evet muracea yapalım..
Bakaranin sonunda elimizde kalması istenen bahçe, Ali imranda ürün vermesi istenen bahçe maidede sofraya gelecek Allah u alem..
fikrun ve hissun kebir ve fiğlun ve amelun sagir fi hayati..
Havvil hali ila ahsenil hali ya Hayyu ya Rabbi

2 Ocak 2012 Pazartesi

Yaşasın yemek yemek...

Bugün gazete haberlerine detaylı bakayım dedim.Malum pazar..Bir sürü dilek baloncuğu içinde boğulacaktım,farkettim ki 1 ocakmış,herkes ne varsa testisinde dökmüş ortaya,bir öğrenci okulunu bitirmek istiyormuş,çalışan bir anne oğluyla daha çok ilgilenmek,kibariye de tına turnerle şarkı söylemek istiyormuş...2012den umutluymuş herkes,2012 de bunu bilsinmiş..Bilsin,zavallı 2012:)sonuna gelince günah keçisi olmayı şimdiden sırtlanmış belli ki...

Satır aralarından öğrendiğime göre,efendim bu iki bin oniki yılı,artık farklı trendlere yelken açacakmışız.''Yavaşlamak'' ve ''Hiç bir şey yapmamak'' insanları daha çok rahatlatacakmış.Bu ikisinin nasıl aynı anlamı pekiştirmek için yan yana geldiğini anlayamadan devam ediyoruz.
Müzikte otantik tınılar en hareketli parçalar arasında bile duyulmaya başlanmış,dini müzikler ilahiler daha çok dinlenecekmiş.Kılık kıyafette el örgüsü moda olacakmış.Zaten herkesin kendi tarzını oluşturması uzun zamandır efdalmiş.Tabi bu durumda,hobi olarak da örgü örecekmişiz,ve tabi ki nerde,hobi cafelerde:)Fast food tarzı yemekler demode olalı çok olmuş,artık şölen,ziyafet tarzı yemekler modaymış.Yemek yemek artık hayatın merkezine oturacak,hızlı geçilmeyecekmiş...

Tamam şimdi inandım yaşam tarzımızın değişeceğine...Tam üstüne geldi.Yemek yemek,bireysel olarak bireyin,toplumsal olarak toplumun aynası.Nasıl yediğimiz hayat tarzımızı,niceliğimizi,ne yediğimiz niteliğimizi ortaya koyuyor.Diyetisyenler hastalarına akşama kadar ne yediklerini not tumalarını öneriyor,akşam şaşırsınlar diye:)Diyet yemeğe konan mesafe,mesafeli insanlara her zaman hayran kalmışımdır,kendine de..Tuhaf ki,bu benim için yeni bir bilgi,kendine mesafe koymak,yemeğe mesafe koymakla ilintili...Nefsin oruçla terbiye olması bundan..Yaşamak için yemek mi,yemek için yaşamak mı insanın gizli hayat felsefesi sorusu...En çok düştüğümüz haram,belki de haram saymamaktan doyduktan sonra yemek..En büyük israf,israf olduğunu bile bile canının istediğini yemek..Üstelik dünyada bile ağır bedeller ödemeyi göze ala ala,kilo almak,gibi..şişmanlamak,kullanılmıyor artık,şişmek istemiyoruz ki,kilo alınıp verilebilir:)Bedeni böyle yapıyorsa yemek, ruhu ne yapar ki...
Evliya akıllı insan,lezzetli bir lokmanın binbir oyunla kendine negatif bir his olarak döneceğini biliyor.Mevlana, akıl ,dediği her beytin ardından,ekmek ve kebabı,yağ ve balı kes diye boşuna demiyor,bir kez ışık lokması yesen yemekten kesilirsin...Yok,olmuyor der,nefsine yuları verirsen,sen namaza dursanda,ruhun sofrada kalakalır diyor...
Akılla yemeğin,yemekle muhabbetin çok alakası var.Ağza girenle çıkanın.Tüm cihazlar gibi,ne koyarsak onu almaz mıyız,işlenmiş halde?Muhabbetle yenen yemeğin bağı var,ikram edenin elinden yeniyormuş gibi bir mucizesi var.İşte o zaman bir tas çorbayla şölen gibi yemekler var.Bir portakalın kabuğunu soyarken,en özel hediye paketlerinden birini açar gibi açmak,kokuyu alınca hayran olmak var,başına vereni ismi,her zerreye sevgisi,sonuna şükrü var.İlginç ,böyle yenen bir yemekte,'daha,daha...'hissinden başka bir şey var..Aç olmanın kendine ait bir güzelliği var,bakınız Ramazanın ezana yakın alacakaranlığı..

Yavaşlamalı...Durup bir bakmalı,hiç bir şey yapmamak için değil,ne yaptığını anlamak için..Namaz hayatı yavaşlatma eylemi,dünyayla insanın arasına konan mesafe,en az 5 kere.Oruç,mesafe ,yemeğin kölesi değilim o benim idaremde...İradeli olmakla yakınlaşmak arasında da kuvvetli bir bağ var.Kendine uzaktan bakmanın,dünyayla kurduğumuz tüm bağlara,uzaktan bakıp başka birinin zevkleri,hoşlanmadıkları gibi algılamanın,velhasıl kendine mesafe koymanın kokusunda davet var...

