ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2012 Pazar

Arabistan'da egitim sistemi

Dun okula başladık..ilginç ama gercek ben milli egitim bakanlığının yurt dışındaki vatandaşlarına bir egitim hizmeti olarak açılan okullarından birinde ,Mekke turk okulunda bu yil 2.sinif öğretmeniyim.Araplar'ı hatta buraya umreye gelen Turkleri bile inandirmakta zorlanıyoruz :)1-8 sinif arası 90 civarı kız ogrencimiz var..müfredatımız,derslerimiz,akademik takvimimiz Ozel kutlamalarımız Türkiye'deki gibi...
Gelgelelim,bir lisan bir insan,iki lisan iki insan,Arapca ise bir insan,bir kitap bir kainat,ruha yazılan bir mektup diye cocuklarım bir Ozel Arap okuluna başladılar..biri anasinifina,biri birinci sınıfa...sonu hayir ola..Arap egitim sistemini derinden derine inceleyebilecek değilim ama üç haftalık gözlemlerim bana bişeyler kattı diyeyim:)Veli gözüyle ögretmen degerlendirmesiyle:)
Birinci siniflar bir hafta boyunca anneleriyle toplantı salonuna alındılar..sahnede yapılan kukla gösterileri,yarışmalar,ezgi söyleme resim yapma faaliyetleriyle cocuklar sahne önüne çekildiler.anneler Arap kahvesiyle tatlılarını yediler.bizim heyecanımızı cocuklarımızın endişesini ve cyogun duygu salınımlarımızı geciyorum:)ilk gün cocuklarımıza ilgili not tutabilecegimiz bir dosya ,ihtiyac listesi,okul programı bulunan bir dosya verdiler.2.gunden itibaren sınıfa geziler düzenlediler.bu sırada,gösteriyi yapan,kukla oynatan,dua ettiren,Ramazan'da neler yaptık diyerek çocuklarla sahnede sohbet eden 1.sinif ogretmenleriydi.bu ne ozguvendir,çizgi film mı seslendirdiler daha önce şaşırıp kaldım.elime mikrofonu alınca rahat hazır ol derken sesi titreyen ben,tabi hayran kaldım..her ögretmen kendi ogrencisinin boynuna farklı renk kurdelali bir rozet taktı,sınıfını tren yapti ve alıştırdı.heyecanlari yuzunden laftan zor anlayan 1.sinif velilerine ilaveten Arapca konusamayan,kem kum durmadan bir derdini anlatmaya çalışan biz çıktık bir de bizim abla mubinanin basına:))iyi idare etti,yakında türkceyi öğrenecek:)
Anne geldi,sen dur...filan diyor..:)
Sonraki günler aynı konforlu,kırmızı salonda beslenme egitiminden,derslerin ve ders öğretmenlerinin tanıtımına kadar bir cok saat geçirdik.meger her derse farkli bir ogretmen gelecekmis,onun icin bana sorup duruyorlar sinif ogretmeniyim deyince hangi dersin diye,burada 1.sinif ogretmeni sadece lugati,dil dersine giriyor,okuma yazma ogretiyor,gunde iki saat..diger dersler,matematik,fen,günlük görgü kuralları,tevhid,İngilizce,kuran,kaide,resim,muzik...sonunda hafle(parti)miz oldu da,bizimkiler su ödev olan elifun erneb yecri yelab,ezgisini hep beraber söylediler...ders programımızı ve haftalık ödev cizelgemizi alarak derslere başladık...bir vacibat,ödev kitabimiz var,orada her öğretmenin hangi derste ne işleyeceği ne ödev vereceği yazıyor..cok guzel değil mı..müfredat cok hafif,fazlasına zorlamıyorlar,cocuk yapabiliyorum hissini doyasıya yasıyordur herhalde bizimkiler hiç dil anlamadan yapabiliyorlar:)
Bu sırada ana sınıfları ilk hafta 2 buçuk saat sınıfta kalarak ,yarısında orada dağıtılan meyve suyu sandviçi yiyip kumda ya da Park'ta oynayarak günlerini geçirdiler.onlara hiçbirimiz müdahale etmedik ve ben bu durumu şaşkınlıkla izledim...2.hafta 10.30da,3.hafta da 12de çıkmaya başladılar.okul kıyafetleri ve kitapları daha bu hafta verilmeye başlandı.yigit i özgür bırakmalarının onu çok rahatlattigini düşünüyorum :)arkadas olmak istediği cocuğa her gün es ismuk diye soruyor cevap alamasa da..bugun ögretmen türkce öğrendi diye geldi sevinçle,evet öğretmenin ilk kelimesi,ya Muhammed yapma!!:)))3.haftanin basinda onlarda haflelerini yaptilar ki burada cocuklari sikbogaz
 eden provalar yapmadiklarini,gosterilerde hem ogretmenlerin hem ogrencilerin cok rahat olduklarini 
soylemeliyim...ve cocuklarimiz kendileri söyledikleri bir Arapca Şarkıyla bizi şaşırttilar.
Dersler 7 de basliyor.bunun için bizim cocukların 6 da evden çıkması gerekiyor,yani güneş
dogmadan kalkması..hayatlarına bu guzel bir alışkanlık olarak kalır ins.cok zorlanıyorlar:(anasiniflari hariç her sinif tören için okulun içindeki büyük alanda sıraya giriyor vefatiha,ihlas,felak,nas ve
koruyucu duayı okuyorlar,sınıflarına giriyorlar,ilk iki ders blok,sonra 20 dk kahvaltı molası,sonra
devam..sınıflarda elektronik egitim aletleri cok aktif kullanılıyor....bu da burada yeniden
heveslendigim seylerden biri..hafta bası cumartesi,son gün carsamba,gecen haftasonuna girerken
baktım ödev kitabı yok kızımın eyvah dedim...okulda unuttu galiba,hayır ögretmen almış,haftasonu
ödev yok!!!ogrenciler mutlu,veliler stressiz..:)
Velhasil amacımı yeniden kontrol ederek başladım bu yıla,bir cocugun hayatına bir pencere aralayabilir miyim egitim sistemi aynı kapıdan geçirmeye calisirken...
Yeni egitim öğretim yılı hepimize hayirli olsun...

