ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

haleti ruhiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haleti ruhiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Akabe

Bir şubat soğuğuydu. Hiç bu kadar üşümemiştim. Bahtına düşmüştüm. Üsküdar da Hudai yokuşunun başında kaç gün kaç gece kaç vakit içimi dökmüştüm.Icim bazen bir yagmur kadar su, bazen fırtına kadar ağrıydı. Geçti. Bu da geçer ya hu demezler mi , derler.. Derler ki edeple gelen lutufla gider..
Bahtına düşmüştüm. Bahtım beni bir yokuşa sürmüştü. Kara kış geçti yaz geldi.
Şimdi bir yokuşun başındayım. Zahiren de! Hiç bu kadar bahsetmedim bir yokuştan. Bu kadar duymadım bir yokuşla ne yapılırlı sohbetler..
Yokuş..yokuş..çok yokuş..çok dik yokuş..Küçücük görünüp gitgide çığlaşan bir YOKUŞ..ve cumartesi ... YOK-OLUŞ
Bir yokuşla ne yapılır?
Bol bol felsefe yapılabilir, yaptım..
Sarp yokuş hatırlanır, akabe , Rabbin soruşu hatırlanır hatırladım.
و ما ادراك ما العقبة؟
Içimden konusmaya alışkınım. Ama dışardan duyulan seslerin yankısı bir başka.. Hersey sarpa sardı mesela, bir yokuşu tırmanarak yuvarlanarak yeniden iterek tekleyerek işleyen bir dünyaya hoş geldim. Unutarak geldim. Bu sefer ne istedigini bilerek ki istemenin tek ise yaradigi yer o seyin olmaması, bende böyle - :) bir tür farkindalikla geldim. Mobilya isleri ters gidince mesela , siz akabe mobilyaya gidin dedi bir adam, orda bulursunuz, yankı..akabe... gittik bulamadık ama ordan aldık. Yokuşun huyu bu..
Bu huy bir aksi sedası belki icimizde bir yerlerin, belki yol hali..
Bir yokuşla ne yapılır düşünmeye devam ettim.Yolun burasında dönecek yer yok, mecburen ilerleyecek sabredeceksin çünkü evet , yokuşta geri dönemezsin inişi çıkışından zordur, yürüyeceksin. Yokuşun huyuna gideceksin. Rabbini dinle,
Köle azat edeceksin
Senden ala köle mi var, azat ol, kurtul..
Zor zamanda yemek yedireceksin
Miskini yetimi gözeteceksin
Hakkı ve merhameti tavsiye edeceksin..
Ağlayacaksın... Çünkü sure-i beled..
Yutkunacaksin.. Mekkede ilk ezber ettiğin sureyi iliklerine kadar hissedeceksin ,kendini "hil" saydığın haremden ayrı düşeceksin.  Sevgili de perdesinin ardindan izleyecek seni..Bakalim ne edeceksin..
Cumartesi.. hiçlik.. yok oluş..efendimizin gözyaşları ve duası.. tevbe edeceksin, yokuşunu severek eve döneceksin. Yokuşunu ve yokuş ehlini seveceksin. Için sımsıcak olacak. Sohbet olarak sana fecr yetecek de hiç seni yok edecek..
Veee patlama...
Yine yeniden yeniden deneneceksin. Çünkü sarp yokuş bunu gerektirir.
Dizlerinin bağı çözülmüş ve öylece düşmüşken elinden tutan bir dua gelecek.. sen o duayı bilirsin denecek...Bileceksin..
Dersini alip da ezber edeceksin..

اللهم اعوذ برضاك من سخطك
و بمعافاتك من عقوبتك
و اعوذ بك منك
لا احصي ثناءا عليك
انت كما اثنيت علي نفسك

Not: Akabe عقب: nesil, son, sonuç,engel, yokuş,torun, dip...
Akibet, yakub,  duadaki ukubet (ceza, sonuç) aynı kök...
Ve binlerce bağlantı...

17 Mayıs 2016 Salı

Bir hurma ağacına yaslanmak

Günün sonunda, dedi editör ,yine ne kadar kazandığımıza bakarız.
Galiba günlerdir içimde birşeyler bu cümleyi işliyor.
Günün sonunda ben neye bakarım?
-ne kaybettigime
-nasılsın diyen bir dosttan arda kalana
-içimdeki hüzün tortusuna
-gizlendigimi sandığım malayaninin çokluğuna
-ölüm oklarindan hangisinin isabet ettiğine
-düzenlenmesi ve temizlenmesi gereken eve
-düzenli ve temiz eve
-çocukların içimdeki hallerine
-Güneş'in batısı ve Ay'a
-elimdeki son cümleye

"Bir labirentin içindeyim ve yukardan nasıl göründüğümü bilmiyorum,korkuyorum. "
"Hala halkanın içinde olduğumu biliyorum. Bütün yaşadıklarım, hepsi akisleri sesinin..."
"Elimi tut, düşerim.."
"Onca tantananin içinde ben seninim!"
"Bazen hiç yaşanmamış gibiyim"
"Külüm "
"Kul olmak isterim "

7 Eylül 2014 Pazar

Yaprak dökümü

Diri diri bir yaprak dökümü bu
Şahit olamayanın gömüldüğü
Bedeller bedeller bedeller
Ceza kurbanları
Akika kurbanlarına karışıyor
Kurban Bayramı yaklaşıyor
Kurbanliklar kurbiyetlerini kanitlasin diye
Yapraklar dökülüyor

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Sen çağırırsan...

