ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2015 Pazar

Uzak cumartesi

Ben bugün
Bolca bun
Bulaşık, tezgah ve kanepe
Bolca bedel ve film sahnesi
Yeditepe istanbul ve kuzeyde bir otel
Elmalı kek ve kahve
Bolca kagit ve kalem ve dahi mektup
Isyan ve nisyan ve dahi hatırlama
Ben bugün yine tevbeyle zikir
Uhud ve Bedir
Ben bugun biraz
Şiir ve anı
Bolca fudayl bin iyaz...
"Ben Rabbime karşı kusur isledigimde bunu binegimin ve hizmetlimin huyunun degismesinden bilirim "
Ehlimden ve evladimdan..

15 Aralık 2014 Pazartesi

Çok sevmek

İzafi kavramlarla izahı zor sevmenin. Çok az biraz ne kadar anlatabilir ki sevme hissini. Ama bu dil, bununla kotariyoruz hayatı.
Tıpkı Rabita gibi en basitinden en yucesine yolu var sevmenin. Sev de taşı sev diyor ya bir murid adayına mursid. Yeter ki sev..
Bu kadar girizgahin sebebi yine sesli düşünme. Yazılı düşünme. Kalemle seslendirme.
Şu an boğazımda bir şişlik,agzimda dilimde yanma var. En sevdiğim yiyeceklere alerjim var . Sevgi Sevgi deyip yiyeceklere mi bağlayacaktin demeyin. Yiyecek büyük argumani hayatın, ipucu neden teşekkül ettigimizin, ne yersek oyuz ya...
Evet kokusuna görüntüsüne hayran olduğum bir çok şeyden severim dediklerim şifa, cok severim dediklerim reaksiyon sebebi çoğu zaman...
Hele içinde birsey taşımaya calisiyorsan bir de, sen senin değilsin hissini yaşamaksa isteğin...
Elhamdulillah...
Ekmeği çok seviyorum ben demişti sevdiğim.
Biri de ben de çok seviyorum ama maşallah bana yarıyor demişti.
Işın sırrı galiba burda:
Çok seviyoruz diye çok yemek zorunda değiliz ki...

Çok sevdiğimizi çok tüketme egilimimiz var demek ki. Ses,müzik,ışık, renk, kalp, duygu, sohbet,insan....Tukettikce kalinlasan bir kabugumuz. Ve acılar hep sevdiği yerden gelir insanın.incelsin rakiklessin diye, özü ortaya çıksın diye. .. Çok sevilenin bunyedeki reaksiyona sebebiyeti.
Neden?
Gölge sevgilerin gölgesi düşmesin diye VUDD ünün üzerine...
Ve huvel gafurul vedud..

3 Haziran 2014 Salı

Sus 1-2

Ey sen..
Ses etme
Sesini duyan var
Inna lillah dedin,aksi sedan var
Yazdığını yaşatan,yaşadığını anlatan var
Dağ gibi gecelerin var su sesine
Cevize taş,yola baş
Uzun etme
Sus içine..