17 Nisan 2011 Pazar

Annelik ve Canavarlık

Annelik kutsal,saf merhamet,canını canına katmak,onu kendine tercih etmek,Allah ile kul ilişkisine en benzeyen merhamet....Ama her şey gibi annelik de iki uçlu bıçak galiba...Allah ana babaya ihsanı emrederken her seferinde bir parantezle,benim emirlerime isyan dışında diye belirtiyor ya...İyi ucu ne kadar yüksekteyse anneliğin ,kötü ucu o kadar alçakta...Ne kadar ahseni takvimse yaratılışta,o kadarda tehlikede esfeli safiline yuvarlanmakta...

Gerçekleştirilememiş nefis hayallerinin deneme tahtası  bazen çocuk...İsteklerin uzantısı,kadın olmaktan mutsuzluğun hıncı bazen erkek çocuk,olamaz mı?Bunun için bunca istenişi,üstüne titrenişi,seninki kız bir kıymetliyse,benimki iki kıymetli dedirten..Bazen takmadıklarını takma,giyemediği mini eteği giyme,okuyamamanın hırsını yükleyip nasıl bu soruyu yapamazsın,bu rolü başkasına kaptırırsın diye hırpalama yeri bir kız çocuğu...

Ne acı,kabuğa baktırmak çocuğu,ne acı anneyle paylaşılan şeyin alışveriş zevki ya da dedikodu olması...Bir Peygamber şiirinin paylaşılamaması iki kızdan çok iki anne tarafından,güzel giyinen birinin dışlanması,bir annenin hayalinin kızını hostes yapmak olması,ne olduğunu bilmeden sırf 'güzel' olduğu için...

