ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2016 Cumartesi

Taş ve kuş

Yola çıkmak gerek. Kervan yolda düzülür. Niyetle kardeş yol. Nicedir yola çıkamama sebeplerimi düzdüm. Kaç kere de niyetlendim sebeplere yenildim.
Herşey vakitle belki onun için. Yaralar kabuk baglasin özlem artsın ki kendini seyret için..
Hep yoldaydik. Yolda olduğumuzdan gaflet belki anı bunca parcalayan, ruhumuzu tirmalayan ,şu hayat telaşı dediğimiz şey, günlük rutin, bizi yere göğe, güneşe aya bakıp hayat bulmamiza engel ettiğimiz..
Yol..sınırları, yönü, kıvrımıyla içimizde bir ucu..Kenarda oyalanmaktan ,dunyanla yorulmaktan vazgeçip yolda yorulmayı göze almak,öncelemek ipucu...
.....
Sebepleri susturdum. Nisan yağmuruna tutuldum. Haremine girerken tanıdık bir titreyis . Avluda Şemsiyeler,yeryüzünde bir gölgelik.. Hutbesinde ölüm, namazında hitab... Ikindi.. kapatın şemsiyeleri, rahmet var.. Sırılsıklamız işte, içimiz dışımız.. Nasıl iri taneleri, nasıl oynatiyor içimize dizdigimiz taşları..
...
Yolda, sana bir taş getirdim demişim, bakışınla kuş olacak...

Umut..dua niyetine..
Umut kesilmez bir yağmur
Umut afvı Rabbin..
Tenine kendiyle bağı taze su degdirmesi...

28 Kasım 2014 Cuma

Ravha...

Hayatımızı film izler gibi izlediğimiz zamanlar olur ya, öyle dışında ..işte öyle bir anda vardık bi'ru ravhaya. Ravha kuyusuna..Bedir de..Medine yakınlarında..Küçük bir belde Bedir..Bu ülkede gördüğüm ilk şehit anıtı var kabristanin önünde..yolda bu dağ meleklerin indiği dağ midir diye baktığım yücenin eteklerinde, Bedir e hoşgeldiniz yazıyor, tüm küçük beldelerin girişindeki sevimli renkli tabelalara benzeyen yazıyla...Haberimiz yok yol üstünde nerelere gidecegimizden, rehberimiz bir ogrenci velisi, takılın peşime demiş, düşmüşüz yola...Alelacele..ziyaretten çıkıp yola cikmisiz istemeye istemeye...arabalar taşlı Kayalı engebeli yollardan atlayarak zikzaklar ciziyorlar, uyku bekleyen gözlerime güneş doluyor, neresi burasi diye bir iz arıyorum, el yazıları görüyorum kayaların üstünde, ok işaretleri: bi'ru Ravha...
Ravha ruhumu serinletiyor rayihalarla...
Ama beden çok ruhun yanında, beden kesif, aciz, uykulu, yorgun, aç...
Kuyunun yanına çektik arabalarimizi, üzerinde depo mu su tankeri mi bir şey var, iki musluk...suyu aciymis kuyunun, Bedir ashabi icsin diye bir yudumuyla tatlanan su bu..Hala akıyor ne mutlu...arkadaşlar resim çektiler, çocuk pozları, eskisi kadar sinirlenmiyorum diye sevindim. Suyu içtim, kulaklarimi kapadim..şifa diye cocuklarin elini yüzünü yikadim, sanki bunları ben yapan ben degilmisim gibi, o hissi biliyoruz yapıyoruz ama farkında olmadan...
Sonra işledi içime , bi'ri ravha...

Medyen suyuna varmış gibi..Bir Medine yolunun mührü gibi..Iki dudaginin arasında hayatimin tadı gibi...

9 Eylül 2014 Salı

Konya Medine arası Mekke ...

Şimdi içimden ayrılıp yol olan bir damar
Ilık ılık yatağını yapıyor
Bir gök elvanı sarhoşu dağlar
Yolların önünü gök yüzünden kapıyor
Ve dağlar sırf bu aşkla yok oluyor,
Nice ruhun yüzü suyuna ova oluyor,
Rengi atıp boz oluyor..
Sapsarı kesiliyor aşkından toprak
Yolu Medine oluyor, Konya oluyor...

Şimdi bütün ince damarları sızlıyor yeryüzü ikliminin
Sızlamayan damardan kan akmıyor
Titremeyen yaprağa su yürümüyor
Can...öyle bir abı hayat ki
Ne gelesi ne çıkası acısız değil
Can...işte şerha şerha yarıp içimi
Bir minibüsün arka kenar koltuğuna yerleşiyor..
Göğü deniz yeri gök olan bir yolda tekerlekler dönüyor...

Şimdi on sekiz beyit Yasin e karışıyor
Bu damarların karismamasi mümkün değil
Taze temiz kan yürüyor gövdeme
Gövdemıze gelen kan gözümüze gelen yaştan ayrı değil..
Lokmalarindan nasibimi arıyorum sevgilimin
Bir kaşık çorba bir dilim peynir ekmek çay
Dediysem anla beni lokmanin hepsi yemek değil, içmek değil..
Bu yolun nasibi riza lokmasindan başkası değil...

Bütün damarların sıratı mustekimi hablullahtan başka bir gök ipi değil...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Yolluk yoksunluk

Nereye sürsek gönlümüzü cocuklugumuza çıkıyor yolumuz. Annemiz Babamız cocuklugumuzun direkleri. Kimi kırık dökük kimi masum çocuk anılar..Sıla vasil eden geçmişe..kirdigin kabuğun parcalarini yapistirip kabul etmek...Bu benim kabugum Özüm köküm deyip zurriyetine dua etmek, istafasina senden sonra gelecek neslinin...
Şimdi...hem olduğun hem öldüğün an...
Çocukluk...acisina ve tadına asla ulasamayacagin vakti hayatın..
Yaşlılık...cocukluktan gençliğe erginlige onaramadigin farkedemedigin kiriklardan sızan kokular...
Evlilik..bir de onun çocukluğunu yuklenmek omzuna. Onun muhtemel yaşlılıgini kendininkine ilaveten. Düğümleri çözmek , sökülmüş bir ipten yeniden birseyler örmeye çalışmak..çocuklarının çocukluğuna iyi izler bırakmak istemek..
Elmalı pasta ve cilek receli kokusu
Pazar günleri merdaneli makine sesi
Yaprakları zikreden çiçekler
Kazan sincan otobüsleri
Hasta annane bakim sıraları
Çamurdan mutfak takımı
Taştan bebek
Dağdan gelen çiçek kokusu
Uzun sayılar
Kızlar kayasi yürüyüşü
Kesik kesik zamanlar...
Onunki ise bambaşka , el işi, yedi kat yabanci..

