ve kelimeler....kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı...
işte öyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işte öyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Kasım 2012 Pazar
öyle bir gün ki...
Say ki kalın kalın takvimler eskimiş,cumartesiyle çarşamba,pazartesiyle cuma arası kadar zor gelen perşembe cuma kadar kolay geçivermiş,sanki eskiyen sayfalar atılmamış,yakılmamaış,çantanda birikmiş..sanki borçlusun ve ödeme tarihi gelmiş...borçlu olma hissi ne, bilir misin... o mahcubiyet,almışsın verememişsin,hep almışsın verememişsin,vermek için didinememişsin..hep istemişsin,razi olayim demissin becerememissin,serinde sevgi var zannetmişsin ,kendini, severken bile alacaklı bellemissin...
öyle bir gün...
sakın..korun..ne kazandın bak..kazandığınla karşılaşacaksın,sen ve herkes..sadece kesbettiğimizle kalacağız..yani ektiğimizle ve dahi biçtiğimizle..En son kalan sana,kalbinden..seni en çok sevenin dilinden..
Sonlar önemli,son bakış gibi,son cümle,son sure son ayet..tevbe suresi mesela,kemal ayeti..doğruluk..zorluk..sıcak..sizin için dininizi kemale erdirdim ayeti..kemal..arafat..zorluğun ortasına koyulmuş duruş arafat,minanın ve havfın,yürüyüşün ve kıyamın,vadinin ve dağın..çölün..hemen paranın borcun önüne koyulması bu ayetin ne hikmetli..sadaka koyulmuştu, infak. yani fedakarlık ,ribanın,kolay olanın önüne..hatırla kolayla kalayladın sen nefsini..hep en kolayı istedin..en kolayından yaşamak tatlı geldi,zorluklarla inledin,bunun için borçlusun..en son yer,en zorlu yerdi,malla imtihandı müslümanın imtihanı..
öyle bir gün..
Borçlandığın zaman yaz dedi Rab,yazamadın sen,günlüklerin borç isteme üzerineydi,varlığını borçlu olduğundan..Oysa borçlanmalarını yazmalıydın,cama vuran damlayı,yüzündeki tebessümü,yüreğini göklere çıkaran mesajı,eline verilen iki yavruyu,onlara ne verdiğini,elindeki gökkuşağı gibi hayatı yazmalıydın,yolunun nerelere uğradığını,gözü,kulağı,gönlü,sevgiliyi,rehberi,borçlusun işte,hem de kainatın en zenginine,hiç ihtiyacı olmayanına,sadece bilinmekle kıymet vermek isteyenine...açıklasan da gizlesen de..
öyle bir gün..
İçinden geçenlerin tevbesini özleyeceksin,tevbenin tevbesini..hayallerine tevbe etmiştin hani bu hac en çok,en çok muhayyileni temizlemen gerekti,buz dağının görünmeyen kısmı,gizlediklerin,seni sen yapanlar,bana kalsınlar,davranışlarının sebebinin çoğu bunlar,davranışlarının yani amelinin..hani şiir gibi yaşamak dilemiştin de sırat bir salih amel manzumesidir demişti rehberin..nasıl çıkacak kalitesiz,başsız sonsuz türk filmi gibi hayallerden alt yazı olarak güzel bir şiir..
Allah yarım kalmış şiirleri affetsin dedi şair,sen amin dedin..
Otur yalnızlığınla,O na ne kadar muhtaç olduğunu,o günden korktuğunu,yarın sabahtan bu geceden bile kaçtığını,aciz olduğunu,ama umutsuzluğun da rahmetin üzerini örtmek olduğunu oysa ihtiyacın olanın Gafur olan O nun setr örtüsü olduğunu söyle..Başka gidecek kapısı var mı günlerin gecelerin bu kovalamacadan..Kesbettiğin kesbedeceğin acizliğin........
24 Haziran 2012 Pazar
Çöl ve deniz..
Bugun denize gittik.
Martilarin sesini duymadim.
Mekke denizi,kizil deniz..
Efendimizin denize gittigini duymadim.
Martilarin sesini duymadim.
Mekke denizi,kizil deniz..
Efendimizin denize gittigini duymadim.
5 Haziran 2012 Salı
özür..
sana özrümü beyanın binbir türlü yolu var..
her kabahatin kendi cinsinden özrü var..
kelimeleri var kalbimin..karşımda kelamın var..
susmaya ihtiyacı var halimin,senin sessizce işleyen bir sistemin var..
kölenim...
asi de olsa,gaflette de olsa,işe yaramasa da,gönlü kırk yere düşen biri de olsam,beceriksiz ve sözünde duramayan da olsam,tüm notlarım kırık da olsa ve affettirecek bir iyi halim bulunmasa da,kölenim..
şikayetçiyim...
işte bu yüzden kendimden,onun için kurtar beni benden...
şimdi,
yüreğim elinden kağıdı alınmaktan tedirgin,
nerde yat diyorsan orda yatamadığım,ne verirsen yiyemediğim,ne iş gösterirsen yapamadığım,bir de üstüne üstlük konuştuğum için,herkesin imtihanının farklı olduğunu unuttuğum için,peynir zeytin çayı,havayı,suyu,leylağı değil de birini özlememi makul sayıp,kendi özlemimi başkalarınınkinden içten içe üstün gördüğüm için,bu kadar çabuk sinirlendiğim ve verdiğin değere layık olamadığım için,
özür dilerim...bu ne demek ki,
her düşüncemin özürlü oluşundan dolayı af dilerim..
bilirim,
senden başka ne affedecek var,ne anlayacak
ne konuşulacak biri var,ne anlaşılacak
en kötüsü benim..
anlaşıldı ki,
herkes yahşi ben yaman,
herkes buğday ben saman...
atma bu samanı nolur,
belki gelir zamanı...
özür dilerim..
her kabahatin kendi cinsinden özrü var..
kelimeleri var kalbimin..karşımda kelamın var..
susmaya ihtiyacı var halimin,senin sessizce işleyen bir sistemin var..
kölenim...
asi de olsa,gaflette de olsa,işe yaramasa da,gönlü kırk yere düşen biri de olsam,beceriksiz ve sözünde duramayan da olsam,tüm notlarım kırık da olsa ve affettirecek bir iyi halim bulunmasa da,kölenim..
şikayetçiyim...
işte bu yüzden kendimden,onun için kurtar beni benden...
şimdi,
yüreğim elinden kağıdı alınmaktan tedirgin,
nerde yat diyorsan orda yatamadığım,ne verirsen yiyemediğim,ne iş gösterirsen yapamadığım,bir de üstüne üstlük konuştuğum için,herkesin imtihanının farklı olduğunu unuttuğum için,peynir zeytin çayı,havayı,suyu,leylağı değil de birini özlememi makul sayıp,kendi özlemimi başkalarınınkinden içten içe üstün gördüğüm için,bu kadar çabuk sinirlendiğim ve verdiğin değere layık olamadığım için,
özür dilerim...bu ne demek ki,
her düşüncemin özürlü oluşundan dolayı af dilerim..
bilirim,
senden başka ne affedecek var,ne anlayacak
ne konuşulacak biri var,ne anlaşılacak
en kötüsü benim..
anlaşıldı ki,
herkes yahşi ben yaman,
herkes buğday ben saman...
atma bu samanı nolur,
belki gelir zamanı...
özür dilerim..
28 Nisan 2012 Cumartesi
Seç(me)me özgürlüğü
Seç ki hürsün,akıl sahibi..
Seçme ki acizsin,yalnız gönül sahibi...
Kalabalık olmak zor,yalnızlık da..
Evli olmak zor,yeniden..
Bekar olmak da,taa eskiden..
Çocuklu olmak da zor,çocuksuz olmak da..
Misafir olmak zor,mukim olmak da..
Öğretmen olmak zor mesela,öğrenci olmak kolay mı..
Sade kalmak zor,süslenmek de..
Konuşmak da zor bazen,susmak da..
Sevmek de zor bazen,sevmemek de..
Kul olabilmek çok zor anladım,
Rabliğe oynamak hayat memat meselesi..
Başka türlüsü yok,itiraf..aczi itiraf..
Yaşamak zor...
Ölmek zor..
Zorlardan zorluk beğen ki kolaylaşsın..
Bir abdest al ki hiç bozulmasın..
Bir namaz kıl ki hiç bitmesin..
Aşığa beş vakit yetmez,5000000 vakit ister..
Aşık ol ki zorlar gönle kolay gelsin..fe inne meal usri yusra...
Ne verirse hoş gelsin...
Seçme ki acizsin,yalnız gönül sahibi...
Kalabalık olmak zor,yalnızlık da..
Evli olmak zor,yeniden..
Bekar olmak da,taa eskiden..
Çocuklu olmak da zor,çocuksuz olmak da..
Misafir olmak zor,mukim olmak da..
Öğretmen olmak zor mesela,öğrenci olmak kolay mı..
Sade kalmak zor,süslenmek de..
Konuşmak da zor bazen,susmak da..
Sevmek de zor bazen,sevmemek de..
Kul olabilmek çok zor anladım,
Rabliğe oynamak hayat memat meselesi..
Başka türlüsü yok,itiraf..aczi itiraf..
Yaşamak zor...
Ölmek zor..
Zorlardan zorluk beğen ki kolaylaşsın..
