ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

efendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Kuş Gibi...

Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki onların kalbi kuş kalbi gibidir...
Efendimiz...Rıyazüssalihin-tevekkül-yakin....

Şimdi semada kuşları tutana tutunma zamanı..
Şimdi burada,anı yaşama bir an ötesini düşünmeme tevekkül zamanı..
Şimdi hafifleme,
Şimdi içi pır pır bir heyecanla dolma,
Şimdi özgürleşme zamanı...
Kuş gibi yer,kuş gibi içer,kuş uykusu uyursan,kuş kalbi gibi titrerse kalbin rahmeti soluklayamamaktan,ve kuş kalbi gibi mütevekkil olur doyurulursan,kuş gibi havf ve reca kanatların çıkar,uçup gidersin belki buralardan...
Şimdi itikaf vakti...

9 Haziran 2011 Perşembe

Fatıma



Bugün ne ıssız,yalnız,soluksuz başladı sanki,dünden kalma denir ya,öyle dursuz duraksız ruhum,uçsuz bucaksız değil...Gecesiz gün,uyanıksızlık uyku,uykusuz ayıklık gibi,aç sanki...Her gün başka bir sayfası çevriliyor ruh kitabının,tamire uğraşıp duruyoruz,ömür bunun için verilmiş ya!Ömrü güzelin adına bakmak bile şifa...

Canınız çok sıkkınsa,eşinizle tartıştınızsa açın efendimizin vefatını okuyun demişti bir gün hoca,gücü yeten her gece yatmadan okusun,dün bir yerde başlık olarak rastladım,neden diye düşünerek,dün efendimizin miladi vefat yıl dönümüymüş..Bu sabah gafletin doldurduğu cam kırıklarıyla uyandım kalbimin,senden ne kadar da uzağım?Ve  Fatıma ne kadar yakın.Fatıma  yazmış,ben okuyamadım..En son akşam sohbetinde kızımın isminin Fatıma olduğuna sevinmiş,Fatıma okumalarına başlamıştım,yarım..Halbuki Fatımasız bir kadın yarım..Meryemsiz olamadığı gibi..Ehli beyt okuyordum.Can parçası,sireti Meryem değil.Sibel Eraslan okuyamadım,niye?Dil mi itiyor,hislerim mi,yoksa popülariteyi reddedip,herkesin çok güzel dediğini okuyamayan nefsim mi?Ama okuyayım inş,maksat kendini çözmek..Maksat Fatıma yı bulmak,Meryem i görmek..

Sonra dünden beri düşünüyorum,kadın ne girift bir insan onca özlediğiyle beraberken,özünden bir şey dökemiyor da ortaya en yüzeysel şeyleri konuşuyor,nimetleri sayıp dökemiyor da,şikayetleri dizeliyor,kadınım ve muzdaribiyim girdabımın.Fatıma ya ne kadar muhtacım..

Sonra gece seheriyyatı açtım,bir gence nasihat çıktı,yani evladım sen hata yapmaktasın dedi,uyku uyanıklık tekrar düzene sokmak lazım...

Dostlarım!!Bir dahaki buluşmaya kadar Fatıma ve Meryem okumaları yapalım,her kadın bambaşka bir renk,ve renksizliğe ulaşmışların herbirimizde aksi farklı,faydalanalım...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Diamond...