Sen çağırırsan gelirim ...
Belki kanatları kalkar denizin dibinden canımın..
Batar içime içime çam iğneleri
Kozalak nemi gibi bir koku yayar yaz sıcağında bozkirlar
Yersiz yenir yenmez meyveler verir süs ağaçları
Bir ağaç altında otururken ben bütün kesifligimle
Ruhum bir kuş olur da uçar
Sen çağırırsan gelirim...
Izniyle tüm kuşları tutan Rabbin...

21 Haziran 2014 Cumartesi

Göğercin

Bir güvercine öykündügüm dogrudur.
Bambaşka bir hayata benimkinden.
Bu bakış bilirim kusurludur .
Kanatlarim kurtulsun isterim
Ellerimden, ellerimden
Tutsun gök rüzgar bulutlar
Göçebe bir yuva
Yarı yerleşik
Büsbütün yabancı
Bir o kadar sen bir bakış
Zulcenaheyn,mesnevi,elisneyn
Yarı yer yarı gök bir varış
Her pervaz,kubbe,ağaç
Icin içine değer gibi bir sarış
Korku ve umut, her lokmada
Kabe kavseyn değil bir karış
Makamı naz değil , illa niyaz
Sesi içli, hafî bir yakarış
Gitmek değil bu gelmek
Aşağıdan yukarı bir akış
Mevsimi bahar güz yaz
Yalnız, kalabalık, yakan bir kış..
Tutan Rahman,güven bu
Bu nasıl bir veriş bir alış
Bir güvercine öykündügüm dogrudur.
Bu bakış bilirim, bir yerinden kusurludur.

3 Şubat 2013 Pazar

Yeniden

Biraz kayboldun arka sokaklarda ..kaybolmak bile iyidir bazen adresi bulduğunda rahatlamak icin..hep merkezde kalsaydın kendini atardamar zannedebilirdin,küçücük bir kılcal damardin oysa..belli belirsiz,ağrısı sancısı bile küçücük bir kılcal damar..hem sıradan ve görünmez ve hem cok önemliydi varlığın..kendini kabul ettin..olmaya calistiginla oldugun aynı degildi..olmaya çalıştığın gibi olmak riya da degildi,umuttu,ben bu kanı kalbe gönderiyorum du..oldugun ise itiraf ,elinden tutulası ,dua,örtünme istegi,tevazu yüksek olanın egilmesiydi,seninki kendini bilmek..bilsin ki hataliydin,taklittin,başka bildigin yolu yoktu bu isin...
Biraz şarkı dinledin,şiire gazele gönül verdin,hasret çektin,sonra bir Şarkıyla şarkılara yeniden tevbe ettin:
Ya disindasindir cemberin
Ya da icinde yer alacaksın
Kendin icindeyken
Kafan disindaysa
Çaresi yok kardesim
Her aksam boyle içip kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında
Kahrolacaksin
Şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksin.
Ya disindasindir cemberin
Ya da icinde yer alacaksın ...
Cemberin icine yeniden girmek istedin arka sokaklardan dönüş yolunda bir sürü insan çıktı karsına ,oysa yalnız olmak istiyordun,onlarsa virane altında cevher arar gibi kırıp döküyorlardı...kırdılar ,döktüler ..oyle buyuk bir cevher çıkmadı,misk kokusu kırılmış gibi ortaya guzel bir koku yayılmadı ..bir küçücük damar vardı sadece ,insan tek damarla yasar mı,kalple irtibat saglamlasmaliydi..
İlaçlar..ilaçlar..damar açıcı..ritm düzenleyici..tansiyon..kolesterol ..Gibi..
Olaylar..olaylar..durumlar..sen kırılmamak kopmamak icin uğraşırken öğrendin bunların ilaç olduğunu..sana şifa verenin arıdan bazen agiz yoluyla bal yedirdigini,bazen damar yolundan igneyle girdiğini..
Ya göründüğün gibi ol ya da oldugun gibi görün ...me talib dedi biri,gizlen....
Gördüğün hep geçtim sandığın kendinsin,hadi kendine katlan...
Ve sev..bu katlanmaktan cok kolay inan...
Küçücük bir damar kendi kendine ne ise yarar..bir bütünün parcasisin sen,önünde nebiler,evliyalar var..kan bile bir silsileyle akar..
Duadan başka yolumuz mu var...