Bir abdest al ki hiç bozulmasın..
Bir namaz kıl ki hiç bitmesin..
Aşığa beş vakit yetmez,5000000 vakit ister..
Aşık ol ki zorlar gönle kolay gelsin..fe inne meal usri yusra...
Ne verirse hoş gelsin...
21 Ocak 2012 Cumartesi
ÇAĞRI
bazen upuzun cümleleri boğazına dizen kudret,bazen sus konuşturuyor,dilin cesaret edemediğine kalem ediyordu ya bazen,o da susmak istiyor..
bu zamanlar,
ölmek desem hevesle,karamsarlıkla değil,mavimsilikle,umutla,ama hayayla,sus diyor gönlüm bu daha iyice...
ayetler,insanlar,gök,ay,kar taneleri,hilal,can,canan,kitap kokusu,sus...
telefon çalmasın,kimse bişey sormasın,bişey yokmuş gibi yapsın,ayrılmıyoruz ki..
konuşurken konuşmuyoruz ki..
yazarken yaşamıyoruz ki...
oruç..elzem,yiyeceğe,içeceğe,en çok söze....
oruç elzem kaleme bile,
kalemin de kitabın karşısında bir utancı var...
yaşamanın ağırlığı ölememekten..
öl,kurtul...buraya gönlü kuvvetli biri mevlanamdan üç balık hikayesini anlatsın...
bu zamanlar...
oruç lazım,bir çağıran,bir çağrı,bir de çağırdığı an...
ve en mühimi çağrılan...şah damarından da yakın olan...
O EN BÜYÜK ÇAĞRILAN, bir adıma on adımla koşan..
buluşmak lazım,çok geç olmadan...
sesimi duyan var mı,ne çaresiz bir feryat,
sessizliğimi duyan var,
elhamdülillah...
bu zamanlar,
ölmek desem hevesle,karamsarlıkla değil,mavimsilikle,umutla,ama hayayla,sus diyor gönlüm bu daha iyice...
ayetler,insanlar,gök,ay,kar taneleri,hilal,can,canan,kitap kokusu,sus...
telefon çalmasın,kimse bişey sormasın,bişey yokmuş gibi yapsın,ayrılmıyoruz ki..
konuşurken konuşmuyoruz ki..
yazarken yaşamıyoruz ki...
oruç..elzem,yiyeceğe,içeceğe,en çok söze....
oruç elzem kaleme bile,
kalemin de kitabın karşısında bir utancı var...
yaşamanın ağırlığı ölememekten..
öl,kurtul...buraya gönlü kuvvetli biri mevlanamdan üç balık hikayesini anlatsın...
bu zamanlar...
oruç lazım,bir çağıran,bir çağrı,bir de çağırdığı an...
ve en mühimi çağrılan...şah damarından da yakın olan...
O EN BÜYÜK ÇAĞRILAN, bir adıma on adımla koşan..
buluşmak lazım,çok geç olmadan...
sesimi duyan var mı,ne çaresiz bir feryat,
sessizliğimi duyan var,
elhamdülillah...
9 Aralık 2011 Cuma
Bırak soğusun...
Sınanmadayız ya...Hani herşey aynı tonda yaşanmıyor ya onun için...Gece gündüz,karanlık aydınlık birbirini izliyor,mevsimler dört seyir geçirirken ay bir ayda bir kemali iki zevali yaşıyor...
İnsan insanla sınanıyor en çok..E tesbiruuun ayeti bizi zorluyor.Kalabalıklar gittikçe zora sokuyor kendiliğimizi..Ama çaresiz beraberiz,birlikteyiz,istediğimizi alıp istemediğimizi yanımızdan uzaklaştıracak durumda değiliz,en zıddımızla yan yana getiriliyoruz çoğu kez..Ve ipler her zaman sapasağlam kurulamıyor..Kopmaya yön tutuyor kimi pamuk iplikleri...
Kızıyorum kendime...Sorunsuz bir hayat istiyorum galiba,kimse kimseyi kırmasın,empati tavan yapsın,açıkça konuşmanın zararı olmasın,dobralığın tanımı yeniden yapılsın...Kopuyor zannettiğim ipin kopma korkusuyla sarılıyorum iki ucu birleştirmeye,olmuyor tabi,ya yeterince uzun değilse,ya diğer ipin sahibi ipini kontrol etmek istiyorsa..Belki öylece beklemek istiyorsa..Yok bırakmıyorum,açıklıyorum,üzülüyorum,boğazımda bir yumruk,yutkunamıyorum,başımda tamirci şapkası,onarmaya çalışıyorum..Ve işler sarpasarıyor,kalpleri tamir eden Allah düzeltene kadar..Her şeyin bir düzeni var,kainatın düzenini koyanın kanunlarının aynı formüllerle işlediği..Düzeni koyana çok seslenmek lazım,O nu çok çağırmak..Kalbi sahibine teslim etmek..Bir de güzel kalplilerden dua almak..Sihir gibi birşey...Bir rüya..Biraz aşure..Bir hurma..''buraya ait olmayan''...
Kırıldığın yerde,etrafa yayılan kokuya dikkat kesilmek,mümin misk kutusu gibiymiş ya,kırılınca ortaya güzel koku yayılan..Hz.Yusuf u çok hatırlamak lazım,aramızı şeytan bozdu deyişini,kardeşleriyle karşılaşınca affedişini..Ben nefsimi temize çıkarmam deyişini...
Allah çok büyük..Küçük hesapları alt üst edip,küçücük bir kulun küçücük kalbiyle uğraşıp iyileştirecek kadar,bu da benim anlayabildiğim kadar,çünkü ben aciz,ben çaresiz,ben canavar potensiyelinde bir hiç,ben bu kadar...
Bugün aklıma big bang geldi,hani şu küçücük kocaman dünyamızın başlama teorisi...Büyük bir patlama...Hani içimizde yaşayıp hatırlayamadığımız,yeni bir oluşum belki,ve sonra döne döne soğuma...Patladı,olan oldu,kaynağı güneş nasıl olsa,bırak soğusun....
Bırak soğu...
İnsan insanla sınanıyor en çok..E tesbiruuun ayeti bizi zorluyor.Kalabalıklar gittikçe zora sokuyor kendiliğimizi..Ama çaresiz beraberiz,birlikteyiz,istediğimizi alıp istemediğimizi yanımızdan uzaklaştıracak durumda değiliz,en zıddımızla yan yana getiriliyoruz çoğu kez..Ve ipler her zaman sapasağlam kurulamıyor..Kopmaya yön tutuyor kimi pamuk iplikleri...
Kızıyorum kendime...Sorunsuz bir hayat istiyorum galiba,kimse kimseyi kırmasın,empati tavan yapsın,açıkça konuşmanın zararı olmasın,dobralığın tanımı yeniden yapılsın...Kopuyor zannettiğim ipin kopma korkusuyla sarılıyorum iki ucu birleştirmeye,olmuyor tabi,ya yeterince uzun değilse,ya diğer ipin sahibi ipini kontrol etmek istiyorsa..Belki öylece beklemek istiyorsa..Yok bırakmıyorum,açıklıyorum,üzülüyorum,boğazımda bir yumruk,yutkunamıyorum,başımda tamirci şapkası,onarmaya çalışıyorum..Ve işler sarpasarıyor,kalpleri tamir eden Allah düzeltene kadar..Her şeyin bir düzeni var,kainatın düzenini koyanın kanunlarının aynı formüllerle işlediği..Düzeni koyana çok seslenmek lazım,O nu çok çağırmak..Kalbi sahibine teslim etmek..Bir de güzel kalplilerden dua almak..Sihir gibi birşey...Bir rüya..Biraz aşure..Bir hurma..''buraya ait olmayan''...
Kırıldığın yerde,etrafa yayılan kokuya dikkat kesilmek,mümin misk kutusu gibiymiş ya,kırılınca ortaya güzel koku yayılan..Hz.Yusuf u çok hatırlamak lazım,aramızı şeytan bozdu deyişini,kardeşleriyle karşılaşınca affedişini..Ben nefsimi temize çıkarmam deyişini...
Allah çok büyük..Küçük hesapları alt üst edip,küçücük bir kulun küçücük kalbiyle uğraşıp iyileştirecek kadar,bu da benim anlayabildiğim kadar,çünkü ben aciz,ben çaresiz,ben canavar potensiyelinde bir hiç,ben bu kadar...
Bugün aklıma big bang geldi,hani şu küçücük kocaman dünyamızın başlama teorisi...Büyük bir patlama...Hani içimizde yaşayıp hatırlayamadığımız,yeni bir oluşum belki,ve sonra döne döne soğuma...Patladı,olan oldu,kaynağı güneş nasıl olsa,bırak soğusun....
Bırak soğu...
11 Eylül 2011 Pazar
Plansızlığa Övgü
Hani hep olur ya,hayatı bir düzene koymaya çalışırsınız,bu genelde benim için okulun ilk ayları eylül,kimine göre ocak,sonradan muharrem ve özellikle ramazan olabilir...Planlar yaparsınız,şu kadar zamanda şunları yapacağım,artık bundan sonra her sabah ..... yapacağım,bir daha .... yapmayacağım.Kendinize bir kademe belirlememişsinizdir,muhtemelen ilk basamaktan beşer onar atlamayı hayal etmişsinizdir olmaz,sonra kendi halinizle küçüklüğünüzü anlar ne olursa kar dersiniz,bişeyler oluverir,şaşırırsınız,yapılanların kendinizden olmadığını anlarsınız...