Malatya'da...
Keban yolunda..her yolda çocukluğunu arayan 40 yaşında birinin yanında bir iç yanginiyla bogusuyorum. Binbir türlü endişe bir kaç damla kanım. Insanım..dışarıdan bakınca gayet normalim, içeriden kendime bile gurbet..

24 Haziran 2014 Salı

Eşik

Hayat dümdüz yürüdüğümüz bir yol değil.Dag bayir vadiler dolaniyor yollarimiz, dilimizdeki ezgiler tutuyor kalbin ritmini, makamını ve biz bazen az gidip uz gidip dere tepe düz gidip bir de bakıyoruz ki bir arpa boyu yol gitmisiz. Bir bakıyoruz dönüp dönüp  kendi etrafimizda aynı yere gelmisiz. Daha kötüsünu zikretmeden geçelim. Tali yollar çıkmaz yokuslar. Rab yürüyüşleri boşa cikarmayandir. Mutlaka bir yere koyar Kulunun adımlarını. O değil mi bir adıma 10 adım gelen , yürümeye karşılık koşarak gelen Rahmet...
Yolda olduğumuzu her hissettigimizde _topal karınca-misali yola dair bir çok işaretle karşılaşıyoruz. Bize düşen okumak ...okumak yolu...işaretini...oku emri bunun için...ve farkettiyor ki yolun sahibi bu yol cuzlere, parçalara ayrılmış. Zorlandığımiz bir eşik var..yani benim var..orda sebatla durunca vazgecmeyip yürüyünce açılacak bir yol.
Kilo verirken bir yerde durmak gibi...60 in altına yeniden inmek için ne kadar uğraştığımi hatırladım bugün 8 yıl önce...
Ezber yaparken bir yerde takilmak gibi...Leyl süresini bir türlü verememek gibi aradan daha uzun sureleri ezber etmeme rağmen, daginikligimin ispatı, düzensiz gecelerin, sırrını cozemeyisim belki kadın ve erkeğin, belki herbirimizin farklı farklı olmasını amelinin, belki güzeli tasdik edemeyisimin..

Velhasıl. ..Ramazan mübarek ramazan kerim. .Ramazan, bir eşik atlar mi kulu bu yolda diye sunulan imkan...Kul olma yolunda , okuma kursu, yeme içme, uyku,azik hazirlama temel ihtiyaç duygu takva eğitimi...
Sonunda vaad edilen varış:fe inni karib....yakınlık....

Bu arada eskiler eşikte beklemeyi iyi saymazlar, mazallah...
Herkese O na giden yol kolay gele.....

10 Şubat 2014 Pazartesi

Evine dönmek

Evimi evinin yanına kondurana hamddan sonra,
Her yolculuğun eve dönmek için yapıldığını kendi kendime söylemek isterim..kendi kendime, sessizce, hafi, gizlice bu yolculugumun anahtar kelimeleri diyelim, kelimelerin kifayetsizliginin bu yolculuğuma rast geldigini ekleyerek..
Bütün kelimeleri, düşündürdüklerini bir kenara bırakıp eve dönelim.Eve dönelim, içimizde Ali imran.
Şerha Şerha yarilan içimiz bakaradan sonra boyun bukerek cekemeyecegimi yükleme diye, aile olmayı öğrenecek artık..cogalmayi, dogum sancisini..istediği hale sokacagini bilecegim hallerimi merhamet elinde..belki bir ağaç altına siginacagim evimin bir köşesinde..ille evimin..
Düşünmekten yorulunca kalbim, bir çorba pisirecegim ağır sakin, ici dualı..yaralı yerime dokununca biri önce yorulacagim, çaresi yürümek bitkin düşene dek, ben evi supurecegim, bazen aklıma o sahne bile gelmeyecek babazizden,
Can süpürgesiyle cananin evini süpür..innallahestafa ademe ve nuhen ve ali ibrahime ve ali imrane alel alemin gelecek nice sonra, yorulunca..zurriyetime dua edeceğim cocuguma gulumserken, tam kizacakken..
Evime döneceğim.guzel evler görerek..oyle ki eşyalar yerinden memnun olacak, bulasik bulaşık olmaktan,çamaşır dağınık olmaktan tabure oylesine bir tabure olmaktan memnun..
Koltuğun ruhuna değecek elim, domatesin,ateşin sogugun, pencerenin..Hal olacak kelimelerim hayal bu ya dua bu ya..
Yalnizligin her boyutu tatlı gelecek sonra, kul Allahi bulunca,yer ile göğün seyri baslamaya görsün gece gündüz,ayaktayken otururken ve ille yan yatarken zikrededursun kalp, o zaman ruh bayramı görsün..
Ali imran geldi..ne hoş ne güzel ne iksirli ne tesirli geldi..Hamdolsun..
Maşallah tebarekallah ondan istifade edip, kana kana icip bize de sakiligiyle hayat dagitanlara...
Ya hayy ya kayyum...

24 Ekim 2013 Perşembe

hacc

Hacc yönelmek demek ..
Yönünü ona çevirmek..
Pusulanı tam yerinde sabitlemek Sahibinin evinde
Hududu melek kanadiyla çizilmiş Hudutduz bir beldede..
Soyunmak tüm istek niyet ve dileklerinden
İllasi kalmak bir tek..
Hic bir yerde kalmamak demek
Hanci değil yolcu olmak..
Yerlesik degil göçebe..
Hacc bakmak demek kendine
Imtihanin icinde halin nice..
En detayli haritan ,
Ince ince
Neresindesin hayatin
sana gosteren
Apaçık öylece
Ve itiraf
Ve tanimak
Ve aşk
Ve korku
Ve umut
Ve sığınmak ellerine
Yorulmak biteviye..
Ölmeye çalışmak
Yasamak için gerçekce..
Ister isteyerek
ister istemeyerek
gelin dendiginde
Hacc
Isteyerek geldim
diyebilmek bir keresinde..
Taklitcinin hacci
tahkikcinin hacci
aşığın hacci
Hacci ekber..haccin da hacci
Her yıl
Her hilalde
Her gunes batisinda
Hatirlamak
Dağların dağını
Arafati..
Vadileri ovalari yarık
Gonulleri
Su zayıf bedenleri binekleri
Alistirmak ...

