ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...

gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2011 Pazar

İstanbul

          Gökyüzünün çörekotları demişti biri sığırcıklara..Gökyüzünün sedef taşlarıydı martılar İstanbul da...Göğün menevişi,yerin dalga dalga vurmasıydı kalbin kıyılarına..Yolda olmanın,yola koyulmanın huzurunu bir iç burkuntusu izledi,kelime havayı karartacak kadar etkili bir sihirdi,başımı kaldırıp göğe baktım,her yer sisti,sis kedere ne kadar benzerdi...Devam ettik,yola devam,güneş yükselene kadar,deve yavrularının ayaklarını kızdıracak kadar çöl kumları,kuşluk vaktine kadar,duha vaktine kadar...Aydınlatan aydınlatana,merhametlilerin merhametlisinin dargın olmadığına binlerce şükredene kadar..
    Elimde Beş Şehir'in İstanbul u,muhteşem tasvirlerle şehri İstanbul,mimarisi,musikisi ve kendisi,ille sahabeler,veliler,sultanlar barındıran kendisi,açtı kendini bambaşka bir bakışla yine...
    Menzile varmamız ise bambaşka bir hikaye,bu insanlar lütuftan,himmetten başka hangi sebepten hizmet eder bize..Nedir bir otobüs servisini en az yedi kişiye sorarak bir Kuran Kursunu aramaya iten,patronundan zar zor izin alarak..Bir dolmuş şoförü neden son durağı geçip ticari taksi gibi kapının önüne getirsin ki,ücret talebine dua edin yeter desin...Varınca kapıda Valide Sultan karşılasın,Baba evinde yüzlerce kişi ağırlansın,''Kızım'',''İslam Ordusu'' denilsin..İstanbul her seferinde bir başka ya,baba da her seferinde bir başka,bir kız her ziyaretinde başka bir kapısından giriyor baba evine demek ki...Babasının bambaşka bir hususiyetini görüyor,belki evden ayrıldıktan sonra tanıyor,belki çok özlüyor,belki senede bir gün yeniden gözgöze geliyor,ve tüm dertlerini okuyor da baba yüreği,kavuşma sevinciyle yükselen yüreğine sesleniyor:
-Efendimiz'e miracda soruldu,''Seni neyle mükafatlandırayım?''
-Efendimiz çok çilelerden geçtim,kullukla dedi...
Kulluk en büyük mükafat,kızım..Nasıl kul olursun...Menfaat için eğilme,ben deme ,kulsun...
Tüm azaların göz kulak kesildiği an,kaç zamandır müthiş bir iştiyakla,canın uyandırmasıyla düşünüp durduğum şehadet canlanıyor,
-En zor imtihan,Allah ın şahidi olabilmek...
Benim denizim,göğüm,martım,istanbulum...Ve içime ne zamandır düşürdüğünü tasdikliyor,imandan ihsana giden yolun vasıtası şehadet...Şahit olanın kendiyle işi ne,çıkıyor kendinden ve hizmet...
-Diğergam olmayan kalpte inkişaf başlamıyor...
-Herkes problemini Efendimizde çözer,fiili kıstas..ve onu tanımanın tek vasıtası takva. .Büyük netice isteyenler,gaye büyük vasıta küçükse ne ala...Ve dudaktan bal damlar,ahla eyvahla nedametle kalplere bazen kan damlar...
-Tazim bil emrillah,şefkat ala halkıllah..
-Hanım,iki sonsuz,-sonsuz,+sonsuz arası...Örnek alacaksak:Hatice...
-Benim sağlığımda vefatımda sizin için hayırdır,amelleriniz bana ulaştırılır diyor efendimiz,O nu amellerimizle ziyaret edelim...
-Sizden bir kişi yirmi kişiye bedeldir,ve hafifletme bir kişi iki kişiye bedeldir.Enfal...Bu ayet düşünme ödeviydi...
***
         Eyüp Sultan da sonbahar..Sabah da şahit Eyubun zikrine,duasına kuşlar bir olmuş imamlarla,çınarlar duaya durmuş,bir ağlamaktır almış herkesi pencere önlerinde...Yere düşen yapraklar,İstanbul da sonbahar...Simit ve çay..Bir sürü farklılığın rengiyle sevmek birbirini..Rabbin sevdiği birini ziyarete gitmek ve duymak Rabbini çok seven birini,bu kadar yakın hissetmek ilk kez gördüğü birini,koklamak artık o koku sümbül müdür yoksa reyhan mı,gül mü?Naz makamı nasıl bir yerdir,aşkla bedenden düşmek züleyhaların kaderi midir?Tek istediğim cemali,daha ne olsun diyen ve bu kadar da mutlu kalabilen başka kim bilir kaç veli vardır?Muhabbetin bedeli herkeste aynı mıdır?Dönemeçlerde bize düşen kararlar yolu uzatır mı,insanları idare etmek yol aldırır mı,ana baba kardeş neresinde gönlün,nereye koymalı?Bir kadının günü ayı yılı nasıl olmalı?Yatalak bir insan geceleri yorulur mu?Bu başka aleme bir geçit var mı?Kabe her zaman yerinde mi,yoksa ona varamayanlara o koşmakta mı?......
        Bir vapurda dalgalanan griye giydirmek hüznü,ve giyinmek İstanbulu,sübhanallah zikriyle,günde en az yüz kez hayran olmalı...Ve acıkmak..Ve ayrılmak,kapısından geçerken içinin kaldığı caminin şadırvanında bakışlarını yıkamak,ve saat...Yetişmeye çalışmak...Ve dönmek..İstanbula gitmekten memnun,Ankara ya dönmekten memnun,halinden memnun iki gün iki aya,iki yıla bedeldir...Dönünce haberini almak müthiş perşembenin,eh napalım biz demedik mi,
            Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir..
            Gözlerin,gözlerin,gözlerin hayat verir..