Ya da olur ya,çocuklarımız için planlarımız...Kendimizden çok düşündüğümüz,ve en zoru başka ''biri''nin adına karar verişlerimiz...İlk okulu mesela,hayatta planlayamayacağınız bir kararda akmaktadır hayat,yarın ilk günüdür okulun ve hala belli değildir ne yapacağı,ne giyeceği,hatta nereye gideceği bir diğer yavrunun...Yavrunun da kendinizin olmadığını anlarsınız...
Ya da olur ya bir arkadaşınızla,ya da arkadaşlarınızla görüşmek için gün belirlersiniz,o gün o buluşma hariç her şey olur,günler ertelenir,birbirine eklenir,ya biri eksik,ya birileri fazla gelir.Oysa kendinizden başka birileri için mesela çocuklar nefes alsın için bir parka gidersiniz,oralarda olan birini düşünürsünüz,tam o sırada o arar,gelir,hayatta planlamayacağınız bir semaver çayı içersiniz,hayatta planlanmayacak bir sohbet eşliğinde...Hayatta planlayamayacağınız camilere uğrar namazlarınız,hiç bir buluşmanın kendinizden olmadığını anlarsınız...
İnsanın yazılmış hali ya Kuran,okumak yaşamak ya,halkaya dahil olan herkes,bilsin yada bilmesin halkada olup olmadığını hatta,yaşıyor ''say'' kıvamında..Oradan oraya..Safa dan Merve ye,Merveden Safa ya...Hacer 7 kere koşayım diye planlamış mıdır ki?7 sonsuz değil mi?
**Veğbud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin...Sana yakin gelene kadar,kavuşana kadar Rabbine kulluk et...
Ya da olur ya,çocuklarımız için planlarımız...Kendimizden çok düşündüğümüz,ve en zoru başka ''biri''nin adına karar verişlerimiz...İlk okulu mesela,hayatta planlayamayacağınız bir kararda akmaktadır hayat,yarın ilk günüdür okulun ve hala belli değildir ne yapacağı,ne giyeceği,hatta nereye gideceği bir diğer yavrunun...Yavrunun da kendinizin olmadığını anlarsınız...
Ya da olur ya bir arkadaşınızla,ya da arkadaşlarınızla görüşmek için gün belirlersiniz,o gün o buluşma hariç her şey olur,günler ertelenir,birbirine eklenir,ya biri eksik,ya birileri fazla gelir.Oysa kendinizden başka birileri için mesela çocuklar nefes alsın için bir parka gidersiniz,oralarda olan birini düşünürsünüz,tam o sırada o arar,gelir,hayatta planlamayacağınız bir semaver çayı içersiniz,hayatta planlanmayacak bir sohbet eşliğinde...Hayatta planlayamayacağınız camilere uğrar namazlarınız,hiç bir buluşmanın kendinizden olmadığını anlarsınız...
İnsanın yazılmış hali ya Kuran,okumak yaşamak ya,halkaya dahil olan herkes,bilsin yada bilmesin halkada olup olmadığını hatta,yaşıyor ''say'' kıvamında..Oradan oraya..Safa dan Merve ye,Merveden Safa ya...Hacer 7 kere koşayım diye planlamış mıdır ki?7 sonsuz değil mi?
**Veğbud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin...Sana yakin gelene kadar,kavuşana kadar Rabbine kulluk et...
28 Haziran 2011 Salı
Bizim Taifimiz Ne?
Yusuf 'a sultanlık kuyudan gelir.Ayağa düşen başa gelir.Bu böyledir.Hayat bir dairedir.İnsan bulunduğu sınırın tam karşısındaki noktayla denenir.Fe etemmehün ayetinin sırrına,başı sonu birleştiren,iki zıttı bir noktada tutabilen erer.Yüzünden nur akan peygamberin ayaklarına Taif te taşlar değer.Ayağından kan akarken o zürriyet duası eder..Bir hüzünlü anış sırasında aynı ayaklar Kudüs e Sidre i münteha ya,ve bilinmezlere değer.Göz kabe kavseyn yaklaşır da Rabbe ,şaşmaz,kaymaz,tıpkı ayaklar gibi.Göz ayağın istikametini belirler demek ki...
Sahi,bizi miraca çıkaracak bir Taifimiz var mı bizim..Dertsiz insan olmaz derler de,nedir Taif imiz bizim..Derdi ivazsız garezsiz bir güzel hüzne çevirip,'eğer bana dargın değilsen çektiğim hiç bir şeyden gam yemem' diyebildik mi hiç?Hüzün ki kalbe konan güzel kanatlı kuş,kanatları duadan...Hiç kimse kendi kendine sorununu çözemez,beni bana bırakma duasından çıkamaz mı bu sonuç da,içerdeki Allah çözer,değil mi ya...Kimse kendi ayakları üzerinde duramaz diyordu ya bir psikolog,ve biz kabul ediyorduk o deyince,gece yatarken duayı düşünmeden efendimizin,yüzümü sana döndüm,sırtımı sana dayadım,işimi sana havale ettim,kendimi sana teslim ettim....Fem i saadetin ıslandığı dualar bizim terapi yağmurlarımızdı, bilemedik..Şimdi bir burak bir refref isteyen şu kafesteki ruhlarımıza,Taiflerle dokunacak mirac...Açalım yaralı kuşların kafeslerini,istiğfarla ilham alarak Adem e bahşedilen kelimelerden.''Allah ım biz kendimize zulmettik,sen bağışlayıp affetmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz..''Tahiyyat mayası olsun namazımızdaki miracın,namazımız miracımız olsun,gök penceresi,ilaç gibi günde en az beş defa..Haddimizi bilelim,derdi ortaya döktükçe,gizlice yalvar yakar,Amener resulu kolyesini takalım boynumuza,bize çekemeyeceğimizi yükleme....
Sahi ne bizim Taif imiz,hayatın köşe imtihanları can,mal,evlat mı..Hastalık,borç,çocuk mu?Eş mi,eşsizlik mi,ayrılık mı ölüm mü,tutunulan tüm dünya dallarının kırılması mı..Tebliğ derdinden ne kadar da uzaklardayız değil mi,bir insan daha bulamadı hidayeti diye ne zaman ağladık acaba..Olsun kendi kendimize ağır dertleri yerine teslim edince,inşallah derdimiz Allah olsun..Ümmeti Muhammed e duamız kendimizden çok olsun.Efendimizin yaşamadığı hiç bir imtihandan geçmiyoruz,tesellimiz O olsun...
Mirac gecemiz bereketli olsun.Bize de kabımızca miraç nasip olsun...
Sahi,bizi miraca çıkaracak bir Taifimiz var mı bizim..Dertsiz insan olmaz derler de,nedir Taif imiz bizim..Derdi ivazsız garezsiz bir güzel hüzne çevirip,'eğer bana dargın değilsen çektiğim hiç bir şeyden gam yemem' diyebildik mi hiç?Hüzün ki kalbe konan güzel kanatlı kuş,kanatları duadan...Hiç kimse kendi kendine sorununu çözemez,beni bana bırakma duasından çıkamaz mı bu sonuç da,içerdeki Allah çözer,değil mi ya...Kimse kendi ayakları üzerinde duramaz diyordu ya bir psikolog,ve biz kabul ediyorduk o deyince,gece yatarken duayı düşünmeden efendimizin,yüzümü sana döndüm,sırtımı sana dayadım,işimi sana havale ettim,kendimi sana teslim ettim....Fem i saadetin ıslandığı dualar bizim terapi yağmurlarımızdı, bilemedik..Şimdi bir burak bir refref isteyen şu kafesteki ruhlarımıza,Taiflerle dokunacak mirac...Açalım yaralı kuşların kafeslerini,istiğfarla ilham alarak Adem e bahşedilen kelimelerden.''Allah ım biz kendimize zulmettik,sen bağışlayıp affetmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz..''Tahiyyat mayası olsun namazımızdaki miracın,namazımız miracımız olsun,gök penceresi,ilaç gibi günde en az beş defa..Haddimizi bilelim,derdi ortaya döktükçe,gizlice yalvar yakar,Amener resulu kolyesini takalım boynumuza,bize çekemeyeceğimizi yükleme....
Sahi ne bizim Taif imiz,hayatın köşe imtihanları can,mal,evlat mı..Hastalık,borç,çocuk mu?Eş mi,eşsizlik mi,ayrılık mı ölüm mü,tutunulan tüm dünya dallarının kırılması mı..Tebliğ derdinden ne kadar da uzaklardayız değil mi,bir insan daha bulamadı hidayeti diye ne zaman ağladık acaba..Olsun kendi kendimize ağır dertleri yerine teslim edince,inşallah derdimiz Allah olsun..Ümmeti Muhammed e duamız kendimizden çok olsun.Efendimizin yaşamadığı hiç bir imtihandan geçmiyoruz,tesellimiz O olsun...
Mirac gecemiz bereketli olsun.Bize de kabımızca miraç nasip olsun...