        
         Bu sene kalp gündemime ilk kez düşen elmas,zümrüt ,pırlanta açılımı devam ediyor...Zümrüt içimde rengiyle,hala kelimelere bürünmek istemiyor,yanında yakıcı ve yanıcı bir gülle oynaşıyor  kalbimin bir köşesinde...Pırlantaysa artık bugün zamanıdır dedi,ve döküldü sayfaların avuçlarına,Mahmud Sami Hz.inin ağlayışıyla pişti,Yaman Dede nin-diamond-eski adıyla Diyamandi Molla nın yanağında yer eden gözyaşlarıyla düştü...Mevlana deyince bir gencin içine kıvılcım nasıl düşer,ilme vakıf olup hizmet diye nasıl koşar,ağlaya ağlaya gözlerinden o aşk pırlantalarını nasıl saçar,öğrenci nasıl sevilir,evlat hasreti neyle örtülür,Diyamandi nasıl Yaman Dede olur,aşıklar kıblesi Konya nın adı geçince nasıl dünya görünmez olur,peygamber aşkı nasıl yakar kavurur,nasıl inler çeşme olmuş iki göz,ağlatma da yak beni diyen kavrulmuş gözyaşlarıyla...Nasıl dil ile muhabbet arasına ikramı bile sokmaz istenmez,mektuplarla yıllar sonra gönüller fethedilir,öğretmen olmak nasıl bir şeydir,aşık yaşayıp aşık ölünür,ve bu  dökülen damlalar,pırlanta değil de nedir...Cevheri kalbimizin madenlerinde olan,döküldükçe çoğalan....





Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah(sav)
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Gül açmaz çağlayan akmaz, İlâhi nurun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Erir canlar o gül bûy’i revan bahşın hevasından
Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Ne devlettir yumup aşkınla göz, rahında can vermek
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Boyun büktüm, perişanım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)






^Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma
Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma
Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ...

Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın
Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın
Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın
Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma! ..^^^ 


  Mektuplarını mutlaka okumalı,dönüp dönüp hem de..        

13 Şubat 2011 Pazar

Her İşaret Aynı Yönü Gösterdiğinde


Kadın-erkek-çocuk-sevgililer günü-aşk-kalp-elbise için bir de burası geldi.Ardından,sevgili,en sevgili için burası...Ne iyi geldi...

11 Şubat 2011 Cuma

Büyük Doğum Günü


Gündemimize hangi konu düşse bir handikap yaşıyoruz.Bu nereden gelmiş,biz kime uymuşuz,bunu neden yapıyoruz sorularına müspet cevap vermek gittikçe zorlaşıyor.Bir milletin kendi kültürüne yabancılaşması ve bir ötekini severek beğenerek ama düşünmeden kabul etmesi intihar gibi bir şey.

Bizim kültürümüzde kutlamalar,ikramlar toplu yapılır.4 kişilik paket puding bize uygun değildir,komşuya kalmaz,kazanla aşure kaynatılır.Birinin doğum gününü ona hediyeler alarak bir küçük pastayla kutlanması değil,herkesin birbirine hediyeler aldığı kutlamalardır bizim kutlamalarımız.Dinimizde doğum günü kutlamak yoktur demek eksik,mevlid doğum demektir.Biz kainata rahmet olarak,güzel ahlakı tamamlanmak için gönderilen insanın doğum gününü beraber kutlarız,onu, o da seviyor diye birbirimizi daha ayrı severiz,kıskanmayız..En büyük hediyelerimiz,cılız sesli de olsa salavatlarımızdır,selamlarımızdır..Çocuklarımıza bunu anlatmalıyız,bir yetime alınan hediyeden daha çok mutlu eden olamaz bizim doğum gününü kutladığımız sevgiliyi...Sevgililer günü bize onu hatırlatır/malı,Aziz Valentine den çok,eşimizden,nişanlımızdan çok..Sevgililer gününü değiştiriyorlarmış bu yıl,galiba edeben,biz de ilk defa bu yıl içe sine sevgililer günü kutlayacaktık.O öyle bir sevgiliydi ki,sevgilisiz bırakmazdı kimseyi.Vedüd olanın habibi,sevgili,en sevgili....

Yaşamımızın her dönemi,çocukluk doğum günü,gençlik sevgililer günü,orta yaşlar evlilik yıldönümü hayalleriyle
ya da kırıklıklarıyla geçedursun,bir selamımıza can bağışlanan sevgili,bizi babamızdan iyi tanıyan sevgili,gül kokusuyla durmakta,içimizde,yanına varmamızı bekleyerek...

Peki ne yapalım..
Niyet edelim..
Her gün salavat ve selam göndermeye,bir sevdiğimizi anıp kulakları çınlasın der gibi...
Her gün bir hadis okumaya...
Hayatımızı sürdürürken onun yaptığı gibi yapmaya,bir kaç küçük kare eklemeye..
Her gün ümmeti Muhammed e dua etmeye..
Doğum gününde,en yakın daireden itibaren birilerini,özellikle çocukları sevindirmeye..