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Dönmek

Yolculuk bitti,evimize döndük.Her yolculukta not tutulmalı,sonra dönüp bakılmalı,esas yola  ve yolculuğa dair kalıcı ipuçları elde etmek için.Şu eski notları iyi ki yazmışım.Her yolculuğun en güzel tarafı dönüşü mesela ,bir kenara yazılmalı..Neden dönmek istememek üzerine çok düşün demişim acaba:)belki diğer şartlara riayet edince,yolculuk yolculuğa benzemiştir de dönmek kolay olmuştur.Allah nasip etti de,sünnete uygun olsun diye perşembe sabah namazıyla yola çıktık.Bavul benim için oldukça düzenliydi:)önce H.Bayram ı veliye uğradık,baba eli öper gibi,yolda çocukların seslerini dinledikçe büyüdüklerini farkettik,sesleri de büyüktü çünkü:)ilk yol ziyaretimiz Darendede Somuncu Babaydı.Nice kurak,yüksek,üzerinden kayalar yuvarlanan,yol kapatan dağlardan sonra,yeşilli,balıklı,şelaleli,huzurlu serindi,Somuncu Babanın ocağı,yol boyunca,kitap dolayısıyla hz.Meryem azıktı,arkadaşlarım,kardeşlerim isim cisim hep yanımdaydı.Hatta dönerken başka yoldan döndük de Sivas evliyalarını ziyaret ettik,arkadaş ve kardeşler için Kızlar Tekkesini bulduk bir de:)
Malatya da kimseyi ziyaret edemedik neredeyse,ziyaret için içteki ziyayı kaybetmemek gerekiyormuş anladık.
Yaşlılığımız üzerine düşündüysek de duadan başka çare yok,duayıda O ndan istedik.
Ye dua et sev demişim önce,değiştiriyorum,dua et,sev,yemeyiver:)
Mesnevi yanımızdaydı şükür,daraldıkça danıştık,çocuk psikolojisi üzerine Adem güneşi dengeleyecek bir tarza ihtiyaç vardı bulundu,okundu,3 adet şiir kitabıyla birlikte:)
Başka bir şehir üzerine düşündük,burda ne işimiz var diye şaşırdık:)Kah ağladık,kah kızdık,kah tebessüm ettik.
Özledik...Döndük...