28 Nisan 2014 Pazartesi

Modern zaman dervislerinden miydiniz

Bir edebiyat hocam vardı.Gozumun önünden ucuverecek gibi geçen bir titrekligi var tüm öğrencileri titreten vakarinin yanında. Tek renk, çoğunlukla aynı başörtüsü saliniyor bir ton koyu pardusenin üzerine öyle üçgen nasıl anlatılır ki bunca sade ve düzen..
Okuldaki halini siliyor okul yolunda, sokaktaki hali ve kulağıma biriken komşu sesi..Aynı apartmanda oturuyoruz ama o eski öğretmenlere has saygı korku karışımı hasyet bürüyor içimi her defasında..Akşam Sohbetleri baslatiyorlar apartmanda kapı tiklatilirsa hanım zil calinirsa erkekler var kapıda..Bir edep ve huzur hali..
Çocuğu yok. Ondan mı bu sert duruş diyor birileri orali değilim not korkutmuyor beni..
Kocası üniversitede eğitim üyesi, amerikaya gitmesi gerekiyor , uzunca bir süre, hocamiz gitmiyor.Yalniz kalıyor. Neden?
Turkiyeden ilk çıktığı yerin Mekke olmasını istiyor Medine olmasını istiyor.Gitsin o zaman iş işte diyenler var, komşu malumati bunlar, incelik bağlılık hanimlik..kulluk....
Şimdi o köşeden dönüyor her seferinde gözümde, bizim mahallenin tek incir ve ceviz Ağaçlı tek tek katlı büyük toprak Bahçeli kosedeki evin önünden, burası da yıkılır da apartman olursa diye endiselenerek..Geçiyor. Orası yıkılıyor bir apartman yapılıyor işçilerin abdest aldığını görüyor annem beton üstünde..Iste bizim ev oraya rast geliyor...
Benim için lise edebiyat dersi ve bolca melankoli demek tm sınıfında olmama rağmen sayısal siniftakiler de sırf bu yüzden kopamayacaklar edebiyattan.Edebiyat hocam bir önceki hocama hocam diyor onun da lise edebiyat hocası çünkü. Hafizlik yapan hocam hocasının tesvikiyle dışarıdan bitiriyor okulunu ve edebiyat fakultesi..ilk Hocamızın yanında kalem oynatamazken hocamin yanında yazmak tek olanagim oluyor. Haftanın en önemli işi o haftanın kompozisyonunu yazmak hissetmek diğer arkadaşları dinlemek o derste sıkılan var mıydı bilmiyorum. Zamanın durduğunu hatırlıyorum.Gordugum duvarları kitap kaplı ilk ev bu..Ve bu evde elinde kahve ve kitapla pencere kenarında oturan bir entellektüel değil kayinpederine bakan bir malatya gelini var.
Yazılar harfler vesile. Aramızda başka bir şey var. Rüyalar var..şiir gibi bir şey var ..Bizi alıyor bir gün kaleye götürüyor bir yazmaca oyunu oynuyoruz tekrarı yok. Uzuun uzun anlık hikayeler bunlar. Yaz diyor gönder..kendime hiç güvenmiyorum..dergi çıkarıyoruz. Yazıları konuşuyoruz ..evleniyorum bir buket çiçekle çıkıp geliyor bir cümleyle değiştiriyor halimi..saygı duyuyor bu kadar nasıl yıllar geçtikçe hoca öğrenciyi abla kardes alıyor. Öyle çok kare var zihnimde elimizden tutuyor..Babası ölmüş arkadaşın, hata yapanın, umursamayanin söz dinlemeyenin yaramazin, borc isteyenin, daha nelerin,ellerin kızı bak neler yapıyor diyor birgün sadece, gülüyor ve yutkunuyorum..
Bunları anlatmamın sebebi 7 güzel adamın haturlattiklari, dizinin konusu ve gerçek kahramanlarının hatalarını orttugunu en azından şimdilik, söyleyerek eski günleri yad ediyorum.
Hikaye tamamlama yazilisini mesela...Dervis olma niyetimi desteklemesini hocamin ..kurgularin canlanması kehaneti))
Olsa da yine böyle bir atölye yapsak...dimi inci hocam...na...an
Ansızın bir zaman..
Sizden sonraki edebiyat hocasina yaptiklarimi hatırlamak istemiyorum..gulumsuyorum...Hani özel bir kız okuluna sizin ve hocanizin da yerine bir adam getirmislerdi. O da bize dilbilgisi anlatıp geçmek istemişti. ....))) Niye gitti bu hocalar diyebilirsiniz ..başörtüleri için. ..

19 Mart 2014 Çarşamba

Yün hüzün ve tesadüf

Babamın avuclarindan ictigim pınar suyu varsa zihnimde, rengi koyulasip dibine düşen zerdaliler , sıcak ve arı sesi ,haşlanmış tavuga karışan bazlama ayran bulgur pilavı kokusu, kırmızı etegim , uzun tarlalar, tokac varsa mesela pınar başında hala, yün içimde bi başka egriliyorsa anlama,  sabah elime değen hüzün ve tesaduf sebebiyledir, dün dinlediğim safa sebebiyledir. ..

15 Mart 2014 Cumartesi

Yaşamak

Yine kelimeler ve kavramlar uçuşuyor zihnimde.karsiliklarini arıyorlardır büyük ihtimalle. Yok.
Arap misafirlerime yaptığım "cheesecake"den kalan son dilimi yedim biraz önce.acaba ben mi onu yedim o mu beni bilemedim.suud ve amerika birleşti gözümde peynirle tatlinin birleştiği gibi..Tuzla şekerin birleşmesi mesela.iyi geldiği haller var onu geçelim güzel geldiği zevkler de ben çok severim kunefeyi çizkeki mesela.
Suud ve amerika deyince mısır geldi filistin kapısı amerikanin dünyaya bakışı sudeysinin mısır a bakışı.duasindan bile cikarisi imamlarin mısır i.aglayarak dua edilen Filistine ne yapıldığı. Filistinlilere mavi kanlı diyorlar burda.
Ben de kaneviceyle işlemek istiyorum bir sumbulu, sumbul duran bir sehpanin üzerine..balkonumu kış bahçesi yapıp çiçek yetiştirmek kenarında köşesinde. .kitabım kahvem güzel renklerim şiirim sessizliğin içinde..Evimin bir teması olsun..gül olsun orda burda olmadık yerlerde..eskiler bulunsun Gülle bulussun..ama olmuyor işte..zaman çok şeye bolusturulemeyecek olan...bir hedeften fazlası yoruyor işte.."huzur islamda" ya ısrarla karşı çıkıyor Cündioğlu islamda huzur yoktur ey talip, yola düşene gamdir azik...
Yaşam hayatın eş anlamlisi diyoruz.degil. yaşamak yaş almak demek yillanmak,yaşa dan türetiliyor yaşam,  hayatın bir fiili yok hayatta olmaktan başka hayy olmak diri olmaktan..
Yaşıyoruz ama hayatta değiliz galiba..mümin ibnulvakttir diyor Mevlana. .Hayatta olmanın belirtileri canlanıyor zihnimde..yazmak benim devâm..gece uzun uzun yazılarımı okudu bir hocam..acidi büyük ihtimal. Acısın..merhamet şifam..
Peki ben şimdi ne yapıyorum;
Geç kalmış asla tümüne yetisemedigim bir temizlik..salonumda yarı arali hangi ilim bahsi açık ihyam, sifayi serifim, rehberim mesnevim, kalemim defterim, ütülenecek çamaşırlar, surei tevbe, aliimran..
Şimdi toz bezimi elime alıyorum..içime niyetimi yeniden..
Neydi baki kalacak olan..
Ya hayy ya Kayyum...