17 Nisan 2011 Pazar
Annelik ve Canavarlık
Annelik kutsal,saf merhamet,canını canına katmak,onu kendine tercih etmek,Allah ile kul ilişkisine en benzeyen merhamet....Ama her şey gibi annelik de iki uçlu bıçak galiba...Allah ana babaya ihsanı emrederken her seferinde bir parantezle,benim emirlerime isyan dışında diye belirtiyor ya...İyi ucu ne kadar yüksekteyse anneliğin ,kötü ucu o kadar alçakta...Ne kadar ahseni takvimse yaratılışta,o kadarda tehlikede esfeli safiline yuvarlanmakta...
Gerçekleştirilememiş nefis hayallerinin deneme tahtası bazen çocuk...İsteklerin uzantısı,kadın olmaktan mutsuzluğun hıncı bazen erkek çocuk,olamaz mı?Bunun için bunca istenişi,üstüne titrenişi,seninki kız bir kıymetliyse,benimki iki kıymetli dedirten..Bazen takmadıklarını takma,giyemediği mini eteği giyme,okuyamamanın hırsını yükleyip nasıl bu soruyu yapamazsın,bu rolü başkasına kaptırırsın diye hırpalama yeri bir kız çocuğu...
Ne acı,kabuğa baktırmak çocuğu,ne acı anneyle paylaşılan şeyin alışveriş zevki ya da dedikodu olması...Bir Peygamber şiirinin paylaşılamaması iki kızdan çok iki anne tarafından,güzel giyinen birinin dışlanması,bir annenin hayalinin kızını hostes yapmak olması,ne olduğunu bilmeden sırf 'güzel' olduğu için...
Evet,çok üzgünüm,gözümün önünde abartısız bir sürü anne,canavara dönüştü.Demek benim anneliğimde böyle bir potansiyel var..Kaç gündür bana ne oluyor ki,velilerim böyle yapıyor diyorum ve sığınıyorum....Nefis insana kötü şeyler fısıldar,ama anneyse bu, merhametliyse o fısıltıyı avazla çocuğuna söylemesin..Çocuğundan önce çocuğunun nefsini büyütmesin,büyütmeyelim...Abartmayalım Allah ım lütfen....
9 Mart 2011 Çarşamba
İçin İçin...Diye diye...
Bir muhabbet pınarı aksın diye
İçimdeki pınar kurumasın diye
Karın bembeyaz kalması için
Rüyaların dupduru kalması için
Açık ama kapalı,kapalı ama açık kalabilmek için
Ne olduğumu bileyim
Ne sanıldığıma bakayım diye
Olan oluyor ve ben dönüp duruyorum
Bir daire çizebilmek için...
İçimdeki pınar kurumasın diye
Karın bembeyaz kalması için
Rüyaların dupduru kalması için
Açık ama kapalı,kapalı ama açık kalabilmek için
Ne olduğumu bileyim
Ne sanıldığıma bakayım diye
Olan oluyor ve ben dönüp duruyorum
Bir daire çizebilmek için...
6 Şubat 2011 Pazar
Yaş Yazısı
Ne kadar yaş var gözünde akabilecek daha,derinlerde...
Ne kadar yaş var önünde yaşanabilecek,kaderde...
Ne kadarını öğrenir insan yaşamanın tavsiyeyle..
Ne kadar güzel olur yaptığım yaş pasta sakın kıvamını kaçırma tavsiyesini iyice dinlediğimde..
Ne kadar yürüyebilir bir genç yaş tahtaya basmadan,ıslak,kaygan zeminde...
Yaş ilerledikçe farklı bir renge bürünüyor insan..Sıbgatullah her dem ayrı bir renk olabilir diyor İbrahim Canan.Bir gün ergenlikteki isyan halinin hikmetinin her şeye karşı çıkarak,tek başına Allah ı bulma imkanı olduğunu söylemişti Can...Beyaz-siyah-beyazla buluyor insan belki kendini.Çocukluk,gençlik,ihtiyarlıkla.Daire tamamlıyor.Ve sonra inşallah renksizliği..Hayatın bir yerine artık bir şekilde oturmuş,fırtınaları dinmiş,çoluk çocuğuyla artık mavi yeşil bir renk tutturmuş birinin,hayatının en fırtınalı yerindeki mavi siyah tonlardaki birine,bu renk kötü,ne çektim çıkana kadar,zıpla bu tarafa gel demesi ne kadar doğru...
Yaşlanıyorum/z.Her an bir an daha biriktiriyoruz heybemizde.Dilimizde yaşlanmakla ihtiyarlamak eş anlamlı olarak kullanılıyor.Halbuki değil..Yaş aldıkça yaşlanılıyor,yaşayıp çok seçenek arasından doğruyu seçebilene ihtiyar deniyor.İhtiyarlamak için yaşamak,yaşayarak öğrenmek,yaşamını okumak,nasihat dinlemek,tecrübe edinmek şart...Kemal yaşı var Kur anda,peygamberlere bile kitap 40 yaşında veriliyor.Kitapta en güzel bilgi verildiği halde,yaşam tecrübesinden geçiyor insan...En büyük dersi yaşamak veriyor..
Yanlış yapıyorum.Sorulmadan söylediğim her cümleyle.Ablalık ve öğretmenlik ve dolayısıyla bilgelik yaptığım herkesten özür dilerimmmm...Valla kötü bir niyetim yoktu,düştüğüm yere düşmesinler istedim,halbuki düşmeden anlaşılmaz...Bir de düşme anısı...İlkokul 2 ya da 3. sınıftayım.Üzerimde mavi mantom,kırmızı atkım,robot gibi giydirmiş annem.Güzel zamanlar,sokaktaki tüm çocuklar el ele verip okula yürüyerek gidiyoruz.Yolda siyah bir sıvı görüyorum,çocuklardan ayrılıp,sırf ne olacak diye o kaygan siyah sıvının üstüne basıyorum,tabii ki sonradan kamyon yağı olduğunu öğrendiğim şeye resmen bulanıyorum.Ağlayarak anneme koşuyorum,annem teselli veriyor,üzülme kızım çamurdur yıkarız çıkar.Arkadaşımın abisi sesleniyor,teyzee babamın da gömleği olmuştu,gaz yağıyla yıka,çıkmaz!!Annem artık kızdı,ne diye gidip basarsın bilmediğin yerlere...Bu merak...Sonra gençlik dönemi hep bir hüzün fırtınasıyla geçti.Yazdığım yazılar okul dergisinde çıkmakla beraber,ailem,acılarım araştırıldı,öyle bir şey bulunamadı.Sevdim ben hüznü,hep hüzünlenecek bir şey oldu hayatımda,gerekli gereksiz...Oldu,zamanla ayıklandı,gereklisi,gereksizi birazcık da olsa...Oluyor demek ki..Yaşanıyor her tonu hayatın ille fıtrata göre,kimi yaz gibi kimi kış insanların,kimi bahar...Ve her birinin renkleri farklı...Her yaş rengarenk..Her yaş güzel...Her yaş bir tünel...
Ne kadar yaş var önünde yaşanabilecek,kaderde...
Ne kadarını öğrenir insan yaşamanın tavsiyeyle..
Ne kadar güzel olur yaptığım yaş pasta sakın kıvamını kaçırma tavsiyesini iyice dinlediğimde..
Ne kadar yürüyebilir bir genç yaş tahtaya basmadan,ıslak,kaygan zeminde...
Yaş ilerledikçe farklı bir renge bürünüyor insan..Sıbgatullah her dem ayrı bir renk olabilir diyor İbrahim Canan.Bir gün ergenlikteki isyan halinin hikmetinin her şeye karşı çıkarak,tek başına Allah ı bulma imkanı olduğunu söylemişti Can...Beyaz-siyah-beyazla buluyor insan belki kendini.Çocukluk,gençlik,ihtiyarlıkla.Daire tamamlıyor.Ve sonra inşallah renksizliği..Hayatın bir yerine artık bir şekilde oturmuş,fırtınaları dinmiş,çoluk çocuğuyla artık mavi yeşil bir renk tutturmuş birinin,hayatının en fırtınalı yerindeki mavi siyah tonlardaki birine,bu renk kötü,ne çektim çıkana kadar,zıpla bu tarafa gel demesi ne kadar doğru...
Yaşlanıyorum/z.Her an bir an daha biriktiriyoruz heybemizde.Dilimizde yaşlanmakla ihtiyarlamak eş anlamlı olarak kullanılıyor.Halbuki değil..Yaş aldıkça yaşlanılıyor,yaşayıp çok seçenek arasından doğruyu seçebilene ihtiyar deniyor.İhtiyarlamak için yaşamak,yaşayarak öğrenmek,yaşamını okumak,nasihat dinlemek,tecrübe edinmek şart...Kemal yaşı var Kur anda,peygamberlere bile kitap 40 yaşında veriliyor.Kitapta en güzel bilgi verildiği halde,yaşam tecrübesinden geçiyor insan...En büyük dersi yaşamak veriyor..