Dönmek lazımdı.Yol kapandığı anda huzurla başka yoldan devam etmek lazımdı,akmak..Bir doğru parçası gibi olamazdı hayat,kıblenin de anlattığı,bakarayla...Her neredeysen yönünü O na dönmek...Tabi odadan odaya geçince kıbleyi şaşıran ben için zor dönmek doğru yöne...Cüsse büyük olunca da zor dönülüyor bir de,ben in altına yazdığım her şey,zevk beğeni,hoşlanmama vs.büyütüyor cüsseyi,dön dönebilirsen sonra,onun için ayetlerde kıblenin tam karşısında heva...Son tefsirlerden en çok içime düşen kelimeyse şüheda,ama yazıya çıkmıyor,göründüğü kadar gizli galiba....

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Gençlik


Gençlik elimizden kayıp giderken yavaştan,daha az duygulanıp daha çok düşünüp tarttıkça,daha çabuk yorulup daha ağır heyecanlandıkça,hareketimiz azalıp,hantallığımız çoğaldıkça,çoluk çocuğa karışıp artık onların heyecanlarına teslim oldukça,kendinden başkalarının sorumluluğunu taşımaya başladıkça,artık hakkel yakin anlıyoruz ki gençlik müthiş bir sermayeymiş..Ağacın şu yaş ve yeşil haline tekabül edermiş..Ömrün bahar zamanı,insanın enerjisiymiş.Ahirette gölgelenecek olan bahtlılardan biri de gençliğini Allah rızasında geçiren gençlermiş.Çocukken oyunun,gençken şehvetin,yaşlıyken hasretin ardına geçebilen ermişmiş.

Herkes gençken yapılacak yüz şey diye nefis canavarını besleyedursun,bizim gençler boş durmamış,gençken tadılacak 50 lezzeti yazmışlar,Allah yaşatsın....Ne zamandır yazayım diyorum,bugünki yağmurlu tigem ziyareti ateşledi galiba,arkadaşlar da genç ve güzel olunca....
Tüm gönlü genç olanlara....

21 Kasım 2010 Pazar

Kurban,Bayram ve Yolculuk İçin Kendime Notlar

           Bazen biliyorum zannedilenler aslında bilinmiyordur,bir anda yeniden bilir oluruz.Bazen bilinenler yaşanmıyordur,eksikliğini hissederiz.Bazen başka bir biliş gerçekleşir,keşke yerine bir dahakine niyetlenmeler gelir,dersler alınır bazen,yazılmazsa kaybolur,okununca bir kez daha bir şey eklenir...