11 Şubat 2014 Salı

Karnım aç...

Aslında ne icin yedigimiz, ne için yaşadığımızi aciklayabilir kısaca..Onun icin her yemek ayetinden sonra şeytanın adimlarindan sakindiriyor yiyecekleri bizim için yaratan..
Acligimizin çoğunun duygusal açlık olduğunun kanıtı bir türlü doyamamamiz, gece acliklarimiz, acinin arkasina tatlı yanına çay sonra kahve ve cheese cake istememiz, damak tadimizin gitgide değişiklik göstermesi, katik kelimesinin dilimizden silinmesi mesela,sirkeye ekmek banmanin ruhuna uzaklasmamiz zayiflamak icin sirkeyi suya katıp gittikçe sirke gibi eksimemiz..ekmegi banabilsek belki tatlanacagiz..maydanozun ruhuna dokunmak dedi l.ipekci ..instagramda az yediği seylerin fotoğrafini paylaşarak doymaya çalışanları gördüm sonra, zayiflayamadigi için umudunu kaybedenleri, ben bedenim miyim ruhum muyum sorusunun arasinda ruhunu bulamayanlari, kan grubuna göre beslenmek için zaten çok ayristirdigi insan gruplarina bir set daha çekenleri, hic oralara dokunmadan yedikce yiyenleri,aklına yemek gelmeyenleri peynire simiti katık edip hic acikmayanlari da gördüm sonra..ve hepsinde kendimi...yemek tarzi bir insanin hayat tarzini gosteriyor , bunu bakarada hissettirmisti Rab..ayetleri duyup duymamis gibi yapmayi da hissettiriyor..hislerini resimleyip gosteriyor..her görünenin birikip bir manzara etmesi için yine de malzeme gerekiyor, iste o malzeme:

3 Şubat 2012 Cuma

Yak/laş/mak...

Allah ın kendini kuluna tanıttığı müthiş bir yol bakara...Toprağı yara yara inşaa edilen,içerde bir yerde halk edilen,nasip edilen...Rabbi ile kulunun ilişkisi örülürken ilmek ilmek,en vurucu bölümlerden birindeyiz...

Fe iza seeleke anni,fe inni Karib.....Kullarım sana benden sorarlarsa,DE Kİ, ben yakınım...
Soran kul,peygambere soruyor,Allah ise peygamberine değil kuluna CEVAP VERİYOR,ben yakınım..Duyuyor muyuz...Diyor ki...

Dua edenin duasın dua ettiği an,icabet ederim...
Bu müthiş tarif için,bir dua eden gerekiyor davet eden,çağıran...
Bir çağrı..
Bir de an...ve sonuç ayan beyan,kesinkes veriliyor,
ÇAĞIRILAN..
KARİB bize yabancı bir kelime değil,kurban ordan...Ve bu formül bana,yüksek lisansımı pdr yapmak isterken girdiğim mülakat sorusunu hatırlattı...gestalt yaklaşımı psikolojide,''şimdi ve burada''...bir çok terapinin merkez yöntemi..dua....dua...ibadetin özü..iliği..ve üfevvıdu emri ilallah,innallahe basirun bil ibad sonu...sözlerden azade olmak,kalbin duası...razı olmak canın...mukarreb olmaksa nasip ve çabanın,secde et ve yaklaş emri neden var?küçül,eğil,sınırını bil-dikçe yaklaş..Dur,oraya yaklaşma buraya yaklaş,emrini verir mi Allah şaşkın kuluna..Amenna...sanki gözü bağlı birine yol tarif eder gibi,Allah ın ''yaklaş,yaklaşma''emirleri...
Aşağıda alıntıladığım yazı yüz akı dergisinden,malatya turunda,çok şık döşenmiş bir kış balkonunda,sehpanın altına dizilmiş bir sürü skylıfe,örgü,ev modası dergilerinin altından özenle göze çarptırıldı,cumartesi saat 12.30 sularında...Mahrum bırakmayan Rabbe sonsuz hamdle....Yazı Mustafa  Küçükaşçı'ya  ait.

Yakınlaşma İştiyakimiz

Yaklaşmak ister insan.




Yakın olmak ister.



Bazen bir zaaftır bu yaklaşma arzusu, bazen insanı farklı kılan bir haslet...

Yaklaşmanın cezbeyle, câzibeyle bir alâkası vardır elbet. İnsan çekilir âdeta, tehlikeye, yasağa, ateşe...



“Yaklaşma!” insana yöneltilen ilk emirdir. İlk imtihan.



“Şu ağaca yaklaşmayın!” (Bakara, 35)



Âdem o ağaca yaklaşmadan, İblis yaklaşır yanlarına...