Not:Yemek yazıları devam edecek,jangumun rüyalarıyla:)

23 Ağustos 2011 Salı

Su üstüne yazı yazmak


Su üstüne yazı yazmak kim ben kimim..
Acaba buranın ismini mi değiştirmeliyim...?
Hayatımın zahir yönünün batınla alakasını kurmanın deştiği ruhumu sakinleştirmeliyim..
Yazıp çizdiklerimin yapıp ettiklerimin gayret sınıfından bir işe yaradığını hissetmeliyim..
Lavabolar tıkandığında..
Tüm makineler bozulduğunda..
Buzdolabı su akıtıp,bulaşık tortu bırakıp,çamaşır sıkmadığında,süpürge bağırıp topalladığında..
Tamirciler yapmaktan çok bozduğunda,tasarrufen ayırdığın paraları aldığında..
''Beyin değişecek abla,beyni bozuk''cümlesi beynimden vurduğunda..
Konuşarak anlaşamadığımda,susarak anlaşılamadığımda...
Mutfakta uçan canı minicik kahverengi bir kelebek görüp,kurt halinin peşine düştüğümde..
Araba bozulduğunda,yolda kaldığımda..
Bir mesaj geldiğinde..Ve hep çiğ cevaplar verdiğimde..
İşte hep bunu düşünüyorum..:)

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kayıp Parça

Aslında hepimiz kayıp parçalardan ibaret değil miyiz..
İnsan Kuran ve Kainat üçgenindeki kayıp parçaları birleştirip şifreyi çözmekle görevli değil miyiz...
Biz,insanlar kimimiz biraz eksik,kimi biraz fazla kimi teslim ve hiçlik makamında ''yuvarlanmakta''ve daire tamamlamakta değil miyiz...
Köşelerimizden kurtulmak,renksiz şekilsiz,aziz olmaya talip değil miyiz...
Kendi hikayemizde ''düşe kalka'' yontulmaya,şifreyi içten tekrarlaya tekrarlaya yürümeye mecbur değil miyiz..
Ölmeden olmaya istekli değil miyiz..
Kendi küçüklüğümüzle bir köşede acaba sizin parçanız olabilir miyim,derken ne kadar da çaresiziz..
Ve yalnız kala kala Kim'imizle kimsesiz...
Bence kendin halletmelisin diyene,önce küskün sonra müteşekkir...
Rab elimizden tutmazsa ne kadar aciziz...
'But I have sharp corners'mazeretlerimiz..
atrective and flashy gayretlerimiz...
a missing piece cant roll by itself,yersiz kabullerimiz...
Olmamak için onca gayretimiz,birine yamanma isteğimiz...
Ve biz üsve i hasenenin izinde ahseni takvimiz...
ACİZİZ..
Beni bu düşüncelere gark eden,ama hayatın kitabını okumuş gibi hissettiren kısa video:



Hayatımın tam da şu döneminde,ummadığım yerlerden beni tamir eden,ömrümü ömür eden Rabbi Rahimime sonsuz hudutsuz hamdler...Evlere kapılarından giriniz ayetini Allah a velileriyle yaklaşınız diye açıklıyor Mevlana,karşıma çıkarılan heybetli huzur kapıları için şükürler...Biz kapı çalmayı bilemezdik,kapı içerden açılmasaydı,biz beklemeyi nerden bilirdik,Rab zamanı yaratmasaydı,teselliyi coşturmasaydı...18 Ramazan 1432

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Hayata Dönmek İsteyenlere Önem Listesi