31 Ekim 2012 Çarşamba

yolda


şimdi nefesini tut..
dizlerin kadar olsun kapladığın yer..
gözlerini yum..
dinle...
ve bak nedir sana verilen yol azığı..
neyinle gideceksin menziline..
dünya yoldan başkası değil..
yolun kuralı bu...
sende olanı, olmayanı ortaya çıkarmak..
onun için bunca akmak
bunca durulmak
gözlerim yaşlanıyor..
gözlerin yaşlanıyor..
kirpiklerimiz dökülüyor...
gözlerimiz dökülüyor kirpiklerimizden..
gözleri ışıl ışıl..
O nun..
ışıl ışıl gözleri..

artık...zaman,
gökyüzünden takip edilen tek..
göğü müşahadeyle ayarlıyorsun kulluğunu,
ayın şekli şemali,güneşin ışığı belirliyor buluşma anlarını,
bedenin ruhla,ruhun sahibiyle..
gök başlı başına şehadet,
gök ki sevgiliden sonra el değmemiş tek hatıra..
ve gizemi göğün,nazı,
geceler..
on geceler,
kırk geceler..
rüyaların, sana özel filmlerin,
terliğini çıkar ki sen derin bir vadiden geçmektesin..
hayallerin,pınar başında bir ceylan,
ve tevbeler tevbesi..
sahi sen kimsin..

bir sefere çıkarıyor seni işte hilal,
kaybolsun tüm teknolojiler,
bize gözleri yeter..
Allah ın senin üzerindeki hakkı, sefer..
Yollara düşüyorsun,
üzerinde kefenin..
dağlara çıkıyorsun,
çadıra sığamıyorsun,
ille gök olsun tavanım diyorsun..
dünyanın ve dünyalığın tel örgülerini aşıyorsun..
güneşin batışını izliyorsun mesela..
Rabbin ne romantik..
sen ve O..
O ve bunca insan,sel,sen damla..
Hayret ya Rab,iki kişilik beraberlik nasıl mümkün bunca kalabalıkta..
Arafatta..
Annen ve babanın dünyada ilk buluştuğu yerde
Zilhiccenin dokuzunda..
Zamanla mekanın buluşmasında sen..
Seni dünyaya indirenle buluşuyorsun..
Dur diyor,şimdi güneş batana kadar konuş,
anlat bana nerelerdeydin aslında kimsin sen..
senin vakfen bu..varsa tek marifetin ..
battı mı güneş,sel ol ak,
coş anmakla seni en çok seveni..
uzun uzun yürüyeceksin..
yürümek düşünmek demek..
uzun düşünmelerle bileceksin şeytanın seni vurduğu yeri..
büyük cemreyi taşladığında arkana bakmadan gideceksin..
arkana bakmadan gitmenin anlamını bileceksin..
sana düşmanlık edene savaş ilan edeceksin..
h/iç savaş uğultusu duydun mu ..
dinle...
bitmeyecek,üç gün taşlayacak,
dört gün birleyeceksin...
her gününü bu on dört geceyle mayalamayı dileyeceksin..
sonra güzel bir düş isteyeceksin..
düşeceksin..
parçanı bulamayacaksın..
yola devam edeceksin...
bileceksin ne küçük ve aciz olduğunu..
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu
yalnız olduğunu..
muhtaç olduğunu..
öylesine kul olduğunu..
bir garip yolcu olduğunu..



dostunu sevgilinin yanına gönderirken
yine
yeniden
gözlerini dökeceksin..
yıldızlara bakacaksın..
yaşayacaksın.
yaşlanacak gözlerin..
şükredeceksin dolu dolu..
sabrın tahammül değil şükür olduğunu bileceksin..
yaşayacaksın..
ölme sevincine ulaştıran bir yaşama sevinciyle..
şiir gibi yaşa yaşayacaksan..
ki yol,
ki sırat,
''salih ameller manzumesidir''...
''ıyd mubarek olsun''...



 

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kas Gevşetici

           Gitmeli insan bir ıssızlığa, yanına üç değil hiç bir şey almadan dedi Nedim Hazar ,tamam dedim..Çiviler ve kesmeyen bıçaklar dedi Hilal,tamam dedim.Dücane Cündioğlu,kendi kelimelerinle tanımla dedi,Kafka nın gözlerine bak,yol ol,tamam dedim..
           Biri Milenayı kıskandı,sevilişini,ben Kafkaya imrendim..Aşık olmak kazandırır,her gün mektup yazmak maşukuna,zaten nal izlerinin ters istikameti gösterdiği şu aldatmacalı dünyada,kaybeden kazanır...İnsan aşık olduğu kişiyle evlenmeli mi bilemedim bugün nişanlı bir arkadaşımla konuşunca.Ahmet Muhtar Büyükçınar geldi aklıma.Aşık oluyordu da genç yaşında,bu aşk,içimde öylece kalsın bitmesin deyip,kendisine de aşık olmuş maşukunu bırakıp ilmin peşinde koşmaya devam ediyordu..Kafka da Milenayı ısrarla uzaktan seviyordu kanımca..