Onu yanlarına yaklaştırmama firâsetini gösteremez, kulak verirler düşmana, yegâne dostun düşmanına...



Âkıbet malûm... Kendilerini yeryüzünde bulurlar.



Uzakta...



Birbirlerinden uzakta...



Cennetten uzakta...



Döner dururlar, deli dîvâne...



Tevbeler, istiğfarlar ile bu uzaklığı yakınlığa çevirmeye çalışırlar.



Önce birbirlerine kavuşurlar.



Müzdelife... Yakınlaşma yeri...



Peki cennete, rahmete kavuşabilecekler midir?



Cevap:



“Şüphesiz, Allâh’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf, 56)



...



İnsan, fıtratı gereği mahrumiyetini tatmadan bilememiştir yakınlığın kıymetini...



Belki meleklerdeki gibi vehbî bir mukarreblik yerine, kesbî bir yakınlık imtihanıdır insanınkisi...



Fakat, insandır uzak kalan... Cenâb-ı Hak ise Müteâl olsa da Karîb’dir...



Kalacak kim var ki dost tomarından? O var!

Sana daha yakın şah damarından; O var! (Necip Fazıl)



Uzak düşen insandır. Cenâb-ı Hak ise yakındır kullarına, hem de şah damarından daha yakın. (Bkz. Kāf, 16)



Her kula Allâhu Teâlâ yakın,

Öyle ki tâ şah damarından bile...

Sen de uzak kalma Hudâ’dan sakın,

En yakın ol cânını kurbân ile... (Tâlî)



Nasıl yaklaşılır, o Karîb’e?..



O Yüceler Yücesine yere kapanarak yaklaşılır:



Secdedir bir kula ihsân edilen son ikram,

Secde; Allâh’a yakınlaşmada en zirve makam. (Tâlî-Mecnun)



“Nur istiyorsan, gönül aynasını kirden, pastan temizle de nur al, nurlanmaya çalış. Hak’tan uzaklaşmak istiyorsan, kendini gör, kendini sev, Hak’tan uzak düş... Yok eğer, şu yıkık zindandan, benlik gururundan kurtulmak istersen dosttan baş çevirme, Allâh’a secde et de O’na yaklaş.” (Hazret-i Mevlânâ)



Irâg ol dâr-ı dünyâdan bulasın tâ Hak’a kurbet

(Muhibbî)



Kurbet yakınlık, gurbet uzaklık...



Her an gurbettesin. Her an uzaklaşmadasın... Secdesiz, secde yakınlığından uzak her an uzaklaşmadasın:



“Her an can verme zamanındadır. Can verme ânında îmanını gör, gözet! Ömrün altın kesesine benzer, geceyle gündüz de para sayan adamdır. Bilmeden, anlamadan sayar durur, nihayet kese boşalır, ay tutulur. Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde kalmaz, yok olur gider. Şu hâlde her an yerine karşılık koy ki: «Secde et de yaklaş» âyetinin maksadı neyse bulasın.” (Hazret-i Mevlânâ)



O Cömertler Cömerdine en yakınından fedakârlık ederek yaklaşılır:



İmtihan buyurdu dostunu Allah

«Çal bıçağı» dedi, sen yakınına!..

Tereddüt etmedi hiç Halîlullah,

Yükseldi Rabbinin en yakınına! (Tâlî)



Bu bir sevgi imtihanı... Yakınlaşmak için, en yakınının O olduğunu ispatlamalısın. Araya başka hiçbir sevgi girmemeli... (Bkz. Tevbe, 24) Zaten o Vedûd’a kurban olursan, her şeyi o gözle seveceksin:



Yaratılmışı severiz, Yaratan’dan ötürü... (Yûnus Emre)



Her şey ki sana âmâde... Feda ettiklerin, etmen gerekenler de senin değil sana emanet... Bu mânâda kurban en üst derecede bir şükür hâli...



Varlığın emrine âmâde edilişine karşılık bir şükür... bir teslimiyet... İnsan bu teslimiyette, emrine âmâde kılınan varlıklardan geri kalmamalı:



Hak böyle istemiş diye vermekte cânını,

Teslîmiyette insanı geçmekte, kurbanı! (Tâlî)



O Nûr’a pervaneler gibi kanattan, candan geçerek yaklaşılır.



Değil mi ki ölümün bir adı da «yakîn»dir!



Ama O Nur ki, kendi için kanadından geçenlere, nice şehballer verir. Canından geçenlere, katından canlar verir.



Hem burada kurban etmezsen canını, bir gün istemesen de eğeceksin boynunu. Mevlânâ Hazretleri, sesleniyor, haykırıyor âdeta:



“Korkunç bir kurban bayramı olan kıyâmet günü, mü’minlere bayram, inkarcı öküzlere de ölüm günüdür!”



Hazır mısınız kurban bayramı yaklaşmakta?

Buyurun Hakk’ın bize ikramı yaklaşmakta!