Hacc yolcu olmak daim..güzelce...

16 Eylül 2013 Pazartesi

Yoldan yolculuktan kelimeler

Bu da yol hatirasi kalbimin...istihare yazilir ya hemen ,unutulmasin diye..onun gibi 12 eylul 2013 /7 zilkade 1434 gitmeden hemen once gelmeden...

Önce/

Uçakla
metroyla gelmek _size
Para, akbil ,jetonla çalışan
Zaman makinesine ilismek..
Modern zamanda tutunmak_ipinize
insanların
taşıtların
bakışların
' ahir zaman'in
ve Kalp atışlarımın
hızına rağmen
yavaşlamak..
binlerce yüzün
üzerine Okumak ..
Duayı ummete Muhammed
Sizdeki şefkat merhamet
gözlerini kapamak...
eski istanbul hatirasi
Yokuş çıkmak
Çamlıcanın yanıbaşında
Ağaçların
fikirlerin
duyguların
Ve insanların
kalabalığına rağmen
Kalabaligima rağmen
Yalınlaşmak
Mesela
Hayal kurmak..
Kahve kaynatmak
mesela
yüreğimin közünde
Film sahnesi iste..
Rengi efekti
Görüneni gorunmeyeniyle
Bakır kulplu fincanla
sunmak yangınımı...
Yasadigim yerin sıcağını ..
yollara nasil baktığımı..
Başucumdaki Mesnevi yi
Liyakatsizliğimi...
Şu oyuncak dünyanın
ulaşım araçlarınIn
hepsinin
Butun hizina ragmen
bana derin vadiliğini ..
Hac yoluna
düşmüş birinin
Zafiyetini
acziyetini
ümidini

Sonra /

Kapıdan girerken
Belkıs gibi
Eteklerimi mi toplasam
Takva bu değil mi
Şu dikenli çalılık kalbim
/e Gül Efendim...
Artık kelimelerim
Kül efendim...
Lal dilim...

Daha sonra/
Ay
Aydın
Aydınlık
...

31 Ekim 2012 Çarşamba

yolda


şimdi nefesini tut..
dizlerin kadar olsun kapladığın yer..
gözlerini yum..
dinle...
ve bak nedir sana verilen yol azığı..
neyinle gideceksin menziline..
dünya yoldan başkası değil..
yolun kuralı bu...
sende olanı, olmayanı ortaya çıkarmak..
onun için bunca akmak
bunca durulmak
gözlerim yaşlanıyor..
gözlerin yaşlanıyor..
kirpiklerimiz dökülüyor...
gözlerimiz dökülüyor kirpiklerimizden..
gözleri ışıl ışıl..
O nun..
ışıl ışıl gözleri..

artık...zaman,
gökyüzünden takip edilen tek..
göğü müşahadeyle ayarlıyorsun kulluğunu,
ayın şekli şemali,güneşin ışığı belirliyor buluşma anlarını,
bedenin ruhla,ruhun sahibiyle..
gök başlı başına şehadet,
gök ki sevgiliden sonra el değmemiş tek hatıra..
ve gizemi göğün,nazı,
geceler..
on geceler,
kırk geceler..
rüyaların, sana özel filmlerin,
terliğini çıkar ki sen derin bir vadiden geçmektesin..
hayallerin,pınar başında bir ceylan,
ve tevbeler tevbesi..
sahi sen kimsin..

bir sefere çıkarıyor seni işte hilal,
kaybolsun tüm teknolojiler,
bize gözleri yeter..
Allah ın senin üzerindeki hakkı, sefer..
Yollara düşüyorsun,
üzerinde kefenin..
dağlara çıkıyorsun,
çadıra sığamıyorsun,
ille gök olsun tavanım diyorsun..
dünyanın ve dünyalığın tel örgülerini aşıyorsun..
güneşin batışını izliyorsun mesela..
Rabbin ne romantik..
sen ve O..
O ve bunca insan,sel,sen damla..
Hayret ya Rab,iki kişilik beraberlik nasıl mümkün bunca kalabalıkta..
Arafatta..
Annen ve babanın dünyada ilk buluştuğu yerde
Zilhiccenin dokuzunda..
Zamanla mekanın buluşmasında sen..
Seni dünyaya indirenle buluşuyorsun..
Dur diyor,şimdi güneş batana kadar konuş,
anlat bana nerelerdeydin aslında kimsin sen..
senin vakfen bu..varsa tek marifetin ..
battı mı güneş,sel ol ak,
coş anmakla seni en çok seveni..
uzun uzun yürüyeceksin..
yürümek düşünmek demek..
uzun düşünmelerle bileceksin şeytanın seni vurduğu yeri..
büyük cemreyi taşladığında arkana bakmadan gideceksin..
arkana bakmadan gitmenin anlamını bileceksin..
sana düşmanlık edene savaş ilan edeceksin..
h/iç savaş uğultusu duydun mu ..
dinle...
bitmeyecek,üç gün taşlayacak,
dört gün birleyeceksin...
her gününü bu on dört geceyle mayalamayı dileyeceksin..
sonra güzel bir düş isteyeceksin..
düşeceksin..
parçanı bulamayacaksın..
yola devam edeceksin...
bileceksin ne küçük ve aciz olduğunu..
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu..
muhtaç olduğunu..
öylesine kul olduğunu..
bir garip yolcu olduğunu..



dostunu sevgilinin yanına gönderirken
yine
yeniden
gözlerini dökeceksin..
yıldızlara bakacaksın..
yaşayacaksın.
yaşlanacak gözlerin..
şükredeceksin dolu dolu..
sabrın tahammül değil şükür olduğunu bileceksin..
yaşayacaksın..
ölme sevincine ulaştıran bir yaşama sevinciyle..
şiir gibi yaşa yaşayacaksan..
ki yol,
ki sırat,
''salih ameller manzumesidir''...
''ıyd mubarek olsun''...