          Günlerdir sırtımda bir ağrıyı taşıyorum,içimde çırpınan bir kuşu,bir de üstümde sarı yapraklar sanki.Çay içiyorum bolca..İnliyor bir ses,mırıldanıyor acıyor kendine filan,şu hilalin videodaki hayvancağızın sesi gibi.Kalkıp buzdolabına baktım,sırtıma sürmek için bir ilaç buldum,elimin yetiştiği kadar sürdüm,sürdüm..Biraz sonra kızarmaya başladım,biraz alerji yaptı sanırım,evet her yeni durum için biraz alerjik bir bünyem var,alışkanlıklarıma sıkı sıkı bağlıyım bu yüzden,yani canımı acıtan o yerde,senelerce kalabilirim...Ama ağrı hafifledi.Bu kadar mıydı yani..Bir de karşı komşuma sormayı düşünüyorum nasıl bu kadar normal bir hayat sürebildiğini...Normal bir hayat yaşama konusunda çok beceriksiz hissediyorum kendimi..Onu da İbrahim Tenekeci abi söylesin,
''yükseklik korkusu olan bir kuş gibi yaşamak hayatı'' benimkisi...Ama kararım şu,insan varsa eğer aşık olduğu biri onunla evlenmeli,daha aşk dağında çıkacak çok yol var belli ki...Doruğu hedeflemeli,eteklerde piknik yapma hayaliyle ömür bitmemeli,bir de unutmamalı psikolojik sebepleri sıralarken kas gevşeticiyi...

17 Ağustos 2012 Cuma

Ayrilik

Bir sevgiliden ayrilmak..
Belki bir tren gari,
Bir daha kavusur musun bilemeden bakismak..
Gok baska renk gorunur yer baska,
Sozler kisalmistir artik..
Cumleler kesin ve kesik..
Ya vefadir sectigin yoklugunda yeniden bulursun ozlemle,
Ya unutmak baska seyler de..
Ama sevgili nin son cumleleri onemlidir seciminde..
Ayi gosterir,gunesi gosterir,mutlak kavusma gununu...
Yeri gosterir gogu gosterir geceyi ve gunduzu..
Kavusma gunu vefanin karsiligi olan o kokuyu..
Yar,agyarla arani acmak ister..
Biricikligini sabitlemek icinde..
Kul huvellahu ehad...
Sonra korumak seni tum serlerden,
Hatta senden..
Felak,nas...
Bitti...
Simdi aglama zamani...
Gozyaslari akabilirler ozgurce...
Dua dua dua...
Sen sultansin ben kulunum..
Sen samedsin ben mecburum..
Hatim duasi...


Bir sevgiliden ayrilir gibiydik dun gece teravihte...
Uzun kiraatlerde Rabbin bize seslenisini dinledigimiz ramazan gecelerinin sonuna dogru...
Omru ramazan olanin ölumu Bayram olur der Hocam..
Galiba omru ramazan gibi olanin zamani bir cirpida gecer..
Galiba yakîn,o tamda kendini ve bekledigini ve acligini ve susuzlugunu ve uykusuzlugunu ve caresizligini bile unuttugu o terki terk aninda,Iftar icin aksam ezani okunuverir..bir Ömür aciktigi sevgilisine kavusuverir...


Ben mi...kadru kiymetini bildim mi degil,kadru kiymetim bilindi mi acep diye,anne baba arkadas es cocuk kollarken,paramparcaligimi toparlayan su iklimde bile dagilmaya calisan icime inat,yalvariyorum Ey sevgili...
Herkesin sevgisi ancak kendisi kadar ve kendisi gibi..
Bunun icin muhtacim,
Buyut kalbimi,kucult beni..
Hubbundan bir habbecik bile olsa doldurur kalbimi..
Esirgeme sevgini..
Ayriliktan huzunluyum..
Elim kolum kirilmis gibi..
Nefsin girdabi cok,ve girift ve kesif ve ve ve...
Beni teselli edecek hic bir sarki yok..
Ne umut ne aci,sozlerinden baska destegim yok..
Renk desem,sibgatallah de..
Koku desem hitamuhu misk...
Dokunmak desem,sundus istebrak harir..
Tat desem,kafur,zencebil,selsebil..
Aci desem,yuzume bakmaman,konusmaman...
Mujde desem,radiyallahu anhum ve radu anh...
Hayal desem zümerin sonu..
İlişki,muamelat desem fussilet..
Eş çocuk desem furkanın sonu..
Yer desem gök desem,kalbim desem ah desem Ayetel Kürsi..
Gücüm yok bittim desem Amenerrasulu...
Uzak desem,duy beni desem,fe iza seeleke anni fe inni karib.....ayeti...


Ne desem...en guzeli sende..
Sussam iyisi...
Elim bos...
Bu mevsimin duasi:
Elhamdulillah i Rabbil alemini tum cumlelerimin alt yazisi yap..
Sustugum ya da soyledigim...
...
ramazan 1433 mekke.....

