ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2017 Cuma

شمس و قمر

En meşhur aşk destanları Leyla ile Mecnun , Kerem ile Asli , Ferhat ile Şirin..
Meşhur olmak bizde, fena ve acı ile.. Ya cinnet sonu ya ölüm..
Halbuki ölmeden önce ölmektir adı aşk..
Aşık olup , hem aşkında fani olup yaşamaya devam edenler , burda yaşamaya devam eden kısmının kayıtları da mühim, bulunduğu,daha doğrusu konulduğu yerde , işinin başında, kendi küçük dairesinin merkezinde, ve O 'nun yörüngesinde diğerlerine hizmet edenler, "yeşil kubbemin altındaki veliler" e dahil ve sırdırlar Allahu âlem..
Dün öğleden sonra evimizin namazgâh köşesinde öylece oturturken bir altın ışık değdi elime yüzüme, sırtımı sıvazladı, başımı okşadı, ısıttı.. Bu oda sabah güneşine alışık nereden geliyor bu güneş ışığı diyerek gayri ihtiyarı pencereye yöneldim. Çok da yakın olmayan bir pencere.. Ayna olmuş güneşe.. Bütün varlığıyla güneş olmuş da bana gönderiyor ışığını..
Işte ay da böyle.. Eksilerek artarak , kemali ve zevaliyle, o hüzünlü cemaliyle hep güneşe aşık.. Hep ondan aldığını bize veren, bizim muvakkitligimiz için  muvahhitligiyle  hizmet eden.. Daim yolunda, ve yesbehun, tesbihte,Rabbine sen subhansın demede.. Güneş, yıldızlardan bir yıldız Rabbin Hayy Kayyum ismiyle, ısıtan aydınlatan, ne çok aşığı var kim bilir kalbi irili ufaklı..
Kalbime döndüm .. kişi sevdiğinin kaderinden pay alır ya, ay.. hilal, dolunay , yar-i cemal, şakku kamer..
Güneş altın, ay gümüşe benzedi..
Yarin şemaili gümüş tene benzedi..

17 Mayıs 2016 Salı

Bir hurma ağacına yaslanmak

Günün sonunda, dedi editör ,yine ne kadar kazandığımıza bakarız.
Galiba günlerdir içimde birşeyler bu cümleyi işliyor.
Günün sonunda ben neye bakarım?
-ne kaybettigime
-nasılsın diyen bir dosttan arda kalana
-içimdeki hüzün tortusuna
-gizlendigimi sandığım malayaninin çokluğuna
-ölüm oklarindan hangisinin isabet ettiğine
-düzenlenmesi ve temizlenmesi gereken eve
-düzenli ve temiz eve
-çocukların içimdeki hallerine
-Güneş'in batısı ve Ay'a
-elimdeki son cümleye

"Bir labirentin içindeyim ve yukardan nasıl göründüğümü bilmiyorum,korkuyorum. "
"Hala halkanın içinde olduğumu biliyorum. Bütün yaşadıklarım, hepsi akisleri sesinin..."
"Elimi tut, düşerim.."
"Onca tantananin içinde ben seninim!"
"Bazen hiç yaşanmamış gibiyim"
"Külüm "
"Kul olmak isterim "

11 Şubat 2015 Çarşamba

Uhud...

Şimdi uhuddayiz..
Okcular tepesine yerlestirilenleriz belki , belki denenecegimizin bile farkında değiliz. Yay gibi eğri miyiz ok gibi doğru mu..Kalbimiz ganimet karşısında yamulur mu..ölüm korkusunda savrulur mu..
Elif gibi dimdik durmustuk oysa, savunmadan çok savasmayi seçmiştik. Kalplerimizi telif etmişti birbirine Rab, acaba ehillesmis miydik, birbirimize düşer miydik..
Uhud..herkesin bi ayrı yere savruldugu dağ. Efendimizin sığındığı yarık..Diş düşünce rüyada bir yakını kaybetmeye yorarlar ..feminden sızan gül kokusu bizim yüzümüzden mi..
Uhud artik sehidlik..Uhud şahitlik..kendimizin , sabitligi ve kaypakligi kademimizin..Denenmesi elifligimizin..
Acı...
Istigfar...
Tevbe...

5 Şubat 2015 Perşembe

Hekim

Bir hekime görünsen diyen sesler..
Beni hekim gördü..
Sarıldım ağladım...
Uyandım
Ahir Zaman..
Doktor da gördü.

1 Ocak 2015 Perşembe

Bir duru su gibi...

Bir duru suya benzer özümüz bir damla bulanık sudan yaratılsak da..
Bir duru suda görünür yüzümüz, yunur yıkanır dahası bir duru suda..
Aynımız ayinemiz, gözümüz göz göz olan gönlümüz bir duru su arar ömrü boyunca..
Ömrüme bir duru su değdi, fazlindan suyla hayat verenin..umre diye davet ettiği beytine ikram diye zemzem verenin..Musa yı nice korku yolundan sonra medyen suyuna eristirenin fazlindan..
Ömrüme bir duru su değdi. Çölde serap gibi. Karışıklığıma düzen, bulanıklığıma berraklik, hirsima kanaat, isteğime tevekkül, sesime suskunluk, körlüğüme göz, zayifligima kuvvet, ofkeme huzur, isyanima şükür, yumusakligima sertlik, sertligime yumuşaklık gibi bir duru su...zemzem gibi..ne için icilirse sırrınca..
Bir duru su ki zemmeden kendimden beni, durduran içimdeki koşturan atları, yelelerini okşayan sabah yeli, akşam güneşi...
Bir duru suda saklı sevginin hakikati..Sevgi ne degildirden gide gide bulunan saf özelliği, renksiz kokusuz acı değil tatlı değil,bulanık değil, asitli değil alkali değil, bir duru su sevgi, karşılığı hamdden başka bir şey olmayan..
Bir duru su durgunluğu lazım hayatta akmak için, su gibi aziz ..kendi ritmince ..su akışını bozar mı hiç..hiç acelesi olur mu, telaşı, gerginliği..
Bir duru su sesi lazım gürültülere cevap, düşsün pesisira aşıkları suyun su sesinin kevserin...
Bir duru su gibi kanaatkar olmalı gönlü insanın, tüm hirslardan azade, ibadetten bile..kendinden gelen tüm aksi sebeplerle mücadele eden ama dışardan gelen her sebebe teslim musebbibe hurmeten...
Bir duru su gibi muratsiz olmalı gönlü dervisin..isteklerini hak yularinin bağladığı..her döndüğü kapıdan razi, kapıyı çalmaktan mesut..
Bir duru su gibi kirlenebilecegini bilmeli insan, üzerine gelen topraktan çamurdan kirden kacmamali , ellerini göğe açınca yukselip bulut olacağına yine dupduru su olacağını bilmeli, yanındaki çamuru toprağı dikeni kiri diriltmeli...
Bir duru su , saf süte benziyor en çok. Kan ve kir arasından tertemiz çıkarılan..zemzemin esyadaki kokusu anne sütü kokusuna benziyor sonradan
..Bundan mı acaba..Kâbe nin ana oluşundan mi?
Bir duru su ayna aslında..Sırrı kendinden kurtuluşunda..her kimse karşıdaki o olmasında..
Bir duru suyun en büyük özelliği mütevazı oluşunda..bile bile kaybolmasinda...
Bir duru su değdi içime Rebiulevvelle birlikte..O ndan gelen her şeyi öpüp başına koyan, ekmek gibi nimet gibi...
Bir duru su..
Bi'ru ahlaki sallallahu aleyhi ve sellem...
Cuma mübarek
Mevlid mübarek
Rebiulevvel mübarek.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Huve...

