ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

hadis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hadis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2011 Pazar

Sona Doğru



Sona bir kala.. Son teravih...
Ellerinde Kuran taşıyan teyzelerin son günüydü 26 sı...
Bugün yatsı vakti koşuşanlar da kaybolacak camilerin önlerinden..
Bir dosttan ayrılır gibi buruk içimiz..Hilali tutup durdurmak ister gibiyiz.Bir oturup halleşemedik,sarılıp doyamadık,senle geçen zamanın kıymeti bilinmiyor der gibiyiz,uzun yoldan gelen dosta,bizi Hacca hazırlamaya gelen dosta..Arkası şevval,zilkade zilhicce çünkü,başlıyor hac/mücadele ayları.Dün Kabe imamı söyledi,akşam ezanının ardından eski alimler altı ay,ramazana kavuşmak için dua ederlermiş,diğer altı ayda ramazanın kabulu için...Annemin sesi geliyor çocukluğumdan kulağıma,kim ramazanın gelişine sevinir,gidişine üzülürse...devamı bile yok,gerisi müjde,yetiyor bu kadarı ümidi giyinmeye..Fotoğraf beni aldı götürdü hilali tutup zamanı durdurmaya,kime ait bilmiyorum derken burada nicesi de varmış..


Ramazandan payımıza,ömrü ramazan gibileştirecek,hadis ve tefsiri ile Kuran okumaları,gece uyanıklığı,kıble-kabul mukabele üçgeninde hissiyatlı adımlar,gönül yapıcı ziyaretler,rahmet ve mağfiret kalsın ki bayramımız bayram,ölümümüz bayram olsun inşallah,
Allah hayırlı Mekke Medine Ramazanlarına erdirsin efendim.....
Ömrü ramazan olanın ölümü bayram olur/muş...Allah nasip etsin...


Zarif bir şiir,yakarış tadında:


Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sa 
na zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum 

Cahit Zarifoğlu


24 Ağustos 2011 Çarşamba

Kuş Gibi...

Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki onların kalbi kuş kalbi gibidir...
Efendimiz...Rıyazüssalihin-tevekkül-yakin....

Şimdi semada kuşları tutana tutunma zamanı..
Şimdi burada,anı yaşama bir an ötesini düşünmeme tevekkül zamanı..
Şimdi hafifleme,
Şimdi içi pır pır bir heyecanla dolma,
Şimdi özgürleşme zamanı...
Kuş gibi yer,kuş gibi içer,kuş uykusu uyursan,kuş kalbi gibi titrerse kalbin rahmeti soluklayamamaktan,ve kuş kalbi gibi mütevekkil olur doyurulursan,kuş gibi havf ve reca kanatların çıkar,uçup gidersin belki buralardan...
Şimdi itikaf vakti...

14 Haziran 2011 Salı

Hayat ve İnsan




“Dost sevgüsin gönülde cânıla berkitmeyen/ Tûl-i emel defterin dürmeyen âşık mıdır



Hayat güzeldir..İnsana bizatihi güzelleşmesi için verilmiştir.Güzelleşip geçilen kapı,ne kadar karanlık görünse de,hayattan da güzeldir.Ölüm güzeldir.Ölüm hayatın tesellisidir,hayat ölümün değil..Yani aslında hiçbir şey göründüğü gibi değil..

Anlamak zor,duvarın ardını görmek kadar.Soyuttan somuta geçilemeyen bir dönemden çıkamadık,emmeyi beceremeyip sütten kesilsek de,sulandırılmış sütle oyalanılan bir evredeyiz hala,Fatıma dan çok uzaklarda.Somutlaştırmak için çizilen çizgiler var bir de dimağımızın hayal kumlarına,mübarek parmaklarla..İnsan ve hayatı bir çizgi...Bir akarsu,ırmak gibi,onu  saran ölüm çerçevesi,bentler gibi,istekleri var insanın,arzuları,bendini yıkan seller gibi,bir de bu suyu kesen duvarlar,tükenmez musibetler,biri bitse diğerini çağırır gibi..Ak gün ağarıp kalmamış,kara gün kararıp dermiş anneannem,nesıl üzülürdüm annem söyledikçe,hayatın ilk elden anlamı bu,besbelli...Enerjiye çevirip,bentlerin ardında musibetleri,ölüme çağıldamak en güzeli,güzelleşmek tul-i emel güzellemesi...

Hayat güzeldir..Gündüzle gecenin ardarda gelmesi, güzeldir..Siyahla beyaz,mutlulukla hüzün,gözyaşıyla tebessüm güzeldir.Hayatla ölüm,ve dahi ölümle hayat güzeldir.Yalnız doğar,yalnız ölürüz,yapayalnız yaşarız da kalabalıklar arasında anlatamadıklarımızla,ancak 'yaş'landıkça anlarız,bir yoğun bakım odasında yaşar gibiliğimizi..En çok sevenlerin bile,en yakınının camekan ötesindeliğini,ne yapsa etse acımıza gözleriyle ve gözyaşlarıyla,dualarıyla dokunabileceğini...Yaşlanmak güzeldir.Madem her canlı ölümü tadacaktır,ölüm tatlı bir şeydir.Ağzınızın tadını kaçıran ölümü bolca anınız,tadını kaybetmeye yüz tutmuş damaklar içindir,bizim içindir...Cennet gibi bir sofrada ne yediğinden çok neyi seyrettiğini ve neyi duyduğunu kalbine kaydetmek güzeldir.Sevdiklerinle cennet hayali güzeldir.Cemal hayali güzeldir.Cemal güzeldir.Celalinden Cemal ine kaçsak da Celal dahi güzeldir.Çizgiler güzeldir,toprak güzel,çizen el hepsinden güzel,anlatan dil de güzel..
Hayat için kurulabilecek en güzel cümle:
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun..
Allah ınız...ve O na dönücüleriz...
Sahibimiz ne güzel,döneceğimiz yurt da..Sahibimiz Selam,yurdumuz Darüsselam..Sözümüz selam,işiteceğimiz sadece selam..Özgürlük kim bilir ne güzel...
Bugün ne hüzünlüydü ve ne de güzel:)

4 Şubat 2011 Cuma

Şimdiye Kadar Bakara 1-95

Bismillahirrahmanirrahim…


Bakara…Toprağı yarması,ekime hazırlamasıyla isimlenen,emir tutulup kurban edilince,bir parçasıyla yeniden dirilişe örnek,hakkı tutup kaldırmaya vesile olan..Kalp toprağımızı delik deşik edip içinden çıkan yaban otlarını ayıklatan,hiç bir şey bilmediğimizi anlatan…

Elif..Lam…Mim…dedi ilkin.İlmin başı hayret dedi,sonu acziyet.Daha en başta bildirilmezse hiçbir şey bilemeyeceğimizi anlattı.Elmalılı Hamdi Yazır,üç görüşe yer verdi,konsantre bir özettir,bilinmeyen bilinendir,ebced hesabıyla sırlar bildiren,kitabın sırrını verendir,şifredir,dil ve mantığın tüm özelliklerini barındıran.İşte kitap...a girizgahtır,büyüleyicidir..Hz.Abbas ise,sırrı şöyle verdi,elif lam mim.Ben Allah ım bilirim.Özetti,şifreydi,bildirilenin bildiğiydi.Bizse söylenişini anladık en çok..Elif en derinden,lam dilden,mim dudaktan,içten dışa bir örgüydü.Sure en derinimizden bir şeyleri çıkaracaktı.Nasıl harfler farklı yerlerden çıkıp kelimeler cümleleler oluşturuyor,harfler gibi insanlarda,toplulukları,toplumları,milletleri,cemiyetleri oluşturuyordu.Tek başına neydik ki..Sure içten dışa,yokluktan varlığa çıkışın, her örüntünün muhkem kurallarını koyacaktı…