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Sessizlik

Derin bir sessizliğim olsun isterdim.olacak.yalnizligin tadına varmak için gönderildiğimi iyice anlar gibiyim..kelimelerin cümlelerin kifayetsiz kaldığı bu yerde ben,bir sürü kalabalık kelimeden oluşmuş gibiyim..cümle olamamış.olacak.dua niyetine..kelimelerin nasıl guzel bir yazıya dahil olmak istediğini anlar gibiyim..tüm şiirlerin kuran inince bizi kabenin duvarından indirin deyişini..en guzel şiirin bile okunmaktan utanisini..bir mağara istegi sarar bazen ama mahzen değil,dag basından çiçek kokuları gelir..insanın canı uçurum çeker bazen,tam kenarında durmak hayatın ve ölümün..kaçmak,en cok kendinden..bir kar tanesi olmak ister ya bazen insan sevdiğinin dilinin ucunda eriyiveren,yok olan..dilsiz dudaksiz bir cümledir belki ask..susmak ister ya insan,ondan..
Yazmak..vadiden vadiye dolaşmak.. Kalbin his tepelerinde,sacı kadar karışık ve cok insanın hisleri,suara..siir yazmak..yazmak,yalan..

Siir gibi yasamak lazım
Vesselam..

4 Nisan 2012 Çarşamba

Yaş,taş..

Bakarada bir taş var,içime değiyor demiştim.Taş açılımı devam ediyor,sağol,dilsuhan...
I.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin

Anne seninle bağrın döğer gider mi acı
Hanidir Ferhaddan aldığın ders taş senin

Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili
İşitmez oldun beni kalbin taşdan taş senin

Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni
Bana güldür çiçektir attığın her taş senin

Gözünü dikme taşa işte parça parçadır
Şimşektir bir bakışın dayanır mı taş senin

Deprem değildir dağı ve beni sarsan
Bir bakışın komaz taş üstünde taş senin

Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla
Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş senin

II.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Ülkendir taş ve beton bu yanlışkent
Her gün bir yanın biraz daha taş senin

Taş alanlarıdır taş insanları taşır bir
Nereye gelsen ey aşk karşında bu taş senin

Uygarlık taşla taşımak çağlar üzre
Kolların bu denli güçlü müdür senin

Bir taş devridir ama bağışla beni
Niçin bunca geldim üstüne ey taş senin

Bir İbrahim bıçağı ikiye biçer taşı
Sevgili nasıl kırdı kutlu dişin taş senin

Ölüm bir kasırgadır çevirir seni beni
Nedir kucağında kocaman taş senin

III.
Bir bir yürürlükten kaldırılıp çürümüş devrimleri
En gürbüz bir devrimi dikmek yerine taş senin

Nereye koysam seni söyle ey yüreğim
Bir gün beni ele verir bu güçlü atış senin
Osman Sarı

30 Mart 2012 Cuma

Taif..

Yollar neye göre yapılır acaba..İçimde yine uzun yollar gitmek var..Ama dün bir tuhaf,olur ya bazen yol kıvrılsın istenir,ya da dümdüz akıp gitsin,ya da daire çizsin,içerde bir karşılığı var..Bu sefer farklı içim bir uçurumun tam kenarında durasım var..Yol..Hayat..Bir yol neye göre yapılır sahi...Taif yolu efendimizin yürüdüğü iz üzere yapılmış..Bir yanı dönüyor,uçurumun kenarından..Yürümek bizde anlamını kaybetmiş..Yürümekle beraber,ipekten ayaklar,taş ve kan da anlamını kaybetmiş.Galiba biz anlamı kaybetmişiz..Efendimiz için ''taşlandığı yer'' ifadesini bunca rahat kullanışımız ondan..Bir yer..Taştan..Sığındığı efendimizin mağaraya benzer bir yer...Ne çok ihtiyacım var bir mağaraya...Yakılmış içi,simsiyah,yangın yeri her yer,nar...

Ağaçlar...Kara dut,incir ve nar..Altından geçerek dallarının girdiğimiz bahçe,Addas ın elleri nerde?Ninova nerde,Yunus un ve tüm peygamber kıssalarının yadigari,dudağın duası besmele..Nar..Üzüm..Teselli..Teslim olan biri..Bunca acının sonrasına bir tebessüm..Dağlar meleğini gördüğü için mi bölük pörçük yarılmış bu dağlar..Mekke nin dağları yekpare,bunlar çakıl taşları gibi..Haşyetinden mi un ufak oldular Ya Rabbi,efendimizin hüznünden mi...

Canım toprak istiyor ne zamandan beri,bahçeden bir parmak tozu nasibim,elime değen nar çiçekleri..renk ve tat,kırmızı ve acı..Hepsi yerli yerinde..Ardından piknik..Dünyada olmak zor..Roller karmaşık,nefis bukalemun gibi bir şey..Yollarda arabaların üstüne atlayan maymunlar..Hayvanat bahçesi..Ağla,araba liseli kız servisi,şöför küçük haylaz kardeş gibi,ağlamamak için gül..Nerde içindeki değerli yük,ara ara toparla..ağla,kaybet rollerini,gidemedin ya Kabe ye bir duvarı çevir madalyonun öbür yüzü gibi mültezeme,koy kollarını başını,şikayet et kendini,sahibine...

Her şehirden Mekke ye dönmek ne hoş,her seferinde lebbeyk hissetmek,evim evim güzel evim hissinin Mekke yle örtüşmesi...Kardeşlerini yanında taşımak,büyüğünü içinde..Kendini onun içinde,vs. vs.