Açılışı ve kapanisiyla uyku cicegine benzeyen semsiyeler..
Kokusuyla gül sebnemleri içmiş toprağa benzeyen dağ yarığı...
Dağlar kurbanın olam nedir renginin bu ateş kizilligi dedirten kayalar.. 
Nur mavi kubbenin nur yeşil kubbesi...
Yudumuyla tatlanan kuyu suyu..
Mekanı la mekan ve zamanı la zaman, mefhumların yokluğu...
özledigi yerde olanların gönlü..
Gönlü burda olanların hatırası
Biz...hepimiz..en büyük mujdemiz, tesellimiz:
Ve huve meakum eyne ma kuntum....
Ravha.....

19 Kasım 2014 Çarşamba

Mektuplasma❤

Bana bir mektup yazsaniz demek istedim
Arada bir iki kelam, haber hava olayı bile olur..
Günlük tutar gibi olmasa da
Bugün pencereyi iki kez açtım gibi bile,
Diyemedim.
Ayağına mektup bağlı guvercinimi
Bıraktım pencereden dışarı
Önceki gece uyumadim
Bir ağır baş ağrısı
Sonrası
Güvercin kanatlarindan ses almış
Bir rüya ferahligi..
Bıraktım kendimi ,sizi...
Sonra mektubat geçti elime
Imam i Rabbani
Mektuplarima cevap verdi
Verdiniz ...
Verdirildiniz...
sonrasi
Hamd...

16 Kasım 2014 Pazar

Ünvansız

Gelişin de bir sokak önümde
Hiç bilmediğim
Sevişin sevilişin bana bakışın gibi
Gitmek istediğim hep
Gidemedigim
Iki yani agacli geniş caddesinde
kaşlarinın ortasi
Kalabalık ama yalnız
Çok ama yok
Yüzün de haritası kalbimin
Gözbebeklerin noktayı sevdası
Kara delik gözlerin
Gözlerin
Uzun yol
Tut elimden...

Sokakları karanlık
Sokak lambaları kırık
Dökük kaldırım taşları
Yer yer yürüdüğüm yerin
Levhası yok
Leylasi sessizse
Toprağı kaygan
zeminin
Zeminimin...

Üstüne sen
yokluğa uzanan
Bu elemsagma yolunda
Bir an bile
Aynı adreste değilsin
Yürümem
elzem
Hiç durmadan
hem
Tokezleyen ayaklarım
Ne kadar uzaklasiyorlar
Bulunduğun
Mevkiden...

uzatacakken
Madenine
Zümrüt mu elmas mı
Ellerimi ellerine
Kömür karası
Gözlerim
Tonlarca
Ellerime ellerini
Su diye
Yu leyla
Üzerimden kaldır
Bu dağ karası
Dil yarası
Kömürü
Al beni ateşimden
Eriyen madeninin...

27 Ekim 2014 Pazartesi

Telli dualı

Geçti ömrümün baharı...
Eyvah narım da yandı...
Dışarda sonbahar...
Gönlümde sonbahar...
Ötüyor kuşlar,
Ötüyor kuşlar...
Parça parça
Şiiri ömrümün,ahı...

11 Ekim 2014 Cumartesi

Hayatımızın hangi ayetindeyiz?

Hıçkırıklı gözyaşlarımı hatırlıyorum o büyük mescidin yaz sonu son tefsir dersinde, eylule kadar bir fasila bahsinde. Ayetlerin fasilasi var mıydı? Kurana ara veriyor muydu hayat? Nasıl ihtiyacım var benim diyordu içim bedenimle de bu havayı solumaya, ilk anda gerçeği otelemeye meyyal bir mekanizma var içimde artık biliyorum. Kuran fasilasiz devam ediyordu ayetler tatilsiz iniyor hayatımıza , zamanın neligi felsefesine dalmaya gerek yok. Dehr..dem..vakit nakdi hayatın ,akıyordu. Ne ki hazmı lazımdı ayetlerin yasanmadan geçilmesi, kayanin üzerine yağan yağmur gibi..hissiz, üzerinden akıp giden değmeyen..Halbuki biz o büyük mescidde cennet bahcelerinin kokusunu aldık tadını hissettik görünmeyen güzelliğini duyulmayan sesini munbit bir toprağı olmak istedik o bahçenin..ağlamak elzemdi. Ağlamadan yumusamadi toprağı kalbimizin..
Tefsir dersi fasıla verdi tefsir olaylarla devam etti. Isa as havariler mucize sofralar canlandı geldi. Ağladık sıkıştık daraldık kah bu sırrı içimizde sakladik kah söylemeyi denedik.Agladik.Ayrilik vakti geldi.Bu sefer Mekke ye bambaşka bir hal içre geldik. Ozleyerek , gözümüz arkamızda kalmadan. Sırrı bu yaşayan tefsirin aciz akıl unutuyor belki baglamayi ama kalp yaşıyor ancak üzerine düşünmekle bulunuyor sonra bağlantısı benim gibi hayat acemilerinde olaylarla ayetlerin.
Birr diye bir kavram vardı kocaman..Bizim hayatımızda türkçe karşılığı olmayan onun için zorlamak zorunda olduğumuz sinirlarimizi.Her tavafin sonunda istediğimiz ebrardan olma fikri bunun yanında.
Bakara ve Ali İmran öyle iç içe ki..o iki çiçeğin kokusu birbirine öyle karışıyor ki..
Birre iyiliğe ermek dersek,

Şu halde yalnız iman, tam, kâmil hayra, iyiliğe ermek için yeterli sebep değildir. İman ve ilimden sonra amel ve özellikle (Allah yolunda) sarfetmek ve harcamak da gerektir. Hem de bu harcamak ne kadar sevgili şeylerden olursa, o kadar kıymetli olur. Allah, harcanılan hoş veya nâhoş (güzel olmayan) herhangi bir şeyi bilir ve ona göre sevabını verir. Fakat asıl iyiliğe, yüksek hayra ulaşmak, sevilen şeylerden harcamaya bağlıdır. Bundan dolayı Bakara Sûresi'nde geçen "birr" ve "infak" âyetlerini (Bkz: el-Bakara, 2/3, 44, 177, 189, 215, 219, 261, 264, 265, 267, 270, 272, 273, 274.) hatırlamalı ve ona göre İslâm'ın hükümlerini yerine getirmeye hazırlanmalıdır.