Yaşamak..Yakin gelene kadar,hakkını vererek yaşamak.Bıkmadan usanmadan,sadece öteye özlemle,gitmek istemenin tek sebebine hasret diyerek yaşamak,ve gündelik hayat,ne kadar zor birleşiyor,rutinle muhteşem..Ama ölümle burun buruna gelince,toprak kokusu tene değince,yine ses gelir terbiyeciden,merhametlilerin merhametlisi Hayy den...Bir yazı,ve işte yine Mustafa Ulusoy...Nedir hayatın en önemli işi?
El cevab:
Mesela, bir çiçeğin başında durmaktır kâinatın en önemli işi. Durmak ve temaşaya dalmaktır. Temaşaya dalıp, “Maşaallah” demektir.
Öylesine önemlidir ki bu eylem, bu söz; çiçeğin melekleri bile nefeslerini tutarlar adeta, kendilerinden geçerler ve ağzımızdan çıkan bu sonsuz kıymetli sözü Mutlak Varlığın dergâhına taşırlar. O’nun sonsuz dergâhına ulaşan eylemlerdir kâinatın en önemli işi.
Bir elmadan bir ısırık alırken “Elhamdülillah” diyerek Mutlak Varlık’tan hoşnut olduğumuzu, O’nun sonsuz lütfunun farkında olduğumuzu ilan etmektir mesela kâinatın en önemli işi.
Hastalandığımızda “ah of” diye inlemek yerine “Ya Şafi” diye terennüm etmekten daha önemli hangi işi vardır insanın? Acılara bile hamd etmek, sabır göstermek, isyan etmemek değil midir Mutlak Varlığın bizden beklediği? Mutlak Varlığın bizden beklediklerini yapmaktır kâinatın en önemli işi.
Ölürken, “O’na kavuşuyorum” diyebilmekten daha önemli hangi işi, başarıya geride bırakabilir insan? Hayatı boyunca elde ettiği hangi başarı, hangi eylem bu cümleyi aşabilir?
Mesela, namaza başlarken “Allahuekber” demektir kâinatın en önemli işi. Mutlak Varlığın sonsuz kudret sahibi oluşunu tüm kâinata ilan etmek insana verilen ne onurlu bir görevdir. Yer gök bu kelimeyle heyecana gelir. Meleklerin selama durduğu sözleri söylemektir kâinatın en önemli işi.
Secdede O’na yakınlaşmaktır mesela… Şimdi ve hemen yapılabilecek bir eylemdir bu. Yıllarca mucizevî ve özel anlar beklemeye gerek yoktur. Hayatın anlamı, müphem bir gelecekteki başarılarda saklı değildir. Bugünün içinde var olan bir secdedir bizi sonsuz değerli kılan.
Kâinatın en önemli işi tekerliğin ya da elektriğin icadı değildir -O’nun adına yapıldıysa bunlar da önemlidir elbette-, kâinatın en önemli işi bir Fatiha okumaktır mesela. Âlemlerin Rabb’ine hamdolsun demekten daha büyük hangi söz, hangi eylem vardır? O’nu anmaktan, O’nu övmekten daha önemli hangi eylemi başarabilir insan?
Kâinatın En Önemli Varlığına selam yollamaktır kâinatın en önemli işi; Mutlak Varlık’tan O’na rahmet etmesini dilemek…
“Hayatım Rabbani bir mektuptur,” demektir mesela kâinatın en önemli işi. Varoluşumuz O’nu anlatan bir mektup gibi görmekten daha önemli hangi iş, hangi görev olabilir sahi?
Muhtaç bir kalbi O’nun sözleriyle teselli etmektir mesela kâinatın en önemli işi. Bu uğurda sevdiklerinden bile ayrı kalabilmek, her yeri O’nun mülkü kabul edip yaşayabilmektir.
Bir insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarını O’nun adına karşılamaktır mesela kâinatın en önemli işi. Yalnız olmadığını, Mutlak Varlığın kendini düşündüğünü hissetmesine vesile olabilmektir.
Kâinatın en önemli iş bir bebeğe süt vermektir mesela. Süt verirken Mutlak Varlığın “Rezzak” olduğunu düşünmektir.
Mesela, bir tas çorba pişirmektir kâinatın en önemli işi. Bir sofraya bir tabak koymaktır. Sofradaki yiyeceklerin O’nun sonsuz hazinelerinden gelen numuneler olduğunu seyre dalmaktır kâinatın en önemli işi.
Yağmurda yürürken ıslanmaktır kâinatın en önemli işi. Rahmetle ıslandığımızı fark etmek, semada yeni yaratılmış bir yağmur damlasına gülümsemektir.
Dağınık mutfağı toplamak, bulaşıkları yıkamaktır mesela dünyanın en önemli işi. Bunları O’nun “Munazzım ve Kuddüs” isimlerinin tecellisine mazhar olmak için yapmaktır.
Elbette hayatın sıradan gibi görünen eylemleri yanında özel ve hususi anları da vardır. Bu özel anların kıymeti ancak günlük hallerimizi O’nunla bağlantılı yaşadıkça ortaya çıkar.
Bunlar ilk elde aklıma gelenler. Listeyi istediğimiz kadar çoğaltabiliriz, çoğaltmalıyız da. Ne zaman içime sanki her şey önemsiz, tüm eylemler sıradan gibi bir his otursa, bunlar gelir aklıma. Yeniden yeniye inşa edilir hayatın anlamı böylece.

19 Mart 2011 Cumartesi

Halil Cibran demişken Can....



Gerçi kadın erkek güzellemesiydi canın söylediği,hani kadın ve erkeğin bir mabedin iki sütunu olması meselesi,biraz yakın biraz uzak durarak mabet yükseltme bilinci geliştirmesi...“Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır,
Zira bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.”
 demek istediğim,Ama bu da iyi geldi...
Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim?
Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..


Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler,
yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve
yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?

Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki,
özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki,
sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam..

Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..

Geride bıraktığım bir düşünce değil,
açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...

Yine de daha fazla oyalanamam...

Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım...

Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...

Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?

Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
Boşluğu yalnız başına aramalı...

Ve kartal, tek başına,
yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı.