Evet,çok üzgünüm,gözümün önünde abartısız bir sürü anne,canavara dönüştü.Demek benim anneliğimde böyle bir potansiyel var..Kaç gündür bana ne oluyor ki,velilerim böyle yapıyor diyorum ve sığınıyorum....Nefis insana kötü şeyler fısıldar,ama anneyse bu, merhametliyse o fısıltıyı avazla çocuğuna söylemesin..Çocuğundan önce çocuğunun nefsini büyütmesin,büyütmeyelim...Abartmayalım Allah ım lütfen....

11 Şubat 2011 Cuma

Büyük Doğum Günü


Gündemimize hangi konu düşse bir handikap yaşıyoruz.Bu nereden gelmiş,biz kime uymuşuz,bunu neden yapıyoruz sorularına müspet cevap vermek gittikçe zorlaşıyor.Bir milletin kendi kültürüne yabancılaşması ve bir ötekini severek beğenerek ama düşünmeden kabul etmesi intihar gibi bir şey.

Bizim kültürümüzde kutlamalar,ikramlar toplu yapılır.4 kişilik paket puding bize uygun değildir,komşuya kalmaz,kazanla aşure kaynatılır.Birinin doğum gününü ona hediyeler alarak bir küçük pastayla kutlanması değil,herkesin birbirine hediyeler aldığı kutlamalardır bizim kutlamalarımız.Dinimizde doğum günü kutlamak yoktur demek eksik,mevlid doğum demektir.Biz kainata rahmet olarak,güzel ahlakı tamamlanmak için gönderilen insanın doğum gününü beraber kutlarız,onu, o da seviyor diye birbirimizi daha ayrı severiz,kıskanmayız..En büyük hediyelerimiz,cılız sesli de olsa salavatlarımızdır,selamlarımızdır..Çocuklarımıza bunu anlatmalıyız,bir yetime alınan hediyeden daha çok mutlu eden olamaz bizim doğum gününü kutladığımız sevgiliyi...Sevgililer günü bize onu hatırlatır/malı,Aziz Valentine den çok,eşimizden,nişanlımızdan çok..Sevgililer gününü değiştiriyorlarmış bu yıl,galiba edeben,biz de ilk defa bu yıl içe sine sevgililer günü kutlayacaktık.O öyle bir sevgiliydi ki,sevgilisiz bırakmazdı kimseyi.Vedüd olanın habibi,sevgili,en sevgili....

Yaşamımızın her dönemi,çocukluk doğum günü,gençlik sevgililer günü,orta yaşlar evlilik yıldönümü hayalleriyle
ya da kırıklıklarıyla geçedursun,bir selamımıza can bağışlanan sevgili,bizi babamızdan iyi tanıyan sevgili,gül kokusuyla durmakta,içimizde,yanına varmamızı bekleyerek...

Peki ne yapalım..
Niyet edelim..
Her gün salavat ve selam göndermeye,bir sevdiğimizi anıp kulakları çınlasın der gibi...
Her gün bir hadis okumaya...
Hayatımızı sürdürürken onun yaptığı gibi yapmaya,bir kaç küçük kare eklemeye..
Her gün ümmeti Muhammed e dua etmeye..
Doğum gününde,en yakın daireden itibaren birilerini,özellikle çocukları sevindirmeye..

Kandilin sıkıcı bir şey olmadığını etrafı ikna etmeye,niyet edelim...
Etkinlik derseniz,mevlid gazetesi bir fikir,bir de bunlar iyi gelebilir,emeklerine sağlık ne ince düşünceli insanlar var.
Okullar için,rontlar,dramalar..Geçen yıl,medine müdafasını canlandırmıştık okulda,yine olsa güzel olur.
Küçük el yapımı paketler,içine lokumlar,üstüne hadisler..
Slaytlar,çizgi filmler...
Ve bizlerle paylaşacağınız aklınıza gelen fikirler...(Özellikle drama,ve okul akış programı için fikir bekliyorum)