Harfler,sesler hece hece cümle cümle kondu önümüze,ve kitaba işaret etti önce,bu kitap..Bakaranın başlangıçlığı,ilkliği,önemi üzerinde durduk.Bir kitabın önsözü,fihristi,özeti,künhü hükmünde olan sure ‘bu kitap’ diye başladı.Başka değil bu kitap dedi,tüm kitaplar onu anlamak içindi.Ve içinde şüphe(raybe) yok diyerek önce içerlerden başladı temizlemeye,Elifin çıktığı yerden şüphenin ayıklanması gerekliydi.Harfler kitap olup anlama gelince değerliydi.

İlk önce bir şablon koydu önümüze.3-4 ayetle müminleri(3,4,5),2 ayetle inkar edenleri (6,7)13 ayetle de münafıkları anlattı.Münafıklık en sıkıntılı yerdi bizim için.İlk önce hedef konuldu önümüze,felaha ermenin rahat soluğunu hissettik.Sonra inkarın en son halini,kalbin mühürlenmesini gördük.Münafıklıkla,içimizdeki bataklıkları bulduk.Misaller ise,soyutu somut,görünmezi görünür kıldı.İsrailoğulları ise hikayeleştirmeyle hayatımızı kategorize etti,halimizi fark ettirdi.

Kelimelerle oluştu şablonumuz,her birinin üzerinde uzun uzun durduk.

Müminler             -            Kafirler          -             Münafıklar

Hidayet-Hüda       -          Kalp-kulak-göz      - Şuur-şuursuzluk

Takva-Vikaye     -           Hatem-mühür           -     Maraz-hastalık

Gayba iman      -           İnzar-uyarı             -       Fesat-Islah

Ikames salah-             Gışave-perde      -          Hidayet- dalalet

Rızık-infak       -           azap              -           Kesret-Halvet

İkan-yakin    -                                 -             Yalan-İstihza-Kibir
İman-    felah     -fıtrat,küfre çaba-       kendine nesnel bakmak               



Ve kelimelere etraflıca bakınca surenin bizi hep iki ucu birleştirmeye,daireyi tamamlamaya sevk ettiğini fark ettik. . Kitabın hep çift taraflı olduğunu gördük.Vikaye,takva kelimeleri,hidayet ve hüda hem kulun çabasına dönük,hem Rabbin rahmetine dönük kelimelerdi.Birbirine bağlı gibi.Kul sakınacak,Allah koruyacak,kul yola niyet edecek,Allah doğru yola çıkaracak.Ve Ömer in tabiriyle takva,dikenli yolda eteğini toplayarak yürümek olacak.Yani varılacak son nokta değil,yürüyüş tarzı olacak..Müttaki olanı hidayet edecek bu kitap…

Gaybla şimdiyi,bedenle ruhu,alma ile vermeyi,görünen ile görünmeyeni birleştiriyordu manalar,ayetler..İlk şart gabya imandı.Kayıp sayılana,görünmeyene iman.Görünenden çok görünmeyenin varlığına iman,şu elle tutulur gözle görülür bedenin yanında ondan daha gerçek ruha iman.Evrendeki yerini tayin etmek önemliydi bunun için.Fener tutularak aydınlatılmış bir yerde yaşıyoruz ve gördüğümüzden başkasını var saymıyorsak en büyük cahiliz demekti.Bana eşyanın hakikatini göster duası,gaybe iman perçinleme duası, ‘Perdeler kalksa imanım değişmez.’ de örnekti bizler için…

İslam=İman+amel demekti.Efendimiz zülcenaheyn(iki kanatlı)..Ve buradan çıkan ilk amel namaz,en asgari faydası kişiyi Allah rızası için iş yapmaya alıştırmaktı. Salat hem iki uyluk kemiğinin sallanması,hem de ruhun huzura durması,duasıydı.Huşu hem ruhen hem bedenen bir çaba ile elde edilecek haldi.İman kalp ile dilin aynı şeyi söylemesiydi.İkame dikmek,doğrultmak,kaldırmak,ayakta tutmak demekti.Her halimizi götürelim namaza dedik,temizlenip duramıyorsak huzura,durup temizlenelim.Her hissimiz onunla olsun,değişsin,temizlensin…Korku,sevinç,hüzün,endişe her ne varsa Onda yaşansın,duaya dönüşsün,duadan çıkar amel,zıtlıktan çıkar,en cömert sahabi,cimriliğinden Allah a sığınandı(Abdurrahman bin Afv)…Namazın hemen arkasından infak geldi.İman-namaz-infak…Kalbi-bedeni-mali olarak tamamlanmak.Yine içten dışa doğru açılan ameller..Rızık ise Allah ın canlıya zevk ve faydalanma nasip ettiği şey…Allah ın sana ihsan ettiğinden ihsan et,sağ elini kaldır,sol elini indir,verme varoluş konumuna geç…denilmişti.Tavus kuşu gibi kanadımızı yolmak yerine,onlarla yol almaya çalışalım,kapasitemizin farkına varalım ve verelim muhakkak verelim demiştik.Bedenin,nefsin ruhun atı olduğunu kabulle,zıtlardan atom çekirdeği gücü çıkıyor.Kendimize rağmen kendimizi gerçekleştirelim dedik,Martı Jonathan dedik…

Sonra zaman dairesi istendi bizlerden.Şimdiye imanla,öncekilere de iman,gayba ve sonraya da yakin iman istendi.Tüm bu imanın kemaliyle başla son bir oldu.Biraz sonra bilincini ahirete terk eden imandı yakin,ikan sahibi olmak,kendini kafesteki kuş gibi hissetmek,özgürlüğü özlemek.Gayb olan ahireti yakin bilmek,görür gibi inanmak..

Ve felah,manileri yarmak,zorlana zorlana hedefe varmak demek.Fe elhemeha fücüraha ve takvaha,biliyor zorlandığımızı Allah..Zorlanarak ulaşılıyor felaha çünkü…

İnkar edenleri ise uyarsan da uyarmasan da birdir dedi Allah,inanmazlar.Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş,gözlerine perde çekmiştir.Ahirette elim bir azap da onları bekler.Kalbin mühürlenmesi kalbin kaymasından,şüphesinden,kararmasından,sapmasından,hastalanmasından sonraki son aşama olmasına rağmen hemen söylendi.Mühürlenme belki en basit anlatımıyla kendi kuruluş amacına uymayıp halkın sağlığını da tehlikeye atan bir dükkanın,kuralları bilmesine,uyarılmasına rağmen,son aşamada kapısına mühür vurulmasına benzetilebilir.Ve birine kafir demek için uyarılması zaruridir.Gözdeki perde Allah ü alem,gayba çekilen maddeden öte yol göstermeyen perdedir.Kulak ve göz ise kalbin kapıları…Azap da elleriyle ettiklerinin,fıtratı bozup zorla küfre dalmalarının sonu…Her günahla bir kara nokta,birikmesiyle pas,sonra taşlaşma ve en son mühürlenme geliyordu.