Yanlış yapıyorum.Sorulmadan söylediğim her cümleyle.Ablalık ve öğretmenlik ve dolayısıyla bilgelik yaptığım herkesten özür dilerimmmm...Valla kötü bir niyetim yoktu,düştüğüm yere düşmesinler istedim,halbuki düşmeden anlaşılmaz...Bir de düşme anısı...İlkokul 2 ya da 3. sınıftayım.Üzerimde mavi mantom,kırmızı atkım,robot gibi giydirmiş annem.Güzel zamanlar,sokaktaki tüm çocuklar el ele verip okula yürüyerek gidiyoruz.Yolda siyah bir sıvı görüyorum,çocuklardan ayrılıp,sırf ne olacak diye o kaygan siyah sıvının üstüne basıyorum,tabii ki sonradan kamyon yağı olduğunu öğrendiğim şeye resmen bulanıyorum.Ağlayarak anneme koşuyorum,annem teselli veriyor,üzülme kızım çamurdur yıkarız çıkar.Arkadaşımın abisi sesleniyor,teyzee babamın da gömleği olmuştu,gaz yağıyla yıka,çıkmaz!!Annem artık kızdı,ne diye gidip basarsın bilmediğin yerlere...Bu merak...Sonra gençlik dönemi hep bir hüzün fırtınasıyla geçti.Yazdığım yazılar okul dergisinde çıkmakla beraber,ailem,acılarım araştırıldı,öyle bir şey bulunamadı.Sevdim ben hüznü,hep hüzünlenecek bir şey oldu hayatımda,gerekli gereksiz...Oldu,zamanla ayıklandı,gereklisi,gereksizi birazcık da olsa...Oluyor demek ki..Yaşanıyor her tonu hayatın ille fıtrata göre,kimi yaz gibi kimi kış insanların,kimi bahar...Ve her birinin renkleri farklı...Her yaş rengarenk..Her yaş güzel...Her yaş bir tünel...
25 Aralık 2010 Cumartesi
Sis Hissi...
Songül 'e...
Bakıp dururken gecenin kandiline hayran dalgın,telaşlı anlık,ya da kaçamak aydınlık.Ne olur olur,kaybolur nur yüzü ayın bir belirsiz grilikte.Gecenin berrak siyah nuru bile yoktur.Apaçık bir sis görünür gökten yere ağmış,duhanin mübini hatırlar irkilirsin.Özlemle arar,özlemeyi de seversin.Kim bilir kaç halini göremedim,kaçırdım dersin tamamlanışını dairenin.O da bana bakıyor mu,arıyor mu diye merak edersin,içine döner,döner döner durursun..Gece gündüze karışmıştır artık.Ne siyah ne beyaz yoktur,bir belirsizlik alır götürür tüm hislerini,bulamazsın kendini.Ayakların yere basar.Anlarsın bastığın yerin,yerin o kaygan yüzü olduğunu,güllük gülistanlık müştak olunmayacağını,tüm hislerin ve renklerin senin için olduğunu.Ama bilirsin sana görünmese de oradadır beklediğin,dönüp durmaktadır senin etrafında.Sis dağılınca daha bir berrak olacak iç dünyan da..Her şey zıddıyla kaim ama,kim demiş,siyahın zıddı beyaz diye,belki tam ortası zıt ikisine de....
İçimde bir his var
Gökyüzünde tarifsiz bir sis
Sanki benim sebebi
Gözlerimden çıkmış bu is..
Oysa çekmek isterdim
Gözüme geceyi sürme diye
Ay ışığı sürmek isterdim
Ruhuma,bedenime..
Yıldızlar menevişi kalbimin
Karanlık örtüm olsun...
Olsun!
Bu sis de gecenin tülü olsun...
Ne gelirse geceyle,
Dua gibi mübarek olsun...
Bakıp dururken gecenin kandiline hayran dalgın,telaşlı anlık,ya da kaçamak aydınlık.Ne olur olur,kaybolur nur yüzü ayın bir belirsiz grilikte.Gecenin berrak siyah nuru bile yoktur.Apaçık bir sis görünür gökten yere ağmış,duhanin mübini hatırlar irkilirsin.Özlemle arar,özlemeyi de seversin.Kim bilir kaç halini göremedim,kaçırdım dersin tamamlanışını dairenin.O da bana bakıyor mu,arıyor mu diye merak edersin,içine döner,döner döner durursun..Gece gündüze karışmıştır artık.Ne siyah ne beyaz yoktur,bir belirsizlik alır götürür tüm hislerini,bulamazsın kendini.Ayakların yere basar.Anlarsın bastığın yerin,yerin o kaygan yüzü olduğunu,güllük gülistanlık müştak olunmayacağını,tüm hislerin ve renklerin senin için olduğunu.Ama bilirsin sana görünmese de oradadır beklediğin,dönüp durmaktadır senin etrafında.Sis dağılınca daha bir berrak olacak iç dünyan da..Her şey zıddıyla kaim ama,kim demiş,siyahın zıddı beyaz diye,belki tam ortası zıt ikisine de....
İçimde bir his var
Gökyüzünde tarifsiz bir sis
Sanki benim sebebi
Gözlerimden çıkmış bu is..
Oysa çekmek isterdim
Gözüme geceyi sürme diye
Ay ışığı sürmek isterdim
Ruhuma,bedenime..
Yıldızlar menevişi kalbimin
Karanlık örtüm olsun...
Olsun!
Bu sis de gecenin tülü olsun...
Ne gelirse geceyle,
Dua gibi mübarek olsun...
22 Aralık 2010 Çarşamba
Aya Bakmak...
Tuhaf geliyor,bir insanın 30 yaşından sonra aya müştak olması..Hatta kendine yetişkin bir insan gibi yaklaşması insanın,gerçekten tuhaf.Yaşlandığını farketmek tuhaf,artık çocuk olmadığını kabul etmek tuhaf.Aya bakarken yaşı yok ki insanın,küçük bir kız çocuğu oluvermesi tuhaf .Gizli gizli ona bakması birileri onunla konuşmaya çalışırken..Trafiğin en kalabalık halinde,far ışıkları gözlerini alırken dikiz aynasından göğe bakmak,görünce ayın o sarı kocaman halini,önüne bakmayı unutması,yolun terse dönmesini beklemeyi bile akıl etmemesi,arkadan sağdan soldan ışık izlemesi,yol bilgisi zayıf aynı insanın,biraz tepeye çıkıp tam karşısında görünce şaşırıp kalması..Arabayı durdurması.Öyle bakıp kalmak istemesi..Ara sıra etrafındakilere gösterip aya baktınız mı,diye sorması,onların hıı,deyip devam etmesi..
Gökyüzüne böyle bir ışık asması ne büyük bir lütuf,güzellikler sahibinin..Her an başka başka güzelleşmesi ne hoş..Ay terapisini okumak istedim Mustafa Ulusoy un,kıskandım mı ayı ondan bilmem,okuyamadım,daha yoğun bir geçmişi vardır herhalde,daha yoğun bir düşüncesi,ne bileyim,dur şu dolunay bitsin,içim durulsun,okuyayım inşallah..Ay ışığında yürüyeyim inşallah.Hilaliyle heyecanlanıp,dolunayına gün sayayım,son demini bekleyip,ışığını içeyim...Sonra İbrahim as. gelsin hatıra, ondan çok hatırası olan var mı yıldız,güneş ve ayla...Aya bakıp dururken ben yeni yeni yoğunca,ki ilk gençlik yıllarımda yıldızlara bakardım uzun uzun,zühreye ille,o yıldızdan,aydan,güneşten geçiyordu çocukken daha..Rabbini buluyordu,parlayıp sönen her noktayla..
Olsun...Gecemiz aydın olsun,gönlümüz ayla dolsun..Şimdilik...Yüzü aya benzeyen sevgiliyi düşünerek.Cemalullah a ulaştırır belki cemalinden yansıyan her sebep...
28 Kasım 2010 Pazar
Korunaklı Şiirler Yaz Bana...sevgilim olmayan sevgili....
Bir şiir uzun yollardan tuttu çağırdı beni..Ne cümleler buldu,ne sözler vurdu beni..Ama bu başka..Şaşkınım buluştuğumuza,dedi yazamadın oku bari,başımı sokacak bir yer edin hadi..Hep dilenciyim,hep dilenciyim...Bağışlaması,sevgisi bol sevgili....
Dilimde ay tutuldu../..dilsizim
korunaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
sağanak yağışlı günlerimde sığınacağım bir yer bulunsun
bari, şiirlerde bir ev'cağızım olsun
üç oda bir salon yalnızlığımı kiraya vereceğim
heveslenme, senin için düşlerim başka
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim
ne güzel gülüyorsun, dudaklarında eski İstanbul resimleri
öyle kal lütfen, yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim
sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup, ülkeme geri döneceğim
anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim
düşe kalka düşledim, son baharım kaldı
beni şimdi tutmazsan, dudaklarına devrileceğim
oturaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde dinleneceğim bir yer bulunsun
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun
Pelin Onay
Dilimde ay tutuldu../..dilsizim
korunaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
sağanak yağışlı günlerimde sığınacağım bir yer bulunsun
bari, şiirlerde bir ev'cağızım olsun
üç oda bir salon yalnızlığımı kiraya vereceğim
heveslenme, senin için düşlerim başka
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim
ne güzel gülüyorsun, dudaklarında eski İstanbul resimleri
öyle kal lütfen, yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim
sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup, ülkeme geri döneceğim
anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim
düşe kalka düşledim, son baharım kaldı
beni şimdi tutmazsan, dudaklarına devrileceğim
oturaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde dinleneceğim bir yer bulunsun
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun
Pelin Onay
27 Kasım 2010 Cumartesi
Pişmanlığın Sağlaması..