Birr: Bakara Sûresi'nde (Bakara, 2/177) âyetinde de açıklandığı üzere ihsan (iyilik etmek), geniş hayır, tam hayır demektir. "Birr" ile "hayır" arasında şöyle bir fark da göstermişlerdir: "Birr", hayra ulaşan ve kastedilmiş fayda; "hayır" ise -kasıtsız bile olmuş olsa muhakkak faydadır. Birrin zıddı ukuk (isyan etmek), hayrın zıddı şerdir. Bununla beraber "birr", hıns (günah) karşılığı da kullanılır. Burada birr'e erişmek, hayır ve iyilik etme sıfatıyla sıfatlanmış olmak veya "İyiler mutlaka nimet içindedirler." (İnfitar, 82/13) âyetinin delaleti üzere iyiliğe ve ilâhî sevaba ermek mânâlarından her biriyle tefsir edilmiştir ki, ikisi birbirinden ayrılmazlar. "Allah asla sözünden dönmez." (Âl-i İmran, 3/9) âyeti gereğince Allah'a söz vermek ve anlaşmada tamamıyla ayak direyerek ilâhî vaade tamamen kavuşmak, ermek mânâsı, her ikisini de içine alır. Buna göre iman, dinin temeli; birr, dinin gayesi demektir. Hak tevhid, hayra erişmek: İşte din, bu iki esasın mahsulüdür. Ve bu şekilde bu âyet, kendisinden önceki iman konularının bir sonucu, kendisinden sonraki hükümlere dair konuların da mukaddimesi (başlangıcı) yerindedir.
Elmalılı h.y.tefsiri

Bekke ayeti ve istataa, Mekke ,un ufak olmak ve kudret, üzerimizde Allah ın hakkı. Birr, infakin en sevdiğinden, canın rahatin , hijyenin ,malın, bedenin ve haccın. Kurbanın..Bu kelime obekleriyle anlatmaktan aciz olduğum bir sürü bağlantı.Ali imran ayetleri kelime taramasi ve temmuz-ekim gundemiyle beraber okunmasi gereken.Ibrahim as..ve haccın menasikleri. Kudüs ve Mekke..Filistin ve Türkiye..yevmi buas..kardeşlik ve fitne..Yahudiler ve biz..Allah ın ipi...
(bknz Elmalılı tefsiri Ali İmran 92-103)
Sarılmak
Sımsıkı sarılmak
Sarılmak sımsıkı
Allahın ipine.
Dağılan kalplerimize
Taşlaşan yerlerimize
Ayetlerin surelerin degmedigi yerlerimize
Şifa niyetine

Velhasıl tefsir değil tefsir dersi ara vermişti. Bir fırsat, ayetler hazmedilir mi acaba diye. Ben yutkunuyorum hâlâ..
Tek çaresi var kalbimin Ali İmran parolası Ya hayy ya kayyum...sen içimizde beğendiğin kökü canlandır Rabbimiz, sen tut ayakta mufid bitkileri, bagrimizdan güller yetissin hayalimiz, bir gül bahcivani öğretmenimiz ve elinde dikenler gülsüz..sen ayetlerinden muhkem kaleler yap içimize siginabilecegimiz, mütesabihler içerisinden senin sevdiğini seçmeyi öğret bize..Bizi yağmur gibi ayetlerinle yıka,besle, ipini tutmamizi nasip eyle..
Şu an tefsir dersi bitmek üzeredir belki de... Uzagi yakını hepimizi halkaya dahil eyle..

11 Eylül 2014 Perşembe

Sessizlik


Bu ses
Siz
Sizin bu ses
Sizin bu sessizlik
Ağaçta yaprak hışırtısı
Pencerede rüzgar ugultusu
Toprağa karışan yağmur damlası
Icime işleyen nağmeler mushaftan
Canına susayan çöl taneleri Hicaz dan
Dupduru mavi gök yüzü ebem kuşağı
Dağların arasından cagildayan su
Bir bebeğin göz bebeği kalp atışı
Telaşı susturan yürek fısıltısı
Kuş uçuşu,bülbül ötüşü
Sizin bu sessizlik
Sizin bu ses
Siz
Bu ses

16 Şubat 2014 Pazar

Cam kırıkları...

Cam kumdan yapılıyor malum/mu?
Kumdan yani topraktan..
Hep bildik bir bilginin yeni ogrenilmis gibi olmasına ne deniyordu?
Böyle kesif karanlık bir şeyden böyle şeffaf bir şeyin çıkması ne umut verici ne latif..
Biz de topraktaniz ya, cam olabilme ihtimali şeffaf kul olma ihtimalini besleyebilir belki.Seffaf kul tabirini Abdülkadir geylaninin ,takva ;kalbini bir tabağa koyup aleme utanmadan sunabilme halidir, tanimini delil olarak sunabiliriz.sonra cennet libaslarinin özelliklerinden kac kat olsada içini gosterme halini, takvaya kuranda ısrarla libas denmesini..Aslinda toprak da canın libası değil mi..libas libas içinde...(Bir de sizler birbirinizin libasisiniz ayeti var ki bu başlı başına inceleme isteyen bir konu..)Buradan zihnim kat kat ortuyle sirlanmayla sureyi nura,cama da zucace diyerek ayeti Nura baglaniyor..

Biz toprağa ve cama dönelim.Bunca bahce metaforundan sonra bakara ve ali imranda,bedene ve cana..topragin cam olma aşamaları fikir verebilir mi Cânânda can olmaya, canda Cânân olmaya..

Bir formüle hep ihtiyaç var:Herhangi bir kum toprak değilmiş camın hamurundaki..burasi topragimin umudunda ilk kırılma, biraz beyaz mermer tozu diyor tarif, biraz şu kumdan ve biraz da sodyum sulfat..sodyum sulfat deterjanlarin ana maddelerindenmis temizlenmenin kaliciligini sağlıyor camin hamurunun olusmasini kumaşa boyanin daha iyi nüfus etmesini..sivilasma gibi bir anlam da var galiba.topragimiz bir amel kivami ve genetikse de sodyum sulfat tevbe, istigfar ve gözyaşı olabilir mi?
Ardından 1500 derecelik fırında erimek var..Buna aşktan başka ne denilebilir? Ardindan eriyen madene şekil vermek için silindirle ezilmesi..kesilmesi..Acı değil mi hepsi..Değmez mi?

Renksiz kokusuz olmak cam olmak ,su gibi..

Cam olma umudu kirilsa da balcik yanimin kimyasinin, simya sahiplerinden umudu var..
Elindeki taşlara okuduğu fatihayla taşlar altın oluyor hz Ali nin..Ben de okuyorum..ne camurlugum ne tasligim ne toprakligim geçiyor, buna kalp farkı deniyor..
Olsun diyorum, olsun..taşlı tarla benim kalp bahçem, camursa da killi kirecliyse de tohumumun başına dönüyorum, burada bekliyorum, senin nazarin 1500 dereceyi gulistan eder, sogugu meltem eder bıçağı koç eder, tohumu ağaç eder, kökünü gök eder, tohum öldü mü olsun, humus eder.. öldükce heveslerim , elmas eder altin eder..
Yazmak ne kolay diyor topraktan parmak,agactan kalem, yaşamaktan haber ver...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yol biter mi?