İnsanlardan bazısı vardır ki dediğinde Allah,irkildik.Muhatap almıyordu,Ben,Biz demiyor,Allah diyordu.Bu bile ceza olarak yeterliydi aslında,psikolojide en kötü ceza,muhatap almamaktı.Münafık kelimesi,Arapçada aynı kökle köstebek yuvası için de kullanılıyordu.Çift taraflı yaparmış köstebek yuvasını bir taraftan tehlike görünce öbür taraftan çıkarmış.İnanmadıkları halde inandık demelerini,kalabalıkta iman edip,şeytanlarıyla kaldıklarıyla inkar etmelerini ki,şeytan hem uzaklık,hem taşlanmışlık ifade ediyordu,ifsad ettikleri halde ıslah ettik demelerini,yalan söylemelerini bu örnekle daha iyi anlayabildik.Ama en önemli özellik münafıktaki şuursuzluktu.La yeş urun,du ayet sonları..Kandırdıklarını zannettiklerinde asıl kendilerini kandırırlar.Alay ettiklerinde esas kendileriyle alay edilir.Münafık alametlerinden bahsederken en önemli özellik olarak karşımıza,yalan,istihza ve kibir çıktı.İnsanı yardı bakara suresi ve içinden münafıklık şubelerini temizlemek istedi.İnsanda iki şuur bir arada olmaz dedik.Hem namazı hem sıcağı yaşayamaz insan,çok hislilik,his kanallarının hepsinin açık olması insanı şuursuzca yaşamaya itiyor dedik.Asıl farkında olunması gereken şeyin farkında olamıyoruz dedik.Belki bu faydasız his çokluğundan harap oluyor kalbin ameli,dua çıkmıyor dilinden kalbin.Ve maraz..Asılda fıtratta olmayan,Kalbin hastalıkları,Rabbin merhametle farkına varılsın da iyileşsin diye şiddetini artırdığı hastalıkları…En büyük hastalıksa yalan..En büyük yalansa kendine söylenen…Aslında neyim ben sorusu,ciddiyetle sorulursa cevabı verir ALLAH.Yakın daire ise en büyük kanıt,en yakın daire ,aile ne düşünüyorlar benim için?En büyük faaliyet içte gerçekleşen,diğerleri onun gölgesinde..Kuralları tersine döndürmek,dışarıdaki faaliyetlerin yanında kaybolması kalp faaliyetlerinin.Akışın tersine dönmesi demek,ve Allah neyi niçin yaptığımızı er geç ortaya çıkarır..Bir şeyi aslına,fıtratına uygun yapmak ıslah,amacının dışında,fıtratını bozmak ise ifsat..Münafık ifsat eder de islah ettim der,çünkü şuurunda değildir.Ve kendine hep kendi gözüyle baktığı için akıllıdır,zekidir,sefih değildir.Beyinsizler gibi iman edemez.Her şeyin mantığı vardır.Kendi akıllı diğerleri sefih olunca ortaya kibir çıkar,kibirle de istihza,alay…Elmalılının örneği hali çok güzel anlatır,yazının süslü,güzel görüntüsünü yüksek zevkiyle alır yapıştırır üstüne kullanır,halbuki anlayamadığı bu güzel yazıda zelil yazmaktadır..Allah hidayeti herkesin karşısına çıkarır,ama bu anlık ticarette münafık,hidayete karşı dalaleti,şaşkınlığı satın alır ve zarar eder,zelil olur,hem burada,hem orada…Sure ağırdı,kolumuz kanadımız yorgun düşmüştü ama,ne kadar ağır ayet kaldırabilirse insan,kabir bağışıklığı kazanacaktı,korkuyu burada ağır ağır yaşayacak,o güne korku kalmayacaktı…

Meseller verdi Allah…Mihenk taşları.Vehimlerimizle anlayamadıklarımızı hikayeyle üstümüze giyer de anlarız diye..Ateş yakan bir insan..Aydınlanmak için sebep arayan,kendince bulan,ne kadar aydınlanabilir,aydınlık hissi sadece ateş sebebine mi bağlıdır,Ya Allah gözlerinin nurunu giderirse,karanlıkta donakalır.Tüm sebeplerin merkezinde ve sustuğu yerde Allah vardır…Kendi sebebine dayanmak ne emniyetsiz,kopuk bir hal.Ateş yanınca tekrar yürümek ise devenin ayağının çözülmesi gibi…Sağırdır,dilsizdir,kördür.Ya da şuna benzer der..Hangi sinema sahnesi verebilir bu dehşeti bilmem,göğün her yerinden inen şiddetli bir yağmur,hem yıldırım,hem gök gürültüsü var.Hem göz hem kulak hem kalbe hitaben,sarsılıyor insan..Ve yapabildiği tek şey kulaklarını tıkamak..Ne korkak,ne emniyetsiz hal,asrın insanının mikroptan,hastalıktan kaçışı gibi..Müminse ne rahat ve mutlu,sübhanallah der.Bilir ki kulağına bu ses geldiğinde çoktan kendi kurtulmuştur,elhamdülillah der,kulağını tıkamaz gönlünü açar..Müminle münafık farkı bu hamd ile korku farkı,çok endişe varsa ve razı değilsek,kendimize yeniden bakalım dedik..Kendimizle uğraşacağız,sınır koyamadığımız alan bizi kul edinir bileceğiz.Mesellerdeki karanlık gök kalp alemini,Allahın karanlıkta bırakması ise kalp hastalıklarını ifade edebilir.

Bu şablondan sonra yeniden hepimize seslendi Allah,ey insanlar Rabbinize kulluk edin… 22.Öncemizle, evvelimizle,üstümüzle altımızla,yanımız yöremiz ve nimetleriyle bizi bütünledi.Bunları yaratan Rab’dir dedi.Madem her şey birlendi,mümin de muvahhid olan demekti.Aşık olmak bunun için güzeldi.Sevgi ve korkunun mürebbiye dönüştüğü yer AŞKtı.Yeri döşek,göğü bina kılan Allah..Şüphe varsa,bence varsa,kendimizce varsa ve delil eylem yoksa,şuursuzluk var demektir.Yaptığımız şeyin sebebini bilmek zorundayız.Hidayet öykülerinin arkasında,neden yapıyorum?var.