  • Yolculuğa çıkmadan,bulunduğun yerdeki evliyayı ziyaret et,yol üstünde muhakkak bir evliya ziyareti yap,yol ve sen müsait olmasanızda...(Şekerli amcayı anmayı unutma..)
  • Gittiğin yoldan dönme,muhakkak başka bir yoldan dön,daireyi tamamla,yenilen,heyecanını yitirme...
  • Dönmenin zor gelmesi üzerine tekrar tekrar düşün..
  • Seni sen yapan şeylere odaklan,kıyaslama,kıyaslanma.Rabbinle bağını bir an olsun koparma,bol bol istiğfar et,hamd et..
  • Ders al,ibret nazarıyla bak,kendine dersler çıkar ama lütfen sessiz ol,önce bu dersleri hazmet,konuşma..
  • Çocuklarının,onların sesini dinlemenin,beraber olmanın tadını çıkar,şeker çikolata makarna yemelerine göz yum..
  • Ye,dua et,sev..Her şeye rağmen sev,hele onun memleketindeysen..
  • Yeni tatları ve sana nasıl sunulduğunu farket,aslında hep bildiğin tatların o taklit ambalajların arasında nasıl muhteşem göründüğünü,o müthiş koku ve özel ambalajları arasında,yeşillikler arasından sunulan o güzel tatlar..Evet meyveler...Farket ve hamd et..Elden geldiğince doğal,işlemsiz beslen,hayret et,hayran kal..
  • Yaşlılığın için bol bol dua et..Hataları elinden geldiğince görmezden gel..Mimiklerine hakim ol...
  • Mümkünse Mesnevinden uzak kalma,üç gün bile olsa..
  • Çocuklarına hatıra bırakmak üzere değerli bir yüzük edin,bu şıktan tam emin değilim,bir yanım için parlasın diyor,bir yanım hatıra değerli diyor..Bu bayram bulunduğum konum beni yanıltıyor olabilir:)
  • Sınırlarını bil,çekemeyeceğin yükün altına girme..
  • Kırık mealle hadis ezberle,elmastan damlalar işte bunlar.. 
  • Mümkün olduğunca çok ev ziyaret et,her seferinde yeniden niyetlen,yasak savma olmasın ziyaretlerin. 
  • Her evin kokusunu hisset,ızdırabını,bununla karşıladığı bayramını,hiç bir şey gelmiyorsa elinden dua et.. 
  • Ufacık da olsa bir hediyen olsun elinde..
  • Herkesle göz göze gelme.Gözünün içine bakma.Unutamayacağın mesajlar verebilir bir bakış..
  • Öfkeyle başa çıkma yolları geliştir.İçindeki kıvılcıma su dök..Kıvılcımın varacağı yer ateş çünkü..
  • Abdestsiz ölmekten Allah a sığın,abdestsiz adım atma.Abdestsiz yapılan işlerin abdestsiz ölmeye kapı aralayabileceğini unutma.
  • Sana söylenenleri iyi dinle...Özellikle garip insanların safiyane sözleri,çok şey anlatabilir..
  • Rüyalarına ve gecelerine dikkat et..
  • Kurban edilecak hayvanlarla bağ kur,efendimizin önüne koşan develeri hatırla,o hayvanların insanlar içinde şehit mesabesinde olduğunu hisset,yan yatan başını okşa ve salavat getir.İçten içte yalvar yakar salavat getir hayvanın teslimiyetini gör gözünün içine bak,o sana bakıyor olacak,ve ellerinle kapat gözlerini,canın çıkışını izle...
  • Dokun,kokla,gör,duy ve tat..Düşün ve hisset ....Vesselam...



Not:Dönüşten hemen sonraki ders der ki,Mahmut Sami Ramazanoğlu hz.yolculuk için ,
  • Perşembe ve pazartesileri seçermiş.
  • Yolculukta hiçbir şeyden hoşnutsuzluk göstermezmiş.
  • En ufak işler için bile olsa yol arkadaşıyla istişare edermiş.
  • Karar verilen saatte yola çıkar,önceden karar verildiği gün dönermiş.
  • Temkinli,tedbirli olur,yanına gerekli eşyaları muntazam biçimde alırmış.Bavula bile konan eşyalar beyaz bohçalar içinde olurmuş...29 kasım

17 Ekim 2010 Pazar

Ziyaret ama Nereye?

Dün bir ziyarete gittik.Türkiye şartlarında çok çok güzel bir evin lokum kadar tatlı sahibesinin ikizlerden sonraki yani üçüncü bebişine dua etmeye...Ne zamandır ilk kez bu kadar herkes vardı.İkizlerimiz artmış,benimkiler diğerlerine nispeten ne kadar büyümüş duruyorlardı.Ev,sahibi,bebekleri,ikram,yağmur her şey çok güzeldi,gürültülü ve telaşlı aynı zamanda..