Kandilin sıkıcı bir şey olmadığını etrafı ikna etmeye,niyet edelim...
Etkinlik derseniz,mevlid gazetesi bir fikir,bir de bunlar iyi gelebilir,emeklerine sağlık ne ince düşünceli insanlar var.
Okullar için,rontlar,dramalar..Geçen yıl,medine müdafasını canlandırmıştık okulda,yine olsa güzel olur.
Küçük el yapımı paketler,içine lokumlar,üstüne hadisler..
Slaytlar,çizgi filmler...
Ve bizlerle paylaşacağınız aklınıza gelen fikirler...(Özellikle drama,ve okul akış programı için fikir bekliyorum)

19 Aralık 2010 Pazar

Kapılardan Geçmek ve Parolayı Doğru Söylemek

         Kaç şehre girdin bir kapıdan geçer gibi...Kaç kez farkettin bambaşka bir şehre girdiğini yeni birisi girdiğinde hayatına..Kaç kez kendini bir şehre benzettin,içine dönüp baktığında..Duydun mu martı seslerini,geçti mi hüzün gemileri İstanbul olduğunda..Ya da kırık dökük terkedilmiş,ismi okunmaz tabelası bulunmaz bir şehir oldun,bulamadın mı yolunu çamurlu yollarda..Ya da ışıltılı gökdelenler arasında,gece,uyumayan insanlar,müzik,kitap,kahve,starbucks ille,New York tun belki.Belki mistik bir uzak doğu şehri kim bilir?
         Her insan bir şehir,ana caddeleri,mabedleri,silüeti,kokusu,havası,rengiyle,şivesiyle,arka sokakları,kaldırım taşları,ve hatta sesiyle...Kaç kez değiştin,başkalaştın,an be an başka bir şehre girdin,zamanı kaybettin.Her an bir lütufla karşılaştın,her seferinde bir nimet yurduna daha girdin.Mutlaka kapılardan geçtin.Geniş,dar,kapalı,açık,kilitli,kilitsiz,bazen görünemeyecek kadar büyük kapılar...Ne hissettin geçerken..Farkedebildin  mi,yeni bir şehre girdiğini,hayatımızın bir dönemecinden geçerken hatırlayabildin mi daha önce sana verilenleri,hayal edebildin mi yenilerini...
          Girdiğin yeri kendinden büyük hissettin mi,ya bu anahtarı sana vereni.Hadi hayalindeki kapıyı anlat yeniden,kocaman bir kapı seninkisi,anahtar deliğinden ışık süzülen.Anahtarını bile taşımakta zorlandığın,tokmaklı,ama kendiliğinden açılıveren.Küçücüksün yanında kapının ve şehrin..Sana bu şehre girmeyi lütfeden geldi mi aklına,büktün mü boynunu,eğdin mi başını,döktün mü içindekileri,af diledin mi vurdumduymazlıklarına,kendinden başkasını,yanındakileri de katabildin mi düşüncelerine,sığamadın mı yoksa kendinden başka biriyle koca nimet şehrine,tüm anlamıyla kavra bil ve anla ki lügat önemli,onun için hissederek söyle,Hıtta.....Secdeyle...Affeyle...Bağışla...
           Eğip bükme dilini,bak harfler bile ne kadar belirgin ve şiddetli,sakın kelime oyunlarıyla geçiştirme,kapı çalışlarını,unutma ki,nimet yurdunda parola aynı...Hıtta....Affeyle..Bağışla...
           Mekke ye sakalı  deveye değerek giren sevgili gibi,dök minnet kelimelerini,an zafer sahibini...