 

22 Şubat 2012 Çarşamba

Gitme Vakti

Gitme vakti geldi...
Uçağımız istanbul-medine-mekke aktarmalı,bir silsile takip eder gibi....
Allah a emanet ettik,zaten sahibi olduklarını,içimiz acıdı,O ndan merhametliymişiz gibi...Öyle küçüğüz ki...
Çocuklarımı yıkadım,bunu yapana kadar huysuz bir çocuk kadar hırçındım,onları kokladım,çözüldüler,ağladılar,teskin ettim,musa nın annesi onu nasıl bir sepete koyup nile attı ki...
Yalnız gitmem gerekiyordu,hissediyordum,daha bir kaç gün önce bir kar tanesi olmayı ne kadar istedim...
Mesaj atmak çok pahalıymış,hem bana hem bana mesaj atana,gerekirse arayıp görüşecekmişim......yazdığım şeyleri nasıl söyleyebilirim,telefonda konuşmayı sevmiyorum diyelim..:)
Farkettim ki vedalaşamıyorum...gönül ayrılmıyor ondan diyelim...Çok sevdiğim insanlarla sarılamadım,konuşamadım bile...Bir şal var çantamda,içimde tarifsiz duygular...
Kızım bir şiir yazmış;
Annem yarın mekkeye gidiyor..
Komşularla konuşup ağlıyor
Telefonla konuşuyor,
Annem yarın mekkeye gidiyor...
İki tane zarf aldım bugün,biri beni dakikalarca ağlattı...Anlatsam anlatamam,Emine abla...gönlü güzel,gönlü geniş,mütevazi,anlamlı...niyetine binaen kocaman bir zarf...Diğerinin içinde sadaka,din değiştiren yeğenlerin müslüman olması için...acı...dua..
Hakkınızı helal edin,Allah a ısmarladık...
Canım arkadaşlarım,Yayladan Şükriye Hocaya hadis için, fakülteden neslihana yüksek lisans dersleri için baskı yapın:)göndermeleri için yardımcı olun,latifeye göndersinler,o bu konuda çok başarılı:))
hepinizi çok seviyorum....
içimizden iki kişiyi beraber kıldığı için ayrıca şükrediyorum...
Rabbim,hayatım boyunca lütfundan başka bi şey görmedim....

16 Şubat 2012 Perşembe

Bugünlerden kısa,kısa...

*Sevgili Kaab bin Malik,ne çok geliyorsun aklıma...Bu da bir başka ibtila deyip mektup yırtışın mesela...Ebu Hayseme,atını sürüyor dört nala...
*Ne kadar bahtlıyım diyorum çokça,ne kadar eksiksem o kadar tamamlanmışım her defasında...
*Sebepler kesiliyor,sebepsiz güzellikler çıkıyor peşisıra,Rabbim umut kesmem senden,asla!!
*Haddim olmayan sevgilere sürülüyor kalbim,kalbin hududu var mı sahi,kalp benim değil ki....
*7 yıl aradan sonra,7 gün sonra gidiyorum,bavulum dolu yine aşklarla anılarla....:)
*İçimi nağmeler dolduruyor,gözümü yaş,dilim susmak istiyor inadına...
*Her şeyi daha iyi bilene,daha çok merhamet edene,gerçek sahibine bırakıp gidiyorum,eksilmiyor bıraktığım yer,dünya dönüyor,güneş doguyor,batıyor,hayat devam ediyor,eksilmekten korkuyor,artmayı umuyorum,büyümeyi,rüşde ermeyi...
*Son cumartesiden payıma düşeni,yudumluyorum bazen,bazen katıksız yutmaya çalışıyorum....Hangi ayetten ne anlarsan anla,girdiye değil çıktıya bak,ağla....Namazın nasıl nagihan,ya sınırların,uçuruma nazır mı bakıyorsun hayata...
*Şirk diyor biri bu sevdiğin,bu sevdiğime kurban olsun şirklerim diyor kalbim,dili yok kalbimin bundan nasıl bizarım...
*Tevessülden başka yerim yok kullukta,vüs'aha,kapsama alanım,kuşatımım,donanımım bu kadar,sıkış sıkışa bildiğin aralığa,davetsiz misafir hesabına:))

3 Şubat 2012 Cuma

Yak/laş/mak...

Allah ın kendini kuluna tanıttığı müthiş bir yol bakara...Toprağı yara yara inşaa edilen,içerde bir yerde halk edilen,nasip edilen...Rabbi ile kulunun ilişkisi örülürken ilmek ilmek,en vurucu bölümlerden birindeyiz...

Fe iza seeleke anni,fe inni Karib.....Kullarım sana benden sorarlarsa,DE Kİ, ben yakınım...
Soran kul,peygambere soruyor,Allah ise peygamberine değil kuluna CEVAP VERİYOR,ben yakınım..Duyuyor muyuz...Diyor ki...

Dua edenin duasın dua ettiği an,icabet ederim...
Bu müthiş tarif için,bir dua eden gerekiyor davet eden,çağıran...
Bir çağrı..
Bir de an...ve sonuç ayan beyan,kesinkes veriliyor,
ÇAĞIRILAN..
KARİB bize yabancı bir kelime değil,kurban ordan...Ve bu formül bana,yüksek lisansımı pdr yapmak isterken girdiğim mülakat sorusunu hatırlattı...gestalt yaklaşımı psikolojide,''şimdi ve burada''...bir çok terapinin merkez yöntemi..dua....dua...ibadetin özü..iliği..ve üfevvıdu emri ilallah,innallahe basirun bil ibad sonu...sözlerden azade olmak,kalbin duası...razı olmak canın...mukarreb olmaksa nasip ve çabanın,secde et ve yaklaş emri neden var?küçül,eğil,sınırını bil-dikçe yaklaş..Dur,oraya yaklaşma buraya yaklaş,emrini verir mi Allah şaşkın kuluna..Amenna...sanki gözü bağlı birine yol tarif eder gibi,Allah ın ''yaklaş,yaklaşma''emirleri...
Aşağıda alıntıladığım yazı yüz akı dergisinden,malatya turunda,çok şık döşenmiş bir kış balkonunda,sehpanın altına dizilmiş bir sürü skylıfe,örgü,ev modası dergilerinin altından özenle göze çarptırıldı,cumartesi saat 12.30 sularında...Mahrum bırakmayan Rabbe sonsuz hamdle....Yazı Mustafa  Küçükaşçı'ya  ait.

Yakınlaşma İştiyakimiz

Yaklaşmak ister insan.




Yakın olmak ister.



Bazen bir zaaftır bu yaklaşma arzusu, bazen insanı farklı kılan bir haslet...

Yaklaşmanın cezbeyle, câzibeyle bir alâkası vardır elbet. İnsan çekilir âdeta, tehlikeye, yasağa, ateşe...



“Yaklaşma!” insana yöneltilen ilk emirdir. İlk imtihan.



“Şu ağaca yaklaşmayın!” (Bakara, 35)



Âdem o ağaca yaklaşmadan, İblis yaklaşır yanlarına...



Onu yanlarına yaklaştırmama firâsetini gösteremez, kulak verirler düşmana, yegâne dostun düşmanına...