Kulağıma bir ara Hira takıldı,hiradan başlanmalıydı anlatmaya,neydi kalabalıklardan mağaraya çeken şey bir insanı,inzivanın kattığı ruha..Herkesin bir hirası olmalı hayatında.Tam da bu sırada,içimizden büyük yürekli,yüreğine mağara sığdırabilen arkadaşımız bu çokluktan sıkılmış belki,durgunlaşmış,o neşeli bakışları yere düşmüştü.Yiğit in matkap darbeleriyle topladıysa da kendini,yine de içerde,o küçük halı seccadeli,perdesi açık,içeriye yağmur sesi girebilen loş odada buldu kendini.Onun hirası orasıydı belki...

Ziyaretin sonuna doğru,buraya gelince hani ev çok güzel ya,düşündüm acaba ne giymiştik diye,kıyafetimiz halimiz buraya uygun mu diye,sonra cennet geldi aklıma,orası çok çok güzel ya,oraya gidince gariban kalır mıyız acaba,kalmayız inşallah,dedi ablam.Ziyaret güzel oldu.Ziyaret hep öbür yüze,madalyonun arkasını görmeye..

7 Ağustos 2010 Cumartesi

İncir ve zeytine dair..

İncire ve zeytine..
Ve ikisini bağrına basmış yücelere..
Bir de denize ve üstündeki ize..
Kalbine,şu emin beldeye,kaygan zemine..
Ve de iki uç arası asılı kalmış ademe..
En güzel kıvamda var edilene..
Sonra aşağılardan aşağı düşene..
Tükenmez bir ecre koşabilene..
Ya da bir yolda yürüdüğünü yalanlayabilene..
Ve şimdi de hüküm vericilerin en güzeline..
O nun yemin ettiklerine..
Yemin ederim ki,
Ayağımızdaki prangalarla indiriliyoruz
Yerimiz deniz seviyesinden aşağılık
Az ilerisi bataklık
Ağlayan sazlık
Kokan aymazlık
Terleyen şehir,yazık
Azığımız isyan,kışa hazırlık
Yanıyor insanlık
Serinletiyor deniz
Yanıyor tekrar tekrar
Serinlemiyor içi
Arıyor herkes en güzeli
Hüküm vericiyi
Ama hapis,kilitli
Yeri,kendi dibi
Haykırıyor incinişini
Sırtında çanta,sıcak çadırın içi
Tam beş gün sefil
Hacdan beklenen fedakarlıkla
Bir rock festivali..
Ağlıyorum tüm sesler
Kalplerin sessizliği
Karanlık,dipsiz karanlık
Ve ağır bir koku..
Musa yürümüyor çünki..
Hapsettik en derinimizde şimdi,
Görmüyor ilerde yanan ateşi
Katmer katmer içre camdan kalbi
Ve onu tutuşturan
Zeytini...
Akçay,zeytinli..
Ay soyulmuş bir hurma dalı şimdi..
Ramazanı müjdeliyor gökyüzü şiiri..
6 ağustos 2010..Şaban 1431

29 Haziran 2010 Salı

Erzurum çarşı pazar,değil!

Evet Erzurum dönüş yolumuzu 150 km uzatarak Karadeniz den gemeyi düşürmüştü Allah aklımıza,hamdolsun nasip de etti.Normal güzergahımız olan Erzincan Sivas yolunda çatışma olduğunu ve yolun trafiğe kapatıldığını Ünye ye varınca öğrendik.Rabbimin hıfzını her daim hissedemesek de emin olsak keşke,gayba iman bu işte..Hikmete,nasibe inanmak..