30 Ekim 2010 Cumartesi

Okumak Lazım

      Birinci sınıf okutmak çok zordur öğretmen için.Hiç kimse istemez beşten sonra tekrar başa dönmeyi.Çocuklar bu yeni ortama yabancıdırlar,kural bilmezler,zil beklemezler,annelerini özlerler.Kiminin elleri kalemi bile tutamaz,kimi burnunu silemez,kimi tuvalete bile gidemez,yapayalnızdır.Öğretmeni her şeydir çocuk için,düğmelerini ilikleyecek,suluğunu açacak,ona arkadaş bulacak,saçını okşayacak,sevecek,elinden tutarak çizgi yaptıracak,vs.liste çok uzayabilir.Zordur yani.Ses kısılır düzelmez,evde eşinize bile aferin dersiniz ödüllendirmek için, kalabalık bir ortamda dalıp şşşşşt!!
      Ama okumak lazımdır işte atlayıp geçemezsiniz ikiye.Okumak hayata başlamaktır.Hayat okumaktır aslında.Birinci sınıf okutarak mesleğine başlayan içinse,hele biraz da idealistse harikadır okumayı öğretmek,her şeye rağmen.Bir kere ne verirseniz alırsınız,başka birinin koyduğu kurallara ya da kuralsızlığa alışmış bir sınıftan çok daha avantajlıdır eğitim için.Çünkü çocuklar karşılarındaki kişiyi en iyi çözen ve ona göre davranabilen çok akıllı varlıklardır.Adaptasyon sorunu yaşarlar sadece,alışmak zordur,alışkanlığı değiştirmek daha zor.Çocuklar çok severler sizi,siz tanığı olursunuz heyecanlarının,hayatla tanışmalarının...
       İlk önce oyunlarla başlarsınız,ısındırmak için.Oyun içi kurallarla geçiş yaparsınız.Ne zaman gideceğiz sorularını azaltmaya çalışırsınız.Sonra çizgi çalışmaları,resimler,şarkılar içinde temalar,konuşturmaya çalışırsınız,sırayla söz almaya,en önemlisi dinlemeye...Sonra harfler başlar sırayla tam dönüt alana kadar devam edersiniz aynı harfe.Görür çocuk harfi,söyler teker teker,eliyle havada yazar.İmkanı varsa parmağıyla sopayla toprağa yazar ki bu çok eğlenceli,sonra deftere yazar,sonra büyüğünü yazar.İlk yazılısını olur sonra haydi bakalım,yazın çocuklar küçük e,şimdi altına büyük E,fena feğildir sonuç,tek harf vermişsinizdir en kötü büyüğünü küçüğünü karıştırır,bak bu küçük e ağzını açmış anneeee diye sesleniyor,büyük olan anne ,kollarını açmış geliyor dersiniz,dinlediyse hayatta karıştırmaz.Ama bir e bilmekle olmaz.Diğer harfler gelir aynı yöntemle,bu kez zorlanmaya başlarlar çünkü ikinci harfle kelime başlar,harfleri bir birine bağlamaları gerekir ve bir anlam çıkarmaları,yazılı iki:Yazın çocuklar küçük e,büyük E,küçük l,büyük L,şimdi altına el,altına el ele.Ela Lale el ele...Bir de el yazısıyla düşününce zordur okumak yeni başlayanlar için.Zaman böyle akıp gider,kaçırdıysa bir harfi arada,artık çok zor yakalanır ipin ucu,ciddi destek gerekir,anne çağrılır durmadan dikte yaptırılır...Ve bir gün biri öğrendiği tüm harfleri birbirine çatmaya başlar,mantığı kavrayınca işlem aynıdır,bir kerede öğrenir artık harfi.Ve okur en yüksek sesiyle heceleye heceleye,sınıfın bu uğultusu nasıl güzel gelir,nasıl mutlu olur öğretmen.Mısır patlağı gibi gelir gerisi:)Yani öyle derdi kayınvalidem,yeni öğretmeni teselli mahiyetinde:))Okuyan okur artık okuyamayan problemli,hep aynı yerden geçemez kimisi,her sınıftan çıkar böyle bir ikisi..Sorunlu öğrenci...
          Aslında biz birinci sınıftayız belki hala.Her yeni olay bir harf,diğeriyle bağlantı kurmadan hiç bir anlamı olmayan eğri büğrü şekiller,ve bunlar karşısındaki tavrımız,belki alfabeyi bir türlü tamamlayamamız,belki arada bir harfi kaçırıp destek de almamamız asıl sorun.Neydi bu diye düşünmeden geçip gitmemiz.Öğretmenimizi çok üzmemiz.Belki ikinci sınıftayız,okumayı sökmüş öylece bırakmışız.Yapmadı denmesin,eksi almayayım diye ödev yapmışız,bir bakınca etraflıca,hiç bir soruyu okuyarak yapmadığımız ortaya çıkmış,utanmışız.Geçen bir öğrencim böyle yaptı oğlum dolmuşa bile binilmez üstündeki yazı okunmadan,sen Saray a gideceksin,dolmuşta Pursaklar yazıyor,okumadan dolmuş diye binip gitsen olur mu,dedim,öğretmenim boğazım sıkılıyor okurken dedi,zor tabi,okuyacaksın,anlayacaksın,ona uygun hareket edip yönergeye uyacaksın,zor ama sonuca bakmak lazım,okuyup doğru diye mutlu olan mı iyi durumda,okumayıp mutsuz olan,rezil olan mı..   
            İşte böyleyiz.Belki üçüncü sınıftayız,şimdiye kadar bir şekilde gelmişiz,iki doğru bir yanlış,önemli olan hayata adaptasyon denip sınıf geçmişiz ama uçurum büyümüş artık son deme gelmişiz.Seneye çeşitlenecek ve zorlaşacak eğitime istidatlı olamayacağımız ispatlanmış.Bir de büyümüşüz,dönsek bire dönemeyiz,ikiye dönemeyiz,hadi desek yetişemeyiz üstelik artık gözden de çıkmışız,bizimle ilgilenecek öğretmen bile bulamayız çünkü zamanı kaçırmışız...
              Çok uzun oldu ama lazımdı bana.Acı çünkü.Okuyamamamız.Hala aynı yerde neden,neden deyip durmamız,güneşi ayı,geceyi gündüzü,kadın erkek,toprak ve çiçeği birbirine bağlayamamız.Yap ye,gez toz,oyna oyalan,eğlen,mutlu ol hayalimiz,düşünmeden yuvarlanıp gitmemiz,ömür tüketmemiz. Oysa ne güzeldir güzel bir metni okumanın tadı.Hayatı okumaksa hayali bile müthiş,içinden Sübhan dedirten,hayrete düşüren güzellik.
             Okumak lazım.HAYATI...Yaratan Rabbinin adıyla oku dedi Allah,ilk olarak,hem bir kitap bir film çıkacak bu kitaptan ve zamanı gelince Oku Kitabını,diyecek.Kim güzel bir kitap yazmak,kaliteli bir film çekmek istemez ki!!!
      