Ne varsa yol ve yolculuğa dair,hayata dahil..Yürümekse düşünmeye muadil..Daimi bir yolcu olduğumu farkettiğim andı bakaranın başı..Uzun bir yolculuğa çıkıyor gibi hissetmiştim,tamamlayabilir miyim demiştim de,kılavuzum herkes neredeyse orada tamamlar inşallah demişti... Galiba iki yılı geçti..Uzun bir yolculuk nasip oldu surenin içinde,her surenin başka bir alemi vardı aynı anlam içinde..Tevbenin getirdiği yer başkaydı,enbiyanın,nurun furkanın başka..şuara,neml kasas başka...Üçleme kitaplar çıkarıyorlar sevdiğim yazarlar,kitaplarla şehirlerle anlatabilirim bir nebze belki..Ama hiç birine benzemiyor surelerinki... Bakaraya başlarken,elif dedik lam ve mim...En derinden,göğsün en derininden dile dudağa..İçten dışa bir yapılanma demiştik.Sona doğru elif en gizlimizde olan,ALLAH ın olması gerektiği yer,belki noktayı süveydanın nurlanması,lamın çengeliyle çıkaracak ne varsa,la diye diye nehyede nehyede teke inecek en gizli en derin yer,mimle dudağa dökülecekmiş,inlemekle..efendimizin ismiyle...Bakara yarmak demekti zaten,başta bir hedef gösterildi,hani tezhiplerle fatihanın yanına yakıştırılan aşrı şerif,elif lam mimle..Ortasında ayetel kürsi,sonunda amenerrasulu ile,arada benim için kema erselna fikümle bir ramazan,ayetel kürsiyle bir,sıbgatallahla bir daralma,içinizden geçenlerden sorulacaksınızla bir..Fezkuruni ezkurkumla umit...ölüm..hayat..feinni karible aşk...çağrı,çağıran,çağrılan..çağıldayan aşk.. Kelimeler...kelimeler..şifreler..kalpler ve kalıplar..Ahkam ve his..surei bakara,iki çiçekten bir çiçek..Kim onu hıfzederse,başa geçiren..Bir çiçek nasıl hıfzedilir?Aklınıza küçük prens geldi mi...Ne kadar dolu dimağımız..Bir çiçeği hıfzetmek..Çok sevmek..Bir çiçeği ne korur, su toprak sevgi,madde mana..iç dış..Surei bakara hep bu ikilemle bütünledi bizi..Namaz dua ,bedenin sallanması,oruç yeme disipliniyle hayat tarzı,bedenin zayıflarken ruhun güçlenmesi,şehadet,dil ve göz kalp arası yakınlık,hac rukunları ise başlı başına maddeyle mananın birleşmesiydi.Adem ve Havva ile zıtların birliği,dünyaya inişle dünya ahiret evliliğinden beklenen ukbaya götürecek amel çocuğu..Ve ne formüller,ne çok birikmiş kavanoz kavanoz hisler..Elime son kez aldığımda bakarayı okumak için Taif yolundaydım,her satır,her sayfa bölüm,an an yaşatır mı geçmiş zamanı..Koku değil,tat değil,mekan değil,ses değil,ayet ayet his biriktiriyoruz içimizde ,müteşabih,cennet ayeti....İnsan bir dağa tırmanırken Ganime cebecinin yeşil halısına oturur,camı acar,tül havalanır mı... Benim içimde bakara,bir toprak fenomeni..Cennetten bu toprağa pişmanlıkla inilen yerde..Üzerine 99 yıl hüzün yağan,1 yıl surur yağan toprak.. En başlarda iş makineleriyle kasklarla çalışılan yıkık dökük,israiloğullarıyla,her enkazın altından bambaşka birşeyler çıkan,hep yan çizen,idare eden,böyle de olur deyip yapılmış,ama olmamış da yıkılmış binalar,bozuk mimariler,gecekondu ibadetler,estetiksiz ameller,süreksiz yollar,çıkmaz sokaklar..Başımda fenerli bir kaskla yürümeye çalıştım,maden ocaklarımda..Hani süt filminden bir sahne,yusuf maden ocaklarına bakarken..acı..Toprak altında çift taraflı yolun adı nifak..Derinlerden çıkan bir sey münafıklık..Hem öyle hem öylelerimiz,zaten böylelerimiz..Cumartesi yasaklarına cuma çözümlerimiz..Şimşekler çaktı,yağmur yağdı,gök gürledi,ruh sübhanallah dedi,nefis kulaklarını tıkadı,ne çok gidip geldik.. Hükümlerden önce aşk geldi,Rab kendini tanıttı kuluna,ağır ağır..Ben hükümleri soğuk sanırdım.Namaz,oruc,hac,umre,şehadet aşkın ilanlarıymış..Çağrı çağırma ve yakınlık oruçla gelirmiş.Gökyüzünün romantik yüzü ay hilaliyle hac için varmış.Zaman başka türlü akarmış.Say benim bıkıp usandığım koşturmalarımın oturup kalmalarımın,gayreti terketmelerimin karşısındaymış.Tavaf O nda olmak,kıble öper gibi muhabbetle dönüp durmakmış..Hidayet her an alınan ,dalalet satılanmış,ticaraten len tebur,zarar etmeyen ticaret buymuş..Faizi Allah tan bekleyecekmişiz....Hani semereden bahsetti sona doğru sure,bire yediyüz veren başak..Ve bu toprakta yetişen semereden infak,en sevdiğinden..Bir avuçla iktifa etmek önüne çıkan nehirlerden,yalnız kalmak,Allah demek,üzerime sabır yağdır demek... Toprağım harmanlandı sandım,artık sürüldü,belki tohum ekildi,ayetel kürsi tanımlanamayan Ramazan bilgisiydi...Hayy,Kayyum ellerindeyim,dizlerimin dermanı yok..Sen tut ayakta dedim,acizim acıkıyorum uykum geliyor yoruluyorum,ama göğe bakıyorum..sana bakıyorum..yağmur yağıyor cama koşuyorum..ben merhametine koşuyorum..Sen münezzehsin..Sen başkasın,bildiğim hiç bir şeye benzemiyor varlığın..Yer ve gök..Ayaklarım ve başım kadar anladığım,gözlerim, çakıl taşları ve yıldızlar kadar.Senin kürsün benim anlamadığım kadar,kalbimin genişleyebileceği kadar..Senin lütfun kadar..Senin iznin olmadan yardım edilemeyen yer,şefaat senin merhametin,uzattığın elin,benim bildiğim yer gök,kalbiminki ancak,dışarda gördüğüm kendimim...Ve sen..Önüm arkam,üstüm altım sağım solum,içimi dışımı kuşatan..Hıfzından başka zırh yok..Kendimce sığındım kalbimin köşesinde Rabbime..Gözlerim göğe takılı tavaf ederken,yürümüyor gibiydim..acı bile lokma lokma yutulur gibiydi.. Hilaller büyüyüp küçülürken Hac geldi,mücadele yani..Uzun uzun yürümek,ardına bakmadan şeytanı taşlayıp ilerlemek,bir dosta tutunmak,ellerini açmak bir akşam üstü,gün batmasın istemek..Yorulmak,bitmek,ama bitmemek..Yürüdükçe yürüdükçe içine içine,bunlar da nereden çıktı demek...Bir çiçek bir başak büyür mü derken,hayal ederken,hayallerin tevbesi..tevbelerin tevbesi..istemsiz hayaller,düşünceler tevbeler,düşünceler tevbeler,düşünce tevbeler..Ve ayet...İçinizden geçenlerden sorulacaksınız......Her yer tarumar..Ne toprak var,ne çiçek ne başak..Ancak bir avuç killi kum o kadar... Şimdi..amenna,ben buyum anladım.semiğna ve etağna demek zorundayım,üstünü örtmemeliyim..İtiraf etmeliyim,babam Adem gibi almalıyım şifa kelimelerini,mazeret üretmemeliyim,ben zulmettim..Edepsizlik ettim.Ben hayallerimin kabulunden sana,senin hayır planlarına sığınırım...Sen ört setret merhametinle,gufranınla..Çekemeyeceğimi yükleme...Ben unutanım,sen unutmayansın,benim vus um ne ki..Ve sonunda bakaranın,kabenin kapılarını açtılar,nefes aldı yüreğim..İçini zemzemle yıkamışlar,affedildiğimize işaret olsun deyip ümitlendim.Etrafında dönen yüzlerce insandan sadece izinli,davetli olanları aldılar,kalbimize izinsiz hiçbir düşünce giremesin artık diye dua ettim...Yoldaki işaretlere dikkat etmeli..Kuşlar ve kavimleri,tavafta hazır bulundular..Gök toprağını şenlendirenler onlar.. Ey merhamet,şimdi ben,ruyamdaki haliyle elimde bir bitki saksısını değiştiriyorum,bakıyorum ki içinde toprağı yokmuş,bir tabakla yükseltmişler,dışardan var zannediliyor,içerden yok...işte ey toprağı yaratan ve yaran,yağmur indiren ve merhamet eden,merhamet et mevlamızsın..ki bir bitki yetiştirebilelim ki infak edebilelim yüreğimizden... Kaç can karışacak bu toprağa daha ki humuslu olsun,kaç yağmur,kaç dua,kaç sabır,yol bitmez...Ve ben iste,nefis.. daha elindekine bakmadan gözünü öbür çiçeğe diker,onunla heyecanlanır yeniden,ali imran...zehraveyn... Yol bitmez,yakin gelene kadar, Vesselam...