25 Şubat 2011 Cuma

Görmek ve Bakmak

         Yıllarca görmenin bilinç farkıyla bakmaya üstün olduğunu düşündüm.Üniversite birinci sınıfta bir hocamızın bakmakla görmek arasındaki fark nedir sorusunu yanıtlayana kadar..Tartışma ilginç bir yere gelmişti.Gözün görmesi,açık olduğu müddetçe mukadderdi,asıl bakmak fark etmek isteyen,bilinçli bir eylemdi..Öyle ya insan gözünü çevirdiği alanda bir çok nesne 'gör'ebilirken,yalnızca birine bile isteye 'bak'abilirdi..'Bak'tığı şeyin mahiyetini ''gör''mek,le ise bir daire çiziyor yine göz ve beyin...Aşka giden yol,anlayabildiğim..Göz kalbe gözlük mesabesindeyse eğer,ki öyle,bakan kim gören kim..Bakılan kim,görülen kim...
      
         Raina ve unzurna...İki kelime,görmek ve bakmak gibi...Görmeye ve bakmaya değil,görülmeye ve bakılmaya talep bildiren..Biri yasaklanan,biri öğütlenen..Alemlerin Rabbine Raina demeyin,unzurna deyin dedirten...
      
         Raina riayet istiyor,unzurna nezaret..Biri ham biri olgun gözetilmek sanki,biri bencil,biri aşık,biri kaba,biri      edepli...Aşık hali istiyor sanki ayet,aşık bir bakış açısı,aşık bir anlayış ve aşık bir istek.Bencilliklerinden,kabalıklarından arınmış..Her türlü sıkıntıdan ve fedakarlıktan her sebebi kendinden kaldırıp başkasına yıkan güdülme anlayışından,canını bir 'nazar' a feda edebilecek bir 'bakış' açısı istiyor sanki..
Aşık riayet ister mi,nezaret ister...Ve ancak nezaret isteyen,bir nazara razı bekleyen kulak verir ve dinler,riayet isteyen söylemededir,derdi dinlenmededir...Rabbin raina demeyin unzurna deyin ve dinleyin demesi gönlüme hatırat ve kelimeler düşürmededir..Farkedilmeyi,'gör'ülmeyi istemek,olaylardan el etek çekip bana ne yapacağımı söyleyin,deyip kalbin hilafıyla gün gece tüketmek hep rainaya dahildir.Unzurna ise bambaşka bir iklimdir.Simsiyah bir çift gözü hayal etmededir,nice kahverengi gözlerde,gözüne gözünün izi değmiştir diye göz göz etmektir görmeleri...

         Taşlar,kalpler ve kelimeler...Bakara nın bendeki izdüşüm.Kelimeyi değiştirmekle değişir mi kalpler,değişir elbet..Bozunca kelimeleri bozulmadı mı İsrailoğulları nın kalpleri de..Ya da kalp bozulunca bozuldu kelimeler de.İşte bana yeni bir daire..Kalp ve kelime..Göz gözlüğüyse kalbin,söz ne?İnsanın derisi mesabesinde bir elbise..Rabb,dili terbiyeyle kalbi ve 'bakış'ı da terbiye ediyor.Hıtta deyin,unzurna deyin,''de ki'' diyor kerelerce..Ve düşünen kalp ne hisseler buluyor kendine...

         Unzurna..Nazarının ve nezaretinin hayali ve duasıyla...

11 Şubat 2011 Cuma

Ötelerden Bir Ses Var

Ötelerden bir ses var,bir o kadar derinlerden içlerden.Biz ne kadar uzaksak da,o yakın şah damarımızdan..Kitap tamamlanmaya yakın,diyor;
Ey İnsan!!Unutan ve anan..Ünsiyet kuran,firakle yanan..
Kavuşana kadar sahibine,çalışıp çabalamak,yorulmak sana kalan...(84/6)
İn/sana imtihan nimetle gelirse sahibi ikram etmiş,taltif etmiştir..İmtihan, rızkı kısmaklaysa,sahibi hainlik etmiştir.(89/15-16)Busun sen,tanı,insanı..
Gerçekten insan meşakkat içinde yaratıldı.(90/4)Gerçekten insan en güzel şekilde yaratıldı.(95/4)
İki göz,iki dudak ve bir dil...Pencereleri ve kapıları insanın,iki de yol,yolcu insan,her yolculuk meşakkat...(90/8-9-10)
Ey uzaklıklarla donan,yanan insan..
Secde et ve yaklaş.............................................................................(96/19)

8 Şubat 2011 Salı

Yumurta-Süt-Bal


Ne kadar kolay yazılıverdiler arka arkaya..Ne ağır anlattılar halbuki kendilerini insana.Kilitli kapılar açıldı içerlerden,tozlu sandıklar,sebeplerin soyut dili kocaman sembollerle avuçlarımıza döküldü.Çok uzun zamandır,sinema izlememiş,aksiyon,yükses ses ve animasyondan hiçbir zaman hazzetmemiş biri olarak,üç film de güzel bir kitap yolculuğu tadını verdi.Kainatın sesi,rengi,insana anlatmaya çalıştıkları vardı.Yer gök konuştu bol bol,ama insan sustu..Sustukça kaybolmazdı böylesi belki,sanki kulağını da  böylesi tıkamasaydı..