Yollarda kalmayalım, yurdumuza varalım;

Zira şu kısa günün akşamı yaklaşmakta... (Tâlî)



Ayağına zaten bir balçık gibi sıvaşan denî dünyanın, o alçak yakınının aslında cazibesiz, rezil yakınlığına değil, ötelere, müteâle yönelt, yaklaşma iştiyakını...



Yaklaşma! Rezaletlerin açığına da, gizlisine de... (Bkz. En’âm, 151; İsrâ, 32)



Yaklaşma! Allâh’ın yasak hudutlarına... (Bkz. Bakara, 187)



Yaklaşma! Harama, yetim malına... (Bkz. İsrâ 32, 34)



Fakat secde et ve yaklaş O’na... (Bkz. Alâk, 19)



O’na yaklaşmaya vesileler ara... (Bkz. Mâide, 35)



Hangimiz O’na daha yakın olacağız yarışında ol!.. (Bkz. İsrâ, 57)



Ve elini çabuk tut.



Zira Mevlânâ’nın bir büyük kurban bayramı dediği kıyâmetten önce, her gün bizden birinin kıyâmeti, bizden birinin kurban günü gelmiyor mu?



İbret olsun bize, ey can gözü, kurban pazarı,

Bî-haberken şu koyunlar; sarıyor kan, pazarı!

Ölüyor birbiri ardınca eşin-dostun ama;

Seni bulmaz sanıyorsun bu yaman can pazarı! (Tâlî)



Bütün bunları hatırlatması gereken bir bayramı daha yeme-içme, eğlenme günleri olarak geçirmemeli...



Pek farkında değiliz ama bayramlar, kandiller gibi mübarek geceler arasında... Yani yakınlaşma için verilmiş hususî mülâkat günlerinden:



Yemek içmek değil heyhat yakınlaşmak demek kurban... (Tâlî)



Nesirden çok şiirin dile geldiği bu yazıya son noktayı da bir kurban şiiri koysun, bayramınız mübarek olsun:



Canlı ve cansız, madde ve mânâ,

Baksana yer-gök, insana kurban...

Seçmiş ayırmış, bir seni Mevlâ,

Her şeyi kılmış, hep sana kurban...



«Var yürü» denmiş; sen koşacaksın!

Candan uzaklaş; yaklaşacaksın!

Mal, para, evlât... Hep aşacaksın!

Hepsi fedâdır, Cân O’na kurban!..



Sen de Halîl ol! Rabbine râm ol,

Nefsi yatır, kes! Ruhla imâm ol,

Târihe nakşol, ümmete nâm ol,

Hâtıra dünden, yârına kurban...



Sundu güzelden kurbanı Hâbil,

En kötülerden derledi Kābil,

Olmalı sağlam, varmaya kābil

Senle berâber, en sona kurban!



Rabbe ulaşmaz, koç, kuzu, kan, et..

Arş’a çıkar tek; sâf, iyi niyyet.

Dengeyi Tâlî, sırrı da hisset;

Can tene muhtaç, ten cana kurban!

20 Kasım 2011 Pazar

Kelimeler kelimeler...

       



          Aşk başlı başına sabır olabilir mi,O' na 'hüve hüve' kavuşmak çok zor olduğuna göre,aşık uzağa alışkın,sevgili her şeyden aşkın olduğuna göre...Sabır bir dağın başına çıkıp yapayalnız oturmaksa,aşık bir dağbaşı yalnızlığı yaşayan değil mi?Çöllerde susuz bekleyen,suyu içinde gizleyen kaktüsün ismi 'sabur' ise,aşık sabur değil mi?Bir kabın içini doldurup ağzını kapatmaksa sabır,lügatlarda yazdığı gibi,içi dolup dolup taşan aşık sabırlı değil mi?

          Şimdi bir dağ başı yalnızlığı düşsün hayalimize,bir türkü ezgisi seslendiriyor,tüm hislerin tasdik ettiğini;

Telli turnam sökün gelir,
İnci mercan yükün gelir,
Elvan elvan kokun gelir,
Yar oturmuş yele karşı....


           Gök sonsuz bir kubbe üstümüzde,turnalar ümidimiz...Deniz içimiz,göğe inat... İnci mercan, birikmişliklerimiz....Ve bir koku sarar etrafımızı,ille rüzgarla taşınan ve ruhumuzu saran,ve sevgilinin ruhundan buram buram yayılan ille,Allah tan insana akan,insandan insana...Mutlu eden hem,barındıran...Koku,rüzgar ve ruh...Arapçasıyla,rıyh,rayiha ve ruh...Aynı kökten...Naif,hafif,zarif,aşka dair....Ortamı değiştiriveren kudretli,kuvvetli,müthiş,aşka dair...

           Şimdi elvan elvan kokuya ,O'nun nefesi olan rüzgarlara ,ve üflemiş olduğu Ruh a hayran olan,bu gaib izler etrafında O'nu arayıp duran,ve ruhunu teslim edene kadar sabreden değil midir aşık?

            Ve biz modern zamanların dağ başı yalnızları,biz, izleri aramakla mükellef değil miyiz?İçimize düşen izleri belki google dan bularak dua etmeye sarılmaktan,belki niyet edip bir kapıda öylece durmaktan,içerden gelen kokuyu içimize çekmekten başka çaremiz var mı?