Erzurum a dönersek ki çocukların isteği gerçekten bu:),herkes kendine göre bir şehir buluyor karşısında.Tıpkı kitap gibi..Herkes kendince bir anlamla karşılıyor gördüklerini.Malatya ya gittiğimizde Yiğit PEMBE DÜNYAya gidelim deyince iyı bir düşündük ve bulduk ki,pembe dünya kaldığımız enstitü=erzurum=pembe dünya..Irmak ise günlük yazmış.Erzurum agittik,koştum oynadım,pembe dünyaya gidelim.Neden dediğimde ise burda öyle bahçe yok diyor.Dün gelir gelmez Altınparka götürdüm.Iı.Güzel gönlün sevdiği..Benim hissettiğim ise anne ve özellikle babalarıyla çok uzun zamandır bu kadar iç içe zaman geçirmiş olmamaları,hatta hiç bir zaman,aynı odada yatmamaları,daha önceden aynı yatakta 'ayak uçlu baş uçlu' yatmayı bilmemeleri..Bir iki lokmayı zor yedirdik ama ille yemekhaneye gitmeyi beklediler.Babalarının eti çok sevdiğini öğrendiler.Arabada oyun bulmayı bile öğrendiler.Allah tebdili mekanda ferahlık ihsan etti hamdolsun..

Erzurum,taşın konuştuğu,çok uzun yılların,müslümanların nefeslerinin belki tilavetlerinin taşlara işlediği bir şehir..Camiler ve camilerin eğilip bükülerek zorla geçebildiğiniz taştan geçitleri,Ve yine dar ama içi ferah türbeler,Taşhan,bir mücevher gibi dokunmuş çifte minare,ve hasret ve hayretle bakakaldığım medrese..Taştan her şey,sapasağlam,bozulmamış.Hala kadınlar evlerinde ağırlar,erkekler başı önde.Direnmiş Erzurum belki Nene Hatunun duasıdır kim bilir..Sanatı tesbih ,değerli taş oltudan..Taşı işliyor insan,taş kendisine işliyor bir de,kelimeler gibi..Dağları kar,başı yüksek,yamacı dik,havası serin,maneviyatı derin Erzurum...

Herşey zıttıyla kaim..Ankara da yaşamayan,burada doğup büyümeyen biri İstanbul u nasıl gönlünde tutsun dipdiri,Erzurum u nasıl sevsin,Bursa yı nasıl farketsin..Tarih,şehiri şehir yapan,içinde yaşanılan ona ruh kazandıran,insan gibi..Hacı Bayram ı Veli tutyor Ankara yı,Tacettin Dergahı nefes aldırıyor,biraz uzaktan ama çam kokulu ve derin Ali Semerkandi..

Denizi bile deniz yapan sarıldığı şehirmiş.Ordu,Ünye..Gözünün önü deniz,mavi ve yaşil,ne büyük bir nimet,ama çamur vuruyor,insanlar bakmıyor denize,sanki orada dalgalar kıyıya vurmuyor,deniz de bakmıyor onlara,aldığını geri veriyor,kötü bir koku..Ama Rabbin rahmeti bitmiyor,bir yağmur veriyor,martılar çığlık çığlık ağlıyor,bir nefes temiz hava,deniz bile temizleniyor..

Seminerde ilginç benzetmeler yapıldı.Burası,orası adına.Riyad-Ankara,Cidde-İstanbul,Dammam-İzmir,Tebük-Yozgat,Medine -Konya,Mekke-? Bir şehir bulamıyorum belki Urfa dedi Osman Bey..Önce kötü bir benzetme dedim ama Hz.İbrahim de orada..Mekke benzetmelerden azade...

Ümmül Kura ya gitmeden,hissettiğim şehirleri yazmam lazım.Şehirleri tanımadan,şehirlerin anası tanınır mı...

24 Haziran 2010 Perşembe

Taşlar,kalpler ve kelimeler...