Yumurta..Sonucun vehameti böyle gösterilebilirdi ancak.Sondan başlamak Yusuf üçlemesi için iyi bir fikir miydi,dairenin tamamlanması için,sahnelerin oturması için evet,ama ya insan psikolojisi?Yıkık bir adam karşımızda,hem de bir önceki yaş yazısından sonra,40 yaşıyla ve hep sıfırda,hep yenik bir adam..Kümeste gezinen koca elleri hayatını arıyor gibi,yumurta ararken,gidişi,dönüşü,yemek yiyişi,pantolonu,gömleği...Evdeki kız,hayata bakışı,taşra saflığında umutları,açılmamış bir diş fırçasıyla sunduğu,verdiği terliklerle bütünleşen kendince beklentileri..Kurban,taziye,kendinden habersiz hediyeler..İnsanı böyle vefasızlaştıran neydi,böyle kendine duyarsızlaştıran..Ve kararması hayatın,en çok yıktığında yere sebepler ille kocaman bir köpek,kendi kendine yenikliği insanın,ille gece yarısı,ağlayabilmek,çözülebilmek,dönebilmek...

Süt..Fıtrata döndüren,beyaz,temizleyen,içten dışa dıştan içe akan,akıtan..Süte okunan dua,ille yazı,şifaya vurgu yapan..Vurucu bir sahneyle başladı,bunca susan insan resminde,ağızdan bir yılan çıktı,kadın,tüm düğümleri atandı,ve sıkışıp kalandı..Ve yılan genç Yusuf un yanında yöresinde dolandı hep,bir kayıp aşk vardı Yumurta da,adı Gül,kayıp kaldı,gençlikte de bulunamadı,çok yara aldı bir genç,çok yaralı yol aldı.Hayvanların dili,köpek ve yılandan sonra iyice anlam kazandı.Yusuf un balığı sarılarak öldürüşü ve annesine sunuşunda umut aradık,gerçek rüya birbirine karıştı,anne ve günah,beyaz ve siyah.. Yusuf,tutunamadı yazarak bile,okunmadı kalbi,hiç kimsece,mecbur kaldı,hayata başındaki maden feneriyle bakmaya,gözlerimizi almaya...Yaralandık.

Bal..Babayla kurulan bağ,kısık bir sesin pamuk ipliğine döndüğü yer,dipsiz derin bir orman,boş kovanlar,içten ezber dışardan tutuk bir sessizlik okuma..Okul kabus,Yusuf  7 yaşında.Fanustan görünen hep bir geç kalmışlık,aynı gömlek,aynı pantolon,bir sır rüya..Tamamlanan kareler,beyaz başörtülü nineler,bardakta süt,miraç,suyun yüzünden yakalanan dolunay...Yakup kayıp,annenin bildiği hayat yemek yapmak,susmak.Öğretmeninki ise kurdele takmak..Yusuf ormanın koynunda,uyuyan bir çaresizlik..Boş kovanlar ve bal...

İnsan bir kitabı bitirince,bir filmi izleyince ya da bir yolculuğu tamamlamalı,bir yere gitmeli,ama dönmeli,dönebilmeli,hayat bu döngüyle mümkün ancak.Gittiğin yerde kalmanın,kuyularda boğulmanın,sorunu tanımlamanın,ilaç bulunmuyorsa faydası yok.İnsanı çözmüş bu üçleme,en derinlerine inmiş.Çok tatmin görüntü ve seslerle sunulmuş hayat,katıksız..Anne yaşarken kayıp,baba ararken,aranırken,ve bunca bütünleşirken baba oğul..Babanın adı Yakup,oğlun adı Yusuf ken hem,kuyuda bırakmamalıydı yüreğimizi sanki.,Gökyüzünde ay hep asılıydı,o derin ormanda küçücük Yusuf un yüreğini okşamaz mı rüzgar,dili sessiz şiir olmuş delikanlı Yusuf a gülümsemez mi ay?Bir sebep,sebeplerin sebebinden yetişmez miydi?Hayatın kuralı bu değil miydi?Mahsun bırakıldığı her yer basamak olarak dönmez miydi önüne?Kuyuya ya bir ses ya bir nefes yetişmez miydi?Zeze nin portakal ağacı,Portuga sı gibi biri,Yusuf un gördüğü burhan gibi babasının hayali, hiç değilse,Yusuf a bir okşayan bir bakış da değemez miydi,hiç olmazsa şu ormandaki çiçeklerden?Yumurtadaki ağlayış,eve dönüşten,son lokmaların hızı ve peyniri kabul edişten kıpırdandı içim,belli belirsiz bir son da olsa..Yoksa çok mu umutlu/suz biriyim ben?