   

24 Eylül 2010 Cuma

İstanbul dan Kalanlar...2

Kaç filozof,kaç hoca,kaç alim iki saatte insanın hakikatini, nereden geldiğini ,hangi ihtiyaçlarla doğduğunu,nereye gideceğini,ve ideal insanı kalbi tatmin ederek anlatabilir?Ve dinleyen herkesin bakışlarını bile kelimelere kilitleyebilir?Kızım deyip ruhunu okşayabilir talebelerinin?İmrendim çok, ben o kızlara..

İdeal ,kamil insan olmanın temel ihtiyaçları gafletle karşılamamakla doğrudan ilgisi olduğunu daha iyi kavrıyoruz bu kez.Üç ihtiyaçla doğuyor insan.

1-Gıda
2-Öğrenme
3-Terbiye

1-Manen ilerlemek için yenilen lokmaya çok dikkat edilmesi gerekiyor.Maddi haram(Kuranda yasaklanmış gıdalar),manevi haram (faiz,haksız kazanç vs.) karışmayan gıda hiç bir aşamasında gafletle karşılaşmazsa,yine gafletsiz,besmele tefekkür ve teşekkürle yiyene şifa oluyor.Lokma öyle önemli ki üzerine bir başkasının gözü bile değmemesi gerekiyor.İnsanın canının isteyip yiyemediği şey diğer yiyene zarar veriyor,irkiliyorum..Kızgın veya muhabbetle yapılan yemek o ev halkının ya sıkıntısını ya huzurunu hazırlıyor,farkeden Allah dostları o yemeği yemiyor..Gıda psikolojisi bizi derinden düşündürüyor.