11 Kasım 2012 Pazar

öyle bir gün ki...

Say ki kalın kalın takvimler eskimiş,cumartesiyle çarşamba,pazartesiyle cuma arası kadar zor gelen perşembe cuma kadar kolay geçivermiş,sanki eskiyen sayfalar atılmamış,yakılmamaış,çantanda birikmiş..sanki borçlusun ve ödeme tarihi gelmiş...borçlu olma hissi ne, bilir misin... o mahcubiyet,almışsın verememişsin,hep almışsın verememişsin,vermek için didinememişsin..hep istemişsin,razi olayim demissin becerememissin,serinde sevgi var zannetmişsin ,kendini, severken bile alacaklı bellemissin... öyle bir gün... sakın..korun..ne kazandın bak..kazandığınla karşılaşacaksın,sen ve herkes..sadece kesbettiğimizle kalacağız..yani ektiğimizle ve dahi biçtiğimizle..En son kalan sana,kalbinden..seni en çok sevenin dilinden.. Sonlar önemli,son bakış gibi,son cümle,son sure son ayet..tevbe suresi mesela,kemal ayeti..doğruluk..zorluk..sıcak..sizin için dininizi kemale erdirdim ayeti..kemal..arafat..zorluğun ortasına koyulmuş duruş arafat,minanın ve havfın,yürüyüşün ve kıyamın,vadinin ve dağın..çölün..hemen paranın borcun önüne koyulması bu ayetin ne hikmetli..sadaka koyulmuştu, infak. yani fedakarlık ,ribanın,kolay olanın önüne..hatırla kolayla kalayladın sen nefsini..hep en kolayı istedin..en kolayından yaşamak tatlı geldi,zorluklarla inledin,bunun için borçlusun..en son yer,en zorlu yerdi,malla imtihandı müslümanın imtihanı.. öyle bir gün.. Borçlandığın zaman yaz dedi Rab,yazamadın sen,günlüklerin borç isteme üzerineydi,varlığını borçlu olduğundan..Oysa borçlanmalarını yazmalıydın,cama vuran damlayı,yüzündeki tebessümü,yüreğini göklere çıkaran mesajı,eline verilen iki yavruyu,onlara ne verdiğini,elindeki gökkuşağı gibi hayatı yazmalıydın,yolunun nerelere uğradığını,gözü,kulağı,gönlü,sevgiliyi,rehberi,borçlusun işte,hem de kainatın en zenginine,hiç ihtiyacı olmayanına,sadece bilinmekle kıymet vermek isteyenine...açıklasan da gizlesen de.. öyle bir gün.. İçinden geçenlerin tevbesini özleyeceksin,tevbenin tevbesini..hayallerine tevbe etmiştin hani bu hac en çok,en çok muhayyileni temizlemen gerekti,buz dağının görünmeyen kısmı,gizlediklerin,seni sen yapanlar,bana kalsınlar,davranışlarının sebebinin çoğu bunlar,davranışlarının yani amelinin..hani şiir gibi yaşamak dilemiştin de sırat bir salih amel manzumesidir demişti rehberin..nasıl çıkacak kalitesiz,başsız sonsuz türk filmi gibi hayallerden alt yazı olarak güzel bir şiir.. Allah yarım kalmış şiirleri affetsin dedi şair,sen amin dedin.. Otur yalnızlığınla,O na ne kadar muhtaç olduğunu,o günden korktuğunu,yarın sabahtan bu geceden bile kaçtığını,aciz olduğunu,ama umutsuzluğun da rahmetin üzerini örtmek olduğunu oysa ihtiyacın olanın Gafur olan O nun setr örtüsü olduğunu söyle..Başka gidecek kapısı var mı günlerin gecelerin bu kovalamacadan..Kesbettiğin kesbedeceğin acizliğin........

1 Nisan 2012 Pazar

Kendini Tanımak

     Şeytan adının uzak kalmışlıkla bir alakası vardı..Şeytanını taşlamak için galiba kendi yol kesenlerini bulmalı insan..Uzak bırakan yanlarını yoldan..İnat,cedel mi,gıcık olmak mı,tahammülsüzlük mü,insan yükü kaldıramamak mı,beraber iş yapamamak mı,kibir mi,en beteri ''ben'' cümleleri mi,bencillik mi...Taşla,taşlanarak ölmek keffaret ne de olsa..
     Euzubillahimineşşeytanirracim...Konum almak,saf tutmak,içinden bir sesle birleşmesini engellemek uzaklığın..Yakını uzak etmek ister şeytan,arka sokaklarda dolandırır durur..Şüphe sokaklarının sonu çıkmaz yokuşlardır genellikle...Kendinden Allah a kaç..Fefirru ilallah...Caddeye çıkmaya bak,yol öğren..Yola çıktıktan sonra,azığın niyetinin bedeli olacak...Allah a Allah la yürümekten başka çare yok...
     Düşmanlık ve inatçılıkta en şedid olan ve güzel güzel konuşan,Allah tan kork denilince bir yerine dokunup hemen savunmaya geçen insanın kendi iç sesi galiba,nefsi...Bu tanımlanan insanın tam zıddında aşık var...Malını canını Allah a satan...Rızayı satın alan...Haseneyi isteyen mümin kalbinin bir üst makamı aşığınki..Halk tavafı bile yapamamam bundan:)Haseneyi bilemem ben Allah ın yardımı olmadan,aşık olabilir mi insan kalbine Vedud olan dokunmadan..
   

      -İnsan nedir biliyor musun Olric?
      -Nedir efendimiz?
      -Ağaçları kesip,üzerine, ağaçları koruyun,yazandır...Tutunamayanlar...

       Hasene karşılıksız vermektir desek,bize karşılıksız verilsin isteriz,sevgi karşılıksız fedakarlıktır desek,biri benim için karşılıksız fedakarlık yapsın isteriz..Normal mi..Hepimiz ev kurmaya çalışırken burada bir arkadaş ,ben misafir kabul etmiyorum,dedi.Ama misafir olmayı kabul ediyorum,hadi ya,biz de seni kabul etmiyoruz dedim birden..Güldük..Ne bariz bencillik değil mi..Farkı var mı benim içsel beklentilerimden...Dıştan söylememek yok mu ediyor bencilliği..Ben içte konuşup duran bir canavar. Allahu ekber,en büyük taş taşlamak için,ne kadar büyütebildiysek içimizde Allah ı, o kadar büyük uzaklığı taşladığımız taşlarımız..Göz yaşı belki taşlarımız..Ebabil kuşlarının attığı taşlara benzeyen..Taşlayan ve hayat bağışlayan...Zıtlarla gelen denge..Hüzünle mutluluğun karışımı,insanın ganimeti,tebessüm...