18 Ocak 2011 Salı

Söz Namusu

       Söz namustur dediler bize hep.Havada kaldı her seferinde.Sözüm namusumdur diye bir nara duymadık,naralar toplumundaki bizler.Anlamadık namusun tam olarak ne olduğunu.Ortak toplumsal bir algıyla baktık namus sözüne.Kadın erkek ilişkisinin kollanmasıydı namus,hatta sadece kadın açısından kollanması,kadın için kendini korumak,erkek için kadınını korumaktı fahşadan,kendini bile değil...
        Oysa düşüncenin bir namusu vardı,bakışın bir namusu,kelimelerin duyguların,beynin ve kalbin ve hatta midenin,hatta her şeyin..Ama en çok verilmiş bir sözün...Verilmiş bir söz,namus üstü namustu...Yalan söylemek zaten kötüydü,ama doğru söyleyeceğine söz verdikten sonra  yalan söylemek katlayandı suçu.Harama bakmak kötüydü zaten ama evli birinin,birine hayatının biriciği olacağına söz vermiş birinin, bakışını bir başkasına çevirmesi çok daha kötü..Namus hak demek aynı zamanda demek..
      Düşüncenin bir namusu vardı ve düşüncenin hissin giydiği kelimelerin,sözlerin de..Ruhu yükselmiş insan alçak yerlerin sözlerini giydiremezdi,hislerine düşüncelerine.Değişirdi dünyanın düzeni bir tek sözün etkisiyle.Kelebek etkisinden kuvvetli,fırtınadan tesirliydi söz.İnsanlara güzel söz söyleyin diyen Rab,her gece düşümüze koyduğu senaryonun da hayra yorulmasını isterdi,kadere de hüsnü zan beslenmesini.Bu müthiş bir hayat güzellemesi...İnsan hayatının namusu vardı,özeldi,mahremdi ve korunmalıydı,kendi kendinin kötüye akan sözlerinden bile...Belki de namus adab başlı başına...
      Kul olmanın da var bir namusu elbet.Elest bezminde verilmiş en büyük söz var,fıtrat var,kitap var,biat var,tevbe var,misak var.Söz üstü söz var Allah la kul arasında.Sürekli bozsa da sözünü  kul,hep affeden,yeniden taptaze ömür yaratan bir Allah var karşısında...
     Bakara yardıkça kalbimizin toprağını ve İsrailoğulları nın bozdukları ahidler çıktıkça toprağın üstüne,kendimizin daha çok farkına vardık.Kaygan zeminlerimizin,killi,taşlaşmış ve yer yer verimli yerlerimizin.
     Kaç şey geçti insanın başından.Ne mucizeler gördü.Ve yine döndü.Ve yine,hani sizden bir söz almıştık dedi,Rab,biricik ve muazzam terbiyeci,on emir geldi ardından.Hani efendimizin,gelin sizinle ortak şu on emirde buluşalım dediği..
    “Bir zamanlar biz İsrâiloğulları'ndan, "Yalnız Allah'a kulluk edeceksiniz; ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hâlâ da sırt çevirmektesiniz. Vaktiyle sizden, birbirinizin kanlanın dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair de söz almıştık. Siz de kabullene geldiniz. Hâlâ da (buna) şahitlik ediyorsunuz." (Bakara Suresi, 2/83, 84)


1-Yalnızca Allah a kulluk...
2-Anne babaya ihsan..
3-Yakınlara iyilik..
4-Yetimlere iyilik..
5-Yoksullara iyilik..
6-İnsanlara güzel söz söylemek..
7-Namaz kılmak..
8-Zekatı varmek..
9-Kan dökmemek..
10-Birbirini yurdundan çıkarmamak..