Ve müjde..Müminleri..Cennetle..Ki cennet görünmez olan demek,etrafı hoşlanmadıklarımızla kaplı..Herkesin cenneti biricik,kendi seviyesine göre,ve herkes kendi cennetini burada rızıklandığıyla belirliyor,müteşabih ayeti Allah ü alem bunu da söylüyor,his biriktirelim,duygu yoğunluğu hazırlayalım.Açlık,oruç,boykot korkuyla efendimizin yanında olma zevkini tatmadık.Hiç olmazsa yakalayabileceğimiz kadar namaz,oruç zevki yaşayalım,dedik..Seviye Salih amelle, vermekle yakalanır dedik.Hayatımız Onun yanında olmaya müteşabih olsun..Bir kavanoz domates bize misal olsun…Ebedilik ise cennetin en büyük özelliği,insanı tatmin eden tükenmezlik duygusu…

Meseller için açıklama yaptı Allah ü Teala tüm bunların ardından.Allah küçücük sivrisineği örnek vermekten çekinmez.Her meselle yine ayrılır mümin ile fasık,mümin bu haktır der kabul eder imanı artar,insan anlamasa da Allah hayatıyla öğretir hikmeti,fasıksa bununla ne anlatmak istiyor der,anlamamazlığıyla uzaklara düşer zihni..Fasık,günah işleyen demekti.Fıskın diğer anlamı ise farenin çıkış yeriydi.Günah işleyen dairesinden bir delik açıyordu demek ki..Sonra bu delik büyüyor,sözler tutulmuyor,Allah ın yakınlıkla bağladığı bağlar korunmuyor,ve zarara uğranıyordu.

Ve ‘Rabbinize iman edin’ i hayatla başlatan Allah, ‘nasıl inkar edersiniz’ i ölümle bitirerek,bu kez yalnız 7 göğe vurgu yaparak insanın hikayesine geldi…İşte bu bizim hikayemizdi..Bu hikayeden aklımızda en çok kalan kelimeler,Halife,tesbih,esma,alleme(öğretme),bilme,bilmeme,secde,sınır,şeytan,istekbera-kibir,düşmanlık,zıtlık,Havva(kadın,erkek,evlilik-zıtların birleşmesi ve yeni amel çıkışı),yere iniş,müstekar…

Alim olan Allah ın insana verdiği en büyük değer a-l-m fiilinin tecellisiyle,öğrenme yeteneğiydi.Ve istenen hal ise melekleşmiş bir tavırla biz bilmeyiz sen bilirsin denmesi.Ademe Allah Esma yı öğretti ve ona bu değeri Allah verdi.Sübhaneke la ilmelena…Ve kendi ilmiyle onun ilmini ispat ettirdi.Ve secde emredildi.Yalnız İblis,kibirlendi,ben ondan hayırlıyım dedi,inkar edenlerden oldu.İblis in geçtiği psikolojik yolculuk bizim için önemliydi,ümidini kesti-iblis oldu,kıskandı-kibirli oldu,secde etmedi-inkar eden oldu,nankör oldu…Sonra Havva ile beraber ikilik dünyası başladı..Eş,mesken ve rızık insanın dairesini çizdi fakat bu formülün yanına cennette bile sınır eklendi.Daire çizildi ve şuna yaklaşmayın denildi.Cennette sınır varken burada sınırsız lezzet peşinde koşmanın beyhudeliğini anladık.35.Ve şeytan girdi sahneye..Kendi kayma sebebini insandan gördü.Tabiri caizse kuyruk acısıydı kendince,düşman oldu insana,ve niyetliydi ayağını kaydırmaya..Bulundukları halden onları çıkarmaya..Ve başardı,birbirine düşman olarak indi iki insan yere,belirlenmiş,müstekar bir vakit burada rızıklanmaya,tevbeyi ispata..Ve kelimeler bahşetti Allah hem ilk insan hem ilk peygamber olan halifesinin kalbine,tevbe kelimeleri…Rabbena zalemna enfüsena…Hem de kabul etti Tevvab..Fakat dünyanın sırrı çıktı açığa,tevbe edince dönmedi insan ebedi yurduna,cennete..Tekrar sınanmak için tevbe ettiğiyle dünya kuruldu.Cennette yapılan hatayı merhametli ana babanın yanında yapılan ve terbiye edilen hataya benzettik.Ama hata parantez oldu dünyaya,ne varsa rızıklandığımız burada,çarpıldı parantezin içindeki hatayla ve rızık+mihnet olarak çıktı karşımıza dünya..Yemeğin yanında,yetiştirme,kazanma,pişirme,defi hacet vs. vardı.Buradaki ispat karşılıksız kalmadı,38 de hidayet rehberine uyana korku ve hüzünden azade velilik müjdesi verildi.Dünya kolay yer değildi.Karar verip döndüğümüz halin bile çemberinden tekrar tekrar geçme yeriydi.Tevbeler tevbesi…

İnsanı da anlattıktan sonra Allah tüm mesellerini müşahhaslaştırdı ve İsrailoğulları örnekleri başladı.Başlarda onlar diye baktığımız,içimizde bir gayzla, lanetlenmiş kibirli ümmet gördüğümüz İsrailoğullarından kendimizde şubeler buldukça şaştık..Tüm hikayeler,insanın hatası ve Allah ın affından oluşuyordu..Tek istenen başka yere gitmememizdi.

-Zikredin,anın diye başladı…Nimetimi hatırlayın…Nedir bize verilen nimet,secde en büyük nimet.Nimeti değerlendirmek için terkip geliştirmek,monotonluğa son vermek gerekir dedik.Hayata ruh katmak.Ahde vefa göstermek,ahid ilk ahid,elest ahdi..İlk sözümüz ve tevbelerimiz..Tutarsak tutuluruz…Sadece Allah tan korkmak,rağbeten ve rahbeten,Allah a sırtını dayamak dağa dayamak gibi değil,korkarak ve umarak dayanacağız,başka korkulardan soyunarak…Kitabı tasdik etmek,hak nereden ve kimden gelirse gelsin kabul etmek..Ayetleri az pahaya satmamak.Orucu bir bardak çaya,namazı uykuya satmamak…Hakkı batılla karıştırmamak,sükutun ve konuşmanın yerini bilmek,hakkı düştüğü yerden ne pahasına olursa olsun kaldırmak..Yalanı yok eksiği var diyerek hinlik yapmamak,bize değen yerleri canımızı yaktı.Başkalarına iyiliği salık verirken kendini unutmak..43 ve 45 namazla imdadımıza yetişti.Tüm bunların hepsi zordu.Çaresi ise namazı ikame etmek,sabır ve namazla yardım dilemekti.Ve bu haşiinden olmayana zor gelecekti.Sabır kime zor gelir dedik ve cevap,asıl olanı ve yardımcıyı kaybedene olarak geldi.Aslolan hayat araya sıkıştırılan namazsa zordu,aslolan namaz,araya tanzim edilen hayatsa kolay…Nimet körleştiriyorsa,şükür duygusu kaybolmuşsa sabır zor gelir.Şikayet edenin nimeti fazla gelmiştir,şükredilmeyen nimet körleştirir..Şımarık haşiinin zıddıdır dedik.Haşiin,huşu sahibi Rabbine kavuşacağını bilir,tesellisi kuvvetlidir.