18 Kasım 2011 Cuma

Misafir

      Hayatımda hilallerin ayrı bir yeri var,bu kesin.Başlangıçlar ve sonuçlarla,iki sivri ucu gibi hilalin ,gönle batan ama narin,incitmeyen,öğreten,hep yeni kararlar aldıran,başlatan,bir türlü bitmeyeni sonlandırıp ferahlatan...
      İnsan,manası alemin..En güzeli insan güzeli,insana değer katan ise çözmek insanda alemi....Hilal bir dua etmiş,duasına icabet edilmiş,nasibimiz miymiş Suna Anne yi tanımak,gelmiş,bir bayram sonrası,müthiş manzaralar ve zikir sesleri eşliğinde misafirimiz olmuş,bize soluklanmak düşmüş....



                                                                 YANAR BİR KUL


“Kad semi’allahu….” diye başlayan mücadile suresinin giriş kısmını ayrı severim. “Allah kulunu işitti….” Öyle yakın… Öyle yalın… Yakınlık kesbetmeyi murat ederim.

Bayramın birinci gecesi yola çıktık. Günler öncesinden gönlüme düşen dua… Dua nasip işi. Öğretilen çoğu zaman. Ben böyle dua etmeyi bilmezdim ki…

Korkuyorum nefsimden; bayramı tatile dönüştürmekten. Yola çıkmaktan da geri kalası değil gönül. O sıkışmışlıkta çıkıp geldi dua; “Allahım, Çıralı’da güzel bir kulunla tanıştır. Sevdiğin bir kulunla bayramlaştır…” Yanarak istiyorum nasıl…

Her şey güzel… Ama en güzeli, insanın güzeli… Salkım saçak nar dalları altında okuyup mütalaa ettiğimiz kitaplar… İçinde kaybolduğumuz mandalina, limon, portakal bahçeleri… Yeşilin ortasında kaybolmuş ahşap evlerin serin gölgesi… Ayın ondördünün denize ettikleri… Gecenin perde perde incelişi, ayın pırıl pırıl dökülüşü… Bir koyun koynunda ah! denizin bize ettikleri… Bir dans ahengi… Bir musiki zevki… Nereye baksak “Subhanallah”… Hangisine kulak versek “Subhanallah”. Ne nefes dayandı… Ne dizde derman kaldı… Bir “Subhannallah” düştü cana, Can da yandı…

En güzeli, insanın güzeli. Kabristanın yanında gördük onu. Usulca yürüyerek geliyordu. Ardında, sağında solunda melekler yürüyordu… Her adımı tesbih, her hali dua bir kul yürür de melekler yol olmaz mı. Köşede karşıladı bizi, eline sarıldık, teklifsiz. Boynuna sonra, bayramlaştık. İnsan… manası alemin.

“Rabbim, koruyucu meleklerini, şifa meleklerini, rızık meleklerini yanımızdan ayırma.” Duası, diline ne de yakışıyordu. Hani baharda baştan ayağa çiçeğe durmuş dalları olur; kiraz ağacının, şeftalinin, erguvanın. Neden bilmem onları andırıyordu. Duaya durmuş ağaç gibiydi. Avokado ağaçlarının koyu büyük gölgesinde kiraz çiçeklerini andırıyordu. Oralı değildi. Ama oraya yakışıyordu.

Güzelliği, haleler hüzün… Hassas bir gönlün, rakik bir kalbin azığıdır. Yeis değil fakat hüzün. Bir ömrün hüznünü nereye sığdırır insan. Rabbiyle konuşmazsa; O’na söylemezse, O’nu söylemezse…

“De ki unuttun mu, unutmadım unutmadım ama O’na kulluk edemedim, kulluk edemedim…” bir ömür yangını sözler… Gecikmişliğine yanan, o yangın ışığında hayatını sorgulayan, temizleyen, temizlenen… Kulluk bu yanıştan başka ne ki…

“Güzel Allahım” diye başlayan cümleler “ya Rasülullah” ile bitiyor, muhabbet tamamlanıyordu.

Ne kızgındı ne sitemkar. Bir tatlı yanıştı hali. O’nsuz geçen yılların yalnızlığı…

Dilinden ne çıksa gönle muhabbet düşüyordu. Acı tatlı onca hatıra… Ömür sandığı açılınca etrafa dağılıyordu. Söz uçuyor, muhabbet kalıyordu.

Beş yıl olmuştu geleli ve yetmiş dört yaşındaydı. Uzunca bir sükutun ardından ilk kez konuşuyor gibiydi. Belli ki o da Rabbinden sözünü emanet edecek kullar dilemişti.

Suna anne, bir İstanbul hanımefendisi. Yeri incitmeden yürüyen, sözü incitmeden söyleyen asaletten geliyor. Ağaçla, kediyle, horozla ve eşya ile konuşabilen engin bir gönül o. Kimle konuşursa konuşsun Leylasını söyleyen aşık o. Yalnız Rabbine söylesin diye sözünü, kalabalıkların içinden tenhaya çekilen kul o. Hayatı, vakti, anı niyaz makamına taşıyan o.