       Kendinden bunalınca ne yapar insan?Ne yapmış efendimiz..Bilmiyorum..Sarılmak benim çıkış noktam..Bir duvara sarılmak,onarır mı insanı..Hem de nasıl..Efendimizin yaptığı gibi,kollarını dayayıp Beytullaha,yanağını dayamak,kendini şikayet etmek,kendinden çıkmak...Yandan gelen bir fısıltıyla tüm ruhu doymak..Kendinden çıkmak hiç olmazsa göz açıp kapayıncaya kadar...
 
                       ''Rabbi la tekilni ila nefsi,tarfetü ayn,birahmetike estegıys''

       İslama kaaaaffeten girmek bu herhalde...Ama ben zerreyi kurtarmakla meşgulum,anı...Şeytanın adımlarına uymamak,karanlık adreslerde kaybolmamak,ne kurtarabilirsek kar..düşmandan..Bu amansız kaybolma korkum bundan,zahir batına ayna ya,tek başına yol alamamam..Bu korkaklık düşman karşısında ne yapar bana..Hacdayız ya,harbdeyiz ya..Mucize bekleyerek savaş kazanılır mı,canını ortaya koymadan,meydana çıkmadan...Kendiyle savaşan birinin başkasıyla ne işi var...
Topluluk halinde yaşamak zorundayız,sevmek ve dua etmek,eleştirmek ve düzeltmek değil..
       Sakınmak için,uçurum kenarlarında gezmekten korunmak zorundayız,uçurum payını bol bırakmak,başkası için de bırakmak:) ,teğelliyiz birbirimize Rabbin birliğiyle,beninle onun Allah ını ayırmadan,ortak bir elbise oluşturup onunla yaşayacağı bilincini unutmamak.Rab kiminle bir araya getirdiyse..Ben yakayım,ben kolum,benim kumaşım farklı,benim desenim demeden,en önemli benim hissine kapılmadan bir elbise,bir mekan,şeytandan kurtarılmış bir nefisle huzurlu bir zaman yaşamak..
Tek bir ümmet olmak...İbrahim (as)ı anmak,salavatla sığınmak...

Şimdi,yine yeniden,
euzubıllahimineşşeytanirracim...

16 Şubat 2012 Perşembe

Bugünlerden kısa,kısa...

*Sevgili Kaab bin Malik,ne çok geliyorsun aklıma...Bu da bir başka ibtila deyip mektup yırtışın mesela...Ebu Hayseme,atını sürüyor dört nala...
*Ne kadar bahtlıyım diyorum çokça,ne kadar eksiksem o kadar tamamlanmışım her defasında...
*Sebepler kesiliyor,sebepsiz güzellikler çıkıyor peşisıra,Rabbim umut kesmem senden,asla!!
*Haddim olmayan sevgilere sürülüyor kalbim,kalbin hududu var mı sahi,kalp benim değil ki....
*7 yıl aradan sonra,7 gün sonra gidiyorum,bavulum dolu yine aşklarla anılarla....:)
*İçimi nağmeler dolduruyor,gözümü yaş,dilim susmak istiyor inadına...
*Her şeyi daha iyi bilene,daha çok merhamet edene,gerçek sahibine bırakıp gidiyorum,eksilmiyor bıraktığım yer,dünya dönüyor,güneş doguyor,batıyor,hayat devam ediyor,eksilmekten korkuyor,artmayı umuyorum,büyümeyi,rüşde ermeyi...
*Son cumartesiden payıma düşeni,yudumluyorum bazen,bazen katıksız yutmaya çalışıyorum....Hangi ayetten ne anlarsan anla,girdiye değil çıktıya bak,ağla....Namazın nasıl nagihan,ya sınırların,uçuruma nazır mı bakıyorsun hayata...
*Şirk diyor biri bu sevdiğin,bu sevdiğime kurban olsun şirklerim diyor kalbim,dili yok kalbimin bundan nasıl bizarım...
*Tevessülden başka yerim yok kullukta,vüs'aha,kapsama alanım,kuşatımım,donanımım bu kadar,sıkış sıkışa bildiğin aralığa,davetsiz misafir hesabına:))

25 Aralık 2011 Pazar

Not tutmak lazım!

           Not tutmak lazım,zor da olsa..Yutkuna yutkuna,boğazına bir yumruk gibi düğümlenen,içine oturan 'realite'ye kağıdı kalemi hatta teknolojiyi şahit tutmak lazım..İnsan unutur çünkü,unutur çektiği acıyı da taşıdığı umudu da ne garip...Unutur sevdiğini bile..Seçilir onun için,unutmayanlar..Zaman zaman bir kalbur kurulur da kalır kalburun üstünde kalanlar..Onun için unutmamak lazım,en azından sık sık hatırlamak..Not tutmak..Yazarak tanımlayan ve detaylı düşünen insanlar için,not tutmak elzem,inşallah içerlerde bir yerde de...

           Şimdi,cumartesi hissedilen huzuru ne renk yazmalı,o koca binayı,çatısını,önündeki son kara kadar direnmiş kırmızı gülleri,içerdeki sımsıcak kokuyu,merdivenlerden koşarak çıkarken,odalardan taşan ezber seslerini,bab ı enis dost kapısını,mescidin halısını,cama vuran güneşi,içe dolan güveni,anlamlı,kararlı sessizliği,gözlerle kurulan cümleleri nasıl not düşmeli satırlara...Diz çöktüğün yer kadar dünya,işte bu,ve gönlünü açtığın kadar geniş sema...Bu da yazılsın ki notu tutulmuyor çoğu yaşananın...

           Sonra,eline mushafı alınca,insan kainat ve kitap...Madalyon tamamlanıp o sihirli atmosfer başlayıp,her hali pür melalimiz ortaya dökülünce,ayetle sabit bir hale bürününce farkedemeğimiz kendiliğimiz,perişan olacakken nasılsa o sihirle umut doluvermemiz de nota düşülmeli...Sonra her yere duyulan o ince,kibar ve sessiz ses...