Ne yapacağız sorusuna yeniden zikir cevabı geldi 47.ayetten..Geçmişe dönüş yaptı,hatırlayın dedi,hani dedi ve insana verilen nimetleri tekrarladı..Hani Firavundan kurtarmıştı Allah,denizi yarıp firavunu boğmuştu.Hani Musa as. 40 gece yanlarından ayrılınca,buzağıya tapmışlardı da Allah yine affetmişti,hani cehraten,açıkça görmeden inanmayız demişlerdi de,yıldırım çarpmıştı ve yine belki şükrederler diye döndürülmüşlerdi,hani bulutlar gölge,gökten inen helva ve selva ile rızıklandılar,yeni bir şehirle meskenlendirildiler de tek istenen hıtta,günah yüklerinden kurtulmak ve bağışlanma dilenmekti,ama kelimeyi başka bir hale soktular,hani Musa as.ın su talebine asasına vurduğu taştan 12 pınar fışkırmıştı da,yiyecek ve içeceğin tekliğine kanaat gösteremeyeceklerini,şımarıkça Rabbine dua et diyerek bildirmişlerdi.Yüksek olanı alçak olanla değiştirdiklerinden üzerlerine horluk damgası vuruldu….Kendimize verilen nimetleri hatırlamaya çalıştık.Ve RAB be duayla hiçbir zaman bedbaht olmadığımızı..Firavun hikayesinde,ezilenin başa çıkacağı adetullahını,40 ın bir oluşum sayısı olduğunu,gecenin önemini,şirkin bedelinin ölüm olduğunu ve ölmeden önce ölmeyi,açıkça görmekte,bizi hidayete götürecek amel yerine aleni bir işaret ve keramet beklentilerimizi,tek çeşit taamda sofralarımızı ve şımarıklığımızı,yeni bir şehrin kapısından girmek ve hıtta demekle,girdiğimiz hal şehirlerini,hayat dönemeçlerini,ve efendimizin mekkeye girişini,12 meşrep insanı ve sebeplerin değiştiği mucizeyi,asayla taşa dönen deniz,ve asayla su fışkıran taşı hatırladık…

İnsanlar iman edenler olarak yeniden sınıflandırıldı 62de ve gerçek imana velilik müjdesi geldi yine..Hani dedi tekrar Rab,tatlı sert bir otoriteyle Tur u üstlerine kaldırdığı vakit,kitabı tutun demişti,içindeki hükümleri sürekli hatırlayın demişti,yine yüz çevirdiler,ALLAH lütuf ve rahmetle kurtardı,cumartesi yasağını kendilerini zeki zannederek,Allahı kandırdıklarını sanarak deldiler,ders ve ibret olarak,aşağılık maymunlar olun dendi.Hani Musa as.Allah size bir sığır kesin diyor dediğinde,içlerine eskiden kalan putların kurbanı istendiğinde,alay mı ediyorsun dediler,nasıl dediler,rengi ne dediler,iyice anlatsın anlamadık dediler,nihayet kestiler ama az kaldı yapamayacaklardı.Bizden bir şey istenince ne yapıyoruz?Soru mu soruyoruz,bu zeka alameti mi?İlk anda yapan pınarın fışkırdığı yerden içer,sonra yapan bin bir şey bulaşmış göletlerden…Zeka nedir,akıl nedir dedik,kalbe tabi olmayan vahiyle nurlanmayan aklın ayağı çelmekten başka işi yoktur dedik.Bu sığır ile bir zamanlar öldürüp suçu başkasına attıkları adama vurdular da hak ortaya çıktı.Allah ın da ölüleri diriltişi..Hatayı gösterir Allah düzelelim diye,yeniden döndüğümüzde ise mucizelerden pişmanlıklardan sonra,kalp katılaşır.Taş gibi..Taştan da katı…Taşa bakıp kalbe ibret almak düştü payımıza,ya içinden ırmaklar coşmalıydı kalbin,ya kırılınca içinden su sızmalı,ağlayabilmeli,ya da Allah korkusundan yuvarlanabilmeli,en azından titremeli…Allah kalplerimizden habersiz değildir ve amellerimizden..



Bunca örnekten sonra Allah,şimdi siz bunların hemen iman edeceğini mi sanıyorsunuz?Bilenleri bilerek,gerçeği anladığı halde menfaatine uymadığı için değiştirir,cahilleri de zanla,saplantıyla,kuruntuyla avunup durur,dedi..Kalbin anladığını dilin ve amelin inkar etmemesi lazım dedik.Yakaladığımız güzelliği kaybetmek tehlikeli..Elleriyle yazıp,Allah katından derler,bize sayılı günden başka ateş dokunmaz derler ve biz bakarız sayageldiğimiz zamana ve içine ne sığdırdığımıza..Neleri sığdıramadığımıza…Allah tan söz almadılar,ve biz de ömrümüz için almadık,yeniden baktık zamanı algılayışımıza..Kalbimize giren şey müthiş bir sihirle kaplıyor çünkü varlığımızı,81 de kim bir seyyie kazanırsa,o onu kaplar ihata eder,neye niyet ettiysek kainat ona yardım eder dedik..

Ve on emir..1-Yalnızca ALLAH a kul olmak,2-Ana babaya iyilik,3-Yakınlara,akrabaya iyilik,4-öksüz,yetimlere iyilik,5-Çaresiz,mahrumlara iyilik,6-İnsanlara güzel söz söylemek,7-Namazı kılmak,8-Zekatı vermek,9-Kan dökmemek,10-Birbirini yurtlarından çıkarmamak…Bu kesin sözü de vermişler,ikrar etmişlerdi,döndüler,dünya ve ahirette perişanlıktan başka bir şey kazanmadılar.Ahireti dünyaya sattılar,Musa ve arkasından gelen elçilere de,kibirle yalanladılar ya da öldürdüler,bizim kalplerimiz kılıflıdır dediler..Güzelliği kendilerine atfettiklerinden ve başkasında olunca takdir etmediklerinden,kibir ve kıskançlıktan lanetlendiler,tıpkı şeytan gibi..Bizde güzel ne var diye baktık,ve daha güzeli gördüğümüzde ne hissediyoruz kontrol ettik,şükür ve mutluluksa his,Allahtan biliyoruz güzelliği,hırs ve mutsuzluksa yapışıp kalmış üstümüze güzel dediğimiz,çirkince..Onun için ben tehlikeli,iyelik ekleri problemli,en güzel amelleri bile yerle bir eden sihirli güçler..Muhafaza olunası,sığınılası…Kabiliyet olan yerlerde kılıf olma ihtimali yüksek çünkü,kılıflı yerlerde çukur,ve çukurdan kurtulmak için himmet lazım,kendi kendine bataklıktan ancak veseveseli bir tip çıkıyor,dedik.On emirde Rabbin kendinden sonra ana babayı zikretmesinde vefa duygusunun kemalini istediğini düşündük,içten dışa,yakından uzağa..Suyun ilk damlayış halindeki daireler gibi,içte Allah a köle,hemen sonra ana babaya ihsan,sonra en yakınlar ve yakınlaştırılan öksüz yetim,mahrumlar,daha uzaklarda sadece sesimizin yettikleri,ve sorumlu olduğumuz kelamımız ki kalbimizin elbisesini giyer kelimeler,insan ruh katına göre kelime seçer hissine..Yeniden dairelerin sağlamlanması,namaz ve zekat,en içi kontrol ve vermek her neye sahipsek,sonra sınır kocaman daire yurt sınırı,yurttan sürmemek,kan dökmemek,sulh istemek…