Hamd O’na mahsustur. O ki, dualarımızı yan yana, bizi karşı karşıya getiren, kulunu işiten, duaya icabet eden, kalplerde muhabbet halk eden, seven, sevdiren…

Hilal Söylemez

5 Haziran 2011 Pazar

Hali beyt

            
              Ev hali,dilimizde bir deyim gibi mazeret yerine..Halbuki ne kadar mühim evin hali,halimiz bizim..Ev,beden,kalp...Ahali,azalar ve duygular..Hepsi birbirine zincirli...Dağınık bu ara galiba halimiz,evlerimiz gibi,herkes birbirinden dua istiyor belli...Geceler kısa,gündüze aksedecek bereketi yakalayamadık belki...Taşınasım var çokça,dipli köşeli bir temizlik,insan kendinden kaçabilir mi?Bugün kendimi şikayet ettim Rabbime,çok üzüyor bugünlerde beni...Bu bedenden taşınılabilir mi?Kalp nakli mümkün mü?
              An ve hal,tek çaresi galiba bu bunalmışlığın.Beden bir an sonra aynı beden değil,taşınıyor anbean,kalp çevrilip duran halden hale,ya mukallibel kulub duası onun için var değil mi?Bir düzenleme ,depolama,atıklardan kurtulma,süsleme,basbayağı dekorasyon fikirleri üretiyor zihnim evle ilgili,doluya koysam almıyor boşa koysam dolmuyor,vazgeçiyorum..Günlerdir namaz sonrası seccade başında bir dergi köşesinden,bir başlık göz kırpıyor: Evimizde Hal Eğitimi...Derde deva sadra şifa,Rab her yerden bir haber gönderiyor...Üç aylar tam da hal değişim mevsimi değil mi?Duasıyla birlikte,Allah ım Recebi ve Şabanı bize bereketli kıl,bizi Ramazan a ulaştır...

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Gençlik


Gençlik elimizden kayıp giderken yavaştan,daha az duygulanıp daha çok düşünüp tarttıkça,daha çabuk yorulup daha ağır heyecanlandıkça,hareketimiz azalıp,hantallığımız çoğaldıkça,çoluk çocuğa karışıp artık onların heyecanlarına teslim oldukça,kendinden başkalarının sorumluluğunu taşımaya başladıkça,artık hakkel yakin anlıyoruz ki gençlik müthiş bir sermayeymiş..Ağacın şu yaş ve yeşil haline tekabül edermiş..Ömrün bahar zamanı,insanın enerjisiymiş.Ahirette gölgelenecek olan bahtlılardan biri de gençliğini Allah rızasında geçiren gençlermiş.Çocukken oyunun,gençken şehvetin,yaşlıyken hasretin ardına geçebilen ermişmiş.

Herkes gençken yapılacak yüz şey diye nefis canavarını besleyedursun,bizim gençler boş durmamış,gençken tadılacak 50 lezzeti yazmışlar,Allah yaşatsın....Ne zamandır yazayım diyorum,bugünki yağmurlu tigem ziyareti ateşledi galiba,arkadaşlar da genç ve güzel olunca....
Tüm gönlü genç olanlara....

26 Mayıs 2011 Perşembe

Kreş Eken Huzurevi Biçer

Çok dokunuyor böyle yazılar içime..Taa eskiden beri,bir münazara hatırlıyorum lise yıllarımdan,malum iki grup hararetli hararetli tartışıyoruz.Kadın hem çalışsın hem çocuğunu mu büyütsün,yoksa evinde çocuğunu mu büyütsün..Ben annenin çocuğun yanında olması gerektiğini savunuyorum,bin bir duygusal delille..Üstelik çalışan bir annenin çocuğu da değilim.Annem,komşu çocuklarına bile annelik yapmış anaç bir insandır:)Son geldiğim nokta şu,o yıllarda,çalışsa da bir anne,çocuğun ilk yıllarını, 0-6 yaşını çocuğunun yanında geçirmeli...Gitgide psikologların yardımıyla 0-3 e inse de bu yaş sınırı,daha aşağı inemedi...
Hal duası yerine mi geçti,Irmak la 3 yaşının sonuna kadar,Yiğit le 20 ay kadar beraber kalabildik çok şükür.Okulum yarım gün olmasına rağmen,bir yıl ağladım,sonraki yıl ağlamaklı gittim geldim.Bu yıl Irmak 6,Yiğit 4 buçuk ki yine ağlamaklıydık oğlumla,şimdi beni okula şefkatle gönderiyor:)Evde olmaktan mutlu mesut,gün geçiriyor.Demem o ki,0-6 yaş ideal, anneyle çocuğun bağlılığı,ayrılmaması için..Ama birinci sınıfta da evde olmak güzel olurdu:)Biraz karışık oldu...