Babadan kalma bir duygudur belki bu sürgün hayatın yalnızlığı.Başka yerde sürgün vermeye neden olan hatanın pişmanlığı,kalpte yeşertilen kelimeler ve dudaktan yükselişi göğe,uçmağa,cennete,gelinen yere..Ta Adem babadan.Bir peygambere,ilk peygambere baba demek ne güzel hem,onunla bir kader birliği kurmak,sonra son peygamberin ben onları babaları gibi tanırım müjdesini duymak,evlat olmak,çocuk olmak kadar güzel böyle bakınca...
Ama evet,bir pişmanlıkla indiğimiz bu yerden dönüş yolumuzun basamakları pişmanlıkla örülü ,amanla, özürle,hep bir hüzün ve özlem içimizde farkedemediğimizde bile..Ve Rab,Tevvab..Kabul eden bu dönüş isteğini,ilham eden hem kapı aralayan şifreyi,ta içimize,kelimelere kalbini açıp dilinden ve gözünden döküp yükseltene,zulmettiğini farkedene...Hüsrana düşmemek için eman dilenene..
Ve affedilir kul,yaptığı zulümden dönünce,sarılır sarmalanır kalbi,sağalır yaraları,ama hiç bir şey eskisi gibi değildir artık,burası hayatın en kaygan zemini.. Adem ve Havva (as)ağladılar, aradılar ,yandılar buluştular ,affolundular ,ama karşılığında cennete geri dönmediler,en azından hemen..Dönüş yolu,kendi dikenlerimizle dolu,her basamakta zulmümden yaralanan kalbimin kabukları düşer düşmez,o zulmün ete kemiğe bürünmüş hali karşımdaymış meğer..Eş,çocuk,arkadaş,komşu,öğrenci ya da her kimse ,tam bir felaket kaçtığın kendinle yeniden karşılaşmak ve onunla uğraşmak...En çetrefilli problemi çözdünüz,artık alınmıyorsunuz mesela kırılmıyor seviyor,hüsnü zan ediyorsunuz,o da diyelim ki yani inşallah,sonra sağlaması bak bakalım nasılmışsın,ne yapmışsın,al sana alıngan bir çocuk,ya da bir arkadaş,ya da eş,içerden böyleydi anladın, dışardan nasıl duruyormuş yaptığın...
Burası kaç haftadır,durup bakakaldığım,korkuyla zorluğun kolaylığına sarıldığım yerdir.Kızım hemen öncesinde anne ben güzel değilim dediğinde gözümün önüne dizilen yıllar,annemin çaresiz tesellilerinin içime oturduğu yerdir,kendi çocukluğunla 25 yıl sonra karşılaşmak,nasıl bir şeydir?
Zor,tevbeler tevbesi...
Ama evet,bir pişmanlıkla indiğimiz bu yerden dönüş yolumuzun basamakları pişmanlıkla örülü ,amanla, özürle,hep bir hüzün ve özlem içimizde farkedemediğimizde bile..Ve Rab,Tevvab..Kabul eden bu dönüş isteğini,ilham eden hem kapı aralayan şifreyi,ta içimize,kelimelere kalbini açıp dilinden ve gözünden döküp yükseltene,zulmettiğini farkedene...Hüsrana düşmemek için eman dilenene..
Ve affedilir kul,yaptığı zulümden dönünce,sarılır sarmalanır kalbi,sağalır yaraları,ama hiç bir şey eskisi gibi değildir artık,burası hayatın en kaygan zemini.. Adem ve Havva (as)ağladılar, aradılar ,yandılar buluştular ,affolundular ,ama karşılığında cennete geri dönmediler,en azından hemen..Dönüş yolu,kendi dikenlerimizle dolu,her basamakta zulmümden yaralanan kalbimin kabukları düşer düşmez,o zulmün ete kemiğe bürünmüş hali karşımdaymış meğer..Eş,çocuk,arkadaş,komşu,öğrenci ya da her kimse ,tam bir felaket kaçtığın kendinle yeniden karşılaşmak ve onunla uğraşmak...En çetrefilli problemi çözdünüz,artık alınmıyorsunuz mesela kırılmıyor seviyor,hüsnü zan ediyorsunuz,o da diyelim ki yani inşallah,sonra sağlaması bak bakalım nasılmışsın,ne yapmışsın,al sana alıngan bir çocuk,ya da bir arkadaş,ya da eş,içerden böyleydi anladın, dışardan nasıl duruyormuş yaptığın...
Burası kaç haftadır,durup bakakaldığım,korkuyla zorluğun kolaylığına sarıldığım yerdir.Kızım hemen öncesinde anne ben güzel değilim dediğinde gözümün önüne dizilen yıllar,annemin çaresiz tesellilerinin içime oturduğu yerdir,kendi çocukluğunla 25 yıl sonra karşılaşmak,nasıl bir şeydir?
Zor,tevbeler tevbesi...
Etiketler:Çocuk etkinlikleri,tefsir notları,
Annelik,
bakara,
cumartesi,
işte öyle,
tefsir notları,
tökezlemeler
26 Kasım 2010 Cuma
Adem ve Havva-Zıtların Birliği
Havva bir tasavvurdan çıkıp bir beden giyinince insan iki oldu,yalnızlık kayboldu,her şey zıttıyla kaimdi,teklik bitti ikilik dünyası oluştu.Geniş alan daraldı,gidilecek yere hazırlandı,öyle ya,dünya zıtlıkların dünyasıydı...İstenen o ki her zıt bütünü oluştursun ve ortaya bir şekil çıksın,daire mesela...Evlilik de bir şekil böyle bakınca,daireyi tamamlamak amaç,çapın iki karşıt noktasından bakabilmek hayata..Çember bile değil istenen,ille daire içi dolu dolu yani bu karşıtlıklardan birbirine bağlanan doğrularla,binlerce doğruyla dolu,tamamlandı mı,bitti mi işin,hayır,çap genişlesin,gönül genişlesin...
İki zıttın birleşip bir ürün verebilmesi evlilikse,her zıt evlenecek,burada,sükun bulmak için fıtrata uymak için.Çünkü zıtların sükun bulduğu yer Allah..Fıtratallah...
Dünya,ahiretle evlenmeli,ahiret fikri dünya düşüncemi döllemeli ki ortaya amel çocuğu çıkabilsin.İmanla amelin niyedir kitapta bunca birlikteliği..Önce,sonrayla..Yeni,eskiyle...Aşikar,gizliyle...Hastalık sağlıkla,bolluk darlıkla,varlık yoklukla,kötülük iyilikle,hayat ölümle evlenmeli,baskın olmalı baki olan,sözü geçmeli...Bu da geçer ya hu,tablolardan inmeli,şu varlık dünyasına bir hiç nakşedilmeli...Ki benden beklenen bir doğumdur,hem de kendi kendimi,üç karanlıktan geçerek bir çocuk doğacak,sahici..
En büyük zıtlık yine insanda,kadın ve erkek.Bunu çözebilen hayatı çözdü demek.İhtilafta rahmet varmış,farklılıkta bereket..Hep kendi cinsinin üstün olduğunu zanneden,okuyamıyor demek..Zaten kendini iyi zannedene cahil deniyor,görmemiş güzelini belli ki,bildiği sadece elindeki..........imiş....
En büyük zıt kadınla erkek..Hem aşk,hem nefret,yumuşakla sert,celalle cemal,köşeliyle yuvarlak,düzle detay,ve bir sürü farkındalık,bambaşka iki gözlük,dünyaya başka bir gözle bakmak demek,ne heyecanlı olsa gerek,ama çok zor bazen nefes alabilmek,ve sağ çıkabilmek bu zıtlık iklimlerinden...
İki zıttın birleşip bir ürün verebilmesi evlilikse,her zıt evlenecek,burada,sükun bulmak için fıtrata uymak için.Çünkü zıtların sükun bulduğu yer Allah..Fıtratallah...
Dünya,ahiretle evlenmeli,ahiret fikri dünya düşüncemi döllemeli ki ortaya amel çocuğu çıkabilsin.İmanla amelin niyedir kitapta bunca birlikteliği..Önce,sonrayla..Yeni,eskiyle...Aşikar,gizliyle...Hastalık sağlıkla,bolluk darlıkla,varlık yoklukla,kötülük iyilikle,hayat ölümle evlenmeli,baskın olmalı baki olan,sözü geçmeli...Bu da geçer ya hu,tablolardan inmeli,şu varlık dünyasına bir hiç nakşedilmeli...Ki benden beklenen bir doğumdur,hem de kendi kendimi,üç karanlıktan geçerek bir çocuk doğacak,sahici..
En büyük zıtlık yine insanda,kadın ve erkek.Bunu çözebilen hayatı çözdü demek.İhtilafta rahmet varmış,farklılıkta bereket..Hep kendi cinsinin üstün olduğunu zanneden,okuyamıyor demek..Zaten kendini iyi zannedene cahil deniyor,görmemiş güzelini belli ki,bildiği sadece elindeki..........imiş....
En büyük zıt kadınla erkek..Hem aşk,hem nefret,yumuşakla sert,celalle cemal,köşeliyle yuvarlak,düzle detay,ve bir sürü farkındalık,bambaşka iki gözlük,dünyaya başka bir gözle bakmak demek,ne heyecanlı olsa gerek,ama çok zor bazen nefes alabilmek,ve sağ çıkabilmek bu zıtlık iklimlerinden...