     İlki kulluk,Allah a has bir kölelik,kurtulmak bütün esaretlerden.En temeli tüm problem çözümlerinin.Köle olduğunu bir kabul edebilse insan..Kurtulsa değersiz şeylere kölelikten..Farketse kendi putlarını herkes,gününü neye tahsis ettiğini,en çok neyi düşündüğünü,ve niçin düşündüğünü.Günlük hayatın koşturmacasını,olmazsa olmazını,yemeğini, uykusunu,giydiğini,eşini çocuğunu,işini kariyerini kendine put yaptığını.. 
     Allah a kulluktan hemen sonra anne babaya ihsanın gelmesi hikmetli..İnsanın aktığı yönün tersi anne babaya iyilik.Yokuş çıkmak gibi,nefis dünyaya akarken Allah ı görüyor-muş-çasına kulluk etmek gibi.Çocuğuna bakmaya akıyor insanın ağır yönü yetişkin olunca,yuvasına, kendi hayatına odaklanıyor.Çok ecirli,kıymetli olsa da çocuğunu büyütmek,yuvayı huzurla kurmak ve korumak,şu on emir içinde ve dahi diğer ayetlerde''Çocuklarınıza iyi bakın,onların geleceği için yatırım yapın.''denmiyor.Onların rızıklarından endişe etmeyin diyor,çocuklarımızın sahibi Allah,akmadığımız yeri sağlamlıyor.Anne babayı,yetimi,garibi,fukarayı yanımıza koyuyor,barış yurdu bir vatan tarif ediyor.
      Oysa billboardlarda görünen aile tarifi empoze edilkiyor bize.Uzun boylu mümkünse sarışın,ya da uzun siyah saçlarını yeşil doğa fonuna uzatmış,bakımlı genç anne,mankenliği elden bırakmayan tarz sahibi bir baba,bir kız bir erkek çocuk.Asla daha fazla değil.Başkasına yer yok hayatımızda,anne babalar nerde,hangi programın arasına sıkıştırılmış durumda,yoksa sadece çocuk bakıcısı olarak mı dahiller hayatımıza..Benim ,eşimin,çocuğumun programından önemli gördüğüm bir anne baba rızası programı var mı hayatımda.Anne baba,Rabbin,kendinden sonra itaat edin diye zikrettiği,hakkından bahsettiği,sadece burada değil,bir çok ayette  böyle.Hz.Yahya,Kur an da 'annesine karşı zorba olmayan'olmakla tanınıyor ve selam ediliyor,İsmail ise babasına halim itaatkar bir evlat olarak hibe ediliyor..
         Ana babaya iyiliği emretmekle Rab insanda 'vefa'yı tamir etmek istiyor belki.Nisyana düşmesi an meselesi olan insanın en büyük handikapı vefayı.Tam tersi olan nankörlüğün insanı Rabbine kulluktan alıkoyduğu vefa..Düzelmeyecek kulluğumuz,üzerimizdeki maddi manevi emeği görüp,dualarımızda zikretmeden.Açılmayacak şükür hissi,vefa duygusu gelişmeden.Anne babasına vefasız evlat,Rabbine nankör bir kul olmaktan kurtulamayacak.Evlat olma namusunu kurtaran kulluğa yaklaşacak.Ana baba çocuk ilişkisiyle,Rab kul ilişkisini anlayacak insan...Kurtulacak vefa hissinin verdiği emek ve şükürle,sömürmekten nimetini.Üretmeye başlayacak kendi.Ruhunu ve bedenini kurtaracak bir başkasının ya da şeyin varlığıyla beslenmekten.Verme varoluş konumuna geçecek,yükselecek,vazgeçecek sadece alma psikolojisinden...Kul olacak insan..Hizmet edecek,manasına uygun olarak kulluğun.
          Hizmet edecek ama kime?Su üstüne düşmüş bir damla gibi en yakın dairelerinden başlayacak hizmete kul.Akraba,yakın olanlar,ana babadan hemen sonra zikredilen.Gariplere yakın olacak,kalbi kırıklarla beraberim diyen Rabbini arayacak,akrabaya iyilikle kurbiyeti artacak.Su üstündeki bu damla,Allah ın rengiyle boyanacak,belki bıraktığı iz eser olacak,sanatkarının elinde,ebru gibi..Bu yakınlıkla nazarı değişecek aleme belli,yetimin velisi,yoksulun hamisi olacak.Üzerindeki her nimette onların hakkı olacak.Rab merhametiyle bakınca aleme,içte sulh,dışta sulh olacak.Hayatı namaz odaklı,her neyi varsa,yetenek,bilgi,mal,emek verişe yükselecek,zekatla temizlenecek.Artık dilinden güzel sözler dökülecek,kan dökülmeyecek sözlerden.Yürekten damlayan kanlar duracak,bitecek yürek sürgünleri,başlayacak gönül hicretleri...
         Ahdine sadık kalacak kul,tevbesine,acziyetine binaen biatı daim tazelenecek,ne yapsa tam olmayacak,Rabbinden tamamlanmasını isteyecek....Sözü söz olacak kulun,özü öz..Sözün namusu var,kul olmanın da..Namus kadehini kırıp namus öğreten,ya da namus kadehinden her gece gizli gizli şerbetler sunan kulların himmetiyle...Kul olma duasıyla,niyetiyle...
      
 

22 Aralık 2010 Çarşamba

Açıkça Görsek Ya...

          Hayat tüm olağanüstülüğüyle devam ettiğinde,mesela ay kaybolup kaybolup hilalden,tam bir hüsnü cemale dönüştüğünde,gökyüzünde böyle bir güzelliğin neden olduğunu sen hala bilemediğinde,gece ve gündüz koşarak ve yavaşlayarak birbiri ardınca geldiğinde,yazla kışın aşkı,baharlarda demlendiğinde,ve sen bir insanın gözbebeğinde aşka düşebildiğinde,katreden deryayı hissetmez misin?
          Bir bebeği kokladığında,bir çift gözle beraber ağladığında,karşına bir yetim çıktığında mesela,ve ille hakikatle karşılaştığında,sana bir şeyler söyletilen bir dost çıktığında,binbir türlü beladan korunduğunda ve Allah korudu deyip geçtiğin o anda korunduğunu hissetmez misin?
          Dertler başını aldığında,yüce dağları duman kapladığında,dünyada senden daha dertli kalmadığında,yatarken otururken,ayaktayken,yerken içerken için için gizli aşikar duaya durduğunda,seni birinin duyduğundan emin olduğunda,çareler tükendiğinde,içine içine dönüp,gözyaşını sele verdiğinde,sığınacak başka bir liman bulabilir misin?
          Ve ferahlatıldığında,dert bulutları dağıldığında,artık neşeli eğlenceli günler geri geldiğinde,sen o kürsüden konuşmalara geri döndüğünde,ihtiyaçlarını kendin karşılayabildiğinde!,bu zat evliyadır denildiğinde,kaldı mı ki evliya deyip dostluk makamını elinle ittiğinde,kulla Allah arasına kimse girmez deyip,Allah la arana sonsuz şey koyup,kul olmayı unuttuğun o arada düşülen en büyük çukur nedir bilir misin,ey kendim....
          Kerametini,mucizesini,farkını,zatını.....vs,vs...
          AÇIKÇA GÖRSEK YA!