        *  İnna lillah demek için birikmiş bunca insanın,birbirine söyleyecek başkaca bir sözü olmamasını da yazmalı,sabrın sözlük manasını,sabrın Allah için içinde bir şeyleri öldürmek olduğunu,umudun elmasa benzer rengi olduğunu,sonsuz, sonuçsuz ama gönüllü koşturmalarımızın/saylarımızın,tavafın yanına yakışabileceğini,gönlü ferah tutmayı da unutmamalı,hayatın bu gerçekliğine her seferinde şahit olunmalı,üstünü örtmeden,gizlemeden,şuur kapanmadan,farkındalıkla..Gizleyen lanetlenmiş gibi bir karanlıkta,sahtelikte çünkü...Ve tevbe,dönüş yolu en girift karanlıkların bile yanıbaşında,merhamet...Allah biricik,büyük,O tek,biz çok ve küçük...O zaman bakmalı,aramalı,keşfe çıkmalı,bir sanatkarı en iyisi eserlerinde aramalı,geceye gündüze,karaya denize,üstündeki gemiye,rüzgarda taşınan tohuma,yere ağan buluta,bakmalı ve bağlamalı,akletmek bağlamak demek,yani hayata bakıştan dantel gibi bir hayat çıkmalı,kördüğümler değil.Sonra baktıkça hayran,aşık olmalı..Akıl iki şeyi birbirine bağlar,Aşk her şeyi Allah a...Buraya bir yıldız koymalı.Önce aşk,sonra akıl sıralamasını hayatına koyup koyup allak bullak olan kula Allah ın ayet sıralaması şifa olmalı.Sevgi sıralamasını burada yapmak iyi olacak,böylece akıl seviyemiz belli olacak,Allah ı sever gibi bir başka şeyi sevmek akıl işi mi?
            Akıl,aşk gibi kavramların ardından ey insan şimdi yemek meselesine geçişini de yaz..Her zaman yaptığın gibi,en önemli akıl işlerinin,en derin aşk acılarının,ya da en mutlu olduğun anların,ya da belki matemlerinin hemen ardından,ya da tam ortasında yaptığın gibi,yemek ye...Çünkü busun sen,muhtaçsın,açsın,ve Rabbin seni kendinden iyi tanıyan,yiyin diyor bin bir ikramla,ama temiz ve helalinden ve akabinde uyarıyor şeytanın adımlarına uymamalı,yemekle şeytanı yanyana büyük harfle yazmalı,kötü durdu dimi,besmeleyi unutmamalı,çünkü şeytan emreder.çirkini,kötülüğü...Şeytan kısa ve net cümlelerle takar peşine,çok bizden görünen cümlelerle..Bizde böyle,böyle gördük diye akıldan yoksun gelenek ve törelere de uyar artık adımını şaşırmış insan.Adım ağıza,göz kulak ağız da adıma bağlanmış gibi..Bir kere lokma yanlış giriyorsa,ayak yanlış basıyor,yanlış yolda artık göz görmüyor,kulak duymuyor,söz bağırtıya dönüşüyor,karga sesini andırıyor,yen-ı-ku kelimesi...
        
           Yemek mevzuunun üstünde ısrarla durulmalı,kainat-akıl-aşk-yemek bağlantısında yemek bölümü bir hayat felsefesini bir yaşam tarzını temsil ediyor,ilk önce insanlara seslenen RAB,sonra müminlere sesleniyor yiyin ama rızıklandırdığımızın temiz ve helalinden,cennette bile sınır yok muydu..Yaşamak için yemek mi yemek için yaşamak mı günümüzü tükettiren,ve ne yiyoruz?Sağlığımız,güzelliğimiz,hatta ruhsal durumumuz bile çatalımızın ucundaymış ya,burada doktor ve diyetisyenlerin o kocaman cümleleri konabilir,yazı arasına,biz neyi hangi düşünceyle yiyoruz,battı balık yan gider düşüncesiyle mi,salı günü biten diyetler neden tanıdık,neden çok yiyerek zayıflamak bir ütopya,neden bunca yemek kitabı,programı var...Takva ruhsal bir disiplinse,kendini en çok ele verdiği yer sofra...Her önüne geleni sorgulamadan yiyen insan her önüne çıkan çengele takılıp kapılmaz mı....*
           Ruhsal disiplinin talimi namaz,gerçekten namaz kılan,bir haramın peşine takılmaz...Namazı,günlük tutar gibi,ayet notu tutar gibi,iki vakti birbirine,tüm hisleri Allah a bağlar gibi,bir dosta içini döker gibi kılmalı,dua niyetine...


*Bakara 153-173,tefsir dersi notlarından... Hilal'in notlarını tavsiye ederim.:)

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kayıp Parça

Aslında hepimiz kayıp parçalardan ibaret değil miyiz..
İnsan Kuran ve Kainat üçgenindeki kayıp parçaları birleştirip şifreyi çözmekle görevli değil miyiz...
Biz,insanlar kimimiz biraz eksik,kimi biraz fazla kimi teslim ve hiçlik makamında ''yuvarlanmakta''ve daire tamamlamakta değil miyiz...
Köşelerimizden kurtulmak,renksiz şekilsiz,aziz olmaya talip değil miyiz...
Kendi hikayemizde ''düşe kalka'' yontulmaya,şifreyi içten tekrarlaya tekrarlaya yürümeye mecbur değil miyiz..
Ölmeden olmaya istekli değil miyiz..
Kendi küçüklüğümüzle bir köşede acaba sizin parçanız olabilir miyim,derken ne kadar da çaresiziz..
Ve yalnız kala kala Kim'imizle kimsesiz...
Bence kendin halletmelisin diyene,önce küskün sonra müteşekkir...
Rab elimizden tutmazsa ne kadar aciziz...
'But I have sharp corners'mazeretlerimiz..
atrective and flashy gayretlerimiz...
a missing piece cant roll by itself,yersiz kabullerimiz...
Olmamak için onca gayretimiz,birine yamanma isteğimiz...
Ve biz üsve i hasenenin izinde ahseni takvimiz...
ACİZİZ..
Beni bu düşüncelere gark eden,ama hayatın kitabını okumuş gibi hissettiren kısa video:



Hayatımın tam da şu döneminde,ummadığım yerlerden beni tamir eden,ömrümü ömür eden Rabbi Rahimime sonsuz hudutsuz hamdler...Evlere kapılarından giriniz ayetini Allah a velileriyle yaklaşınız diye açıklıyor Mevlana,karşıma çıkarılan heybetli huzur kapıları için şükürler...Biz kapı çalmayı bilemezdik,kapı içerden açılmasaydı,biz beklemeyi nerden bilirdik,Rab zamanı yaratmasaydı,teselliyi coşturmasaydı...18 Ramazan 1432

9 Ağustos 2011 Salı

Kendime Rağmen...



Ramazanın bir haftası geçti,avuçlarımızda emanet dağlardan ağır ayetler..Daraldık,nefes almaya çalıştık,korktuk ağladık,hatırladık,unuttuk,sabretmeye çalıştık,ramazan iklimine şu kesif bedeni alıştırmaya çalıştık,dönüp bakınca avuçlarımıza bakınca anladık ki ameli felsefesiymiş ayetlerin yaşanılanlar..Üzerine her sohbette tekrar edilenler...Neydi alatılmak istenen...
*Ve la tehşevhüm vehşevni...Onlardan değil,kimseden değil,benden korkun....Kesildi bağlarımız en sevdiklerimizden bile,ayrılık korkusuyla dolup taştık da,sonunda tevekkül edip illallah dedik....

*Kema erselna fiküm rasulen minküm...İçimizden bir Rasul,en derinimizde bir rasul, elçi dirilsin diye tüm salavatlar,Medine ye yola düşüşler,ki o rasul,yetlu aleyküm ayatina,bize kendimizi ve kainatı okumayı öğretsin,tek derdimiz okumaktı çünkü,ve yüzekkiküm,bizi içten içe temizlesin muhabbeti,ve yuallimikümül kitabe,bize şu kitabı öğretsin,önce hadis önce hadis dedikleri buydu demek Rasul öğretecek bize kitabı,vel hikmete,hikmet de gizli hadiste,ve bilmediğimiz ne varsa,takvayla...Ve bize nimetini tamamlayacak Rab,nimeti içimizdeki Rasul,içine kuranın misli kadar vahiy nakşolunmuş rasul ...

*Fezkuruni ezkurküm veşkuruli vela tekfurun...Zikir..Hatırlamak,insanın nisyan üzere olan tarafına rağmen,zikir..Hatta ünsiyet tarafına da inzivaymış çare,bunu yeni öğrendim:)ihtiyaca binaen:)Hatırla,bir adım at,ki on adım gelsin,sen ver o sana daha çok versin,sen sev o daha çok sevsin,sen zikret o da seni zikretsin ve hatırlatana şükret,sakın hiç birşeye nankör olma,güzelin üstünü örtme,nimete kafir olma...