Etiketler:Çocuk etkinlikleri,tefsir notları,
bakara,
cumartesi,
işte öyle,
tefsir notları
4 Kasım 2010 Perşembe
Oyun ve Oyuncak Duası
Dün akşam çocukların dualarını dinledim.Yiğit önce teşekkür etti,bana oyuncak verdiğin için çok teşekkür ederim Allah ım,Irmak büyük ve bahçeli bir ev istedi kedi almak için,ve tabiki kedi istedi.Bunu duyan Yiğit unutmuşum ben de köpek istiyordum dedi.Başka,deyince Irmak anladı galiba,bütüüün bebeklere,hastalara,müslümanlara yardım et Allah ım,dedi..
Geçen gün bir oyuncakçıyı dolaştım.Bir ev kursak ve içini döşesek oyuncaktan,bir ay sonra modası geçer yetişilmezdi herhalde.Bütün ev aletleri,sesleri,işlevleriyle ve o kocaman halleriyle oyuncakçıyı beyaz eşyacıya dönüştürmüştü.Fırın bile mikro ve ankastre olarak iki taneydi.Zavallı çocuk,bunların karşısında ne kadar savunmasızdı.Hayal gücü nasıl pıstırılmış,alanı ne kadar daraltılmıştı.Mikserle kekini çırpıp,fırınına koyan eviyesinde bulaşıklarını yıkayan çocuk,hiç hayal kurmadan 3.gün aynı işi yapabilir mi?Ama istemeden de yapabilir mi,altını ıslatan bebek istiyormuş Irmak,bunlar güzel değil di mi,barby iyi değil sevmiyorum diyor ama..Çocuklar da oyuncak istiyor gizli gizli,biz de oyuncak, kendimce gizli gizli...Dualardan belli..
Dünya bir oyun ve oyalanma yeridir dedi,dünyayı yaratan Allah..Gerçek hayat ahiret hayatıdır dedi dünyayı dışarıdan seyreden peygamber.Oynamak,eğlenmek,oyalanmak istiyorum dedi insan...Allah ın ,peygamber in dediğini duyanlar bile oyunsuz kalamadı,sıkılır da yenisini ister ya oyuncağın çocuk,insan da öyle yaptı,sıkıldı ve bir değişiğini istedi.Evinin,mobilyasının,arabasının,kıyafetinin,saç renginin,kaş şeklinin,işinin,yemeğinin sürekli değişmesini istedi.Çocuğunu bile belki değişirse diye istedi,kızsa erkek,erkekse kız,oyuncağı değişsindi,o hep eğlensin,hep gülsün hep mutlu olsundu.Ama öyle olmadı.En mutsuz çocuklar en çok oyuncağı olanlar oldu,oynamayı bilemediler bir türlü,her yer doluydu,hareket imkanı yoktu,oyuncakların çokluğu meşgale demekti.Öyleydi,bebeğin bile önüne ikiden fazla oyuncak verseniz ikisine de bakmaz,ağlardı...Ama oynanmasa bile alınmalıydı oyuncak,gün gelir oynanırdı..
Bir de herkesin kendine özgü oyuncakları vardı,içinde toplu duada saysan bitmezdi,oğlana iş,hayırlı ve sarışın gelin,ev,kredi borcu,araba,3 oda ev,kilerli ev,onun için ümmeti Muhammed e edilen duadan,pakistanda sel altında,nijerde çöl altında olan insanlara duadan sonra ve buradaki amin diyen din kardeşlerimizin gönlündeki murat denilince ses dalgalanır,aminler çoğalırdı.Çokluktu istenen,her yerimiz çokluktan görünmez olmuştu bizim.Ne çok kıyafet,ne çok mutfak eşyası,ne çok ondan ne çok bundan..
Halbuki azı sevmek kolaydı.Azı sevmek güzeldi.Güzel olan azdı.Efendimizin eşyalarının isimleri vardı,az olunca isim konulabilir ancak,biz hangi eşyamıza isim verebiliriz ki,Ayşe nin uçan atına binbir kanat takamadık,kanatlarını kopardık oyuncakların,eşyanın sırrını unuttuk,çoğalttıkça horladık,onlar da üzüldü...
Oyuncak istiyoruz.Oyun..Korktuğumuzdan emin,umduğumuza nail eyle diyoruz ya,korkuyorum,neden korkuyor neyi umuyoruz acaba...
Geçen gün bir oyuncakçıyı dolaştım.Bir ev kursak ve içini döşesek oyuncaktan,bir ay sonra modası geçer yetişilmezdi herhalde.Bütün ev aletleri,sesleri,işlevleriyle ve o kocaman halleriyle oyuncakçıyı beyaz eşyacıya dönüştürmüştü.Fırın bile mikro ve ankastre olarak iki taneydi.Zavallı çocuk,bunların karşısında ne kadar savunmasızdı.Hayal gücü nasıl pıstırılmış,alanı ne kadar daraltılmıştı.Mikserle kekini çırpıp,fırınına koyan eviyesinde bulaşıklarını yıkayan çocuk,hiç hayal kurmadan 3.gün aynı işi yapabilir mi?Ama istemeden de yapabilir mi,altını ıslatan bebek istiyormuş Irmak,bunlar güzel değil di mi,barby iyi değil sevmiyorum diyor ama..Çocuklar da oyuncak istiyor gizli gizli,biz de oyuncak, kendimce gizli gizli...Dualardan belli..
Dünya bir oyun ve oyalanma yeridir dedi,dünyayı yaratan Allah..Gerçek hayat ahiret hayatıdır dedi dünyayı dışarıdan seyreden peygamber.Oynamak,eğlenmek,oyalanmak istiyorum dedi insan...Allah ın ,peygamber in dediğini duyanlar bile oyunsuz kalamadı,sıkılır da yenisini ister ya oyuncağın çocuk,insan da öyle yaptı,sıkıldı ve bir değişiğini istedi.Evinin,mobilyasının,arabasının,kıyafetinin,saç renginin,kaş şeklinin,işinin,yemeğinin sürekli değişmesini istedi.Çocuğunu bile belki değişirse diye istedi,kızsa erkek,erkekse kız,oyuncağı değişsindi,o hep eğlensin,hep gülsün hep mutlu olsundu.Ama öyle olmadı.En mutsuz çocuklar en çok oyuncağı olanlar oldu,oynamayı bilemediler bir türlü,her yer doluydu,hareket imkanı yoktu,oyuncakların çokluğu meşgale demekti.Öyleydi,bebeğin bile önüne ikiden fazla oyuncak verseniz ikisine de bakmaz,ağlardı...Ama oynanmasa bile alınmalıydı oyuncak,gün gelir oynanırdı..
Bir de herkesin kendine özgü oyuncakları vardı,içinde toplu duada saysan bitmezdi,oğlana iş,hayırlı ve sarışın gelin,ev,kredi borcu,araba,3 oda ev,kilerli ev,onun için ümmeti Muhammed e edilen duadan,pakistanda sel altında,nijerde çöl altında olan insanlara duadan sonra ve buradaki amin diyen din kardeşlerimizin gönlündeki murat denilince ses dalgalanır,aminler çoğalırdı.Çokluktu istenen,her yerimiz çokluktan görünmez olmuştu bizim.Ne çok kıyafet,ne çok mutfak eşyası,ne çok ondan ne çok bundan..
Halbuki azı sevmek kolaydı.Azı sevmek güzeldi.Güzel olan azdı.Efendimizin eşyalarının isimleri vardı,az olunca isim konulabilir ancak,biz hangi eşyamıza isim verebiliriz ki,Ayşe nin uçan atına binbir kanat takamadık,kanatlarını kopardık oyuncakların,eşyanın sırrını unuttuk,çoğalttıkça horladık,onlar da üzüldü...
Oyuncak istiyoruz.Oyun..Korktuğumuzdan emin,umduğumuza nail eyle diyoruz ya,korkuyorum,neden korkuyor neyi umuyoruz acaba...
3 Kasım 2010 Çarşamba
ANSIZIN
Durunca
Öylece durunca
Bekleyip durulunca
Hızlıca akıp giden hayat
İçinde durdurulunca
Saatler susunca
Vakitsiz bir an olunca
O an içinde uzayınca
Ve olunca ansız tüm anlar
Ansızın
Düşününce
Ağır ağır gelince
Bekleyerek gelişince
Ansız hislere düşünce
Hareketler durunca
İçinde herkes susunca
Ve ölünce kıpırdayan canlılar
Ansızın
Bakınca
Gözlerini ayırmayınca
Görüldüğünün farkına varınca
Göz göze gelmenin hayali sarınca
Bakışlar ansızlaşınca
Lisanlar yetmeyince
Akıl erişemeyince
Ve daldıkça derine tüm bakışlar
Ansızın
Görünce
Göremeyince
Görmeyi düşünemeyince
Düşünceyi göremeyince
Yüzünden başka her şeyi
Yokluğa gömünce
Ve mavi bir denizde yüzünce tüm varlar
Ansızın
Sevince
Tüm bahaneler silinince
Sevgilinin evine usulca girince
Tüm kapılarını açınca
Sır perdelerini yırtınca
Sevince sevilince sevince
Ve dönünce sevince tüm gamlar
İncir ve zeytinden tat alınca
Ansızın
Dururmuş zaman
Yok olurmuş mekan
Görünen herşey yalan
Kafesler viran
Elif,he,bir an
Bir düş eskilerden kalan
Na...an
Ansızın
Bir de pervazlara konan güvercinler
İçimden kalkıyorlar gibi, kanat sesleri
Bir ışık huzmesi
Diz dize,göz göze
Anlatamadım ki,
Anlamadım da aslında,
Şimdi dilsiz
Şimdi lisansızım...