Hayat nedir?Sorusuna yeniden 89 da cevap bulduk.İlimde birdi,yanına onu tasdik edip ileriye götüren bir tane daha eklenmesiydi hayat,insanın öğrenme sistemi,ama yanlarındakini tasdik eden bilgiden bile mahrum kaldı insan kibri yüzünden.Ne zalimdi insan,en yakınlarında,eşinde ana babasında,eltisinde kayınvalidesinde bulurda kendini ilerletecek bilgiyi,sırf inadından görmezden gelir kulp takardı..Halbuki hayat kaynağı bir bilginin satıldığı şey ne değersizdi..İman edin denilince,sadece kendine inene iman edeceğini söyleyen insan sadece kendi bildiğini güzel sanan ve –mış gibi yapan insan değil miydi?İnanıyorlarsa neden peygamberleri öldürdüler,neden buzağıya taptılar?Neden ‘Duyduk,dinledik,isyan ettik’ dediler.Kalpleri kumaşın boyayı emdiği gibi emmişti inkarı,ve isyan oldu kalbin ameli..Kazanılan kötülüğün kalbi ihata etmesi bundan demek ki,kalbe atılan kara nokta kağıt üzerine koyulur gibi değil,su üzerine atılır gibi,yayılıyor ve emiliyor her zerrece,iyilik de keza öyle Allah ü alem,ebru gibi güzel amelleri çıksın diye kalbin güzel renkler maharetli bir el tarafından atılmalı mı kalbe..

Ve Dar..Daire,den,sınırları çizilmiş,yurt ev,insanın hayatının döndüğü yer,darüsselam,darül ahiret,kiminse ölümü temenni etsin..Söylediğine inanmayan 1000 sene kalmak ister bu dünyada,alçak, yakın ve değeri edna olanda..Ben ölümü istiyor muyum dedik,iki insan tipi çıktı karşımıza,ve müslümanın nasıl olması gerektiği…

Pasif İnsan:Hiçbir faaliyeti yoktur.Ölürse hiçbir iş eksik kalmaz.Ölümü bekler,ömür tüketir.

Aktif insan:Çok faaliyeti vardır. Ölürse çok iş yarım  kalacaktır.Ölümü istemez.                                                              
Müslüman:Ahiret için çok faaliyeti olacak.Ölünce hizmeti devredecek.Ölümü isteyecek...


İşittik,isyan ettik cümlelerini,kalbin küfrü içmesi halini aşağıdaki hadisle beraber düşünebiliriz..

170 Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem' e: "Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de, Allah sizi o yüzden hesaba çeker ve neticede dilediğini bağışlar, dilediğine de azâb eder Allah, her şeye gücü yetendir" [Bakara sûresi(2), 284] anlamındaki âyet nazil olunca, bu durum Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbına ağır geldi Bunun üzerine sahâbe, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna gelerek dizleri üzerine çöküp şöyle dediler:

- Ey Allah'ın Resûlü! Biz, namaz, cihad, oruç ve sadaka gibi gücümüz yeten amellerle mükellef kılınmıştık Oysa şimdi sana, gönlümüze gelen ve kalbimizden geçen şeylerden de hesaba çekileceğimize dair bu âyet nazil oldu; buna güç yetiremiyoruz Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Sizden önce kendilerine kitap verilen yahudi ve hıristiyanların dediği gibi, işittik ve isyan ettik demek mi istiyorsunuz? Bilâkis siz, işittik ve itaat ettik Ey Rabbimiz! Bizi mağfiret eyle, bizi bağışla, nihayet dönüş sadece sanadır, deyiniz "

Sahâbîler bu sözleri okuyup, dilleri de ona güzelce alışınca, Allah Teâla peşinden şu âyeti indirdi:

"Resûl, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler Hepsi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, resullerine inandılar Peygamberleri arasında hiç bir ayrım yapmayız, dediler İşittik ve itaat ettik bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz, dönüş de ancak sanadır dediler" [Bakara sûresi (2), 285]

Ashâb inen âyetin gereğini yapıp, bu sözü söylemeye alışınca, Allah Teâlâ daha önceki âyetin hükmünü neshetti, şu âyeti indirdi: "Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorguya çekme!" Allah Teâlâ: "Evet" buyurdu "Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize ağır yük yükleme " Allah Teâlâ: "Evet" buyurdu "Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceği şeyleri de bize taşıtma Bizi bağışla, kusurlarımızı yok say, bize acı Sen mevlâmızsın, o kâfirler gürûhuna karşı bize yardım et" [Bakara sûresi (2), 286] Allah Teâlâ: "Evet" buyurdu

Müslim, Îmân 199

Can'a hürmet ve muhabbetle....Emeğini zayi etmeme duası ile....

14 Ekim 2010 Perşembe

Görünmez Olmak

En büyük çocukluk hayalimdi galiba,görünmez olmak, ışınlanmak,zamanı durdurmak.Bizim zamanımızda babası uzaylı olan bir kızın gizemli gündelik hayatını anlatan bir yabancı dizi vardı.Kızın adı,ivi diye söyleniyordu nasıl yazılır bilmem.İki işaret parmağını birleştirir zamanı durdururdu.Sanırım bizim jenerasyon büyüdü de şu saçma sihirli dizileri yaptılar.İçimizdeki gizemli hayal pek kaliteli yansımadı medyaya yani.Hayallerimiz içimizde saklı hala,görünmez olmak,hiç değilse bir saklı bahçeye,gizli hazineye sahip olmak...

Şu aralar,ne kadar isterim görünmez olmayı,buyrun arkadaşlar paylaşamadığınız hizmeti ben yokum demeyi,yokluğu içime iyice sindirmeyi,ölmeden önce ölmeyi.Gel gör ki görünmezlik öyle pembe fuşya atlaslar,tülden rüzgarlar ve hoş nağmelerle çevrili değil.miş.Bilakis hoşa gitmeyen şeylerle çevrili onlarla örtülü.Tırmana tırmana gidilecek,tırnaklarımla kazıdım da geldim denilmeyecek,her geçilen nahoş şey ayrı bir lezzet verecek,damak zevki gelişecek ruhumuzun.Tatlar keşfedeceğiz,içine girmeden hiç bilemeyeceğimiz.Açlığın,yorgunluğun,haksızlığa uğramanın,hakkında başka şeyler düşünülmenin,saf dışı bırakılmanın bir tadı olacak.Çünkü başka türlü-benim dayanacağım kimse yok,vekilim sensin,ne güzel vekilsin-i yüksek bir kurdan söyleyemeyeceğiz.-Ve ufevvidu emri ilallah,innallahe basirun bil ıbad-ben işimi Allah a ısmarladım,Okullarını hakkıyla görendir-diyeceğiz,işimizi ona bırakmanın hafifliğini başka nasıl yaşayacağız yoksa.Uykusuz ve endişeli,kalp küt küt bir gece,bol uykulu geceden tatlı olacak.Çünkü tat sonuca etki edecek belki,belki hiç bir emaresi görülmeyecek kalbe bıraktığı bir işaretten başka..

Görünmez olanı yok saymayacağız,üzerindeki acı lokmaları yutup tatlı sona hazırlanacağız.Gün değmemiş o bahçe bizim olacak,belki dilimizden dökülen bir şarkı yerine koyduğumuz Rabden alınan kelimeler olacak ağaçlarımız,belki hu diyen nefeslerimiz..Evimiz,beden evimiz,kalp evimiz,cennetimiz.Saklı bahçemiz,avaz lezzetlere inat,saklı lezzetlerimiz,cennetimiz..