2-İnsanda öğrenme izleme ve takiple başlıyor,sorularla devam ediyor,tefekkürle yol alıyor.İdrak seviyesine göre hayrı ve şerri bol misalle telkin etmek gerekiyor.Çocuğu asla kendimizin bilmememiz,Allah ın bizi onun bu üç ihtiyacını karşılamak için memur ettiğini sürekli kendimize söylememiz gerekiyor.Sevgi yok mu ihtiyaçların içinde derken ben,bunların hepsi muhabbetle olacak deniyor.Muhabbet temel şiar...İlmin zemininde Allah korkusu ,sevgisi ve Kuran olacak..

3-Mürebbi önemli.Kökeni Rab çünki.Terbiye eden Rab olacak,onun terbiye ettiği resulu tanımak en büyük tahsil..Bunun içinde faniliğini bilmek,zikir ehli,sürekli hatırlayan olmak gerekiyor.Tamirci tamir ettiği eşyadan bilinir.İnsan şahsiyete hayrandır.Tüm davranışlar ekmel,en olgun,ecmel,ahsen,en güzel olana kadar terbiye olacağız,mürebbi olacağız,anne olacağız..İnsan olacağız,cenabı hak insandan kalbi selim istiyor,bu da ancak cömertlik ve insanlarla geçimle oluyor..

   Dil eğitimi çok önemli.Mürebbi kalbin inkişadı için Kuran lisanıyla konuşup Kuran lisanını öğretmeli,zira Kuran,
Kavlen kerima,cömert söz
Kavlen mensura,yardımcı söz
Kavlen mağrufa,affedici söz
Kavlen leyyina,kolaya gelen söz
Kavlen beliga,ikna eden kalbe işleyen sanatlı söz
diyor.Her birinin muhatabını ayırmak gerekiyor.Ana babaya kavlen kerima,muhtaca kavlen mensura,kusuru örtücü kavlen mağrufa,çaresiz durumlarda kavlen leyyina,ve silahı söz olana kavlen beliga söz söyleyin diyor.Kullarım aralarında en güzel sözü söylesinler diyor..Hikmete güzel sözle davet etsinler diyor.Çünkü hikmetli söz ruhu dinlendiriyor,dinleniyor ruhumuz burada olmaktan çok mutluyuz.Tüm bu sözlerin sonuna gevezelik yok diyor,utanıyoruz..

   Bir insanın bu üç ihtiyacının karşılanması hizmet oluyor,ve insan hizmeti ile değer buluyor.Hizmetiniz kadar değeriniz var diyor,Topluma hizmet derken,şeytan yalnızla beraberdir,takım ruhu oluşturacağız,mümin kardeşiyle çoktur deyip gerçek hizmet insanının dikkat edeceği  hususları açıklıyor.

1-Toplum içinde bulunmak,insanların ihtiyaçlarını tespit etmek.
2-Öğretmenliği sevmek.
3-İslami hassasiyet sahibi olmak.
4-Motivasyon,ruha hitap edecek bir damar mutlaka bulmak.Problemli öğrenciyle özel ilgilenilecek.
5-Sıklete katlanmak.Kalp dergah olacak.herkesi sevecek,sıkıntıyı da sevecek,Mevlana gibi, ümitsizlik yok,bin kere bozmuş da olsan tövbeni yenile gel diyeceğiz.Anne olarak da öğretmen olarak da böyle diyeceğiz,anne olan şükredecek,olmayan üzülmeyecek,Peygamberimizin yoğun muhabbetinin olduğu ama çocuğunun olmadığı Ayşe yi düşünecek,onun gibi hizmet edecek.Çocuğu olan önce güzel isim koyacak,efendimiz yük koyacağı devenin bile ismini sorup güzel olana koyuyor.Çocuğun ortamı güzel tutulacak.Kabahat görmezden gelinmeyecek,güzel davranış ödüllendirilecek,cezayla arsız edilmeyecek,elden geldiği kadar çok misalle öğretilecek,sonra yapar denilmeyecek...Enes nasıl terbiye olundu,iyi bilinecek.
6-Manevi yolun kıymetini bilmek.
Aklıma kazınan cümle bu seminerden LEKAD MENNALLAH..Ne çok söylendi,aşkla,şevkle..Şüphesiz ki Allah sana çok cömert davrandı çok bol verdi,çok ihsan etti,Mennanlığını sana öyle sergiledi ki sana,bana alemlerin efendisini peygamber etti.
Lekad mennallah,elhamdülillah..
Tasavvuf kalbin safaya ermesi inşallah..