Âkıbet malûm... Kendilerini yeryüzünde bulurlar.



Uzakta...



Birbirlerinden uzakta...



Cennetten uzakta...



Döner dururlar, deli dîvâne...



Tevbeler, istiğfarlar ile bu uzaklığı yakınlığa çevirmeye çalışırlar.



Önce birbirlerine kavuşurlar.



Müzdelife... Yakınlaşma yeri...



Peki cennete, rahmete kavuşabilecekler midir?



Cevap:



“Şüphesiz, Allâh’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf, 56)



...



İnsan, fıtratı gereği mahrumiyetini tatmadan bilememiştir yakınlığın kıymetini...



Belki meleklerdeki gibi vehbî bir mukarreblik yerine, kesbî bir yakınlık imtihanıdır insanınkisi...



Fakat, insandır uzak kalan... Cenâb-ı Hak ise Müteâl olsa da Karîb’dir...



Kalacak kim var ki dost tomarından? O var!

Sana daha yakın şah damarından; O var! (Necip Fazıl)



Uzak düşen insandır. Cenâb-ı Hak ise yakındır kullarına, hem de şah damarından daha yakın. (Bkz. Kāf, 16)



Her kula Allâhu Teâlâ yakın,

Öyle ki tâ şah damarından bile...

Sen de uzak kalma Hudâ’dan sakın,

En yakın ol cânını kurbân ile... (Tâlî)



Nasıl yaklaşılır, o Karîb’e?..



O Yüceler Yücesine yere kapanarak yaklaşılır:



Secdedir bir kula ihsân edilen son ikram,

Secde; Allâh’a yakınlaşmada en zirve makam. (Tâlî-Mecnun)



“Nur istiyorsan, gönül aynasını kirden, pastan temizle de nur al, nurlanmaya çalış. Hak’tan uzaklaşmak istiyorsan, kendini gör, kendini sev, Hak’tan uzak düş... Yok eğer, şu yıkık zindandan, benlik gururundan kurtulmak istersen dosttan baş çevirme, Allâh’a secde et de O’na yaklaş.” (Hazret-i Mevlânâ)



Irâg ol dâr-ı dünyâdan bulasın tâ Hak’a kurbet

(Muhibbî)



Kurbet yakınlık, gurbet uzaklık...



Her an gurbettesin. Her an uzaklaşmadasın... Secdesiz, secde yakınlığından uzak her an uzaklaşmadasın:



“Her an can verme zamanındadır. Can verme ânında îmanını gör, gözet! Ömrün altın kesesine benzer, geceyle gündüz de para sayan adamdır. Bilmeden, anlamadan sayar durur, nihayet kese boşalır, ay tutulur. Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde kalmaz, yok olur gider. Şu hâlde her an yerine karşılık koy ki: «Secde et de yaklaş» âyetinin maksadı neyse bulasın.” (Hazret-i Mevlânâ)



O Cömertler Cömerdine en yakınından fedakârlık ederek yaklaşılır:



İmtihan buyurdu dostunu Allah

«Çal bıçağı» dedi, sen yakınına!..

Tereddüt etmedi hiç Halîlullah,

Yükseldi Rabbinin en yakınına! (Tâlî)



Bu bir sevgi imtihanı... Yakınlaşmak için, en yakınının O olduğunu ispatlamalısın. Araya başka hiçbir sevgi girmemeli... (Bkz. Tevbe, 24) Zaten o Vedûd’a kurban olursan, her şeyi o gözle seveceksin:



Yaratılmışı severiz, Yaratan’dan ötürü... (Yûnus Emre)



Her şey ki sana âmâde... Feda ettiklerin, etmen gerekenler de senin değil sana emanet... Bu mânâda kurban en üst derecede bir şükür hâli...



Varlığın emrine âmâde edilişine karşılık bir şükür... bir teslimiyet... İnsan bu teslimiyette, emrine âmâde kılınan varlıklardan geri kalmamalı:



Hak böyle istemiş diye vermekte cânını,

Teslîmiyette insanı geçmekte, kurbanı! (Tâlî)



O Nûr’a pervaneler gibi kanattan, candan geçerek yaklaşılır.



Değil mi ki ölümün bir adı da «yakîn»dir!



Ama O Nur ki, kendi için kanadından geçenlere, nice şehballer verir. Canından geçenlere, katından canlar verir.



Hem burada kurban etmezsen canını, bir gün istemesen de eğeceksin boynunu. Mevlânâ Hazretleri, sesleniyor, haykırıyor âdeta:



“Korkunç bir kurban bayramı olan kıyâmet günü, mü’minlere bayram, inkarcı öküzlere de ölüm günüdür!”



Hazır mısınız kurban bayramı yaklaşmakta?

Buyurun Hakk’ın bize ikramı yaklaşmakta!

Yollarda kalmayalım, yurdumuza varalım;

Zira şu kısa günün akşamı yaklaşmakta... (Tâlî)



Ayağına zaten bir balçık gibi sıvaşan denî dünyanın, o alçak yakınının aslında cazibesiz, rezil yakınlığına değil, ötelere, müteâle yönelt, yaklaşma iştiyakını...



Yaklaşma! Rezaletlerin açığına da, gizlisine de... (Bkz. En’âm, 151; İsrâ, 32)



Yaklaşma! Allâh’ın yasak hudutlarına... (Bkz. Bakara, 187)



Yaklaşma! Harama, yetim malına... (Bkz. İsrâ 32, 34)



Fakat secde et ve yaklaş O’na... (Bkz. Alâk, 19)



O’na yaklaşmaya vesileler ara... (Bkz. Mâide, 35)



Hangimiz O’na daha yakın olacağız yarışında ol!.. (Bkz. İsrâ, 57)



Ve elini çabuk tut.



Zira Mevlânâ’nın bir büyük kurban bayramı dediği kıyâmetten önce, her gün bizden birinin kıyâmeti, bizden birinin kurban günü gelmiyor mu?



İbret olsun bize, ey can gözü, kurban pazarı,

Bî-haberken şu koyunlar; sarıyor kan, pazarı!

Ölüyor birbiri ardınca eşin-dostun ama;

Seni bulmaz sanıyorsun bu yaman can pazarı! (Tâlî)



Bütün bunları hatırlatması gereken bir bayramı daha yeme-içme, eğlenme günleri olarak geçirmemeli...