4 Mart 2012 Pazar

Mekke i Mükerreme de..

Bize gönül kabesi gösterildi şimdiye dek,dostlarının batnında kalp atışlarını dinledik hep..Bebek kalmak iyicesiydi,kolay olanı hem,hem de anne karnında...
Sütten yeni kesilmiş bebek gibiyim...

Alışacağım ek ve değerli besinlere...Nasıl manevi gıdalar seriyor Rabbim önüme,laf anlamaz bebeğim,annemin sütünü istiyorum diyor kalbim,yutkunamıyorum lezzeti.Bir kar tanesi olup ağzında eriyip gitmek istiyorum bir mübareğin...Yeşil kubbesinin karşısında sevgilinin böylece görünmek istemiyorum...yok olmak istiyorum.....gerçekten çok ,yok olmak istiyorum....

Medineye gittik iki gün için ,görünce nasıl deşildi içim,cennet orası,nasip olur mu bana,ravzasından içeri giremedim daha...Burası mahşer,çekim alanı,merkez,karadelik,duanın bile dile dökülmediği,kalbin bile utançla sükut ettiği bir yer burası,ama orasına bile izin çıkmıyor daha ...nasibime düşen Nur Dağı,diz çökmüş oturuyor iki büklüm,murakabe halinde,nasibim bu,elhamdülillah,daha önümde çetin dağlar var...Mekkenin dağları,dağa çıkaracak bir inziva lazım bana,sonra mağarayı aydınlatacak bir ışık,nur,sonra Kabe,dön artık yok olarak,öyle ki kurtul varlığından uç medineye....göğünün renkli farklı medineye,ruhun yeterse...ömrün yeterse....

Kapsama alanımın ne kadar düşük,ruhumun ne kadar zayıf olduğunu ilk kez bu kadar net anladım galiba..Dağlara çıkmak lazım Mekke de,dağa çıkaracak bir uzlet,sevgiliyi dağın eteklerinde bırakacak kadar,ben gece çıkamadım terasa,halbuki Nur dağını seyretmek var ucunda,korkuyorum ya kertenkele çıkarsa...Nerde efendim,nerde ben dağ yolunda ağaçların hayvanların secde ettiği peygamber,dağa bakmak için terasa çıkmaktan korkan zavallı...mesnevide anlatılan tekkedeki derviş,hani elleri bağlı düşmanın bakışıyla yere yıkılan...kendimi ufalayasım var....içimde biriken şarkılar...7 tane öğrencim var,ikisi özel eğitim isteyen,ikisi yazamayan,yorulmaktan fena korkan bir bünyem var...

Burası bir iksirli belde,gönlünde ne varsa ortaya dökülen,Geylani hz takvayı gönlünü tabağa koyup utanacak hiç bir şey bulamayacak halde gezdirmek diyordu,burası takva yeri demek ki,Medine aşk yeri edep yeri takvanın aşka dönüştüğü yer...Ama her yer lütuf dolu da,birinin selamıyla el üstünde tutulma bahtiyarlığını burada sunduğu gibi,ahirette de sunmasını Rabbimden dilerim....Hepimize...Ümmetçe...

16 Şubat 2012 Perşembe

Bugünlerden kısa,kısa...

*Sevgili Kaab bin Malik,ne çok geliyorsun aklıma...Bu da bir başka ibtila deyip mektup yırtışın mesela...Ebu Hayseme,atını sürüyor dört nala...
*Ne kadar bahtlıyım diyorum çokça,ne kadar eksiksem o kadar tamamlanmışım her defasında...
*Sebepler kesiliyor,sebepsiz güzellikler çıkıyor peşisıra,Rabbim umut kesmem senden,asla!!
*Haddim olmayan sevgilere sürülüyor kalbim,kalbin hududu var mı sahi,kalp benim değil ki....
*7 yıl aradan sonra,7 gün sonra gidiyorum,bavulum dolu yine aşklarla anılarla....:)
*İçimi nağmeler dolduruyor,gözümü yaş,dilim susmak istiyor inadına...
*Her şeyi daha iyi bilene,daha çok merhamet edene,gerçek sahibine bırakıp gidiyorum,eksilmiyor bıraktığım yer,dünya dönüyor,güneş doguyor,batıyor,hayat devam ediyor,eksilmekten korkuyor,artmayı umuyorum,büyümeyi,rüşde ermeyi...
*Son cumartesiden payıma düşeni,yudumluyorum bazen,bazen katıksız yutmaya çalışıyorum....Hangi ayetten ne anlarsan anla,girdiye değil çıktıya bak,ağla....Namazın nasıl nagihan,ya sınırların,uçuruma nazır mı bakıyorsun hayata...
*Şirk diyor biri bu sevdiğin,bu sevdiğime kurban olsun şirklerim diyor kalbim,dili yok kalbimin bundan nasıl bizarım...
*Tevessülden başka yerim yok kullukta,vüs'aha,kapsama alanım,kuşatımım,donanımım bu kadar,sıkış sıkışa bildiğin aralığa,davetsiz misafir hesabına:))