Bağlantı:Son üç yazı,bakara-israiloğulları ve ben...

12 Kasım 2010 Cuma

Susmak Ne Yapıyor?

Saklıyor sarmalıyor,bir kale gibi kuşatıyor,içinde varsa iyi birşey,bir his,bir mana..
Tutuyor,örtüyor,zarar verdirmiyor,yangın üstüne bir battaniye oluyor hiddetliysen..
Sana kalıyor,işine yarıyor,kullanılıyor ve böyle yaşıyor kelimeler susup gözden akınca,bakışına bile sukut terbiyesi öğrettiysen..
Kuşu evcilleştiriyor,renkleri güzelleştiriyor,eşi sakinleştiriyor,yemeği lezizleştiriyor,misafirleri ağırlıyor,kaktüsleri fışkırtıyor sessizliğin güzel sesi..
Çiçekler bile sağ elini kaldırıp sol elini daldırıyor,kimi dimdik durup boy verirken,kimi yere bin boyun büküyor,yarım yamalağım deyip susarken..
Hayat sukun buluyor,hayat çetrefilli,hayat zor,hayat güzel,hayat kolay demeyip,hayat...deyip susarken..

Dün susan birine gittim ben..İyi ki..Artı eksi ne çok şeyimi gösterdi....

13 Ekim 2010 Çarşamba

Güzellik Nedir?

Birisi var,çok seviyorum,çok seviyor.Birini kıracaksa,kendisini kırıyor,kızacaksa kendisine kızıyor.Onunla ilgili çok şey olsa da kalbimde şu an dile dökülmüyor.Ha bir de iyi ki felsefe grubu okuyor.Cumartesi arkadaşım,kalbime ekstra  pencereler açıyor..

Felsefede, güzel,diyor amacına uygun olandır.Bir kalemden bahsediyorsak güzel yazandır.Koltuktan bahsediyorsak en iyi oturulandır.İnsandan bahsetmeye gerek var mı?Güzel kadından?

12 Ekim 2010 Salı

Neden,Bence..

 

Her duygu bir düşünceyi,her düşünce bir davranışı oluşturur.Bugün çocukların tüm dersler kitabında rastladım bu cümleye,boşluk doldurma etkinliği.Bizim çocuklar için ağır olabilir bu cümle ama öğretmenlerine sesleniyordu herhalde.oldu,yerini buldu.Zaten öğretmenler odasında da benceler ve tuhaf gülüşlerle dolmuştu beynim.Düşüncenin delili üzerine düşünürken bu da iyi geldi.

İnsan her düşüncesini bir şeye dayandırmalı değil mi,yani o şey ispatı olmalı düşüncenin,benceyle açıklamak nasıl bir dayanak oluşturabilir ki.O beni dolduran nedir ki.Asıl farkedilmeyen bence yi başkalarının oluşturduğu olabilir mi?Diziler,şarkılar,kitaplar,yalan yanlış bir gazete haberi bile pekala doluşturabilir insanın bencesini.Neden demeden alınan her şey,sebepsiz olduğundan sonuçtan da mahrum düşüncelere,düşmecelere sebep oluyor belki.

Ben böyle düşünmüyorum.Ben öyle olduğuna inanmıyorum.Ben böyle kabul ediyorum.Ben böyleyim,cümlelerinin ben yaptım oldu ,demekten ne farkı var.İnsan kendine neden diye sorabilmeli.Neden böyle düşünüyorum ,işime öyle geldiği için mi,böylesi daha mı kolay,nedir bana bunu yaptıran,gelenek,görgü,marjinal olma isteği,orjinal olma isteği,ya da bambaşka bir şey..Madem hisler de oluşturuyor düşünceyi,ne hissettim,neden böyle hissettim,objektif miyim,en önemlisi etrafa haklı haksız ,doğru yanlış etiket dağıtırken kendime dönüp bakabildim mi?Mesela kek yemiyorum diyelim,börek yemeyen kişiye bence doğru davranmıyor demeden önce kendime bakmalı değil miyim?

Düşüncemin vardığı bir yer oluyor mu?Düşünmekle kalıyor muyum,eyleme dökebiliyor muyum,düşüncem büyük yaşantım küçük mü?Yapamıyorsam neden,yapıyorsam neden.Galiba şu zikzklı hayatta kırılıp dökülmeden gidebilenlerin en önemli özelliği içlerindeki birine neden diye sormak.Ki o biri bayılır sebep olmadan bence demeye,kendini bir şey zannetmeye,kendinden başka otorite kabul etmemeye..Ama onun ipiyle kuyuya inilmez,götürdüğü tali yollardan dönüş var mı bilinmez...

Not:Eğer şüphe ediyorsanız,getirin bir delil bulabiliyorsanız ki bulamazsınız...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...