Pek farkında değiliz ama bayramlar, kandiller gibi mübarek geceler arasında... Yani yakınlaşma için verilmiş hususî mülâkat günlerinden:



Yemek içmek değil heyhat yakınlaşmak demek kurban... (Tâlî)



Nesirden çok şiirin dile geldiği bu yazıya son noktayı da bir kurban şiiri koysun, bayramınız mübarek olsun:



Canlı ve cansız, madde ve mânâ,

Baksana yer-gök, insana kurban...

Seçmiş ayırmış, bir seni Mevlâ,

Her şeyi kılmış, hep sana kurban...



«Var yürü» denmiş; sen koşacaksın!

Candan uzaklaş; yaklaşacaksın!

Mal, para, evlât... Hep aşacaksın!

Hepsi fedâdır, Cân O’na kurban!..



Sen de Halîl ol! Rabbine râm ol,

Nefsi yatır, kes! Ruhla imâm ol,

Târihe nakşol, ümmete nâm ol,

Hâtıra dünden, yârına kurban...



Sundu güzelden kurbanı Hâbil,

En kötülerden derledi Kābil,

Olmalı sağlam, varmaya kābil

Senle berâber, en sona kurban!



Rabbe ulaşmaz, koç, kuzu, kan, et..

Arş’a çıkar tek; sâf, iyi niyyet.

Dengeyi Tâlî, sırrı da hisset;

Can tene muhtaç, ten cana kurban!

25 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

          Gökyüzünün çörekotları demişti biri sığırcıklara..Gökyüzünün sedef taşlarıydı martılar İstanbul da...Göğün menevişi,yerin dalga dalga vurmasıydı kalbin kıyılarına..Yolda olmanın,yola koyulmanın huzurunu bir iç burkuntusu izledi,kelime havayı karartacak kadar etkili bir sihirdi,başımı kaldırıp göğe baktım,her yer sisti,sis kedere ne kadar benzerdi...Devam ettik,yola devam,güneş yükselene kadar,deve yavrularının ayaklarını kızdıracak kadar çöl kumları,kuşluk vaktine kadar,duha vaktine kadar...Aydınlatan aydınlatana,merhametlilerin merhametlisinin dargın olmadığına binlerce şükredene kadar..
    Elimde Beş Şehir'in İstanbul u,muhteşem tasvirlerle şehri İstanbul,mimarisi,musikisi ve kendisi,ille sahabeler,veliler,sultanlar barındıran kendisi,açtı kendini bambaşka bir bakışla yine...
    Menzile varmamız ise bambaşka bir hikaye,bu insanlar lütuftan,himmetten başka hangi sebepten hizmet eder bize..Nedir bir otobüs servisini en az yedi kişiye sorarak bir Kuran Kursunu aramaya iten,patronundan zar zor izin alarak..Bir dolmuş şoförü neden son durağı geçip ticari taksi gibi kapının önüne getirsin ki,ücret talebine dua edin yeter desin...Varınca kapıda Valide Sultan karşılasın,Baba evinde yüzlerce kişi ağırlansın,''Kızım'',''İslam Ordusu'' denilsin..İstanbul her seferinde bir başka ya,baba da her seferinde bir başka,bir kız her ziyaretinde başka bir kapısından giriyor baba evine demek ki...Babasının bambaşka bir hususiyetini görüyor,belki evden ayrıldıktan sonra tanıyor,belki çok özlüyor,belki senede bir gün yeniden gözgöze geliyor,ve tüm dertlerini okuyor da baba yüreği,kavuşma sevinciyle yükselen yüreğine sesleniyor:
-Efendimiz'e miracda soruldu,''Seni neyle mükafatlandırayım?''
-Efendimiz çok çilelerden geçtim,kullukla dedi...
Kulluk en büyük mükafat,kızım..Nasıl kul olursun...Menfaat için eğilme,ben deme ,kulsun...
Tüm azaların göz kulak kesildiği an,kaç zamandır müthiş bir iştiyakla,canın uyandırmasıyla düşünüp durduğum şehadet canlanıyor,
-En zor imtihan,Allah ın şahidi olabilmek...
Benim denizim,göğüm,martım,istanbulum...Ve içime ne zamandır düşürdüğünü tasdikliyor,imandan ihsana giden yolun vasıtası şehadet...Şahit olanın kendiyle işi ne,çıkıyor kendinden ve hizmet...
-Diğergam olmayan kalpte inkişaf başlamıyor...
-Herkes problemini Efendimizde çözer,fiili kıstas..ve onu tanımanın tek vasıtası takva. .Büyük netice isteyenler,gaye büyük vasıta küçükse ne ala...Ve dudaktan bal damlar,ahla eyvahla nedametle kalplere bazen kan damlar...
-Tazim bil emrillah,şefkat ala halkıllah..
-Hanım,iki sonsuz,-sonsuz,+sonsuz arası...Örnek alacaksak:Hatice...
-Benim sağlığımda vefatımda sizin için hayırdır,amelleriniz bana ulaştırılır diyor efendimiz,O nu amellerimizle ziyaret edelim...
-Sizden bir kişi yirmi kişiye bedeldir,ve hafifletme bir kişi iki kişiye bedeldir.Enfal...Bu ayet düşünme ödeviydi...
***
         Eyüp Sultan da sonbahar..Sabah da şahit Eyubun zikrine,duasına kuşlar bir olmuş imamlarla,çınarlar duaya durmuş,bir ağlamaktır almış herkesi pencere önlerinde...Yere düşen yapraklar,İstanbul da sonbahar...Simit ve çay..Bir sürü farklılığın rengiyle sevmek birbirini..Rabbin sevdiği birini ziyarete gitmek ve duymak Rabbini çok seven birini,bu kadar yakın hissetmek ilk kez gördüğü birini,koklamak artık o koku sümbül müdür yoksa reyhan mı,gül mü?Naz makamı nasıl bir yerdir,aşkla bedenden düşmek züleyhaların kaderi midir?Tek istediğim cemali,daha ne olsun diyen ve bu kadar da mutlu kalabilen başka kim bilir kaç veli vardır?Muhabbetin bedeli herkeste aynı mıdır?Dönemeçlerde bize düşen kararlar yolu uzatır mı,insanları idare etmek yol aldırır mı,ana baba kardeş neresinde gönlün,nereye koymalı?Bir kadının günü ayı yılı nasıl olmalı?Yatalak bir insan geceleri yorulur mu?Bu başka aleme bir geçit var mı?Kabe her zaman yerinde mi,yoksa ona varamayanlara o koşmakta mı?......
        Bir vapurda dalgalanan griye giydirmek hüznü,ve giyinmek İstanbulu,sübhanallah zikriyle,günde en az yüz kez hayran olmalı...Ve acıkmak..Ve ayrılmak,kapısından geçerken içinin kaldığı caminin şadırvanında bakışlarını yıkamak,ve saat...Yetişmeye çalışmak...Ve dönmek..İstanbula gitmekten memnun,Ankara ya dönmekten memnun,halinden memnun iki gün iki aya,iki yıla bedeldir...Dönünce haberini almak müthiş perşembenin,eh napalım biz demedik mi,
            Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir..
            Gözlerin,gözlerin,gözlerin hayat verir..