Öylece durunca
Bekleyip durulunca
Hızlıca akıp giden hayat
İçinde durdurulunca
Saatler susunca
Vakitsiz bir an olunca
O an içinde uzayınca
Ve olunca ansız tüm anlar
Ansızın
Düşününce
Ağır ağır gelince
Bekleyerek gelişince
Ansız hislere düşünce
Hareketler durunca
İçinde herkes susunca
Ve ölünce kıpırdayan canlılar
Ansızın
Bakınca
Gözlerini ayırmayınca
Görüldüğünün farkına varınca
Göz göze gelmenin hayali sarınca
Bakışlar ansızlaşınca
Lisanlar yetmeyince
Akıl erişemeyince
Ve daldıkça derine tüm bakışlar
Ansızın
Görünce
Göremeyince
Görmeyi düşünemeyince
Düşünceyi göremeyince
Yüzünden başka her şeyi
Yokluğa gömünce
Ve mavi bir denizde yüzünce tüm varlar
Ansızın
Sevince
Tüm bahaneler silinince
Sevgilinin evine usulca girince
Tüm kapılarını açınca
Sır perdelerini yırtınca
Sevince sevilince sevince
Ve dönünce sevince tüm gamlar
İncir ve zeytinden tat alınca
Ansızın
Dururmuş zaman
Yok olurmuş mekan
Görünen herşey yalan
Kafesler viran
Elif,he,bir an
Bir düş eskilerden kalan
Na...an
Ansızın
Bir de pervazlara konan güvercinler
İçimden kalkıyorlar gibi, kanat sesleri
Bir ışık huzmesi
Diz dize,göz göze
Anlatamadım ki,
Anlamadım da aslında,
Şimdi dilsiz
Şimdi lisansızım...
Etiketler:Çocuk etkinlikleri,tefsir notları,
çarşamba,
güvercinli odada,
işte öyle,
şiirsel esinti,
tasavvuf,
zaman
1 Kasım 2010 Pazartesi
Sarılmak ve Okumak
Ve sen yine öylece kalakaldığında
Kelimelerin susmaya durduğunda
Gözündeki yaşları saklamaya çalıştığında
İçinden ağlayıp,zorlandığında
Kalabalıkları delen yalnızlığınla
Biri olmalı,seni sıkıca saran
Kemiklerini hissetmelisin ,seni ayakta tutan
Ve çıkınca içinden o tuhaf ses ölümü hatırlatan
Bırakmalısın artık ne varsa taşıdığın,hazan
Hala sıkmaktadır seni,sıkan
Sıktıkça can suyun çıkmaktadır,rahatlatan.
Ve tamam deyip bıraktığında
Ve sen artık biraz önceki sen olmadığında
Dizlerinin bağı çözülüp,kalbin yarıldığında
Şükret,hamd et,an ilk emri,Hirayı,Yaratanını
Sıkarak ferahlatanını
Cebrailin kucaklayışını
Bilmem de,sarılsın daha sıkı
Okumak zor
Sarılmadan.....
Kelimelerin susmaya durduğunda
Gözündeki yaşları saklamaya çalıştığında
İçinden ağlayıp,zorlandığında
Kalabalıkları delen yalnızlığınla
Görünmez olmayı dilediğin o anda
Biri olmalı,seni sıkıca saran
Kemiklerini hissetmelisin ,seni ayakta tutan
Ve çıkınca içinden o tuhaf ses ölümü hatırlatan
Bırakmalısın artık ne varsa taşıdığın,hazan
Hala sıkmaktadır seni,sıkan
Sıktıkça can suyun çıkmaktadır,rahatlatan.
Ve tamam deyip bıraktığında
Ve sen artık biraz önceki sen olmadığında
Dizlerinin bağı çözülüp,kalbin yarıldığında
Şükret,hamd et,an ilk emri,Hirayı,Yaratanını
Sıkarak ferahlatanını
Cebrailin kucaklayışını
Bilmem de,sarılsın daha sıkı
Okumak zor
Sarılmadan.....
27 Ekim 2010 Çarşamba
Geriye Dönüş Yeniden Küçük Prens
''Öyle ya, Küçük Prens'in gezegeninde, her gezende olduğu gibi, faydalı otlar da, zararlı otlar da vardı. Elbette ki faydalı otun tohumu faydalı, zararlı otun tohumu zararlı olur. Ama tohumlar görülmez, toprağın altında uyurlar mışıl mışıl, ta ki günü birinde birinin aklına eser, uyanır. O zaman da gerinir, güneşe doğru incecik, sevimli ve zararsız bir filiz sürer ürkekçe. Bir turp ya da bir gül filiziyse bu, varsın istediği kadar büyüsün. Ama zararlı bir bitkiyse, onu görür görmez koparmak gerekir. Küçük Prens'in gezegeninde korkunç tohumlar da varmış.. Baobabsa öyle bir bitki ki erken davranmazsan, bir daha baş edemezsin onunla. Gezegenini baştan başa sarar, kökleriyle delik deşik eder. Hele gezegen küçük, baobablar da çok olursa, çatlatır gezegeni.
Küçük Prens daha sonra: "Bu, bir kendini disipline etme işidir. İnsan her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra, gezegenine çekidüzen vermelidir. Baobablar filizlenirken gül fidanlarına çok benzerler. Onun için, birini öbüründen ayırt etmez, hiç vakit kaybetmeden baobabları söküp atmayı iş edinmeli. Oldukça sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay."Küçük Prens
Yiğitin yavru yılanları ve ne çizdiğini anlayamayışım,yüzüme şaşkın bakıp uzun uzun akan suları gökyüzünden geçen yolları anlatışı,her olaya bambaşka,bizce akla gelmez ve hatta saçma yaklaşımları hatırlattı bana yeniden,o benim küçük prensim,bambaşka bir gezegenden gelmiş gibi..Bugün onlara da okudum ilk beş bölümü,bu ne resmi dedim,önce dağ dediler,sonra fil,yılanın içinde...6 yaşındakilerin çözebileceği bir mesele..Yiğit için gayet sıradan bir resimdi bu.Büyüklere anlatman gerekir yoksa anlamazlar cümlelerine gelince ama gerçekten dedi Irmak,muzip gülüşüyle..Bense düşünceli, yukarıdaki paragraflara takılı kalarak...
Herkes artık bir büyük olduğunda yeniden dönmeli çocukluk ya da ilk gençlik yıllarına, hatırlamalı ,anmalı hangi sulardan geçtiğini.İlle kitaplarını,simyacıyı,martıyı,hatta şimdi uzaktan tebessüm ettiği pembe dizi tadında huzur sokağının Bilalini,küçük prensi...Ve sabah uyandığında çeki düzen vermeli kendi gezegenine,ayırmalı gül ve baobab filizlerini,gezegen küçük, baobablar çoksa bir de,çatlatır gezegeni..Küçük prens ne çok şey söylemiş değil mi?
Küçük Prens daha sonra: "Bu, bir kendini disipline etme işidir. İnsan her sabah elini yüzünü yıkadıktan sonra, gezegenine çekidüzen vermelidir. Baobablar filizlenirken gül fidanlarına çok benzerler. Onun için, birini öbüründen ayırt etmez, hiç vakit kaybetmeden baobabları söküp atmayı iş edinmeli. Oldukça sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay."Küçük Prens
Yiğitin yavru yılanları ve ne çizdiğini anlayamayışım,yüzüme şaşkın bakıp uzun uzun akan suları gökyüzünden geçen yolları anlatışı,her olaya bambaşka,bizce akla gelmez ve hatta saçma yaklaşımları hatırlattı bana yeniden,o benim küçük prensim,bambaşka bir gezegenden gelmiş gibi..Bugün onlara da okudum ilk beş bölümü,bu ne resmi dedim,önce dağ dediler,sonra fil,yılanın içinde...6 yaşındakilerin çözebileceği bir mesele..Yiğit için gayet sıradan bir resimdi bu.Büyüklere anlatman gerekir yoksa anlamazlar cümlelerine gelince ama gerçekten dedi Irmak,muzip gülüşüyle..Bense düşünceli, yukarıdaki paragraflara takılı kalarak...
Herkes artık bir büyük olduğunda yeniden dönmeli çocukluk ya da ilk gençlik yıllarına, hatırlamalı ,anmalı hangi sulardan geçtiğini.İlle kitaplarını,simyacıyı,martıyı,hatta şimdi uzaktan tebessüm ettiği pembe dizi tadında huzur sokağının Bilalini,küçük prensi...Ve sabah uyandığında çeki düzen vermeli kendi gezegenine,ayırmalı gül ve baobab filizlerini,gezegen küçük, baobablar çoksa bir de,çatlatır gezegeni..Küçük prens ne çok şey söylemiş değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