21 Ocak 2012 Cumartesi

ÇAĞRI

bazen upuzun cümleleri boğazına dizen kudret,bazen sus konuşturuyor,dilin cesaret edemediğine kalem ediyordu ya bazen,o da susmak istiyor..
bu zamanlar,
ölmek desem hevesle,karamsarlıkla değil,mavimsilikle,umutla,ama hayayla,sus diyor gönlüm bu daha iyice...
ayetler,insanlar,gök,ay,kar taneleri,hilal,can,canan,kitap kokusu,sus...
telefon çalmasın,kimse bişey sormasın,bişey yokmuş gibi yapsın,ayrılmıyoruz ki..
konuşurken konuşmuyoruz ki..
yazarken yaşamıyoruz ki...
oruç..elzem,yiyeceğe,içeceğe,en çok söze....
oruç elzem kaleme bile,
kalemin de kitabın karşısında bir utancı var...
yaşamanın ağırlığı ölememekten..
öl,kurtul...buraya gönlü kuvvetli biri mevlanamdan üç balık hikayesini anlatsın...
bu zamanlar...
oruç lazım,bir çağıran,bir çağrı,bir de çağırdığı an...
ve en mühimi çağrılan...şah damarından da yakın olan...
O EN BÜYÜK ÇAĞRILAN, bir adıma on adımla koşan..
buluşmak lazım,çok geç olmadan...

sesimi duyan var mı,ne çaresiz bir feryat,
sessizliğimi duyan var,
elhamdülillah...

7 Ocak 2012 Cumartesi

Jangumun Rüyaları ve Çocuklu Olmak

           Bugün beni mazur görün,toparlayamadım kelimeleri ama her cumartesi olduğu gibi içimden bir kuş havalanmakta,pencereleri açılmış kalbimin,Rabbe ne kadar müteşekkirim...
           Size de oluyordur,bazen insan tüm rollerini unutuyor,eş,kardeş,öğretmen,personel,arkadaş,gelin,elti,hatta anne olduğunu,öyle çok uzun değil,anlık bişey belki,ya da daha uzun dönemli,üzerimde ne vardı,araba nerdeydi,çocuğu aldım mı,ödevi verdim mi,mantom nerde,aaa yanıma aldığım kitap tefsir değilmiş.Nagihan,yüzün tükenmez kalem olmuş,not tutarken!!uyarılarıyla kendine gelmek,okuldaki görevli hanımın çekinerek hocam,benim mantomu siz mi giydiniz,iki gündür aradım da bulamadım diyince fark etmek ne giydiğini,yada sizinle konuşsun diye beklediğiniz biri,çocukların bekliyordur senin acelen var sonra konuşalım dediğinde çıkman gerektiğini hatırlamak,şaşkın ama güzel bir hal,tamam son kısımlar bunaltıcı ve doz aşımı olabilir,annem bu kadarı da fazla diyor,müslüman biraz temkinli olur..
Ama eve mutlu mesut gelmek,çocukların yanaklarına farklı bir öpücük kondurmak..Yazıları okurken,çoluk çocuk aile yönünü vurgulamak...Rabia'nın sanal tavsiyesiyle Şu siteyi ekledim listeme,evli ve çocuklu oluşuma destek versin,hatırlatsın diye,amatörce biraz ama iyi geldi...
       Ve çizgi film izlemek... Ki çocukluğunda bile çizgi film izlememiş de olsanız,genç kızlık döneminde Candy,judy ve uzunbacak izlemiş biri olarak yıllar sonra çizgi filmlerden medet umabilirsiniz,bir kızınız ve oğlunuz varsa,ya da yoksa,içinizdeki çocuk yaşıyorsa,ve ille bişey seyredecekseniz yani,yoksa böyle malayani şeylerle vaktinizi almak istemem:))kızların kız olmaktan,erkeklerin erkek olmaktan mutlu olduğu,kızların yemek yapıp erkeklerin savaşmayı öğrendiği ve yaptığı şeyin içine ruh katanların ''kendi içinde'' mutlu olduğu,hayatın her zaman güllük gülistanlık olmadığını,kötü de olmadığını sıkı yönetimde bile nefes alındığını,''yemek''in önemini anlatan,tabi ki aşk,kıskançlık,dostluk,ihanet vs.vs..nin serpiştirildiği jangumun rüyalarını izleyin...Yemek ayetlerinin üstüne geldi bu çizgi film,replikleri yazabilseydim,iyi geldi işte o kadar diyeyim...

22 Aralık 2011 Perşembe

Uzun...

Şeb-i yelda..şeb-i arustan sonra...
Müneccim değilim,muvakkit değil,muvahhid değil...
Parçalanmış halime eğilip de kaç kez fısıldadı şeb-i yelda:
çektiğim gurbet elinden,
hiç kimse bilmez halimden,
uyan,sunam uyan,derin uykudan...
uzundu bu gece ,çok uzun,uyandım uyudum bitmedi..
şeb-i arus yaşayamayana,her gece şeb-i yelda,
hem bilmeden saat nedir tarih ne,
gaflet ne uyanıklık ne,elde kalan ne...
dem bu demdir dem bu dem,yine de

''Ne bilir muvakkitle müneccim şeb-i yeldayı
Mübtelayı gama sor kim geceler kaç saat...''Fuzuli

15 Aralık 2011 Perşembe

Hatırlatma..