19 Eylül 2011 Pazartesi

Yolculuk

        Ezelden yolcuyuz ya ebede..Yola dair hisli cümleler var derinlerimizde..Her yolculuk kendinde ve kendine dairse de çıkabilmek var kendinden belki bir kavisli yol dönemecinde..
        Şimdi gönül sükunetli bir yolculuğa çıkmak ister,yolların sahibine teslim olmak ister,zaman makinesini kurup ayarlayanın düzenine hayran, lütuflara boğulmak ister...Şehirleri müşahhaslaştıran gönül,İstanbul u bir dost gibi bağrına basmak ister..Aslında İstanbul un onu bağrına basmasını ister,gönül bu ister de ister...Mesela kulağı vardır gönlün,fikrimin ince gülü tınısıyla  varıp hikmetlerle dönmek ister..Gözü vardır ki bu yolculukta en çok onun payı vardır belki,bir insan güzeline bakmak,ve bir bakış almak ister,gözlerini kapattığında bir İstanbul akşamına,bir Ankara sonbaharına,belki bir okul çıkışına üçüncü gözde beliren bir rehber ister...
        Yolcu olmak,yola koyulmak,yol almak,yolda olmak diyorum...Özledim diyorum ebedi,başka türlüsünü yorgunum anlatmaya....

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dönmek

Yolculuk bitti,evimize döndük.Her yolculukta not tutulmalı,sonra dönüp bakılmalı,esas yola  ve yolculuğa dair kalıcı ipuçları elde etmek için.Şu eski notları iyi ki yazmışım.Her yolculuğun en güzel tarafı dönüşü mesela ,bir kenara yazılmalı..Neden dönmek istememek üzerine çok düşün demişim acaba:)belki diğer şartlara riayet edince,yolculuk yolculuğa benzemiştir de dönmek kolay olmuştur.Allah nasip etti de,sünnete uygun olsun diye perşembe sabah namazıyla yola çıktık.Bavul benim için oldukça düzenliydi:)önce H.Bayram ı veliye uğradık,baba eli öper gibi,yolda çocukların seslerini dinledikçe büyüdüklerini farkettik,sesleri de büyüktü çünkü:)ilk yol ziyaretimiz Darendede Somuncu Babaydı.Nice kurak,yüksek,üzerinden kayalar yuvarlanan,yol kapatan dağlardan sonra,yeşilli,balıklı,şelaleli,huzurlu serindi,Somuncu Babanın ocağı,yol boyunca,kitap dolayısıyla hz.Meryem azıktı,arkadaşlarım,kardeşlerim isim cisim hep yanımdaydı.Hatta dönerken başka yoldan döndük de Sivas evliyalarını ziyaret ettik,arkadaş ve kardeşler için Kızlar Tekkesini bulduk bir de:)
Malatya da kimseyi ziyaret edemedik neredeyse,ziyaret için içteki ziyayı kaybetmemek gerekiyormuş anladık.
Yaşlılığımız üzerine düşündüysek de duadan başka çare yok,duayıda O ndan istedik.
Ye dua et sev demişim önce,değiştiriyorum,dua et,sev,yemeyiver:)
Mesnevi yanımızdaydı şükür,daraldıkça danıştık,çocuk psikolojisi üzerine Adem güneşi dengeleyecek bir tarza ihtiyaç vardı bulundu,okundu,3 adet şiir kitabıyla birlikte:)
Başka bir şehir üzerine düşündük,burda ne işimiz var diye şaşırdık:)Kah ağladık,kah kızdık,kah tebessüm ettik.
Özledik...Döndük...

Dönmek lazımdı.Yol kapandığı anda huzurla başka yoldan devam etmek lazımdı,akmak..Bir doğru parçası gibi olamazdı hayat,kıblenin de anlattığı,bakarayla...Her neredeysen yönünü O na dönmek...Tabi odadan odaya geçince kıbleyi şaşıran ben için zor dönmek doğru yöne...Cüsse büyük olunca da zor dönülüyor bir de,ben in altına yazdığım her şey,zevk beğeni,hoşlanmama vs.büyütüyor cüsseyi,dön dönebilirsen sonra,onun için ayetlerde kıblenin tam karşısında heva...Son tefsirlerden en çok içime düşen kelimeyse şüheda,ama yazıya çıkmıyor,göründüğü kadar gizli galiba....

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Yolculuk

           Sadece uzun ince bir yolda olduğunu yeniden ve içsel bir biçimde hatırlamak için bile ihtiyacı var insanın yolculuğa.İslamın şartlarının içinde yoluna güç yetirip,yorgun binekler üzerinde dünyanın merkezine yolculuk emri olması da dikkate değer.Şükür ki bu yolla yol gidiyor hiç bir yere yol bulamayan en ücra köşelerdeki dedeler,nineler...Hac,umre,evliya ziyareti,sıla i rahim,ana baba,akraba ziyareti,bayram,tebrik isimleri kondukça anlamı daha da artan birşey yolculuk.Zahmeti ve rahmeti içinde barındıran.Yol gittikçe içindeki düğümler açılıyor sanki insanın,hiç ulaşamadığı bir yerlerine gidiyor yüreğinde.Kuru çayırların, ovaların, vadilerin, dağların, uçurumların, ormanların içteki izdüşümü ise bambaşka.Yol,ortaya çıkaran bir bakıma,arkadaşın yolculukta anlaşılması ondan,kendini de tanımanın bir yolu olamaz mı?Ne de olsa insan en çok kendine yabancı.Havanın suyun değişmesiyle değişmek,alıştığın düzeni terk etmek,nefsini zorda denemek değil mi,'canının istediğini' istediğince yürürlüğe koyamamak misafirlik,hatta namazda bile seferilik...Yol gitmek, yön tayin etmekle oluyor önce, yoksa adı yolculuk değil,kayboluş..Hazerde ve seferde diyordu tefsir şatrel mescidi haram tefsirinde,nereden çıkarsan yönünü mescidi haram tarafına dön,O na dön.Hz. İbrahim in milletindensen nereye gitsen,ben Rabbime gidiyorum de...Efendimizin omuzlarını tuttuğu sahabi,bu dünyada bir yolcu gibi ol dediği,gidiş yönü belli,rehber belli...Yolculuğun yönünü hiç olmazsa niyetle doğrultmak lazım,ki oraya doğru bir yolculuk da nasip olsun inşallah...Bu yıl da gidemedik....