Cennet görünmez olan demekmiş.Yeni öğrendim.Cennet cennet dedikleri herkese ayrı gizli.Hepisinden iyice bize seni gerek seni..Ey zuhurunun şiddetinden görünmez olan güzeller güzeli...

12 Ekim 2010 Salı

Taş, Kuş ve Deve


Bakarada bir taş var.Belki bana değiyor ta baştan  beri. Çok uzakta bir kuş var,kanadında gümüş var,düşünüyorum halimi.Bir de hadislerden ayağını sürüyüp gelen bir deve,hatta kervan,karmakarışığım yine ben bu ara..

Bakarada bir değil üç taş var.Biri kalbin i hali,biri cehennem vakudu,tutuşturucusu çırası yani,biri insan kalbinin bir üst merhalesi.Sözünde durmayan kalp taşlaşıyor,insanın yanında büyüttüğü bir varlık olup cehennemi tutuşturmaya gidiyor,sonra taş bile kalbinden iyi oluyor insanın,içinden sular fışkırtıp Allah korkusundan yuvarlanıyor.Ve biz yakıtı taşlar ve insanlar olan o yeri okuduk.Duyduk yani bunu,nasıl sırt döneriz şimdi taşlaşmışlıklarımıza.Katılıklarımıza.Ki taş ateşte erimeyen tek madde,demir erir de taş erimez.Ufalanmaktan başka çare görünmüyor.Bir denize kıyı olup dalgalarla yontulacağız belki..Ateşten önce su deneyeceğiz.Taşla ötelerde muhatap olmayacak olanlar,içlerinde taş biriktirmemiş olanlar var bir de.Hendekte karnına taş bağlayanlar,kızgın taşın altında,doğruyu,yalnızca doğruyu söyleyenler..Bir var bir yok taş,orda varsa burda yok,burda varsa orda yok belki.

Bir kuş var sonra,olup uçmak istediğim,taş olup kalmak istemedikliğimin yanı başında.Ben yattım taş gibi,Allah kaldırsın kuş gibi duası var bir de çocukluğumdan kalan.Taştan kuşa uzunca bir yol var aslında.Hani mümin kalbini kuşa benzetiyor efendimiz,öyle naif,öyle titreyerek ve özgür yaşayan,hem rızkını yiyen,hem etrafını kontrol edip kendini tehlikelerden koruyan,rızık endişesi taşımayan,kuş gibi hafif ve özgür bir kalp,selim yani,yüksekte.Oysa taş ağırdır,taşıması zor..

Senin kuş olduğundan şüpheleniyorum dedi bir arkadaş,beni sadece okulda gördüğü için çok az yediğimi düşünerek.Bir diğeri ne kuşu dedi,ben deve kuşu dedim..Sonra takıldım,işte bu dedim tamam,tavus değil hindi derken,deve kuşu tam isabet..Kuş bile uçar aynı cins kuşla,deve kuşu uçamaz o varoluşla..Nakarat da geldi.Sonra kervan kervan develer zihnime,ama hadislerden.Karışığım işte.Ayağı bağlanıp sonra çözülen yaptığından ibret almayanı mı ararsın,susayıp bir solukta içeni mi,ama bir tane daha var kervanda,en ağır yükü yüklenmiş,yorulmadan susamadan koşuyor gideceği yere,ağır,hantal ama gidiyor,gocunmuyor,aşık deve...İş aşık olabilmekte..

İşte böyle,tekrar okuyunca anlar mıyım şu hissettiklerimi bilmem ama yazmasam daha çok karışacağım.Maksat yolculuk başlasın..

18 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi ,nihayet!

   Ne özlemişim aklımdaki o cumartesiyi,ağaçlardan bir iki yaprak düşüşünü sarı sarı,sonbaharı,dostlarla göz dili kullanarak hal hatır sormayı,dinlemeyi ve susmayı..
 
  Bir tuhaf hal ama üzerimde, ümitle ümitsizlik,hüzünle neşe,korkuyla emniyet arası.Bakara suresi böyle devam edecek,bir kitabın ilk sayfaları önsöz niyetine,hangi kavramları kullanacak ve ne üzerine çalışacaksa sahibi bize onu açıklayacak.Elif,lam,mim diyecek.İçten dışa bir ezgi örecek.Onlar ki diyecek,Rab le buluş diyecek,ver çoğal diyecek,namaz diyecek,zekat diyecek.Kalp diyecek,taş diyecek.Mümin,münafık,kafir diyecek.Dünyayı ve cenneti de söyleyecek,hatta mümin ve kafir iki üç ayetle kesin çizgilerle belirlenmiş yerlerinde içimize dokunurken,münafık onüç ondört ayet,ve mesellerle damarlarımızda kol gezecek.Ve ben bilemeyeceğim ne üzereyim,çünkü kalp ismi bile kulüpten gelme dönüp duran yani,ve iman,etmekle olup bitmeyecek bir alış veriş,hidayet sürekli satın alınacak bir şey paha biçilemeyen üstelik,her an alınacak,karşılığında vererek...

   İki mesel verecek kitap ta en başlarda,ateş yakan ama aydınlanamayan,gözünün nuru gidiveren ,hiç bir şey göremeyen,hiç bir sebebin istedikleri sonuca ulaşmayacağını bilemeyecek,şuurunu yitirmiş insandan bahsedecek.Biz Ya Müsebbibel Esbab,heyyi'lena sebeben sebeba,diyeceğiz.

  Gökyüzü kararacak,hem hava hem bulutlar hem insanlar kara,hani Nur suresindeki Nur ayetinin zıttı,kesafet ayetindeki deniz karanlığı gibi..Şimşek çakacak,yıldırım düşecek,gök gürleyecek,kulak duyacak,göz görecek,beden hissedecek ama zavallı insan,Allah ın emniyetine giremediğinden yalnızca kulaklarını tıkayarak bir köşeye sinmekle korkusunu yaşayacak ölümünün,kulağını kapatarak ölümden kurtulanabilir mi?Sağır,kör,dilsiz olma yolunda hastalığı artacak...

   Duymadan rahat rahat yaşıyorum,aman susun,ölümden bahsetmeyin neşemizi bozmayalım ağzımızın tadı kaçmasın diyecek insan.Ama gök gürültüsünde saklanacak,depremden kaçacak,yastığındaki mıtelardan kurtulmanın,ve daha rahat ve sağlıklı nasıl yaşayabileceğinin endişesi saracak tüm benliğini.Hiç bilmediği mikroplarla karşılacak gün be gün,hastalıktan,ayrılıktan ölümünden ve çevresindekilerin ölümünden,beğenilmemekten,sevilmemekten,takdir görmemekten,standardının düşmesinden korkacak.Hayat her sonbahar halinde yıldırım,şimşek ve gökgürültüleriyle göründüğünde kaçıp saklanacak,duymak istemeyecek asıl sesi,çünkü kendisine yaptğı yer iki delikli,biri olmazsa biri,nifak üzere kalbi,emniyetten beri..
Oysa bambaşka bir portre var öbür tarafta,gökgürültüsünü duyunca Rad la beraber hamdeden,elhamdülillah diyen,aynı olayın her uzvuna farklı düştüğünü bilen,ve gökgürüldediğinde çoktan yıldırımın düşmüş olduğunu bilen ve zaten tevekkülle emniyetle,elhamdülillah diyen biri..Meleği tülden kanatlı,narin ve uçuşan kelebek tarifinden öte güç,kuvvet olduğunu ve her fizik kuralının ardındaki gücün bir melek yani kuvvet olduğunu bilen,kendini Allah a güvenerek endişelerden kurtulan biri...Kuvvetini Kudret olarak kullanabilen biri,ne verildiyse kendine kuvvet adına onu idare edebilen,sınırlandırabilen sevk edebilen,tıpkı Rad gibi...Allah ın izniyle tabi..