16 Aralık 2010 Perşembe

Çocuklar-Renkli Yünden Oyuncaklar........Aşure-Şükür 2

         
         Beden hapsinin dünyaya açılan pencereleri vardı,şükür ki..İnsan bu ten kafesine kanatsız hapsolmamıştı.Gözüyle,kulağıyla,teniyle,aldığı kokuyla,tatla,düşünce ve duygularıyla yedi yol açılmıştı kabuk içine sığdırılan koskoca ruha...Açılsın diye o görünmez kanatlar uçmağa,oruç bahşedildi bir de.Burası zıtlıklar dünyasıydı,bir tarafı tutanın diğer yanı kuvvetlenirdi,nasıl gözü görmeyenin hissi gelişirse,gözü göre göre bakmayanında ruh gözü açılırdı.Kendini yemekten alıkoyana başka tatlar verilirdi,şükür gibi,hamd gibi,paylaşmak gibi..Söz orucu bile  vardı.Zekeriyya dan,Meryem den yadigar..Hani insan susunca mucizeler konuşurdu.Oruç her gelip geçmiş toplumda vardı.Ve hepsinin ortak orucu aşure zamanıydı..
          Bir zaman,dünyaya gelen bedenlerin en güzelinin kalbine kelamın en güzeli nakşedildi.O en güzel sesten nice ayet dinlendi.Ramazan orucu gelince müminlere hediye,her eski yenisiyle değiştirildi..
          Bir sabah kalbi uyumayıp gözü uyuyan güzelin,güzel gözleri bir kez daha açıldı dünya manzarasına,ille ukbayı arayarak.Bir aşure sabahının aydınlığıyla,haber salındı her yana,oruca niyetlenenler oruçlarını tamamlasın,sabah imsak edenler akşama kadar iftar etmesin,herkes tuttu nefesini.Küçük yavrulara renkli yünlerden oyuncaklar yapıldı,acıkıp ağlayınca susturmak için,mescide koşuldu.Mescit rengarenk olmuştu oyuncaklarla,onları eylemeye çalışan anne gayreti,nasıl memnun ediyordu Rabbi kim bilir..Rivayet o ki,geyikler bile süt vermedi yavrularına bu görüntü ve avuntu sesine imrenerek..
          Bunları okudu anne,üzerinden asırlar geçmiş bir aşure sabahı.Çocuklarını giydirdi renkli yünlerden elbiselerle,oruç tutamayacaklardı çocuklar,okulda olacaklar,yanlarında onları eyleyecek bir anne bulamayacaklardı.Şükür ki aşureyi kutlayacaklardı.Bilmem kaç değişik tarif bilen anne bu akşam aşure yapacaktı,endişeliydi,şükretti..Şu hazır paketler de bu işin ruhuna gelmezdi.Olsun deneyecekti.Zaten aşure başlı başına şükrün tatlandırdığı yemekti,elde son kalandan yapılan,içine ne girse dışardan tahmin edilmeyecek derecede tatlanan,tufandan sonra sükuna daldıran,ayağı yere bastıran.Kaynasın aşure,kazan kazan...Dağıtılsın etrafa tanınan,tanınmayan..Komşular,hal hatır sorsun,bir çeşit bayram olsun..Bol çeşit alınsın bugün erzak ihtiyaçtan,bereketlensin diye,hediyeleşilsin,doğum günü yerine evlilik yıldönümü yerine...Olmaz mı ki?
          Bunları okudu bir öğretmen,çekiliş yaptı yeni yıl,aşure hepsi birleşti Tutum Yatırım ve Yerli Malı haftasıyla,paylaşılan mutlu günler konusuyla..Görsel sanatlar dersinde bir hediye yapsınlar,annelerine hediye etsinler,Yerli Malında aşure pişirsinler sınıfça yesinler..Görsel sanatlarda bir gemi yapsınlar mesela içine yırt yapıştırla hayvanlar birer çift,Nuh Nebinin gemisi olsun,masalı okunsun..Olmaz mı ya?
          Bunları okudu belki bir müdür,kara kaplı kitaptan,okuldaki müfettişlerin bugün yapacağı toplantıya aşure yaptırdı,bir de Mevlana yı anma haftası..Böylesine ruh doyurmak isterken zaman,aç kalınmasın ,neden olmasın?
          Tüm anlarımız bereketli olsun....
        
    
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...