Yarın yolculuk görününce bize,eski yolculuk notlarıma bakayım dedim.Ciddi bir yolculuk kitabı okumuş gibi hissettim,bazı maddeler hakikatten zor vesselam,ama ibret diye okutan Sahip,uygulatır da inşallah...Selametle,hürmetle...
 Ne güzel söz,
Yolcu yolunda gerek.................

4 Nisan 2011 Pazartesi

Konya....

     Mesnevi nin kapağı bir farklı açıldı,cumartesi gecesi,çekingen,ürkek,Mevlana m yarın sana gelmek istiyoruz,ama nasıl bilmem...Bir güzel dostun geniş gönlü,daveti senin gibi deryaya varmaya vesile olur mu ki...
El cevab:Öl!Hiç değilse ölmüş gibi yap,yarı akıllı balık ol...
....
     İnsan bir günde bu kadar dinlenir huzur bulurmuş.Tatile günlerin ayrılması ve kifayetsizliği,huzur bulamayan aç ruhların huzursuzluğuymuş.Büyük ruhların yanında yöresinde dolaşmak tarif edilemezmiş..
     Aynur Anne..Huzuruna kendinden daha layık nicesini önüne dizme,hatıra biriktirme,ah etme,yad etme,kuzum nidası isteme...
     Şems i Tebrizi..Bambaşka,gizemli,güneş gibi aydınlık ve sıcak,Mevlana nın son kademi,güneşi,batan güneşi,pencere önünde bir Kur an,hoca usülü bir tefeül,parmağın işaret ettiği kelam...Şems..
     Mevlana..Huzur u pir..Korkarak girilen,anı kapıları,ve o ne heybet,ve karşısında liyakatsizlik,küçüklük,acziyet...Ney,bişnev...ney...
     Düğün..Şeb-i Arus..Ölüm..Düğün de en az ölüm kadar dua içermesi gereken bir ritüel belki,ölüm de düğün olsun diye..Bu düğün ne ah ettirdi,geçmişe..Evliyalar,kızı damada emanet eden bir manevi babanın himmeti var düğünde,bol bol dua...
     Dua...Yanına isim isim sevdiklerini alma,onların yerine içilen birer yudum sudan,kanma..Ve bir telefon hisseden kalpten:Hangi camidesin?Şems desem...
     Üçler..Bir medeniyetin tüketilemeyen izleri..Hacı Veyis Efendi,ve muhsinesi Fatıma,Veyiszadeler,Büyükkörükçüler,Ali Ulvi Kurucular...Kabristan,Yeşillik ve Hızır..Tanımadığımız bir cenaze,namazı,teşriği,arkasından yürüyüşümüz ve toprağa girişi bir insanın,ıslak toprak,soğuk toprak,ölüm dersi devam etmekte...
     Ladik...Hızırla sohbet hayali,köşede eski bir sandık,o tatlı oda,kendi köyü gibi insanın,uzakta kuyu,Hızır ın açtığı,hala buz gibi kaynıyor suyu..Ağaçlar çiçeklerini sığdıramamış dallara,hava ise buzdan berrak..
     Hoca,yolda yanımızda sesi...Ölüm ve ölmek üzerine..İhtiyaca binaen,etem ve İbrahim üzerine,kabe,hatta çekirdek ve hizmet üzerine...Her kelime ayarlanmış,ezelde...Şems in yanına girerken,imam vaazdaydı,kapıda duyduğumuz ilk cümle,şu latifenin güzelliğine bakın:))
     Çok olan şeyler hiç anlatılamıyor,şimdi fark ettim bir kez daha...

10 Ocak 2011 Pazartesi

Adap

Nedir bizden istenen?
Neden haftada bir kez,bir saat hiç bilmediğimiz bir diyara,dilini dişini anlamadığımız bir topluluğun yanına gideceğiz?Giderken ve dönerken de kimseyle konuşmayacak içimize döneceğiz.Varlığın en büyük kanıtı ses çünkü,sonrası nefes..Sesi tutarak nefesi sırlamayı öğreneceğiz,dünyaya açılan en büyük kapımızı kilitleyeceğiz ki açılan başka kapıları görebilelim..Mümkünse dua edecek,kapıdan girmeden,tüm yüklerimizi boynumuzdan atıp,hıtta diyeceğiz.Ne yazacak ne çizecek ne göreceğiz.Tanımıyoruz farzettiğimiz,kendimizi garip bulduğumuz bu mekanda,gözlerimizle sevecek,gözlerimizle konuşacak,ağlayacak ve onu susturmasını,kapamasını bileceğiz. Gözlerimiz kapalı,gönlümüz açık,iki dizimizin kapladığı kadar geniş olacak yerimiz.Bir daireyi tamamlayacağız.Eğri büğrü yamuk yumuk,köşeli olmayacağız,dünya gibi,güneş sistemi gibi,tavaf gibi...Varlığımızın bir boşluğu doldurmak gibi bir anlamı olacak.Bir selam verecek gücü barındıracağız içimizde hem gelirken hem giderken,susma duvarına saklanmayacağız.Zamanı kaybedip,sesinin akışına kendimizi bıraktığımız zata emanet edeceğiz.Görünenden çok görünmeyenden himmet ummayı bileceğiz.Gizemli bir odaya girdiğimizin farkında,ona uygun bir ritüelle gelecek,kapıları kapatacağız,kapalı bir kapıyla karşılaşınca zorlamayacak,kapıda kalmanın hüznüyle ağlayacağız.Satır değil sadır ilmi denilen ırmak aktıkça gönlümüze ummana koşacağız hem de farketmeden,öğrendim demeden..Kap dolunca,vakit tamam olunca varsa bir bardak aşkla kaynayan çaydan nasibimiz,o ateşle yudumlayıp,içimizi dökmeden taşırmadan evimize,örtüler altına girmeye yola koyulacağız.
Çağrıldığımız yerde dirileceğiz...
Ne güzel ve özel bir yolculuk değil mi,dünyanın sıradan meşgalelerine inat...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...