*Ve la tegulu limen yugtulu fi sebilillahi emvat...Bel ahyaun velakin la teşurun...Sakın Allah yolunda ölenlere ölü demeyin belki onlar hayat sahibidirler de siz şuurunda değilsinizdir...Ölen hayvandır aşıklar ölmez diyor ya Yunus Emre...Yapayalnız değiliz öyleyse,onunla yaşayan kimse ölmedi...Hayatta da biz ölüyüz belki her nankörlüğümüzde...

*Veleneblüvenneküm...Sizi deneyeceğiz,belalarla,korkuyla,açlıkla..eksilmelerle..maldan,candan,ve herhalin sonucu olan ürünlerden eksilmelerle,sabredenleri müjdele...Eksildikçe sevin diyordu can...Eksildikçe tamamlanıyor insan..Onun için Hak,her an candan,eşden dosttan arkadaştan,kardeşten,sevdiklerinden eksiltiyor zaten,artıyorsa ne eksiliyor ona bak,ve ver en sevdiklerinden,eksilmeden sen ver ki eksilen de senin olsun madem.Kop bağlarından ki kanatların hayat bulsun...

*İstenen o ki,her eksilmede,velev ki ayakkabı bağı olsun, de ki İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun..Biz zaten Allah ınız,ona döneceğiz...Allah var ne gam...Hani sihirbazlar la dayr,zararı yok diyorlardı ya elleri ayakları kesilecekken,biz de minicik kesiklerimize olan yaslarımıza sürelim merhem diye inna lillah...

*İşte onlara salavat ve rahmet var.Hani hep istediğimiz,rahmet...Muhtaç olduğumuz rahmet..Ve istediğin hidayet...

*Ve benim kilidim....İnnessafa velmervete min şeairillah...Ne oldu,nereden geldik safayla merveye değil mi?
İşte zikir,sabır ve şükürün kilit noktası safa ile merve,hayat bu ikisi arasında koşup durmak vesselam,merve gözyaşı,çakıl taşı demekmiş,safa da saflaşmak,safaya ermekse iki uç arasında yedi sonsuz kere koşup duracağız,Hacer hissiyle,elimizde yavru hissiyle,kendi için bile değil aranan su belki,yalnız koşturmak...Hav da mücadele demek ya,say sabırın timsali...Sabır oturup ağlamak değil,koşup umutlanmak...

Ek:(İçime dokunan,bir ışık gibi aydınlatan bu ayetlerin açıklaması da geldi hamdolsun.Altınoluk ramazan1432 sayısında Veysel Akkaya nın say mektebi yazısı...Hayatın say oluşu,sayın çalışıp çabalama gayret etme hasebiyle dünyaya işaret etmesini anlatmış.Safa ile Mervenin farklı anlamlarını bile vermiş,sözlüklerde bulamadığım anlamlarını...
Safa(safiyyullah Adem.as)-Merve(imraetü Havva.as.)
Erkek-Kadın
Safa(sert katıksız taş)-Merve(yumuşak küçük taş)
Ruh-Nefis
Safa(saflaşmak)-Merve(mürüvvet)
Hervele,nefisten hızla kaçıp kurtulmak,saç ise nefsin ilgileri(şe-a-ra)kesilmesi ise nefsin ilgilerinden soyunmak...
İnnessafa vel mervete min şeairillah...24 ramazan 1432)
Ek:Say yazısı burada,ramazan yazısı burada...ramazan mektebi burada..taze çıktı sanalda daha iyisi dergiyi hatmetmek:)25 ramazan 1432)
Bir hafta acıyla soluklanan bu ayetler inşallah nakşolur da kazınıp gitmez gafletle..Kabzdan basta bir nefes aldık hamdolsun,derkeeeeen....hamdolsun.
Canım pınar ve ayşe,sizin için yazmaya zorladım kendimi iyi geldi..

*sus.


14 Temmuz 2011 Perşembe

BOYA-N-MAK RENKLER VE HAYAT- 2



            Pervazında güvercinler olan bir küçük oda,içine sığdırılan kocaman bir gönül,bir zikir talimi,güvercinler bile sessiz,nefessiz...Lafzatulllahı gözle oku,oku,kapat gözünü zihinle oku,git kalp ülkesine yaz,orda oku,oku..Karanlıklar içinde nedir rengin,söyle şimdi...Yeşil,kırmızı,mavi,sarı,beyaz,siyah...Siyaha övgü,yeşil efendimiz denge,kırmızı aşk..İçimde bir alem varmış benim,bilemediğim ruhani azalar,kalpten başka ruh,sır,hafi ahfa,nefs...Ciğerimi böbreğimi bilir miydim birileri var demeseydi,ruh ilminin de alimleri var ledünni fotoğraf çekenleri,sonra renksiz sevdiğimin rengi,yıllardır hiç bir renk görmemiş ki...Renksizlikmiş,aslolan..Bu azaların rengi tanıyıp geçmek içinmiş.En son nefs gri,sonrası renksizlikmiş,su gibi aziz,berrak,şekilsiz,renksiz,dahası her insanın seviye rengi üzerinde belirirmiş...Kuran da renk sembolizmi geçiyor elime,yıllar önce almışım da okuma sırası yeni gelmiş,tozlanmış renkleri çıkarıp bir siyah gül basıyorum bağrıma,hayatın iki siyah arası bir beyaz olduğunu anlıyorum sonra,siyaha övgü..Kırmızıysa her renk Şeyh Galip e göre,hayatta üç renk var onun için beyaz,siyah,kırmızı...Medine yeşili,Kabe siyahı..sonsuzluk...Büyüleyen kelimeler beni diyorum,sıbgatallah,feseyekfikehümüllah,len fisameleha,hıtamühü misk....Renk,sağlamlık,koku...Rab den...Beklemeye başlıyorum hayatımın ayetinin tefsirini..Sıbgatallah...Ve geldi,ben sıbgatallah kanadıyla uçacağımı sanarken,haacce bulutuna takıldım hayatın,mücadele tarafına,sonra anlaşıldı ki renk,çekişmede çıkar meydana..İki kelime düştü elimize inikas ve insiba...Akis almak,boyanmak..Önce akis almak gerekecekti,ayna gibi pürüzsüz olmak,tüm çekişmelerden,ayna gibi çıkmak,sırlanmak,arkasından yansıtmak,yani boyanmak..Neyin aksini alacağımızı yönelişlerimiz belirleyecekti ancak,sonraki ayetlerin dediği gibi,herkesin yöneldiği bir yer vardır.Kıble ayetleri artık cismani birliğe yöneltmek istiyor bizi,çiçekler gibi yüzünü güneşe dönmeye,ağlayıp ıslanmaya,ve aldığı ışıkla,içindeki rengi dışarı vurmaya,boyanmaya...Öyle ya,her meyve,sebze içindeki vitamine göre renkleniyor ya..İç gıdalanacak,onun için mevlananın dediği gibi,güzel nefesli aranacak...Halife,şahit olmuş kişi aranacak,eteğine yapışılacak..Allah kalbimizi kullandırsın,çok çok sevmek gerekecek,kişi sevdiğinin rengini alır çünkü...Renksizi sevmekle renksizliği...Hiç susuz yaşanabilir mi?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...