Yazmak istedim,hayat güzel..
Sık sık hatırlatmalı kendine...
Yazın çiçekleri konuk eden saksıların kışın kuşları ağırlaması..
Hatta okulun bahçe giriş kapısında nöbetçi olmak..
Ve muhakkak ki güzel,sıkıntıdan sonra gelen..
Bir özel eğitim öğrencisinin seni itmesinden,üstüne yürümesinden sonra,
Kalbine değebilmek, oğlum ne güzelsin sen,neden,deyince eline sarılması...
Yalnız kalan bir çocuğun diğerlerine katılması..
Kafana düşmek üzere gelen topu pasla karşılamak,
Bunları yaparken başında bir ayetin şahit olması,
Ne güzel...
Sıkıldıkça içinin ferahlaması..
Geçecek,diyebilmek..
''O bir mesaj yazar sen kırk kez okursun''u okumak,
İçin kıpır kıpır olmak,
sonra utanmak,
en büyük mesajı okumaya durmak,
O yazmış sen kırk kez okumamışsın,
aynı heyecanla,eksiksin,seviyorum diyemezsin,
ama yine yeniden bir ucundan tutmak ne güzel..
veşşems...güneş açılımının devam etmesi...
Güneşe aya,gökten inen bir damla suya,onunla biten bitkiye,onun yiyen hayvana,sevilmeye sevmeye ve dahi ''insan''a ihtiyacı olan,bununla rızıklanmasan yaşayamayacağını bilmek..
Hatırlamak,anmak...
Hiç unutmasam ya....
Şimdi ağlayan çocuğun yanına koşmalı:))

9 Aralık 2011 Cuma

Bırak soğusun...

Sınanmadayız ya...Hani herşey aynı tonda yaşanmıyor ya onun için...Gece gündüz,karanlık aydınlık birbirini izliyor,mevsimler dört seyir geçirirken ay bir ayda bir kemali iki zevali yaşıyor...

İnsan insanla sınanıyor en çok..E tesbiruuun ayeti bizi zorluyor.Kalabalıklar gittikçe zora sokuyor kendiliğimizi..Ama çaresiz beraberiz,birlikteyiz,istediğimizi alıp istemediğimizi yanımızdan uzaklaştıracak durumda değiliz,en zıddımızla yan yana getiriliyoruz çoğu kez..Ve ipler her zaman sapasağlam kurulamıyor..Kopmaya yön tutuyor kimi pamuk iplikleri...

Kızıyorum kendime...Sorunsuz bir hayat istiyorum galiba,kimse kimseyi kırmasın,empati tavan yapsın,açıkça konuşmanın zararı olmasın,dobralığın tanımı yeniden yapılsın...Kopuyor zannettiğim ipin kopma korkusuyla sarılıyorum iki ucu birleştirmeye,olmuyor tabi,ya yeterince uzun değilse,ya diğer ipin sahibi ipini kontrol etmek istiyorsa..Belki öylece beklemek istiyorsa..Yok bırakmıyorum,açıklıyorum,üzülüyorum,boğazımda bir yumruk,yutkunamıyorum,başımda tamirci şapkası,onarmaya çalışıyorum..Ve işler sarpasarıyor,kalpleri tamir eden Allah düzeltene kadar..Her şeyin bir düzeni var,kainatın düzenini koyanın kanunlarının aynı formüllerle işlediği..Düzeni koyana çok seslenmek lazım,O nu çok çağırmak..Kalbi sahibine teslim etmek..Bir de güzel kalplilerden dua almak..Sihir gibi birşey...Bir rüya..Biraz aşure..Bir hurma..''buraya ait olmayan''...
Kırıldığın yerde,etrafa yayılan kokuya dikkat kesilmek,mümin misk kutusu gibiymiş ya,kırılınca ortaya güzel koku yayılan..Hz.Yusuf u çok hatırlamak lazım,aramızı şeytan bozdu deyişini,kardeşleriyle karşılaşınca affedişini..Ben nefsimi temize çıkarmam deyişini...

Allah çok büyük..Küçük hesapları alt üst edip,küçücük bir kulun küçücük kalbiyle uğraşıp iyileştirecek kadar,bu da benim anlayabildiğim kadar,çünkü ben aciz,ben çaresiz,ben canavar potensiyelinde bir hiç,ben bu kadar...

Bugün aklıma big bang geldi,hani şu küçücük kocaman dünyamızın başlama teorisi...Büyük bir patlama...Hani içimizde yaşayıp hatırlayamadığımız,yeni bir oluşum belki,ve sonra döne döne soğuma...Patladı,olan oldu,kaynağı güneş nasıl olsa,bırak soğusun....

Bırak soğu...

27 Kasım 2011 Pazar

Bugün bu iyi gitti

Seni seviyorum
Ama deli gibi değil
Gayet aklı başında olarak seviyorum seni...

Sabahattin Ali
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...