28 Aralık 2009 Pazartesi

'Yeni yıl etkinliğimiz:Hicri takvim':)







Hicri takvimi ay takvimi,miladi takvimi güneş takvimi olarak anlatmaya çalıştım çocuklarıma.Her hilalde yeni bir ayın başladığını hep söylüyorduk ama ayın sesteş bir kelime olduğunu düşünememiştir yavrucak.Okuldaki yavrular bile anlamadılar,hoş zıt anlamda bile var sorun ama neyse...
Bu takvim yıllık ve aylık program açısından iyi oldu.Böylece her ay bir peygamberi tanıyalım,bir duayı öğrenelim bir temamız olsun dedik.Eğer hayata geçirebilirsek arkadaşlarıyla haftada bir buluşup yapacağız etkinliklerimizi.


Bu arada çocuklar kucağımda fotoğrafları çeviremedim ters düz baksın gülsünler şimdi...

15 Aralık 2009 Salı

Düşünüyorum da...

Meb.in sitesindeki okul öncesi eğitim yaklaşımlarını incelerken farkettim de montessori ne kadar fıtrata uygun görünüyor.Ve dahası bana hep peygamberimizin yaklaşımını hatırlattı.Hatanın direk söylenmemesi,bireysel eğitim,yarışmaktan azade,zamanın kayıp gibi değil araç gibi kullanılması,çocuğun aileden soyutlanmaması bizim eğitim sistemimize uzaklardan bakıyor..

MONTESSORI YAKLAŞIMI

Montessori’ye göre çocuklar doğanın düzeni, uyumu ve güzelliğini anlamalı ve bundan mutluluk duymalıdır. Doğanın kanunları, bilimin ve sanat dallarının temelini oluşturur. Bu nedenle doğa kanunlarını anlamak bilimin temelidir (Montessori, 1966). Montessori yaklaşımında çocuklara araştırma, deneme, hata yapma ve hatalarını kendi kendilerine düzeltmeleri için fırsatlar tanınmalıdır.

Montessori materyalleri, çocuklara hatalarını kendi kendilerine bulma olanağı tanır. Öğretmen çocuğun hatasını söylemez. Eğer çocuk materyallerden hatasını göremiyorsa, bu çocuğun yeterince gelişmediğini gösterir. Zamanı geldiğinde çocuk hatasını görerek düzeltir (Temel, 1994).

Montessori yaklaşımında ortamın düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Montessori yöntemi çocukların fiziksel serbestliğinin, onlara tanınacak yaşamsal araçlarla sağlanabileceğini ileri sürer (Montessori, 1995).

Montessori çevresinde gerçeklik ve doğallık büyük önem taşır. Sınıftaki araçlar çocuğun gerçekle yüz yüze gelmesini kolaylaştırmak amacıyla gerçek yaşamda kullanılan araçlardır. Bir şey içmek için gerçek cam bardaklar, ütü yapmak için gerçek ısınabilen ütü, sebzeleri kesmek için gerçek keskin bıçak kullanılır (Temel, 1994).

Montessori sınıflarında, çocukların sınıf içerisinde istedikleri gibi dolaşmalarına izin verildiği gibi okuldan açık alana çıkmalarına da izin verilmektedir. Hareketlerdeki bu özgürlük nedeniyle Montessori geleneksel okullardaki gibi, çalışma, dinlenme ya da oyun zamanlarına bölünmemiştir (Morrison, 1976; Temel, 1994). Bu çocuğun materyalleri kullanarak bir etkinliği tamamlamasını sağlamaktadır. Çocuk seçtiği için gerekli bütün materyal parçalarını bulur, etkinliği kimse tarafından bölünmeden çalışabilir ve materyalleri tekrar yerine koyabilir. Böylece çocuk sınıfta düzenin bir parçası olur (Lillard, 1972).