      Tüm bunlar bana efendimizin tebliğini hatırlattı,LA İLAHE İLLALLAH de kurtul..Neden kurtul,endişelerden,korkulardan,nasılsa başına geleceklerden kaçmaktan,iki ara bir dereye sıkışıp kalmaktan kurtul.İlah ,özlenen,umutla beklenen,umulan,haşyetle korkulan,aşkla sevilen,tutkuyla bağlanılan çünkü..Ve o biri,mümin yani her duygusunu Allah ta ve Allah la yaşayan...
La rezzake illallah,Hiç rızık verenim yok,ancak Allah..
La vedüde illallah,En çok sevilecek,ve en çok seven yok beni,bir tek Allah..
La rabbe illallah,Hiç bir terbiyecim yok başka,ancak Allah..
La melike illallah,Hiç sahibim yok benim,özgürüm,ancak Allah...
La mağbude illallah,Var mı ibadet edilecek başka,ancak Allah...
Allah anlamayı ve yaşamayı nasip etsin inşallah...

17 Eylül 2010 Cuma

Yeşil Bir Ağacımız Olsun

Yeşil bir ağacımız olsun kalbimizde,özenle atılan tohumu sebatla bekleyelim,güneşine engel olmasın hiç bir karaltı,yağmurla besleyelim,elimiz değsin toprağına yeşillenelim,meyve verelim,veremesek de yeşil kalalım,o ağacı orda güzelce tutalım,hem belki ,belki bir kuş cıvıltısı süsler o ağacı ,bir gün..

Belki kendimiz bir ağaç oluruz o zaman,yeşil,dalları meyve dolu,meyvesi tatlı,hani diyor ya alemlerin efendisi,mümin işte o ağaca benzer,evet evet,hurma..

Belki güzel kelimelerimiz olur o ağaçtan beslenen,güzel kelimeler,belki Meryem in belki İsa nın,kelimullahın dilinden,ama ille Meryem,anne Meryem,yani sus önce söylemeden..Güzel kelime ulu bir ağaca benzer diyor ya alemlerin Rabbi,dalları cennete uzanan,evet evet cennet,bahçe yani ağaç yetişen yer...

Belki kuşlar geçer üstümüzden,kanatları O nun ellerinden,ellerinden..:)

30 Temmuz 2010 Cuma

Yaşamak...

Allah nazari değil pratik akılla bilinir..
Kant..
Le amrüke..senin ömrüne yaşantına yemin ederim ki,diyor Allah resulune..Resulun hayatı en büyük ayet demek ki..Ancak yaşanarak olacak,ama nasıl olacak,yaşamak zor..Ve yaşamına yemin edilen hayat sahibi diyor ki,

Helekel alimun, illel amilun..Bilenler helak oldu,ancak yaşayanlar..
Helekel amilun ,illel muhlisun..Yaşayanlar da helak oldu ancak ihlas sahipleri..
ala hatarin..onlar da tehlikedeler..
Eni sonu nefis meselesi,nefisteki vicdan,heva savaş sonuçları,eni konu tehlike..
La ilahe,illa Allah...illa Allah,illa Allah...

8 Nisan 2010 Perşembe

Kadın olmak üzerine..

Belki o hadisten başlamalıyım.Evet,muta ile ilgili hadislerden.Muta nikahı resulullah zamanında savaş seferi sırasında bir kez izin verilmiş fakat daha sonra yasaklanmış süreli nikah,yani iranda zannedildiği gibi hem helal değil,çünkü hem bireysel hem toplumsal açıdan uygun değil..
Malesef isimlerini hatırlayamıyorum iki sahabeden biri anlatıyordu,arkadaşım ve ben çok güzel bir kadına rastladık.Onunla nikahlanmak istedik.İkimizden hangisini seçersin dedik.Bana ne verirsiniz dedi.İkimizde üstümüzdeki ridadan başka bir şeyimiz yok dedik.Arkadaşımın ridası yeni ve gösterişliydi.Bense ondan daha yakışıklıydım.Kadın ikimize de uzunca baktı.Onun ridası güzel dedi.Bana tekrar bakıp beğendi,senin ridan da bana yetişir dedi.Nikahlandık,Onunla üç gün geçirdim.Resulullahın bu işi yasakladığını öğrenip ayrıldım...
İnsan seçimleridir ya,kadın ne ister her zaman her şeye konu olur ya,olur da hep denir ya,kadın masum bir sevgi ister,aşk ister,öyle çok büyük bişey istemez..Gelin görün ki evlilik tercihlerine baktığımız zamanda öyle masum sevgi,aşk isteği pek görünmüyor.Kadının statüsünü çoğunlukla kocasından alıyor,çok başarılı kariyer sahibi kadınlar neden bekar,masum bir sevgi bulamadıklarından mı,kendilerine denk birini göremediklerinden ve statülerini korumak istediklerinden mi,bilmiyorum,bunlar sadece gözlemlerimden(iç ve dış) çıkardıklarım .
Erkek güzel kadın istiyor,güzel kadına zaafı var.Kadının erkekler tarafından beğenilmeye,bunun için süse,modaya,kozmetiğe,alışverişe,dolayısıyla paraya ve bunun için paralı erkeğe.Ve hemci kadın,hem zengin hem yakışıklı hem romantik hem esprili,hem... Böyle bakınca kadının hali çok girift göründü gözüme,bir kadın olarak hem de..
Yusuf suresi..Şüphesiz kadınların hilesi büyüktür.
Nisa suresi..Şeytanın hilesi zayıftır.
Bu düğümü çözen kadın evliya,hz Rabia..Fercini en güzel koruyan erkeği olmadan Ruhullah a gebe,Hz Meryem..İktidardan dünyadan vazgeçen kadın anne olmadan Kelimullah a anne,Hz Asiye.Tahtından vazgeçen,adil kadın avluya alınan,suya eteğini toplayıp giren her şeyi göze alan kadın,Sultan Süleyman a eş..Malını enerjisini sevgisini eşi uğruna harcayan şefkatli kadın,Allah ın selam verdiği kadın HZ.Hatice..
Kadın olmak güzel,kadın olmak Cemal e yakın olmak,Rahim sıfatında yaşamak,erkekle Allah ın arasında yüzü Allah a dönük olmak.Ama temiz olmak,ille temiz olmak.Kad efleha men zekkaha...Erkek ya da kadın..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...