Erzurum semineri bitiyor.İki haftadır buradayız.Yolcu olmak,yolda olduğunu hissetmek güzel.Yol tıkanıklık giderici,yara sarıcı bir merhem.Yıllarca istediğim ziyaretler hiç plansız :) bu zamana nasipmiş.Erzincan üzerinden Terzi Baba,bana dört yıl manen emek vermiş,inşallah hala himmetleri üzerimde olan,Abdurrahim Reyhan,Dede Paşa,Muhammed Sami hz.ni ziyaret ettik.Helallik istedik.Ne güzel bir havaydı Erzincan...İki Erzurum arasına bir Malatya,sıla ı rahim ziyareti nasip oldu.Dönüşe Karadeniz çeker mi nasip....
Erzurum bir başka şehir,taşın konuştuğu yer....
Malatya nın doğusuna ilk kez geçtim.Malatya ya da evliliğimle.Ben doğuyu bilmiyormuşum.Dağları,yaz ortası kara dokunmayı,atların,eşeklerin yavrularıyla gezişini,çağırdığımda üstü başı perişan yağmurda kara koyunlarını ve sarı buzağılarını otlatan dilini bilmediğim çocukların yanıma gelemeyişini..Dağların içinden suların fışkırışını,dağlardan taşların yuvarlanışını,kaskatı kayaların damla damla ağlayışını...Küçük yerlerde ve kendi içimde farkettiğim insan kalbinin dehşetli taşlaşışını,taştan katı oluşunu ve kelimelerin kalpten kopan parçalar oluşunu...Öğretiyor Allah..
Kuran insan ve kainat..Allah ı aynı dille anlatırmış ya ilk kez bu kadar farkettim bu seyahatte her şeyin ortak bir dille Kuranı,Allah ı anlatışını.Benim dersim Bakara ydı..
Tüm çabalarıma rağmen tefsiri dinleyemedim.Bütünlemeden ilerleyemedim.Baştan sona okumak burada nasip oldu şükür ve zihnimde zorlu imtihanlı ama aşklı geçen bir Mekke döneminden sonraki fitneler ve hastalıklı kalpler kaldı,ehli kitapla bildikçe katılaşanlar,katılıkları kelimelere yansıyanlar,yahudilerle bildikleri halde kabul etmeyenler,münafıklarla,müminle mümin,yalnızken başka olanlar.Müslümanlarla bahaneler, sorular,kelimeler ki kalbin aynası ve etkileyicisi onlar,münafıklık şubeleri..Ölü kalp,diri kalp hasta kalp bahsini tekrar tekrar hatırlamak gerekecek..
Surenin başında Elif lam mim,ilk 5,6 ayetle surenin künhünü veriyor sanki..
İşte kitap,oku..Kuran,kainat ve insan...
Hidayet isteyene yol,sakınma yolu..
Gayba iman,ki sonra davut ve calut kıssasıyla canlanacak,kuvvetli iman lazım çünkü, sadece görünene inanmak zayıf güvendir çünkü,imanın göstergesi sağlam namaz,sonra sabırla namazı birleştirecek sure,ve sonu infaka ayıracak ve simadan tanıma seviyesi isteyecek.Ve tüm elçilere iman,amerrasuluyle tazelenmiş bir imanla bitecek sure inşallah.Allah kabımızı taptaze bir imanla,şu dağlardan fışkırıp akan,sert kayalardan kendine kıvbrımlı yollar bulan deryaya ulaşmaya çalışan sular gibi taze bir iman versin..Kalbimizi içinden sular fışkıran,Allah korkusundan yuvarlanan taşlardan yüce etsin.Dağların kaldıramadığı yükü yüklendik madem,Allah kolaylıkla beğendiği bir halde yaşatsın,beğendiği bir halde alsın,taşla toprakla karla yağmurla barışık etsin,kayaları güllük gülistanlık etsin inşallah..
Racep ayı burada başladı,burada dolunaya erdi,eyyamı bığz geldi.Aydınlanmayı nasip etsin merhametlilerden merhametli olan.....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...