Montessori sınıflarında çocuğun etrafındaki eşyalar onun vücut yapısına ve gücüne uygun olmalıdır, etrafta hareket ettirebileceği hafif eşyalar, elini uzatıp yetişebileceği, kolaylıkla kullanabileceği kilitler, kolay açılıp kapanabilen çekmeceler ve kapılar, duvarda kolay yetişebileceği kıyafet askıları, parmakları ile kavrayabileceği fırçalar, eline sığacak sabunlar, kısa-düz saplı süpürgeler, kendi başına giyinip çıkarabileceği giysiler bulunmalıdır. Bunlar çocuğun zamanla kendini geliştirmesini, sosyal kuralları kazanmasını sağlayacaktır (Montessori, 1995).

Montessori araçları, çocuğun güçlük çektiği sadece bir kavramın diğerlerinden ayırt edilip verilmesine olanak sağlar. Örneğin; pembe küpler yalnızca büyüklük kavramından birbirinden farklıdır, diğer özellikleri açısından aynıdır. Böylece, çocuk büyük küçük kavramını daha iyi öğrenebilmektedir. Montessori araçlarının diğer bir özelliği de basitten zora, somuttan soyuta aşamalı bir biçimde düzenlenmesidir. Örneğin; değişik uzunluklarda yapılmış kırmızı çubuklar ilk aşamayı oluşturmaktadır. İkinci aşamada mavi ve kırmızıya boyanmış çubuklarda sayı ve uzunluk kavramı birlikte ele alınabilmektedir (Montessori, 1966).

Montessori sınıflarında saygı atmosferi olmalıdır ve çocuklar çalışacakları projeleri, süresini ve kiminle çalışacaklarını kendileri seçer. Huzurlu olan bu ortam çocukta kişisel disiplini geliştirir (Calvert, 1986).

Montessori yaklaşımında öğretmen, çevreyi hazırlamaktan ve çocukların çevre ile etkileşime geçmesinden sorumludur. Montessori öğretmeni “yöneltici” adını alır. Öğretmenler, çocukların kendi gelişimi için onlara potansiyellerini kullanma fırsatı tanır (Linnard, 1972). Dış görüntüsü ve kişiliği ile çocuklar için iyi bir model olmalı ve saygı uyandırmalıdır. Öğretmenin esnek olabilmesi için yaşamı seven sıcak, anlayışlı ve saygılı olması gerekmektedir (Temel, 1994).

Montessori öğretmeni, aile ve toplum çalışmalarına çok zaman ayırmaktadır. Montessori çocuğu soyutlanmış bir birey olarak değil, ailenin bir üyesi olarak görmektedir. Montessori öğretmeni çocukların çalıştığı ortamda güçlükle fark edilen bir görünümdedir (Temel, 1994).

Montessori programları çocukların bireysel gelişimlerini ve iç disiplin geliştirmelerini; saygı atmosferinde huzurlu bir ortamda desteklemeyi amaçlar. Öğretmenler, ortamı çocukların aktif araştırma yapabilecekleri ve yetişkinlerle iletişim kurabilecekleri, serbestçe hareket edebilecekleri şekilde düzenler. Çocuklardan istenilen bilgi, beceri ve deneyimleri kazandıracağına inandıkları materyalleri, öğretmen rehberliğinde seçmesi istenir. Çocuklar kendi amaçları için materyalleri düzenleyebilmektedir. Çocukların bilgi ve becerilerinin yanında duyuşsal hedeflerin (örneğin benlik saygısını geliştirecek hedeflerin) gerçekleşmesine özen verilmektedir.''


Keşke sünneti daha iyi bilsek,Onun o güzel yaklaşımını kalplerimizle okullarımıza hiç değilse evlerimize taşıyabilsek........
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...