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Hayata Dönmek İsteyenlere Önem Listesi

Yaşamak..Yakin gelene kadar,hakkını vererek yaşamak.Bıkmadan usanmadan,sadece öteye özlemle,gitmek istemenin tek sebebine hasret diyerek yaşamak,ve gündelik hayat,ne kadar zor birleşiyor,rutinle muhteşem..Ama ölümle burun buruna gelince,toprak kokusu tene değince,yine ses gelir terbiyeciden,merhametlilerin merhametlisi Hayy den...Bir yazı,ve işte yine Mustafa Ulusoy...Nedir hayatın en önemli işi?
El cevab:
Mesela, bir çiçeğin başında durmaktır kâinatın en önemli işi. Durmak ve temaşaya dalmaktır. Temaşaya dalıp, “Maşaallah” demektir.
Öylesine önemlidir ki bu eylem, bu söz; çiçeğin melekleri bile nefeslerini tutarlar adeta, kendilerinden geçerler ve ağzımızdan çıkan bu sonsuz kıymetli sözü Mutlak Varlığın dergâhına taşırlar. O’nun sonsuz dergâhına ulaşan eylemlerdir kâinatın en önemli işi.
Bir elmadan bir ısırık alırken “Elhamdülillah” diyerek Mutlak Varlık’tan hoşnut olduğumuzu, O’nun sonsuz lütfunun farkında olduğumuzu ilan etmektir mesela kâinatın en önemli işi.
Hastalandığımızda “ah of” diye inlemek yerine “Ya Şafi” diye terennüm etmekten daha önemli hangi işi vardır insanın? Acılara bile hamd etmek, sabır göstermek, isyan etmemek değil midir Mutlak Varlığın bizden beklediği? Mutlak Varlığın bizden beklediklerini yapmaktır kâinatın en önemli işi.
Ölürken, “O’na kavuşuyorum” diyebilmekten daha önemli hangi işi, başarıya geride bırakabilir insan? Hayatı boyunca elde ettiği hangi başarı, hangi eylem bu cümleyi aşabilir?
Mesela, namaza başlarken “Allahuekber” demektir kâinatın en önemli işi. Mutlak Varlığın sonsuz kudret sahibi oluşunu tüm kâinata ilan etmek insana verilen ne onurlu bir görevdir. Yer gök bu kelimeyle heyecana gelir. Meleklerin selama durduğu sözleri söylemektir kâinatın en önemli işi.
Secdede O’na yakınlaşmaktır mesela… Şimdi ve hemen yapılabilecek bir eylemdir bu. Yıllarca mucizevî ve özel anlar beklemeye gerek yoktur. Hayatın anlamı, müphem bir gelecekteki başarılarda saklı değildir. Bugünün içinde var olan bir secdedir bizi sonsuz değerli kılan.
Kâinatın en önemli işi tekerliğin ya da elektriğin icadı değildir -O’nun adına yapıldıysa bunlar da önemlidir elbette-, kâinatın en önemli işi bir Fatiha okumaktır mesela. Âlemlerin Rabb’ine hamdolsun demekten daha büyük hangi söz, hangi eylem vardır? O’nu anmaktan, O’nu övmekten daha önemli hangi eylemi başarabilir insan?
Kâinatın En Önemli Varlığına selam yollamaktır kâinatın en önemli işi; Mutlak Varlık’tan O’na rahmet etmesini dilemek…
“Hayatım Rabbani bir mektuptur,” demektir mesela kâinatın en önemli işi. Varoluşumuz O’nu anlatan bir mektup gibi görmekten daha önemli hangi iş, hangi görev olabilir sahi?
Muhtaç bir kalbi O’nun sözleriyle teselli etmektir mesela kâinatın en önemli işi. Bu uğurda sevdiklerinden bile ayrı kalabilmek, her yeri O’nun mülkü kabul edip yaşayabilmektir.
Bir insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarını O’nun adına karşılamaktır mesela kâinatın en önemli işi. Yalnız olmadığını, Mutlak Varlığın kendini düşündüğünü hissetmesine vesile olabilmektir.
Kâinatın en önemli iş bir bebeğe süt vermektir mesela. Süt verirken Mutlak Varlığın “Rezzak” olduğunu düşünmektir.
Mesela, bir tas çorba pişirmektir kâinatın en önemli işi. Bir sofraya bir tabak koymaktır. Sofradaki yiyeceklerin O’nun sonsuz hazinelerinden gelen numuneler olduğunu seyre dalmaktır kâinatın en önemli işi.
Yağmurda yürürken ıslanmaktır kâinatın en önemli işi. Rahmetle ıslandığımızı fark etmek, semada yeni yaratılmış bir yağmur damlasına gülümsemektir.
Dağınık mutfağı toplamak, bulaşıkları yıkamaktır mesela dünyanın en önemli işi. Bunları O’nun “Munazzım ve Kuddüs” isimlerinin tecellisine mazhar olmak için yapmaktır.
Elbette hayatın sıradan gibi görünen eylemleri yanında özel ve hususi anları da vardır. Bu özel anların kıymeti ancak günlük hallerimizi O’nunla bağlantılı yaşadıkça ortaya çıkar.
Bunlar ilk elde aklıma gelenler. Listeyi istediğimiz kadar çoğaltabiliriz, çoğaltmalıyız da. Ne zaman içime sanki her şey önemsiz, tüm eylemler sıradan gibi bir his otursa, bunlar gelir aklıma. Yeniden yeniye inşa edilir hayatın anlamı böylece.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...